
19-12-2025, 07:03
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.669
|
|
Baykoylu ilahi, tabulaştırma tarzı söylemlerin anlamı yok, ulusal sorunu da ancak sosyalizm çözer yönlü bir beklenti de doğru değil. Sorun özünde zaten burjuva bir meseledir ve illa şu ya da bu sistem meselesi değildir. İnsanlığın kurtuluşu en nihayetinde sosyalizmdir diye meseleleri kendi özgülünden yalıtmamak ve tepeden, muhataplara rağmen muhataplar adına yargı, ahkam koymamak gerekir. İşte AKP bile 20 yılı aşkın değiştirilemedi, demek ki ayet okuma tarzında sözde keskin, marjinal, sekter, elit propagandalar(ki belliki politika, bilinçli çalışma, koşulları görmek ve verili gerçeği kabul etmek lazım) fayda sağlamıyor. Bir toplumda etnik, dini ayrımlar hakim olmuşsa, o toplum bunu aşmadan bilinçlenebilir mi? (kaldı ki sistem değişsin veya toplumsal ilerleme sağlansın, bu süreçlerden geçmeden ilerleme olması beklenemez). İlla sistem değişsin denemez(bu meseleleri görmezden gelmeye, toplumdan kopmaya da, bürokrasi, teorik aristokrasiye, holiganlığa dönüşür), bu toplum böyle olduğu sürece zaten ilerleme sağlanamaz. Çeşitli beylik sloganlar anlam taşımıyor, meseleler teorik olarak ortaya konabilir ancak politikalar somut koşullara dayalıdır, olmak zorundadır ve bu koşullara göre-dair politikalar ayetçilik, ayet okuma haline getirilmemeli. Şimdi, şu an sorun ne, nasıl çözülmeli? İnsanlar gelecekte yaşamıyor, şimdi, şu an yaşıyorlar. Masaya atıp, al sana sosyalizm yaklaşımı doğru değil, huzur İslam'da kafası terk edilmelidir, bizim bazı koyu inançlı(sıfır bilinç) sosyalistlerimiz meselelere Taliban gibi yaklaşıyor, bilinç ve reel koşullar dışlanıyor, kendilerini peygamber ve ayetçi gibi görüyor ve böyle olacağını sanıyorlar, tam bir tapınmaya dönüşüyor, öz ve bilinç tükeniyor. Ve teoriler klişeştirilip, sloganlaştırılarak, dinleştirilerek uzaktaki cennet ve verili koşulların yok sayılmasına dönüşmemeli(burada teori tartışılmıyor, pratik, kendine özgü koşullar ele alınıyor, ne yapmalı meselesi teorik değil, ne olursa -gelecekte değil şimdi, şu an, bu koşullarda- çözüm sağlanır üzerinden, politik bakılıyor. Gerçek ve doğru olan, teoriye uygun olarak kitlelerle verili koşullar dahilinde politika üzerinden birleşebilmektir, geçerli ve diri olan budur. Kutsal kitapçılık değil.)... Kısaca her inanç ve feda siyaseti = dini siyasettir, bundan ve getirdiği cehalet, bağnazlıktan arınmak, uzak durmak gerekir.
------------------------------------------------
Marcos SSCB'nin Ukraynayı hele milli bir ayrımcılık esasına dayalı işgal ettiği ifadesi doğru değil, bu tarz piyasadaki propagandalar gerçekten uzak,,, bilinçli çarpıtmalar. Ukrayda sağ, faşist sağ daha başından, 100 yıl öcnesinden beridir güçlü ve köklüdür(bunların, bilhassa nazi müttefiki kesimlerin proagandaları gerçeği yansıtmaz).. Ukrayna kendi kaderini Sovyet Cumhuriyeti olmaktan yana kullandı(1922)... Bugün Avrupa ülkeleri, Avrupa Birliği'nin işgali altında mıdır?(elbette eleştirilecek yanları var) Yani diyelim ki İran sosyalist, Türkiye'de atıyorum Alman işgali altında veya Almanya, Türkiye'nin, kendi toprağı olduğunu iddia ediyor. Türkiyede sol İran gibi bir cumhuriyet olmaktan, sağın ne dediği belli değil veya bir kesimi monarşiden, bir kesimi de Almanya'nın güdümüne girmekten yana... Türkiye halkı tercihini sovyet cumhuriyet olarak yapıyor ve Almanya ise askeri olarak işgal stratejisini sürdürüyor ve işgale girişiyor. Bu savaşta Almanya-Türkiye düşman, İran-Almanya düşman, Türkiye-İran ise müttefik oluyor ve Türkiye'de sovyet rejimi kuruluyor, bu süreçte İran da askeri, politik destek veriyor ve sonunda Türkiye, İran'ın da bulunduğu sovyetler birliğine katılıyor... Mesele de etnik bir mesele değil.
1991'de SSCB'de referandum var ve her ülke kendi referandumunu yaptı. Örneğin Ukrayna halkı da, tercihini Sovyet Cumhuriyeti ve Sovyetler Birliği çatısı olmaktan yana kullandı. Yüksek Sovyet (parti falan değil bu, halk sovyetleri) gerekirse başbakanı değiştirme yetkisinde bir organdır. Üçkağıtçı Gorbaçov, referandum sonuçları olumlu çıktı diye(!) istifa ettiğinde yerine yeni bir Başbakan atayan da Yüksek Sovyetlerdir ama 1 gün başkanlık yapabilmiş, çünkü ordu darbe yapmış. Halkın %70'i sovyetlerden yana, %20 ise değildir ve orduda da durum aşağı yukarı bu yöndedir.
