
02-01-2024, 13:58
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.677
|
|
Velhelebe´isimli üyeden Alıntı
Spartacus sana bir şey sormak istiyorum. Senin bir örneğin vardı, demir zaman geçtiği için paslanmaz, paslandığı için zaman kavramı olur demiştin ve peynirin küflenme örneği de veriyordun. Bunlar ortamla alakalı şeyler. Peki ortam aynı olsa her şey aynı olsa ama hız değişse bu zamanı nasıl etkiler? Eğer hız zamanı değiştiriyorsa zamanın sanal olmayıp gerçek bir şey olduğu sonucuna varabilir miyiz?
|
Gerçek olan harekettir, maddi ilişkilerin oluşturduğu etki ve sonuçlarıdır o bahiste...
Zaman salt sanaldır demek de doğru değil- algılanana dayalı bir ölçü, kritiği var-, ancak kerameti kendinde, müstakil bir varlık biçimi, nesne olarak görmek de doğru değildir. Gerçek olan -zaman açısından!- maddi hareket ve değişimlerdir(ortam da maddidir(mekan), nesneler de maddidir, fiziki kuvvetler de maddidir, aslında fizik olan her şey maddidir).
Yani ölçü kavramlarını araç olarak düşünmeli. Örneğin bir aracın hareketi artarsa ne artar, hız, hız dediğimiz ne? Aracın hareketinin ölçüsü, kıyası...
Zaman dedim, daha önceki yazılarımda, SOYUTLAMADIR(yani fiziki bir dayanağı-DAİRLİĞİ -E GÖRE, -E DAİR var!), dolayısıyla, iser soyutlanmış bir kavram, isterse de ölçü işi olsun, neye dair soyutlandılarsa ona bağlıdırlar, dolayısıyla değişkenliği, göreceliği gibi konularda -eğer konu bu ise- somuta inmek gerekir. Hayır konu şu ya da bu olgu, olayı izah, açıklama maksadında ve ölçü birimleri dahil oluyorsa, cümlenin anlaşılması gerekir, şu ya da bu kelimelere vasıf yüklemek, cümleleri amacı dışına taşırmaktır. yani ölçü birimlerimiz, kavramlarımız birer ARAÇTIRLAR, AMAÇ DEĞİLLERDİR.
Ortam aynı derken, ortam neye göre ortam? Burada bir sınır tayin ediyorsun. Hızı değişen nedir? Her ne ise hızın değişmesinden söz ediyorsun, bu hareketin değişmesidir, elbette nasıl ki harekete dayalı hız değişecekse(ÖLÇÜ OLARAK!), zaman da değişecektir(ölçü olarak!)... Gerçekte değişen ne? Hızı değişen dediğin her ne ise O'nun hareketi!
Velhelebe´isimli üyeden Alıntı
Sormak istediğim başka bir şey daha var yeni aklıma geldi. Varlık hamur gibidir onun açısından zaman geçmez, zaman formların hareketi ile açığa çıkar diyorsun. Mesela bir saati düşünelim hamur yerine. Saatte akrep ve yelkovan sürekli hareket ediyor olsun, yani formlar sürekli hareket edip etkileşime geçiyor. Peki bu etkileşimlerin sayısı sonsuz mu? Saymaya kalksak ve geriye takip edebilsek sonsuza gider mi, bir yerde durur mu?
|
Ortada parçacıklar düşün, birleşiyor, ayrışıyorlar. Bu fiziki bir hareket, ilişkidir, zamanla ilgisi yoktur. Kolunu kaldırmak için zamana ihtiyacın var mı? Hiç bir ölçü birimine ihtiyacın yok. O zeminde sayacak bir şey de yok, ölçü işi,,, eylemine, koluna v.b. bağlı anlam kazanır. Kolunun varlığını belirleyen eni, boyu, genişliği değil, aksine bu ölçülerimizi belirleyen kolundur.
Peynir idi, küf oldu, peynire 1 dedin, küf hale 2 dedin... Oysa üst, üste koyup sayman anlamsızdır(ama her halükarda ikisi de maddedir, varlıktır, dönüşümdür). İlla sayacam dersen -sap-saman kıyası ile- sonsuza kadar sayabilirsin... Ben üst, üste koyup say-a-mıyorum... Küf için bir başlangıca ihtiyacın var değil mi? Nedir o başlangıcı(madem zaman olarak sayacaksın)? Küf olduğu an'dır. Başladı ve 1(bir), Dünya 100 tur döndü, diyelim başka şeye dönüştü, küf 100 gün yaşadı(dünya 100 kez döndü). Sonra başka şey-lere- dönüştü diyelim, ne oldu? Bitti. Şimdi ne başladı başka bir hal ya da çeşitli başka form-yapılara ayrıştı. Başlangıç değeri ne? Yine 1(bir). Yani form-yapıların olsa, olsa en fazla, ömrünü sayabiliriz, gerçek ise o an ne ise odur, dün, yarın gibi mefhumlar gerçek değildir-yani işin bu zemininde sayıların anlamı yok, ne dündür, ne de yarındır, gerçek olan sadece bugündür(anlaşılması için metafor, sayabilirsen say)...
Örneğin uzay ne sonludur, ne de sonsuzdur derim, çünkü bu kavramlara muhatap değildir...
