Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Felsefe > Felsefik Tartışmalar

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #21  
Alt 29-07-2024, 02:32
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Mesajlar: 1.099
Standart Popper olayi

Karl Popper ve Thomas Kuhn birbirlerinin fikirlerini elestirse de, aslinda yaklasimlari sanildigi kadar zit degil, hatta birbirini tamamliyor olabilir. Ikisi de bilimin dogasi ve bilimsel bilginin nasil gelistigi konusunda onemli seyler soyledi, ama farkli sorulara cevap ariyorlardi.

Popper ideolojik teorilerle bilimsel teoriler arasindaki farki aciklamaya calisti. Ona gore sadece bilimsel teoriler birikimli olarak ilerliyor. Kuhn ise ideolojinin nasil bilime donustugunu ve bir donemin bilimsel aciklamalarinin nasil eskiyip gecersiz hale geldigini inceledi. Popper'in en onemli fikri "yanlislanabilirlik" kriteriydi. Buna gore bilimsel teoriler surekli test edilmeli ve yanlislanmaya calisilmali. Kuhn'un en onemli kavrami ise "paradigma"ydi. Yani bilim insanlarinin paylastigi ortak bakis acisi ve calisma bicimi. Popper bilimsel dusunceyle ideolojik dusunce arasindaki siniri belirlemeye cok kafa yordu. Zamanin bilim felsefelerini inceledi ama hicbirini tam olarak benimsemedi, kendi ozgun fikirlerini gelistirdi. Popper resmen kabul etmese de aslinda Pragmatizm'den etkilenmisti. Charles Peirce'i cok begeniyordu ama onunla kafasi uyusmuyordu. Uyusmayan sey de dogruluk kriteri.

Pragmatistler "ise yarayan" seyin dogru oldugunu soyluyordu. Yani sonuclari tahmin etmemizi ve kontrol etmemizi saglayan sey dogrudur diyorlardi. Popper bilimin bir arac oldugu fikrine katiliyordu ama teorilerin sadece arac olmadigini dusunuyordu. Ona gore teoriler dunya hakkinda gercek tahminlerdi. Ama bunu kanitlanamaz bir inanc olarak goruyordu, kesin bir bilgi olarak degil.

Popper, Pragmatistlerin dogrulama kriterini tutarsiz buluyordu. David Hume zaten deneyimle dogrulamanin mumkun olmadigini ileri surmustu. Popper'a gore bilimsel yontemle kesin olarak yapilabilecek tek sey yanlislamaydi. Popper'a gore bilimsel bir teori, deneyimle curutulebilecek evrensel bir ifade olmaliydi. Teoriden cikarimlar yapip bunlari gozlemlerle karsilastirarak, tek bir gozlemden yola cikip teorinin yanlis oldugu sonucuna varilabilmeliydi. Bu tumdengelimli bir akil yurutmeydi aslinda, tumevarimli gibi gorunse de. Popper bazi onermelerin digerlerinden daha guvenilir oldugunu soyluyordu. Cunku daha cok seyi daha kapsamli acikliyorlar ve zaman icinde curutme cabalarina daha iyi direniyorlardi. Yani ona gore, amacimiz teorilerin dogrulugunu test etmek degil, onlari yanlislamaya calisarak guclendirmek olmaliydi.

Popper'in argumanini ozetlersek: Bilimsel bir teori, belirli olaylarin gerceklesmesini acikca dislamali ki, bu olaylar gerceklesirse teorinin yanlislandigi kesin olsun. Bir teori ne kadar cok yanlislama girisimine direnirse o kadar guclenir. Boylece gelecegi tahmin etmede daha guvenilir hale gelir. Ama yine de gercegi tam olarak yansittiginin garantisi yoktur.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Alıntı ile Cevapla
  #22  
Alt 29-07-2024, 10:31
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.688

Onur Üyeliği 

Standart

Popper 20. yüzyıl biliminde gedikler namına dinamitin fitili.

Tarihin gördüğü, en sığ, en dar kafalı sözde felsefecilerden, ideolojik saplantılarıyla, lafazanlığı edebiyat diye yurtturmayı başarmış(aslında birilerinin işine geldiği oranda), neredeyse bütün bilimsel teorileri ret etme noktasına getirdiği öznelci, nesnel ile özneli, olgu ile yorumu, veri ile yorumu, bilgi ile kurguyu ayırt etme kapasine sahip olmayan kıstasları, ideolojik bir o kadar da felsefi dar görüşüyle, Evrim teorisini dahi ret etmiş, uzun zaman sonra kabul edip kendisiyle de çelişmiş ve böylece sözde idealist, öznelci, sunuma, biçime dayalı kriterlerini aslında tarihe gömmüş, bilimselliğin temel ölçütünün veri olduğunu(gözlemler, deneyler veri edinmek içindir) görmezden gelmiş veya işine gelmemiş, ideolojik saplantılarıyla kör olmuş bir garabet manzumesi yazarı, umarım bir gün açtığı gedik ve zararlar -ki anlayan insanlar yok değil- anlaşılacaktır.

Bilim doğrulayarak , sınayarak ilerler ve burada doğrulamak amaç(ideolojik) değil, ölçüdür, yöntemdir, bu zeminde doğulanamayan zaten yanlışlanamaz da, yanlış olması içinde ayrıca yanlışın kriteri namına, yine doğrulama gerekir -ki Popper gibi ideolojik, öznel kriter, amaç olarak değil yöntem-ölçü-t olarak düşünülmeli. Bilimsel olan illa %100 ve "mutlak-her koşulda(saçma olurdu)" doğru olacak diyebir kaide olmadığı gibi, yorumu yapan da ısrarla ben bu yorumu yaptım, ama yanlışta olabilir deme zorunluluğunun şart koşulması demek değildir. "ebilir, abilir" gibi varsayım harici durumlar için de keyfi eklerde direten bilimden anlamıyor, bilimi sırf bir kurgu, varsayım, düşünme biçimi, fantazi, edebiyatta bir çeşit cümle kuralı gibi görüyor demektir.

Yanlış da, doğru da, gözlem, deney veriye dayanarak elde edilen, akıl-mantıkla bağdaşan yorum da bilimseldir. Kısaca yanlış bildiğimiz ne varsa, bilimsel yol ve yöntemlerle edinmiş, yorumlamışsak, bilimseldir, doğru bilgi de, yanlış bilgi de bilgidir, yeterki bu durumun temelinde veri ve nesnel dayanaklar yatıyor olsun.

