Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika > Tarih

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #31  
Alt 06-02-2007, 23:56
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Roma'nın Çöküşü ve Hıristiyanlığın Doğuşu

Hıristiyanlığın doğduğu sıradaki dinsel iklimi anlatır ve etkilendiği çeşitli dini yapıları sıralarken Roma'dan biraz uzaklaşmış olduk. Roma'yı son olarak bir iç savaş sonrası Flavius hanedanlığında bırakmıştık. Kaldığımız yerden devam edeceğiz. Ancak imparatorlukta esip duran dinsel atmosferi tekrar toparlarsak Hıristiyanlığı etkileyen üç temel kaynaktan bahsetmek mümkün görünüyor.Bunların birincisi ve hiç kjuşkusuz en önemlisi yeni dinsel düşüncenin içinden doğup geldiği Yahudi felsefesidir. Burda özellikle Esseniler'in Hıristiyan teolojisini nasıl etkilemiş olduğunun tekrar altını çizelim. ikinci büyük etki ise İran etkisidir. Mitra dininin Romayı nerdeyse ele geçirebilecek kadar güçlendiğini yukarda gördük. Önemli sayıda ritüel ortaklıkları ve yakınlıklar yüzünden hem Hıristiyanlığın sıkı bir rakibi hem de güçlenmesini kolaylaştıran bir etken oldu. Üçüncü olarak Roma'ya ait olan geleneksel ve imparatorluk tapımları geliyor.

Elbette Hıristiyanlığın adım adım bu etkenlerden nasıl etkilendiğini izleyebilmek oldukça kapsamlı bir çalışmayı ve bilgiyi gerektiriyor. Bizim yapmaya çalıştığımız daha çok Roma'nın siyasal süreci izleğinin içine dinsel ve kültürel gelişmesini oturtmaya çalışmak. Flavius'larla devam edeceğiz.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #32  
Alt 09-02-2007, 23:53
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Roma'nın Çöküşü ve Hıristiyanlığın Doğuşu

Neron'un 68 yılındaki ölümünden sonra yaşanan ve derin felaketlerle sonuçlanan İç Savaş Flavius hanedanı ile sonra erdi. Flaviuslar birinci yüzyılın sonuna kadar egemenlik sürdürdüler, ardından ise Antoninus'lar hanedanını görüyoruz. Antoninus'ların sonuncusu olan Commudus'a kadar olan süreçte Roma içine girdiği felaketli yıllardan çıkmayı başardı. Tekrar eski gücüne ve şatafatına kavuştu. 3. yüzyıl ise Roma'nın kriz dönemi idi.

Hıristiyanlık ise Roma'nın çöküş sürecine ters paralel olarak aynı süreçte giderek güçlendi. Yavaş yavaş soylu çevrelere, hatta imparatorların ailelerine sızdı ve sonunda tümüyle fethetmeyi başardı. Ele geçirdiği Roma'yı bir daha hiç bırakmayacaktı.

Vespanianus

Roma'nın ikinci altın çağı diyebileceğimizi bu çağın ilk imparatoru Vespansianus. Vespansianus aslında sıradan bir köylüydü, ama gayretiyle, köylü kurnazlığıyla, askerlik ve idarede gösterdiği başarıyla ordu içinde hızla yükselmişti. İç savaş Roma'da bir şeyi daha değiştirmişti. Soyluların egemenliğindeki Roma artık tamamen askeri bir diktatörlüğe dönüşmüştü. İşte Vespasianus bu dönüşümün parlak bir temsilcisi oldu. Yüzbinlerce askerin ölümüne ve Roma'nın kendi orduları tarafından talan edilmesinden sonra Vespasianus'un sert bir yönetim kurması hiç de zor olmadı. İstediği kararı rahatlıkla aldırabiliyordu. Senato her istediği kararı hemen çıkarıyordu artık.

Ayrılıkçı hareketleri ve isyanları bastırmak için epey çaba harcadı. Juda'da yeniden çıkan isyanı da bastırdı. Bunun için oğlu Titus'u gönderdi İsrail'e. Onun yaklaşımı Yahudiler tarafından insancıl bulunmuş ve sevilmişti. Bu belki de kendinden sonra imparator olan diğer oğlu Domitianus'un ve daha önceki isyanlarda vali Herod'un yaptıklarından sonra Yahudilerin onun yaptıklarını aramasındandır. *


Vespansianus'un çıkardığı M.S. 71 tarihli para. Ön tarafında muzaffer imparatorun resmi, arka tarafında ise palmiye ağacının altında oturan ve yas tutan Yahudi kadını ve elleri ardından bağlı Yahudi esiri yeralıyor.