Parçacıklara dönelim, ortadalar, deviniyorlar ve böylece sayabildiğin, ölçebildiğin türde farklılıklar oluşuyor diyelim. Ortada devinen için öncül zaman diye bir şey yok, saydığı bir şey de yok, sayı da yok, o zeminde yok, dolayısıyla şu ya da bu şekle, form-yapıya dönüşüp, dönüşmediğinin hesabı da yok. İfadene göre neyi sayıyorsun? Elma, armut.
Kısaca ve aslında kriterler oluşturup sayan sensin...
Bir ormanı düşün, bir ağacı, güneş o kadar kızgındı ki, yangın çıktı... Ağaç kül oldu. Değişen ne? Geçici olan formlar... Neyi sayacaksın? Kim(!) için? -elbette yangından önce, sonra diye kıyasla zaman ölçüsü belirleyeceksin, ama bir sınırlama getirmek zorundasın, işte o sınırı form-yapı-biçime göre tayin ediyorsun. varlık, madde zemininde ise böyle bir ayrım yok, ağaç veya kül olmuş, hatta yangın dediğimiz de, tümü de madde-maddi, varlık... Bu bahisle-zeminde- sayılan bir şey yok. peki ben kriteri, elma ile armutu kıyaslayıp, sayamazsın, bunlar aynı şeyler değiller diye oluşturursam ne olacak? Kısaca madde ve hareket halinde olmaklık durumu da ortadadır, ne dündür, ne de yarında gerçekleşecek, sayılan bir durumu da, sayılar da yok, ortada ve deviniyor neye benzediği de umrunda değil... Sonlu da değil, sonsuz da, sadece ortada, bir hamur gibi deviniyor... neye benzediği, hamurun umrunda değil, hiç bir ayrımı, kriteri de, sayılacak, saydığı bir şey de yok(uyuduğunda saymadığın gibi...)
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

04-01-2024, 00:04
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
|
|
spartacus´isimli üyeden Alıntı
Gerçek olan harekettir, maddi ilişkilerin oluşturduğu etki ve sonuçlarıdır o bahiste...
|
Einstein'ın genel görelilik teorisinde, yerçekimi, fiziğin iyi bilinen temel kuvvetleri gibi, geleneksel anlamda maddenin etkileşimi olarak görülmez. Elektromanyetik veya güçlü ve zayıf nükleer kuvvetler gibi iki kütle arasında etki eden bir kuvvet olarak kabul edilmez. Bunun yerine Einstein'ın teorisi, kütle çekimini, kütlelerin ve enerjilerin varlığının yarattığı uzay-zaman eğriliğinin bir sonucu olarak tanımlar. Dolayısıyla yerçekimi, maddenin parçacıkları arasındaki doğrudan etkileşim veya kuvvet olarak tanımlanmaz. Aksine, kütlelerin etrafında deforme olan ve bükülen mekan- zamanın özelliğinden ortaya çıkar.
Bu yerçekimi kavrami, kütlelerin etraflarındakindeki mekani bozduğu ve çevrelerindeki nesnelerin hareketini etkilediği anlamına gelir. yerçekimi İki kütle arasında etki eden geleneksel bir "kuvvet" değildir, daha ziyade mekanın kendisinin bir özelliğidir. Bu anlamda kütleçekimi mekana bağımlıdır ve kütleler arasında herhangi bir klasik etkileşim ya da kuvvet olmaksızın cisimlerin hareketini etkileyen bir tür mekan zaman "geometrisi" olarak görülebilir. Bu sizin için yerçekimini maddenin kendi etkileşimleriyle açıklayamayacağınız anlamına gelir, bu yüzden boş konuşmayı peynirden bahsetmeyi bırakın.
Klasik fizikte, sizin de yaptığınız gibi, yerçekimi genellikle Newton'un yerçekimi yasasında temsil edildiği gibi iki kütle arasında etki eden bir kuvvet olarak tanımlanırdı. Ancak Einstein'ın genel görelilik teorisi, kütleçekimini kütlelerin ve enerjilerin varlığının yarattığı uzay-zaman eğriliğinin bir sonucu olarak yorumlayarak bu resimde devrim yaratmıştır. Bunun peynirin hamurun onun bunun küfun kuvvet iliskisi ile ne alakası var?. Niye çarpıtıyorsunuz?.
Newton, tabiri caizse bükülen çarşaf örneyine Yukarıdan bakıyor. Başka bir deyişle, büyük bir kütle olduğunu ve bunun bir şekilde küçük kütleyi çektiğini görüyor. Ama Neden? İşte bunu bulamadı. Einstein ise çarşafa yandan baktı. Mekanın eğri olduğunu ve tam da bu yüzden büyük kütlenin küçük kütleyi çektiğini gördü. Artık yerçekiminin nedenini ""az çok"" açıklığa kavuşturmuş "gibi" oldu. Ama bunun zamanın yavaşlamasıyla ne ilgisi var? Mümkünse şimdi konuya girelim, ama açıklaması zor oldugu kadar anlaşılması da bir o kadar zor. Bu nedenle boyutsal düşünmeye çalışmalısın yoksa peynirin küfu demeye devam edersiniz.
