
12-12-2023, 18:25
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.688
|
|
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Oluşum ve değişimin içinde yer alan "hareket", maddenin ötesinde, yani şekil veya biçimdeki aksi diyalektik bir anlamda var olan, ancak paradoksal bir biçimde var olmayan sonsuz bir soyut zemine bağımlıdır. Anlamsız veya var olmayan olarak ifade ettiğimiz bu soyut yapı da aslında hareketin gerçekleşebilmesi için gereklidir. Çünkü konumuz diyalektikt ise bu soyut yapı, hareketin temelini oluşturabilmelidir.
|
Hareket, zaman, değişim -> tümü de maddeye bağlı soyutlanan kavramlar. Diyalektiğin varlık/yokluk zeminiyle ilgisi yoktur, esası-temeli maddi hareket ve çelişkilerle ilgilidir.
Öyle zaman uzayı, tren yolu-rayı yok, madde ortada ve deviniyor, bizler de çeşitli form, yapı, biçim, etkileşimler vb. kıyaslarıyla, kavramlarımızı soyutluyoruz, bu kadar basit... Zaman maddeye bağlıdır, haliyle ötesi yok dolayısıyla ötesine dair üfürmenin de anlamı yoki ötesi yok, ötesinde olmak, var-olmak gibi absürt paradoksların da anlamı yok.
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
İrade kavramı da sonuçta soyut bir kavramdır. Yaşam ve oluşum süreçlerinde, karşılıklı etkileşimler tesadüflerle açıklanamayacak bir şekilde anlama ve kavrama biçimiyle, bilgi paylaşımı ve sembiyotik ilişkilerle gerçekleşebiliyorsa, burada niçin bir irade olasılığından bahsetmek mantıksız olsun ki?
|
Orada kastedilen kavramın soyut olup, olmaması, hatta bir iradeden söz edebilmek için, o iradenin yapısında, dışında, iradeyi anlamlı kılacak etkileşimlerin, ilişkilerin, kıyas etken, faktör ve şeylerin varlığının gereksinim olması da değil;
Zamanın ötesinde bir iradeden bahsedilmesidir ki, işte saçma olan budur... Zamanın ötesi ifadesi de zaman kavramıdır, bir şeyi zamanın ötesinde ifade etmek, zaman dahilinde ifade etmektir. Nereden baksak aynı kapıya varıyoruz, bu tür absürt paradokslara gerek yok, ortada devinen madde(rakamlarla sınırlanamaz, hasılı sonsuz olasılık ve canlılığın ortaya çıkması da olasılık -sonuç olarak bir şekilde çeşitli form-yapıların ilişkisiyle açığa çıkar ve genel anlamda-zeminde, bu tür olasılıklar uzamda sınırlanamaz)... Bu kadar basit.
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

12-12-2023, 18:51
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
|
|
ilahimasal´isimli üyeden Alıntı
Biraz dürüst ol be
Mekansal varlık değil diyorsun
Üç cümle sonra mekanın için de ve ötesinde OLABİLİR diyorsun!
Hani tanrı senin düşüncendeydi? Orası bir mekan değil mi ?
" soyut yapı " diyorsun
Satranç mı damamı bu
Emin olamadığın bir üfürük hakkın da aşırı sacmalıyorsun.
Tanrı üfürüğün de diyalektik ne alaka
Hahahaha
|
Haha mı? Diyalektik düşüncenin çelişkiler ve zıtlıklar arasındaki ilişkileri vurgulayan bir sistem olduğunu unutmayın. Rüyalar ve vizyonlar bu çelişkili ve karşıt unsurların zihinsel yansımaları olarak görülür.
Rüyalar gerçek ve gerçeküstü, tanıdık ve tuhaf, geçmiş ve şimdi ya da gelecek gibi karşıtlıkları bir araya getirebilir. Benzer şekilde rüyalar da gerçek ve gerçeküstü, mümkün ve imkansız, arzu ve korku gibi karşıtlıkları içerebilir.
"Yer" teriminin nasıl tanımlandığına bağlı olarak, bu bağlamda rüyaların bir "yer" olup olmadığı sorusu ortaya çıkmaktadır. Eğer "yer" fiziksel bir mekân olarak anlaşılıyorsa, rüyalar fiziksel bir mekân değildir. Rüyalar zihinsel süreçlerdir ve fiziksel bir varlıkla ilişkilendirilemezler.
Ancak "yer" terimi zihinsel bir mekânı ifade ediyorsa, o zaman rüyalar bir "yer" olarak kabul edilebilir. Rüyalar zihinsel bir alanda gerçekleşir ve bu alan rüya gören tarafından yaratılır. Bu zihinsel alan gerçeklikten ayrı olabilir ve rüyaları karakterize eder.
Bu fikri Tanrı kavramıyla birleştirirsek, Tanrı'yı düşüncelerimizin ve duygularımızın var olabileceği zihinsel bir alan olarak anlayabiliriz. Başka bir deyişle, Tanrı insanın iç dünyasında var olan ve zihinsel bir alan olarak düşünülebilecek bir varlık olarak görülebilir. Bu perspektiften bakıldığında, Tanrı kavramı, insanın iç dünyasının bir yolu olarak anlaşılabilir.
|