Vespasianus, paraya da büyük verdi. Neron ve öncekilerin har vurup harman savurduğu hazineyi yeniden altınla doldurdu. Ama bu işte de aşırı şekilde ileriye gitmişti. Vergileri iki katına çıkarıp helaları bile vergiye bağlamıştı. Oğlu Titus babasını bu yüzden eleştirdiğinde Vespanianus avucundaki bir avuç parayı oğlunun burnuna uzatıp şöyle der:

"Paranın kokusu yoktur oğlum!"

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #33  
Alt 19-07-2007, 01:12
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Roma'nın Çöküşü ve Hıristiyanlığın Doğuşu

Diokletianus ve Son Reformlar

Elbette bu sarsıntılarla Roma hemen çökmüyor. Daha iki yüz yıl kadar hatta 300'lü yılların sonun akadar yaşamayı başarıyor. Biz biraz daha ileri gidelim ve çöküşün hemen öncesine gelelim. Yani Diokletianus dönemine. Bu döneme kadar hıristiyanlık kimi zaman zulümle karşılaşmış, kimi zaman biraz esneklik görmüş durumda. Yine de ilk hıristiyanlık yarı-gizli bir din olma özelliğini sürdürür. Diokletianus dönemi hıristiyanların son olarak zulüm gördüğü dönem sayılıyor.

Diokletianus'un iktidarı 284-305 yılları arasında geçekleşir. Bu dönemin önemi Roma'nın doğu ve batı olarak ayrılmasını getiren yönetim şeklinin verilmiş *ve aynı zamanda imparatorluğun son reformları olmasından kaynaklı. Önceki dönemlerin aksine artık Roma'nın başına uzun zamandır Roma dışından imparatorlar gelmektedir. Ardarda gelen İlirya'lı (şimdiki Bosna) imparatorların sonuncusu Diokletianus oldu. Yontulmamış kıt bir kişilik olarak anlatılır Dioklet. Rakiplerini öldürerek tahta kurulur.

Ülkeyi yönetmek için Roma'ya gitmeye bile gerek duymaz. Oturma yeri olarak İznik'i seçer. Batı bölgelerini yönetmek için de Maximianus'u seçer. O da Milano'ya yerleşir. Her ikisi de "Auıgustus" olurlar, kendilerine de "Sezar" adı verilen birer yardımcı seçerler. Manimianus'un yardımcısı İstanbul'u kuracak olan Constantinu'un babası Constantinus Chlorus'tur.

Bu arada bir açıklama yapmakta yarar var. Şimdi biz Avrupa uygarlığı deyince bütün bir Avrupa kıtasını, özellikle Batı Avrupa'yı düşünürüz. Halbuki Roma döneminde ortada bir Avrupa uygarlığı yoktur, bir Akdeniz uygarlığı vardır. Avrupa'nın kuzeyi barbar Cermen, Got, Hun kabilelerinden oluşur. Bunlar Roma'nın ve aynı zamanda uygarlığın dışındadırlar. Fransa, İspanya ve İngiltere Roma tarafından ele geçirilip "uygarlığa" katılsa da hala barbar özelliğini korur.

Diokletianus ile kurulan yönetim tarzına dönersek. Ortaya dörtlü bir yönetim çıkmış olur böylece. En yukarda kendisi vardır. Bir süre bu yönetim tarzı başarılı olur ancak ortaya nerdeyse tamamen bir Doğu despotluğu çıkar. Roma'nın ezeli düşmanı Perslerin iktidarına benzemeye başlar Roma. Diokletianus köklü reformlara girişir. Özellikle ekonomik reformları uygulayabilmek için sert yöntemlere başvurmak gerekiyordu. İşte bunun için de Doğu despotluğu en iyi araçtı.