Çarşaf benzetimiyle ilgili sorun, bunun 3 boyutlu uzayda gerçekleşmesidir. Elbette ki, hareket edebildiğimiz sadece üç boyutumuz var. Zaman , mekanin dördüncü bileşeni olarak tamamen göz ardı edilebiliyor. Beynimizle onu gerçekten kavrayamıyoruz. Çarşaf, mekanin eğrilmesini çok iyi gösterir ancak asıl önemli olan şey aslında yerçekimi için """zamanın""" eğrilmesidir.
Ve bu gercegi dışarıda bırakıyoruz. Oysa dünya yüzeyindeki mekanın milyarda biri kadar kavisli olduğunu hesaplamak için Einstein'ın alan denklemlerine yönelik Schwarzschild çözümünü kullanabilirsiniz. Yani oldukça fazla. Ama şimdi zamanın eğriliğini alıp uzayın eğriliğiyle karşılaştırmak için ışık hızıyla çarparsanız tam 20 cm elde edersiniz. Yaklaşık 200 milyon kat daha fazladır.
Dolayısıyla dünya, zamanı mekândan çok daha fazla büküyor. Tüm bu hikayede bir şeyi asla unutmamalıyız: Uzay ve zaman "ayrılmaz" bir şekilde birbirine bağlıdır ve birbirini etkiler. İşte tam da bu nedenle çarşaf benzetmesi her şeyi gerçekten anlamamıza yetmiyor. Bu nedenle diyalektik olarak düşünmek zorundayız. Dikkatinizi verin! Yerçekimine neden olan zamanın değişen akışıdır. Hızın şeyi gibi.
Bunu anlamak için Kütleler mekanı, özellikle de çevrelerindeki zamanı büker dediğimizi aklımızda tutalım. Bu yüzden zamanın akışı bir kütlenin yakınında, uzağında olduğundan daha yavaş ilerler. Bunu nehirdeki bir kaya gibi düşünebilirsiniz. Su kayanın etrafında, uzağında olduğundan daha yavaş akar. Eğer ben şimdi bu zaman nehrinde yüzüyorsam, kayaya yaklaştığımda ben de daha yavaş hareket ederim. Peki yerçekimi şimdi nasıl çalışacak? Önce 4 boyutlu bir uzay-zamanda hareket ettiğimizi düsünmelisin. Hareketlerimizi 3 uzamsal boyutta biraz kontrol edebiliriz ama zamanda kontrol edemeyiz. Tabiri caizse her zaman zamanın akışıyla birlikte akarız ve onun üzerinde hiçbir etkimiz yoktur.
"Şimdi farklı bir diyalektik bakış açısıyla düşünebilmelisiniz! Çünkü dört boyutlu uzay-zamanda her şey sabit bir hızda hareket eder; başka bir deyişle, eğer hareketsiz duruyorsam, zaman içinde ışık hızında seyahat ediyorum demektir. Bir foton, yani ışık hızında uzayda seyahat eden ışık, zaman boyutunda sabit kalır."
Her zaman bir tür diyalektik alış veriş vardır. Eğer zamanda yavaşlarsam, uzayda hızlanmak zorunda kalırım. Bunu göstermek için, 3 uzamsal boyutun tek bir eksene sıkıştırıldığını varsayalım. Bunun avantajı, 2 boyutlu kağıdım üzerinde zaman için hala boş bir eksenimin bulunması olacaktır. Kağıt üzerindeki görüntünün yalnızca bir hız vektörüne ihtiyacı vardır.
Bu benim uzay-zamanda sahip olduğum hızdır ve dediğimiz gibi her zaman sabit kalır. Şimdi düz bir uzay-zamanda olduğumuzu varsayalım. Başka bir deyişle, zamanı ya da uzayı herhangi bir şekilde büken bir kütle yok.
Eğer birisi uzaya göre hareket etmiyorsa (hareketsizse), hala ışık hızında hareket ediyordur, ancak sadece zaman boyutuna göre, mekandaki hızı ise sıfırdır. Bununla birlikte, eğer bir kütle mevcutsa, uzayda değişmeden kalır ve zamanda sürekli olarak mevcuttur.
Sonra bu kütlenin zamanın akışını yavaşlattığını ve bu kütleye ne kadar yakın olursanız o kadar fazla yavaşlattığını söyledik. Başka bir deyişle, kütleden uzaklaştıkça zaman daha hızlı akıyor. Eğer şimdi yeterince uzaktaysak, o zaman zaman içinde ışık hızında hareket ettiğimizi söylemiştik.
Peki kütleye yaklaştığımızda ne oluyor? Büyük bir yerçekimi kaynağına yaklaştığımızda, zaman bizim hareketimize kıyasla yavaşlar. Bu da 4 boyutlu uzay-zamanda, özellikle de ışık hızında sabit bir hızla hareket ederken, uzay-zaman ekseninde daha küçük bir zaman bileşenine sahip olmamız gerektiği anlamına gelir. Bunu kâğıt üzerinde göstermek için, hareket okumuzun uzay-zaman eğrisindeki temsili, bu değişen zaman genişlemesini hesaba katacak şekilde ayarlanmalıdır. Başka bir deyişle, okumu bir şekilde değiştirmeliyim ki hala çalışsın ve 4 boyutlu uzay-zamanda hala aynı hıza, yani ışık hızına sahip olabileyim.
