
18-01-2013, 23:26
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 28 Aug 2011
Mesajlar: 1.160
|
|
“Allahu Ekber” ---- “Güneş Ekber”
Tekbir olarak söylenen “Allahu ekber” ifadesindeki “ekber” sözcüğü k-b-r köklerinden gelmekte olup, “büyük daha büyük” anlamına gelmektedir.
“Ekber” sözcüğünün sadece bir büyüklük kıyaslaması anlamında kullanılmadığını Allah’tan daha çok “Güneş” ile yakından bağlantılı bir kavram olduğunu düşünüyorum.
Bu konuya girmeden önce ilkin şunu belirtmem gerekiyor, bence Kurandaki anlatımlarda insanın yeniden diriltilmesi ve kafirlerin cezalandırılması ile “Güneş”in çok yakın bir ilişkisi var, sanki kafirler onun içerisine atılacakmış gibi veya da o dünyaya inip kafirleri ceza günü cezalandıracakmış gibi bir durum söz konusu. Örneğin “cennet” ile ilgili ayetlerde Güneş’in cennette olmayacağının söylenmesi buradan kaynaklanıyordu.
"Orada ne susuzluk çekeceksin, ne de güneş sıcaklığında yanacaksın." (Taha -119)
“Orada tahtlar üzerinde yaslanırlar. Orada güneş (şiddetli sıcak) ve şiddetli dondurucu soğuk görmezler.” (İnsan -13)
Şimdi “ekber” sözcüğüne geri dönelim. Bilindiği gibi tekbir, Arapça “Allahu ekber” şeklinde ifade edilen bir kavram. Tekbir’in İslam dinindeki ezan, namaz, kurban gibi temel ibadetlerdeki yerini herkes biliyordur. “Allahu ekber” sözcüğü 5 vakit günde 30 kez ezan içerisinde tekrar edilir ve namazlara “Allahu ekber” başlangıç tekbiri ile başlanır.
Kuran’a göre namazdan önce ezanın ve dolayısıyla tekbirin okunması temelde Güneş’in konumuna göre belirlenmektedir.
(Namaz; Diğer bazı dini kavramlarda olduğu gibi Sanskritçeden Farsçaya oradan da Türkçeye geçmiş bir sözcüktür ve İran'da ateşe tapanların "ateş önünde eğilmesi" için kullanılır. Namaz'ın Hint kültüründeki yoga veya "güneş kültü" ile, beş vakit namaz konusunun ise Sabiilik ile bağlantılı bir tapınma şekli olduğu iddiaları bulunmaktadır.)
İslam’da bir de “teşrik tekbir”i bulunmaktadır. Kurban Bayramı Arefe günü sabah namazından, dördüncü günün ikindi namazının sonuna kadar farz namazların ardından sesli olarak söylenir. Teşrik kelimesi peki ne anlama geliyor?
“Bu günlere teşrik günleri denmesi ile ilgili olarak iki izah vardır. Birincisine göre, bu günlerde hacıların Mina’da evleri ya da çadırları yoktur, hep güneş altındadırlar; o yüzden de “Güneşte yanma günleri” anlamında “teşrîk günleri” denmiştir. Çünkü ş-r-k maddesi güneşin doğuşunu ve kızışını ifade eden bir fiil köküdür. İkinci izaha göre ise bu isimlendirmenin, hacıların kurban etlerini kızgın güneşe serip kurutmaları sebebiyle olduğu söyleniyor”
Görüldüğü gibi burada da yine karşımıza Ezan’da olduğu gibi “Güneş” çıktı. “Ekber” sözcüğü her ne kadar Allah’ın büyüklüğünü kastetmek için onunla birlikte söyleniyor olsa da onun adının geçtiği yerlerde aslında karşımıza hep “Güneş” çıkmakta.
Sanki söylenen tekbirler ve onun akabinde yapılan ibadetler aslında Allah’ın kendisinden çok “ekberi” olan “güneş”in ateşinden korunmak için söylenmekte.
Şimdi Kurandaki anlatımlara bakalım.
Kuran’da “ekber” sözcüğü Enam Suresi 78. ayetinde açıkça Güneş’e ilişkin olarak geçer.