Vergiler artırıldı ama asıl başka birşey daha yapıldı ki bu çok önemli. Vergilerin toplanabilmesi için herkesin görev yerine ve mesleğine bağlı olması gerekiyordu. Toprakta çalışanlar toprağa bağlandı, toprak terkedilemez sayıldı, kaçan yakalanıp getiriliyordu. Memurlar devlet örgütüne, zanaatçılar çalışma yerlerine ve korporasyonlara bağlandı. Oğul babasının mesleğini sürdürmek zorundaydı. Büyük toprak sahipleri kendi çevrelerini savunmak ve çalışanlarına göz kulak olmak zorundaydı. Bütün bu uygulamalar Feodalizmin nasıl Roma'nın bağrında doğmakta olduğunu gösteriyor bize. Elbette asıl feodalizm Roma barbar akınları karşısında dayanamayıp tam anlamıyla çökünce başlayacaktır, ancak Roma'nın despotizme yönelişi feodalizmde ortaya çıkacak ekonomik örgütlenmeyi şimdiden hazırlıyordu.

Bütün bu despotizmin sürebilmesinin bir koşulu sert askeri önlemler ise diğer koşulu da ideolojik olarak bunun altyapısının hazırlanması idi. Diokletianus'Un formülü henüz hıristiyanlık değildi. İmparatorluk kültünü sürdüryordu hala. Tanrının dünyaya inmiş gölgesi gibi davranıyordu ve kendisine "ilahi" ve "sahip" olarak hitap ediliyordu. Kendisini Jüpiter'in oğlu ilan etti. Hıristiyanlara 303 yılında başlayan ve özellikle imparatorluğun doğu bölgelerinde 313'e kadar süren katliamlarda 3000-3500 kadar hıristiyanın öldürüldüğü belirtiliyor. Bu döneme hıristiyanlık tarihinde "büyük zulüm" adı verilir.

Hıristiyanların günü henüz gelmemiştir ama giderek zaman yaklaşmaktadır. Sıra onlara geldiğinde onların katliamlarını da göreceğiz.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #34  
Alt 20-07-2007, 22:58
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Roma'nın Çöküşü ve Hıristiyanlığın Doğuşu

Constantinus ve Hristiyanlığın iktidara yürüyüğü

Diokletianus'un eski cumhuriyet Roma'sını bir doğu despotluğuna dönüştürme çabasını kendisinden sonra gelen Constantinus devam ettirdi. Constantinus'un iktidara geçmesi dörtlü yönetimin birbirleri arasında 18 yıl süren korkunç ve kanlı bir savaşın sonrasında mümkün oldu. Constantin yaşanan anarşi ve boğazlaşmayı gördüğü için dörtlü yönetim anlayışını tamamen kaldırdı ve Roma'yı tamamen mutlak bir hükümdarlık biçimine soktu. Yeni despot Roma'nın kurulmasını sağlamak için de eski Yunan'ın efsanevi bir kenti olan Bizantium'a gidip oranın adını Constantinopolis olarak değiştirdi ve başkent yaptı(330).

Diokletianus'un koyduğu sert yasaları daha acımasız bir şekilde uygulamaya soktu. Tarihe acımasızlığı ile tanınan bir imparator olarak geçti. Constantinus Diokletianus'un hıristiyanlara karşı zulüm kanunlarını uygulamadı ve rakiplerine karşı yürüttüğü mücadelede Hıristiyan ruhban takımından büyük bir destek gördü. Zaten Hıristiyanlık imparatorluğun özellikle Roma, Urfa, Antakya, Kapadokya, İskenderiye gibi önemli merkezlerinde oldukça güçlenmişti. Özellikle Antakya ve İskenderiye'de en güçlü din haline gelmişti. Constantinus tüm dinlere özgürlük sağlayan bir uygulama geliştirdi. Bunun onun kişiliği ile hiçbir ilgisi yoktu aslında. Dinlerin iktidar için ne kadar önemli olduğunu farketmişti sadece ve bunu sonuna kadar kullandı.

Constantinus'un hıristiyan olduğu anlatılır, hatta aziz mertebesine bile çıkartılıp haçlı, başı haleli resimleri bile yapılmıştır. Ancak bütün bunların oldukça tartışmalıdır, birçok metinde sonuna kadar bir pagan olarak kaldığı, ancak ölüm döşeğinde vaftiz edildiği aktarılır.



