Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Dinlerden Özgürlük > Ateizm

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #91  
Alt 20-12-2023, 21:55
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

Spartacus, insan iradesinin, duruma bağlı hareketin bir sonucu olarak anlaşılabileceğini hayal etmelisin. Ancak bu şekilde ilerleyebiliriz. Konumsal hareket ile durumsal hareket arasındaki ayrım önemlidir. konumsal hareketi, nesnelerin mekandaki hareketine atıfta bulunurken, durumsal hareket nesneler arasındaki ilişkilere odaklanır.

Maddenin konumsal hareketini sonsuz zamanla ilişkilendirirsek, bu yanlıştır. Çünkü pozisyon hareketi, belirli bir zamana bağlı olan sonlu bir harekettir. Değişim halindedir, ancak bir başlangıcı ve sonu olmalidir.

Ve irade, kararlar almak ve eylemlerde bulunmak olarak anlaşılabilir. Ancak kararlar ve eylemler mekâna değil, nesneler arasındaki ilişkilere bağlıdır. Örneğin, bir fincan kahve içme kararı belirli bir yere bağlı değildir. Bir fincan kahve içme kararı, kişi, fincan ve kahve arasındaki ilişkiye bağlıdır. Fizikte, zaman genellikle uzay ve maddeden farklı olarak bağımsız bir boyut olarak kabul edilir ve bu, İzafiyet Teorisi gibi çeşitli teorilerle açıklanır.

Bu anlamda irade, rüyalarımızda olduğu gibi, durumsal hareketlerin bir sonucu olarak ortaya çıkanlar arası ilişkilerden oluşur. Durumsal hareketler ve ilişkiler de insanların karar vermesini, harekete geçmesini ve gerçekliğimizin bir parçası olan rüya görmelerimizide sağlamaktadır.
Alıntı ile Cevapla
  #92  
Alt 21-12-2023, 00:33
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

"ictenlik"´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Biz bu argümanı ya da sizin şu an argüman dediğinizi nasıl olupta tanrının varolmadığını açıklamak için kullanıyoruz. Parmenides bu argüman dediğinle 2.500 yıl önce nasıl olupta yoktan varedilemeyeceğimizi ya da nasıl olupta yaratılamayacağımızı açıklıyordu. Bence argümanları karıştırmış görünüyorsun çünkü bu nasıl olupta tanrının olmadığını açıklayan argüman..
Maddenin hareketinden ve değişiminden kaynaklanan ve bu nedenle bir başlangıcı ve sonu olan zaman ve formun aksine, zamansız ve ebedi olanın ne başlangıcı ne de sonu olduğu ve bu nedenle ebediyen var olduğu savunulmustur. Zaman ve mekândan bağımsız olarak var olanin zamansal biçimsel gelişime ihtiyaç duymadığı da vurgulanmıştır.

Bu nedenle, zamansız ve ebedi olanın varlığını, ""olmak veya oluş"" kelimesinde ifade edildiği gibi, zamansal veya biçimsel gelişime tabi forma dair bir şey olarak yorumlamak bir hatadır; bu hatayı görmezden gelmek, bu varlığa zaman ve biçim atfetmek olur.
Alıntı ile Cevapla
  #93  
Alt 21-12-2023, 01:07
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

Oluşun zamansal, maddi bir boyutu vardır. Oluş, bir şeyin zaman içinde ortaya çıkmasıdır. Oluş, değişim ya da gelişime ve diyalektik olarak da bir şeyin sonuna işaret eder. Sonsuz olanın gelişimi söz konusu değildir. Dolayısıyla, bu ebedi varoluş zamansız soyut bir kavramdır ve zamansal maddi oluşla ilişkilendirilemez.

Bu, oluş ve varlık arasındaki bağlantının açıkça anlaşılabilir bir özetidir. Oluşun, bir şeyin değişimine ya da gelişimine atıfta bulunan zamansal ve maddi bir kavram olduğunu açıklığa kavuşturmaktadır. Öte yandan varlık, bir şeyin varlığına atıfta bulunan zamansız soyut bir kavramdır.