Büyük kütleli bir yerçekimi kaynağına yaklaştığımızda, referans sistemimize kıyasla zaman sıkıştırılır veya yavaşlar. Bu da uzay-zamandaki hareket vektörümüzün değişmesine neden olur: Zaman bileşeni küçülürken, aynı zamanda bir mekan bileşeni eklenir. Sonuç olarak yerçekimi kaynağına doğru çekiliriz. Kütleye yakınlığımız arttıkça, hareket vektörümüzün yönü kütleye doğru daha güçlü bir şekilde değişir. Sonuç olarak, mekan yönündeki hız bileşeni artmaya devam eder. " Mekân yönündeki hız bileşeni" terimi yanıltıcı olabilir. Burada kastedilen, bir cismin hareket ettiği yol ya da yön boyunca (yani mekanda) hızının büyük kütleli bir yerçekimi kaynağına yaklaştıkça artması ile alakalı.
Böylece kütleye doğru daha hızlı ve daha hızlı hareket ediyorum. Bu da yerçekimidir. Yani zamanın yavaşlamasına neden olan yerçekimi değil, tam tersidir. Zamanın yavaşlaması, zaman genişlemesi, kütle çekimine neden olur. Eğer bu kütleye çok yaklaşırsanız ve gerekli hıza sahip değilseniz, kaçınılmaz olarak içine düşersiniz. Hem zamanda hem de mekanda.
|

04-01-2024, 09:18
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.677
|
|
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Einstein'ın genel görelilik teorisinde, yerçekimi, fiziğin iyi bilinen temel kuvvetleri gibi, geleneksel anlamda maddenin etkileşimi olarak görülmez. Elektromanyetik veya güçlü ve zayıf nükleer kuvvetler gibi iki kütle arasında etki eden bir kuvvet olarak kabul edilmez. Bunun yerine Einstein'ın teorisi, kütle çekimini, kütlelerin ve enerjilerin varlığının yarattığı uzay-zaman eğriliğinin bir sonucu olarak tanımlar. Dolayısıyla yerçekimi, maddenin parçacıkları arasındaki doğrudan etkileşim veya kuvvet olarak tanımlanmaz. Aksine, kütlelerin etrafında deforme olan ve bükülen mekan-zamanın özelliğinden ortaya çıkar.
|
Kütle ve zaman da, maddeden, maddi ilişkilerden, etkleşimlerden bağımsız düşünelemez. Cahil insan gül ise de koklama demiş... Madde miktarı, maddi etkileşim, ilişkiler değişirse ne olur? Buna bağlı olan tüm ölçü birimleri de değişir dolayısıyla ifadelerde kavramlar direk kullanılır...
Enerji demek, bir cismin, sistemin -elbette form-yapısal-, iş kapasitesidir(yani bu da iş mikarı gibi).
Cahilce ve kötü edebiyatı ne zaman bırakacaksın?
Kelimeler kullanıyoruz, isimler v.s. Cümlelerde kelimeler işaret eder, dairlik belirtir v.s. Önemli olan cümlelerdeki anlamdır. Ali kelimesi bir varlık değildir, ancak işaret ettiği varlıktır. Bu bahisle cümlelerde Ali şunu söyledi dersek, kastedilen Ali kelimesinin söylemi değil, Ali kelimesinin işaret ettiği insanın söylediğidir.
Örneğin bir olguyu açıkalrken veya bir olayı, HIZ değişiminden söz edersek bu ilgili cisim, sistem her ne ise değişen hareketiyle ilgilidir. Bu kavram o hale gelir ki, cümlelerde YALIN OLARAK KULLANILIR, örneğin çarpışan 2 aracın oluştuduğu etki izah edilirken HIZ kelimesi kullanılır, bir çok buna benzer örnek, olay ve olguda biz HIZ kelimesini kullanırız, hız değişince, etkisi de değiştiğini v.s. söyleriz, hıza bağlı formüller oluştururuz, ancak bazı AHMAKLAR, bu kavramların nasıl soyutlandığı, HANGİ MAKSATLA CÜMLELERDE KULLANILDIĞI 50 kere anlatılsa da, madem hız formüle edilmiş, madem hız etkiliyor, o halde hız da bir VARLIKTIR deme noktasına gelecek kadar da cahildirler. Oysa hız dediğimiz, özünde bir cismin hareketine bağlı, belirli başka noktaları referans alarak, hareketi ölçtüğümüz bir ölçü-kıyas kavramıdır -hareket halinde konum değişimi de gerçekleştiği için, zaman birimi de hesaplamaya dahil olur. Hareketten soyutlanmıştır. Zaman neydi peki? O da değişimin ölçüsü-kıyası, değişimlerden-değişenlere dayalı!- soyutlanmış bir ölçü, kıyas, izah kavramıdır. Bir çok izah, boyut ve hesaplama işinde kullanılmak zorundadır.
Örneğin bir şeyler değişiyordur bu değişim de şu ya da buna etki ediyordur, bu halde zaman etkisi denebilir, kastedilen değişimin dolaylı, dolaysız oluşturduğu etki, değişimlerdir v.s. İzahlar da ise bu değişimlerin nasıl meydana geldiğini dile getirmeye çalışır -cımbızlanmamalı, sebebi ne? bu sorulmalı---
https://tr.wikipedia.org/wiki/Elektromanyetik_alan
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Bu yerçekimi kavrami, kütlelerin etraflarındakindeki mekani bozduğu ve çevrelerindeki nesnelerin hareketini etkilediği anlamına gelir. yerçekimi İki kütle arasında etki eden geleneksel bir "kuvvet" değildir, daha ziyade mekanın kendisinin bir özelliğidir.
|
Kara cahil, gerçekten bok gibi edebiyat yapıyorsun. Kaç yazı önce kütle çekiminin ışığı dahi etkilediğinden söz etmiştim. peki kütle neydi?
https://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BCtle
|
Fizik biliminde, yedi temel kütle kavramı vardır:
Belirli türlerdeki madde miktarı ürünlenimle yığma yöntemi ya da başka bir yöntemle tam olarak tespit edilebilir. Bir maddenin kütlesi o maddenin içerdiği atom ve moleküllerin içerdiği bağların kopma ya da birleşme enerjisi ile bulunabilir.
