Sevgili Deman
Alevilik semavi dinler içinde sayılamasa da, insan denen canlı, ne ekersen, onu biçersin misali, değişkendir. İnançlarıda değişir. İnanç isimleride değişir. Kafamızdaki alevilik ile yaşayan alevilik örtüşmüyor, hangisi aleviliktir, hangisi değildir tartışmasının artık pek bir önemi kalmamış.
Her ağacın kurdu özünden olur. Alevilik islam değildir derseniz, karşı çıkışı önce alevilerden görürsünüz. Aleviliğin islam olmayışı ayrı, kendisine alevi diyenlerin müslümanlaşmış olması ayrı bir konudur. Bu günkü alevilik de bana göre gericiliktir, belirli mertebede yobazlıktır.
Bir şeyi ötekine göre kıyas bizi doğru sonuca götürmüyor. Sünni, şii tutuculuğuna bakıp, aleviliğin derecesini tayin etmek anlamlı durmuyor. Öbürü tutucuysa, berikide ona göre daha az derecede bile olsa tutucudur, hatda tutuculuğun ilerisi, yobazlıktır. O yüzden objektif yaklaşmak en ideal yoldur diye düşünüyorum.
Bu yazdıklarınla bir çok alevi paylaşım alanında, ortamında barınamazsın. Zira aleviliğin içine, "katliamcılığın kralı Ali" sopundan geldiğini iddia eden, örümcek beyinli dedeler yerleşmiştir ve her sofranın misafiri gibidirler. Din adamları sınıfı nasıl bir mantar, sömürgen sınıfı ise, aleviliğe de semavi bir anlayışla bu hazreti, ulu, yiyici takımı, yobaz, bağnaz, sömürgen, bayağı sınıf yerleşmiştir. Semavi inançlar diri tutulduğu sürece bu bağnaz sınıf ayakda kalabilir, nemalanabilir ve alevilik islam değildir demek, bu dini sınıfın, tabakanın ekmeğiyle, sömürüsüyle oynamaktır. Zira alevilikde tanrısallığa yaslanmak mümkün değildir(tanrının şahsi, tekil iradesi yoktur, dolayısıyla yaslanılamaz, her şeyin birliği tanrıyı temsil eder, tekil değil, çoğul birliktir), o yüzden bunlar islama yaslanırlar. tarihdeki asimilasyon taktiğinin en önemli ayağı-unsuru bunlardır. Bunlar bilhassa Osmanlı siyasi arenasında, hayli etkin sonuç getiren, asimilasyon politikasının şaşmaz neferleridirler, önlerine atılan kırıntılarla idare etmişlerdir(bu her zaman böyledir, güçlü, gücünü döktüğü kırıntılarla daim kılabilir. Yalakalar olmasa güçlü zalimler de olamaz, ama yalakalık bir kez yaşam biçimi haline gelmişse insanlar yalaka olduklarını bilmeden yaşarlar.) . Aleviliğin bilgiye verdiği önem, inanca, tapınmaya, yakınmaya dönüştürülmüştür, bu arttıkça bu asalak takım hem büyümüş hemde dokunulmazlık kazanmıştır, yol olmuş, tarikat olmuştur(1980 öncesi iyi veya kötü aydınlanma sürecinde, bu mantar takımı belirli oranda sökülüp, atılmıştı. Şimdi yeniden bağnazlığa geçiliyor. Örneğin, Cem TV izleyenler, Samanyolu TV deki, Kur'an serpiştirmeli belgesellerin olduğu gibi gösterildiğini, sabahtan akşama kadar Ya Muhammed, ya Ali nidalarının aşırı derecede abartılı biçimde öne çıkarıldığını görmüş olmalılar. Evrimi
yerle bir eden belgeseller şaşmaz yayınları arasındaydı, oysa evrim-devinim doğa inançlarının temelidir, hatda doğanın yoludur, demek ki ya bunalr alevi değil, ya da bu günkü aleviliğin geldiği konum budur.) .
