
25-08-2012, 04:27
|
|
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Usa
Mesajlar: 3.977
|
|
Hawass kapısının arkasında ne var?
Arkadaşlar, aslında konu çok eski. Ben bu konunun ne olduğunu ve detaylarını gayet iyi bilirim, ancak piramitin ruhsal sakinlerini rahatsız etmemek için bu konuyu hiçbir yerde açmam. Taa ki 18 Nisan 2011'de Ancient Glow'un konu hakkında
makalesini yazana kadar bu konuyu nerdeyse unutmuştum.
Makalede üzerinde durulan konu şu idi: Büyük Piramit'in Kraliçe Odası'nın Güney şaftının (ki bu yapının piramitte ne işe yaradığı hala anlaşılamamıştır) sonunda Alman Mühendis Gantenbrink'in 1993'te UPUAUT 2 robotuyla yaptığı araştırmada bir kapı çıkmış ve bu kapının arkasında ne olduğu bir gizem halini aldı. Daha sonra bu kapıya keşfedenin adı yani "Gantenbrink Kapısı" adı verildi.
İzleyen yıllarda Gantenbrink, Londra ve Paris'te Ejiptologlara bulgularını anlatan birer konferans sundu ve robotun çektiği görüntüleri gösterdi. Çoğu tarihçi ve arkeolog, Upuaut 2'nin yüzyılın en büyük buluşunu yaptığını söylüyor ve o "kapı"nın ardında nelerin bulunduğunu merak ediyordu ama Mısır'dan hiç ses gelmiyordu. Gantenbrink, bu arada yeni ve çok daha gelişmiş bir robot yaptı ve izin verilmesi halinde tek bir ücret almadan, Mısırlı yetkililerin gözetimi altında çalışarak, bir fiberoptik kablo kamerayı çatlaktan içeri sokabilecegini ve muhtemel "Gizli Oda"nın görüntülerini dünyaya sunabileceğini söyledi ama Mısır Eski Eserler Müdürlüğü, gerekçe göstermeden bu öneriyi reddetti.
İşte makalede sözü edilen uydurma oda bu gizemli oda idi. Ayrıca bana göre en ilginç tahmin Alman Ejiptolog (Mısırbilimci) Reiner Stedelmann'dan geldi. Ona göre, bu kapının arkasında bir oda var ve bu odada Orion'a bakan bir Khufu heykeli vardı.
Fakat 19 Eylül 2002'de Amerikalılar IRobot adlı bir robotla bu kapının ortasını deldiklerinde, bu kapının arkasından bir kapı daha çıktı ve hiçbir tahminin tutmadığı görüldü. Bu ikinci kapıya da "Hawass Kapısı" dendi.
Şimdi aynı soru bu kapının arkası için soruluyor. Evet, sizce bu ikinci kapının arkasında ne var?
Bana bakmayın, ben bu kapının da arkasında ne olduğunu gayet iyi biliyorum. Hatta, bunun için zamanında 20 sayfalık güzel bir makale yazmış ve Güney şaftının Autocad ile çizilmiş planını bile çıkartmıştım. Yani bu şaftta olanlar benim için bir sır değil!
Siz, isterseniz bu kısa bilgilendirmeden sonra önce bir makaleye bir bakın, daha sonra burada tartışırız.
|

25-08-2012, 11:06
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 30 Apr 2011
Bulunduğu yer: İstanbul-İzmir hattı :)
Mesajlar: 1.474
|
|
makaleyi okudum ama altındaki okuyucu yorumları daha da ilginç.
Hawass a iyi saydıranlar olmuş
Tarih her zaman bana çok güzel ve ilginç bir alan olarak gelmesine rağmen bu alanda kendimi yetiştiremediğim için , okuyucu ve dinleyici olarak tarihe devam
|

26-08-2012, 02:48
|
|
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Usa
Mesajlar: 3.977
|
|
Djedi’nin keşfi duyuruluyor!
Olimpiyat´isimli üyeden Alıntı
makaleyi okudum ama altındaki okuyucu yorumları daha da ilginç. Hawass a iyi saydıranlar olmuş
Tarih her zaman bana çok güzel ve ilginç bir alan olarak gelmesine rağmen bu alanda kendimi yetiştiremediğim için , okuyucu ve dinleyici olarak tarihe devam 
|
Aslında Hawass'ın bir suçu yok. Hawass'ın amacı, bu işten para kazanmaktır. Piramitteki tüm olaylar da bunun etrafında gelişiyor ya da şekilleniyor.
Bu arada, bu konudaki son gelişmeyi de bildireyim. İngilizler Djedi adlı bir robotun 25 Mayıs 2011'de şaftaki keşfini duyurdu.
Djedi’nin keşfi duyuruluyor!
Tarihler, 26 Mayıs 2011’i gösterdiğinde (Bkz. “Pyramid Hieroglyphs Likely Engineering Numbers, Thu May 26, 2011 12:15 PM ET by Rosella Lorenzi” makalesine. Bu keşif hakkında tüm detaylı bilgilerin olduğu tam bir makale okuyabilmek için de, “4500 years old graffiti found inside Great Pyramid tunnel, Monday, May 30, 2011”e bakınız), Leeds Üniversitesi Mühendisleri tarafından geliştirilen son teknoloji ürünü “Djedi” adlı robotun Kraliçe odasının güney şaftının sonundaki ilk kapının arkasındaki, dolayısıyla 2 kapı arasında kalan zemin üzerindeki aşağıda zoomlanmış şekilde görülen hiyeroglifi andıran ama bilinen en eski hiyeratik yazıtı keşfettiği açıklandı.
Piramitteki Kraliçe odasının güney şaftının sonunda, 2 kapı arasındaki zeminde bulunan bilinen en eski hiyeratik yazıt. Yazıttaki ilk değerlendirme Luca Mitello (Eski Mısır Matematiği’nde araştırmalar yapan bağımsız bir araştırmacı) tarafından yapılmıştır (Bkz. “Pyramid Hieroglyphs Likely Engineering Numbers, Tue Jun 7, 2011 12:19 PM ET by Rosella Lorenzi” güncellenmiş makalesine).
Şimdi, yazıtla ilgili verilerden yola çıkar ve geçtiğimiz yıl ölen ve bu konuda uzman olan Zecharia Sitchin’in “Gökyüzüne Merdiven (Stairway to Heaven), 1980” adlı kitabındaki “Bölüm 13: Firavunun Adıyla Oynamak” bölümündeki Kral odasında bulunan yazıtlarla ilgili anlatımından hareket edersem, bu yazıt şöyle oluşmuştur: “Şaft ustası daha şaft henüz tamamlanmamışken; ayakta durabiliyor, rahatlıkla hareket edebiliyor ve bu yazıttaki işaretleri zorlanmadan çizebiliyordu. Bu işaretler tam da beklendiği gibi çizilmişlerdi: Şaft ustası bu iki kapı arasında, şaftın doğu yönündeyken, ayakta rahat bir şekilde, zemine sağdan sola doğru bir işaret çizmiş (ki bu işaret, Mitello’nun iddia ettiği gibi “100” sayısını göstermez) ve hemen arkasından “20” anlamına gelen bir sayı yazmıştır. Fakat sondaki (soldaki) işaret, bir işaret değildir; bu, yine Mitello’nun iddia ettiği gibi “1” rakamını göstermiyor, düşey çizginin sağına dik çizilmiş yatay bir çizgidir. Sözkonusu bu yatay çizgiye ait kırmızı renkli boyalar döküldüğü için kalan parçası “1” rakamı gibi bir görüntü veriyor.“
Burada yazıtı daha iyi anlayabilmek için şaft ustasının kim olduğu bilmemiz gerekiyor.
