
21-02-2025, 02:40
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
|
|
Iyide, senin iddiaların, tamamen maddi düzlemde kalıp evrenin derinliklerinde işleyen varlık-yokluk diyalektiğinin özünü kavrayamadan, sadece yüzeysel ve uydurma kelime oyunlarına saplanmış durumda; sen, "Pinokyo Tanrın" diyerek metafiziksel argümanlarımızı küçümserken, aslında evrenin düzenini ve varlık ile yokluğun birbirini tamamlayan, iç içe geçmiş dinamiğini basitçe maddi verilerle açıklamaya çalışıyorsun, halbuki gerçek tartışma, sadece gözlemlenebilir parçacıklar ya da deneysel verilerle sınırlı kalamayıp, aynı zamanda varlık ve yokluğun, irade, algı ve bilincin derin metafiziksel boyutunu da hesaba katmak zorunda.
Eğer sen "her şey yaratılmıştır" gibi basit kaidelere sarılıp, maddi varlıkların ötesine geçemiyorsan, o zaman uydurduğun bu masalsı argümanlar, gerçek varoluşun kaynağı olan, ilk ilkenin zorunluluğunu hiçbir şekilde aydınlatamaz, çünkü gerçek anlamda bir şeyin nasıl var olduğunu, devinimin kaynağını ve değişimin düzenini tartışmak istiyorsak, maddi düzlemin ötesinde, varlık-yokluk ilişkisinin, yani o temel metafiziksel ilkenin varlığını da kabul etmek gerekir.
işte bu yüzden, senin "Pinokyo Tanrın" eleştirilerin, sadece yüzeysel bir küçümsemeden ibaret kalıyor, çünkü sen, varoluşun derinliğinde yatan o ilk nedeni, o zorunlu metafiziksel kuvveti görmezden gelerek, bütün tartışmayı, maddi varlıkların dar sınırlarına hapsetmeye çalışıyorsun ve bu da, gerçek tartışmanın, yani varlık ve yokluğun birbirini tamamlayan, asla tamamen ayrılamayacak olan dinamiğini göz ardı ediyor. Ama bana yazma diyorsan. OK
|

21-02-2025, 03:34
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.676
|
|
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Iyide, senin iddiaların, tamamen maddi düzlemde kalıp evrenin derinliklerinde işleyen varlık-yokluk diyalektiğinin özünü kavrayamadan, sadece yüzeysel ve uydurma kelime oyunlarına saplanmış durumda; sen, "Pinokyo Tanrın" diyerek metafiziksel argümanlarımızı küçümserken, aslında evrenin düzenini ve varlık ile yokluğun birbirini tamamlayan, iç içe geçmiş dinamiğini basitçe maddi verilerle açıklamaya çalışıyorsun, halbuki gerçek tartışma, sadece gözlemlenebilir parçacıklar ya da deneysel verilerle sınırlı kalamayıp, aynı zamanda varlık ve yokluğun, irade, algı ve bilincin derin metafiziksel boyutunu da hesaba katmak zorunda.
|
Bırak bunları Pinokyo'nu ortaya koy biz de inceleyip, ona göre sıfat, yeti, özellik, nitelik her ne sergiliyorsa tanımlama ve gerçekten de diğer şeylerde ayrı bir tanı, isimlendirmede bulunabilelim... Yoksa nasıl tanımlarda, atıflarda bulunabiliriz, mal mısınız?
Sana eşek desem, sana ve eşeğe bakılır değil mi? Madem ortada bir iddia var, ama sen g.ötünden udyuruyorsun, neye bakıp, kıyas edeceksek... Bu dağları dedem yarattı, dağlar var o halde dedem var, dedem var, demek ki dağalrı O yarattı.. Senin kapasiten bundan ilerisine basmıyor...
metafizik insan hayal gücünün türetimlerine denir, fiziğin dışı olmaz, ancak öznel zeminde insan hayal gücüyle fiziki şeylerin kuralsız harmanı olur...
