Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Dünya Dinleri, Mitoloji & Antik Uygarlıklar > Mitoloji & Esoterisizm

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #41  
Alt 24-09-2017, 21:39
Nero Nero isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 24 May 2017
Mesajlar: 1.869
Standart

"Tanrı ve ben bir olacağım." uydurtu

Böyle bir şey yok. Tanrı ile hep birlikte bir oluyoruz.
Alıntı ile Cevapla
  #42  
Alt 24-09-2017, 22:19
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
Standart

Nero´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
"Tanrı ve ben bir olacağım." uydurtu

Böyle bir şey yok. Tanrı ile hep birlikte bir oluyoruz.
-isterseniz yeni bi başlığa alayım...-

M.Ö 500 lü yıllar Parmenides

Parmenides'e göre, evrende değişen hiçbir şey yoktur. Gerçeklik, yani Varlık, mutlak anlamda Bir'dir, kalıcıdır, süreklidir, yaratılmamıştır, yok edilemez; o ezeli ve ebedidir; onda hareket ve değişme yoktur.

Onun Bir'ci görüşü, bir takım mantıksal çıkarsamalarla evrende değişimin olmadığını kanıtlamaya çalışır.Gerçeklik ebedi ve değişmez olan, yaratılmamış ve yokedilemez olan, sürekli ve kalıcı olan Bir'dir.Varlık varolagelmiştir, parçalı değil bir bütündür, hareket ve değişim söz konusu değildir.Varlık hakkında söylenebilecek tek şey varlığın varolduğudur.

-vikipedi-

"hiçbir Varlık yoktur ki onda Varlıktan yoksun olsun.
Tüm olan eksiksiz olduğu için, tüm yerlerde belirlenimlerinde kendisi gibidir."

ve burada daha çok, orada daha az olmak üzere,
Onun aynıya ulaşmasını engelleyecek bir yokluk yoktur;

Varlığın en son sınırı eksiksiz olduğuna göre, özekten tüm yönlerde eşik olarak genişleyen ve her yanında yusyuvarlak bir küreye benzer, çünkü şu ya da bu parçasında daha büyük ya da daha küçük olamaz.
Simplikios (Arist. Fizik üzerine)

"Ama gerçeklik yalnızca 'olan'dır.
Bu ne başka birşeyden doğar, ne de geçicidir; bütündür, kendi sınıfında tek, devimsiz ve sonsuzdur.
Ne vardı, ne de olacaktır, ama aynı zamanda herşeydir. Çünkü onun için nasıl bir doğuş arayacaksın? Nasıl ve nereden artacaktır?

Olmayandan olacağını ne söylemene ne de düşünmene izin vereceğim, çünkü 'olan'ın olmadığı ne söylenebilir ne de düşünülebilir.
Hangi zorunluk onu daha sonra ya da daha önce yokluktan başlatmış olabilir? Öyleyse baştan sona ya olmalı ya da olmamalıdır. Ne de herhangi bir kanı gücü başka birşeyin olmayandan doğmasını sağlayacaktır. Böylece doğuş yitmiştir, ve yitiş inanılamazdır.

Varlık ayırılabilir değildir, çünkü bütünüyle kendisi gibidir. Hiçbir yerde daha çok değildir, çünkü yoksa bir arada durmayacaktır, ne de daha azdır, çünkü herşey Varlık doludur. Herşey (Evren) tek bir birleşik bütündür, çünkü Varlık Varlık ile birliğe akar. Değişmezdir ve güvenle kendi içinde dingindir. Zorunluğun gücü onu sınırın bağları içersinde tutar. Bu yüzden eksik olduğu söylenemez, çünkü eksiksizdir, oysa yokluk herşeyden yoksundur."

-internetten alıntı-
peki şimdi burda ezoteri var mı?
biz buna felsefe diyoruz. Türkçe bilgi sevgisi olarak tanımlanıyor
Yukardaki kavramlar düşünmelere ilişkin. İnsan düşünmelerine...
sadece ve sadece...

ezoteri dediğimiz batıni gizli ilim ya da bilgi tabir edilen...