Referandum SSCB koşulalrındaydı o sebeple geçerli sayılamaz gibi kara propagandaların da geçersiz olduğu, sonraki yıllarda yapılan anketlerde görülmüştür. SSCB dağılmasından 15, 20 yıl sonrasında dahi yapılan anketlerde SSCB'ye dönme isteği ve daha iyi olduğu yönünde fikir beyan edenlerin oranı %50+ üzerinde olmaya devam etmiştir. Ben şahsen 10-15 yıl önceleri en az 30 Ukraynalı, bir o kadar Bulgar, Romanyalı, Rusyalı insanla tanıştım görüştüm, içlerinde 1 tanesi bile sovyet sistemine karşı değildir aksine özlemini taşıyorlardı, çünkü hepsi işçi, şoför, usta vb(üzerine de çakmakları, kemer tokaları, şapkaları orak çekiçliydi ve bilerek tercih ediyorlardı). Referandumda "sovyetlerle devam edilmesin" diyenler ise kararsız, fikri olmayanı çıktığında halkın 1/3,5 oranı tekabül eder ve nesiller değiştikçe zaten geçmişi hatırlayan, bilen veya muhtemel eğrisi-doğrusuyla kavrayan, bilen kalmayacaktır. Sözde siyaset ve bilhassa kapitalist siyaset, 100 parça içinden sadece 1 olumsuzu bulup, seçip genellemek ve bütün propagandayı üzerinden yapmak üzerine kuruludur.
SSCB darbe ile devrildiğinde, halkın kapitalist ülkelerdeki gibi siyaset dışı tutulmuş(tutulamaz çünkü orada sovyetler var), ezan, bayrak haydi oylar bize gibi işlevsiz bir sözde demokrasi toplum olmaması, daha bilinçli olması, yasaları üstün tutması, hak, hukuka riayet, siyaset kültüründen dolayı süreç hızlı ve kolay işledi. Bu süreçte ise aslında demografisi gereği Rusya'da kalması gereken bir kaç bölge, yer, evvelce konumu gereği imtiyazlı olan Ukrayna'da kaldı, bu ara yerleşkeler de referandum yapılmalıydı, yapılmadı. Neyse bu mesele günümüzle ilgili...
-------------------------------------------------------------------
Bugün Çin öne sürülüyor, oysa bölge yarısı Çinli olduğu halde hem özerktir hem de oradaki sorun etnik olmaktan ziyade, dini, siyasal İslam ile yaşanan çatışmaya dayanıyor. Benzer sorunlar SSCB'de de yaşandı, ağaların ayaklanması veya dini isyanlar. Bunlar olabilir, yaşanabilir ve kapitalist batı medyası nasıl işlemek işine gelirse öyle işler ve kapitalist toplumlar da sistemin doğası ve toplumun siyasetten men edilmişliğinin, istismar siyaseti ve yaşamak için patrona(ağaya) el etek öperek hayatta kalma ideaolojisi gereği bilinç faktörü sıfır denecek düzeydedir, bunlara kolay aldanır, empoze olur.... İşte Suriye, Afganistan'da yapılan-olan Çin'de denenmeye çalışıyor, ama başarılı olamadı...
Türkiye toplumunun en temel sorunu toplumsal cehalet, hak, hukuk, siyaset bilmemesi, bir avuç bezirganın elinde can çekişmesi, birbirine karşı kırdırılmak, kolay hamasetle sürüleştirilmek, kısaca etinden, sütünden, kanından en basit yollarla en ideal biçimde faydalanılması vs... Bu mesele aşılmadan hem bu konuda hem de toplumsal bilinç ve sırtlarındaki vahşi asalaklardan bir nebze olsa kurtulma yolunda adım atabilmesi mümkün değil, ve gerçekte mesele politik ve ancak politik olarak ve hak, hukuk zemininde veya Kürtler'in ayrılmasıyla çözülebilir. Ya öyle, ya böyle, din, inanç etnisitenin siyasallaştırılıp, istismar hamasetine dönüştürüldüğü, hele koşullara uyum sağlaması zor olan sahte demokrasili kapitalizm koşulları ve ikitdarın para ve istismar gücüne dayalı temsili sistematiği ve ucuz hamaset hükümet ve rejimlerinin kurulduğu koşullarda, başka türlüsü mümkün değil.
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Konu spartacus tarafından (19-12-2025 Saat 07:50 ) değiştirilmiştir.
|

20-12-2025, 19:15
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Sep 2012
Mesajlar: 1.280
|
|
|
ilahi, tabulaştırma tarzı söylemlerin anlamı yok, ulusal sorunu da ancak sosyalizm çözer yönlü bir beklenti de doğru değil. Sorun özünde zaten burjuva bir meseledir ve illa şu ya da bu sistem meselesi değildir. İnsanlığın kurtuluşu en nihayetinde sosyalizmdir diye meseleleri kendi özgülünden yalıtmamak ve tepeden, muhataplara rağmen muhataplar adına yargı, ahkam koymamak gerekir. İşte AKP bile 20 yılı aşkın değiştirilemedi, demek ki ayet okuma tarzında sözde keskin, marjinal, sekter, elit propagandalar(ki belliki politika, bilinçli çalışma, koşulları görmek ve verili gerçeği kabul etmek lazım)
|
Saygideger Spartacus,
Ilginc bir yorum yapmissiniz!! Dunyanin hangi ulkesinde EGEMEN GUCLER VE BUYUK BURJUVAZININ Kendi icindeki azinliklar veya farkli uluslarin hakkina ve hukukuna saygi duymus,
Uluslarin kendi kader tayin hakkina imkan ve olanak tanimis?
Gelismis kapitalist ve az gelismis ulkelerde, Ezen ve Ezilen ulus arasindaki mucadele savaslarla baslamis olsada, Ezen ulusun katliamci bazende bariscil politikasinin akabinde sindirip puskurtmustur.
ABD nin kurallarina uymiyan Saddam, Esad, Kaddafi, Bin Ladin ve benzeri liderler Egemen gucler tarafindan cezalandirilmis. ileriki asamada olabilecek olumsuzluklari engellemek icin, O ulkede azinliklara bazi haklarin taninmasi Kendi cikarlarindan ve gelecegini garantiye alma politikasidir.