Bir cismin eylemsizlik kütlesi, o cismin ivmelenmeye karşı gösterdiği dirençtir. Kuvveti ve ivmeyi biliyorsak eylemsizlik kuvvetini hesaplayabiliriz. Aynı kuvvet uygulandığında küçük kütleli cisimler büyük kütleli cisimlere göre daha büyük bir ivmelenmede bulunacaklardır. Büyük kütleli cisimler büyük eylemsizliğe sahiplerdir.
Aktif kütleçekim kütlesi, maddenin kütleçekimsel alanının bir ölçüsüdür. Kütleçekim alanını, bir nesnenin serbest düşmesine izin verip ivmesini ölçerek hesaplayabiliriz. Örneğin, Ay'ın yüzeyinde serbest düşme yapan bir cismin ivmesi, Dünya'nın üzerinde serbest düşme yapan bir cismin ivmesinden küçüktür. Ay'daki kütleçekim alanının daha az olmasının sebebi Ay'ın kütleçekim kütlesinin daha az olmasından kaynaklanır.
Pasif kütleçekim kütlesi, maddenin kütleçekim alanıyla etkileşime giren ve ivmelenmeye maruz kalan büyüklüktür.
Kütle enerji eşitliğine göre enerji de kütle olarak düşünülebilir. Bu eşitlik ışığın kütleçekim ile bükülmesi, nükleer füzyon, parçacık-antiparçacık oluşumunu içeren yüksek enerjili fiziksel süreçlerle ispatlanmıştır. Nükleer füzyon ve parçacık-antiparçacık oluşumu deneyleri enerji ve kütlenin birbirleri arasında dönüşümünü de gösterir. Işığın kütleçekim ile bükülmesi olayında, saf enerjili fotonlar pasif kütleçekim kütlesine sahip gibi davranırlar.
Uzay zamanının eğriliği mevcut kütlenin göreceliğinin bir bulgusudur. Bu eğiklik oldukça küçüktür ve ölçülmesi çok zordur. Bu yüzden, Einstein genel görelilik kuramını açıklayana kadar keşfedilemedi. Dünyanın yüzeyindeki aşırı hassas atomik saatler zamanı uzayda sabitlenmiş saatlerden daha yavaş ölçer. Zamanın eğriliğinden dolayı her geçen süre zamanın genişlemesine yer çekimsel zaman genişlemesi denir.
Cismin kuantum kütlesi frekansının ve dalga boyunun arasındaki farkı gösterir. Bir elektronun kuantum kütlesi, Compton dalga boyu, spektroskopisinin çeşitli formları aracılığıyla belirlenebilir ve Rydberg sabiti, Bohr yarıçapı ve klasik elektron çapı ile yakından bağlantılıdır. Daha büyük cisimlerin kuantum kütleleri direkt olarak watt dengesi yöntemi kullanılarak ölçülebilir. Göreceli kuantum mekaniğinde kütle, Poincaré grubunun indirgenemez temsili etiketidir.
|
https://tr.wikipedia.org/wiki/Mek%C3%A2n
Kalanı da yukarıdaki kafası karışık, kavram kargaşasından da öteye sıçramış, kuru lakırtı, o kadar izah edildi, kavramlar nasıl soyutlanır, konuyla ilgili kavram(örneğin zaman) nasıl soyutlanmıştır, neye göre soyutlanmış ve nelere bağlıdır...
Soruya cevap ver;
Senin masal tanrın, uzayı-maddeyi ne zaman yarattı? Bu eylemden önce ne kadar zaman-süre bekledi? Gözlemleneblir uzay 90.000.000.000 ışık yılına tekabül etmektedir, nasıl yarattı? Üfürük tanrın, 2024 yılına gelebilir mi? Madem ezeli?, bir başlangıcı yok. Çarpıtma, TREN YOLU SANDIĞIN ve yanlış bildiğin zaman kavramınla buyur 2024 yılına getir... (Gerçi hangi kavramı doğru biliyorsun ki, hepsini işine geldiği gibi üfürme, yanlış biliyorsun.)
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

04-01-2024, 10:02
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Oct 2017
Mesajlar: 3.462
|
|
genel görelilik soyutlamaktır
Genel görelilik teorisi SOYUTLAMAKTIR
Genel görelilik teorisi isminden de anlaşıldığı üzere bir teoridir. 100 yıldan fazladır bu teori üzerinden soyutlama yapılmaktadır. üzerine çokda bir şey konulamamıştır.
Bu teorinin üzerine bir şey konulmadığı için de , bir çok meraklı tip teoriyi kesin bir şeymiş gibi algılayıp zaman mekan gibi soyutları gerçek bir varlık olarak düşünüyorlar. kimisi olan bitenin nedenini zaman , kimisi de tanrı olarak kabulleniyorlar.