M.Ö 400 ler ya da belki 3000 ler Bhagavat Gita

2: Varlık ve yokluk:
Yok olmak diyorsun… kim yok olacak? Her canlı ezelden ebede akan bir ırmak. Ömrümüz zaman kadar uzun.

Çocuktu bir vakitler, genç olduk… yarın ihtiyarlayacağız. Partal bir libas gibi atacağız aşınan bedeni, yeni bir bedenle doğacağız.

Yokluktan varlığa geçilemez. Aşılmaz bir duvar var varlıkla yokluk arasında. Evrenin dokusu ölümsüz. Ölümsüzü kim yok edebilir? Ruh kalıptan kalıba girer, aşınmaz. Başlangıcı yok ki hayatın sonu olsun. Ne ezelde başlayan yok olur ne ezelde olmayan var olur…
M.Ö -Upanişadlar

"O özümlenme halindeyken insan görmeden görür, çünkü hiçbir şey O'ndan ayrı değildir. Koklamadan koklar çünkü hiçbir şey O'ndan ayrı değildir. Duymadan duyar çünkü hiçbir şey O'ndan ayrı değildir.. Bilmeden bilir çünkü hiçbir şey O'ndan ayrı değildir. Ayrılığın olduğu yerde insan başka bir şeyi görür. Başka bir şeyi koklar, baska bir şeyi konuşur, baska bir şeyi duyar, baska bir şeyi düşünür. Fakat özümlenmenin olduğu ikinci bir şeyin bulunmadığı yer Brahman'ın âlemidir.

-vikipedi
Advaita Vedanta (ikincisiz/ikisizlik/ikincisizlik ilkesi öğretisi ya da ekolü-okulu

Advaita Vedanta, Hint felsefesi dizgelerinden Vedanta'nın "ikicisizlik" öğretisinin Sanskritçe karşılığı.

Advaita öğretisine göre gerçek, "Atman" ile "Brahman"ın iki ayrı benliğinde bölünmüş değil, "Atman"ın "Brahman"la son safhada özdeşleşecek olan tek benliğindedir. "İkicisizlik" öğretisi, Vedanta'nın iki temel ekolünden biridir..

Vedanta Vedaların sonu anlamında Sanskritçe bir kelimedir ve Hindu felsefi okullarından biridir. Diğer vedanta okulları;. Advaita kelimesi ise "ikiliksiz" demektir ve monist bir sistemdir. Advaita kelimesi bu bağlamda Benlik (Atman) ile Evrensel İlke'nin (Brahman) özdeşliğini ifade eder. Brahman üçlü tanrı sistemi Brahma, Vişni, Şiva'daki Brahma ile karıştırılmamalıdır.

Tüm Vedanta okullarının temel kutsal metinleri Upanişadlar, Bhagavad Gita ve Vedanta Sutraları diye de bilinen ve Upanişadlar ile Gita'daki öğretileri sistematik hale getiren Brahma Sutralarıdır.

-vikipedi
Advaita Vedanta (Non Dualism)

Varlığın birliği. Ruhla madde ikiliğini kabul etmeyen görüş. Tıpkı bir bardağın içindeki ve dışındaki alanları farklı algılamamız gibi, kendimizi de Tanrı'dan ayrıymış gibi algılarız. Jnana Yoga, bu yolun takipçilerine, direkt olarak bardağın kırılması ve bilgisizlik örtüsünün kalkmasıyla, Tanrı ile bütünlüğün deneyimlenmesi için yol gösterir.

‘Ötelerin ötesidir, Brahman, yücelerin yücesi. Başlangıçta yalnız O vardı. Ama Brahman dışında başka bir kainat da var, benliğimiz Atman. Vücut bir araba, sahibi

Varlık tek: Atman-Brahman.

http://www.hermetics.org/advaita.html
Brahman

Brahman, Hint felsefesi geleneğinde, hem içkin hem de aşkın olan, hem evrende ve hem de kendisinde var olan en yüksek varlığa kendisiyle birleşmenin nihai ve en yüksek hedef olarak addedildiği dünya ruhudur.