“(İbrahim) güneşi doğarken görünce de, "İşte benim Rabbim! Bu daha büyük (ekber)" dedi. O da batınca, "Ey kavmim!" Ben sizin Allah'a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım" dedi. “
Yıldızı ve Ay’ı deneyen İbrahim peygamber en sonunda Güneş’i denemekte ve onun “ekber” olduğunu söylemektedir. Bir başka deyişle, nasıl tekbirlerde Allah “ekber”dir deniliyor, Kuran’da da bir ayette de olsa Allah’ın peygamberi Güneş’e “ekber” demektedir. Tek bir ayet ölçü olarak kabul edilemezdi belki ama bu söylem “ekber” ve “Güneş” söylemleri arasındaki bağlantıyı destekler mahiyette.
Söz konusu ayetin devamında İbrahim “muhakkak ki ben döndüm yüzümü ona” diyor. Yüzünü döndüğü şey –ki muhtemelen Allah’ın bir tecellisi olarak- bir önceki ayette bahsettiği “ekber” olan Güneş neden olmasın.
Kısacası “ekber” sözcüğü sadece adının anıldığı ibadetler üzerinden değil Kuran’da geçtiği ayetler üzerinden de bize Güneş’i işaret etmektedir.
Şimdi bir de Kuran’da geçen “ekber” sözcüklerine bakalım. “Ekber” sözcüğünün geçtiği ayetler “kıyamet-ateş-azap-yeniden dirilme-şahit” kavramları etrafında dönüp durmaktadır.
Bu kavramlar içerisindeki “şahit” olma olayı Güneş’in her tarafı aydınlatarak olup bitenlerin görünür kılıp onlara şahit olması ile alakalıdır. Ezan’da tekbir’den sonra söylenen “Allah'tan başka ilah olmadığına şahitlik ederim” ifadesindeki şahitlik vurgusu da buradan geliyor.
“Halbuki, gecede ve gündüzde barınan şey (şeyler) O'nundur ve hakkıyla işiten, bilen de ancak O'dur.” (Enam -13)
Gecede ve gündüzde barınan şey Güneş ve Ay’dı. Bunlar adeta Allah’ın bir çift gözü gibi dünyada olup biten her şeye tanıklık etmekteydi. Aslında yapılan tekbirler o gün gelip çattığında ateşinden ve azabından korkulan ve “ekber” olan Güneş’e şahit olması için söylenen yakarışlardı.
Aşağıda “büyük” manasında olmak üzere“ekber” kelimesinin geçtiği ayetler yer almakta. Doğrudan Diyanetin eksiklikleri örten çevirilerini vermektense ayetin içeriklerinin nelerden bahsettiğini belirttim :
2:217 = “ekber” sözcüğü geçen bu ayette Ateş ehli’nden bahsedilmektedir.
3:118 = Bir önceki ayette, bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgâr, toplumun helak olmasından bahsedildikten sonra bu ayette “ekber” tabiri geçiyor.
4:153 = Musa’dan istenen “büyük şey” den “ekber” olarak bahsediliyor, ayrıca aynı ayette yıldırım (sâikatu) çarpması ve helak olmadanbahsediliyor. (saikatu=gök gürültüsü, Semud kavminin helak oluşu, kuru ot gibi olması)
6:19 = Bu ayette “ekber” “daha büyük şahit, Allah’ın şahit olması” anlamlarında geçiyor. Ayetin öncesinde izin gününden bahsedilirken ayetin devamında da zalimlerin kurtuluşa eremeyeceği, o gün insanların toplanacağı söyleniyor.
6:123 = “ekber” kelimesi “her kasabada “en büyük” kıldık, hile yapanlar sadece kendilerini aldatırlar” cümlesi içinde geçmektedir. Bir önceki ayette, ölü kişinin diriltilmesi, nurla yürümesi, karanlıklar içinden çıkamamaktan bahsedilirken, bir sonraki ayette yine şiddetli azaptan bahsediliyor.
10:61 = “ekber” kelimesi “daha büyüğü yoktur, biz olduk sizin üzerinize şahit, gizli kalmaz.” İfadeleri içerisinde geçiyor. Bir önceki ayette ise kıyamet gününden bahsediliyor.
34:3 = “ekber” kelimesi “daha büyüğü kitaptadır” şeklinde geçiyor, ayette kıyametin ya da azabın geleceği “o saatten” bahsediliyor. Ayetin öncesinde adeta Güneşi tarif edercesine “yere girip çıkan göğe yükselenden” bahsediliyor. Bir sonraki ayette ise ise elem verici azaptan söz ediliyor.
