Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Dünya Dinleri, Mitoloji & Antik Uygarlıklar > Dünya Dinleri

 
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
  #6  
Alt 28-04-2025, 11:19
bilgivehis bilgivehis isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Jul 2016
Mesajlar: 1.933
Standart

Singularity´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

Senin "uyutulmayı kişisel çıkara çevirme" diye tarif ettiğin şey, zaten sistemin ideolojik başarılarından biridir. İnsanların "kandırılmadığı", aksine "çıkarına uyduğu" gibi bir çerçeveyle meseleyi açıklamaya çalışıyorsun. Ancak burada kritik olan, o "çıkar" algısının kendisinin bile sistem tarafından tanımlanıyor olmasıdır. Yani insanlar sistemin dışında bir bilince sahip de sonra ona rağmen "hadi uyanmayalım, bundan kazanalım" demiyor; zaten sistemin öğrettiği dil, ahlak ve beklenti çerçevesinde düşünüyorlar. Bu, senin es geçtiğin temel fark.
Sistem böyle istiyor, halk da bu isteği retetmiyor, çünkü halktaki bu isteğin ardındaki psikoloji, kişisel ve güncel çıkarın önceliğidir. Bu öncelik yüzünden uyansa dahi bu defa bananecilik psikolojisi başlar.



Singularity´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Yani mesele şu: İnsanlar çıkarlarını nasıl tanımlıyor? Ne zaman bir esnaf müşteriye iltifat ediyor, bir işçi susuyor, bir genç dini sembollerle kimlik kuruyor; bu, kendiliğinden bir pragmatizm değil, tam da hegemonik sistemin içselleştirilmiş bilinç kodlarıyla hareket etmesi demektir. Marx'ın "yanlış bilinç" kavramı tam da bunu anlatır. İnsanlar, kendilerini ezen düzene gönüllü görünürken, aslında o düzenin değerlerini içselleştirmişlerdir. Senin yorumun, bu derin ideolojik tahakkümü ıskalıyor.
Aslında 40 yıl öncesine takıldığın için son 40 yıl içindeki değişimi kavramakta zorlandığını söyleyebilirim. Çünkü yazına dikkat edersen hep teorik sonuçlara varıyorsun. Oysa 40 yıllık pratik göstermiştir ki, mutlak gibi görünen kavramlar pekala değişebiliyor.



Singularity´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Ayrıca açlık olmadan devrim olmaz diyorsun. Bu, son derece yüzeysel bir tarih okumasıdır. Açlık bir katalizördür, evet; ama açlıktan önce düşünsel açlık, kültürel hegemonya ve sistemin çözülmesi gerekir. Yoksa aç kalan insan alışveriş merkezine değil, markete saldırır. Devrim, yalnızca ekmeğin değil, onurun da kaybedildiği yerde başlar. "Açlık" dediğin şey, sadece mideyle ilgili değildir; insanca yaşamaya dair tüm taleplerin gasp edilmesidir.
Bilinçli bir birey için bu söylediğin elbette geçerli ama yukarıda bahsettiğim gibi artık değerlerin anlamı değişiyor ve genelde yozlaşıyor.
Ayrıca sadece açlık devrim getirir demedim, açlık ve işgal dedim. İkisi birlikte telaffuz edilirse daha doğru olur.


Singularity´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

Demokrasinin hayal olduğunu söylemen doğru olabilir, ama bunun nedeni halkın çıkar peşinde koşması değil, demokrasinin içinin sistematik olarak boşaltılmasıdır. İnsanların çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini söylemek kolaycılık olur; asıl mesele, o çıkarın bile kapitalist oligarşi tarafından tanımlanmış olmasıdır.
Kapitalizm elbette demokrasiyi yok edip yerine sürü getirmek ister ama kapitalizmin uygulayıcısı halktır. Bu gerçeği es geçip salt kapitalizm yapıyor dersen halkı da yok saymış olursun. Kapitalizmin bütün işini bürokrasi, memur, esnaf, köylü işçi yapıyor. Şayet demokrasi varsa da yoksa da bunu uygulayan bizzat halkın kendisidir. Yani kapitalizmin isteğini yerine getiren de getirmeyen de halktır. Şu anda halkın, kapitalizmin istegini yerine getirmesinin nedeni sadece yasalar değil halkın her türlü ortamı fırsat saymasından kaynaklanır. Çünkü kapitalizmin bir fırsat sistemi olarak lanse edilmesi halkın da birşeyler kapma yarışına girmesi demektir ki, aynen öyle de oluyor. Çok inançlı olmayanlar tarikatlara katılıyor, hiç inançlı olmayan esnaflar onlardanmış gibi görünüyor, patrondan nefret edenler ona sonsuz sevgiyle bağlıymış gibi davranıyor, üstünden tiksinenler onun elini-eteğini öpüyor.
Tekrar değineyim bu durum elbette kapitalizmin istediğidir ama halkın da pek masum olmadığı ortada.