-vikipedi
Bhagavad Gita'da Tanrı Kavramı:

"Her şeyde beni ve bende her şeyi gören biri için ben asla kaybolmam. O kişi de benim için kaybolmaz. Benim bütün canlilarda bulunan varlığıma saygı gösteren bilge yaşam biçimi ne olursa olsun bende var olur" (Bhagavad Gita)

"Maddesel dünyada yaşayan canlılar, benim sonsuz parçacıklarımdırlar, onlar şartlı yaşamları nedeniyle altı duyu organlarına karşı ki bunlara şuur da dahildir, zorlu savaşlar verirler" (Bhagavad Gita)

"Küçücük bir parçamla tüm evrene girişip onu kaplıyorum ve yaşam veriyorum" (Bhagavad Gita)

"Ben tezahür etmemiş halimle içine giriştiğim kozmik evrendeki tüm yaratıkları ve canlıları kapsarım ama onlar beni kapsayamazlar. Ancak buna rağmen bütün yaratılış ve evren benim içimde bulunmaz. Benim akıl almaz mistik gücümü gör! Tüm canlılara hayat verdiğim halde her yerde olduğum halde kozmik evrenin ifade şekillerinin bir parçası değilim. Benim benliğim yaratılışın özüdür yaratılmış tüm varlıklar bendedirler, anlamaya gayret et" (Bhagavad Gita)


Gita panenteist bir metindir, Tanrı yani yaratıcı/ishvara vardır, evrendir ve fazlasıdır, her yerde ve her şeydedir, insan ruhu da Tanrı'nın bilincinin çok ufak bir parçasıdır yani Tanrı okyanus ise bir insan ruhu okyanustan bir damladır.

Genel olarak Hindu inancında özde kesinlikle birlik/monizm vardır (Rig-Veda'da ve Upanişadlarda bolca gecmektedir) ancak bu birlik tamamen farklı şekillerde tezahür eder, yani bu, ışığın prizmadan geçerek 7 farklı renge ayrılması gibi de düşünebilir, ışık aslında özde 1'dir ama prizmadan geçirilince bu birlik 7 farklı şekilde (renk) görünür/tezahür eder. Hinduizm'de de Tanrı 1'dir ancak kendini Şiva, Vişnu, Brahma şeklinde gösterebilir, bu şekilde tezahür edebilir.

Yani birlik basit sayısal bir birlik olarak algılanmamalı, birlik öz'dür. Misal: denizdeki dalgalar gibi, bir mekanda bulunan aynı su(öz) çok fazla dalgaya dönüşür, yani bir çok dalga vardır ama hepsi de ayni sudur, aynı suyun şekil değiştirmiş halidir. Denebilir ki aynı olan su pek çok dalga olarak tezahür etmiştir, Hinduizm'de de bu şekilde... Oz olan su Brahman'dır, "Tanrılar" denen varlıklar da sudaki dalgalar gibidir hepsi de bir olan sudur aslında (Brahman)

http://www.dunyadinleri.com/tr-TR/fo...-bhagavad-gita
Upanişad'larda da Tanrı birdir. Ama buradaki bir olma durumu İslam'dakinden farklı. Upanişad'lara göre aslında herşey tanrı, bazıları bunun bilincinde, bazıları değil. Tanrı görülmez, ancak kişinin meditasyon yoluyla arındırdığı kalbinde kendini gösterir. Çokluk insanları aldatır. Aslında hepsi birdir. Tanrı sebeplerin sebebidir, ilk sebeptir. Bazen Brahman diye anılır bazen Atman. Brahman bir ayna gibi yansıtan arınmış kalpte görülebilir.Tasavvuftaki önemli sembollerden biri de aynadır. Kalp, gönül kavramı da öyle. İslam'da kişi namaz yoluyla arınırken, Upanişadlar'da meditasyonla arınır.