Burjuva demokrasileri kavrami, Sozum ona bazi sosyalistler tarafindan telafuz edilsede, kapitalist sistem icinde sosyal devletin varligi ve temel insan haklarinin var olmasi temelinde ortaya cikiyor.
Aslinda, kapitalizmde (Fikir, Dusunce ve Basin Ozgurlugu) demokrasinin var olmasi veya var oldugunu gostermesi, ve bunada burjuva demokrasisi tanimi yapılmasıi dogru degil. Kendisini Sosyalist gormeye calisan bazi Sosyalistler bile yillardir bu tanimi yapmaya calisiyorlar, tipki Turkiye`de cumhurriyetin kurulusundan beri Fasist sistem ve fasist duzeni DEMOKRASI olarak gosterilmeye calisilmasi, Kan emici fasistleri de onder ve basbug olarak gormeye calismasi gibi. Bu tur yaklasimlar ve tahliller DEMORKRASI DIDIGIMIZ SISTEMLERIDE YERIN DIBINE ITMEYE CALISIYOR, Insanlar her sistemide domokrasi olarak gormeye calisiyor. Sistemlerin tahlilini dogru tespit edersek, yaptigimiz tahlilleride dogru yapmis oluruz. Demokrasiyi Burjuvazinin arka kapisi gostermeye calisirsak, Burjuvazinin tek kurtulus ve umut kaynagi olarak gostermis oluruz.
Cunku burjuva demokrasisi tanimi, demokrasinin burjuvaziye ait oldugu sonucuna yol acar.
Saygi ve Insani Sevgilerimle.
MILLIYETCILIK COCUKLUK HASTALIGIDIR. INSANLIGIN DA KIZAMIGIDIR. EINSTEIN.
ADOLF HITLER VE MUSSOLINI GIBI IRKCILARIN USTASI, ATATURK`TUR
|

20-12-2025, 19:20
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Sep 2012
Mesajlar: 1.280
|
|
İmha ve İnkar Politikalarına Karşı Direniş Sürüyor
Türk devletinin kuruluş süreci aynı zamanda Kürdistan coğrafyasında imha ve inkâr politikalarına sistemlilik kazandırma sürecidir. "Tek vatan, tek bayrak, tek millet" söylemi bu ırkçı, inkârcı politikanın en açık ve özlü ifadesidir.
Ve aynı zamanda bir devlet politikasıdır. Dolayısıyla Kürt coğrafyasına dönük saldırıları dönemsel görmek veya kimi burjuva partilerinin izlemiş olduğu politikalarla açıklamaya kalkmak yanılgılı bir tutum olur.
Keza yüz yıllık cumhuriyet tarihine baktığımızda Kürt ulusuna, diğer azınlık milliyetlere karşı izlenen inkarcı-baskıcı politikaların Kemalizm denilen burjuva ideolojisine dayandığı gerçeğini göreceğiz. Yani bugün burjuva parlamentosunda Kürt sorununa yaklaşımda burjuva partilerinin aynı karşı devrimci şarkıyı mırıldanmaları asla bir rastlantı değildir. Bilakis Kemalizm denilen bu faşist bataklıktan üreyen-beslenen güçlerin, ırkçı düşünüş ve hareket tarzlarının yaratmış olduğu ortak ruh halinin dışa vurumudur. Söylemlerindeki ton farklılığı öze ilişkin değil, biçimsel ve yanıltıcıdır.
Gerçek şu ki; "çözüm süreci "olarak tarif edilen dönemde AKP iktidarının sorunun çözümüne ilişkin söylemlerinin ciddiyeti ve karşılığı ne ise bugün CHP başta olmak üzere burjuva muhalefetinin söylemlerinin karşılığı da odur. İlericilik-devrimcilik adına bundan kuşku duyanlar varsa, yüz yıllık cumhuriyet tarihine bakmaları yeterlidir.
Karşılarında değişen iktidarlara, hükümetlere rağmen değişmeyen inkârcı ve ilhakçı politikaları göreceklerdir. Bu politikaların görece yumuşaması veya çatışmasını belirleyen ezen ve ezilenler arasında süren mücadelenin boyutu, egemen sınıfların yönetme kabiliyeti vb. faktörlerdir. Nitekim genel manada sınırlanan demokratik hak ve özgürlüklerden, yaşanan yoksulluk ve sefaletten dolayı AKP-MHP faşist koalisyonuna karşı biriken ve yer yer lokal düzeyde eylemlikle kendini açığa vuran bir öfke karşısında CHP ve diğer kimi burjuva muhalefet partileri bu öfkeyi parlamento koridorlarında tüketmek için pusudadır.
Bu pusu, işçilerin, emekçilerin, ezilen Kürt ulus ve azınlık milliyetlerin haklı ve meşru mücadelesine karşı kurulan bir pusudur. Her koşulda sistemin varlığını koruma, sisteme yönelen devrimci mücadeleye ket vurma ve onu sistem içinde çürüterek tasfiye etme tuzağıdır. Tüm bu politikalar, egemen sınıfların militarist güçleri tarafında dağ başlarında, sokaklarda devrimci savaşçılara kurmuş oldukları hain pusuların yasal zemindeki versiyonudur. Biri fiziksel imhayı, diğeri haklı öfkeyi hilelerle etkisiz kılmayı içeriyor. Bu nedenle burjuva muhalefetinin bu aldatıcı politikalarını somut pratikler üzerinde teşhir etme faaliyetlerine hız vermeliyiz.
TC devleti için güncel bağlamda nerede ulusal demokratik haklarından söz eden bir Kürt örgütlülüğü varsa, orası savaş alanıdır. Rojava'da, Irak Kürdistanı'nda gerçekleştirilen işgal saldırıları, bu ırkçı ve inkarcı faşist anlayışın ürünüdür.
