Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika > Tarih

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #181  
Alt 18-09-2025, 20:38
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.674

Onur Üyeliği 

Standart

Batı yalanları ve bizim insanımızın cehaletini tekrar göz önünde tutarak; Batı sermaye, burjuva medyası, tipik AKP Yandaş medyası gibidir, yüzyıla yakın yalan, dolan, talan propagandalarının merkezi oldular. Örneğin A ülkesi, B ülkesini işgal edyor ve bu süreçte çatışmalar yaşanıyor, savaş kayıpları ise batı medyası tarafından ve ortada savaş yokmuş gibi, işgal edilen ülkeye ve seçilmiş liderlerine atıp, ardından bu kadar insanı katletti vb. diyorlar.

Örneğin Kurtuluş Savaşında asker, sivil ölümleri düşünelim, YANDAŞ BATI MEDYASI Türkiye'nin
640.000 Türk'ü öldürdüğünü(Batı cephesinde Yunanistan'ın sebep olduğu sivil kayıplar), 260.000 Yunan'ı öldürdüğü
60-80.000 Ermeni'yi öldürdüğü
Takribi 50.000 Türk askerini, 60.000 Yunan, Fransız, Ermeni Demokratik Cumhuriyeti askerini, ortada ne bir işgal, ne bir savaş yokmuş da, Türkiye'nin; Türk, Yunan, Fransız, Ermenilerden 1.000.000 insanı katlettiğini yazarsa, buradan ne anlamalıyız? (işte Sovyet Kurtuluş savaşını, 2. Dünya Kurtulıuş Savaşını da bu biçimde(kara propaganda) anlatmış, Lenin 7.000.000, yok Stalin 50.000.000 insanı katletti şeklinde sunmuşlardır)
Savaş dönemlerinde, bilhassa o dönemlerde, savaştan kaçan askerler, şu ya da bu sebeple, ne olursa olsun savaş karşıtı tavır alanalr da düşmandan yana tavır alanlar olarak işlenip, asker, sivil, kimlerden olup, olmadığına bakılmaksızın idam(vatana ihanetten) ediliyorlardı, bugün açısından ise ne idamı savunurum ne de savaş karşıtlığının görüş, fikri düzeyde özgürce ifade edilmesinin hukuk dışı olduğunu, ama o zamanın dünyası öyleydi... Örneğin ABD'de 2. Dünya Savaşında emperyalist, paylaşım, işgal savaşına karşı olmak suçtu ve protestolar kitlesel olmamasına rağmen, savaşa karşı olanlar hapse atılmış, sembolleşen ileri gelenlerden bazıları idam edilerek gözdağı verilmiştir... Bir de iç savaş olsaydı ve iç savaş koşullarında düşünelim, sonuç ne olurdu?

Bizim Türk-İslam senteziyle yetişmiş cahil insanlarımız da cehaletlerinin doğası gereği, her türlü kara propagandaya iman ediyorlar ve zaten bildikleri bir şey de yok. Örneğin tipik AKP kitlesinden herhangi birisiyle sohbet etmeye kalkasanız edemezsiniz, cahildir ama herkesten çok biliyormuş gibi yapar, Reis ne derse, ezberlemişler ve slogan haline getirmişlerdir, sohbetiniz bu ezberin lafazanlığına döner. Enflasyonu CHP yapıyor, fiyat artışlarından CHP sorumlu, iç ve dış güçler yapıyor, camilerimizi ahır yaptılar, CHP gelirse ezanı susturur, camileri ahır yapar, Erdoğan'dan önce elektrik, yol, tren, ray, üniversiteler, bilgisayar, internet, doğalgaz, hastane .... yoktu...

Bu kafayla ne konuşulabilir? SSCB'nin kuruluş yılları yani ilk 4 yıl, 1. Dünya Savaşı ve savaştan çekilmek(savaş yıkımları), Çarlığın direnişi ve çarlık ordularıyla halkın monarşiye karşı savaşı, arkasında en az 12 kapitalist devletin olduğu, sömürgeci kapitalist ideolojinin ordusu Beyaz Ordu, Din elden gidiyor yönlü gerici ayaklanmalar, iç savaş, Rusya'nın kapitalistlerce işgal girişimiyle geçmiştir. Batı medyası bunları olduğu gibi anlatmaz, anlatmadı da(kara propagandanın gölgesinde bıraktılar), sadece kendilerinin başlattığı paylaşım(Dünya Savaşları) ve işgal savaşlarında yol açtıkları kayıpları, SSCB üzerine atan yayınlar yaptılar. Bu medyaya göre ortada hiç bir şey yoktur, ama durdurk yere SSCB'de kayıplar yaşanmıştır, o halde suçlusu, sorumlusu Lenin'dir vs.

Yani düşünün bu medya savaşlardan söz etmiyor, işgalden söz etmiyor, gerici iç savaştan söz etmiyor, kendi örgütleri savaştan söz etmezken, kayıplardan söz ediyor. Aşağıdaki video, Polonya'nın, Belarus, Ukrayna, Rusya işgaline aittir... Yıllar: 1919-1921, Sonuç: Bir yandan Çarlık(monarşi), diğer yandan kapitalist ülkelerin desteği, paravanıyla oluşturulan Beyaz Ordu, Çek Lejyonerleri kaybederken, Ukrayna üzerinden Karadenize değin açılmak amacıyla savaş başlatan Polonya ile Anlaşma yapıldı(Polonya bu stratejisinde başarılı olamadı, ancak Belarus'un bir bölümünü işgali altında tuttu(takribi 19 yıl sonra, Nazi Almanya'sının Polonya işgali başladı(6 milyona yakın insan kaybı Nazi Almanyası tarafından*), sonuç SSCB Nazi işgali durumuna son verecektir)...

* Batı medyası bunu da anlatmadı, Polonya'nın Nazi Almanyasınca işgali sırasında Naziler 6.000.000'a yakın insanın katedilmesinden sorumlu iken, yine bu kayıplar da SSCB üzerine atılmakta, atılmıştır(Polonya Savaşında ise Sovyetlerin sebep olduğu kayıp ise 150.000 civarındadır ve Sovyetler Polonya da Nazi yanlısı aşırı ırkçı milislerle de çatışmıştır, savaşlarda istenmese dahi sivil kayıplar da yaşanmıştır)...


Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #182  
Alt 16-11-2025, 18:10
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.674

Onur Üyeliği 

Standart

Daha önce Faşist Almanya propagalarından ve temelde yatan kaynağın Almanya'da hapis yatan bir kişinin, kurguları olduğunu dile getirmiştim. Bir de meşhur yalanlardan bir kaçını içeren şu yazıyı eklemek gerekir... Bu bilgileri şu ya da bu yönde tartışma amacıyla değil, burada dursunlar, sık sık karşılaştığımız durumlarda art niyetli, yalan olarak ifade ettiğimiz kara propagandalara örnek olsun diye ekliyorum.. Hangi görüşte olursanız olun, eğer hakim olan heleki sermaye egemenliğine dayalı kapitalist bir sistem hakimiyeti olacaksa, beraberinde hakim olan yakınen tanıdığımız yalan ve propaganda makinesi yandaş medya ağı olacaktır... Örneğin Türkiye'de yıllardır, hatta son bir yıl, hatta her gün bir yalan diyebileceğimiz biçimde ilerleyen süreçte, bir kaç günü dahi hatırlamakta yarar var... tarihe baktığımızda da bunu görürüz, doğru söyleyen dokuz köyden kovulurken, hakim ve güçlüler daima yalan, dolan ve talanın merkezi olmuşlardır, ama bazı görüşler de vardır daima doğruyu söylemek gibi tutum sergilemişler ve genelde kaybetmişler, onların tarhini de yine hakim, egemen olanlar(düzenbazlar) yalan, dolan yazmıştır...

https://www.cafrande.org/sovyetler-b...r-mario-sousa/

Hitler ile Hearst, Conquest ve Soljenitsin arasında dolaysız bir bağ vardır. 1933'de Almanya'da, dünya tarihine on yıllar boyu damgasını vuracak bir politik değişim yaşanıyordu. 30 Ocak günü, Hitler başbakan oluyor, vahşi ve yasa tanımaz yeni bir hükümet biçimi ortaya çıkıyordu. Naziler, iktidarlarını sağlamlaştırmak için aynı yılın 5 Martında yeniden seçime gittiler, zafer kazanmak için ellerinde bulunan bütün propaganda imkânlarını kullandılar. Seçimlerden bir hafta önce, 27 Şubat'ta naziler parlamentoyu kundaklayıp bundan komünistleri sorumlu tuttular. Seçimde, naziler 17,3 milyon oy aldı ve 288 milletvekilliği kazandı, bu tüm oyların %48'i ediyordu (kasım 1932'de 11,7 milyon oy almış ve 196 milletvekili çıkarmışlardı). Komünist Parti yasaklandıktan sonra, Naziler sosyal-demokratları ve sendikal hareketi baskı altına aldılar, solcu erkek ve kadınlarla dolu ilk toplama kampları ortaya çıktı.
Alman hükümetinin başında Hitler'in yanında, Propaganda Bakanı Goebbels vardı, Alman halkının beynine nazi rüyasını yerleştirmeyle görevli adam. Bu, geniş bir yaşam alanına (lebensraum) sahip Büyük Almanya'da saf bir ırk rüyasıydı. Bu lebensraum'un, Almanya'nın doğusunda yer alan ve ülkenin kendisinden daha büyük olan bir parçası fethedilmeyi ve Alman ulusuyla birleşmeyi bekliyordu. 1925'te Mein Kampf'ta, Hitler Ukrayna'dan Almanya için vazgeçilmez bir bölge olarak bahsediyordu. Ukrayna ve Doğu Avrupa'nın diğer bölgeleri önce Almanya'nın olmalı, sonra da "uygun" hale getirilmeliydi.
William Randolph Hearst Sovyetler Birliği'ne karşı psikolojik savaşta nazilere yardım eden bir mültimilyonerdir. Hearst çok büyük bir Amerikan basın patronuydu ve "sarı basın" denen şeyin, yani sansasyonel basının ‘babası' olarak tanınıyordu. William Hearst kariyerine 1885 yılında baş redaktör olarak, bir maden endüstrisi milyoneri, senatör ve gazete sahibi olan babası George Hearst tarafından San Fransisco Daily Examiner gazetesinin başına getirilerek başladı.

Bu yalanlar Hearst'ü bir milyoner ve basın dünyasında çok önemli bir adam yaptı. 1935'te, dünyanın en zengin adamlarından biri haline gelmişti, mal varlığının iki yüz milyon doları bulduğu tahmin ediliyordu. Mourning Journal'ı aldıktan sonra, Hearst ABD'nin her yanında günlük ve haftalık gazeteler almaya ya da kurmaya koyuldu. 40'larda 25 günlük, 24 haftalık gazeteye, 12 radyo istasyonuna, 2 basın ajansına, filmlere reklâm sağlayan bir şirkete, Cosmopolitan sinema şirketine ve daha birçok şeye sahipti.

Hearst'ün gazeteleri günde 13 milyon satıyordu ve 40 milyon okuyucusu vardı. Amerikan yetişkin nüfusunun üçte birine yakını Hearst'ün bir gazetesini okuyordu. Dahası, dünyada milyonlarca insan basın ajansları, filmleri ve tercüme edilip çok miktarda basılan gazeteleri aracılığıyla Hearst'ten bilgi alıyordu. Bu sayılar Hearst'ün imparatorluğunun, uzun yıllar boyunca Amerikan politikasını, hatta dünya politikasını etkileme gücünün ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. Örneğin, onun basını ABD'nin İkinci Dünya Savaşına Sovyetler Birliğinin yanında girmesine uzun süre karşı çıktı. Sonra da, 50'lerde McCarthyci antikomünist cadı avını destekledi
William Hearst'ün dünya görüşü aşırı muhafazakâr, milliyetçi ve antikomünistti. Politikası aşırı sağcıydı. 1934'te Almanya'ya gitti ve Hitler tarafından bir misafir ve arkadaş olarak karşılandı.
Hitler'i ziyaret ettikten sonra, Hearst'ün sansasyonel basını Sovyetler Birliği'nde gerçekleşen korkunç olaylar hakkında "ifşaatlarla" dolmaya başladı: cinayetler, soykırım, kölelik, yöneticilerin sefahati ve halkın sefaleti, tüm bunlar büyük puntolarla manşetten veriliyordu. Malzeme de Nazi politik polisi Gestapo tarafından sağlanıyordu. Gazetelerin ilk sayfasında sık sık Sovyetler Birliği hakkında karikatürler ve sahte fotoğraflar yer alıyordu, elinde bir bıçak olan haydut Stalin karikatürü gibi. Bu makalelerin her gün ABD'de 40 milyon kişi, dünyada da daha milyonlarca kişi tarafından okunduğunu unutmayalım.
Hearst'ün Sovyetler Birliğine karşı ilk basın kampanyalarından biri Ukrayna'da sözde açlıktan ölen milyonlarca insan hakkındaydı. Bu kampanya 18 Şubat 1935'te, Chicago American gazetesinin ‘Sovyetler Birliğinde 6 milyon insan açlıktan öldü' manşetiyle başladı. Nazi Almanyası'nın sağladığı malzemeyle, basın baronu ve nazi sempatizanı William Hearst Bolşevikler tarafından yaratılan ve Ukrayna'da birkaç milyon kişinin ölümüne yol açan sözde soykırım hakkında hikâyeler üretmeye başladı. Gerçek ise oldukça farklıydı. Sovyetler Birliği'nde olan, 30'lu yılların başında, topraksız köylülerin zengin toprak sahibi kulaklara karşı ayaklandığı, kollektifleştirme ve kolhozların kurulması için savaştıkları benzeri görülmemiş bir sınıf savaşıydı.