Kitapta çokça geçen ve büyük harfle yazılan "The Self" kelimesini çevirmekte biraz zorlanıyorum. "Kendi", "Öz" veya "O" diyerek çevirmeyi uygun buldum. Gözü gördüren, aklı düşündüren şeydir The Self. "O" her yerdedir, "O" her şeydedir aslında.

O her yerdedir. Işık O'dur. Bölünemez, günahın dokunmadığı, hikmet sahibi, içkin ve aşkındır. Kozmosu bir arada tutan O'dur:

Brahman İlk Sebeptir ve son sığınak. Brahman, herkesin içindeki gizli O.

İki tane kişilik, ego vardır. Birisi ego, diğeri bölünemez Atman'dır. Kişi "ben"i, "benim"i aştığı zaman Atman kişinin gerçek egosu, kendiliği olarak açığa çıkar.

Evren Brahman'dan gelir, Brahman'da varolur, and Brahman'a dönecektir. Gerçekte herşey Brahman'dır.

https://gokhankocak.wordpress.com/20...iginin-dorugu/
Nero´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
"Tanrı ve ben bir olacağım." uydurtu

Böyle bir şey yok. Tanrı ile hep birlikte bir oluyoruz.
bunu gerçekten eleştirmemi istiyor musunuz?

Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
Alıntı ile Cevapla
  #43  
Alt 24-09-2017, 22:27
Nero Nero isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 24 May 2017
Mesajlar: 1.869
Standart

Uydurtu, bu yazdıkların konuyla ilgili. Neden ayrı bir başlığa almayı soruyorsun?

Bu başlıkta itirazlarını sürdür ama lütfen biraz açık ve anlaşılır yaz; en azından benim gibi felsefe bilmeyenlerin de anlayabileceği gibi yaz.
Alıntı ile Cevapla
  #44  
Alt 24-09-2017, 23:44
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
Standart

Nero´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Uydurtu, bu yazdıkların konuyla ilgili. Neden ayrı bir başlığa almayı soruyorsun?

Bu başlıkta itirazlarını sürdür ama lütfen biraz açık ve anlaşılır yaz; en azından benim gibi felsefe bilmeyenlerin de anlayabileceği gibi yaz.
bir yukarıdaki yazımların neredeyse tamamı alıntı ise anlaşılırlık problemi benle ilgili değil sanırım

demek istediğimse, birincisi şu;
ezoterik denilen bu anlatımlar insanlık tarihi kadar eski olmalı...

Rumi den önce de;
bu ya da benzer düşünmeler ve veriler, felsefe içinde (felsefe ekolünde de) ve din-kültür olarakta Doğu da var
ve Hint Felsefesinde de bu benzer ekol var
bunu hatırlattım...
Gizem okulları ya da bilgi toplulukları gibi örgütlenmeler ise her yerde ve her çağda zamanda var sanırım
Anadolu da da bir çok dergah-okul muhtemelen vardı

Eskiden bilgiye erişim zordu. Sınırlı bilgi akışı ve sınırlı kitap ve kütüphane var..
Burdan benim anladığım Anadolu'nun felsefe ya da teoloji olarak ta bilgiyle teması sınırlı ve dar..
Buralarda nitelikli bilgi, felsefi bilgi ya da benzeri var idiyse de bunun dışarıyla yani halkla aslında tarihle de hiç teması yok gibi...

ikincisi kişiye dar bir coğrafya da, din ideolojisi (ve örn. islam modelindeki gibi bir din-tanrı ideolojisi ve düşüncesi) aşılandığında bundan sıyrılmak (ya da bilgiye erişmek ya da aklı özgürleştirmek -dikenli yol) o kadar zor oluyor ki; (hele ki o çağı düşünelim) böyle bir veri ya da bilgilendirme ile tanışıldığında (erişim kaynağı da okült mokült ya da ezoteri adı da alabilir-bilmem) kültürel doktrin ya da altyapısı da yoksa ya da edinilen kaynaklar tam değilse muhtelemelen Rumi gibi bir kişiliği ya da diğer kişilikleri de ortaya koyabilir...

Sonuçta bin yıl öncenin dünyası ve insanı..