Bu yaklaşım aynı zamanda sonsuzun gelişemeyeceğini de açıkça ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, sonsuzun varlığı zamansal olarak soyut ve aynı zamanda diyalektik bir kavramdır ve zamansal olarak maddesel olan oluşla ilişkilidir, çünkü sonsuz da zamansal olanı kuşatır ve içine alır, ancak biçimsel olarak aynı görülmemelidirler.
Alıntı ile Cevapla
  #94  
Alt 21-12-2023, 14:44
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.683

Onur Üyeliği 

Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Maddenin konumsal hareketini sonsuz zamanla ilişkilendirirsek, bu yanlıştır. Çünkü pozisyon hareketi, belirli bir zamana bağlı olan sonlu bir harekettir. Değişim halindedir, ancak bir başlangıcı ve sonu olmalidir.
Yanlış, gerçek tam tersidir, hareket zamana bağlı değil, zaman kavramı hareket-değişime bağlıdır. Hareket objektif, somut, fiziki bir olgudur, şey'in varlığı, uzay-varlıkla lgilidir, zaman ise bir kıyaslama, ölçme birimidir. Yani maddenin hareketi zamana değil, ancak zaman kavramı o harekete bağlıdır. Örneğin şeyler arasında çok çeşitli ilişkiler, çelişkiler, çatışkılar vardır, buradan da asli hareket doğar ve hareket demek sadece konum değişmek demek değildir.

Form-yapı başka bir şeydir, varlık başka. Varlık şu ya da bunun şahsına münhasır indirgenebilir bir şey değildir, hareket, ilişki ve değişimlerle açığa form-yapı oluşumları kadar, değişimlerini de açığa çıkartır.

Sonsuz zaman diye de bir şey yoktur, biz, kavrayış sağlamak adına bunu kullanırız, sadece AN vardır, zaman dediğimiz ise bu an'lar arasında yapılan kıyasla anlam kazanır, bunun için de, hafıza ve form-yapılar üzerinde emareler ve kıyaslar aracılığıyla ölçü alınır.
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Ve irade, kararlar almak ve eylemlerde bulunmak olarak anlaşılabilir. Ancak kararlar ve eylemler mekâna değil, nesneler arasındaki ilişkilere bağlıdır. Örneğin, bir fincan kahve içme kararı belirli bir yere bağlı değildir. Bir fincan kahve içme kararı, kişi, fincan ve kahve arasındaki ilişkiye bağlıdır. Fizikte, zaman genellikle uzay ve maddeden farklı olarak bağımsız bir boyut olarak kabul edilir ve bu, İzafiyet Teorisi gibi çeşitli teorilerle açıklanır.
Bu da tam bir çarpıtma, varlıktan söz ederken, iradeli varlık demek, iradeyi tanımlamak amacı gütmek demek değildir, iradenin de olmaz ise, olmaz koşulları vardır ve ben o koşullardan söz ettim! İrade, hareket yetisinden bağımsız düşünülemez. İrade sahibi olduğu iddia edilen bir üfürüğün -ÖZNE!!!- hem varlığının duyu sağlayacak düzeyde bir malzeme, muhteva, form-yapıya, hem mekana, hem de diğer-başka şeylere -öznelere-nesnelere ihtiyacı vardır. Sadece bunlar da değil, kıyas zemini de yoksa, irade de yoktur-anlamsızdır. Gören, duyan, konuşan,(nasıl?), plan yapan vs. bir masal kahramanından söz ediliyor!

Yazdıklarının gerisi de öncekiler gibi hikaye. Cevaplarında hem konuyu saptırıyor hem de saptırdığın her kavrayışın yanlış, afaki argümanlar içeriyor. Zaman maddeye bağlı soyutlanan bir kavramdır, dolayısıyla varlığın bir başlangıcından söz etmek abestir.