Konstantinus Aurelianus'un geliştirdiği tektanrıcı güneş kültüne inanıyor ve çeşitli anıtlarda ve sikkelerde bolca güneş sembolü kullandırıyordu. Ancak Aurelianus ile arasında önemli bir fark vardı: Konstantinus'a göre güneş *Tanrı'nın en mükemmel sembolü idi. Yani bir tektanrıcı anlayış sözkonusu idi ve güneş bir tür melek yada İsa gibi o tek olan Tanrı'ya bağlanmıştı. Putperestlikten Hıristiyanlığa geçişin bir adımı olarak görebiliriz bunu.

Constantinus'un hıristiyan olup olmadığı belli olmasa da 315'den sonra paraların üzerinde ilk Hıristiyan işaretler görülmeye başlandı ve 323'den sonraki sikkelerde ise putperest semboller tamamen kayboldu. Kilise ayrıcalıklı bir statüye kavuştu. Öyle ki devlet piskoposların sivil davalarda verdiği kararları kabul eder oldu. Hıristiyanlar yüksek makamlara getirildi ve putperestlere karşı önlemler artırıldı. Bir 50 yıl kadar sonra ise yani Büyük Theodosius döneminde(379-395) Hıristiyanlık devlet dini olacak ve putperestlik tamamen yasaklanacaktı.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #35  
Alt 24-12-2012, 00:43
ozgur_beyin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ozgur_beyin ozgur_beyin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 07 Sep 2006
Mesajlar: 5.929
Standart

güncelleme

sorun cahil olman değil , kendini alim sanman
Alıntı ile Cevapla
  #36  
Alt 24-02-2013, 22:20
ESTER - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ESTER ESTER isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 05 Jan 2013
Mesajlar: 85
Standart

sargon´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Kaligula



Kaligula'nın çılgınlıkları anlatılır gibi değildi. Çok sevdiği atı için özel ve pek lüks bir saray yaptırdı; konsül seçtirmeyi tasarladığı da söylenir bu atı. Paha biçilmez değerde incileri sirkede erittirip içermiş ve davetlilerin önüne altından ekmek ve yemek koydurur yedirtirmiş.

Bunlar tarihçi Suetonius'un anlattıklarının bir bölümü!

(Server Tanilli, Yüzyılların Gerçeği ve Mirası, İlkçağ, s. 505)



Elbette bütün bunlar büyük harcamalar gerektiriyordu ve vergilere yükleniliyordu. Kaligula'ya karşı tepkiler giderek arttı ve Kaligula giderek daha despot olmaya başladı. Muhafız birliklerinin başını bile öldürttü. Ancak 4 yıllık bir iktidaron sonunda M.S. 41 yılında kendi subayları tarafından sarayın karanlık koridorlarında öldürüldü. Öyle bir kin toplamıştı ki, karısı ve bir yaşındaki kızını bile öldürdüler.
sargon´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Roma'nın Kültürel ve Bilimsel Çöküşü

Roma, Klaudius hanedanı'nın ardından Falvius'larla bir yükseliş yaşar. Ancak bütün bu dönemsel büyümeler geçici olacaktır. Çünkü Roma aslında içerden çürümüştür. Hiçbir üretimin yapılmadığı, *halka ekmeğin bile devlet tarafından dağıtıldığı, üretimsizlik merkesinde cumhuriyet de tümden kaybolmuş ve sert bir monarşi sürüyordu. Bu ortam kültürel yaşamın da çürümesi demekti. Antik Yunan'dakine benzer bir süreci Roma'da görmek mümkün. İktidarlar mutlakiyete dönüştükçe kültürel hayat da materyalist felsefeden mistizm'e, sanatsal yaratıcılıktan yüzeyselliğe doğru kayıyordu. Zaten imparatorluk her türlü sosyal düşünceyi, özellikle de halktan gelenleri bastırıyordu.