Ben depremler, yıldırımlar, volkanlar vb. Zeus'un bir kızgınlığıdır demiyorum demediğim için de emek harcayıp, açıklıuyorum, bu ne metafiziktir ne de boş bir uğraş gördüğümüz, incelediğimiz, etkidiğimiz ve etkilendiğimiz ne varsa, fiziktir, maddidir, olgudur vb. haliyle gidiyor, gözlemliyor, inceliyoruz ve nesnel gerçeklik, ortadalık vasıfları olduğu için de sebeplerini objektif olarak bulup, sonra da izah ediyoruz, bu çaba sana göre boş, çünkü nasılsa Zeus kızdığı için yapıyor, biz nafile uğraşıyoruz vs. elindeki silahalrı bir, bir kaybediyorsun... Seninkisi mankurtluk, zombilik, geri zekalılık, de rahat bırak yahu, ne kadar çırpınsan da engel olamadın işte, depremi açıklamıyonuz demek ki Zeus var dünyasından bu günlere geldik, kafan hala aynı kütük kafa... Kala, kala elinde bir kaç uyduruk mesele kaldı(ki insan hayatı için önem bakımından son sıralarda meseleler), bu şekilde insanlığı nereye kadar aldatıp, zorla putuna inandıracaksın. Yahu bize ne, seni bağlar, senin Pinokyon bizi bağlamaz, sen inanın diyorsun biz de inanmıyoruz, inanmak ne yahu? Ortada olsa zaten inancın konusu olmaz, sana da, kıçından uydurmana da gerek kalmaz değil mi? Mal mısınız?
İddia eden sensin, ispatla mükllef olan da, bizi inandırmak zorunda değilsin, biz inanınca da o Pinokyon gerçeklik vasfı kazanamaz, bu saçmalık... Bize somut biçimde göstermek, gözleme açmak zorundasın... 2 Hörgüçlü, hakaret etmek amacım yok, metafiziksel söyledim, 2 hörgüçlü demişsem devesindir, hem deve olmasaydın, develer var olur muydu? lak, lak, yahu yaptığın gevezelik bu aslında, yahu yaptığın, onca kafa şişirip saçmaladığının özü, dayanağı, temeli bu, ve dedem yaptı demek hiç bir olgu olayı, nasılını, ne şekilde oluştuğunu açıklamıyor, depremi Zeus yaptı dersen neyi açıklıyorsun ki? Bu neyin kafası?
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

21-02-2025, 04:45
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 20 Jul 2011
Bulunduğu yer: Ying Evreninin Tek Yang Bilgini
Mesajlar: 930
|
|
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Senin iddiaların, yüzeysel kibir ve çelişkilerle dolu. "Ben ezeli ve ebediyim" diyorsun. Peki, sen doğmadın mı? Bir başlangıcın olmadı mı? Ölümsüz müsün? Eğer gerçekten ezeli ve ebedi isen, o zaman seni doğuran, besleyen, yaşatan sebepler ne? Eğer bu dünyada biyolojik varlık olarak yaşıyorsan, ezeliyet ve ebediyet iddian sadece boş bir laf.
|
O kadar sığ ve çapsız düşünüyorsun ki, bu devirde bu cehalet ve manipülasyon akıl alır gibi değil.
Ben herkes ve her şeyim, ezeli ve ebedi olanım evet. Ben bu bedenden ibaret değilim.
Mevlânâ'nın dediği gibi:
Ne ben benim, ne sen sensin, ne sen bensin,
Hem sen sensin, hem ben benim, hem sen bensin.