Doğrulanamayan, veri, gözlem, deneye, sınamaya dayandrılamayan veya bağıntı kurulamayan, zaten yanlışlanamaz da, diyorum ya dar kafalı... Bize, aşağıdan baktığı bir tepenin çıkışı olduğu, ama inişi olmadığını söylemiş gibi, nasıl varmış o kanıya? Tepenin diğer yüzü yokmuş diyelim, inişten anladığı kendi dar açısı, iyi de iniş-çıkış ön yüzde de mevcut, yani önce tepeyi aşıp, sonra diğer taraftan inişe geçmemiz gerekmiyor. Birisi yoksa, diğeri de yok veya anlamsız, zaten birlikte. Yöntemi geçtim, yorum -öznel- açıdan da baksak, doğrulanamayan, yanlışlanamaz(nasıl anladık yanlış olduğunu, yoksa başka bir doğru mu bulduk), doğru yoksa yanlışta olmaz, ama ortada bir teori varsa, esas olan doğru-yanlış kıstasıdır, daima yanlışlama diye bir kıstas olmaz, ancak yöntem olarak doğrulamak esas alınmalıdır -ki yanlışı anlam kazanabilsin -ki akıl-mantık, insan doğası bilerek yanlış yorumlayım da birileri yanlışlasın mantığıyla çalışmıyor, saçma olurdu, mantık kıyas-kıstas doğrulama esaslı işlev kazanır.

Ne yapalım ki şimdi, evrimi yanlışlayalım, bu bir olgudur, teorinin olgu düzeyi artık ne yanlış, ne doğru kıstasına muhatap değildir, muhatap olan artık spesifik detaylardır. Örneğin şu ya da bu türün ilk ortaya çıkışının 500.000 yıl önce olduğunu söylersek, elimizdeki budur ve şu halde yorumumuz doğrudur, bu sebeple yanlışta olabilir-çünkü eldeki veriye dayalı, kıstas kriterimiz var-, ancak yarın bir başka fosil bulunur(diğer kıstas kriterimiz oldu) ve onun yaşı 600.000 ise bu o türe dair spesifik bir detaydır, yani teoriyi bağlamaz. Evrim yanlışalanabilir mi? Hayır. Genel -olgu- teorisi yanlışlanabilir mi? Hayır, işin bu yönü artık doğru-yanlışın muhatabı değil, bir gerçekğin ifadesidir.

Popper bilimselliği, gözlem, veri ve yorumun nasıl elde edildiği(yol->bilimsellik burada aranır) ölçütünü, dar görüşü ve ideolojik saplantılarıyla deformasyona uğratmış denebilir. Asıl temel yerine -bilimselliğin ölçütü olan nesnellik, gözlem veri ve akıl-mantıkla bağdaşırlık- meseleyi öznel kanallara, doğru-yanlış üzerinden ideolojik zemine kanalize, o zeminde ele almaya çalışmıştır. Oysa doğrulamak burada yönteme-ölçmeye- dairdir de denebilir. Yani buradaki doğrulama kavramı, gözlem, deney, sınama bilimin, bilimsellik(gözlem, deney sınamalarla elde edilen veriye dayanırlık) kümesinin içindedir, belirleyen değil, bilimle-bilimsellikle belirlenendir. Bilim de böyle gözlem->deney->veri->yorum->sınama(doğrulama içinde), akıl-mantıkla bağdaşırlıkla ilerler. Herhangi bir teoriyi sonsuza kadar yanlışlamaya çalışmak, bir bütün halinde teoriyi de mutlak doğrulamak gibi bir amaç olamaz, o sınama işi veri edinimi sürecine tabidir ve şahsına mahsus genellenmiş, ideolojik amaç haline getirilmiş bir uğraş değildir. Örneğin bir şeyi bir kez ölçeriz, bir kez daha, bir kez daha ölçeriz, burada amacımız ne olabilir? Yanlışlamak mı? Neyi? Sonsuza kadar ölçmek zorundayız o halde...

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu

Konu spartacus tarafından (29-07-2024 Saat 13:31 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #23  
Alt 29-07-2024, 22:21
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Mesajlar: 1.099
Standart Kuhn I -Kitap hakkinda genel

Yukarida, iki mesaj ile genel olarak Popper'in gorusleri paylasildi. Simdi, Thomas Kuhn'un goruslerini anlamak icin asil kaynaga gidelim. Yani, *Bilimsel Devrimlerin Yapisi* kitabini genel hatlariyla ele alalim ve neler anlatiliyor bir bakalim. Bu kitaba ne olcude hakim olundugunu bilmedigim icin genel hatlariyla ifade edilecektir. Kitabin adindan da anlasilacagi uzere, Kuhn'un ilgilendigi ana konu "bilimsel devrimler" dedigi tarihsel donemler. Bu donemlerde, evrenin nasil isledigine dair mevcut bilimsel anlayis koklu bir sekilde -- yada devrimsel diyelim--degisir ve yerine tamamen farkli bir anlayis gelir. Kuhn'a gore, bir bilim dali olgunlastiginda, tarih boyunca uzun sureli duraganlik donemleri olur. Ve devrimlerle kesintilere ugrar. Yani, bir bilim dali gelisirken birkac farkli asamadan gecer.

Bir bilim dali gelismeden once, genellikle konuyla ilgili yonsuz ve biraz da daginik bir arastirma donemi yasanir. Bu donemde cesitli okullar vardir ve her biri problemleri degerlendirme yontemlerini farkli sekillerde tanimlar.

Bu on-paradigma donemi diyelim. Bu donemde, bilimsel cerceveyi cizen bircok rekabetci okul arasindan biri, zamanla digerlerine oranla daha cok egemen gorus haline gel(ir)ebilir. Bilim insanlari, kendini bircok problemi cozebilen ve gelecekteki arastirmalar icin buyuk vaatler tasiyan bu gorus/ekol/okul etrafinda toplanir. Bu ekolu one cikaran cesitli gelisimler ve basarilar olur ve Kuhn bu basariyi "paradigma" olarak adlandirir.

Paradigma derken, Kuhn, "paradigma" terimini iki sekilde kullanir. Ilk olarak, paradigma somut bilimsel basarilari ifade eder. Bu, bir bilimsel disiplinin tum sonraki arastirmalarini yonlendiren ornek basaridir. Ornegin, Newton'un mekanigi, yada Franklin'in elektrik teorisi gibi ornekler...Bu calismalar, kendi disiplinlerinde genis kapsamli sorunlara yonelik birlesik bir yaklasim sunar ve bu nedenle belirleyicidir diyebiliriz.

Ikincisi, paradigma terimi, orneklerde bulunan problem, yontem, teorik ilke, kavram vb. standartlarin tum kumesini ifade eder. Bu kumeye "disiplin matrisi" denir. Ingilizce mealiyle 'Disciplinary Matrix' olarak soylenebilir. Disiplin matrisi, bilim insanlarinin arastirmalarini yuruttugu teorik, metodolojik ve degerlendirme cercevesidir. Bilimsel topluluk, sosyal bir tanima dayanir: belirli bir egitim ve iletisim araciligiyla bir araya gelir ve belirli turdeki problemlerle ilgili benzer ilgi ve cozumler var mi, onlarla ugrasir.

