Bahadir91´isimli üyeden Alıntı
(...)
Gerçektende öyle... Sadece Türkiye tarihindeki zalim Kemalist despotluğun, Anadolu'nun Müslüman halkı üzerinde uyguladığı sosyal, kültürel ve toplumsal baskı politikalarını, İstiklal Mahkemelerinde şehadetin şerbetini yudumlayan İslam alimlerini, türbanı sebebiyle eğitim hakkı gasp edilen Müslüman bayanları hatırlamak bile yeryüzündeki İslam düşmanı rejimlerin nasıl fütursuzca ve kendinden geçmiş bir şekilde İslamiyet ile savaştığını bizlere göstermektedir. Eğer ortada gerçekten sizlerin iddia ettiği gibi bir savaş varsa bunu Müslümanlar değil, Kemalist rejim ve onun türevi seküler anlayışlar başlatmış ve sürdürmüştür.
|
Sizin birikim ve mantığınıza sâhip birinin, bu satırları inananarak yazması mümkün değil. Bu düşünceleri polemik üretip konu kızıştırma adına kaleme aldıysanız, onu bilemem.
İslâm'ın savaşlarla yayılıp etkin olabilen bir din olduğunu bilecek durumdasınız. "Allah adına" diyerek, kerâmeti kendilerinden menkûl bir "Tanrısal yetki" yi elde pala-kılıç "Hamle bre kâfir" modunda kullanıp, gücünün yeteceğine inandığı here yer saldıran, İnsanları, eski Arap örfü, Yahudi şeriati ve savaş koşullarının dayatmasıyla oluşan şartlardan mürekkep bir "nizam"a boyun eğmeye zorlayan, İslami kuralların dışında kalan ve İslâm'ın onaylamadığı her husûsu "Şeytan işi pislik, küfür" olarak niteleyen bir dini ve müntesiplerini "mazlum" gibi gösterip, gerici-yobaz cenaha karşı başlatılan meşrû bir direnişi de "despotluk" olarak nitelemek samimi düşünce ve kanâ'atin ürünü olarak görünmüyor.
İstiklâl mahkemelerince verilen her karar doğru olmayabilir. Devrim koşullarında suçu-günahı olmayan insanlar da mağdur edilmiş hatta öldürülmüş olabilir. Bu eylemleri savunan yok zaten. Ama; bu tip istenmeyen hâdiselerin gelişmiş olması, gerici-yobaz anlayışa karşı oluşan eylemi "despotluk" şeklinde nitlemeniz için yeterli gerekçe oluşturmaz. Kişisel tespitlerinizi böyle bir gerekçeye dayandırmaktaysanız, gerçeğin peşinde olmakdan çok, bir siyasi hareketin parçası ve eylemcisi olduğunuz sonucunu ortaya koyar. Bunun için sizi suçlayamam elbette. Herkes siyasi safını seçmekte hürdür. Maalesef siyasi mücadelelerde eğriyi 'doğru' doğruyu da 'eğri' gösterebilme "mahâret"i şartlı refleks davranışları gösteren üçüncü dünya ülkesi insanları üzerinde etkin olabilmekte.
Benim esas hayret ettiğim şey; vaktiyle Erbakan Hoca'ya karşı başlatılan "imhâ" hareketinde, Hoca'nın oy aldığı tabandan bile "gık" çıkmazken, Şimdiki AKP faşizminin, İslami cenahla birlikte kendilerini "liberal" olarak tanımlayanlarca destekleniyor olması.
Bu sıradan bir "iç siyâset" ürünü değil.