Rumi yi bu perspektiften eleştirmedim asla

ve sonuçta biz kulağımıza çalınan iki ismi duyuyoruz.
çünkü diğerleri zaten ya konuşamıyor-ya tarih yazmıyor ya da konuşmadan susturuyorlar ve idam ediliyorlar felan. taşlanıyorlar bilmem ne?
Bu zaten bizi Rumi olmaya zorluyor ya da susmaya değil mi?

Ben o tarihi araştırmadım oysa tesadüf Muhteşem Yüzyıl dizisinde idam edilen bir adam görüyorum. Sonra o tarihi kişiliği araştırıyorum bakıyorum ki o tip örgütlenmeler -alternatif bilgi ve söylem- varmış az çok. bizim tarih anlayışımızda dar. ;okuma araştırmamızda az. tarih verimiz de kısıtlı-bilgimiz de sonuçta. Ben islam tarihini ya da Anadolu geçmişi yorumlayacak kadar öyle bilgim okumam yok. Genel perspektif ve derme çatma...
Yani tarihin bize taşıdığı isimler haricinde tabi ki o tarihte alternatif ekoller öğretiler, düşünceler var

Ama diyorum ya anlıyorum ki ;Rumi izin verilen sınır gibi bir şeydir ya da sistemin seni getirmek istediği nokta gibi bir yerdir-popülerdir neden? .sistemin çizdiği sınır

Ama daha sert bir mizaç tabi ki Rumi yi; korkaklıkla, bilgiyi sınırlamakla, açıklamamakla, öğrenmemekle ve hatta gerçeklerle yüzleşmemekle, halk için laf dolandırmakla ve sözde bir şey verdiğini sanmakla ve kendini alim sanmakla, bir şey anlamamakla ,benve ego büyütmekle (ve egosunun adının tarih gezdiğiyle ama bilgi sıfırla) yumuşak karınlılıkla vb.yle suçlayacaktır
Bir perspektiften tüm bunlar haklıdır...
---

Anadolu tarihi çok daha büyük miraslar, bilgeler, ustalar-yetkinler insanlar ve savaşçılar da ortaya koymuştur da

daha yetkin felsefelerde...

bunu da geçtim bu konu neydi? onu konuşalım-açık konuşalım

Rumi de izi geçen şeyler Anadolu okullarında geleneklerinde fazlasıyla sanırım var. Şu an tarih olmuş taş taş altında/üstünde kalmamış o dönem okulları dergahlarında benzerileri ve değişikleri de var-vardı sanırım ve daha açık sert felsefelerde belki...
bilmiyoruz...

niye Rumi ortaya yansıtılıyor? çok konuşulan bir kimlik olarak

Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
Alıntı ile Cevapla
  #45  
Alt 25-09-2017, 09:36
Nero Nero isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 24 May 2017
Mesajlar: 1.869
Standart

Oh be! Şimdi gayet iyi anladım. Sevgili uydurtu, hep böyle açık yaz.

Ben de sadece Mevlana vardı demiyorum ki. Elbette başkaları da vardı ve bunların ikisi değil, daha fazlası biliniyor. En ünlüleri derisi yüzülerek öldürüldüğü söylenen Hallacı Mansur. "En el hak" dediği için... Daha başkaları da var. Sadece Yunus ve Mevlana değil elbette.

Mevlana'yı daha fazla öne çıkaran onun sistemle uzlaşması değil, edebî ve ruhânî kişiliği olsa gerek. Yunus da şiirleri sayesinde bugüne gelebilmiş ama o bile tesadüf eseri gelebilmiş. Bir de Cumhuriyet dönemi politikasının bir ürünü olarak "keşfedilmiş".

Hacı Bektaş-ı Veli'ler, Taptuk Emre'ler, ismi bugünlere gelememiş başkaları bu yolun yoldaşları imiş.

Hallacı Mansur çok açık yazdığı, söylediği için eleştirilmiş hatta, kendi içlerinde. O da bazı güçlere sahipmiş. Ama o kadar az biliniyor ki. Ne kadarı efsane, ne kadarı gerçek, belli değil.