Ornekler, problemleri cozme ve gelistirmenin temelini olusturur. Bilimsel egitimde, bir ornegi ogrenmek demek su demek: yeni problemleri o ornege benzer sekilde gormeyi ve o ornege uygun ilkeleri yeni problemlere uygulamayi ogrenmek anlamina gelir. Baslangic seviyesinde bilim insani, bir problemin bircok ozelliginden soyutlanarak, cozumun turetilebilmesi icin hangi ozelliklerin bilinmesi gerektigini belirler. Bu nedenle, ders kitaplari genellikle standart problem setleri icerir ve bu formulleri dogru bir sekilde uygulamak onemlidir. Teori ogrenmek, yeni bir bakis acisi kazanmaktir; yani problemleri teorik ilkeler dogrultusunda gruplayabilmek anlamina gelir.

Bir paradigma kabul edildikten sonra, arastirmalar, bu paradigmaya uygun yontemlerle belirlenen problemleri cozmeye yonelik olur. Paradigma, cozumlerin oldugunu soyler (ancak cozumun tam dogasi ve yolu genellikle bilinmez), bu yuzden Kuhn, bu donemi "bulmaca cozme" olarak tanimlar.

Bazen, paradigma icinde bir cozum bulunamaz. Eger problem cozulmeye calisildiginda devam ederse, bilim insanlari bir kriz duygusu yasayabilir ve bazi temel varsayimlar sorgulanabilir. Bu durum, cesitli rekabetci gruplarin yeni cozum stratejileri gelistirmesine yol acar. Problem artik bir "anomali" haline gelir ve eski paradigma sorgulanir. Yeni yaklasim, genel basari ve vaatleri nedeniyle buyuk bir takipci kazanir ve bu cozum, yeni bir paradigma olarak kabul edilir.

Ancak, tum bilim insanlari hemen bu yeni paradigmayi benimsemez. Bazilari eski paradigmanin teorik cercevesini koruyarak bir cozumun bulunacagina inanir. Zamanla, cogu bilim insani yeni paradigmanin basarisina ikna olur ve sadakatlerini degistirir. Direnenler, bilimsel topluluk tarafindan goz ardi edilebilir veya bu toplulugun guc yapisindan cikarilabilir. Sonunda, yeni paradigma gecisi tamamlanmis olur.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Alıntı ile Cevapla
  #24  
Alt 29-07-2024, 22:44
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Mesajlar: 1.099
Standart Kuhn II --Onu anlamak

Thomas Kuhn'un Bilimsel Devrimlerin Yapisi kitabinda bilimin tarihini inceleyerek bilim felsefesini olusturdugunu goruyoruz. Bilim insanlarinin ne yaptigini spekulasyonla degil, teorilerin nasil yaratildigini ve test edildigini, bilim topluluklarinin arastirmalarini destekleyen varsayimlar ve aksiyomlari nasil belirledigini gozlemleyerek anlamaya calismisti. Thomas Kuhn kitabina su sozlerle basliyor: tarih, eger sadece anekdotlar veya kronoloji olarak degil, daha fazlasi olarak gorulurse, mevcut bilim anlayisimizda keskin bir donusum olmali.

Kuhn, tarihsel incelemelerinden bir teori modeli buluyor. Bu asamalari basit bir sekilde ozetlemek gerekirse, on-paradigma asamasinda, bilimsel bir alanda birbirine rakip okullar arasinda tartismalar yasaniyor. Bu okullar, hangi arastirma yontemlerinin en kullanisli oldugu, hangi sorulara daha fazla dikkat edilmesi gerektigi ve bilimsel sorunlara nasil cozumler bulunacagi konusunda anlasmazlik icine giriyor. Bu asamada bilimsel bir fikir birligi saglanmamis oluyor. Genellikle bu on-paradigma asamasi, bir disiplinin erken donemleriyle iliskili.

Eski filozoflar, ornegin Thales, Anaksimandros, Anaksimenes ve Demokritos, evrenin dogasini anlamaya calismis ama "arche" yani her seyin ilksel elementi konusunda farkli gorusler ileri surmusler. Bir bilim toplulugu, yontemleri, problemleri ve ana aksiyomlari kabul ettikten sonra, ikinci asama olan normal bilim basliyor. Burada arastirmalar bir paradigma altinda yurutuluyor ve disiplin, olgunlasmis bilim olarak kabul ediliyor. "Paradigma" teriminin kisaca anlami, gelecekteki arastirmalar icin rehber olarak alinan ornek arastirmalardir; yani bilimsel topluluk tarafindan benimsenmis problem ve cozum modelleme yollari. Bu kavram, Kuhn'un daha sonra "sembolik genellemeler" olarak adlandirdigi ifadeler ve iddialari icerecek. Sembolik genellemeler, grup tarafindan gerekce gostermeden kullanilan bir dizi ifade. Ornek parcalar ve sembolik genellemeler, bir paradigmanin parcalaridir.

Normal bilim, bu genellemeleri paradigmanin tahminleri ile gercekler arasindaki uyumu artirarak gerceklestirir. Ayrica paradigmayi daha da detaylandirir. Normal bilim, paradigmada belirlenen teorik ve metodolojik tekniklerle calisir. paradigma sadece teoriyi degil, ayni zamanda arastirmada one cikarilmasi gereken gercekleri de yonlendirir. Bir metafor kullanmak gerekirse, paradigmalar dunyayi gordugumuz ve yorumladigimiz lensler gibidir; bazi olgular one cikarilirken, digerleri goz ardi edilir. Bu anlamda, normal bilim devrimci girisimleri ve yeni kesifleri tesvik etmez cunku bunlar paradigmayi tehdit eder. Kuhn, paradigmanin ne oldugunu daha iyi aciklamak icin Gestalt Psikolojisi kavramlarini kullanir. Gestalt Psikolojisi'nde, algiyi aciklamak icin genellikle resimler ve goruntuler kullanilir. Ana fikir, goruntunun notr bir sekilde gozlemlenmedigi, aksine yorumlandigidir. Ornegin, unlu ordek-tavsan resmine bakildiginda, hem bir ordek hem de bir tavsan gorulebilir. Ancak her iki katmani ayni anda gormek zor. Kuhn, bu etkiden, paradigmanin bir arastirmacinin dunya ile olan iliskisini nasil etkiledigi konusunu gundeme tasimistir. Paradigma bir yonu one cikarirken digerini golgede birakir. Bu yuzden bilimsel devrim, vizyon degisikligi gibidir; bilim insani "yeni bir gestalt gormeyi ogrenmelidir."

Bir paradigma, hem gelecek arastirmalar icin model olan ornek arastirma parcalari hem de varsayimlar, yontemler, problemler ve bunlarin cozum yollari ile olusur. Kopernikus'tan once, evrenle ilgili kabul gormus paradigma neydi?Greko-Romen astronom Ptolemaios'unkiydi. Ptolemaios, evrenin Dunya merkezli bir modelini savunmustu. Dunya, onun modelinde sabitti ve tum goksel cisimler etrafinda donerdi. Daha sonraki asamada bir devrimle sonuclandi. Bu, bilimsel uygulamayi ayrintilara kadar sekillendiren bir paradigmanin mukemmel bir ornegidir.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Alıntı ile Cevapla
  #25  
Alt 29-07-2024, 23:08
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Mesajlar: 1.099
Standart

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Popper bilimselliği, gözlem, veri ve yorumun nasıl elde edildiği(yol->bilimsellik burada aranır) ölçütünü, dar görüşü ve ideolojik saplantılarıyla deformasyona uğratmış denebilir.