Sen daha 800 yıl öncenin felsefesini anlamamışsın, gelip burada 2000 yıl öncesinin en ilkel düzey felsefesinin propagandasını manipüle ede ede en ilkel düzeyde yapıyorsun. Felsefî argümanın zaten ilkel ve zayıf, bir de senin manipülasyonun altında iyice per perişan oluyor. Senin her yazına bir geri zekalıya cevap verir gibi cevap veriyoruz. Yine bir kulağından giriyor, kıçından çıkıyor. Ya okumuyorsun, yada okuduğunu anlamıyorsun. Durum tespiti yaptığım zaman da hakaret olarak algılıyorsun.
Ben herkes ve herşey olarak kendimi tanımlıyorsam demekki bu bedenden ibaret değilim. Bütün varlikla bütünleşik haldeyim. Hiç ayrılmadım ki. Bu daha vahdetin en temel argümanı. Vahdet ise tekillik ve sürekliliğin en ilkel formu. Biz bu aşamadayız. En azından burada seviye buralarda. Sen bunu anlamadan hiç doğmadın mı kafasındasın. Bak yine. Herkesin anlayacağı şekilde anlatacağım. Anlamamak için geri zekalı olmak lazım. İddia ediyorum herkes beni doğru anlayacak yine bir tek sen anlamayacaksın. Ben bu hayata doğdum. Ancak bununla var olmadım. Bundan önce de vardım. Başka formlarda vardım. En yukarda da oldum, en aşağıda da. İnsan da oldum, hayvan da oldum, bitki de, cansız varlık da. Bu sonsuz döngü içinde her bedeni ve her şeyi olmayı zaten denedim. Şimdi buradayım. Ama bu demek değil ki sen değilim
Ne anladın şimdi? Sıfıra sıfır elde var sıfır.
|

21-02-2025, 22:01
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
|
|
spartacus´isimli üyeden Alıntı
Bırak bunları Pinokyo'nu ortaya koy biz de inceleyip, ona göre sıfat, yeti, özellik, nitelik her ne sergiliyorsa tanımlama ve gerçekten de diğer şeylerde ayrı bir tanı, isimlendirmede bulunabilelim... Yoksa nasıl tanımlarda, atıflarda bulunabiliriz, mal mısınız?
|
Madem "görmediğim şey yoktur" diyorsun, o zaman önce kendi savunduğun kavramlarla tutarlı ol. Hadi, bana yerçekimi kanununu göster. Gözü nerede, eli nereye uzanıyor, hangi laboratuvarda kavanoza koyup sergiliyorsun? Hani? Yok, değil mi? Ama etkisini görüyorsun diye var diyorsun. Peki, aynı mantıkla evrenin düzeninden yola çıkıp bir "ilk neden"e varınca neden hemen "hayal ürünü" diyorsun? İşine gelince soyut kavramlar gerçek, işine gelmeyince saçmalık. Tam bir çifte standart.
Yerçekimi bir yasa diyorsun, ama yasa dediğin nedir? Şekli mi var, cismi mi? Hayır. Sadece maddeyi etkileyen bir düzenin tanımı. O tanımı sen yapıyorsun. Ama aynı şekilde evrenin varoluşunu açıklamak için "Tanrı" kavramını ortaya koyunca hemen "kanıtla" diye hopluyorsun. İyi de, aynı talebi yerçekimi, zaman, bilinç gibi fiziksel formu olmayan şeyler için niye yapmıyorsun?
Tanrı kavramı tektir, net ve anlaşılır. Evrenin ilk nedeni, maddi olmayan bir temel ilke. Ama senin savunduğun "görmediğim yoktur" kafası, bizzat kendi kavramlarını çökertiyor. Formu olmayan kavramlar olmadan, tek bir bilimsel açıklama yapamazsın. "Enerji" dediğin şeyin formu mu var? Hayır. Ama etkisini görüyoruz diye kabul ediyorsun. Peki, aynı şekilde evrendeki düzenin arkasındaki ilkeyi de neden kabul etmiyorsun?