Doğrudan ya da dolaylı olarak 120 milyon kadar köylüyü etkileyen bu devasa sınıf savaşı elbette üretimde sorunlara ve bazı bölgelerde hasat eksikliğine yol açtı. Daha az beslenen insanlar zayıfladı ve bu da salgın hastalıkların yayılmasını kolaylaştırdı. Bu hastalıklar o sırada tüm dünyada yaygındı. 1918-1920 arasında, bir İspanyol gribi salgını ABD ve Avrupa'da 20 milyon insanın ölümüne neden olmuş, kimse bu ülkelerin hükümetlerini kendi yurttaşlarını öldürmekle suçlamamıştı. Böyle bir salgına karşı bu hükümetler hiçbir şey yapamazdı. Ancak İkinci Dünya Savaşı sırasında penisilinin bulunmasıyla böyle salgınların önüne geçilebildi. Bunun yaygınlaşması da 40'lı yılların sonunu buldu.
Nazi dezenformasyon kampanyası İkinci Dünya savaşında Almanya'nın yenilgisiyle son bulmadı. Nazi yalanları CIA ve MI5 (İngiliz gizli servisi) tarafından devralındı ve Sovyetler Birliğine karşı soğuk savaş propagandasında önemli bir yer tuttu. İkinci Dünya Savaşından sonra McCarthyci antikomünist cadı avı, Ukrayna'da açlıktan ölen milyonlar masalını yaydı. 1953 yılında ABD'de bu konuyla ilgili bir kitap yayınlandı. Kitabın adı Kremlin'in Karanlık İşleri'ydi (Black Deeds of the Kremlin).
1984'te bir Harvard profesörü Rusya'da İnsanların Yaşamı (Human Life in Russia) adlı bir kitap yazdı ve 1934'te Hearst basını tarafından üretilen sahte bilgileri aynen tekrar etti. Böylece 1984'te, 30'lardan kalma nazi yalan ve çarpıtmaları yeniden ortaya çıktı, fakat bu sefer amerikan üniversitelerinin "saygınlığı" altında. Ancak bununla bitmedi. 1986'da aynı konuda Acı Hasat (Harvest of Sorrow) adlı, eski bir İngiliz gizli servisi üyesi, şimdiyse Kaliforniya'da Stamford Üniversitesi profesörü olan Robert Conquest tarafından yazılan bir kitap yayınlandı. Bu "iş" için Conquest Ukrayna Milliyetçi Ögütü'nden 80.000 dolar aldı. Aynı örgüt 1986'da çekilen Harvest of Despair (Umutsuz Hasat) filmini finanse etti, bu filmde Conquest'in yazdıklarından yararlanılmıştı. Bu sırada ABD basınında, Ukrayna kıtlığının kurbanlarının sayısı 15 milyona çıkmıştı!
Conquest'in kitapları korkunç ve ilkel bir antikomünist tarzda yazılmıştır. 1969 tarihli kitabında, 1932 ve 1933 yıllarında açlıktan ölenlerin 5-6 milyonu bulduğunu, bunların da yarısının Ukraynalı olduğunu anlatır. 1983'te Reagan'ın antikomünist seferi sırasında ise, kıtlığı 1937'ye kadar uzatmış ve kurbanların sayısını 14 milyona çıkarmıştır! Tam zamanında gelen bu açıklamalar ödülsüz kalmaz: 1986'da Reagan'ın seçim kampanyası sırasında Amerikan halkını bir Sovyet işgaline hazırlamak üzere bir broşür yazması için anlaşma yapar. Yazının başlığı şöyleydi: "Ruslar geldiğinde ne yapmalı – hayatta kalma kılavuzu"! Bir tarih profesörü için garip bir çalışma!
ABD'de, Soljenitsin sık sık önemli konferanslara katıldı. Örneğin, 1975'te AFL-CIO sendikası kongresinin en önemli konuşmacısıydı. 15 Temmuz 1975'te, Amerikan Senatosuna dünyanın durumuyla ilgili bir sunum yapmaya bile çağırıldı! Konuşmaları büyük şiddet ve kışkırtma içeriyor, en gerici konumların propagandasını yapıyordu. Örneğin, ABD'nin Vietnam'a yeniden saldırması için ajitasyon yapmaktan çekinmemiştir. Dahası: Portekiz'de kırk yıllık faşizmin ardından ordunun solcu subayları 1974'te bir halkçı devrim sonucunda iktidarı aldığında Soljenitsin Portekiz'e Amerikan'ın askeri müdahalesi için yaygaraya başladı, ona göre ABD müdahale etmezse bu ülke Varşova Paktı'na katılacaktı! Soljenitsin Potekiz'in Afrika kolonilerinin bağımsızlıklarının tanınmasına da hep karşı çıktı.
İspanyol politik tarihinin bu en önemli anında, Aleksandr Soljenitsin Madrid'de ortaya çıktı ve 20 Mart cumartesi akşamı en çok televizyon izlenen saatte Directissimo adlı televizyon programında konuştu). Sorulacak soruları önceden bilen Soljenitsin, gerici açıklamaların her türlüsünü yapmak için bu kürsüyü kullandı. Amacı kralın sözde liberalleştirme uygulamalarını desteklemek değil, aksine demokratik reformlara karşı çıkmaktı. Televizyondaki röportajında, 110 milyon Rus'un sosyalizm yüzünden öldüğünü ilan etti ve "Sovyet halkının köleliğiyle İspanyolların özgürlüğünü" karşılaştırdı. "İlerici çevreleri", İspanya'da diktatörlükten başka bir şey görmeyen "ütopyacıları" da suçladı. "İlerici" derken demokratik muhalefette yer alan herkesi kastediyordu; liberal, sosyal-demokrat ya da komünist fark etmeksizin. "Geçen sonbahar" diyordu Soljenitsin "dünya kamuoyu İspanyol teröristlerin" [Franco rejiminin idama mahkûm ettiği İspanyol anti-faşistler] "geleceğinden kaygılandı.
Böylece, Sovyetler Birliğinde öldüğü ya da hapsedildiği iddia edilen milyonlarca kurbanla ilgili efsanelerin en saygın üreticileri arasında Nazi taraftarı William Hearst, gizli ajan Robert Conquest ve faşist Aleksandr Soljenitsin'i buluyoruz. Conquest, verdiği bilgiler dünya kapitalist medyası tarafından yaygın olarak kullanılmaya başladıktan sonra başrolde yer aldı, bu bilgiler bazı üniversitelerde derslere konu oldu. Şüphesiz, kitapları dezenformasyon sanatı bakımından birer şaheserdi. 70'lerde ise, Soljenitsin'den ve Andrei Sakharov, Roy Medvedev gibi bir dizi bir dizi ikinci sınıf muhaliften büyük yardım aldı. Buna, şurada burada Sovyetler Birliğinde ölen ve hapsedilenler üzerine atıp tutan ve burjuvazi tarafından ödüllendirilen sayısız insan ekleniyor. Fakat bu tarih çarpıtıcıları ne yaparlarsa yapsınlar, konu hakkında gerçek sonunda aydınlandı. Gorbaçov'un, partinin gizli arşivlerinin tarihsel araştırmaya açılması direktifinin sonucunu hiçbiri tahmin edemezdi.
Sonuç olarak, bu "eleştirmenlerin" hesaplamaları neye varıyor? Robert Conquest'e göre (1961'de yapılan bir hesaplamayla) 30'ların başında altı milyon insan açlıktan ölmüştü. 1986'da, Conquest bu sayıyı şişirerek on dört milyona çıkardı. Gulag çalışma kamplarında ise 1937 yılında, parti, ordu ve devlet aygıtı içinde temizlik başlamadan önce beş milyon mahkûm vardı. 1937-38 yıllarındaki temizlikten sonra buna yedi milyon mahkum daha eklendi, böylece 1939 yılında çalışma kamplarının nüfusu on iki milyona çıktı. Üstelik bu 12 milyon sadece siyasi hükümlülerin sayısıydı! Bu kamplarda adi hükümlüler de vardı, sayıları ise siyasi hükümlüleri kat kat aşıyordu. Bu demektir ki Conquest'e göre Sovyetler Birliği çalışma kamplarında 25-30 milyon mahkum bulunuyordu.