Bu ve diger yazilanlar dogru. Bu sebeple, Popper'in modasi--popularitesi bir seviyede dususe gecti. Ben, yanlislanabilirlik hakkinda biraz konusmak istiyorum. Cunku burada bazi problemler var.

Karl Popper'in bilim felsefesinde one surdugu yanlislanabilirlik (falsifikasyon) ilkesi, bilimin dogasini anlamak icin onemli bir adim olabilir, ancak bu ilkenin bazi buyuk eksiklikleri var. Popper'a gore, bir teorinin bilimsel olabilmesi icin yanlislanabilir olmasi gerekiyor. Yani, bir teori eger curutulebilirse bilimsel kabul ediliyor. Peki, bu gorus pratikte ve teorik olarak ne kadar gecerli buna bakmak lazim.

Ilk olarak soyle soylemek lazim: herhangi bir teoriyi test etmek genellikle cok sayida yardimci varsayim ve arka plan bilgisi gerektirir. Ornegin, Newton'un evrensel cekim yasasini ele alalim. Bu yasa, cekim kuvvetlerinin nasil isledigi hakkinda bir seyler soyler ama dogrudan kuvvetleri gozlemleyemeyiz; bunun yerine, kuvvetlerin etkilerini gozlemleriz. Bu etkileri test edebilmek icin hareket yasalari gibi ek teorilere ve cesitli olcum cihazlarina ihtiyac duyariz. Yani, bir teoriyi test etmek icin ek hipotezler ve varsayimlar yapmamiz gerekir. Test basarisiz olursa, bu genellikle her zaman teorinin degil, bu yardimci hipotezlerin yanlis olabilecegini de gosterebilir. Bu durumda, teorinin kendisini curutmek o kadar kolay olmuyor; daha cok bu ek varsayimlar ve yardimci hipotezler uzerinden ilerliyoruz.

Bir diger onemli nokta, Popper'in yanlislanabilirlik ilkesinin arka plan varsayimlarinin dogru oldugunu kabul etmesiyle gecerli olmasidir. Yani, bir tahminin yanlislanmasi, teorinin yanlis oldugunu degil, kullanilan varsayimlardan birinin yanlis olabilecegini gosterebilir. Bu, bir teoriyi dogrudan yanlislamak yerine, varsayimlar uzerinde yogunlasmamiza neden olur. Bu da, teorilerin aslinda yanlislanabilirlik ilkesinin otesinde test edilmesi gerektigini gosterir.

Bilim insanlari genellikle bir teorinin basarisiz tahminleriyle karsilastiklarinda, teoriyi hemen reddetmek yerine, bu teoriyi test etmek icin kullanilan varsayimlar ve yardimci hipotezleri gozden gecirirler. Bu yaklasim, Popper'in teorinin sadece yanlislanmasina dayali gorusunden farklidir ve bilimin daha karmasik isleyisini yansitir. Bilimsel arastirmalar, teorileri dogrulamak ve gelistirmek icin surekli bir gozden gecirme surecini icerir. Bilim insanlari, genellikle teoriye bagli kalmak yerine, eksiklikleri gidermek icin daha genis bir cerceve icerisinde calisirlar.

Son olarak, Popper'in induksiyon sorununu cozulmesi mumkun olmayan bir problem olarak gormesi, bilimsel bilginin evrimini ve gelisimini anlamada eksik bir yaklasim. Popper, teorilerin asla kesin olarak dogrulanamayacagini savunur, ancak bilimsel teoriler genellikle gozlemsel verilerle desteklenir ve bu veriler zamanla daha guclu bir temel olusturur. Bu, bilimin bilgiye ulasma yollarini daha genis bir cercevede ele almak gerektigini gosterir. Bilimsel bilgi, zamanla birikimle ve gozlemsel destekle sekillenir; bu da Popper'in onerdigi basit yanlislama surecinin otesinde bir anlayis demektir.

Sozun kisasi, bu ilke, bilimsel teorilerin dogrulugunu ve gecerliligini degerlendirmede eksik bir cercevedir..Oysa, bilimin gercek isleyisi farklidir; daha kapsamli bir yaklasimi vardir ve surekli bir gozden gecirme sureci ve dogrulama vardir.

Bu nedenle, onerilen bu ilke, kulaga hos geliyor ama bilimin karmasikligini ve gelisimini yeterince yansitamiyor. Eksik kaliyor.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Alıntı ile Cevapla
  #26  
Alt 30-07-2024, 07:36
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.688

Onur Üyeliği 

Standart

Alvin´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Karl Popper'in bilim felsefesinde one surdugu yanlislanabilirlik (falsifikasyon) ilkesi, bilimin dogasini anlamak icin onemli bir adim olabilir, ancak bu ilkenin bazi buyuk eksiklikleri var. Popper'a gore, bir teorinin bilimsel olabilmesi icin yanlislanabilir olmasi gerekiyor. Yani, bir teori eger curutulebilirse bilimsel kabul ediliyor. Peki, bu gorus pratikte ve teorik olarak ne kadar gecerli buna bakmak lazim.
Yazının ilerleyen bölümlerinde gerekirlik ve kapsamın genişliği açısından, asıl belirleyici zemin açısından ve asli unsur ve belirleyenleri dile getirmişsin, tekrar etmek gibi değil, ben biraz daha özele, daha dar çerçevede işin mantığına inerek;

Evet, tabi, Popper açısından sorun şurada, ister doğrulanabilir mi, ister yanlışlanabilir mi diyor olalım, doğrusu sınanabilirliktir(ki bu da faktörülerden birisidiri amaç değildir) ama bu tür kriterler -ki gerekli olursa- aslında ikincildir. Yine de Popper gibi düşünelim ve tamam kabul "yanlışlanabilir mi" diyelim. Bu zaten bir kriterterdir, ancak burada Popper'ın dar görüşlülüğü -ki ben bilerek yaptığını düşünüyorum-, biçime-kalıba, aslında iddia'ya(yani öyle ya da böyle ideolojik, öznel) dayalı bir kriteri temsil eder.

Oysa bizim kastettiğimiz doğrulama, ideolojik bir doğru-yanlış temelinde değildir, sınamanın geçerliliği ölçüsü-teyidi anlamındadır, Popper ve türevleri, dar kafalı ideolojik-politik safları gereği, işine böyle geldiği için, meseleyi ideolojik bir doğrulama-yanlışlama amaca(!), düzlemine, eksenine kaydırıp, dilediğini bilimsel, dilediğini de keyfen bilim dışı, zırva ilan edebiliyorlar, bu kabul edilebilir mi? Oysa bilimde, felsefede sınama bir araçtır, yöntemdir, amaç veya ideolojik doğru-yanlış zeminiyle zerre ilgisi yoktur.