Daha abes olanı ise, bir de yoktan yaratan iddiasıdır, zira bu paradokstur. Yaratmak fiili ise özünde, form-yapılar adına iradi bir eylemdir. Bir şeyin, tüm diğer şeylerle-malzemeyle başka bir şeye dönüştürülmesidir. Yani aslında temelde olan, form-yapıların oluşumudur, ancak bu oluşmak fiili, iradi bir müdahale ile gerçekleştiği için yaratmak ifadesi kullanılır. Örneğin bir tomar odunu yaktığımızda kül ortaya çıkar, biz burada külü yaratmış olmayız, ancak ateşe verdiğimizde, odun form-yapısının, ateşle olan ilişkisinde küle(kül form-yapısına!) dönüştüğünü kavramışızdır, bu kavrayışlar geliştikçe, çok, çeşitli form-yapı ilişkileri, etkileşimleri, dönşümlerini sağlarız ve ortaya-açığa çıkan yeni form-yapı için yaratmak deyimini kullanırız, hayali, yoktan yaratmak v.b. ifadeleri ise, özünde mantık dışıdır. Bu varlık zemininden daha üst bir zemindir, varlık, madde zemininde yaratmak, oluşmak, başlangıç gibi kavramların anlamı, kıyası yoktur(yazı sonunda detaylandıracağım).

Her bir şeyi yoktan yarattığı -hokus-pokus!- iddia edilen(örneğin görünen evren 150 milyar ışık yılı çapında) bir şeyin, hem kerameti kendinde varlığı, hem de iradesinden söz edilmesi, üstelik bu iradeye, ol dedi mi her şeyi oldurma gibi masal sıfatları yüklenmesi, böylesi sözde üfürük bir masal kahramanının muhtevadan, mekandan bağımsız olarak kendi başına var olduğu ve onun dışında hiç bir şeyin var olmadığı iddiası akıl-mantık dışılık kadar, ahmaklık paradoksudur. Böyle bir varlık -iradesi, bilinçli eylemi olan!- kendiliğinden varlık olarak ele alınamaz, kendisi için varlıktır, dolayısıyla, asıl yaratılmaya muhtaç olan böylesi bir varlık üfürüğü olabilir. Kısaca hiç hükmündedir.

Onu kim yarattı diye sorulmalıdır. Böyle bir soru ne kadar saçma olsa da, iddia sahibinin zemininden(masal) bu soruyu sorarız. Bu soru da, iddia sahibinin argümanı gibi yanlış bir sorudur, ancak üfürük iddiaya sadık kalmak namına sorulması gerekir.

Bütün paradokslar, mantık hatasıdır...

Zaman maddeye bağlı soyutladığımız bir kavramdır, dolayısıyla zaman kavramıyla maddeden ötesi, gerisi anlam taşımaz, bu kadar basittir... Sonsuz zaman diye de bir şey yoktur, sadece ortada madde, form-yapılar, çeşitli yapılar arasında çeşitli ilişkiler, çelişkiler, hareket, değişim vardır, ortadadır, ne geçmişte, ne de gelecekte değil, sadece ortadadır... Yoğrulan bir hamur gibi düşünün, süreğen yoğruluyor, buradan yeni biçimler oluşuyor, kayboluyor, bizler de bu biçimleri birbirine nazaran kıyaslayarak çeşitli kavramları soyutluyoruz, ölçüp, biçiyoruz... Kısaca form-yapı zemini 3. zemin ise, madde-varlık zemini 1. zemindir, 3.zemine dayalı soyutlanan kavramlar, mantık dışı paradokslarla daha alt zeminlere uygulanamaz, akıl-mantık yönü de bu kadar basittir.

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #95  
Alt 21-12-2023, 19:07
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Maddenin hareketinden ve değişiminden kaynaklanan ve bu nedenle bir başlangıcı ve sonu olan zaman ve formun aksine, zamansız ve ebedi olanın ne başlangıcı ne de sonu olduğu ve bu nedenle ebediyen var olduğu savunulmustur. Zaman ve mekândan bağımsız olarak var olanin zamansal biçimsel gelişime ihtiyaç duymadığı da vurgulanmıştır.