Bu baskılar karşısında sanatın her alanında özün biçime feda edildiği, özentili ve yapmacık bir biçimciliğin öne çıktığı görülür. Trajedyalarda ağdalı, anlaşılması güç ve karmaşık bir dil kullanılır. Aşırı duygusallıklarla dolu ve yapmacık eserlerdir çoğu. Roma edebiyatının en önemli türlerinden olan Yergi ise artık siyasal olayları eleştirmekten çıkıp, sıradan ahlaka aykırı davranışlarda bulunan insanların dergilenmesine dönüştü. Örneğin Martialis, kibar fahişeleri, şarlatan hekimleri, kurnaz meyhanecileri alay konusu yapıyordu. Bir yüzyıl sonra gelecek olan Apuleius ise çok sayıda mistik öğe ile bezenmiş öyküler yazıyordu. Sihir, büyü, inanılmaz mucizeler, düş ve mistik, yergi, erotik sahneler bribirine izlerdi eserlerinde. Bu tür eserler büyük beğeni topluyor, adeta insanların Roma'nın çirkinliğinden kaçıp sığındıkları bir liman oluyordu.

Bu kültürel çöküşün en belirgin özelliklerden biri tiyatroda ciddi türlein (trajedi ve komedi'nin) yerini "mim" adı verilen ve patavatsız, açık saçık kaba güldürülerden oluşan, şatafatlı ama duygudan yoksun "peri oyunları"na bırakmasıdır. Roma'da sirkler ve araba yarışları büyük beğeni görür olmuş, bunlara Gladyatör eğlenceleri de eklenmişti.

Aynı dönemde bilimsel alanda da bir çöküş yaşanıyordu. İnsan aklına olan güven iyice kaybolmuştu. Cumhuriyetin son döneminde kendisini başrahip ilan etmiş olan Sezar gibi imparatorlar bile gizemli, mucizevi şeylerle alay ederken, mistik düşünceler ancak en cahil kesimlerde etkili olurken, şimdi aydın kesimlerde bile ateşli taraftarlar buluyordu. Tarihçi Tranquillus'un "On İki Sezar" kitabında ilk imparatorların yaşamlarını bir yığın, kehanet, mucize ve doğaüstü olayal açıklar. Bir zamanlar gülünen "boş masallar" imparatorluğun heryerinde büyük bir istekli kitlesi buluyor ve her cinsten sihirbazlar, büyücüler, müneccimler, kahinler Roma'da laynaşıp duruyordu. O kadar ki imparatorluk bu kişilere önlemler almak için bazen sert yöntemler kullanmaya çalışıyor, sürügüne yolluyor, öldürtüyordu. Ama bunların hiçbir faydası olmadı, devletin en üstüne kadar her kesim bu salgına tutulmuştu. Klaudius resmen bir kahinler okulu açmış, Hadrianus da astroloji ve büyücülükle uğraşıyordu.

Roma sosyetesi eski Roma inancını şiddetle destekliyordu. Yeniden canlanan dinsel derneklere akın ediyorlardı. Arkaik, anlaşılmaz dilde okunan dualar, vahşi danslar, "İmparatorluk kültü" rağbet görüyordu. Senato'nun kararı ile ölmüş imparatorlar tanrılaştırılıyordu. Hatta "Augustus'a tapanlar" derneği bile vardı.

Doğulu gizemler de imparatorlukta hızla yayılıyor ve izleyici buluyordu kendine. Kaligula'nın Mısır hastalığından ve İsis kültünü getirme çabasından bahsetmiştik. Klaudius zamanında Küçük Asya kökenlki "Ana Tanrıça" Kibele ve yamağı Attis de güç kazandı. Flavius'lar zamanında ise Doğu ordusunun Roma'yı ele geçirmesi sayesinde doğu eyaletlerinden İranlı bir kült, "ölümü yenen" Mitra kültü getirildi. Suriye'nin Güneş kültü de izleyici buluyordu.

Son olarak Kudüs'ün Roma ile çatışmalarından sonra imparatorluğun çeşitli yerlerine dağılan Yahudi diasporasının yaymaya başladığı Yahudi tektanrıcılığı, beraberinde yığınla mezhebiyle birlikte geldi ve pek büyük bir yayılış gösterdi.

Tam bir "manevi hazırlık" dönemiydi bu. Hıristiyanlık işte bu ortamda doğdu ve karşısında birsürü doğaüstü zırvalığı büyük bir açlıkla dinleyen bir dinleyici topluluğu buldu.
http://www.turandursun.com/forumlar/...987#post473987

İlk alıntı mesaj konu ile ilgili gibi duruyor. Tuhaf bir beslenme şekli.

İkinci alıntı ise devamını getirmiş gibi.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:43 .