Örneğin bilimsel bir iddiada doğru-geçerli görünen bir ifade, mutlak doğru, tek doğru benim, ben doğru söyledim gibi ideolojik bir ifade amacı taşımaz, yani yorum açısından kaçınılmaz olan teyit ile ilgilidir, bir ölçüdür. Peki bizim sözde bilimciler, tuberler(youtube v.s) ne yapar, işine gelmeyeni bu temelden çarpıtıp, ideolojik hasım ilan ederek tribünlere oynar.

Teori dediğimizde ise, doğrulabilir mi, yanlışlanabilir mi gibi sorular tavşanla, dağ meselesine dönüşür, -ki Alvin zaten değinmiş, hiç bir teori dar-öznel veya kapsamı darlaştırcı kriterlere vurulamaz(şart olarak söylemiyorum, teorinin yapısı-doğası gereği), bu eşyanın da doğasına aykırı.

Bir iddianın doğrulanabilir mi, yanlışlanabilir mi olduğunu belirleyen nedir? İşte o anda içeriğe, muhtevaya yöneliriz. Popercılar ise bununla ilgilenmezler. Kişilerin çeşitli makalelerde ulaştıkları kanılarını ifade ettikleri cümle, makaleden kopartılır, sonra da bunlar -magazin-tuber- bilimcileri, diplomalı ezberciler, sözde bilimciler diyebiliriz- alın işte, dir, dur demiş, o halde bu bilimsel değil deyip çıkarlar. (bilim edebiyat değil ki, kişi bir şeyi ölçmüş ise ölçtüm bu değeri gördüm diyecek tabi görmüşte olabilirim, görmemişte olabilir demeyecek, Zübüklük burada aranamaz, kanılar, yargılar, vargılar artık her ne ise, meselenin kendisini değil, ulaşılan sonucu temsil ederler.)

Popper bilinçli olarak şişirilen birisi oldu, çünkü dar görüşüyle, birilerine bilimselliği deforme edebilirlik imkanı sunarken, başka birilerinin işine geliyorsa doğru gelmiyorsa yanlış esaslı pragmatizmine de kapı aralamış oldu Bu da günümüz paradigması için, sözde bilim için, şarlatanlar için bir nimete dönüşmüştür. Elbette bu Popper'ın iradesinden bağımsızdır, ancak yine de, Celal Şengör gibi nazi kafalı, yobaz-bağnaz sözde bilim insanı modelli lafazanların, cahillerin, popüler hamasetçilerin, ideolojik saplantılı ve bu bahisle trolleşmişlerin veya orada burada popüler bilim gösterisi adı altında kişisel popülerlik, bilimselliği eğip bükerek, bulunduğu kabın şeklini alacak bir form-kıvama değin cıvıtıp, bilim ve bilimselliği kıvırtabilen, herkesin görüşüne göre hitap eden sözler manzumesiymiş gibi sunmaya çalışan, şahsı namına maddi-manevi menfaat kasan orta oyuncuların iradesinde hayat bulur.

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu

Konu spartacus tarafından (30-07-2024 Saat 10:01 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #27  
Alt 30-07-2024, 07:54
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Mesajlar: 1.099
Standart

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

Kişilerin çeşitli makalelerde ulaştıkları kanılarını ifade ettikleri cümle, makaleden kopartılır, sonra da bunlar -magazin-tuber- bilimcileri, diplomalı ezberciler, sözde bilimciler diyebiliriz- alın işte, dir, dur demiş, o halde bu bilimsel değil deyip çıkarlar.
Bunu popular bilimciler ve genelde oradan beslenen 20-35 yas araligindaki bir gruplar icin de soyleyebilir miyiz? Bugun evrimagacinin yeri de yukarida ifade ettigin aralikta midir?

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Alıntı ile Cevapla
  #28  
Alt 30-07-2024, 10:47
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.688

Onur Üyeliği 

Standart

Alvin´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bunu popular bilimciler ve genelde oradan beslenen 20-35 yas araligindaki bir gruplar icin de soyleyebilir miyiz? Bugun evrimagacinin yeri de yukarida ifade ettigin aralikta midir?
Evet.

Platform açısından ise, sanki ağrılıklı olarak teşvik edilenin, sosyal medyacılık, kütüphanecilik, alıntıcılık, bazı hallerde papağanlık olduğunu görüyor gibiyim -ki bazı akademik sitelere üye olanlar varsa görebilir(*), yüzlerce makale vardır ve her gün birileri şu ya da bu konularda-her ne kadar bazıları belkide bir çoğu ezber, ölü gibi, estetik kaygısının ağır bastığı(sanki roman yaz demişler), muğlak, çok şey söyleyip, hiç bir şey söylemeyen tarzda olanı çok olsa da, buralardan ezber üzre kopyaya-yapıştır yapıldığını düşünüyorum..

(*) kaynak açısından örnek bir site vereyim
https://www.academia.edu

Tabi pragmatik ve kısa vadeli yaklaştığımızda faydalı mıdır, evet, böylesi bir dünya ve toplum bilincinde, faydalıdır, uzun vadede zararlı olabilir mi-evet-, ancak faydalı olup, olmaması başka bir konu açısından değerlendirlebilir belki, ama bu konu-eleştiriyi saf dışı bırakacak bir gerekçe olarak öne sürülebilir mi? hayır.

Yani faydalıdır, kabul, ama bu bilimsel ciddiyet ve kriterleri, magazin anlayışına, çeşitli menfaatlere değişeceğimiz anlamına gelmemeli.

Şimdi wiki'de dahi gezsem, kendime bir konu seçsem, ya da arasam bulduğum makalelerden edebiyat manzumesi ve estetik kurallarına uygun bir şeyler söylesem aktarmış olur muyum? Evet, ancak bu yapıla, yapıla geride düşünmeyen, sorgulamayan, böylece kavramayan, klişe, tek dayanağı kim-hangi kurum- söylemişe indirgenmiş, istifçi-kütüphaneci, bilimsellikle bağdaşmayan kriterlerle dolu bir magazin anlayışı hakim oluyor.

Yani bilmiyorum, kutsal kitaptan ayet aktarılmış gibi hissediyorum, makale dilleri bilimsel değil, metafizik, edebiyat, estetik ağırlıklı, çok şey söyle, ama hiç bir şey söyleme gibi bir anlayışın hakim olduğunu görüyorum ya da bana öyle geliyor. Oysa, eleştirilemeyen(olumlu veya olumsuz sorgulanamayan) hiç bir makaleyi, bilimsel makale olarak görmüyorum, günümüzde hakim olan magazin dünyasında ise aksine makaleler ölü, yazar edebiyat parçalamış, bunu yaparken de tamamen muğlak, suya, sabuna hiç dokunmamış, klişeleri tekrar edip çıkmış, bana çok sığ, garip geliyor.