Şaft Ustası: Djedi, yukarıdaki resimdeki grafitiyi 25 Mayıs 2011’de keşfettiğinde, Rowan Hooper ( “First Images from Great Pyramid’s Chamber of Secrets”, New Scientist, 25.05.2011), bu yazıtın bir işçi tarafından yapıldığı ve grafitedeki sembollerin dini işaretler olabileceğine ilişkin yanlış bir çıkarım yapmış, sonradan yazılan makalelerde de aynı hata tekrar edilmiştir. Oysa bu grafitedeki semboller ne bir işçi tarafından, ne de Kral odasında çalışan ve orada işaretler bırakan taş ustaları gibi bir taş ustası tarafından yazılmıştı. Bu grafiti kesinlikle Kraliçe odasına ait güney şaftında çalışan şaft ustası tarafından yazılmıştır. Çünkü bu grafitinin aşağıda detaylı çözümünde göreceğiniz gibi, bu grafitiyi ancak bir şaft ustası çizelebilirdi.
Şaft ustası, piramit mimarın kendisine verdiği şaft planını uygulamakla yükümlü ve şaftın yapımından sorumlu tek yetkili kişidir. Şaftın ne kadarı yapıldı, ne kadar parçası kaldı, hangi blokta hangi taş kullanılmıştır, şaft yapımında hangi blokta nasıl hata yapılmıştır gibi sorularını bilen tek kişi, şaft yapımından sorumlu olan şaft ustasıdır. Diğerleri, şaftta onun verdiği emirler doğrultusunda çalışır.
Şu halde şaft ustasının görevlerine göre, bu grafitiyi yazan kişinin şaft ustasından başka birisi olmadığı sonucu çıkar.
Yazıtın Uzun Serüveni ve Tam Bir Analizi
Bu bölümde Djedi tarafından alınan genel ve yakım çekim olmak üzere 2 farklı görüntüdeki yazıtın tam bir analizini yapmadan önce, bu yazıtın elde ediliş sürecine kısaca değineceğim.
Öncelikle Djedi’nin şaftlardaki zorlukları aşması için çok amaçlı ve bu yüzden çok yetenekli bir robot olarak Leeds Üniversitesi mühendisleri tarafından tasarlandığını belirtmeliyim. Örneğin, Djedi şaft dönemeçlerinden çok ilginç tasarımıyla kolaylıkla dönebilerken, kendisinden önceki Upuaut II ve IRobot adlı robotlarda bu yetenek sınırlıydı.
 Djedi Kraliçe odası güney şaftında ilerlerken Blok 25’in başlangıcında bir yazıt keşfediyor. Djedi’deki 3D teknolojisine ve simülasyonuna göre Dassault Systèmes tarafından grafiksel olarak tekrar düzenlenen bu görüntüdeki hiyeratik yazıt sağdan sola doğru yazılır ve okunur. Yazıtın sonundaki (soldaki) “I” karakteri diğerleriyle birlikte aynı satırda yazılmış olup “1” rakamını gösteriyor. Burada sorulması gereken soru şudur: Bu şafttan Djedi’den önce, 1993’te Upuaut II ve 2002’de IRobot geçmiş olmasına rağmen neden bu yazıtı göremedi? Eğer gördülerse biz araştırmacılara neden bildirilmedi? (Bkz. Youtube'daki "Exclusive Video: Hidden Hieroglyphs in the Great Pyramid, Djedi robot mission",
30.05.2011)
Fakat IRobot ile 16 Eylül 2002’de ilk kapıda bir sondaj yapıldıktan sonra 2007’de görevi devralan Djedi’nin bu kapının arkasında neyle karşılacağı tahmin edilemediği için, Djedi’ye standart olan ek cihazlar ile birlikte (şafttaki küçük boşlukları ve kenarları görmesi için) bir yılan kamera ve ilk kez 3D teknolojisi (bu son teknolojiyle Djedi şafttaki görüntüleri sanalda ve gerçek zamanda 3D’ye çeviriyor ve canlandırabiliyordu. Bu durumu eğer “Duke Nukem” adlı oyuna benzetirsek; ilk defa 1991'de 1.0 versiyonuyla yazılan bu oyun, diğer sürümleriyle 1996’ya kadar 2-boyutlu iken, 1996’da 3-boyutlu olarak Duke Nukem 3D Realms adıyla piyasaya sürüldü. İşte Djedi’yi önceki robotlardan ayıran en bariz fark, bu idi) konularak tam kapasiteli bir şekilde şaftta gönderildi. Yani Djedi’ye şaftta rahat çalışabilmesi için ne gerekiyorsa teknolojinin bütün imkanları seferber edilmişti (Bkz. The Djedi Team Robot). Ancak Djedi’ye çok daha iyi bir sondaj kamerası (mümkünse HD bir kamera. Tıpkı KAGUYA (SELENE)’daki gibi. Çünkü HD bir kamera normal bir kameraya göre 3 kat daha net bir görüntü verir) eklenebilir ve şimdikinden çok daha sağlıklı görüntüler elde edilebilinirdi. Çünkü 16.09.2002/Pazartesi günü saat 20:00’da ilk kapı tam ortasından IRobot ile sondaj yapılarak delindikten ve IRobot’un çektiği görüntüler başta ZDF (Alman Devlet Televizyonu) ve National Geographic kanalları olmak üzere konuyla ilgilenen tüm kanallarda gösterilirken, zeminde ilk kapının arkasından başlayan ve ikinci kapının altından devam eden belli-belirsiz koyu bir çizginin olduğuna şahit oluyordu ekran başındakiler. Fakat ne ilginçtir ki, o anda hiç kimse bu gizemli çizginin farkına varamadı! İnanmazsanız, Youtube’daki “Gantenbrink Project at last Mittschinitt der LIVE Übertragung 2002, mit Z. Hawass”
videosuna bir bakın. Fakat bakarken de, oradaki komediye dikkat ediniz lütfen!
16.09.2002’de saat 20:00’da ZDF’de canlı olarak sunulan IRobot’un çektiği bir görüntü. Bu görüntüdeki çizgiyi ortaya çıkarabilmek için ZDF’nin görüntüsünü Photoshop’ta kontrast ayarlarını maksimuma ayarladım ve çizginin olduğu yeri ok işaretiyle gösterdim. Bu görüntünün televizyonlarda da görülebilinmesi için, televizyonun kontrast ayarlarını maksimuma çıkartmak gerekir. Aksi takdirde bu çizgiyi farketmek mümkün olmaz!