43:48 = “ekber” kelimesi Musa ve Firavunun karşılaşmasının konu edildiği bu ayette “göstermedik ayet, benzerinden “daha büyük”, yakaladık azap ile” tabirleri içerisinde geçmektedir.
68:33 = “ekber” sözcüğü “ahiret azabı daha büyük” ifadesi içinde geçmektedir. Ayetin öncesinde Ahiret azabının benzetildiği ateş’in kasıp kavurduğu bahçeden bahsediliyor.
9:3 = “ekber” sözcüğü “en büyük hacc gününde” ifadesinde geçiyor. Ayetin sonunda yine elem verici azaptan bahsediliyor.
21:103 = “ekber” sözcüğü “en büyük dehşet” anlamında verilmiş. Ayetin devamında yazılı kağıtların tomarı gibi göğün dürülüp toplanacağı söyleniyor. (Tekvir Suresi 1. ayetinde ise açıkça “güneş” in dürülmesinden bahsedilir.)
29:45 = “ekber” sözcüğü “Allah’ı anmak en büyüğüdür, Allah ne yaptığınızı bilir” ifadesi içinde geçiyor. Ayetin öncesinde geçmiş kavimlerin nasıl azaba uğratıldığından bahsediliyor.
32:21 = “ekber” sözcüğü “en büyük azap” olarak geçiyor. Bir önceki ayette cehennem ateşi ve azabından bahsediliyor. Benzer anlatımlar 39:26’da da geçmektedir.
Bu ayetlerin sayısını artırmak mümkün, eğer “ekber” sözcüğü bildiğimiz manada sadece “daha büyük” anlamına geliyorsa bu kelimenin geçtiği ayetlerde sürekli “kıyamet-ateş-azap” gibi konular neden bahsediliyor, bu bir tesadüf mü?
Bence sürekli “kıyamet-ateş-azap” gibi şeylerden bahsediliyor olmasının sebebi “ekber” sözcüğünün aslında Güneş’le ilgili olmasından kaynaklanıyor. Azabı getirip ateşle etrafı kavuracak olan, doğada ekinlere, otlara hayat verdiği gibi insanları yeniden diriltecek olan Güneş.
Artık her duyduğum "Allahu Ekber" sözünden sonra aklıma ilk "Güneş" geliyor.
|

19-01-2013, 00:15
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 03 Aug 2010
Mesajlar: 14.706
|
|
Kuran'da tekbir var mi? Varsa nedir acilimi?
|

19-01-2013, 02:59
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 28 Aug 2011
Mesajlar: 1.160
|
|
"tekbir" sözcüğü de "ekber" gibi aynı k-b-r kökünden geliyor ve "büyükleme, yüceltme, ululama" anlamlarına geliyor. Mesela Müdessir Suresi 3. ayetinde şu şekilde geçiyor;
ve rabbe-ke: ve senin Rabbin
fe: artık, öyleyse
kebbir : tekbir et, yücelt
Bu ayetin devamında yine azap gününde olacaklardan bahsedilir. Daha önce bu surede anlatılanların aslında firavun'un başına gelecekler olduğunu söylemiştim. Yine bu ayetlerin devamında geçen ve üzerinde 19 olan kafirlerin atılacağı "Sekar" dan kastın aslında "güneş" olduğunu "Kuran’da Mısır Firavunu Amenhotep’in İşareti!" adlı başlıkta dile getirmiştim.
İsra Suresi 111. ayetinde ise şu şekilde geçer;
ve kebbir-hu : ve onu tekbir et, onu büyült, yücelt
tekbîren : tekbir ile, (onun) büyüklüğünü ifade ederek, üstün kılarak
bu ayetten önceki ayetlerde açıkça Musa ve Firavun arasında yaşanan olaya değinilir. Tabi bu karşılaşma sadece Musa'nın asasının yılana veya elinin beyaza dönüşmesiyle ile sınırlı bir karşılaşma değildi. Bence ortada sadece bir kereliğine mahsus mucizelerin yaşandığı bir hesaplaşma olmuştu. Firavunun Musa'nın peşine takılıp denizin ikiye yarılması diye birşey de aslında hiç yoktu. Gerçi işin bu tarafı ayrı bir başlık konusu.
bir başka ayet ise Hac Suresi'nin 37. ayeti.
sahhara-hâ: onu musahhar kıldı, ona boyun eğdirdi
lekum: sizin için
li tukebbirû allâhe : Allah'ı tekbir etmeniz için
aslında buradaki ayetlerde anlatılanlar “hac” ve kesilen kurbanlarla ilgili.