Bu nedenle, zamansız ve ebedi olanın varlığını, ""olmak veya oluş"" kelimesinde ifade edildiği gibi, zamansal veya biçimsel gelişime tabi forma dair bir şey olarak yorumlamak bir hatadır; bu hatayı görmezden gelmek, bu varlığa zaman ve biçim atfetmek olur.
Kıvırmak kıvırmaktır

Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
Alıntı ile Cevapla
  #96  
Alt 21-12-2023, 19:09
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Oluşun zamansal, maddi bir boyutu vardır. Oluş, bir şeyin zaman içinde ortaya çıkmasıdır. Oluş, değişim ya da gelişime ve diyalektik olarak da bir şeyin sonuna işaret eder. Sonsuz olanın gelişimi söz konusu değildir. Dolayısıyla, bu ebedi varoluş zamansız soyut bir kavramdır ve zamansal maddi oluşla ilişkilendirilemez.

Bu, oluş ve varlık arasındaki bağlantının açıkça anlaşılabilir bir özetidir. Oluşun, bir şeyin değişimine ya da gelişimine atıfta bulunan zamansal ve maddi bir kavram olduğunu açıklığa kavuşturmaktadır. Öte yandan varlık, bir şeyin varlığına atıfta bulunan zamansız soyut bir kavramdır.

Bu yaklaşım aynı zamanda sonsuzun gelişemeyeceğini de açıkça ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, sonsuzun varlığı zamansal olarak soyut ve aynı zamanda diyalektik bir kavramdır ve zamansal olarak maddesel olan oluşla ilişkilidir, çünkü sonsuz da zamansal olanı kuşatır ve içine alır, ancak biçimsel olarak aynı görülmemelidirler.
Zamansız ve ebedi olanın başlangıcı ya da sonu olmadığı ve dolayısıyla hep var olduğu için olmaya ihtiyaç duymadığı argümanını anlamayı deneyin. Bütün cevaplar burada.

Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
Alıntı ile Cevapla
  #97  
Alt 21-12-2023, 19:14
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Oluşun zamansal, maddi bir boyutu vardır. Oluş, bir şeyin zaman içinde ortaya çıkmasıdır. .
Ezeliyet (öncesizlik) kavramını gözden geçirin.

Bu sondan sonu olmamak gibi baştan başı ve başlangıcı olmamaktır.

Tanrıyı bile bir sorumlu olarak ezeliyete koyarsanız tüm varoluşu da doğal olarak ezeliyete götürürdünüz. Teist bakış nedeniyle bunları yeterince incelememiş görünüyorsunuz. Dürüst bir bakış zaman içinde gerekli kavramları sağlar.

Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
Alıntı ile Cevapla
  #98  
Alt 21-12-2023, 20:24
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Zamansız ve ebedi olanın başlangıcı ya da sonu olmadığı ve dolayısıyla hep var olduğu için olmaya ihtiyaç duymadığı argümanını anlamıyorsun.

Bu anlayışta sonsuzluk, doğrusal bir geçmiş, şimdi ve gelecek dizisine bağlı olmayıp, rüyalar gibi zamansız ve her zaman devam eden bir varoluş olarak görülmektedir. Tüm anların aynı anda mevcut olabildiği ve lineer zamansallığın sınırlarını aşan bir boyut olarak görülmektedir.
Sanırım son 10 yıldır değişen internet platformlarında değişen insanlarla iletiştik. Tanrısız olduğumu farkeden kimi monoteistler bana tuhaf sorular yöneltti.

Bazen büyük patlama, evrim gibi düşüncelerden sözederler. Bunlarla işim olmadığını söylüyorum.

Nasıl olupta varolduğumuzu ya da oluştuğumuzu soruyorlar ve ben de "varolmadığımızı (hep yok değil olduğumuzu) (ezeli olduğumuzu) ve bu nedenle hep var olduğumuzu ve oluşmaksızın hep varolduğumuzu" söylüyorum. Bu sefer de bana dönüp: "ama bilim de kabul ediyor, büyük patlama, başlangıç diyorlar."