Bilindiği gibi, 22.03.1993'te üzerindeki kamerayla görüntüler yollaya yollaya şaftta ilerleyen Upuaut II, gittikçe gidiyordu: 25 metre..., 35 metre..., 45 metre... Şaft devam ediyordu. Sonunda, robot saat 11:05'te 59 M'de aniden durmak zorunda kaldı, çünkü önüne bir engel çıkmıştı. Üzeri zımparalanmış ve parlatılmış kireçtaşından yapılmış, garip bir “kapı” ile bitiyordu şaft! Robot şaftın bittiği alanı yani ilk kapının olduğu yeri bütünüyle taradı ve kapının sağ alt köşesinde minik bir çatlak olduğunu fark etti. Ancak bir kablonun girebileceği kadar geniş bir çatlak.
Gantenbrink, izleyen yıllarda Upuaut II’den çok daha gelişmiş yeni bir robot yaptı ve izin verilmesi halinde tek bir ücret almadan, Mısırlı yetkililerin gözetimi altında çalışarak, şimdilerde internet bağlatısında kullandığımız bir fiber optik kablo kamerayı bu çatlaktan içeri sokabileceğini ve muhtemel “gizli oda”nın görüntülerini dünyaya sunabileceğini söyledi ama, Mısır Eski Eserler Müdürlüğü, gerekçe göstermeden bu öneriyi reddetti. Eğer Gantenbrink, Hawass’a söylediği gibi, 1992’de ilk kapının sağ alt köşesindeki çatlaktan bir fiber optik kablo sokup bir görüntü alabilseydi, bu çizgiyi farkedecek ve piramitte şimdiye kadar yapılan en önemli keşiflerden birine imzasını atacaktı!
Tamam, kabul edelim ki orada sunucu Laura Greene, o çizginin farkında olmayabilir, çünkü ne de olsa kendine işine odaklandığı için bu çizgiyi farkedememiş olabilir. Fakat “Bütün hayatım piramitlerde geçti” diyen Greene’nin yanındaki Mısır Antik Eserler Baş Müfettişi Zahi Hawass’ın bunu atlaması, doğru olmamakla birlikte, tam bir zafiyeti gösterir. Demek ki IRobot görüntüleri ekranlara canlı canlı yollarken o da uyuyormuş. Ama bütün bu olup bitenlere ne derseniz deyin, bütün mesele, “dikkat” meselesidir. Olaya bu pencereden baktığınızda, aslında kimse suçlu sayılmaz.
Hatırlarsanız; 1992’nin Şubat’ında Gantenbrink’in çeyrek milyon dolarlık robotu Upuaut II adlı robotunun kamerası şaftın bittiği alanı yani ilk kapının olduğu yeri bütünüyle taramış ve kapının sağ alt köşesinde minik bir çatlak olduğunu fark etmişti. Ancak bir kablonun girebileceği kadar geniş bir çatlak. Durum hemen Hawass’a ve diğer Mısır uzmanlarına bildirildi. Heyecan dalga dalga büyüyordu. Basına açıklama yapmakta oldukça isteksiz davranan Hawass ve diğer yetkililer, Gantenbrink’in bunu London Times ve The Independent gazetelerine duyurmasına çok sinirlendiler. Alman mühendisin iş izni derhal iptal edildi ve piramitler çevresinden uzaklaştırıldı. Büyük bir buluş gerçekleştirilmişti ama, bunu yapan adam ödüllendirileceği yerde cezalandırılıyordu.
Sonraki yıllarda Gantenbrink, Londra ve Paris’te Ejiptologlar’a bulgularını anlatan birer konferans sundu ve robotun çektiği görüntüleri gösterdi. Çoğu tarihçi ve arkeolog, Upuaut II’nin yüzyılın en büyük buluşunu yaptığını söylüyor ve o “kapı”nın ardında nelerin bulunduğunu merak ediyordu, ama Mısır’dan hiç ses gelmiyordu. Gantenbrink, bu arada yeni ve çok daha gelişmiş bir robot yaptı ve izin verilmesi halinde tek bir ücret almadan, Mısırlı yetkililerin gözetimi altında çalışarak, bir fiber optik kablo kamerayı çatlaktan içeri sokabileceğini ve muhtemel “gizli oda”nın görüntülerini dünyaya sunabileceğini söyledi ama Mısır Eski Eserler Müdürlüğü, gerekçe göstermeden bu öneriyi reddetti. Aradan 6 yıl geçtikten sonra Gantenbrink’in bulduğu kapı açılmış değildi. Bu durum, Ejiptoloji çevrelerinde iyice kızışan tartışmalar yaratıyordu. Baskılardan bunalan Hawass, 2000 yılına girilen yılbaşı gecesinde bu kapının canlı yayın eşliğinde açılacağı ve görüntülerin tüm dünyaya yollanacağını söylemişti ama Mayıs ayında bunun mümkün olamayacağını, açılışın ertelendiğini duyurdu. Fakat Hawass bu, verdiği sözü tutamadı ve kapı bir akşam ansızın açıldı. 16.09.2002/Pazartesi günü saat 20:00’da Amerikalılar’ın geliştirmiş olduğu IRobot ile ilk kapı ortasından delinmek suretiyle açıldı. IRobot ile yapılan bu sondaj çalışmasında (ki sondaj çubuğunun ucunda bir lamba vardı) kapının arkası aydınlatıldığında bir ikinci kapıyla karşılaşıldı. Bu kapılardan ilkine keşfedenin adı, yani “Gantenbrink Kapısı”, ikincisine de “Hawass Kapısı” adı verildi.
Ancak asıl komedi bundan sonra başladı. Çünkü 1992’de Gantenbrink’in teklifini reddeden ve 2002’de ilk kapı arkasındaki çizgiyi (ki bu çizgiyi orada çalışan bir şaft ustası bırakmıştı. Ama bu çizgiden daha önemlisi, şaft ustası bu çizgiyle birlikte orada Ejiptologlar için son derece önemli olan bir yazıt bırakmıştı) farkedemeyen Hawass’ın içine düştüğü acizlikleri saymanın imkanı yoktu. Acizlikler ve tuhaflıklar birbirini izliyor ama, Hawass hiçbir şey yapamıyordu. O, yalnızca bu komediyi baştan sona izlemekle yetiniyordu!
Peki Hawass bu komedinin oynanmasına neden izin verdi?