Hiç kuşkusuz hem tarihsel olarak hem de güncel bağlamda Kürt halkına karşı işlenen bu suçlarda TC devleti yalnız değildir. Emperyalistler, Kürdistan coğrafyası üzerinde hakimiyet kuran bölgenin diğer gerici-faşist devletler de TC'nin suç ortaklarıdır. Bugün TC, İran, Irak ve Suriye devletleri arasında bölgesel çıkarlar bakımında önemli derecede çelişkiler mevcuttur. Ve an itibariyle TC, Irak ve Suriye topraklarında işgalci bir konumdadır.
Bu işgalci politikalara karşı kimi dönem cılız da olsa bu devletlerin sözcüleri tarafında bazı itiraz sesleri yükselmektedir. Ama sorun, Kürtlerin demokratik hak ve özgürlük talepleri olunca, hepsi aynı masada inkarcı ve katliamcı politikalar sürdürme konusunda buluşmaktadır.
Bu kapsamlı saldırılara karşı gerillanın sergilemiş olduğu direnişi sahiplenmek, her fırsatta işgalci politikaları teşhir etmek güncel bir görevdir. Bu görev, diğer tüm devrimci görevlerimizin bir parçasıdır.
MILLIYETCILIK COCUKLUK HASTALIGIDIR. INSANLIGIN DA KIZAMIGIDIR. EINSTEIN.
ADOLF HITLER VE MUSSOLINI GIBI IRKCILARIN USTASI, ATATURK`TUR
|

20-12-2025, 19:35
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Sep 2012
Mesajlar: 1.280
|
|
Erdoğan ve cumhur ittifakı'nın hazırlıkları iç savaş odaklıdır!
İçinden geçilmekte olan sürecin bu ayırt edici özelliği, rejimin ne kadar da kırılgan bir durumda olduğunun, çıplak bir ifadesi olarak da okunabilir elbet.
Bu, bir bakıma; öz ile biçim arasında oluşan muazzam tezatlık halidir! Yani bir yanda adeta her şeye muktedir ve sistemin ihtiyacını duyacağı her türlü düzenlemeleri bir kararname veya bir buyruk ile anında yerine getirebilme pratikliği ve kudretini kendisinde toplamış "tek adam diktatörlüğü" var ve ama öte yanda da sistemin temel direğini oluşturan kural ve nizamlar sisteminin ortadan kaldırılmasıyla, sistemin içine sokulduğu güvencesizlik, hukuksuzluk, adaletsizlik, liyakatsizlik ve istikrarsızlık hallerinin oluşturduğu kaosun, sistemi kendi içinde adeta çökertme noktasına sürüklemiş olması hali var.
Bu olgu; hâkim sınıf klikleri arasında kıyasıya sürecek çok çetin bir kapışmaya da "özel bir saha" oluşturma karakterindedir. Nitekim hem Cumhur İttifakının kendi içinde ki ve hem de muhalefette olan klikler ile iktidardakiler arasında bu yönlü ciddi kapışma emareleri fazlasıyla oluşmuş durumda.
Keza bu olgu; çok aleni bir şekilde, yönetme yetkisini elinde bulundurmakta olan "muktedirin", kucağında, ciddi şekilde, artık bir, "yönetememe krizi" olduğunun da ifadesidir.
Yaşanan ekonomik krizden ötürü halkın genelinin, başta Kürt halkına uygulanan sömürge hukuku nedeniyle özelde Kürt halkının ve keza dinci yobazlığın her geçen gün tırmanarak artan yükselişi nedeniyle başta Aleviler olmak üzere, seküler yaşamdan yana halk kesimlerinin artan bu anti-demokratik uygulamalar nedeniyle artık bu şekildeki bir yaşama giderek artan öfke ve tepkileri de bu içinden geçilmekte olunan sürecin bir başka önemli ve ayırt edici özelliği olarak okunabilir.
Sürecin çok önemli bu iki özelliği, devrimci sol-sosyalist ve komünist güçlerin önüne, devrimci bir durumun oluşması için gerekli olan, malum o üçüncü koşulun da oluşabilmesini kolaylaştırıp, hızlandırma adına, devrimci siyasal mücadeleye var güçleriyle asılma ve devrimi örgütleme görev ve sorumluluğunu koymaktadır, demek, herhalde ki son derece isabetli olacaktır.
"Her birimizce ve kendisini bu sistemin ve iktidarın muhalifi addeden herkesçe sorulması ve tartışılması gereken soru şu: Bütün bunların anlamı nedir?
Neden ve hangi hesaplarla böylesi devasa boyutlara varan hazırlık ve organizasyonlara ihtiyaç duyuluyor?"
Yukarıya aktarılan, birbirini tamamlayan bu iki soru, hatırlanacağı gibi bir önceki makalenin son paragrafındaydı.
Özel olarak siyasal İslamcı Erdoğan iktidarının ve genel olarak da "Türk-İslam Sentezi" nin katı savunucularının bir kısmının katılımıyla oluşturulan Cumhur İttifakı'nın devasa bir maliyeti de olan böylesi ürkütücü boyutlara varan tüm bu hazırlıkları (gözden kaçırılmamalı ki bunlar sadece göz önünde olanları!), elbette ki asla öylesine, yani sadece bir nevi hobi olsun diye yaptıkları, söylenemez değil mi?
Söylenemez elbet! Genetikleri tamamen Osmanlı-Bizans ve Goebbels entrikaları ile kodlanmış bu karanlık dinci-ırkçı-faşist şer odaklarının bütün bunları "hobi" olsun veya sadece bir "blöf" enstrümanı olarak el altında bulunsun diye yapmadıkları, yapmayacakları; azıcık tarih bilincine sahip herkesin malumu olsa gerek.
O halde, kitlesel bir reflekse de dönüştürerek, haklı olarak sormak gerekmez mi: Neden ve hangi hesaplarla böylesi devasa boyutlara varan hazırlık ve organizasyonlara ihtiyaç duyuluyor?