“ekber” kelimesinin hangi ayetlerde geçtiğine bakarken bu kelimenin “hac” ve “kurbanla” ilgili ayetler içerisinde geçmesi dikkatimi çekmişti. Daha sonradan Kabe’nin aslında Güneş kültüne ait bir ibadet yeri olduğu aklıma gelince aradaki “ekber” – “güneş” bağlantısı burada da kurulmuş oldu. Tavaf etmek bir şeyin etrafında dönmek anlamına geliyordu. Birçok ortak yanların bulunduğu Hindu inancında kutsal ateşin etrafında 7 defa dönülüyordu. Kabe’yi tavaf ederken okunan duada “Ey rabbimiz bize dünyada da ahrette de iyilik ver, bizi ateşin azabından koru!” denmesi de boşuna değildi.
Kurban kesilirken okunan tekbirle ilgili olarak ise tefsirlerde Allah’a ilk kurban adanması olayına ilişkin anlatılanlara bakmak gerekiyor:
“Tefsirlerde ve diğer İslâmî eserlerde geçtiği gibi Kâbil ziraatçı, Hâbil ise çobandır. Kâbil'in kurbanı değersiz cılız başaklardan oluşan bir demetti. Üstelik cılız başaklar arasındaki dolgun bir başağı kurban etmeğe kıyamayarak yemiş, Hâbil ise beğendiği bir koyunu, hem de geciktirmeden, kurban etmişti (Hasan Basri Çantay, Kuran-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm, I, 162). Hâbil'in kurbanı kabul görmüş, o zaman âdet olduğu üzere gökten inen beyaz bir ateş parçası Hâbil'in kurbanını yakmıştı (Tecrîd i Sarîh tercümesi, IX, 84; İbn Kesir, Tefsir, III, 76-79).”
Ayrıca kurban bayramında kurbanın gece kesilmesi de mekruh sayılmaktadır. İlla güneş olmasındaki ısrar nedendir, düşünmek gerekiyor.
|

19-01-2013, 04:15
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 03 Aug 2010
Mesajlar: 14.706
|
|
Sayin cenkvarol;
Hangi kokenden geliyor filan diye sormadim ki!?
Tekbir var mi Kuran'da, varsa acilimi nedir diye sordum.
Tekbir Tanri'yi birlemektir. Tanri'ya iliskindir yani.
Tanri, God, Allah vs. bir'dir dediginizde, tekbir getirmis olursunuz Kuran'a gore.
Tekbir, tekvir olabilir mi Kuran'a gore?
Konu Neva tarafından (19-01-2013 Saat 04:21 ) değiştirilmiştir.
|

19-01-2013, 05:07
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 03 Feb 2011
Mesajlar: 2.372
|
|
bu günlerde hacıların Mina’da evleri ya da çadırları yoktur, hep güneş altındadırlar...
Hacilarin Mina'da cadirlari var.
Mina: 4 milyonluk cadir kent
o yüzden de “Güneşte yanma günleri” anlamında “teşrîk günleri” denmiştir. Çünkü ş-r-k maddesi güneşin doğuşunu ve kızışını ifade eden bir fiil köküdür.
Haccin süresi yalnizca iki gündür (2:203). Birinci günün gündüzü Arafat'ta cadirlarda gecer, aksami ise Müzdelife'de. Ikinci günün gündüzü yoksullara hayvan bagislama ile baslar ki bir kac dakikalik bir istir. Sonra Kabe tavafi. O da yalnizca bir kac dakika alir ve aksam da yapilabilir.
Aksamlar serin hattâ soguktur.
Güneste yanma olmaz.
O halde
ş-r-k
yanmakla degil de
dogmakla ilgilidir.
Hac yapanin
kendini bulmasi,
yeniden dogmasi.
Ne dersiniz?