Yanıtı çok basit. Aslında Hawass çok akıllı bir adamdır; yalnızca piramitte Khufu aleyhinde bir şeylerin ortaya çıkmasından korkuyor ve bütün mücadelesi bunun örtbas edilmesi üzerine idi. Saygın hiçbir arkeolog bu piramiti Khufu’nun yaptırmış olduğuna inanmaz. Örneğin, Sitchin, yaklaşık 40 sayfa tutan “Gökyüzüne Evren/Bölüm 13: Firavunun Adıyla Oynamak” çalışmasında bu piramiti Khufu’nun yaptırmış olduğuna inanmamakla birlikte, Tanrıların yaptırdığına inanır. O, bu ve diğer 2 piramit için bir önceki bölümün sonunda şunu söyler: “Önerdiğimiz şey şudur: Firavunlar, birbiri ardınca Zoser’in piramitini değil, Tanrıların Piramitlerini yani Giza Piramitleri’ni taklit etmeye kalkışmışlardı”
Bu konuda Sitchin’e şu noktada katılıyorum: Bu piramitler Mısır’da Krallıklar öncesinde hüküm süren "Tanrılar" adına yapılmıştır. Siz, bunu “M.Ö: 10,000” filmindeki gibi de düşünebilirsiniz ya da, Tanrılar adına Mısır’da yapılan bir “Milli Proje” olarak da. Fakat durum ne olursa olsun, bu piramitlerin Mısır’daki Krallık öncesinde bir milli proje altında Tanrılar adına yapıldığı açıktır. Tıpkı Stonehenge’teki gibi. Stonehenge’te hiç kimse, herbiri 45 ton ağırlığında olan ve en yakın 40 KM uzaklıkta bulunan taşları taşımam demedi. Bu devasa taşları taşımak onlar için atalara bir saygı gibi görünse de, arka planda tam anlamıyla bir ibadet idi. Ve, bu, herkesin anlayabileceği bir şey değil!
Özetle, 22.03.1993’te Upuaut 2 ile başlayan bu yazıtın yolculuğu, 25.05.2011’de Djedi’nin yılan kamerasıyla keşfetmesiyle son buldu. Burada bu yazıtın tam bir analizini yapabilmek için Photoshop programını kullanmanın yeterli olduğunu düşünüyorum. Çünkü elimizde, Da Vinci’nin 1490-1505 yılları arasında yazdığı sanılan “Kuşların Uçuşu Hakkında” adlı elyazmasının bir sayfasında gizlenmiş yüzünü ortaya çıkarabilmasındaki gibi ne kaynak (ki burada kaynak, yazıtın olduğu zemindir), ne de özel bir bilgisayar yazılımı vardır! (Bkz. Hidden self-portrait of Da Vinci is discovered in a manuscript).
Not: Yukarıdaki metin " Bir Yılbaşı Sürprizi: Sitchin, Ahiret'ten bildiriyor!, UPUAUT, 29.10.2011, 23:40" başlıklı makaleden alınmadır.
Sitchin kimdir?
Zecharia Sitchin, (11 Temmuz 1920, Bakü/Azerbeycan - 9 Ekim 2010, New York/Amerika) 10 kitaplık "Dünya Tarihçesi" adlı kitap serisiyle büyük sansasyon yaratmış, Azeri asıllı bilimadamı, sümerologtur. Çiviyazısı dışında hiç bilinmeyen "Ölü Diller" konusundaki çalışmalarıyla da akademi düzeyinde kendine önemli bir yer edinmiştir.
Pre-Astronotik Teori
Sitchin pre-astronotiğin tanınmış bir temsilcisidir. Kitaplarında, hıristiyanlık öncesi antik sümer çivi yazılı metinlerin çevirisine dayanan teorisinde, tarih öncesi çağlardaki varsayımsal bir 12. Gezegen olan Nibiru tarafından Anunaki adındaki uzaylılar dünyamız topraklarını kolonize edip madenlerde çalıştırmak için köle işgücü olarak insanı yaratmıştı. Uzaylılar kendi gezegenlerini çevre problemleri yüzünden 432 000 yıl önce terk etmişlerdi ve mısır piramitleri uzay gemilerine iniş yardımcıları olarak hizmet etmişti.
Zamanla uzaylılar insan kadınları ile çiftleşip karışmışlardı. 13.000 yıl önce nihayet büyük bir sel oldu, çok sayıda kişi öldü ve bunun üzerine insanlar ve uzaylılar arasında savaş çıktı.
Sitchin'in bu teorileri dönemin bilim adamları tarafından eleştirilsede günümüz arkeleologlarına ilham kaynağı olmuş ve eski uygarlıklara bakış açısını değiştirmiştir.
|

26-08-2012, 03:05
|
|
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Usa
Mesajlar: 3.977
|
|
upuaut´isimli üyeden Alıntı
Bana bakmayın, ben bu kapının da arkasında ne olduğunu gayet iyi biliyorum. Hatta, bunun için zamanında 20 sayfalık güzel bir makale yazmış ve Güney şaftının Autocad ile çizilmiş planını bile çıkartmıştım. Yani bu şaftta olanlar benim için bir sır değil!
|
Arkadaşlar, ilk mesajımda böyle bir ifadede bulunmuşum ama, bu, makaleme bakmadan önce, yani makaleye başlarken ilk oturumdaki durum imiş!
Şimdi makaleme baktım ve 52. sayfada olduğumu gördüm. İşin kötüsü, çalışma halen devam ediyormuş ama ben bırakmışım. Tabii ki bu makaleyle birlikte bir de şaftın Autocad 2009 ile çizimi var.
Fırsat olursa, bunlara da bakarız.
|

28-08-2012, 04:24
|
|
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Usa
Mesajlar: 3.977
|
|
Konuyla ilgili basında çıkan haberler
Arkadaşlar, piramitte 3. mesajımdaki gelişmeden sonra yeni bir girişim yapılmaya (ki muhtemelen 2. kapının açılmasıyla ilgili) çalışıldı ama, piramitten bir ses çıkmadığına göre, bu girişim akil kalmış bir girişim olarak kaldı.
Bu konuda yalnızca NTVMSNBC yayın yapıyor ve onun yayınları da şunlar olmak üzere, suya sabuna dokunmayan yani gerçekten uzak tamamen magazin haberleridir:
1. Piramitin sırrını robot çözecek, NTVMSNBC, 17:46 TSİ 11 Ağustos. 2011 Perşembe.
2. Keops'un sırrı adım adım çözülüyor, NTVMSNBC, 17 Eylül 2011.
Fakat her ne kadar NTVMSNBC bir Amerikan kanalı da olsa, 9/11 olayında yayıncılığıyla öne çıkan bir kanal olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. 9/11'de İkiz Kuleler'deki olayları detaylarıyla birlikte sıcağı sıcağına vererek CNN'i bile solladı.
Neyse, en iyisi ben konuma döneyim.
Başta söylediğim gibi, piramitte Djedi robotuyla yapılmaya çalışılan girişim hakkında en ciddi yayınlar şunlar idi; NTVMSNBC'kiler değil:
3. Last secret door of Great Pyramid 'to be opened in 2012', says British company, mailonline, 08:27 GMT, 14 December 2011.
4. Big Question for 2012: The Great Pyramid's Secret Doors, DiscoveryNews, Dec 9, 2011 02:26 PM ET.
Sözkonusu bu haberlere göre, keşiften sonra 2012'nin başında Djedi robotuyla yeni bir girişim yapılacaktı ama piramitten bu girişim hakkında hiç ses çıkmadı.
Piramitte "gizem" var mı?
25 Mayıs 2011'de Djedi robotunun 2 kapı arasındaki zemin üzerindeki yazıtı keşfetmesinden sonra yukarıdaki haberlerden de göreceğiniz gibi, herkes bir "gizem" lafını tutturdu ve ortalık gizemden geçilmez oldu. Aslında "gizem" lafı ilk kapı açılmadan (ortasından delinmeden) önce de vardı ve herkes bu kapının arkasında gizemli bir oda olduğunu sanıyordu. Fakat 2. mesajımda detaylı bir şekilde gördüğünüz gibi böyle bir şey sözkonusu bile değildi.