Ölü sayılarına gelince, Conquest'e göre, 1937 ile 1939 arasında bir milyon siyasi mahkûm idam edilmiş, 2 milyonu ise açlıktan ölmüştü. Böylece Conquest'e göre 1937-39 temizliklerinin toplamı, 3 milyonu hapiste ölen 9 milyon kişiye ulaştı. Bu hesaplar Conquest tarafından "istatistiksel uyarlamaya" tabi tutularak 1930-1953 yılları arasında Bolşeviklerin en az 12 milyon siyasi hükümlüyü öldürdüğü sonucuna ulaşıldı. 30'lu yıllarda kıtlık nedeniyle öldükleri hesaplanan 14 milyon kişi buna eklenince ölü toplamı 26 milyonu buluyordu. En son istatistik manipülasyonlarından birinde de, 1950 yılında Sovyetler Birliği'nde 12 milyon siyasi tutuklu olduğunu açıkladı.
Aleksandr Soljenitsin de Conquest'le hemen hemen aynı istatistik yöntemleri kullandı. Fakat bu sözde bilimsel yöntemleri farklı başlangıç değerlerine uygulayarak çok daha uç sayılara ulaştı. Conquest'in 1932-33 yıllarında açlıktan ölenler hakkında 6 milyonluk hesabını kabul etti. Fakat 1936-39 temizliğinde, her yıl en az bir milyon kişinin öldüğüne inanıyordu. Buradan yola çıkarak, tarımda kollektifleştirmenin başlamasıyla Stalin'in 1953'te ölümü arasında geçen sürede komünistlerin 66 milyon kişiyi öldürdüklerini hesapladı. Sovyet hükümeti İkinci Dünya Savaşı'nda ölen 44 milyon Rus'tan da sorumluydu. Soljenitsin'in çıkarımına göre, "sosyalizm 110 milyon Rus'un canına mal olmuştu". Hükümlü sayısına gelince, ona göre 1953'te çalışma kamplarında 25 milyon kişi bulunuyordu.
Bu ilgili yalancıların hesapalrına göre değerlendirrisek, ilgili dönemlerde ise ülke nüfusu 90-100 milyon civarındadır...
Rus tarihçiler Zemskov, Dougin ve Kslevjnuk'un Komünist Parti Merkez Komitesi arşivlerinin araştırılması sonucu ulaştığı bulgular 1990'da bilimsel yayınlarda yayınlandı ama fark edilmedi. Tarihsel araştırmaların sonuçları "özgür basının" ölüler ve hükümlüler hakkında tahminlerinin tam tersini gösteriyordu. Bu nedenle bu çalışmalar yayılmadı. Basının histerisiyle boy ölçüşemeyen küçük bilimsel çevrelerde dolaştılar. Conquest ve Soljenitsin'in yalanları ise eski Sovyet nüfusunun geniş bölümünde yayıldı.
Sovyet ceza sisteminin yapısıyla başlayalım. 1930'dan sonra, Sovyet ceza sistemi hapishane, çalışma kampı (gulag), çalışma kolonileri (gulag), özel açık alanlarda tutukluluk ve para cezası uygulamalarının içeriyordu. Tutuklananlar genellikle normal bir hapishaneye konuluyor ve soruşturma sırasında suçsuz bulunurlarsa serbest kalıyor, suçlu oldukları düşünülürse yargılanıyorlardı. Mahkemeye çıkan kişi de suçsuz bulunup serbest bırakılır ya da hüküm giyerdi. Suçlu bulunan para ya da hapis cezasına çarptırılır, ya da nadiren idam edilirdi. Para cezası belirli bir süre alacağı maaştan kesilirdi. Suçun niteliğine bağlı olarak gidilecek hapishaneler değişik tipteydi.

Gulag çalışma kamplarına, ciddi suçlar işleyenlerle (cinayet, hırsızlık, tecavüz, ekonomik suçlar vs.) birlikte karşı devrimci faaliyetler nedeniyle mahkûm olanların çoğu gidiyordu. 3 yıldan fazla ceza alanlar da bu çalışma kamplarına gönderilebilirdi. Çalışma kampında bir süre geçirdikten sonra, hükümlü bir çalışma kolonisi ya da özel açık bölgeye gönderilebilirdi.

Çalışma kampları hükümlülerin sıkı gözetim altında yaşayıp çalıştığı çok geniş bölgelerdi. Çalışmaları ve topluma yük olmamaları gerekli görülmüştü. Sağlıklı hiçbir insan aylak kalamazdı. Bugün bazıları bunu sert bulabilir, fakat kural buydu. 1940'ta böyle 53 çalışma kampı vardı.

Diğer yandan 425 çalışma kolonisi mevcuttu. Bunlar çalışma kamplarından çok daha küçük, daha serbest ve daha az gözetlenen birimlerdi. Daha hafif ceza alanlar ve daha önemsiz siyasi suçlar işleyenler buralara gönderilirdi. Fabrika ya da tarlalarda çalışır ve sivil halka iç içe yaşarlardı. Çoğu zaman maaşları diğer işçilerle aynı olurdu.