Bilimi anlamlı kılan ve felsefenin de kaçınılmaz olarak doğurduğu(doğum yaptığı) o sorgulama, irdeleme, sınama, şüphe, akıl-mantıkla bağdaşırlık kriterlerinden ise eser yok, dolayısıyla eleştiri şansı da olmuyor... (tümü de böyle mi, elbette değil, böyle bir iddiam yok, ama beni rahatsız eden hakim olan bilimsel edinim, eylem(düşünme, irdeleme, sorgulama) yerine magazin kültürü olması... şu ya da bu kişiyi mi yargılıyorum, hayır, paradigma-statüko hakim anlayış bizi buraya sürüklüyor)

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #29  
Alt 05-06-2025, 09:50
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.688

Onur Üyeliği 

Standart

Şu başlıkta tarafımca konusu geçmiş ancak, yazı uzayacağı ve ilgili içeriğe uygun düşmeyeceği ya da en azından ilgili videonun konusu olmamasından ve ifadelerimin mesnetsiz kalmaması adına, Poppercı Yanlışlama İlke-sizliğine buradan devam ediyorum.

Bir Görüş, İddianın Koşulu, Sağlayanı mı, Yoksa Nerede ve Nasıl Sunulduğu mu Önemlidir?
Daha önceleri bu konuda bir hayli yazmıştım ancak Popper'ın bilerek çarpıttığı, ideolojik, politik davrandığı görüşümü, tümünü birden daha da anlamlı kılacak bir biçimde trollük faaliyetleri eksenine değin taşımış bulunmaktayım. Popper'ın bilinçli, ideolojik olarak sakatladığı mantığın nasıl işlediğini örneklemek gerekirse; Popper, yağmurun oluşumunu nasıl açıklayabilirdi? Güneş ısı, atmosfer, suyun yapısı, buharlaşması, deniz,okyanuslardan söz edilmemeli, çünkü bu durumda yağmura gerçekte neyin sebep olduğunu itiraf etmiş olurdu. Bu soruya nasıl cevap verilebilir? Popper ne yapmalı, nasıl yapmalıydı da objektif temel, dayanak ve koşulların göz ardı edilmesi, gözlerden uzak tutulmasını sağlamalıydı? Popper bu sorunu öznel,subjektif bir alana taşımalıydı ki, çözüm olarak kriteri SUNUMA endekslemiştir. Mesele yağmurun nasıl oluştuğu değil, artık mesele söylemin nasıl dile getiridliği olmuştur. Yani BİÇİME DAYALIDIR -ki Popper da bunu bilir, zaten inkar da edilemezdi. Kabaca izah etmeye çalışırsam, yağmurun nasıl oluştuğu, ne olduğu vb. içeriğiyle ilgilidir, ne olduğu, nasıl oluştuğunun sunumu ise biçime.

Kısaca Popper'ın sözde "yanlışlama ilkesi" bir iddianın nasıl sunulduğuyla , bir çeşit üslup, dilin doğru kullanımı, kanının mutlak biçimde sunulmaması gibi esaslarla ilgilenir, ilgilidir. Yani bilimsel pratikle ilgisi olmamakla birlikte bilimsel eylemin bir parçası da değildir. Neden dile getirdim? Çünkü doğrulama ilkesi, hem bilimsel pratikle ilgilidir hem de bilimsel pratiğin bir parçasıdır. Bunları ben söylüyorum ya, şu an bilimin statükosu nedir? Sen bunları söylüyorsun da uzman mısın, Nobel Ödülü mü aldın, ifadelerin hangi hakemli dergide yayınlandı vb. gibi safsatalardır, yani nasıl bir çark kurduklarının farkında mısınız? Kısaca ne dediğiniz önemli değil, safsataya uyup, uymadığınıza bakılır ve bu yaptıkalrının da bilim olduğunu söylerler, işte buradan dahi tabanda felsefe (nesnel, materyale dayalı) yoksa bilim, sadece hamallığa endesklemiş ve bu hamallıktan işlerine geldiği ölçüde faydalanan akıl, mantık dışı edebiyat, karmaşa ve karışıklığa yol açan, deforme edilmiş biçimde bilim bürokratları edebiyatından ibaret hale gelir, ki işte tam da bu yüzden bu alanda yaşanılan Modern Ortaçağdır ve artık tek kıstas öyle iddia ediyor madem, olamaz mı? O'nun dediği de gerçek olamaz mı, hem Nobel mi aldın, hangi hakemli bir yayında yayınladın gibi subjektif veya sırf sadece kuruma dönük "mesleki yayınlar" bazında değerlendirme ölçütüne varır(elbette örneğin bir Jeolog'un mesleki yayınlarda yazıları vb. önemsenebilir bu kişi, kişinin eylemi, ilgili alanda katkısı, üretimi vs. değerlendirmek için, yani aslınd akişiseldir. Çok yazması veya az yazması söylemlerinin kıstası, değerlendirmesi, ölçütü olabilir mi? Olamaz, bir görüşün değerlendirmesi, görüşün kendisiyle, içerik, dayanaklarıyla yapılabilir, kimin söylediği, nerede söylediği önem arzetmez. Bu düşünceye, bilimsel tespit, analiz ve eleştiriye, düşünceye ket vurmak için yapılmamalıdır). Birisi çıkıp "evreni dedem yönetiyor olabilir(!)" dese, bilim iddiada bir dayanak, kanıt aramayacak, ama "ne yani olamaz mı?" diye mi soracak, sormalı, ya da o da O'nun düşüncesidir diyerek kabul mü edilmeli(nerede kaldı ciddiyet, akıl, mantık, felsefe ve bilim disiplini?)?. Oysa "bırakın bilimsel mi değil mi tartışmasını, böyle bir iddia olamaz çünkü hiç bir dayanağı dolayısıyla da ortada bir iddia yok. Olabilir demesi ve yanlışlamaya yani aksini(nasıl olcaksa) göstermeye imkan tanımakla bilimsel, iddiaya da olabilirlik katmış olmuyor ve olmayan iddiayı kabul etmenin de imkanı, koşulu yok" demenizin yanıtı bu olmamalı. Evet birisi çıkmıştı evrende sadece 1, evet sadece 1 elektron olduğu ve her an her yerde olduğunu iddia etmiş, ciddi ciddi oturup bilimsel teori olarak ele alınmıştı, aynen 24 boyut uyduranların idealist, mitolojik, metafizik kurgularına da(elbette içinde olguya, bilime dayalı unsurlar da var) o gözle bakıldığı gibi...

Bilimsel açıdan "Doğrulamak(SINAMAK, yanlışlamak buna içkin)" Bilimsel Pratiğin Parçası iken, Popper'ın Subjektif Kriter Yanlışlamacılığı Bilimsel Pratiğin Dışındadır.