Şimdi, "gizem" lafı 2. kapı için söyleniyor ve bu kapının arkasında bir "gizemli oda" ya da adlandırılamayan bir "gizem" olduğu dillendiriliyor. Ancak onların gizem olarak baktıkları şey, artık her neyse, 2. mesajımdaki ilk resimdeki yazıttadır.
Eğer o yazıtı çözerseniz, 2. kapının arkasında ne olduğunu, kapıyı açmadan, bilirsiniz. Araştırmacı Luca Mitello bu yazıtın bir kısmını (yalnızca ortadaki sembolü) çözdü ve bu kapının arkasında ne olduğunu biraz anlaşılmaya başlandı.
Eğer bu kapının arkasında ne olduğunu merak eden varsa, şaftın AUTOCAD çizimini verebilirim. Ki bu çizim, Gantenbrink'in Cheops-Shafts çalışmasının tamamlanmış şeklidir.
|

01-09-2012, 08:59
|
|
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Usa
Mesajlar: 3.977
|
|
Hz. Muhammed'in Öğretisi ne demek?
Arkadaşlar, şu videonun,
1:22-1:39 bölümünde son derece can sıkan şöyle bir bilgi geçer:
"12 yüzyıl boyunca eski Mısır uygarlığının öyküsü ortadan kaybolacaktı. M.S. 640'ta İslami dini ve Hz. Muhammed'in Öğretisi yurt çapında yayıldı."
Anlıyorum; belgeselin Türkçe dublaja çevirilmesi sırasında Türkçe anlatan kişi, Eski Mısır Putperest Dini ve arkasından gelen Hristiyanlığı ve İslamiyeti anlatırken, kendisini bir dini karmaşa içinde buluyor ama " Hz. Muhammed'in Öğretisi" diyerek bu kadar da ileri gidilmez ki! Ne o öyle, " Hz. Muhammed'in Öğretisi" ?!*
Siz sıkılmadınız mı, arkadaşlar?
Şahsen, ben çok rahatsız oldum!
Konu upuaut tarafından (01-09-2012 Saat 09:08 ) değiştirilmiştir.
|

24-05-2014, 22:35
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 10 Mar 2014
Mesajlar: 411
|
|
Bu konularda bilgili olduğunuz belli.
Bilgilerinizi bizden esirgemeyin
|

25-05-2014, 01:52
|
|
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Usa
Mesajlar: 3.977
|
|
Seti I'in mumyasına bakarken aklımdan geçenler.
Deep´isimli üyeden Alıntı
Bu konularda bilgili olduğunuz belli.
Bilgilerinizi bizden esirgemeyin 
|
Öncelikle sana yanıt vermeden önce şunu belirtmeliyim ki, ben hep Eski Mısır ile iç içeyim. Misal, Gökçeada açıklarında deprem olmadan önce Google'ın "Görseller" bölümünde Seti I ve Ramses II'nin mumyalarına bakıyor ve aralarındaki farklara dikkat etmeye çalışıyordum. Örneğin, Ramses II'nin mumyasında Ramses II'nin kafasının yanlarında saç birikintileri varken Seti I'in mumyasındaki kafasında ise hiç saç yoktu. İnanılır gibi değil; ya Seti I, kafasını kazıtmış ya da öldükten sonra Rahipler kafasını kazımışlardı. Bana ilk şık doğru geldi. İçimden bir ara acaba ben de onun gibi kafamı mı kazıtayım sorusu geçti.
Depremde yaşadıklarım
Çok değil; bütün bu olanlar 3 dakika içinde olmuştu ve sonra oturduğum koltukta kollarım masa ve koltuğa yaslı ve vücudum da sıkı sıkıya koltuğa yapışık olduğundan, sallandığımı hissettim. Çünkü vücudum sanki bir sensör gibi tüm sarsıntıyı hissediyordu. Sonradan haberlerden öğrendiğime göre, deprem 12:25:01'de olmuş ve deprem dalgalarının İstanbul'daki evime ulaşması 12:28'in hemen başında oldu. Nerden anladın dersen, ilk sarsıntıdan sonra evdekilere baktıktan sonra hemen bilgisayarımdaki saatime baktım, oradan çözdüm.
Neyse, ben daha sonra http://udim.koeri.boun.edu.tr sitesindeki deprem merkezinin koordinatlarını alıp Google Earth'te evimin olduğu yerle birlikte işaretledim. Bu noktalar arasındaki uzaklık, 319.93 KM ve deprem dalgalarının bana ulaşması 3 Dakika olduğuna göre, deprem dalgalarının oturduğum yerden geçerken hızı ne kadar biliyor musunuz?
Çok basit. Basit bir hesapla,
319.93 KM/180 S=16/7=1.777... KM/S
dir.
Demek ki deprem dalgalarının oturduğum yerden geçerken hızı saniyede 1.78 KM imiş. Çok delice bir hız. Ben ilk başta koltukta sarsılırken bu deprem dalgalarının Adalar'dan geldiğini zannetmiştim ama sarsıntı hafif olunca korkmama gerek olmadığını anladım. Çünkü deprem dalgalarının nereden gelip nereye gittiğini oturduğum koltuktan gayet iyi anlamıştım.
Dedim ya, vücudum o sırada adeta bir sensör gibi idi. Deprem dalgaları (güneyden hafif bir açıyla batıya kırık bir şekilde) güneybatıdan geliyor ve o istikamette arkamdan geçip gidiyordu. Televizyonlardaki depremin merkezüssü ile ilgili yayınlanan haritalarda da Gökçeada tam da deprem dalgalarını hissettiğim yönde, güneybatıda olarak gösteriliyordu.
İstanbullular dikkat!
Bostancı, Ataşehir ve Kadıköy'de oturanlar, hele hele yüksek katlı apartmanlarda oturanlar boşuna kendilerini kandırmasınlar. Çünkü bu deprem sonrasında basında "Büyük İstanbul Depremi" şeklinde lanse edilen deprem teri için de Google Earth'ten bir araştırma yaptım. 7.2-7.5 şiddetinde deprem üretmesi beklenen Çınarcık Çukuru'nun batısında yeterince uzak bir yer seçtim ve buranın evime 92 KM civarında uzaklıkta olduğunu gördüm. Eğer burada 7.5 şiddetinde bir deprem olursa, deprem dalgalarının evime ulaşması 40 Saniye alır. Ama diyelim ki böyle bir deprem oldu, o zaman bana kim haber verecek? En kötüsü, diyelim ki biri orada deprem olduğunu haber verse bile, ben 40 saniyede (ki bu süre ölçümü yukarıdaki gözlem ve bilgilere olmuştur) 3. kattan aşağıya nasıl ineceğim? Bundan daha kötüsü, bu süre depremin merkezüssünün yakın olması ve deprem dalgalarının daha şiddetli, dolayısıyla hızlı olduğu gözönüne alınırsa, 30 saniyenin altına iner ve siz, çok katlı bir apartmanın 5. ya da daha yukarıdaki bir kattan inerken bu süre içinde apartmanın kapısından çıkamazsınız.