Bu insanlar İslamı Anadolu topraklarında sevdiren, yayan insanlar. Ama onların tanıttığı İslam elbette Işid islamı değil, cehennemde ateş, cennette de huriler olmayan bir başka islam.
Alıntı ile Cevapla
  #46  
Alt 25-09-2017, 12:05
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
Standart

Nero´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bu insanlar İslamı Anadolu topraklarında sevdiren, yayan insanlar.
Sevdirme ile yayma arasını bence ayıralım.

Mesela Anadolu da başka bir inanç olsaydı, Hristiyanlık, Yahudilik gibi Sufiler onuda sevdirebilirdi. Budizim, Tao vs. hiç fark etmez. "Her şey merkezinde" diyen bir anlayış neyi kötüleyebilir ki? İslamı kötülesin(!)

Adam "ne olursan ol gel" diyor mesela, İslam böyle bir şey demiyor, ve dinlerin hiç biri böyle bir şey demiyor.
"Deme şu şöyle bu böyle, yerindedir o öyle" İslam bunuda demiyor, her şeye razı ol! demektir bu.
Var mı İslamın böyle bir emri? Peygamberi bile savaşmış, ötesi var mı? Ümmet razı olacak, bu mümkün değil.

O yüzden sevdirme kısmını anlayabilirim, ama yayma kısmını anlayamam, Sufizm yaydığı İslam değil, bu bilmeden atmak olur, belki insandır diyebiliriz. İnsana ve insanın inandıklarına değer veren bir anlayışı yaymak!

Dinler diğer inançlara değer vermez, varsa yoksa kendisidir.

Sevgiler

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #47  
Alt 25-09-2017, 12:09
Nero Nero isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 24 May 2017
Mesajlar: 1.869
Standart

Felâsife´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Sevdirme ile yayma arasını bence ayıralım.

Mesela Anadolu da başka bir inanç olsaydı, Hristiyanlık, Yahudilik gibi Sufiler onuda sevdirebilirdi. Budizim, Tao vs. hiç fark etmez. "Her şey merkezinde" diyen bir anlayış neyi kötüleyebilir ki? İslamı kötülesin(!)

Adam "ne olursan ol gel" diyor mesela, İslam böyle bir şey demiyor, ve dinlerin hiç biri böyle bir şey demiyor.
"Deme şu şöyle bu böyle, yerindedir o öyle" İslam bunuda demiyor, her şeye razı ol! demektir bu.
Var mı İslamın böyle bir emri? Peygamberi bile savaşmış, ötesi var mı? Ümmet razı olacak, bu mümkün değil.

O yüzden sevdirme kısmını anlayabilirim, ama yayma kısmını anlayamam, Sufizm yaydığı İslam değil, bu bilmeden atmak olur, belki insandır diyebiliriz. İnsana ve insanın inandıklarına değer veren bir anlayışı yaymak!

Dinler diğer inançlara değer vermez, varsa yoksa kendisidir.

Sevgiler
Katılıyorum, başka bir din olsaydı onu da sevdirip yayacaklardı. İslam vardı ve onu sevdirip yaydılar.

İslam dışındaki dinlere de hoşgörüyle yaklaştılar. Saygı gösterdiler. Ama Mevlana'ya ait değilmiş o söz; "Kim olursan ol gel" sözü...

Sevdiriyor ve böylece yayılmasına hizmet ediyor. Bunu demek istedim.

Evet, dinler öyledir. Ama ustaların öyle bir derdi yoktu. Onlar derindeki bilgiyi alıp yaşıyor ve derinden aktarıyordu.
Alıntı ile Cevapla
  #48  
Alt 25-09-2017, 12:27
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
Standart

Nero´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
İslam dışındaki dinlere de hoşgörüyle yaklaştılar. Saygı gösterdiler. Ama Mevlana'ya ait değilmiş o söz; "Kim olursan ol gel" sözü...

İnandın mı?