Özel açık alanlar genellikle kollektifleştirme sırasında mülksüzleştirilmiş kulaklar gibi sürgünlerin yer aldığı tarım alanlarıydı. Hafif siyasi suçlardan hüküm giyenler de cezalarını burada çekebilirdi.
İkinci soru kaç politik, kaç adi hükümlü olduğuydu. Bu soru hapistekilerle birlikte çalışma kampları ve çalışma kolonilerinde bulunanları da kapsıyor (kolonilerde kısmi bir serbestliğin olduğu bilinse de). Aşağıdaki tablo American Historical Review dergisinde yayınlandı ve ceza sisteminin merkezi yönetime bağlandığı 1934'ten Stalin'in ölüm yılı olan 1953'e kadar geçen yirmi yılı kapsıyor.
Conquest'e göre 1950'de 12 milyon siyasi tutuklu vardı!

Gerçek ortaya çıkınca, Conquest'in sahtekârlığının boyutu ortaya çıkmış oldu. Söylediği sayılardan hiçbiri gerçeğe yaklaşmıyordu bile. 1939'de, kamp, hapishane ve kolonilerdekiler birlikte toplam 2 milyon hükümlü vardı. Conquest'in söylediği gibi 9 milyon değil, 454.000 siyasi hükümlü vardı. 1937-1939 arasında çalışma kamplarında ölenlerin sayısı 3 milyon değil 160.000'di. 1950'de çalışma kamplarında 12 milyon değil 578.000 siyasi hükümlü vardı! Unutmayalım ki bu Conquest halen antikomünist sağ propagandanın temel referanslarından birisidir ve sağcı sözde aydınlar arasında tanrısal bir konumdadır. Kamplarda 60 milyon kişinin öldüğünü söyleyen Soljenitsin'in sayıları hakkında ise yorum yapmaya bile gerek yok. Bu zırvaları ancak bir deli ortaya atabilir.
ABD'de daha fazla hükümlü var
Örnek olarak, -1996 yılında- 252 milyon nüfusu olan, dünyanın kaynaklarının %60'ını kullanan dünyanın en zengin ülkesi ABD'ye bakalım. Kaç mahkûm var? Ne bir savaş ne de ekonomik dengesini bozan toplumsal bir sarsıntı yaşamayan bu ülkenin durumu nedir?

Ağustos 1997'de gazetelerde yer alan kısa bir basın bildirisinde, FLT-AP basın ajansı (Associated Press) 1996 yılı için 5,5 milyon rakamı verilerek, ABD'de hiçbir zaman bu kadar çok hükümlü olmadığı belirtiliyordu. Bu 1995'e göre 200.000 kişilik bir artışı ifade ediyor ve ABD'de hükümlülerin yetişkin nüfusa oranı %2,8'e varıyor. Bu veriler incelemek isteyenler için ABD adalet bakanlığında mevcuttur (adalet istatistikleri bürosunun web sayfası: http://www.ojp.usdoj.gov/bjs). Bugün ABD'de hükümlü sayısı Sovyetler Birliğinde ulaştığı en yüksek rakamdan 3 milyon fazladır! Daha önemlisi, yetişkin nüfusun en fazla %2,4'ü hüküm giymişti, ABD'de bu oran %2,8'dir ve artmaktadır! Amerikan adalet bakanlığının 18 Ocak 1998 tarihli basın bildirisine göre, 1997 yılında hüküm giyenlerin sayısı bir önceki yıla göre 96 100 kişi artmıştı.

Sovyetler Birliği çalışma kamplarına gelince, tutukluluk koşullarının zor olduğu doğrudur, fakat ya bugün şiddetin, uyuşturucu trafiğinin, fuhuşun, cinsel saldırıların (her yıl hapishanelerde 290.000 tecavüz vakası) yayıldığı Amerikan hapishanelerinin durumu! Üstelik tüm tarihindeki refah seviyesinin doruğunda olan bir toplumda!
Şimdi üçüncü soruya cevap verelim. Çalışma kamplarında kaç kişi öldü? Sayı her yıl değişmekte, fakat 1934'teki %5,2 oranının 1953'te %0,3'e düştüğü görülüyor. Çalışma kamplarındaki ölümlerin nedeni, toplumun tümünü de etkileyen, özellikle salgın hastalıklara karşı ihtiyaç duyulan genel tıbbi malzeme eksikliğiydi. Bu sorun çalışma kamplarıyla sınırlı değil, toplumun tümünü hatta dünyanın büyük kısmını etkiliyordu.
O dönemlerde benzer salgınların tıbben tedavisi yoktu ve ABD, Avrupa da aynı veya benzer salgın hastalıkalrdan ölen insan sayıları 20 milyon civarını buluyordu...
Zengin Rus köylüleri, kulaklar, yoksul köylüleri yüzlerce yıl sınırsız bir baskı ve sömürü altında tuttular. 1927'de 120 milyon köylüden 110 milyonu yoksulken 10 milyon kulak refah içindeydi. Yoksul köylüler devrimden önce en sefil şartlarda yaşıyordu. Kulakların zenginliği yoksul köylülerin ucuz emeğine, ödedikleri vergiler ve rantlara dayanıyordu. Yoksul köylüler kolektif çiftliklerde birleşmeye başlayınca, kulakların temel gelir kaynağı da yok olmaya başladı. Fakat kulaklar yenilgiyi kabul etmek istemediler. Kıtlık yaratarak sömürülerini devam ettirmek istediler. Kulak silahlı çeteleri kolektif çiftliklere saldırdı, yoksul köylüleri ve parti üyelerini katletti, tarlaları ateşe verdi ve hayvanları öldürdü. Yoksul köylüleri açlık içinde bırakarak yoksulluğu ve kendi üstünlüklerini kabul ettirmeye çalışıyorlardı. Sonrasında olaylar bu katillerin istediği gibi gelişmedi. Yoksul köylüler devrimin desteğine sahiptiler ve yenilen, hapsedilen, sürülen ve çalışma kampına alınan kulaklara baskın çıktılar.