Kimse kendisini kandırmasın; kimse böyle bir deprem karşısında size haber verecek değil ve deprem dalgaları size ulaştığında yalnızca ama yalnızca dua etmeye başlasanız iyi olur. Çünkü kaçma şansınız hiç yok!
Fakat benim kafamı asıl meşgul eden şey bunlar değildi; Seti I'in NATGEO'da izlediğim bir belgeselinde ahiret düşüncesi içinde ölüm sonrası yolculuğa çıkması ve kendisini mumyalatıp dirilmeyi bekliyor olması ve bütün bunların gözlerimiz önünde 3300 yıldır gerçekleşmemiş olması, beni ve tabii ki herkesi hayrete düşürmez de, ne düşürür?
Bu soruma acilen yanıt bekliyorum. Çünkü bu soru acilen yanıtlanmayı bekler!
|

25-05-2014, 17:14
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 10 Mar 2014
Mesajlar: 411
|
|
upuaut´isimli üyeden Alıntı
Öncelikle sana yanıt vermeden önce şunu belirtmeliyim ki, ben hep Eski Mısır ile iç içeyim. Misal, Gökçeada açıklarında deprem olmadan önce Google'ın "Görseller" bölümünde Seti I ve Ramses II'nin mumyalarına bakıyor ve aralarındaki farklara dikkat etmeye çalışıyordum. Örneğin, Ramses II'nin mumyasında Ramses II'nin kafasının yanlarında saç birikintileri varken Seti I'in mumyasındaki kafasında ise hiç saç yoktu. İnanılır gibi değil; ya Seti I, kafasını kazıtmış ya da öldükten sonra Rahipler kafasını kazımışlardı. Bana ilk şık doğru geldi. İçimden bir ara acaba ben de onun gibi kafamı mı kazıtayım sorusu geçti.
Depremde yaşadıklarım
Çok değil; bütün bu olanlar 3 dakika içinde olmuştu ve sonra oturduğum koltukta kollarım masa ve koltuğa yaslı ve vücudum da sıkı sıkıya koltuğa yapışık olduğundan, sallandığımı hissettim. Çünkü vücudum sanki bir sensör gibi tüm sarsıntıyı hissediyordu. Sonradan haberlerden öğrendiğime göre, deprem 12:25:01'de olmuş ve deprem dalgalarının İstanbul'daki evime ulaşması 12:28'in hemen başında oldu. Nerden anladın dersen, ilk sarsıntıdan sonra evdekilere baktıktan sonra hemen bilgisayarımdaki saatime baktım, oradan çözdüm.
Neyse, ben daha sonra http://udim.koeri.boun.edu.tr sitesindeki deprem merkezinin koordinatlarını alıp Google Earth'te evimin olduğu yerle birlikte işaretledim. Bu noktalar arasındaki uzaklık, 319.93 KM ve deprem dalgalarının bana ulaşması 3 Dakika olduğuna göre, deprem dalgalarının oturduğum yerden geçerken hızı ne kadar biliyor musunuz?
Çok basit. Basit bir hesapla,
319.93 KM/180 S=16/7=1.777... KM/S
dir.
Demek ki deprem dalgalarının oturduğum yerden geçerken hızı saniyede 1.78 KM imiş. Çok delice bir hız. Ben ilk başta koltukta sarsılırken bu deprem dalgalarının Adalar'dan geldiğini zannetmiştim ama sarsıntı hafif olunca korkmama gerek olmadığını anladım. Çünkü deprem dalgalarının nereden gelip nereye gittiğini oturduğum koltuktan gayet iyi anlamıştım.
Dedim ya, vücudum o sırada adeta bir sensör gibi idi. Deprem dalgaları (güneyden hafif bir açıyla batıya kırık bir şekilde) güneybatıdan geliyor ve o istikamette arkamdan geçip gidiyordu. Televizyonlardaki depremin merkezüssü ile ilgili yayınlanan haritalarda da Gökçeada tam da deprem dalgalarını hissettiğim yönde, güneybatıda olarak gösteriliyordu.
İstanbullular dikkat!
Bostancı, Ataşehir ve Kadıköy'de oturanlar, hele hele yüksek katlı apartmanlarda oturanlar boşuna kendilerini kandırmasınlar. Çünkü bu deprem sonrasında basında "Büyük İstanbul Depremi" şeklinde lanse edilen deprem teri için de Google Earth'ten bir araştırma yaptım. 7.2-7.5 şiddetinde deprem üretmesi beklenen Çınarcık Çukuru'nun batısında yeterince uzak bir yer seçtim ve buranın evime 92 KM civarında uzaklıkta olduğunu gördüm. Eğer burada 7.5 şiddetinde bir deprem olursa, deprem dalgalarının evime ulaşması 40 Saniye alır. Ama diyelim ki böyle bir deprem oldu, o zaman bana kim haber verecek? En kötüsü, diyelim ki biri orada deprem olduğunu haber verse bile, ben 40 saniyede (ki bu süre ölçümü yukarıdaki gözlem ve bilgilere olmuştur) 3. kattan aşağıya nasıl ineceğim? Bundan daha kötüsü, bu süre depremin merkezüssünün yakın olması ve deprem dalgalarının daha şiddetli, dolayısıyla hızlı olduğu gözönüne alınırsa, 30 saniyenin altına iner ve siz, çok katlı bir apartmanın 5. ya da daha yukarıdaki bir kattan inerken bu süre içinde apartmanın kapısından çıkamazsınız.
Kimse kendisini kandırmasın; kimse böyle bir deprem karşısında size haber verecek değil ve deprem dalgaları size ulaştığında yalnızca ama yalnızca dua etmeye başlasanız iyi olur. Çünkü kaçma şansınız hiç yok!
Fakat benim kafamı asıl meşgul eden şey bunlar değildi; Seti I'in NATGEO'da izlediğim bir belgeselinde ahiret düşüncesi içinde ölüm sonrası yolculuğa çıkması ve kendisini mumyalatıp dirilmeyi bekliyor olması ve bütün bunların gözlerimiz önünde 3300 yıldır gerçekleşmemiş olması, beni ve tabii ki herkesi hayrete düşürmez de, ne düşürür?
Bu soruma acilen yanıt bekliyorum. Çünkü bu soru acilen yanıtlanmayı bekler!
|
Antik Mısır konusunda yazılarınız olursa okurum.
|

23-04-2015, 03:07
|
|
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Usa
Mesajlar: 3.977
|
|
Hawass kapısının arkasında yeni bir bulgu!!!
Konuya önce bir hatırlatmayla başlayayım!
Hatırla (Remember)!
Hatırlarsanız; 1992’nin Şubat’ında Gantenbrink Kraliçe Odası güney şaftı (Alt güney şaftı) için UPUAUT'tan çok daha gelişmiş bir robot tasarlamış ve çeyrek milyon dolar harcayarak Upuaut II adlı bir robot yapmıştı.