Eh işte dediğime geliyor mesele, Sufiler İslamı yaymaya çalışmadılar, öyle olsaydı o söz Mevlanaya ait olurdu denirdi, çünkü o söz İslama aykırı bir söz.
Ve ne yapılıyor bugün, o söz Mevlana'ya ait değil deniyor işgüzarlarca.
Sufilerin sözleri ağırdır, ateşten gömlektir, her kişi giyemez onu eynine.
Arabiyi bile bugün salt İslam düşünürü olarak lanse etmeye çalışıyorlar, ya bu adam hayattayken kaç ülkede hakkında idam fermanı çıkartılıyor. Soluğu Anadolu da alıyor bu yüzdende. Anadolu daha ılıman bu yönden.
Nero´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Ama ustaların öyle bir derdi yoktu. Onlar derindeki bilgiyi alıp yaşıyor ve derinden aktarıyordu.
Böyle dertleri yok, eyvallah.

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #49  
Alt 25-09-2017, 14:05
Nero Nero isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 24 May 2017
Mesajlar: 1.869
Standart

Felâsife´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

İnandın mı?

Eh işte dediğime geliyor mesele, Sufiler İslamı yaymaya çalışmadılar, öyle olsaydı o söz Mevlanaya ait olurdu denirdi, çünkü o söz İslama aykırı bir söz.
Ve ne yapılıyor bugün, o söz Mevlana'ya ait değil deniyor işgüzarlarca.
Sufilerin sözleri ağırdır, ateşten gömlektir, her kişi giyemez onu eynine.
Arabiyi bile bugün salt İslam düşünürü olarak lanse etmeye çalışıyorlar, ya bu adam hayattayken kaç ülkede hakkında idam fermanı çıkartılıyor. Soluğu Anadolu da alıyor bu yüzdende. Anadolu daha ılıman bu yönden.

Murat Bardakçı'dan duymuştum sanırım. O dediyse doğrudur. En azından doğru olma ihtimali güçlü diyeyim. Ama sen ısrar ediyorsan söyle, tekrar inceleyeyim.

Arabî'yi en iyi nereden öğrenebilirim? İnternette hangi siteyi önerirsin?
Alıntı ile Cevapla
  #50  
Alt 28-09-2017, 00:54
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
Standart

Nero´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Murat Bardakçı'dan duymuştum sanırım. O dediyse doğrudur. En azından doğru olma ihtimali güçlü diyeyim. Ama sen ısrar ediyorsan söyle, tekrar inceleyeyim.
İncelenecek bir şey yok, O söz Sufizmdir gerisi hikaye... Mevlanadan o sözü alırsan, Mevlanadan geriye bir şey de kalmaz emin ol, zaten onun içinde ondan o sözü sıyırmak istiyorlar, zira işin ucunda İSLAMA UYDURMAK var, o söz İslama uymuyor, hangi açıdan bakılırsa bakılsın uymuyor, geriye kalan tek seçenek o zaman Mevlana İslama uyar... yaptık oldu olur. illaki birileri de bunun için çalışacaklardır.
Nero´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Arabî'yi en iyi nereden öğrenebilirim? İnternette hangi siteyi önerirsin?
Ben netten öğrenmediğim için bir şey diyemem, tavsiyem kitaplarından kendin öğren, zaten onun hakkında 4-5 çeşit görüş vardır, hepside kendince haklı.
Olay, Arabi herkese göreceği bir şey vermiştir, ve herkeste onu görmüştür, o bizden veya değil demişlerdir.

Oysa göremedikleri onun ÇOK YÖNLÜ anlatımıdır. Arabi çok yönlü anlatır, bir bakmışın putperestliği, bir bakmışın, maddeciliği, bir bakmışın manayı metheder. Cehennemi bile Cennet gibi anlatır, hopplala bu adam ne diyor dersin, öyle harman içinde harman eder.
Hasılı onu anlamak ancak onun gibi olmaktan geçer. Öteki türlüsü dediğim gibi 4-5 görüşün hepside onu anlamıştır! bu mümkün değil oysa!

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:57 .