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #183  
Alt 17-11-2025, 09:57
bilgivehis bilgivehis isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Jul 2016
Mesajlar: 1.929
Standart

Bu başlıktaki tartışmaları bir hayli okudum. Kapitalist propagandaya o kadar kanmışlık var ki, belki de dünya nüfusunun yüzde doksanı bu yalanlara inanıyor. Bu palavralara inananların bir kısmı gerçekten inanıyor diğer kısmı ise işine böyle geldigi için inanmış görünüyor. Örnegin emperyalist ülkelerin toplumlarının çok azı bu psikolojik propagandaya inanırken, geri bıraktırılmış ülke toplumlarının yüzde doksanından fazlası propaganda kurbanı durumunda.
Bu güruha gerçekleri anlatamazsın, gerçekler onların sabit yaşam dünyasını rahatsız eder. Çünkü onların hem bedenen hem beynen beslenme kaynagı yalana, dolana, dayalıdır.
Örnegin müslümanın tüm yaşamı uydurma bir inançla geçer. Ona yani müslümana gerçekler yalan olarak öğretilmiştir. Yaşam biçimini de yalana göre belirlemiştir. Troller ise yalanları yüceltmekle görevlidir ki, trollerin çogu da makarnacıdır.
Dolayısıyla milyarlarca insanı öldüren ve ölümüne neden olan emperyalizmi üstelik kanıtlarla anlatmak işlerine gelmeyecegi için stalinde maoda ısrar edeceklerdir. Hatta içinde sosyalist kelimesi geçtigi için nasyonel sosyalist Hitleri bile komünist yapmışlardı ama tutmamıştı.
Onun için araştırmak, öğrenmek yerine sosyalizmi ve sosyalistleri doğrudan hedef alanlar, bir kara propagandanın maaşlı veya makarnacı tayfasından başka birşey değildir.
Oysa sosyalizm sömürüsüz sistemin ön aşamasıdır, bir yaşam biçimidir. Onu uygulamayan veya uygulaYAmayan toplumların suçudur, sosyalizmin değil.

Mevcut yalan propaganda yetmiyormuş gibi şimdi de yalan makinesi yapay zeka çıktı. Dakikasında milyonlarca yalan üretebiliyor. Maaşlı troller işsiz kalacak galiba. Neyse ki, Çin açık kaynak yapay zeka dağıtıyor, yalancıların işi zor olacak.
Alıntı ile Cevapla
  #184  
Alt 18-11-2025, 18:08
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.674

Onur Üyeliği 

Standart

21. Yüzyılda bile batı yandaş medyanın halleri. Üstelik Çin için...

Çin'de gelir adaletsizliği dağılımı ile ABD kıyaslansa ne olur? Türkiye'yi saymayalım bile, kişi başı yıllık 5.000$ ama listelerde $18.500, yılda bu kadar para eline geçen kaç kişi vardır?

Bunlar verilirken bir de gelir dağılımı adaletsizliği hesap edilmeli. Trkiye'de 4 kişilik bir ailenin yıllık geliri, 70.000$ eder mi?

Kısaca hadi bir yığın yalan haberi geçtik, yahu refah sıralamsında bile bu sahte taktikelri uyguluyorlar...

Türkiye'de insnaalr kira için çalışıyor, Çin'de öyle mi? Çin'de ev sahibi oranı %90'a ulaşmış, şehirlerde ise bu oran %96'ymış... Eğitim, yol, sağlık, barınak... neredeyse bize göre ücretsiz... (SSCB'de zaten ücretsizdiler ve işsizlik de devletin eksiğidir, bedelini de işsiz kalana öderdi. Her iş kamu işiydi ve her çalışan, işyeri komitelerinde kendisini temsil ederdi, o derecede ki, örneğin yeni işe girene kalacağı yeri dahi işyeri komiteleri verirdi... İşçiler, o kadar ki geniş haklar sahiptiler ve işyerlerinde yönetim-hükümet bizzat işçi konseyiydi.) Neyse, Rusyada toplum şimdi daha mutlular herhalde, ufak şeylerle mutlu olmayı öğrendielr, artık buna mecburlar - insan ne kadar az şeye sahip olursa, o kadar az şeyle mutlu oluyor, garip bir tür... Mutlu olmak için mahrum olmaya gereksinimi var, böylece elde etmenin hazzını yaşar, alışveriş hastalığı olanlarda, bir makarna, kömüre ülkeyi talan edenlere teslim edenlerde görüldüğü gibi...


Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #185  
Alt 19-11-2025, 06:07
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.067
Standart

Tarihe gecmis eli kanli diktatorlerden (rastgele) 10'u soyle siralanabilir:

1. Mao
2. Stalin
3. Adolf Hitler
4. Leopold II of Belgium
5. Hideki Tojo
6. Enver pasa
7. Pol Pot
8. Kim Il-Sung
9. Mengistu Haile Mariam
10. Yakubu Gowon

Benim kisisel gorusum elbette dunyanin gidisatini belirlemez; fakat kendi adima ne sag ideolojilerden ne de sol ideolojilerden kurtulus bekliyorum. Insanligin derin koklu problemlerine, insan turunun kendi dogasi geregi kalici bir cozum uretemedigini ve uretemeyecegini de dusunuyorum. Tarih boyunca defalarca denendi, farkli sistemler, farkli liderler, farkli vaatler; fakat ne oldu? Hep ayni sonuc.

Yine de tamamen umutsuz, karamsar felan degilim. Dunyada belki de asgari duzeyde diyebilecegimiz iyi toplumlar ve yerler var. Mesela Isvicre, Norvec ve Isvec gibi. Sahsen, Isvicre'de hic bulunma firsatim olmadi ama diger iki ulkeyi gorme firsatim oldu. Son derece modern, duzenli, insanlarin birbirine en azindan en temel duzeyde saygiyla yaklastigi toplumlar. Oralarda insan iliskileri daha yapici. Devlet mekanizmalarinin daha az zarar verdigi ulkeler buaralar. Yani insanligin en iyi hali belki de bu ulkelerde goruluyor; yine de bu cozum degil tabii bunlar.

Bu sistemlerle ilgili olarak, tarih bize cok acik bicimde gosterdi ki insanligin temel sorunlarini ne Stalin gibi totaliter liderler, ne Bush–Trump cizgisindeki populist siyasetciler, ne it-tihatcilar, ne fasist hareketler ne de sosyalist rejimler cozebildi. Tam tersine, bu liderlerin ve ideolojilerin buyuk kismi dunyaya daha fazla kan, aci, yikim ve gozyasi getirdi. Kimi zaman bunu vaat ettikleri kurtulus adina, kimi zaman duzeni saglamak bahanesiyle yaptilar; ama sonuc hep benzer oldu. Sosyalizm ve komunizm de bu acidan istisna felan degil. Teoride her sey cok guzel gorunuyor; adalet, esitlik, sinifsiz toplum… Fakat pratikte ortaya cikan manzara cok farkli; kan, baski, korku, yoksulluk. Cunku idealler ne kadar yuce olursa olsun, onlari uygulayan insan dogasi degismedi.

Bir ideolojinin kagit uzerindeki mukemmelligi, insanin guc karsisindaki zaafini ortadan kaldirmiyor.