Aslında çok açıktır ki bunca hazırlık, asla öylesine bir "ritüel" olmayıp; ille ki ama ille ki stratejik bir hesabın, çok olasılıklı bir kurgunun ve kendi ifadeleriyle de ifşa ettikleri o "kutsal/mübarek" beka sorununun gereğince yapılmaktadır.
Ancak bu hazırlıkların yekpare olmayıp, ikili-üçlü, sarmal özgün bir karaktere sahip olduğunun da mutlak surette tespit edilmesi gerekiyor: Bazı baskın enstrümanlarıyla, bu bütünlüklü hazırlıklar bir yönüyle, olası toplumsal kalkışmaları ezip bastırmak iken; diğer yönüyle de hem Erdoğan'ın kendi iktidarını diğer (örneğin "ulusalcı- laik Kemalist" veya "Avrasyacı" ve NATO'cu emperyalist bloklar arası yapacağı keskin tercihler sonucu, bir tarafın hedefi haline gelmesi gibi) burjuva kliklere karşı koruma ve ama aynı zamanda da Cumhur İttifakı'nı oluşturan AKP ve MHP kliklerinin bir birlerine düşmeleri halinde de (örneğin Fethullahçılarla olduğu gibi) ayrışarak bir birlerine karşı kullanacakları bir özelliğe de sahip olduğunu bilmek gerekiyor.
Yani bunlar, çok uzunca bir süreden beridir ki (kuvvetli olasılıkla hem Gezi İsyanı hem Fethullahçılar ve hem de Mısır'da Mursi iktidarı ve benzerlerinin akıbeti deneyimiyle de) "ne pahasına olursa olsun iktidarımızı-avantalarımızı ve istikbalimizi koruyacağız." anlayış ve tutumuyla hareket ediyor olduklarından; hazırlıklarını da tamamen bu stratejiye uyarlı olarak ele almaktalar.
Yani özetle bütün bu hazırlıklar, esasen ve de tamamen iç savaş odaklıdır!
Dolayısıyla da başta sol-sosyalist ve komünist güçler olmak üzere, toplumun ilerici-demokrat, laik kesimleri ve özel olarak da Kürtler, Aleviler ve kadınlar, her yönüyle çok aleni bir şekilde "göz önünde" olan bu ölümcül-vahim hazırlıklara karşı ses yükseltmekte, yerel ve küresel bazda her platformda etkin bir teşhir faaliyetini başlatmakta, artık daha fazla gecikilmemelidir.
Bir an önce şu lanet olası "deve kuşu" taklidi, oyalanıcı ve alttan alıcı tutum terk edilmeli. Aksi takdirde, birçok kereler yaşandığı gibi, maalesef ki tarihi tekerrür ettirircesine bir ‘büyük beceri' ile, benzeri ve aslında çok daha büyük bir vahşeti, toplum olarak yaşamaktan hiçbir ‘sihirli güç', (buna Alevilerin Xızır'ı, dini bütün saf ‘mümin'lerin Allah'ı da dahil) bizi kurtaramayacaktır.
Dolayısıyla da tamamen bilinçli ve iradi bir şekilde buna karşı hazırlanmayı, kaçınılamaz bir zorunluluk ve sorumluluk olarak ele almak gerekiyor.
Hazırlıklar kapsamında yapılması gerekenlerden biri, yukarıda ifade edilen yoğun bir teşhir faaliyetiyle bu alçakça planı deşifre edip, geniş kamuoyunu zihnen hazırlamak iken; bir diğeri ise "öz savunma" kapsamında, organize olup, ciddi şekilde hazırlanmaktır. Bu özel ve hassas konuda burada elbette teferruatlı bir anlatıma girmek gerekmiyor; ama bunun nasıl olabileceği konusunda hem özel olarak devrimci yapıların ve hem de toplumsal hafızamızda azımsanmayacak bilgi ve deneyim mevcuttur.
Bunlar, karşı cephenin sahip olduğu yeni savaş teknolojisi ve meskûn mahal savaş konusunda doğrudan ve dolaylı edindiği deneyimleri de hesaba katılarak güncellenmesi ve yeni enstrümanlarla takviye edilmesi halinde; halkın kahredici o örgütlü gücünün kudretine rahatlıkla kavuşturulabilir.
Bu konuda da elbette ki birilerinin "lokomotif" görevini üstlenmesi gerekiyor; çünkü sosyolajik bir gerçekliğimizdir ki maalesef toplumumuz hâlâ Nazım Hikmet'i önemli oranda haklı çıkaran bir özelliğe sahiptir. Dolayısıyla ve doğallığıyla da bu görev öncelikli olarak ve esasen devrimci sol-sosyalist ve komünist güçlerin omuzlarındadır. Varlık koşulları gereği, bu görev onların zaten asli görevidir de.
MILLIYETCILIK COCUKLUK HASTALIGIDIR. INSANLIGIN DA KIZAMIGIDIR. EINSTEIN.