Sonuçta, onlara diyorum ki; "ezeli oluşu ve baştan başlangıcı olmayışı (yoktan gelmeyişi) bir kez olsun bütünüyle anlamayı ve kavramayı (idraki) deneyin". Bütün yanıtlar orada. Bu size nasıl olupta tanrının varolmadığını anlatacak/açıklayacak olan şey.

Ezeli olan bütünüyle ezelidir. Bunun içinde tanrı vardı ,sadece tanrısı ezeliydi, kısmen ezeliydi, geri kalanı ezeli değildi, tanrı olmayanlar ezeli değildir vs. Bunlar sizi bocalatır. Mantığı bükmeyin derim.

Varoluş/varolma bir bütündür. Bu baştan başa ya da baştan sona bir bütünlük olarak ezelidir.
Ezeli olan şeyin içindeki ezeli olmayan şeyi bulun öyle bir şey olur mu? (Tanrı olmayanı arıyor olursun. Daha bunu yaparken ezeliyetteki tanrıyı ve ezeliyetin kendini böler ya da kusurlardın. Tanrının tekliği ve hürriyeti dahil.)

Ezeli oluşu kavrıyor olsak tanrının orada olmayacağını görürdük ve görürüz, bu açıktır.

Baştan ve sondan sonsuz varoluş. Baştan başlangıçsız ve sondan bitişsiz bir sonsuzluk.
Doğmamış, doğmayacak ve batmayacak ve yaratılmamış ve yokedilemeyecek/yokedilemez olan. Başlamadı ve bitmeyecek. Bunu bulun. Çelişmeyin.

Doğuyor ya da ölüyor, insanlar ya da ağaçlar olmak bütünün salt bütün olarak varolmayışı ya da sonsuz ve sürekli olanın antivaroluşu.

Bu satırlar 50 yıl önce bir Hint köylüsünün (Maharaj) batılı bir mühendisle sohbetinden alınmıştır.

Başlangıçsız olan, daima ve sürekli başlar.
Kuşkusuz bir miktar eğitime ihtiyacınız olacak. Fakat niçin tartışmalı ki? Siz resmin mutlaka bir ressamdan kaynaklanması gerektiğini düşünüyorsunuz. Hep kökenler, başlangıçlar ve nedenler arıyorsunuz. Neden-sonuç sadece zihindedir; bellek süreklilik illüzyonu verir, tekrarlanış ise nedensellik fikrini yaratır. Bazı şeylerin birlikte meydana gelişleri tekrarlandıkça, onlar arasında bir neden-sonuç bağlantısı görme eğiliminde oluruz. Bu, zihinsel bir alışkanlık yaratır, faka bir alışkanlık bir gereklilik değildir.
Her şeyin nedensiz-olduğunu söylüyorum.
Süreklilikte bir kesinti olmadıkça yeniden doğuş nasıl olabilirdi? Ölüm olmadıkça yenilenme olabilir mi? Uykunun karanlığı bile tazeleyici ve gençleştiricidir. Ölüm olmasaydı biz sonsuza dek ebedi ihtiyarlığın bataklığında gömülü kalırdık.

S: Ölümsüzlük diye bir şey yok mudur?
M: Hayat ve ölüm, bir şeyin iki yüzü gibi birbirleri için gerekli ve esas olarak görüldüklerinde, işte bu ölümsüzlüktür. Başlangıçta sonu ve son da başlangıcı görmek sonsuzluğun haberidir. Ölümsüzlük kesinlikle süreklilik demek değildir

Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
Alıntı ile Cevapla
  #99  
Alt 22-12-2023, 19:13
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Yanlış, gerçek tam tersidir, hareket zamana bağlı değil, zaman kavramı hareket-değişime bağlıdır. Hareket objektif, somut, fiziki bir olgudur, şey'in varlığı, uzay-varlıkla lgilidir, zaman ise bir kıyaslama, ölçme birimidir. Yani maddenin hareketi zamana değil, ancak zaman kavramı o harekete bağlıdır. Örneğin şeyler arasında çok çeşitli ilişkiler, çelişkiler, çatışkılar vardır, buradan da asli hareket doğar ve hareket demek sadece konum değişmek demek değildir.[/B]
Rüya aleminde degiliz.