Dahası var: Bilimsel yasalar da metafiziksel ilkelerle tanımlanır. Metafizik olmasa, "kanun" diye bir şeyden bile bahsedemezsin. Çünkü fiziksel olmayan kavramlar olmadan tarif bile edemezsin. Bir cümle kurduğunda bile, dilin kuralları (gramer) soyut ilkelere dayanır. Mantık yasaları olmadan ne bir formül yazabilirsin ne de bir argüman sunabilirsin. Ama iş Tanrı kavramına gelince, hemen "hayal gücü" diyerek konuyu kapatmaya çalışıyorsun.
Kendi düşünce sistemini tutarlı kurmadan, başkalarının argümanlarını eleştirmek komik oluyor. Madem bu kadar "somut gerçeklik" meraklısısın, önce gözle göremediğin ama varlığını kabul ettiğin her şey için aynı standardı uygula. Yoksa bu entelektüel ikiyüzlülükten başka bir şey değil.
|

21-02-2025, 22:22
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
|
|
LEVH´isimli üyeden Alıntı
O kadar sığ ve çapsız düşünüyorsun ki, bu devirde bu cehalet ve manipülasyon akıl alır gibi değil.
Ben herkes ve her şeyim, ezeli ve ebedi olanım evet. Ben bu bedenden ibaret değilim.
Mevlânâ'nın dediği gibi:
Ne ben benim, ne sen sensin, ne sen bensin,
Hem sen sensin, hem ben benim, hem sen bensin.
|
Senin "Ben herkes ve her şeyim, ezeli ve ebediyim" iddian, tasavvufi bir perspektiften bakıldığında kulağa hoş geliyor. Ancak bu tür iddialar, felsefi ve mantıksal bir temele oturtulmadığında sadece retorikten ibaret kalır. Şimdi, söylediklerini kendi mantığınla ele alalım.
Bedeninle Sınırlı Değilsen: Madem bu bedenden ibaret değilsin ve her şeyle bütünleşik olduğunu söylüyorsun, o zaman neden bireysel bir bilince sahipsin? Neden her şeyi bilemiyor, her yerde aynı anda var olamıyorsun? Varlıkla bütünleşik olmak, sonsuz bir bilgi ve farkındalık gerektirir. Oysa ki, şu an sadece kendi zihnindeki fikirlerle konuşuyorsun. Eğer gerçekten "her şey" olsaydın, bu tartışmaya bile ihtiyaç duymazdın.
Form Değiştirme İddian: "İnsan, hayvan, bitki, cansız varlık oldum" diyorsun. Peki, bunların hiçbirini hatırlamaman, bu iddiayı nasıl destekliyor? Hatırlanmayan bir geçmişin, varlığını kanıtlar mı? Bilimsel olarak, bu tür bir döngüyü destekleyecek somut bir kanıt yok. Sadece inanca dayanan bir iddia.
Gerçek anlamda "ezeli ve ebedi" olan bir şeyin, bir formdan diğerine geçmesine gerek yoktur. Her şeyin başı ve sonu olmaksızın aynı anda var olması gerekir. Sen ise, belli formlar içinde varlık gösterdiğini söylüyorsun. Bu zaten ezeliyet ve ebediyet kavramıyla çelişiyor.
Sen, "Ben herkes ve her şeyim" diyerek aslında kendi varlığını merkeze koyuyorsun. Ama bu, öznel bir bakış açısıdır. Herkes aynı şeyi iddia ederse, hangisinin doğru olduğunu ne belirleyecek? Mantıksal olarak, varlığın kaynağını kendi bilincine dayandırman, kişisel bir yanılsamadır.
Sonuç olarak, iddianın temel sorunu şu: Eğer gerçekten "her şey" isen, bu tartışmayı sürdürmek bile anlamsız olurdu. Her şeyi bilen ve her şey olan biri, karşısındakini ikna etmeye çalışmaz, çünkü zaten o kişi de senin bir parçan olurdu. Oysa ki burada, iki ayrı bilinç, iki ayrı düşünce tarzı olarak tartışıyoruz. Bu bile, senin "her şeyim" iddianın kendi içinde çöktüğünü gösteriyor.