Komunizmin Kara Kitabi adli kitaptan ornek vermek istiyorum. Iceriginin ne kadari gercek, bilmiyorum. Bunlari teyit etme imkanim ve durumum soz konusu degil. Fakat sayfa 4'te, hemen giris bolumunde soyle yaziliyor:


Nonetheless, we have to start somewhere. The following rough approximation, based on unofficial estimates, gives some sense of the scale and gravity
of these crimes:


U.S.S.R.: 20 million deaths
China: 65 million deaths
Vietnam: 1 million deaths
North Korea: 2 million deaths
Cambodia: 2 million deaths
Eastern Europe: 1 million deaths
Latin America: 150,000 deaths
Africa: 1.7 million deaths
Afghanistan: 1.5 million deaths
The international Communist movement and Communist parties not in
power: about 10,000 deaths
The total approaches 100 million people killed.


The immense number of deaths conceals some wide disparities according
to context. Unquestionably, if we approach these figures in terms of relative
weight, first place goes to Cambodia, where Pol Pot, in three and a half years,
engaged in the most atrocious slaughter, through torture and widespread famine, of about one-fourth of the country's total population.
Alıntı ile Cevapla
  #186  
Alt 19-11-2025, 15:15
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.674

Onur Üyeliği 

Standart

Bu tarz propaganda aslen 20. yüzılı esas alırsak, Nazi propaganda taktikleridir. Bir görüşü, düşünceyi çürütemiyorsan, kişiler veya belirli davranışlar üzerinden kurguya dayalı veya verili koşulda toplumsal çatışmalar, savaşalr vb. istismar ederek karalama kampanyası yürüt, deneyelim bakalım.... (bu arada benim bahse konu olan isimler üzerine zaten eleştirilerim vardır, ancak bu tarz hamaset, çarpıtma, karalama, kişilerin görüşlerini itibarsızlaştırma vb. tasvip edilemez.)

Sıralama Şöyle olmalı, en başa ilk dönemler İngilizler ve benzerleri özellikle empryalsit ülkeler yazılmalı, sadece Dünya savaşı, kıtlıklarla milyonlarca insanı öldürmediler, çeşitli işgaller, soykırımlarla da öldürdüler... (Örneğin Hindistan, Afrika, Uzakdoğu işgalleri vb., yandaş tarih ise bunların işgaline son vermiş halkları kötülüyor, çünkü bunlar katlekedecek, esir edecek, sömürecek, çökecek, yağmalayacak, savaşacak, ezecek, biçecek, karşı taraf ise bunlara sadece gül sunmalı, bunlar hep mağduru oynamalı...)

Mao, Stalin ise bu amansız vahşi, işgalci ve sırf soykırımcı, katliamcılara karşı savaşan, direnen, canını zor kurtaran halkların liderlerdir. Başta İngilizler ve ABD olmak üzere kendi katliamlarını kurbana yazmaktadırlar (Neden kayıtlarda İngiliz, Fransız, Portekiz vb. işgalleri ve sonuçlarıyla katledilmiş insanlar, neden Dünya savaşlarının kayıpları ilgili ülkelerin başkanlarına yazılmamaktadır, neden dünya savaşlarını çıkarttıkları halde rakamlar kurbanlara yazılmıştır?). İnsan dürüst olamıyorsa bile hiç olmazsa hukuk olmalı...

Haklarında iddia edilen kayıplar ise yalandır, örneğin Mao'nun katliamı diye sıralanan kayıpların çoğu, henüz Mao doğmadan önce veya kimileri bebek iken neydana gelmiş kırlık ve salgın hastalıklardır(İngiliz, Japon işgallerinden ise hiç söz etmezler bile, bunlar katledecek ve Mao'ya yazacaklar). yerine göre bazılarında ise, hükümetlerin yanlış polititikalarının veya kıtlıkların sonuçları bilinçli katliam olarak değerlendirilemez. İlgili bölgelerde sırf ABD işgalleriyle katledilen insan sayısı bahse konu olan sözde katliamların aslının 10 katıdır, neden hesaplarda bunlar yok(ABD sırf Irak işgalinde milyonlarca, hatta ambargo ile milyon üzerinde ve çoğu çocuk insanı katletti, neden tüm bunlar ve dönemsel toplamları yok veya ilgisiz kişilere yazılıyor?)?..

Stalin ise bütün 2. Dünya savaşlı kayıplarından sorumlu tutulmakta, bununla birlikte 1. Dünya savaşından gelen kayıplar da Stalin'in katliamları olarak işlenmekte, örneğin 900.000 kişinin hayatını kaybettiği salgın hastalıklar, 20.000.000 ölüm olarak gösterilmektedir(oysa aynı dönemde salgın hastalıklardan ABD ve Avrupa'da ölüm sayısı 20.000.000 dur)

Diktatör batının kayıplar diye öne sürdüğü rakamlar ilgili ülkelerin nüfuslarının toplamını aşmaktadır...

Bu gün en büyük sorunumuz diktatör Trump ve benzerleri sorunudur, ne zaman iş başı yapsa daha ilk bir kaç ayında binlerce insan katletmiştir...

Pandemi döneminde ölen bütün insanların suçlusu Trump'dur. Önce 1 milyon üzerinde Amerikan vatandaşını katletti. Dünya genelinde ise raporlanan 10.000.000'a yakın ise de, tahmin edilen 13-20.000.000 arasıdır. Yani Trump diktatörü daha ilk döneminde 2 yılda 20.000.000, açık arttırma ile 60.000.000 insanı pandemi çıkartarak katletmiştir ve bu sırada kendisi ve takım arkadaşlarıyla Epstein partileri düzenlemiştir...

Şu an Trump'un salgın hastalık, kıtlık, savaşlar üzerinden katlettiği insan sayısı takribi 200.000.000'u bulur ve buna Filistin Soykırımları da dahildir... Sonra neden Ukrayna'yı destekliyor, "Zelenski şu an milyon insanın ölümünden sorumlu değil mi? Bu kayıplar neden Zelenski'ye yazılmazın? Tabi ki aynı mantıkla o'na yazılmalı..."