Einstein in genel görelilik teorisi bilimin içinde kaldığı gibi metafizik içermez. metafizik içermediği halde meraklı olan tipler bu durumu metafiziksel yerlere çekip kerameti kendinden menkul safsatalar üretirler.
Einstein bu tip fenomenleri açıklamak için soyutlama yapmıştır ; fakat bu yaptığının bir soyutlama olduğunu belirtmediği için birileri bunu anlamakta güçlük çekiyorlar.( adam açıklamak zorunda da değildi )
soyutlamak ne demektir ? bunu anlamak çok zor bir şey olmasa da , bazıları inatla sürdürüyorlar. bu insanlara ne denirse densin inatla metafizik kafaları almayacaktır. almasa da bunları ciddiye alan bilim adına kimse olmayacakdır.
bunların levıl atlayanlarını , düz dünyacı , delinmez gök kubbeci , yaratıcı cı , melekçi cinci perici olarak durmadan karşımıza çıkıcak.
kendine has fikirleri olmayan , düşünme ve sorgulama kabileyeti olmayan , bilimi din dersi sanan , materyalden her soyutlananı var sanan tipler genelde toplumu etkilemiş bilim insanlarının ortaya koyduğu teorileri yada kesinlik kazanmış olguları kopyalayıp buraya yapıştırmaktan ileri bir seviyeleri yoktur.
uzatmayalım.
Einsteinin genel görelilik teoremi bir soyutlamadır. bunun üzerinden kesin ifadelerle varlık ortya koyymak ya cahillikdir yada ahmaklık.
bu teorini düzeyi
Bu soyutlama, zamanın genişlemesi, uzay-zaman eğriliği, kütle-enerji eşdeğerliği gibi kavramları içerir ve genel görelilik teorisinin temel taşlarıdır. Bu kavramlar, genellikle yüksek matematiksel bilgi ve soyut düşünme yeteneği gerektirir, bu nedenle genel görelilik teorisi, fiziksel dünyayı anlamak için yeni bir perspektif sunarken aynı zamanda soyut bir düzeyde kalır.
|

04-01-2024, 18:59
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 04 Apr 2011
Mesajlar: 1.337
|
|
Spartacus
Bilginize güvendiğimden kafamı karıştıran bir durum hakkında cevabınızı merak ediyorum.
1.Işık yani foton meselesi fotonun kütlesiz olduğu ivmelenmesinin de olmadığı söyleniyor.Bu mümkün mü?
Kütlesi olmayanın kütle çekimi ile ilişkiye girmesi bana mantıksız geliyor.Daha doğrusu bir nesnenin kütlesiz olması kütle çekiminden azade olması bana mantıksız geliyor.Benim mantığıma göre ışık/foton kütle çekiminden etkileniyorsa kütlesi vardır.
2.Işık/fotonun durağan hali mümkün mü?
Benim mantığıma göre ivmelenmesi olmayanın durağan hali olamaz.Foton ortaya çıktığı anda ışık hızında ise nasıl durağan hali olabiliyor mantığım almıyor.
|

04-01-2024, 21:00
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.677
|
|
marcos´isimli üyeden Alıntı
Spartacus
Bilginize güvendiğimden kafamı karıştıran bir durum hakkında cevabınızı merak ediyorum.
1.Işık yani foton meselesi fotonun kütlesiz olduğu ivmelenmesinin de olmadığı söyleniyor.Bu mümkün mü?
Kütlesi olmayanın kütle çekimi ile ilişkiye girmesi bana mantıksız geliyor.Daha doğrusu bir nesnenin kütlesiz olması kütle çekiminden azade olması bana mantıksız geliyor.Benim mantığıma göre ışık/foton kütle çekiminden etkileniyorsa kütlesi vardır.
2.Işık/fotonun durağan hali mümkün mü?
Benim mantığıma göre ivmelenmesi olmayanın durağan hali olamaz.Foton ortaya çıktığı anda ışık hızında ise nasıl durağan hali olabiliyor mantığım almıyor.
|
Sevgili Marcos
Hareket halindeki cisimler kütle kazanır, fotonlar da buna dahildir... O sebeple kütle çekiminden etkilenir - tabi hız(kütle çekimi etkisiyle) ve kütle(hızı düştüğü için) kaybeder, hatta soğurulur. Bunu durağan, cisme özgü kütleden farklı düşünmek gerekir.
Özünde kütle kavramının temelinde, madde miktarı yatar. Bu bağlamda, eğer 1 parça, yapısında başka hiç bir parça içermiyorsa, kütlesinden söz etmek de anlamsızdır.
Eğer parça, başka hiç bir parçadan oluşmuyor veya İHTİVA(temel ölçü) etmiyorsa durağan kütlesinden söz edilemez- Foton açısından bu bilgi ileride değişebilir(eğer fotonaltı parçacıklar varsa veya tespit edilebilirse, aksi taktirde durağan kütlesinin varlığından söz edilmeyecektir.)