Eğer gerçekten "her şey" olmak, ezeli ve ebedi bir varlıkla bütünleşmek istiyorsan, bu iddianı sadece felsefi sözlerle değil, mantıksal tutarlılıkla ve gerçeklikle temellendirmen gerekir. Yoksa, bu tür söylemler, sadece kişisel tatmini besleyen bir yanılsama olarak kalır.
|

22-02-2025, 01:50
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 20 Jul 2011
Bulunduğu yer: Ying Evreninin Tek Yang Bilgini
Mesajlar: 930
|
|
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Sonuç olarak, iddianın temel sorunu şu: Eğer gerçekten "her şey" isen, bu tartışmayı sürdürmek bile anlamsız olurdu. Her şeyi bilen ve her şey olan biri, karşısındakini ikna etmeye çalışmaz, çünkü zaten o kişi de senin bir parçan olurdu. Oysa ki burada, iki ayrı bilinç, iki ayrı düşünce tarzı olarak tartışıyoruz. Bu bile, senin "her şeyim" iddianın kendi içinde çöktüğünü gösteriyor.
|
Bak ilk defa, saçma sapan Tanrıperest hezeyanlarla hareket etmeden, doğrudan bahsettiğim konuyu merkeze almışsın. Bu bir kişisel gelişim göstergesi olarak aferin diyorum. Sana ne dedim? Sen aklı başında yorumlar yaptın da biz mi sana aferin demedik. Bak dedim. Şimdi gelelim nereyi hala daha anlamadığına.
Ben her şeyim ve aynı zamanda senim. Fakaaat şunu unutuyorsun. Hem sen sensin, hem ben benim. Bunu nereye koyuyorsun? Hiç bir yere. Yani sen diyorsun ki, Hazreti Mevlana, ben ve sen aynı şeydir derken, aynı zamanda sen sensin ve ben de benim kısmını boşuna söylemiştir. Neden böyle düşünüyorsun? Çünkü konuyu hala anlamadın. Ama gelişmen iyi. En azından 800 yıl öncesine gelebilirsin, bugünü de yakalarsın bence. Bunu sürdür ama. Dik kafalı davranmamaya devam et. Konuya dönersek, ne diyor Hz. Mevlana? Ben senim amaaaaa aynı zamanda sen de sensin, ben de benim. Bak ben kendi düşüncemi onun üstünden açıklıyorum. Böyle hem daha kolay, hem de senin mevzuyu ben merkezcilik olarak anlamaman için. Arada devasa bir fark yok, ama önemli bir nüans farkı var. Bu yüzden ayırmak önemli.
Senin ayrı bir varlık olarak, ayrı bir bilinç olarak var olman, benim ayrı bir bilinç olarak var olmam ve aynı zamanda ikimizin bir olması, vahdetin temel fikridir zaten.
Sen klasik matematikle düşünüyorsun. 1+1=2. Ancak mevzubahis vahdetse, 1+1=1 eder, 2 değil. Çünkü her şey birden gelir ve ona eşittir. Matematikteki dört işlem bir yanılsamadır. Bir şeyi ikiye bölerek azaltamazsın. Klasik matematikle uyumlu değildir. Çünkü matematik bu dünya için geçerli bir kavramdır, evrensel değildir. Tıpkı zaman gibi.
Ben daha önce başka formlarda yaşadım derken belirli bir zamanı kast etmedim. Senin anlaman için bu şekilde yazdım. Ancak beklediğimden hızlı gelişim gösterdin. Elbette her şey şimdi şu anda oluyor. Geçmiş ve gelecek şimdi ve şu an. Çünkü zaman da gerçek bir kavram değildir ve sadece yerel olarak geçerlidir, bu dünya için geçerlidir. Evrensel manada zaman diye bir şey yoktur.