12-12-2023, 20:00
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Oct 2017
Mesajlar: 3.462
|
|
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Bu fikri Tanrı kavramıyla birleştirirsek, Tanrı'yı düşüncelerimizin ve duygularımızın var olabileceği zihinsel bir alan olarak anlayabiliriz
|
Öfffff
Tanrı na iradesi var diyip şimdi de zihinsel alan diyorsun.
Bu nasıl bir tanrıymış öyle?
Hem canlılığın " yaraticısı " iradesi olan bir tanrı
Hem zihnin de bir alanda var olan tanrı.
Niye zihin de ? ( zihin derken BEYİN de ) diyorsun öyle değil mi ?
Bağırsaklarında olamaz mı?
Kıçta falan
Kalp mesela
Yada parmak uçlarında falan
Yok oralarda olamaz , oralara yakışmaz diyorsan !
Titreşimli kıpraşımlı tanrı düşüncene ne oldu ?
Hahahaha
Gülerim tabi , her gün bi fikir degistiriyorsun.
|

12-12-2023, 21:29
|
|
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 07 Jul 2012
Mesajlar: 8.620
|
|
Sn. dinemine ne;
|
''Zaten bende siz gibi paradox bir şekilde tanrı olmaz demiyormuyum.''
|
Tanrı olmaz mı diyorsunuz?
Anlamakta zorlanıyorum sizi.
Hem 'yaşamın kendisi, tanrının mevcut olduğuna kanıttır' diyorsunuz, hem de benim gibi 'tanrı olamaz' diyen bir ateist misiniz?
Bahsettiğiniz tanrı denilen şeyden, yazı/devlet öncesinde bahsedildiğine dair bir kanıt yok. Yani insanın içinde bir tanrı anlayışı ya da arayışı olduğunu söylemek hatalıdır.
Sümer'de ve Mısır'da ortaya çıkan tanrı anlayışı, bir avuç insanın kitleleri kontrol etmek amacıyla ortaya koyduğu bir kavramdır. Para gibi düşünün bunu. Para olmadan da insanlar ticaret yapıyordu. Paranın bir noktada ortaya konması, para kavramının önceden bilindiğine işaret etmez.
Tanrı kavramı Sümer ve Mısır'da ortaya konmadan önce de insanlar inanıyordu ama tanrı/yaratıcı denilen şeye değil.
Tanrı denilen şey, bildiğiniz kraldır. Sümer kralı veya Mısır kralı. Öncesinde totemizm ve animizm denilen şeyler var. Yok değil ama bunlar aşkın/evrensel bir yaratıcı gibi şeyler değil.
|

19-12-2023, 19:23
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
|
|
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Zamansız ve ebedi olanın başlangıcı ya da sonu olmadığı ve dolayısıyla hep var olduğu için olmaya ihtiyaç duymadığı argümanını anlamıyorsun.
|
Bunu anlıyorsan neden tanrıdan bahsediyorsun?
Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
|

20-12-2023, 18:28
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
|
|
"ictenlik"´isimli üyeden Alıntı
Bunu anlıyorsan neden tanrıdan bahsediyorsun?
|
Zamansız ve ebedi olanın, başlangıcı ve sonu olmadığı için hep var olduğu ve dolayısıyla zamansal bir varlığa ihtiyaç duymadığı argümanı, zamansız ve ebedi "varlığı" lehine bir argümandır. Bu varlık, Tanrı, mutlak hakikat veya varlığın nedeni olarak anlaşılabilir.
Neden Tanrı'dan bahsediyorum?
Bu argümanın tanımladığı zamansız ve ebedi varlığın, normalde Tanrı ile ilişkilendirdiğimiz her şeye gücü yeten türden niteliklere sahip olduğuna inanıyorum. Bu varlığın, maddi yaratılışın fonksiyona yönelik şekle bürünebilmesinin de kaynağı olduğuna inanıyorum. Bu nedenle, Tanrı'dan bahsediyorum.
|

20-12-2023, 18:39
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.688
|
|
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Zamansız ve ebedi olanın, başlangıcı ve sonu olmadığı için hep var olduğu ve dolayısıyla zamansal bir varlığa ihtiyaç duymadığı argümanı, zamansız ve ebedi "varlığı" lehine bir argümandır. Bu varlık, Tanrı, mutlak hakikat veya varlığın nedeni olarak anlaşılabilir.
|
"Neden", bir varlık biçimi değildir.
Başlangıcı ve sonu olmayan varlıktır(muhtevaca!), muhtevasına da madde denir, zaman dedeiğimiz de maddenin hareket-değişimlerinden soyutlanır, maddeye bağlıdır dolaysıyla varlığın başlangıcı ve başlatıcı(gerisinden üfürmek) anlamsızdır. Bu kadar basittir...
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Bu argümanın tanımladığı zamansız ve ebedi varlığın, normalde Tanrı ile ilişkilendirdiğimiz her şeye gücü yeten türden niteliklere sahip olduğuna inanıyorum. Bu varlığın, maddi yaratılışın fonksiyona yönelik şekle bürünebilmesinin de kaynağı olduğuna inanıyorum. Bu nedenle, Tanrı'dan bahsediyorum.
|
Her şeye gücü yeten 
Döndük dolaştık yine varlıktan değil, aslında uyduruk bir özneden söz eden üfürüklere ulaştık... Özne ne mekan ve zamandan, ne de muhtevasından -varlığından- ne de diğer şeylerin varlığından bağımsız olarak ifade edilemez -özneliğinin temelinde, birey olma, dolayısıyla diğer form-yapılardan ayrı-farklı olma kriteri de yatar.
Her şeye gücü yetenin, hiç bir şeye gücü yetmez.
Her yerde olan, hiç bir yerde değildir - özneleşemez.
Bir de başlığa yanılgı kelimesi eklememiş mi? Böyle hayali, akıl-mantık dışı saçmalıklarla mı yanılgıdan söz ediyorsun?
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