Sevgi ile,
Hasan Akcay
Konu Hasan Akçay tarafından (19-01-2013 Saat 05:14 ) değiştirilmiştir.
|

19-01-2013, 05:42
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 28 Aug 2011
Mesajlar: 1.160
|
|
Hasan Akçay´isimli üyeden Alıntı
bu günlerde hacıların Mina’da evleri ya da çadırları yoktur, hep güneş altındadırlar...
Hacilarin Mina'da cadirlari var.
Mina: 4 milyonluk cadir kent
o yüzden de “Güneşte yanma günleri” anlamında “teşrîk günleri” denmiştir. Çünkü ş-r-k maddesi güneşin doğuşunu ve kızışını ifade eden bir fiil köküdür.
Haccin süresi yalnizca iki gündür (2:203). Birinci günün gündüzü Arafat'ta cadirlarda gecer, aksami ise Müzdelife'de. Ikinci günün gündüzü yoksullara hayvan bagislama ile baslar ki bir kac dakikalik bir istir. Sonra Kabe tavafi. O da yalnizca bir kac dakika alir ve aksam da yapilabilir.
Aksamlar serin hattâ soguktur.
Güneste yanma olmaz.
O halde
ş-r-k
yanmakla degil de
dogmakla ilgilidir.
Hac yapanin
kendini bulmasi,
yeniden dogmasi.
Ne dersiniz?
Sevgi ile,
Hasan Akcay
|
Sn. Akçay;
gösterdiğiniz resimdeki çadırlarda eminim klima sistemleri de vardır. verdiğim alıntıda anlatılanlar "teşrik" tabirinin ilk kullanılmaya başlandığı zamanlarda hangi sebeplerden dolayı söylenmiş olabileceğiyle ilgili.
|

19-01-2013, 05:45
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 28 Aug 2011
Mesajlar: 1.160
|
|
Neva´isimli üyeden Alıntı
Sayin cenkvarol;
Hangi kokenden geliyor filan diye sormadim ki!?
Tekbir var mi Kuran'da, varsa acilimi nedir diye sordum.
Tekbir Tanri'yi birlemektir. Tanri'ya iliskindir yani.
Tanri, God, Allah vs. bir'dir dediginizde, tekbir getirmis olursunuz Kuran'a gore.
Tekbir, tekvir olabilir mi Kuran'a gore?
|
Sn. Neva;
tekbir ile tekvir arasında bir bağlantı kuramadım.
|

19-01-2013, 06:17
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 03 Aug 2010
Mesajlar: 14.706
|
|
cenkvarol´isimli üyeden Alıntı
Sn. Akçay;
gösterdiğiniz resimdeki çadırlarda eminim klima sistemleri de vardır. verdiğim alıntıda anlatılanlar "teşrik" tabirinin ilk kullanılmaya başlandığı zamanlarda hangi sebeplerden dolayı söylenmiş olabileceğiyle ilgili.
|
Farketmez ki, Hasan Akcay'in koydugu da aynidir, sizin vurguladiginiz da..
Kurban ilk kez Islam'da kesilmemistir.
Dolayisiyla tesrik kelimesi de ilk kez islamda kullanilmamistir.
Tesrik, guneste yanma'ya iliskin degil, aydinliga iliskindir.
TAHA/119 ne susuzluk var, ne de guneste yanmak.
Baska ayette de golgelikten soz eder hatta. Golge, gunesin varligina delildir.
Kurban gece kesilmez cunku. Gece kesilen kurban da, kurban kabul edilmez dinen.
Ancak adak karsiligi vs., gece okuma yapabilirsiniz kurban baglaminda.
Tesrik tekbir'i demek; kurbani kesmeden once, kurban'in uzerine aydinlikta kestiginize iliskin, Tanri'yi birleyerek sahit tutarsiniz dinen.
Bu Miskan gunlerinde de boyledir.(colde gezerken)
Tente/Cadir kurup tapinak yaparsiniz ibadet etmek veya sunu sunmak istediginizde ve aydinlikta tekbir'leyerek kesersiniz. Birlersiniz yani.
Zira o kurban, dinen sizin aydinliga ulasmanizdir, Tanri'yla aranizda yapilmis aktin/sozlesmenin yenilenmesidir, idamesine iliskindir veya sizin Tanri'ya dair vaadinizin (adak) yerine getirilmesidir.