Zaman gerçek olmadığı için her şey ezeli ve ebedidir. Ben ezeli ve ebedi olanım diyorum, çünkü sen bunu demiyorsun. Sen kendi iradeni dışardan hayali bir güce teslim ettiğin sürece ben bu ifadeyi kullanırım. Ancak senin farkındalığın artarsa ve konuyu doğru anlıyorsan elbette sen de ezeli ve ebedi olansın.
Matematik konusuna geri dönersek. Bir şey bölünerek azalmaz, sayısı da artmaz. Buradaki matematikten bahsetmiyorum, evrensel manada konuşuyorum. Konuyu anlaman için basit bir örnek vereceğim. Anlamazsan tekrardan bozuşuruz söylüyim. Anlamazsan vereceğim örneği tekrar tekrar düşün. Şimdi elinde 1 kilo pirinç var. Bunu iki ayrı poşete yarımşar kilo olarak ayırdın. Şimdi poşetlerde ne kadar pirinç var? Yarımşar kilo, öyle değil mi? Peki gerçekte poşetin birinde ne kadar pirinç vardır? Bilemeyiz. Evrenine göre değişir. Bunun iki katı yerçekimi olan bir evrende poşetlerde birinde hala bir kilo pirinç vardır. Boyut da böyledir. Çünkü büyüklük nedir? Göreceli bir kavramdır. Sen ona iki tane diyebilirsin. Tekrar birleşir tek olur, bu önemli değil ki. Önemli olan niteliği. Pirinci kaça bölersen böl, o hala pirinçtir. Bu değişmez. Ancak o da kesin değildir. Atomlarına ayırırsın ve başka bir şeye dönüştürsün. Sonuçta elimizde olan kesin bilgi şu: "Orada bir şey var". İşte bu, varlık. Kesin olan tek şey bu. Gerisi göreceli, veya birbirine dönüşebilir.
Bu hayattan önce veya sonra başka şeyler olduğumu kanıtlamama gerek yok, bu zaten tekillik ve sürekliliğin gereğidir. Başka türlü olamaz. Bunun felsefi ve mantık açıklaması budur.
Şimdi cevap vereceksen, Tanrıperest hezeyanlarını kenarda bırakarak kişisel gelişimin için önemli olan bu tartışmayı bu düzlemde sürdürebilirsin.
|

22-02-2025, 15:56
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
|
|
LEVH´isimli üyeden Alıntı
Bak ilk defa, saçma sapan Tanrıperest hezeyanlarla hareket etmeden, doğrudan bahsettiğim konuyu merkeze almışsın.
|
Iyide eşdeğerlik, farkı ortadan kaldırır ve bu da anlamsızlığa yol açar. Her şey aynı olduğunda, algının temeli olan karşıtlık yok olur.
Düşün ki, her şey sarı. Ne arka plan, ne nesne, ne ışık, ne gölge var. O zaman sarı diye bir şeyden bile bahsedemezsin, çünkü onu diğer renklerden ayırt edemezsin. Sonsuzluk da aynıdır. Eğer Tanrı var ve formlar yoksa, Tanrı'nın varlığı da algılanamaz, anlamsizlasir ,çünkü algı, ancak bir "öteki" üzerinden mümkündür.
Formlar, Tanrı'nın varlığını yansıtan aynalar gibidir. Tıpkı ışığın gölgeyle anlam kazandığı gibi, varlık da yoklukla kavranır. Eşdeğerlik durumunda, algılayanla algılatan aynı olursa, algı anlamsızlaşır.
Dolayısıyla, senin bu eşdeğerliğinin sonu anlamsızlığa götürür.
|

22-02-2025, 18:42
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 20 Jul 2011
Bulunduğu yer: Ying Evreninin Tek Yang Bilgini
Mesajlar: 930
|
|
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
.