ADOLF HITLER VE MUSSOLINI GIBI IRKCILARIN USTASI, ATATURK`TUR
|

21-12-2025, 00:23
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.669
|
|
Baskoylu´isimli üyeden Alıntı
Saygideger Spartacus,
Ilginc bir yorum yapmissiniz!! Dunyanin hangi ulkesinde EGEMEN GUCLER VE BUYUK BURJUVAZININ Kendi icindeki azinliklar veya farkli uluslarin hakkina ve hukukuna saygi duymus,
|
İfadelerinin geride kalanı haklı çıkma çabası olduğu ve alakasız örnekleme üzerinden bindirme amacı taşıdığı ve benim ifadelerimle veya kastımla alakası olmadığı için her birini ayrı ayrı, kendi özgülünde değerlendirmeyi gerekli görmüyorum(dil yasağının, ötekileştirmenin kaldırılması talebi veya bu yönde mücade edilmesi = ezilenlerin, sömürülenlerin, sömürülmemesi, sistemin değişmesi anlamına mı geliyor ki, boca ediyorsunuz? ne söylendiyse özgülünde ve temelde yatan bilinçle değerlendirmeniz gerekir.)... Daha bu ifaden dahi dahili olacağım türden tartışma anlayışı içermiyor(kült, klişeleştirme, tabu tabanı kendini gösteriyor)...Hiç bir ifademde, sermaye ve iktidarlarının ezilenlerin hak ve hukukuna saygı duyacağı, nihai kazanım sağlayacağı ya da böyle bir beklentide olduğumu söylemedim, o halde siz nereden çıkardınız? Sermayeden saygı duyma beklentisi dahi özünde teslimiyeti işaret eder, saygı duymaları kimin umurunda? Saygı duyması beklenemez ve bu alanda hak ve hukuk namına verilmeyen hiç bir mücadele de, mücadele olmaz ve mücadele Kasımpaşalı edayısıyla sadece bayrak sallamak olarak görülemez...
Solun da Talibanizmi, küçük burjuva sol tasfiye, "inanç- tarikat" anlayışı hayli mevcut ve bu anlayışlarda cehalet ve kült yaklaşımı bir yana(teolojik yüceltmeler, yüce ideolojiler, ayet ezberi, toplumu fabrikadan çıkma değişmez görme, kendini sınıfa, halka rağmen sınıfın, halkın yerine koyma ve yabancılaşma-aristokratlaşma, süreğen alakasız slogan atma, sitem, şikayet, her melanetin sebebi şu kişi(o kişiden sosyalizm beklentisi veya sosyalistmiş gibi davranması beklentisi, zaafı, hatası ve her fırsatta karalamanın yarar getirdiğini sanmak, psikolojik deşarj uğruna verdiği kayıp), eziklik, feda psikolojisini ajitasyon sanmak -özde yatan dini siyaset biçimi- vb. bilinçli olmak veya bilinçli davranıldığı anlamına gelmez), materyalizmle, Marksizmle, bilimle, sosyalizm bilinciyle de kökten çelişirler, zarar da verirler. Yani öz itibarıyla uyuşmazlar ve bu durum da, bilhassa feodal gelenek, siyaset biçimlerini aşamayan toplumlarda kaçınılmaz yaşanacak ve süreçle arınacak. İNANÇ, TABU faktörü hayli şeyleri sloganik biçimde söyletir ve bu sloganik söylemlerin, tabu edilenle, edilmemiş haliyle tezat oluşturması beklenemez. Tezat yolun sonundaki tabela kıyasında veya niyet de değil, yolda yürürken ve nasıl yüründüğü veya yürünemediği konusunda ortaya çıkar. Ne için mücadele ediliyor(doğru soru bu olmalı ve doğru cevap da sömürüsüz, hak ve hukuka dayalı dünya olmalı, öyleyse şimdi, şu an nasıl davranılması ve ne yapılması gerekiyorsa öyle olunmalı, yani hak, hukuk demeyi öğrenmeli, çünkü zaten özünde bunun için mücadele ediliyor. Teori de;;; ne oluyor da, olan nedir ki, sömürü vs. kısaca hak ve hukuskzuluk, adaletsizlik doğuruyor ve hakim oluyor, nasıl ve ne olursa adalet, hak ve hukuk mümkün olur üzerinden oluşuyor. Sömürü dediğimiz de klişe değil, temelde haksızlığa dayanır. Sömürünün nasıl sağlandığı ve hangi koşullarda gerçekleştiğini bilmek yetmez, hak ve hukuk, özgürlük mücadelesi üzerinden de pratiğe dökülmesi gerekir ve bu pratik, teoriyi dışlamaz, aksine sağlar)? Verili koşul ve nasıl davranması gerektiğini bilmeden, kendisine İsa vasfı yüklemek vs., tabulaştırma tarzı ve daim özel propaganda, ayet, klişecilik, kitabilik üzerinden, bir adım önü, burnunun ucu ve ucundakileri ve kendi varlığının neye tekabül ettiğini görmeden, süreğen şarampole yuvarlanıp durmak da, elbette niyet üzerinden değil durum ve neye yol açtığı üzerinden okunabilir(cehennemin yolu, iyi niyet, inanca dayanma, yaslanma taşlarıyla örülü).
Ulusal mücadeler = burjuva mücadelelerdir, illa nihai bir kurtuluş amacı yüklenemez, ancak mümkünse nihai mücadeleye entegre olması beklenebilir(Çaba sarfedilir. hangi sınıfın önderlik ettiği, taleplerine göre sistem içi, dışı sağlanıp, sağlanamaz olduğu vb. tümü de ayrıca ele alınabilir ve örneğin dil yasağının kaldırılması, toplumsal ötekileştirmenin giderilmesi veya en azından zayıflaması ve hukuki güvence talebi, sınıfsal bir talep değildir ve şu ya da bu partisi de bağlamaz ve mesele şu ya da buna AKP, MHP, PKK vb. indirgenemez). bunu 1 sayfa anlatmak zorunda değilim, ama lazımsa sonraya bırakabilirim.
HAK VE HUKUK da verili koşullar ve oradan hareketle ifade edilir, yani ey Kürtler diliniz yasaksa boşverin, tamam yasaklanmış, kabul edilmemiş veya toplum içinde Kürt, Türk, Alevi, Sünni diye sınıf, işçi, emekçiler, halk ayrıştırılmış, sermaye böyle daha güçlü olmuş, bırakın dağınık kalsın nasılsa -tasfiyecilik- sosyalizm geldiğinde(gaipten inecek, 3-5 peygamber çıkar sizi kurtarır) çözülür diyemeyiz... Huzur İslam'da tarzı siyaset, materyalizm, Marksizmle, özüyle çelişir ve bu tarz özünde feodal mücadele, iyi ile kötünün(dinsel), mün'in ile kafirin, doğru ile yanlışın, dost ile düşmanın savaşı, kan davası türünde yaklaşım, anlayışıdır...