Sıralama güncelleniyor,
Trump (200.000.000 insanı katletmekten lider konumuna yükseldi)
Hitler

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #187  
Alt 07-12-2025, 03:13
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.674

Onur Üyeliği 

Standart

William Randolph Hearst
spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Hitler ile Hearst, Conquest ve Soljenitsin arasında dolaysız bir bağ vardır. 1933'de Almanya'da, dünya tarihine on yıllar boyu damgasını vuracak bir politik değişim yaşanıyordu. 30 Ocak günü, Hitler başbakan oluyor, vahşi ve yasa tanımaz yeni bir hükümet biçimi ortaya çıkıyordu. Naziler, iktidarlarını sağlamlaştırmak için aynı yılın 5 Martında yeniden seçime gittiler, zafer kazanmak için ellerinde bulunan bütün propaganda imkânlarını kullandılar. Seçimlerden bir hafta önce, 27 Şubat'ta naziler parlamentoyu kundaklayıp bundan komünistleri sorumlu tuttular. Seçimde, naziler 17,3 milyon oy aldı ve 288 milletvekilliği kazandı, bu tüm oyların %48'i ediyordu (kasım 1932'de 11,7 milyon oy almış ve 196 milletvekili çıkarmışlardı). Komünist Parti yasaklandıktan sonra, Naziler sosyal-demokratları ve sendikal hareketi baskı altına aldılar, solcu erkek ve kadınlarla dolu ilk toplama kampları ortaya çıktı.
William Randolph Hearst Sovyetler Birliği'ne karşı psikolojik savaşta nazilere yardım eden bir mültimilyonerdir. William Hearst kariyerine 1885 yılında baş redaktör olarak, bir maden endüstrisi milyoneri, senatör ve gazete sahibi olan babası George Hearst tarafından San Fransisco Daily Examiner gazetesinin başına getirilerek başladı.

Bu yalanlar Hearst'ü bir milyoner ve basın dünyasında çok önemli bir adam yaptı. 1935'te, dünyanın en zengin adamlarından biri haline gelmişti, mal varlığının iki yüz milyon doları bulduğu tahmin ediliyordu ... 40'larda 25 günlük, 24 haftalık gazeteye, 12 radyo istasyonuna, 2 basın ajansına, filmlere reklâm sağlayan bir şirkete, Cosmopolitan sinema şirketine ve daha birçok şeye sahipti.

Hearst'ün gazeteleri günde 13 milyon satıyordu ve 40 milyon okuyucusu vardı. Amerikan yetişkin nüfusunun üçte birine yakını Hearst'ün bir gazetesini okuyordu. ...... Gazetelerin ilk sayfasında sık sık Sovyetler Birliği hakkında karikatürler ve sahte fotoğraflar yer alıyordu, elinde bir bıçak olan haydut Stalin karikatürü gibi. Bu makalelerin her gün ABD'de 40 milyon kişi, dünyada da daha milyonlarca kişi tarafından okunduğunu unutmayalım.
Şu an bir çok tartışmada belgeymiş gibi sunulan sözde küpürler, resimler, aslında ve çoğu Hearst'ün yalanlarındandır, kalanın çoğu da Nazi 5. kol faaliyetleri propaganda birimlerinden alınanlardır ve şu an Dünya bu tür sahte haberleri en çok paylaşanlar gericiler ve adlarına liberal diyen ve gerçekte piyasa faşizmi temsilcileri, yani Hearst gibi sahtekar, ikiyüzlüler ve elbette bunlara inanan saf(temiz kalpli) insanlardır...

https://en.wikipedia.org/wiki/Fake_n...s_in_the_1890s
Gazete "sahtekârları" için büyük bir fırsat oldu ve bunu geliştirdiler. Bu felaket hakkında hayal edilen, telgrafla iletilen ve basılan haber olmayan haberlerin miktarı bir cildi doldururdu. Gerçekmiş gibi yayınlanan fantastik hikâyeler ve gerçekmiş gibi basılan hayal ürünü spekülasyonlar bir kurgu kütüphanesi oluştururdu. [ 25 ]
Arizona Journal -Miner şunları ekledi:
Ancak Maine felaketi, sahte haberler için kullanılan tek konu değil. Büyük ölçüde sahtecilik ilkesine göre yönetilen ve gerçek haberlere ulaşılamadığında sahte veya uydurma haberlerle değiştirilen belirli bir gazete sınıfı da mevcut. Bu tür gazetelerin de iyi bir müşteri kitlesi var gibi görünüyor. [ 25 ]
William Randolph Hearst, sadece sarı basın, sahtekar basın değil, sahte bilim vb. haberleri de yaptırırdı, örneğin 1920 Amerikan Tabipler Birliğinin itirazları vardır, sadece müstehcen değil saçma sapan bilim haberi gibi sunulan akıl, mantık dışı haberlerle sanki bilimsellermiş gibi bilim köşeleri de dahildi. "Altın dişleriyle radyo dinleyen insanlar, binlerce yıllık taşlar içinde yaşayan kurbağalar vs. vs." ...

William Randolph Hearst'ün taktiği basit, yalan, sansasyonel, sahte, aşırı abartılmış haber, masal, korkunç karakterler üretme, insanların acılarını veya çeşitli suçları sempatikleştirme, cehaleti örgütleme, kitleleri yalan ile yönlendirme, aşırı sağcı hamasetle sömürme, aynen Hitler'in yolundan gitmek gibi ve günümüz Amerikan toplumunda etkili olan geri bilincin de dayanaklarından. Trump'ın, korkunç çeteleşmiş milyarderlerinin, Soros derneği(Açık Toplum Vakıfları vb. denen şebeke, ABD derin devleti vb.) bütün elemanlarının, mezarına gidip ayak taşını yalamaları gereken adam...

https://en.wikipedia.org/wiki/Yellow_journalism

Gazetecilik tarihçisi Frank Luther Mott, sarı gazeteciliği tanımlamak için beş özellik kullandı: [ 5 ]

1.) Büyük puntolarla korkutan, genellikle küçük haberleri sansasyonel hale getiren başlıklar
2.) Resimlerin veya hayali çizimlerin aşırı kullanımı
3.) Sahte röportajlar, yanıltıcı başlıklar, sözde bilim ve sözde uzmanlardan gelen yanlış bilgiler
4.) Genellikle yüzeysel makaleler ve çizgi romanlar içeren tam renkli Pazar eklerine vurgu sisteme karşı "zayıf" olana karşı dramatik bir sempati.
Ben idama karşıyım, ama idamı kullanan ABD, Çin gibi bir ülkede bu kişi aslında idamlıktır, başka bir ülkede ise aslında ömür boyu hapis cezası alması gerekecek kadar ağır suçludur, rezaletin önde gidenidir, hatta o derecededir ki, seri katilleri, tecavüzleri vb. dahi süsleyip, masallaştıracak, özendirecek, serileştiecek düzeyde bir yığın rezilliğin de mimarı, ilk yavşaklarındandır(sömürgenin ilk bit sirkelerindendir, bugünün egemen olan yandaş sahte habercilik, medyası ve meşrulaştırılmasının da en güçlü temellerindendir)....

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kurban Bayrami/Kesimi, Turkiye'de Tarihe mi Karisiyor? evrensel-insan İslam 21 20-10-2012 04:23
Türkiyemiz AIDS oldu,Gecmis olsun postal Politika 19 22-10-2010 15:25
"Dilaver'e Gecmis Olsun" Mesaji Neden Kaldirildi? evrensel-insan Konu-dışı 45 26-10-2009 16:55
Yaşlanma Tarihe Karışıyor imhotep Biyoloji 2 11-05-2008 08:41

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:32 .