Rudolf Gantenbrink: "Alt güney şaftının muhtemel bir çıkışı için aramaya gidiyorum (I go searching for a possible outlet of the lower southern shaft)", The 2'nd 1992 Campaing.
İşte bu robot NATGEO belgeseli yapımcılarının heyecanlı bakışları içinde 22 Mart 1993'te alt güney şaftının içine yollandı ve robot üzerindeki kamerayla görüntüler yollaya yollaya şaftta ilerleyen Upuaut II, gittikçe gidiyordu: 25 metre..., 35 metre..., 45 metre... Şaft devam ediyordu. Sonunda, robot saat 11:05'te 59 M'de aniden durmak zorunda kaldı (ki şaftın ağızdan kapıya kadar uzaklığı 59.45 M'dir), çünkü önüne bir engel çıkmıştı.
Üzeri zımparalanmış ve parlatılmış kireçtaşından yapılmış, garip bir “kapı” ile bitiyordu şaft! Robot şaftın bittiği alanı yani ilk kapının olduğu yeri bütünüyle taradı ve kapının sağ alt köşesinde minik bir çatlak olduğunu fark etti. Ancak bir kablonun girebileceği kadar geniş bir çatlak.
16.09.2002’de saat 20:00’da ZDF’de canlı olarak sunulan IRobot’un çektiği bir görüntü. Bu görüntüdeki çizgiyi ortaya çıkarabilmek için ZDF’nin görüntüsünü Photoshop’ta kontrast ayarlarını maksimuma ayarladım ve çizginin olduğu yeri ok işaretiyle gösterdim. Bu görüntünün televizyonlarda da görülebilinmesi için, televizyonun kontrast ayarlarını maksimuma çıkartmak gerekir. Aksi takdirde bu çizgiyi farketmek mümkün olmaz!
Piramitteki bu yeni gelişme hemen Hawass’a ve diğer Mısır uzmanlarına bildirildi. Heyecan dalga dalga büyüyordu. Basına açıklama yapmakta oldukça isteksiz davranan Hawass ve diğer yetkililer, Gantenbrink’in bunu London Times ve The Independent gazetelerine duyurmasına çok sinirlendiler. Alman mühendisin iş izni derhal iptal edildi ve piramitler çevresinden uzaklaştırıldı. Büyük bir buluş gerçekleştirilmişti ama, bunu yapan adam ödüllendirileceği yerde cezalandırılıyordu!
Gantenbrink, izleyen yıllarda UPUAUT 2’den çok daha gelişmiş yeni bir robot yaptı ve izin verilmesi halinde tek bir ücret almadan, Mısırlı yetkililerin gözetimi altında çalışarak, şimdilerde yüksek hızlar için internet bağlantısında kullandığımız bir fiber optik kablolu kamerayı bu çatlaktan içeri sokabileceğini ve muhtemel “Gizli Oda (Secret Chamber)”nın görüntülerini dünyaya sunabileceğini söyledi ama, Mısır Eski Eserler Müdürlüğü, gerekçe göstermeden bu öneriyi reddetti!
Peki Gantenbrink,
Kapının sağ alt tarafındaki 2-3 mm'lik çatlak. Djedi-2011.
neden kapının sağ alt tarafındaki çatlaktan bir fiber optik kabloyu içeriye sokup görüntü almak istedi?
Şunun için (For this, MATRIX filminden): Şüphesiz, eğer Gantenbrink, Hawass’a söylediği gibi, 1992’de ilk kapının sağ alt köşesindeki çatlaktan bir fiber optik kablo sokup bir görüntü alabilseydi, bir önceki resimde görülen "Çizgi (The Line)"yi farkedecek ve piramitte şimdiye kadar yapılan en önemli keşiflerden birine imzasını atacaktı! Fakat o, içine mi doğdu artık bilinmez, kapının arkasında bir şeyler olabileceğini tahmin ediyordu.
İşte Hawass, Gantenbrink'ten bunu esirgemişti ve onu ödüllendireceği yerde cezalandırmıştı!
Şimdi bu kısa hatırlatmadan sonra bulguma geçebilirim.
Hawass kapısının arkasındaki yeni bulgu!
Öncelikle bu bulguyu çok geç bir zaman sonra (bu mesajın yazımından tam 1 gün önce) farketmem affedilir gibi değil. En azından, kendi adıma...
Demek ki odaklanamamışım, ama "Geç olsun ama güç olmasın!" atasözü gereğince şimdi bu bulgunun ne olduğunu anlatayım size.
Aşağıda Djedi adlı robot tarafından kapı arkasından alınan bir görüntü vardır (ki bu kapıya "Gantenbrink Kapısı" ya da "İlk Kapı (The First Door)" denilmektedir).
Detaylı bilgi almak için resmin üzerine tıklayınız!
Şimdi bütün dikkatiniz bu kapı arkasındaki çizgide olsun. Çünkü eğer bu çizgiyi başlangıcından bitimine kadar dikkatli bir şekilde izlerseniz, bir bulguyla karşılaşırsınız. Ama ne?
Öncelikle bu resimdeki 4 no'lu yer, hemen kapı arkasındaki çizginin başladığı noktadır. Bu, yukarıdaki resimde açıkça ifade edilmiştir. Bu çizgiyi 4'ten itibaren ileriye doğru takip etmeye başladığımız zaman, karşımıza 1 ve 3 no'lu yerler çıkar. Bunlardan, 1 no'lu yerde şaft ustasının hiyeratik formatta yazdığı bir yazıtı vardır ve bu, şaftla ilgili bir mühendislik hesabı gösterir. 3 no'lu yerde ise 24 çizgisine dik bir çizgi vardır. Bu çizgi 1 no'lu yazıttakiyle ilgilidir.
3 no'lu çizginin anlamını mı merak ediyorsunuz? Eğer bu çizginin anlamını size söylersem ne mi olur? Bu durumda 4. mesajımda bildirdiğim üzere 52 sayfalık makalemi çöpe atmam gerekir. İsterseniz, bu şıkkı geçelim ve bir sonrakine bakalım. Ama bu bulgu önem arzederse burada bir cümleyle daha sonra açıklarım. Tamam mı?
Son olarak, 2 no'lu olan yere bir bakalım. Burası zeminin kırmızı aşı boyasıyla boyanmış hattın 2. kapıda son bulduğu yerdir. Fakat o da ne? 2. Kapının tam altında kırmızı aşı boyasının üzerinde bir miktar siyah renkli boya var. Peki bu siyah renkli boyanın anlamı ne?
Bu bayağı bir kafa karıştırıcı gibi görünüyor ama Djedi'nin şaftta bulduğu ilk yazıta bakarsak, ama çok dikkat bir şekilde, o zaman bu siyah renkli boya sır olmaktan çıkar.
Şafttaki ilk yazıt
Çok ilginçtir; alt güney şaftına o kadar robot yollandı ve şimdiye kadar şu yazıt bir türlü farkedilemedi:
Djedi tarafından 24 Mayıs 2011'de alınan bu görüntüde ilk kapıya 3.5 M kala şaftın batı duvarında bir hiyeratik yazıt var ve bu, şimdiye kadar bu yazıtı neden görüntülemediğini bize açıkça gösterir.