20-12-2023, 20:08
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
|
|
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Zamansız ve ebedi olanın, başlangıcı ve sonu olmadığı için hep var olduğu ve dolayısıyla zamansal bir varlığa ihtiyaç duymadığı argümanı, zamansız ve ebedi "varlığı" lehine bir argümandır. Bu varlık, Tanrı, mutlak hakikat veya varlığın nedeni olarak anlaşılabilir.
Neden Tanrı'dan bahsediyorum?
Bu argümanın tanımladığı zamansız ve ebedi varlığın, normalde Tanrı ile ilişkilendirdiğimiz her şeye gücü yeten türden niteliklere sahip olduğuna inanıyorum. Bu varlığın, maddi yaratılışın fonksiyona yönelik şekle bürünebilmesinin de kaynağı olduğuna inanıyorum. Bu nedenle, Tanrı'dan bahsediyorum.
|
O halde sen de
Zamansız ve ebedi olanın başlangıcı ya da sonu olmadığı ve dolayısıyla hep var olduğu için olmaya ihtiyaç duymadığı argümanını anlamıyorsun.
Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
|

20-12-2023, 20:31
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
|
|
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Zamansız ve ebedi olanın başlangıcı ya da sonu olmadığı ve dolayısıyla hep var olduğu için olmaya ihtiyaç duymadığı argümanı
|
Biz bu argümanı ya da sizin şu an argüman dediğinizi nasıl olupta tanrının varolmadığını açıklamak için kullanıyoruz. Parmenides bu argüman dediğinle 2.500 yıl önce nasıl olupta yoktan varedilemeyeceğimizi ya da nasıl olupta yaratılamayacağımızı açıklıyordu. Bence argümanları karıştırmış görünüyorsun çünkü bu nasıl olupta tanrının olmadığını açıklayan argüman..
Size anlatılacak bir tek yol kaldı: varlığın var olduğu. Ve bu yolda varlığın başlangıcı olmadığına ve yok edilemez olduğuna dair pek çok kanıt vardır; evrenseldir, tek başınadır, hareketsizdir ve sonu yoktur; ne var olmuştur ne de var olacaktır, çünkü şimdi hepsi bir arada, tek ve süreklidir. Onun hangi oluşumunu arayacaksınız? Neyden ve nasıl büyüdüğünü mü? Onun yokluktan geldiğini söylemenize ya da düşünmenize izin vermeyeceğim; çünkü yokluğun var olduğunu düşünmek ya da söylemek imkânsızdır. O halde onu harekete geçiren ne olabilirdi ki daha önce değil de daha sonra varlık olmayandan ortaya çıksın? Öyleyse varlığın ya mutlak olarak var olması ya da var olmaması zorunludur. Argümanın gücü, varlığın kendisinden başka herhangi bir şeyin varlıktan kaynaklanmasına da izin vermez. Bu nedenle yargı, oluşa ya da yok oluşa izin vermek için zincirlerini gevşetmez, ama varlığı sağlam tutar. (Fairbanks, 93)
Olmak ve Olmamak
Basitçe ifade etmek gerekirse, argümanı şudur: 'bir şey' 'hiçlik'ten gelemeyeceğine göre, algılanabilir dünyayı yaratmak için her zaman var olmuş olmalıdır.
https://www.worldhistory.org/trans/t...30/parmenides/
|
Zorunlu olarak var olanın doğuşunu nasıl düşünülebilir. Zorunlu olarak var olanın, var olmayandan meydana geldiğini düşünsek bir yanılgıya düşmüş oluruz çünkü var olmayandan zaten herhangi bir şey kendi varlığını oluşturamaz, var ‘'olamaz''. Yine başka bir ihtimale göre de var olan, vardan meydana gelmiş oluyor olsa yine bir yanılgı içerisine düşeriz çünkü var olan kendinden başkasını yaratamaz, yaratmış olsaydı eğer kendi var olmazdı. Bu yüzden zorunlu varlık meydana gelmemiştir.
https://cekiclefelsefe.com/parmenides-in-siiri/
|
Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
|

20-12-2023, 21:32
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 12 Jun 2009
Mesajlar: 5.575
|
|
İSeni gördüğüme sevindim bro. Nasılsın, herşey yolunda mı.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:34 .
|