Singularity´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

Sen hâlâ meseleyi bireylerin "ahlaksız tercihleri" ya da "uyanık taklidi yapmaları" seviyesinde ele alıyorsun. Oysa ben yazımda açıkça bu davranışların sistemsel inşa süreçlerini anlattım. Bunu görmeden, "uyuyormuş gibi yapıyorlar" gibi sloganik cümlelerle analiz yapılmaz.
Ben ne yazıyorsam genelde pratikten yazıyorum, bu nedenle bir üstteki yazım aynen geçerli.


Singularity´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Ve son olarak: Devrim halkın uyanmasıyla başlamaz diyorsun, ama tarihsel olarak hiçbir devrim halkın önce fiziksel açlığa düşmesiyle başlamadı. Önce bilinç büyür, sonra eylem gelir. Senin "bu saatten sonra halktan bir şey beklenmez" tarzı karamsar okuman, sistemin kendini yeniden üretmesine katkı sunar. Egemenler zaten bunu istiyor: Umutsuzluk. "Nasıl olsa bir şey değişmez" duygusu, devrim karşıtı en güçlü silahtır.
Burada tamamen yanılıyorsun, Fransız devriminden buyana bütün devrimler açlık ve işgalle geldi. Tarihe iyi bakarsan yanılmadığımı görürsün.
Bir başka yanılgın ise devrim için uyanmak ve hatta bilinçli olmak yetmez. Ki, bu yanlgıya Marks'ın kendisi de düşmüştü. Karl Marks, olayı işçi sınıfı üzerinden aldığı için ilk devrimin İngiltere'de olacağını söylemişti. Oysa İngiltere tam aksine emperyalistliği daha büyüdü. İngiltere'deki işçiler kısmen uyanık oldukları halde kapitalizmin demokrasisini seçti, çünkü onların maaşı ve sosyal yaşamları zaten üst düzeydir.
Ayrıca Sovyetler Birliği'ndeki işçi sınıfı dünyanın en üst bilinç düzeyine sahipti, bu bilince rağmen açlık yüzünden kapitalizme geçmekte çok tereddüt etmediler.
Yani açlık ve işgal her sistemi dönüştürür.
Bu nedenle uyanmak tek başına devrim getirmez, diğer koşulların biri olması gerekir.


Singularity´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

Özetle: Ben sana "bu sistemin bilinç mekanizmalarını görmek gerek" dedim, sen hâlâ "millet numara yapıyor" diyorsun. Kusura bakma ama bu yaklaşım, ne sistemin doğasını kavrar ne de çözüm üretir. Sığlık, halkı aşağılamakta değil, sistemi anlamamakta başlar.
Bu halkı aşağılamak olmuyor, acı da olsa gerçekleri açıkça belirtmek oluyor. Ne yapalım, gerçek bu, halk sistemden bireysel nemalanma peşinde. Bunu yokmuş gibi görürsek kendimize saygımız olmaz.

Bak sana yaşanmış bir örnek vereyim.
68'li devrimci liderleri halkın devrime hazır olduğunu düşünüyorlardı. Bunu da halkın sisteme karşı olan hoşnutsuzluğuna ve dibine kadar yoksulluğuna bağlıyorlardı. Bizzat kırlarda araştırma yaparak bu kanaate varıyorlardı. Ayrıca işçilerin hatırı sayılır desteklerini görüyorlardı. Onları mücadeleye iten nedenlerden biri de buydu. Ancak aslında halk bırak devrimi daha kendi benliğini bile kazanmış değildi. Halkın bütün eforu o zamanki devrimci gençliğin gücünü arkasına alarak patronlardan birşeyler koparmaktı. Zira devrimci gençliği ölümüne destekleyen halk sayısı yok denecek kadar azdı.
İşte 68 kuşağı liderleri bu yanılgıya düşmüş ve başlarına gelen karşısında halk desteğini bulamamışlardı. Ki, o kuşağı halen ananlar benim gibi türünün son nesli olanlardan ibarettir.

Son not: benimle tartışmak için tartışma ve sürekli teoriyle gelme, daha ziyade pratikteki gözlem ve deneylerinle tartışırsan daha gerçekçi olur. Zira ben öyle yapıyorum, salt teorik bilgiden ziyade yaşamdaki deneylerimle yorumluyorum.
Alıntı ile Cevapla
 

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:04 .