Bir de şu gerçek var ki, eğer biz belirli etkileşimlerle görebiliyorsak, gözlem araçlarımızın etklişemeyeceği oranda küçük parçacıkları göremeyebiliriz. Çevrelerinde oluşturdukları etki -ki oluşturuyorlarsa- ancak dolaylı varsayımlarda bulunabilir... Daha önceki yazılarımda dile getirmiştim, atomlar ve parçacıklarının, form-yapı olduğunu düşünüyorum, yani atom parçalandığından beri, atomun, maddenin en küçük yapı taşı olduğu görüşü aşılmıştır... Bu bağlamda uzayın, madde ile dolu olduğunu düşünüyorum -form yapılar ayrı bir zemin-, daha doğrusu varlık-yokluk birlikte, ne tam dolu ne de tam boş -dolayısıyla hareket halinde olma durumu, çevrede etki oluşturduğu gibi etkileniyor da...
2.) Sanmıyorum. Fotonu, çapına eşit bir alana hapsetmek gerekebilir, bu da hareketini durdurabilir mi? (Burada hareketten kasıt, salt konum değişimi değil, örneğin spin gibi)...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

04-01-2024, 21:35
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 04 Apr 2011
Mesajlar: 1.337
|
|
Teşekkür ederim Spartacus
|

05-01-2024, 12:29
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.677
|
|
Ben teşekkür ederim.
Bu arada ışığın 1 yılda kat ettiği mesafeyi de ekleyeyim;
1.460.000.000.000 km (1,46 trilyon km)
Samanyolu'nun(galaksimizin) çapı; 105.700 Işık yılına tekabül ediyor.
Bu da;
152.322.000.000.000.000 km ( ~ 152,3 katrilyon km) eder.
152,322 katrilyon km...
Stephenson 2-18 Yıldızı'nın çapı
3.000.000.000 km (3 milyar km).
Eagle Nebulası'nın çapı:
89.890.000.000.000 km ( ~ 90 trilyon km)
Gözlemlenebilir uzayın(Evren'in) çapı ise;
90.000.000.000 Işık yılına tekabül ediyor, km olarak hesaplayabilirseniz buyrun...
ve bu başlık -ki görebildiğimiz bu, ışığın max gidebileceği bir uzaklık, sınır var ne yazık ki-, tüm bunca şey'i(madde ve maddi olan her şeyi), bir tane ne idüğü belirsiz masallardan sıçramış, mitolojik bir pinokyo tanrıya yarattırma hayalini kuruyor... Ateistlerin de böyle bir hayal kurmadığı, saçma masallar üfürmediği veya bu üfürük masallara inanmadığı(!) için yanıldıklarını iddia ediyor, üstelik ortaya, tek bir tane olsun tanrı gözlemi koymamışken, nasıl sorularına objektif bir yanıt vermemişken...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

06-01-2024, 01:36
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
|
|
spartacus´isimli üyeden Alıntı
Cahilce ve kötü edebiyatı ne zaman bırakacaksın?
Örneğin bir şeyler değişiyordur bu değişim de şu ya da buna etki ediyordur, bu halde zaman etkisi denebilir, kastedilen değişimin dolaylı, dolaysız oluşturduğu etki, değişimlerdir v.s. İzahlar da ise bu değişimlerin nasıl meydana geldiğini dile getirmeye çalışır -cımbızlanmamalı, sebebi ne? bu sorulmalı---
https://tr.wikipedia.org/wiki/Elektromanyetik_alan
|
Yanılıyorsun, einstein'ın teorisi, yerçekimi kavramını klasik anlamda kütleler arasındaki bir "çekim kuvveti" olarak değil, madde ve enerjinin uzayın eğrilmesi özelliği ile açıklar. Yani, yerçekimi, maddenin veya enerjinin varlığından kaynaklanan uzay-zamanın eğriliğini ifade eder.
Klasik fiziğin aksine, burada kütlelerin birbirini doğrudan çektiği gibi basit bir düşünce yok. Aslında, kütlenin varlığı, uzay-zamanın kendisinin eğrildiğini ve diğer nesnelerin bu eğriliğe göre hareket ettiğini gösterir. Yani, yerçekimi bir çekim kuvveti değil, uzayın eğriliğinden kaynaklanan bir sonuç olarak kabul edilir."
"Yerçekimi ve elektromanyetik kuvvette, farklı ölçeklerde etkilidir. Elektromanyetik kuvvet, mikroskobik düzeyde yüklerin etkileşimini sağlar, kimyasal bağları belirler ve atomlar ile moleküllerin yapısını oluşturur. Yerçekiminin etkisi ise, nesnelerin kütlesine bağlı olarak evrende gök cisimlerinin hareketlerini belirler."
"Elektromanyetik kuvvet, pozitif ve negatif yüklere sahip bir sistemde birbirini etkisiz hale getirir, böylece toplam yük sıfıra eşitlenir. Bunun sonucunda elektrik alanı temelde sıfır hâle gelir. Dolayısıyla, elektromanyetik kuvvetler, kozmik ölçekte parçacıkların hareketini kontrol etmede baskın bir rol oynamazlar; bu görevi yerçekimi üstlenir.