Diyelim ki bir olguyu ele aldınız, gözlemler, yüzlerce deneyler, elde olan veri, dayanaklar, koşullardan yola çıkarak, "A durumunda sonuç daima B olacaktır, oldu, olmuştur" dediniz. Tamam işiniz bitti, Popper'a göre bu bilimsel olamaz. Bilimsel olması için şöyle demeniz gerekirdi, "A durumunda sonuç B olabilir, ama bu yanlışlanamadığı sürece de bu ifade geçersizdir". Evet Popper'a göre durum budur. Peki nasıl yanlışlayacaksınız? Burada bahse konu olan olgudur ve zaten yanlışlanamaz, illa yanlışlanmalıdır diye bakılırsa, olgudan da söz edilemez. O zaman cümle "X ne olduğu bilinmeyen ve dahi hiç bir zaman gözlemlenmemiş olanın sonucu, hiç bir zaman bilinemeyecek olan K olabilir, tabi ki bu Z'de olabilir, hatta her an her şey olabilir" Popper'a göre şimdi bilimsel oldu, oysa olguyu ve koşulları dile getirirken, olguya dayanmaktan başka çareniz mi var(yani bir olgu, sanki iradi bir eylemmiş ve keyfilik içeriyormuş gibi oturup kendini yanlışlayabilir mi ki, gözlemi de yanlışlanabilsin?)? Kısaca A durumunun, o koşulda(her koşulda değil!) B durumuna yol açmasını kabul ederseniz, olguyu yanlışlayamıyorum o halde bilim dışıdır denemez, olgu veri koşulda(zaten o koşullarda kriteri vardır) yanlışlanamaz, ancak doğrulabilir(sınama ile tespit), bu verili koşullar farklı olduğunda ise; farklı sonuçlara yol açar, açabilir(bu da bilimsel (Popper bilim dışı subjektif yanlışması gibi değil) yanlışlama kriteridir, salt nesnel koşul değil, gözlemin kendisi de koşulun bir parçasıdır, yeterli gözlemin ve sınamanın, deneylerin yetersizliği durumu da göz önüne alındığında, bu mümkün olduğunda teori, iddia, kanılar da, yine olgudan alınan veri, dayanağa(bir illa yanlışlama, yanlışının d aolması safsatasına bağlı olarak değil) evrilebilir, değişebilir, değişmelidir. Kısaca doğrulamak(yanlışlama da buna içkindir, beraberdirler, sınama bütününün parçasıdırlar) tamamen pratik, yani bilimin, keyfiyet değil olgudan hareketle eylemin, gözlemin parçası olmalıdır. İşte bu bahisle de denebilir ki, Popper; "Modern Bilimin Ortaçağı" mimarlarındandır denebilir.

Peki Evrim Teroisine bilimin parçası olan doğrulama açısından bakarsak sorun kaldı mı? hayır, ilgili cümle bilimin dışına mı çıktı, hayır, tam aksine, bilim olmasının sağlayıcı koşulundan birisi oldu(gözlem, akıl, veri-dayanak ve sınama(işte doğrulama ilkesi burada) haliyle aynı zamanda Popper'ın değil, bilimin parçası olan yanlışlamayı da temsil eder, burada kelime oyununa ihtyiacımız yok. Her çıkış=>iniştir de, "vay sen çıkış dedin de neden iniş demedin?", arkadaşım "birini söylediğimde zatan diğeri de içkindir" ve eğer yol almaktan söz edeceksek, sınamanın amacı ortada olmayan bir görüşü yanlışlamak değil, ortaya çıkabilmesi, kavrayışın, çözümleme, analizin yeterliliğini sağlamaktır. İşin bu yanı-kısmı biçimsel değil, aksine objektif, pratiktir. Yani sınama pratik bir eylemdir... Bir iddianın nasıl sunulduğu değil neye dayandığı önemli, elbette dayanaklar sınanacak. Biz bu sınamayı, iddiayı yanlışlamak için mi yaparız, yoksa aksine iddia ediliblirliği sağlamak için mi? O sebeple de sınama eyleminde öncelik doğrulama pratiğine yoğunlaşır, yoğunlaşmak zorundadır yoksa ortaya çıkan şey iddia değildir, mantıksızdır ve dolayısla bilimle de bağdaşmaz.

Popper'ın Yanlışlama İlkesi; İlkesizliğin İlkesi
Herneyse Popper subjekif yaklaşımıyla Evrim Teorisini ret etti. Savunanlar ise diyor ki; ama sonradan kabul etti, iyi de bu daha kötü ya, çünkü kabulü muğlak ifadeleriyle de anlaşılıyor ki, hissettiği politik baskıdan, ilkesizliğin ilkesi sözde yanlışlama ilkesinin pratik kanıtlarla rafa kalkacağından dolayı yaptı, çünkü Popper'ın Yanlışlama İlkesi zırvalığına sadık kalırsanız Evrim teorisini kabul edemezsiniz, ederseniz subjektif ve iddiayı belirlemeyen bu kriteri, iddianın kriteri haline getirip buradan alınan destekle objektife dayatmaya varıdrırsanız, Yanlışlama İlkesi zırvalığa dönüşür ve böylece çöpe atmanız gerekir. Böyle bir ipte, iki cambaz oynatarak bilimsel olunmaz, ama şarlatan olunabilir -ki Popper egemen ideolojinin trolü olarak üzerine düşeni yaptı. Şarlatanlığı, sözd eilkesinin subjektif sınırlarını net çizmeden güçlü bir biçimde bilime dahil etmiş, onarılması güç bir gedik açmış oldu. Artık, adına Bilgi Feslesefi dedikleri biöime dayalı boş kelime oyunlarıyla, bilime don giydirme ve donun rengini tartışma lakırtısın avarmış ve ne bilim ne de feslefe olmayan darkafalı edebiyat, şekilciliğin de etkisiyle, bilimle, sahte bilimi değil ayırmak, yapışık ikiz haline geldiler. Ne dediğiniz, neye göre ifade ettiğiniz değil, nasıl bir biçimle, nerede sunduğunuz(makale kuralları gibi) ve kimin söylediği esas alınır oldu. Dayanak, kanıt, gözlem, sınamanın anlamı kalmazken, kriter; kurgu ve statükonun işine gelip, gelmezliği, statükonun faydası, zararı eksenli ideolojik, politik bir hal aldı.... Popper'ın aynı yaklaşımla Darwin'i eleştirdiği gibi, Marx eleştirisi de var, açıp okuyan, aklı başında birisi daha bir kaç sayfa okuduktan sonra alır çöpe atar, "Açık Toplum" safsatası var o da aynı, obejktif koşullara, verili olanın analizine, tespitine sahip değil, yerçekimsiz uzayda sırıkla atlama yarışı düzenliyor.. Çünkü Popper bir cümleyi ele aldığında, cümlenin ne olduğu, neye dayandığına, olgu düzeyine bakmıyor, sadece biçime bakıyor, "böyle olursa bu böyle olur demiş", "bu şekilde olduğu için sonuç buna varır" vb. temelinde cümleler kullanılmış, "vay bu kabul edilemez", sebep? Aksini göstermemiş, iyi de olanın gözlemlendiği ve analiz edildiği koşulda aksini nasıl gösterebilir ki(olan budur, aksi budur, öyleyse olması gereken de bu olmalıdır denebilir elbette, ama bu olanın, sır olduğu koşulda olmadığı gösterilemiyor diye, olmadığı anlamına gelmez)? O an "kısaca kalp atarken atıyordur ve bunu tespit eden de atıyor diyecek". Muhatap diyor ki, "A, koşulları belirliyor, A'nın koşulları da B ye yol açıyor", bunun aksini nasıl, A'yı analiz etmeden nasıl söyleyebilir, nasıl yanlışlayabiliriz? Yapabilen varsa buyursun gelsin, bize de öğretsin. Kısaca sahtekarlık önerisinde bulunmak ve kişi sahtekar olmadı diye de ret etmektir bu. Zaten Popper'ın da istediği bu, Darwin, Marx gibi insanlar çıkmış, egemen olanın öznel idealist tekerine çomak sokmuş, vay sen misin bunu yapan... Madem "sözde" eleştireceksin, bir satır bile olsa söylem ya da iddialara dair(yani OBJEKTİF) bir eleştirin olsaydı... Eleştiri neye göre yapılır, neye dayanmak zorundadır(OBJEKTİF) bir de bunu izah etseydin... Bir insanın ne dediğine neye dayandığına değil,sadece nasıl sunduğuna, biçime bakarım diyen insana felsefeci, yok "bilim felsefecisi"(bu da zırvalık) diyen varsa, net söylüyorum ahmağın önde gidenidir, artık sözde temsil etitiği ne varsa zarardan öte bir anlamı yok...