Meseleye taktik olarak bile yaklaşsanız, toplumlar içerisinde çeşitli aidiyetler üzerinden ayrıcalık ve ötekileştirme empozunun, ulaşmak istediğiniz hedefe fayda değil zarar verdiğini de görürsünüz. Sonra demokrasi, hak, hukuk mücadelesi vermemenin sınıf, toplumları bir adım ileri taşımayacağını da bilmek gerekir. Neyse, bu mesele üzerine nasıl yaklaştığınızı gözden geçirin, AKP+MHP'nin kendini kurtarmak için istismarı üzerinden açıklama gayreti bile başlı başına dramatiktir...
Herhangi bir aidiyetin, kendi dili veya inancını yaşaması için sosyalizm şart değil(Türkiye'de Türkçe yasak mı? yani?) veya böyle bir hak talebinde bulunması için de hak iddiasında bulunamazsın, çünkü bu Sosyalizm ve nihai kurtuluşu sağlamaz denemez(insan dünyaya "sosyalizm" için gelmiştir ve kuludur gibi yaklaşılamaz). Ancak bunun koşulları veya demokratik hak ve talepler mücadelesi ve kazanımlar da toplumsal cehaletin aşınmasını, sınıf ve toplumların gerileşmesi değil, ilerlemesi ve olanaklar, araçlar sağlar. Sonuç olarak, hak-hukuk çerçevesinde bakılması en sağlıklısı iken, yine de meselenin politik, stratejik hattıyla da düşünülecekse, dilini konuşması ve kültürünü yaşama, ÖTEKİLEŞTİRİLMEME hakkı, talebi ve kendi üzerinden sermaye iktidarlarının ayrımcı, bölücülüğünü ve olumsuz sonuçlarını def etmek elzemdir. Sermaye ve baron iktidarları SAYGI DUYMAZMIŞ, bunlardan SAYGI MI BEKLİYORSUNUZ?.
Türkiyede ötekileştirme ve şovenizm, toplum ve sınıfı ötekileştirme, bölme ve dincilik, ırkçılıktan nemalanma meselesine karşı hak ve hukuk mücadelesi, şu ya da bu rejimin, şu ya da bunların kendi han-ı yağmasını kurtarma namına menivela veya günü kurtarma taktiğine de indirgenemez, meseleye de böyle bakmak ve buraya indirgemek cehalet örneği ve farkında olunmadan şovenizme, sermaye iktidarlarına hizmeti sergiler. Öyleyse kendi menfaatleri namına ürettikleri silah, koz, meseleyi alet, sınıf ve toplumu bölüp birbirine karşı hasım haline getirmeleri, istismar, hamaset üzerinden toplumsal cehaleti sağlama ve gütmelerine de engel olunmalı, mahrum bırakılmaları gerekir.
AKP+MHP kleptokratik faşizmi üzerinden değil, meseleleri kendi özgülünden okumak gerekir. AKP+MHP iflas etmiş durumdadır ve bunun farkındalar, ellerinde ise ya bir savaş veya iç savaş, olağanüstü hal veya gündemi etkili biçimde değiştirerek, arka planda kendilerine yer tayini, sağlamlaştırma veya yedekleme oyunlarından fazla seçenek kalmadı ve bu yedekleme illa DEM değil, İYİP üzerinden de yürüyor olabilir, pişirip pişirip masayı devirmelerine bakar.. Bu onların sorunu, politikası, biz tercihlerimizi bunların politikasına bağlamamalı veya bizim tercihlerimiz bunlara bağlı olmamalı öyle değil mi? Tabi hiç birimiz bir kaşık suda dünyalar kurup yıkmıyor veya Mars'ta yaşamıyorsak.
[edit: NOT]: Bir de konuya astığınız yazıların kaynağını ekleyin(böylece neresi sizin görüşünüz neresi kaynaktan bilebiliriz ve dileyen kaynağından okur) ve sizi ilgilendiren ve yorum getireceğiniz detaylar varsa ilgili bölümlerin alıntısını yapabilirsiniz(eğer yazı başlığın sağlayanı veya konu tartışmadan ziyade kaynak paylaşımına dayalı değilse veya öyle ilerlemiyor, teknik-özel bir sebebi yoksa, olduğu gibi paylaşmamalı).
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Konu spartacus tarafından (21-12-2025 Saat 03:32 ) değiştirilmiştir.
|

22-12-2025, 19:04
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Sep 2012
Mesajlar: 1.280
|
|
|
İfadelerinin geride kalanı haklı çıkma çabası olduğu ve alakasız örnekleme üzerinden bindirme amacı taşıdığı ve benim ifadelerimle veya kastımla alakası olmadığı için her birini ayrı ayrı, kendi özgülünde değerlendirmeyi gerekli görmüyorum
|
Sayin Spartacus.
Hakli Cikma Cabasi!!!
Alakasiz ornekleme uzerinden bindirme amaci tasidigi!!!!!
Algiladiginiz ve algilamak istediginiz sekillemeler, bazi rahatsizliklarin baslangici olabilir veya ben yanlis algilamis olabilirim.
Benim size yonelik tek bir elestirim oldu, bu da benim bakis acimdir, veya teorik olarak hem fikir olmadigim konu oldugundan dolayi elestirme geregi duydum.
Fikir ve dusuncelerimizi veya farkliliklarimizi paylasmak icin size yonelik yaptigim konu ile ilgili.
|
ilahi, tabulaştırma tarzı söylemlerin anlamı yok, ulusal sorunu da ancak sosyalizm çözer yönlü bir beklenti de doğru değil. Sorun özünde zaten burjuva bir meseledir
|
Burjuvazinin UKTH nin cozumunde basarili olamyacagini boyle bir derdinin olmadigini aksine kendisine zarar verceginin aciklamasini yapmaya calistim...
