Diokletianus ve Son Reformlar
Elbette bu sarsıntılarla Roma hemen çökmüyor. Daha iki yüz yıl kadar hatta 300'lü yılların sonun akadar yaşamayı başarıyor. Biz biraz daha ileri gidelim ve çöküşün hemen öncesine gelelim. Yani Diokletianus dönemine. Bu döneme kadar hıristiyanlık kimi zaman zulümle karşılaşmış, kimi zaman biraz esneklik görmüş durumda. Yine de ilk hıristiyanlık yarı-gizli bir din olma özelliğini sürdürür. Diokletianus dönemi hıristiyanların son olarak zulüm gördüğü dönem sayılıyor.
Diokletianus'un iktidarı 284-305 yılları arasında geçekleşir. Bu dönemin önemi Roma'nın doğu ve batı olarak ayrılmasını getiren yönetim şeklinin verilmiş *ve aynı zamanda imparatorluğun son reformları olmasından kaynaklı. Önceki dönemlerin aksine artık Roma'nın başına uzun zamandır Roma dışından imparatorlar gelmektedir. Ardarda gelen İlirya'lı (şimdiki Bosna) imparatorların sonuncusu Diokletianus oldu. Yontulmamış kıt bir kişilik olarak anlatılır Dioklet. Rakiplerini öldürerek tahta kurulur.
Ülkeyi yönetmek için Roma'ya gitmeye bile gerek duymaz. Oturma yeri olarak İznik'i seçer. Batı bölgelerini yönetmek için de Maximianus'u seçer. O da Milano'ya yerleşir. Her ikisi de "Auıgustus" olurlar, kendilerine de "Sezar" adı verilen birer yardımcı seçerler. Manimianus'un yardımcısı İstanbul'u kuracak olan Constantinu'un babası Constantinus Chlorus'tur.
Bu arada bir açıklama yapmakta yarar var. Şimdi biz Avrupa uygarlığı deyince bütün bir Avrupa kıtasını, özellikle Batı Avrupa'yı düşünürüz. Halbuki Roma döneminde ortada bir Avrupa uygarlığı yoktur, bir Akdeniz uygarlığı vardır. Avrupa'nın kuzeyi barbar Cermen, Got, Hun kabilelerinden oluşur. Bunlar Roma'nın ve aynı zamanda uygarlığın dışındadırlar. Fransa, İspanya ve İngiltere Roma tarafından ele geçirilip "uygarlığa" katılsa da hala barbar özelliğini korur.
Diokletianus ile kurulan yönetim tarzına dönersek. Ortaya dörtlü bir yönetim çıkmış olur böylece. En yukarda kendisi vardır. Bir süre bu yönetim tarzı başarılı olur ancak ortaya nerdeyse tamamen bir Doğu despotluğu çıkar. Roma'nın ezeli düşmanı Perslerin iktidarına benzemeye başlar Roma. Diokletianus köklü reformlara girişir. Özellikle ekonomik reformları uygulayabilmek için sert yöntemlere başvurmak gerekiyordu. İşte bunun için de Doğu despotluğu en iyi araçtı.
Vergiler artırıldı ama asıl başka birşey daha yapıldı ki bu çok önemli. Vergilerin toplanabilmesi için herkesin görev yerine ve mesleğine bağlı olması gerekiyordu. Toprakta çalışanlar toprağa bağlandı, toprak terkedilemez sayıldı, kaçan yakalanıp getiriliyordu. Memurlar devlet örgütüne, zanaatçılar çalışma yerlerine ve korporasyonlara bağlandı. Oğul babasının mesleğini sürdürmek zorundaydı. Büyük toprak sahipleri kendi çevrelerini savunmak ve çalışanlarına göz kulak olmak zorundaydı. Bütün bu uygulamalar Feodalizmin nasıl Roma'nın bağrında doğmakta olduğunu gösteriyor bize. Elbette asıl feodalizm Roma barbar akınları karşısında dayanamayıp tam anlamıyla çökünce başlayacaktır, ancak Roma'nın despotizme yönelişi feodalizmde ortaya çıkacak ekonomik örgütlenmeyi şimdiden hazırlıyordu.
Bütün bu despotizmin sürebilmesinin bir koşulu sert askeri önlemler ise diğer koşulu da ideolojik olarak bunun altyapısının hazırlanması idi. Diokletianus'Un formülü henüz hıristiyanlık değildi. İmparatorluk kültünü sürdüryordu hala. Tanrının dünyaya inmiş gölgesi gibi davranıyordu ve kendisine "ilahi" ve "sahip" olarak hitap ediliyordu. Kendisini Jüpiter'in oğlu ilan etti. Hıristiyanlara 303 yılında başlayan ve özellikle imparatorluğun doğu bölgelerinde 313'e kadar süren katliamlarda 3000-3500 kadar hıristiyanın öldürüldüğü belirtiliyor. Bu döneme hıristiyanlık tarihinde "büyük zulüm" adı verilir.
Hıristiyanların günü henüz gelmemiştir ama giderek zaman yaklaşmaktadır. Sıra onlara geldiğinde onların katliamlarını da göreceğiz.