Buyrun yanlışlayın, İnternetimin olduğu, ben bu foruma yazdığım, site sunucusunun da sorunsuz olduğu koşullarda ve bu yazının altında bulunan cevapla butonuna bastığım sürece, editöre yazdıkalrım foruma dahil olacaktır. Bunun aksini nasıl göstereyim ki? Gösteremiyorum diye, şimdi bu ifade, bu olgu yalan mı oldu?. O halde nasıl okudunuz bu yazıyı? Nesini yanlışlayabileyim, koşullu iddia, ifadedir bu. İşte tam da bu noktada Popper, koşullu olursa bilimsel olamaz diyor, yahu koşulsuz olursa da ifade olmaz elde kalan sıfır. Oysa aksine, koşulsuz, dayanaksız olursa iddia da olmaz, bilimsel de. Koşullu süreçler olmazsa evrim olur mu? O da olmaz, koşullar sömürüye yol açıyorsa, hayır açmıyor denebilir mi, yahu o da olmaz, trolce yöntemler bulmak, bilimsel ve politik ciddiyeti geçersiz kılmak namına, kısaca ilkesizliğin ilkesini oluşturmak namına bin dereden bin su getirmiş!

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu

Konu spartacus tarafından (12-06-2025 Saat 19:32 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #30  
Alt 30-10-2025, 14:45
o26ur o26ur isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Üyelik tarihi: 30 Oct 2025
Mesajlar: 2
Standart

Evet yanlışlanabilirliğin bazı sıkıntıları olması, Marksizmin bilimsel olması demek değildir. Önce Marksizmin neden bilimsel olmadığını sonrada bilimsel yöntemle ilgili yazacağım.

Bir şeyin bilimsel olabilmesi için eleştiriye ve teste açık olmak zorundadır değil mi? Karl Marx' ın savunduğu ve kurallarını koyduğu toplum düzeni bilimsel değildir, tamamen üstten inmedir. Zaten herhangi bir sosyal toplum düzenin bilimsel olması da çok zordur. Çünkü değişkenler vardır. Bu değişkenler doğada olduğu gibi bulunmaz. İnsanın garip sezgilerine ahmakça duygularına vs. davranışlarına göre değişir. Bu olayları test etmek imkansızdır çünkü toplum terimi bütün şahsi ilişkilerin olduğu bütün sosyal ilişkileri içerir, hatta bunun testini yaparken tekrar kontrol edilmesi gereken yeni bir sosyal ilişkiler ağına sebep olur ve böylece sonsuz değişkenler durumu ortaya çıkar. Bu yüzdendir ki insan yaşamı kısa olduğundan ve böyle büyük ölçekli sosyal düzen planlaması yapmak bir çok eleştiriyi ve hoşnutsuzluğu da beraberinde getireceğinden, bireylerin bu planlamaya karşı farklı ve karşıt fikirleri filizlenecektir. Bunlarında kendince taraftarları oluşacaktır. Eğer üsten inme toplumsal düzenin amacına ulaşılması isteniyorsa, bu şikayetlerin ve eleştirilerin bir çoğuna kulak tıkayacaklardır ve hatta onları bastıracaklardır. Bu da işinin bir parçası olacaktır ve böylece faydalı olan eleştirileri de bastırmak zorunda kalacaklardır. Bu sayede sosyal planın bireysel vatandaş üzerindeki yansımalarını doğru anlayamayacaklardır ki bu olgular olmadan bilimsel yöntem ve eleştiride mümkün olmaz. İnsanların ne düşündüklerini öğrenemeyince bunları kontrol etmek için bireysel farklılıkları basitleştirerek istedikleri amaca ulaşmak adına, biraz geride kalan proleter diktatörlük ön safhada ortaya çıkmaya başlayacaktır. Yine bu yüzdendir ki Marx'ın komünizmi ve bütün üsten inme toplumsal sosyal düzenlemeler bilimsel olmadığı gibi ayrıca doğaları gereği diktatörlükler ve tiranlıklar barındırırlar.

Ayrıca yanlışlanabilirlilik geçerli olsada çok fazla doğru bir bakış açısı değil, radikal yöntemler sunuyor ve insanı sınırlıyor. İmkanlardan ötürü bilimde herşeyi doğrudan test edemeyiz, ancak dolaylı olabilir. Mesala evrim teorisini ilk başta Popper karşı çıkmıştır, sonradan kabul etmiştir. Çünkü evrim teorisi için milyonlarca yıl geriye gidip yanlışlayamazsın ancak rastlantısal kanıtlar bulabilirsin, onlara Lamarkçı evrim daha bilimsel gelmiştir çünkü çabuk yanlışlanabilir. Bir özelliğini geliştirirsin sonra bu özelliğini bir kaç nesil sonra çocukların doğuştan bu özelliğe sahip olduğunu gözlemleyebilirsin, evet bu teoriyi kolayca yanlışlayabildin ama bu şekilde Darwin'inkininden daha iyi bir kuram haline gelmedi. Ayrıca bağlatısallık bilimi diye bir yöntem var. Yanlışlanabilirlilik yukarıdan aşağıya tümden gelime yani bir şeyin parçalarına ayırıp karşılaştırmaya dayanır. Oysa bu parçaları tekrar birleştiğinde ilk baştaki bütünün aynısı bulamayoruz. Bağlantısallık biliminde mekanında zekası olabileceğinden bahsediyor, klasik söylemi ise şu; veri işleyen her sistem er ya da geç zeka üretir. Mekanında değişebilceğini özelliklerinin farklılaşabilceğinden bahsediyor. Tek tek parçaların bütün ile bağlantılarını analiz eden bir bilimsel yöntem.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:12 .