Formlar, Tanrı'nın varlığını yansıtan aynalar gibidir. Tıpkı ışığın gölgeyle anlam kazandığı gibi, varlık da yoklukla kavranır. Eşdeğerlik durumunda, algılayanla algılatan aynı olursa, algı anlamsızlaşır.
Dolayısıyla, senin bu eşdeğerliğinin sonu anlamsızlığa götürür.
|
Götürmez. Senin anlamadığını gösterir sadece. İki yerde ciddi hatan var. Herşeyin eşdeğer olması , herkesin aynı olduğu manasına gelmez. Senin ve benim lokal olarak değerimiz farklıdır, ancak evrensel manada eşitsiz.
Tanrı'nın varlığını yansıtan ayna tabiri kullanarak eski hastalığına geri dönmüşsün. Var olsaydı yansıtırdı. Biz zaten neden olmadığını anlatıyoruz ama adeta epileptik nöbet geçirir gibi gerçeği anladıktan sonra Tanrıperest hezeyanların aniden nüksediyor. Böyle bir sistemde Tanrının olmasının anlamsız olduğunu söylüyoruz zaten. Bunu anladıysan mesele kalmamış demektir. Herkes ve her şey var olan tek varlığın parçası. Bak bunu sana şöyle anlatayım:
Şimdi sen ve Spartacus benim bedenimde iki kan hücresi olun. Sen alyuvar ol, o da akyuvar olsun. Her birinizin görevi var, ama size sorsak sen kimsin diye, ben alyuvarım dersin, hatta alyuvar ırkından dinci emineyim dersin. O da akyuvar ırkından Spartacus. Şimdi sen ne kadar çok oksijen taşırsan o kadar güçlenir ve çoğalırsın. O da ne kadar çok virüsü öldürürse o kadar itibar kazanıyor. Kalbe doğru gidiyorsunuz. Sıra tam sana gelmişti ki bu ambulans olarak sağ şeridi kullanarak yanından geçip gitti, sen de bastın küfürü. Olay bu şimdi:
Sizin benim parçam olduğumuzdan haberiniz yok. Sen benim damarımın icinden başka bir yer görmedin. Dahası, benim de sizden haberim yok. Ama biz hepimiz, bütün olarak, yani beni beynindeki 20 gramlık epifiz bezi olarak kabul edersek, hepimiz bütün olarak Levh'iz. Aramızda fark var mı? Yani kul ve Tanrı ilişkisi? Yok. Hepimiz aynıyız. Hem farklıyız, kendi günlük işlerimiz , hobilerimiz vs var, hem de hepimiz bir arada bu bedenin parçalarıyız. Benim de size bir üstünlüğüm yok. Haa beyinde olduğum için belki daha fiyakalıyımdır. Sen şimdi diyorsan ki, bu yolları (damarları) benim için birisi yaratmış olmalı, bu düzen boşuna kurulmuş olamaz vs o halde bir Tanrı lazım deyip bana tapmaya karar verirsen, bak sıkıntı değil, ama ben Tanrı değilim. Böyle bir varlık bütününde Tanrı diye şizofren bir kavrama gerek yok. Bunu yapınca beni inkar etmiş olursun. Yakışır mı sana? Sana damar verdim yol yaptım, hala Tanrı da Tanrı.
Sen ısrarla Tanrı dedikçe, hem beni, hem Spartacus'u , ve hepsinden önemlisi kendini inkar etmiş oluyorsun. Sen bu bedende akyuvar oldun, alyuvar oldun, beyin oldun, sonsuz döngü içinde her şeyden ve herkesten oldun zaten. Yok diyorsun orada dışarıda bir büyücü var herşeyi o ayarlıyor. Yanlış. Mevzuyu anladın ama dimi. Son seferde anlamadığın için düzeyi düşürdüm, yine anlamazsan geri zekalıya anlatma moduna geri döneceğim haberin olsun çekirge.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:25 .
|