Miskan gunlerinde de olumsuz kosullar yuzunden, kurban kesilir, yenilir, arta kalanlari birakilmaz, yakilir kutsal olmasi sebebiyle.
Kurban eti guneste birakilip kurutulmaz. Cunku o Tanri'ya adanmistir. Kutsal'dir yani.
Bu turlu olmayan, herhangi bir eti kurutabilirsiniz o ayri. Yani Tanri'ya adanip adanmamisligi onemlidir.
Hac ve hac'daki kurban Tanri'ya adanmislikla ilgilidir.
cenkvarol´isimli üyeden Alıntı
Sn. Neva;
tekbir ile tekvir arasında bir bağlantı kuramadım.
|
Niye kuramadiniz, ben mi anlatamadim acaba tam olarak?
Soyle deneyeyim; Tekbir'in kendisi, tekvir olabilir mi Kuran'a gore?
Konu Neva tarafından (19-01-2013 Saat 06:24 ) değiştirilmiştir.
|

19-01-2013, 06:29
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 03 Feb 2011
Mesajlar: 2.372
|
|
gösterdiğiniz resimdeki çadırlarda eminim klima sistemleri de vardır.
Bosuna emin olmayin. Söyledigim üzere, geceler serin hattâ soguk. O yüzden cadirlarda klimanin tam aksine, battaniyeler var, isteyen örtünsün diye. Müzdelife'de ben de cadirda kaldim; ordan biliyorum.
verdiğim alıntıda anlatılanlar "teşrik" tabirinin ilk kullanılmaya başlandığı zamanlarda hangi sebeplerden dolayı söylenmiş olabileceğiyle ilgili.
O bir dedikodu. Dedi kodu iste böyle yanlis yönlendirir insani. Dedikodu yerine Kurân'a kulak verse idiniz her sey yerli yerine otururdu. Emin olurdunuz.
Örnegin, ikinci izaha göre ise bu isimlendirmenin, hacıların kurban etlerini kızgın güneşe serip kurutmaları sebebiyle olduğu söyleniyor”
Kurban etleri kurutulmaz;
ihtiyac sahiplerine
derhal dagitilir.
Hac panayir demek (28:27), büyük pazar. Mekke'nin geleneksel panayirina insanlari özendirmek icin dagitiliyordu o etler (22:28-29). Daha cok insan gelsin, bir daha bir daha gelsinler diye.
Haram bölgedeki panayira
alis verise gelenlerin
dinen de ellerini tasin altina koymalari icin
ticarî hacca dinî hac sonradan eklendi (22:27).
Sevgi ile,
Hasan Akcay
Konu Hasan Akçay tarafından (19-01-2013 Saat 06:43 ) değiştirilmiştir.
|

19-01-2013, 07:03
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 28 Aug 2011
Mesajlar: 1.160
|
|
Sn. Akçay;
yapılan açıklama bir söylemin kaynağına, geçmişine ilişkin, bu yüzden "şu an öyle değil böyle oluyor" tarzındaki yaklaşımlarınız bana pek mantıklı gelmiyor. Bu bilgiler nasıl ki geçmiş bilgilerden geliyordu siz de aynı şekilde geçmişten gelen bilgilerden bahsederseniz arada daha dengeli bir kıyaslama yapma imkanımız olur. Yoksa "ben gittim soğuktu", "akşamları yanma olmaz" gibi sözleriniz pek birşey ifade etmiyor.
Etler kurutulmaz dağıtılırdı diyorsunuz, aynısını Sn. Neva da söylemiş. peki bu etler kurutulduktan sonra dağıtılamaz mıydı, bunu engelleyen bir hüküm mü vardı, ya da yaşken dağıtıldıktan sonra alınan kurbanlık etler kurutulamaz mıydı?
Diyanet kaynaklı verilen bilgiler bunlar, yoksa biryerlerden uydurmuyorum:
"Teşrik" Arap dilinde etleri doğrayıp kurutmak demektir. Vaktiyle bayramın birinci günü Mina'da kesilen kurbanların etleri, bayramın 2., 3. ve 4. günlerinde güneşte kurumaya bırakılırdı. Bu sebeple bu üç güne et kurutma günleri anlamında "eyyam-ı teşrik / teşrik günleri" denilmiştir."
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:58 .
|