Alevilikde somut bir Allah kavramı yoktur, iradi bir tanrıdan bahsedilemez, osmanlı, Selçuklu baskısında bunların satır aralarına gizlenmişliği, islami inançla görülememiştir, dedelerin, imamların, hazretilerin etkisinde müslümanlaşan, asimile edilen alevilikde bunu göremez. Ama bu gün alevilikde her şeyin başına iradi bir yaratıcı, kurtarıcı vb motiflerle Allah'ı korlar. Allah, ya Muhammed, ya Ali dedikten sonra islami bir din değiliz demek anlamlı olmuyor. Birde ardına akıl karı olmasa da Allah, Alidir, Ali'de Allah'dır diye, 6 yaşında bebenin dahi rahatlıkla görebileceği akıldışılığı, aleviliğin temelindeki doğa inancını yerle yeksan eden mantık dışılığı propaganda ederler. Hatda o derece ileri giderlerki, islam masallarında olmayan masallar icad ederler, Ali'yi Ömer'in, Osman'ın düşmanı ilan ederler, hatda birbirlerine verdikleri bebe yaştaki kızları dahi ret ederler!(oysa bunlar geniş aile!, kim kimin eniştesi, bacanağı, kimin eli kimin cebinde, kim kimin çocuğunu, bebesini kendisine nikahlamış, maldan geri kalmamak adına cinsel obje olarak sunmuş, çocuklarına birbirlerinin adını vermiş belli değildir

. Yaşanan kavgaların temelinde ise sadece mal-mülk, miras kavgası ve tabi politik hakimiyet, taht kavgası olduğunu göremezler. Oysa az biraz Osmanlıya bakan taht kavgasının kardeşin, kardeşi öldürmesine dahi yol açan, ihtiraslar, entrikalar dünyası olduğunu kavrayamazlar. Katil, katliamcı Ali'yi, islamın kılıçla yayılması stratejisinin fikir babasını, komutanını, stratejistini mazlum Ali ederler, dinin ise o taht kavgalarının silahı olduğunu, mazlumluğun o kavgada rakiplerle kurulan dengenin-dengesizliğin bir sonucu olduğunu kavrayamazlar. Oysa o cengaver Ali ilk başa geçseydi, elde kılıç çevresini doğrarken, belkide şimdi aleviler, ya Ebubekir diyecekti(zira islam kaynaklarına göre en acımasızları ve kılıçla-şiddetle dini yayma taraftarı olan kişi Ali'dir. Vicdansız saydıkları Ömer dahi baskın düzenlemeden kurbanlara haberci yollayıp geliyoruz derken, Ali gece baskını düzenleyip, insanları uyurken yakan birisidir. Dirayeti, gücü yokmuş gibi
azmettirici davranış sergileyen, katliam emirleri yağdıran bir Allah'ın kılıcı olmak görüldüğü gibi kolay değildir.) Masal buya....
Tarih bilincinden yoksundurlar. Müslümanlığın elde kılıçla yayıldığından bihaberdirler. Kılıç altında toplumların, insanların düştüğü aczi anlayabilme kapasitesinden yoksundurlar. Güç karşısında düşülen acz nedir bilmiyorlar(silahlı birisi karşılarına çıksa, silahı alınlarına dayasa ne düşünürler, nelere kabul verirler, bunu anlayamıyorlar.). Kurbanın, katilden af dilemesi nedir bilmezler, bilseler yaptıklarının yalakalık olduğunu kavrarlar, ama bu öyle bir hal alırki, kurbanın, katiline aşık olması gibi, hakim olana aşık olurlar. Tarih gösteriyor ki, elde kılıç kesilen toplumların, katili kabullenmekden, yenilgiden başka bir çaresi kalmadığı ortadadır. Alevilik ise aslında, çok geniş toplumsal bir kültür kaynaşımına sahiptir. İslam dan daha geniştir, tarihsel kökleri bakımından da daha kadimdir. Ama bunlar eskide kaldı, bu gün aldığı şekil bir inanç sistemidir ve ağırlıklı olarak islami motif taşır. Çünkü insan nasıl değişiyorsa, inançlarıda değişiyor, insan nasıl bir canlı ise kültürde insan gibidir, canlıdır, değişkendir, doğum ve ölümlüdür. İsmi değil cismi önemlidir.
Neyse uzamasın, bana göre elbetde aleviliğin kendi kökenince savunulması saygıdeğer bir çabadır, bende alevilik islam değildir diyorum, savunuyorum, ama bilime ve dini inançlardan kurtulmaya harcanacak çaba, bu çabaya harcanacak çaba ve zamandan daha önemli, üstelikde daha kitlesel, perspektif olarak daha geniş ve kabullenilebilirdir diye düşünüyorum. Günümüz aleviliğinden ya Allah, ya Muhammed, ya Ali inancını, Allah'ın kılıçlığını! müslümanlığı aldığınızda geriye bir şey kalmıyor, zira aleviliğin asimilasyon sürecinde aldığı boyut budur. Bir şeyi değiştirmek ancak o şeyin değişim öncesi tahlilini yapmakla ve hoşumuza gitsin ya da gitmesin kabullenebilmekle mümkünr. Neyi değiştireceğini bilmeyen, bir değişim gerçekleştiremez. Önce var olanın ne olduğunu ortaya koymak gerekir-ki kabul etmeseniz de, özünde alevilikde yeri olmasa da, var olan kendisini islam görüyor-(yani sizlerin nasıl olması gerektiği-olduğunu söylemeniz değil, öncelikle var olanın ne olduğunu ortaya koymanız ve tahlilini yapmanız gerekiyor.)