Çünkü Djedi'nin yılan kamerası bile bu yazıtı zar zor şu şekilde görüntüledi:
Djedi'nin yılan kamerasıyla ilk yazıta yapılan zoom.
Şimdi Djedi'nin yakından bir bakış attığı bu yazıt hakkında iyi-kötü bir fikir sahibiz. Bana göre, yazıta yapılan bu zoom bakıştan yukarıdaki resimdeki karakterler çıkmaz. Yani yukarıdaki yazıt tamamen doğru değil; özellikle ortadaki karakter doğru değildir. Çünkü ortadaki karakterin 1 no'lu yazıttaki gibi 2 ayağı ve bir başı (ki bu dökülmüş ama izi duruyor orada!) görünüyor. Bu karakterin tepesinde yanyana 2 nokta mı var, yoksa bu dökülen bir karaktere ait; belli değil. İşte tüm bunlar yazıtın hangi amaçla oraya yazıldığı çözüldükten sonra ortaya çıkacaktır.
Fakat ben, size bu son yazıtla ilgili sırrı KHNUM KHUFU adına,
M.Ö. 2000'li yıllara ait bir papirüs, Khufu'nun, yaşlılığında (40'lı yaşlarda) bilge bir adamı yanına getirip Ahiret Tanrısı Thot'un gizli tapınağının yolunu öğrenmek için nasıl uğraştığını anlatıyor. Bilge O'na yardım edemiyor. Hikaye hem bu dünyaya, hem de sonrakine hükmetmekte kararlı bir Firavun'un yaptıklarıyla devam ediyor (Bkz. 9).
vereyim.
Şimdi, yukarıdaki yazıt görünürde şaft ustası tarafından ilk kapıya 3.5 M kala konur ama, bu yazıtın Blok 27'nin batı duvarında konulduğu yerin Kraliçe Odası'nın zeminden seviyesi tam olarak 69 RC (69x11/21=36+1/7=36.14 M) ve ilk kapının şaft ağzından seviyesi ise tam tamına 70 RC (=70x11/21=30+2/3=36.67 M)'dir. Burada şaft ağızlarının (ki her ikisi de kapının tavanı ile aynı seviyededir) Kraliçe Odası zemininden seviyesi 3+3/11 RC ve şaftın eğimi ArcSin(7/11) olduğundan, ilk yazıtın ilk kapıya uzaklığı,
[1+(3+3/11)]x(11/7) = 6+5/7 RC = (6+5/7)x(11/21)= 3.517 M
olarak görünür.
İşte Blok 27'nin batı duvarına ilk yazıtı (sondan 3. resim) koyan şaft ustasının yaptığı şey budur ve Djedi de 24 Mayıs 2011'de hiç kimsenin farketmediği bu yazıtı yılan kamerasıyla görüntülemiştir. Olay budur yani!
Tabii ki şaftta bu çalışmalar yapılırken piramit sahibi Khufu arasıra piramite gelip inşaatın ne aşamada olduğunu kontrol eder ama şafttaki bu tür ayrıntılardan haberdar olması mümkün değildir.
Şimdi gelelim esas bulguma...
Bana göre ikinci kapının altındaki kırmızı aşı boyasına karışmış siyah renkli aşı boyası sıradan bir bulgu değil; tam tersine, şafttaki ilk yazıttaki ilk karakterin siyah renkli aşı boyasıyla yazılmış olduğu gözönüne alınırsa (ki diğer karakterler yukarıdaki resimdeki gibi Djedi ekibinin gösterdiği şekilde kavuniçi renkle değil, kırmızı renkli aşı boyasıyla yazılmıştır), bu siyah renkli aşı boyası 2. kapının arkasında kullanılmış demektir. Yani şaft ustası siyah renkli boyayla ya 2. kapının arkasına yeni bir yazıt bıraktı ya da kazayla boyayı oraya döktü ve bu 2. kapının altına sızdı. İşte burada da iki kapı arasında zemin üzerine yazılan 2. yazıt devreye girer. Ama sonuçta ne olursa olsun, siyah renkli boya oraya bir şekilde dökülmüş ve bu zeminde olmuş olmalı. Yani şaft ustası 4 no'lu yerden başlattığı çizgiyi kırmızı aşı boyasıyla zeminde sürdürürken 2. kapının altından devam ettirir. Ama 2. kapının altında kırmızı boyanın üzerinde bir de siyah boya var ve işin içine bu boya da karışmış.
Bu konuda öncelikle şunun bilinmesi gerekir: Piramitte masonların (taş ustaları) yapıların inşaatı esnasında bazı bloklar üzerine çalışma işaretlerini bıraktıklarını ve bu işaretleri yalnızca "Kırmızı" ve "Siyah" renkli aşı boylarını kullandıklarını biliyoruz. Öyle, Djedi ekibinin çeşitli resimlerde gösterdikleri "Yeşil, Sarı, Kavuniçi" renkler yok. Bunlar boya filan değil, piramitte oluşmuş anomalilerdir. Yani piramitin masonları piramitte bir işaret bırakmak istedikleri zaman "Rouge et noir (Kırmızı ve Siyah)"den başka bir renk kullanmıyorlar. Bildiğim kadarıyla, siyah renk kesin olan ifadelerde ve kırmızı renk de dikkat çekilmek istenilen ifadelerde kullanılıyor.
Şu halde 2. kapının altındaki kırmızı rengin üzerindeki siyah boya en az ilk kapının arkasında başta dikkatleri çekmeyen ama sonra bunun ne kadar önemli olduğu gösteren çizgi (hat) kadar önemlidir. Bu nedenle 2. kapının da açılması ve bu siyah boyanın orada ne işe yaradığının ortaya çıkarılması gerekiyor. Yani "Hawass Kapısı" olarak bilinen 2. kapının da ilk kapıda olduğu gibi açılması ve arkasında ne/ler olduğunun görüntülenmesi gerekiyor. Eğer orada şaftla ilgili bir mühendislik çalışmasına ilişkin bir yazıt yoksa, o zaman "KHUFU"nun kartuşu olabilir. Kimbilir!
Evet, bulgumuz net ve açık. Hawass amcaya yol göründü yani!
Zahi Hawass: Mısır arkeolojisi uzmanı, akademisyen, yazar ve araştırmacıdır. 2011 yılında Mısır'da baş gösteren halk ayaklanması ve takiben Hüsnü Mübarek rejiminin devrilmesinin ardından Askeri Konsey tarafından Kültür İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı olarak kurulan yeni kabinede Bakanlık görevine getirilmiştir. Fakat 3 Temmuz 2013'te Ordu'nun müdahelesi sonucu Abdel Fatah el-Sisi'nin başa geçmesiyle şu sözü söylemiştir (Bkz. "Oradaydım!!!"): "Fikrimce, Sisi gerçekten Mentuhotep II'dir. Şimdi ne olduğunu anlamak için 4000 yıl önce ne olduğunu anlamaya ihtiyacımız var"
Konu upuaut tarafından (23-04-2015 Saat 03:22 ) değiştirilmiştir.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:31 .
|