Bu arada edebiyat yapmıyorum. Asıl sen kimsin? Yerin bir çekim kuvveti yoktur aslında, gök itimi vardır. Ha böyle gök olursun iste. Sen daha gök itimi ne olduğunu bilmiyon benimle burda bilim konusuyon, göküm.
|

06-01-2024, 03:00
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.677
|
|
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Yanılıyorsun, einstein'ın teorisi, yerçekimi kavramını klasik anlamda kütleler arasındaki bir "çekim kuvveti" olarak değil, madde ve enerjinin uzayın eğrilmesi özelliği ile açıklar. Yani, yerçekimi, maddenin veya enerjinin varlığından kaynaklanan uzay-zamanın eğriliğini ifade eder.
|
Konu bu değil sürekli çarpıtıyorsun. Geri zekalılık da var gibi, cahillikle birlikte. Kavramlar hakkında, soyutlama hakkında, kullanım maksadı hakkında zerre kavrayışın yok. Cahil herif, yeterince anlattım, tekrar etmeyeceğim....
Cehaletinle başkalarına da cahilce şeyler yüklüyorsun. Kütle tanımı, enerji tanımı, zaman tanımı, bunlar yapıldı, klasiği, mılasiği olarak değil, ne oldukları, nasıl soyutlandıklarıyla izah edildi, şu an ne ise o.
Kütle tanımlandı (Einstein hiç bir zaman kütlenin maddeden, maddi ortamdan bağımsız bir varlık olduğunu iddia etmemiştir, gerinden üfürüyorsun. Karadelikler de maddedir, delik değil, aksine merkezde yoğunlaşmış madde(çekirdek) vardır, madde miktarı o kadar yüksek orandadır ki, dolayısıyla kütlesi de -enerjisi de- büyüktür ve etkisi de(ki burada kastettiğim fiziki, maddi etki) büyüktür, dolayısıyla bağlı tüm ölçü birim ve kavramlarımız da etkilenecektir.  )
Zaman, değişimin ÖLÇÜSÜDÜR.
Enerji, bir cismin, sistemin İŞ KAPASİTESİNE DENİR.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Enerji
Enerjinin 3 temel formülü vardır:
E=Fd
1 Joule enerjisi olan bir madde, 1 metreyi 1 Newton ile gidebilir.
E=mc2 (Einstein)
1 kg kütlesi olan bir maddenin ışık hızının karesinin sayısal değeri kadar (Joule) enerjisi vardır.
E=Pt
1 Joule enerjisi olan bir madde, 1 saniye boyunca, 1 Watt'lık güç uygulayabilir.
Bunlar teorilerde, ifadelerde, hesaplamalarda, birimleriyle birlikte kullanılır, ÖLÇÜ DEĞERLERİ VE ETKİLER -YİNE O KAVRAMLA İZAH EDİLİR, başka biçimde olmaz. Bu kavramlar madde ve maddi ilişkilerden bağımsız düşünülemez(önemli olan budur)...
Yukarıda kullanılan " -i" eki(örneğin: enerjisi), iyelik eki olarak kullanılmaktadır, yani enerjis -i->neyin enerjis i? -> maddenin->nes i? -> iş kapasites i => anlamına gelir! Her cümlede bu şekilde izah yapılması ve tanımlanmasını ancak cahiller bekler, cümlelerde direk "enerji" olarak kullanılır, her defasında kavram tekrar, tekrar tanımlanmaz, nasıl soyutlandığı, neye dair olduğunu bilmek yeterlidir-gerekir. Aksi taktirde görüldüğü gibi, ahmaklar gerisinden üfürürler, cümleleri de anlamazlar, çeşitli kelime, kavramlara mistik, metafizik anlamlar yüklemeye yönelirler!
Kelimelere gerinden anlam yükleceğine -ki anladığın bir bohca da yok- cümleleri anlamaya çalış...
spartacus´isimli üyeden Alıntı
ve bu başlık -ki görebildiğimiz bu, ışığın max gidebileceği bir uzaklık, sınır var ne yazık ki-, tüm bunca şey'i(madde ve maddi olan her şeyi), bir tane ne idüğü belirsiz masallardan sıçramış, mitolojik bir pinokyo tanrıya yarattırma hayalini kuruyor... Ateistlerin de böyle bir hayal kurmadığı, saçma masallar üfürmediği veya bu üfürük masallara inanmadığı(!) için yanıldıklarını iddia ediyor, üstelik ortaya, tek bir tane olsun tanrı gözlemi koymamışken, nasıl sorularına objektif bir yanıt vermemişken...
|
Soru hala cevap bekliyor, çarpıttığın(!) haliyle KÜTLE, ENERJİ, ZAMAN kavramları üzerinde yeterince duruldu... Artık çarpıtmaktan ve gereği olmayan detaylardan vazgeç soruyu yanıtla...
KONU BU, SORU BU;
Senin masal tanrın, uzayı-maddeyi ne zaman yarattı? Bu eylemden önce ne kadar zaman-süre bekledi? Gözlemlenebilir uzay -evren-madde- 90.000.000.000 ışık yılına tekabül etmektedir, nasıl yarattı? Üfürük tanrın, 2024 yılına gelebilir mi? Madem ezeli?, bir başlangıcı yok. İŞİTİR Mİ, KONUŞUR MU, GÖRÜR MÜ, DÜŞÜNÜR MÜ, NE YER, NE İÇER? Çarpıtma, TREN YOLU SANDIĞIN ve yanlış bildiğin zaman kavramınla buyur 2024 yılına getir... (Gerçi hangi kavramı doğru biliyorsun ki, hepsini işine geldiği gibi üfürme, yanlış biliyorsun.)
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Konu spartacus tarafından (06-01-2024 Saat 03:56 ) değiştirilmiştir.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:03 .
|