Görüşümüz, hareket ile zaman arasındaki ilişkinin farklı perspektiflerini açıklayan diyalektik bir bakış açısıyla ele alınabilir. Diyalektik, düşüncelerde veya görüşlerdeki çelişkileri tanımayı ve anlamayı amaçlayan bir tartışma veya argümantasyon yöntemi olarak kabul edilir. Dolayısıyla burada neler olduğunu anlamaya çalışmalıyız.

Bu durumda, ifadelerimizle hareketin ve zamanın doğası hakkında farklı pozisyonlar savunuyoruz:

Ben, maddeye ait konumsal hareketin belirli bir zamana bağlı,sonlu bir hareket olduğunu savunuyorum. konumsal hareketin başlangıcını, sonunu ve zaman içindeki değişimini vurguluyorum. Bu, zamanın bir tür süreklilik olarak düşünüldüğü klasik bir bakış açısını yansıtır, değişimlerin ve hareketlerin meydana geldiği bir süreklilik olarak.

Çünkü benim için maddeye ait konumsal hareketin sonlu bir hareket olduğu açıktır ve bu nedenle konumsal hareketin başlangıcına, sonuna ve sınırlılığına odaklanırım. Örneğin, bir top atarsam, bu konum hareketi sona erecektir.

Ancak senin görüşün daha çok bir varsayıma veya tahmine dayanıyor, çünkü zamanın sonsuz bir sürekliliğini varsayarak, Zamanın sonsuz veya sonsuz doğasını açıklamaya çalışıyorsun.

Senin görüşün temel kavramlara dayanmıyor. Benim görüşüm daha objektif, çünkü zamanın doğası hakkındaki varsayımlara veya tahminlere daha az dayanır. Zamanın sonsuz olduğu varsayımına dayalı Zamanın sonsuz veya sonsuz varlığını açıklamak daha subjektif bir nitelik taşır, çünkü bu, sonsuz zamanın bir devamlılık olarak, sonsuz veya sonsuzluğa işaret etmek için kullanıldığı bir düşünceyi kullanıyorsun. Senin yorumun, zamanın doğası ve Zamanın sonsuzla ilişkisi hakkında bireysel fikirlerden veya spekülatif düşüncelerden güçlü bir şekilde etkilenmiştir.

Benim görüşüm ile analog olarak, senin görüşün, henüz sona ermemiş bir filmde, bu filmin hiç bitmeyeceğini varsayıyorsun, zamanın sadece sonsuz bir süreklilik olduğu ve bu nedenle bitmeyeceğini varsayiyorsun.

Bu, kesin bir sınırı olmayan ancak zorunlu olarak objektif bir bakış açısına dayanmayan devamlı ancak spekülatif bir görüşe dayalı bir spekülatif bir fikirdir. Öte yandan, benim görüşüm bir başlangıç ve bir sona dayanan diyalektik bir yapıyı içeren genel bir kavrama dayandığı için, daha nesnel bir diyalektik yargıda bulunabilir ve maddenin konumsal bir hareketi varsa, bunun bir sonu da olacağını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
Alıntı ile Cevapla
  #100  
Alt 22-12-2023, 20:32
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

"ictenlik"´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
diyorum ki; "ezeli oluşu ve baştan başlangıcı olmayışı (yoktan gelmeyişi) bir kez olsun bütünüyle anlamayı ve kavramayı (idraki) deneyin".


Ezeli oluş ve baştan başlangıcın olmayışı görüşü, diyalektik felsefenin temel prensiplerine aykırıdır; çünkü diyalektik, zamanın doğası ve içeriğine referansla, şeylerin değişim ve gelişiminin bir akış içinde olduğunu belirtir.


Spartacus gibi, ne yazık ki, siz de sürekliliğin sonsuz olduğunu varsayıyorsunuz. Buna inanmakta elbette özgürsünüz, ancak inancınız, diyalektik olarakta var olması gereken soyut sonsuzluğun gerçekliğini değiştiremez.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:21 .