Sizinle bu konuda sohbete bulundugumdan ve kisacik bu degerlendirmenizi elestirdigim icin OZUR DILERIM.
Birbirimizi elestirmek, farkliliklarimizi yapici ve egitici bir yaklasimla paylasmak kadar guzel ne olabilir.
Burada Ticaret veya bir konuda yapilmis bir olumsuzluktan dolayi, Sen bunlari yaptin, bende mecburen bunu yaptim, sonuc bundan dolayi husran oldu, vs vs vs vs.
Sen hatalisin, ben hakliyim, Sen Yanlissin, Ben Dogruyum vs vs vs vs gibi olumsuzluklardan dolayi, Benlik ve bencilliklerle hakli cikma, uste cikma, vs vs vs gibi olumsuzluk yaratacak bir ortam oldugunu gorumuyorum.
Oylesi bir ortam icine kolay kolay girmeyi tercih etmem. Konu ve konulara farkli bakis acimiz olabilir. Farkliliklarimiz ve dusuncelerimiz zenginliklerimizdir dusuncesi ile SAYGI DUYARIM.
Bana gore, UKTH nin dogru cozumu Sosyalizmde gecerli olabilir. Size gore ise Sosyalizmin isi degil. Burjuvazinin isidir dusuncesi olabilir..
Saldiri olarak algilayip, farkli ortam yaratmanin bir cozum olmiyacagini aksine kirici ve yikici bir ortam olusturacagini dusunuyorum.
GEVEZELIK EDIYORSUNUZ DIYEREK!!!!!!!!
Elestiri ve Ozellestiriye acik olmiyan, Kisisel satasmalari kendisine amac edinenlerle Yikici, Kirici tartisma ortamina girmemenin dogru oludugunu dusunuyorum.
Saygi ve Insani Sevgilerimle.
MILLIYETCILIK COCUKLUK HASTALIGIDIR. INSANLIGIN DA KIZAMIGIDIR. EINSTEIN.
ADOLF HITLER VE MUSSOLINI GIBI IRKCILARIN USTASI, ATATURK`TUR
|

23-12-2025, 12:26
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.669
|
|
Baskoylu´isimli üyeden Alıntı
Sayin Spartacus.
Hakli Cikma Cabasi!!!
Alakasiz ornekleme uzerinden bindirme amaci tasidigi!!!!!
Algiladiginiz ve algilamak istediginiz sekillemeler, bazi rahatsizliklarin baslangici olabilir veya ben yanlis algilamis olabilirim.
|
Zaten izah etmiştim. NİHAİ sömürü ve ezilenin nihai kurtuluşundan söz etmedim, elimden geldiği kadar basitçe izah etmeye çalışmıştım, daha nasıl basit izah edilir bilmiyorum... Dil, kültür gibi yasaklar ve getirdiği ötekileştirme, toplumun böylece birbirine karşı ayrıştırılıp, kişilere hamasi kimlik verilerek çatıştırılması kimin işine yarıyor? İnsanın hak ve özgürlük mücadelesi verili ve her an anlamlıdır, bunu kavramak gerekir. Ama götürüp, hak, hukuk mücadelesinin anlamı yok, sanki sermaye saygı mı duyacak gibi ele almak ne anlama gelir? Sömürü ve ezilmek, ötekileştirilmeye karşı verilen her türlü mücadele HAK mücadelesidir... İzah edemiyorum ya da anlaşılmak istenmiyor. Sosyalizm, İslami bir uhreviyat, hak hukuk mücadelesi de bir cihad türü değil. Hazır paket gaipten gelecek bir tabu da değiller, insanlar hak ve özgürlükleri uğruna mücadele ederek ve bu koşullar dahilinde ancak bilinçlenerek ve o bilinç de nesnel bir yapıya(örgütlenme) dönüşerek, basit ve kolay olmayan süreçler ve koşullardan geçerek ve elbette yön tayini ihtiyacının da zorunlu hal aldığı(hem koşullara uygun politika hem de stratejiye dayalı rehberlik, esas iş burada), diri koşullarda anlamlıdır, kazanılır. Ama çıkıp hak talep etseniz ne olacak sanki sermaye buna saygı mı duyacak tarzında küçümseyici yaklaşımlar sol sapma, geri dönüşü tasfiyedir. Bu,, insan, sınıf, toplum ve doğadan kopuk, insanlar, sınıf halka rağmen halk ve tanrılaşmış kutsal tabular adına cidahçı mücadele anlayışı, modelini aşmak zorundayız. Ne için mücadele ediliyor? Bu sorunun cevabı elzemdir. Hak(sömürülmemek, ezilmemek, hakkını almak), hukuk, özgürlük(koşul ve sağlayıcı olanaklarına sahip olabilmek) demokrasi(gerçek demokrasi), yaşanabilir ve sürdürülebilir dünya mı yoksa tabulaştırlmış sistem isim ve sembolleri, dava ve inanç mı? İşte bu belirleyici, zira sosyalizm de o haklar ve mücadelesi, sağlayıcı koşul olarak-namına doğar...
Baskoylu´isimli üyeden Alıntı
Burjuvazinin UKTH nin cozumunde basarili olamyacagini boyle bir derdinin olmadigini aksine kendisine zarar verceginin aciklamasini yapmaya calistim...
Sizinle bu konuda sohbete bulundugumdan ve kisacik bu degerlendirmenizi elestirdigim icin OZUR DILERIM.
|
Sermayenin, burjuvazinin DERDİ aksine SINIFI, toplumu bir çok sebep, faktörle BÖLMEKTİR(öyleyse?). Bunlar pespaye menfaatleri uğruna sınıfı, toplumu bölüyor, sahte demokrasilerini, oligarşiyi perde önü siyasette hakim kılmanın aracı haline getiriyor, toplumu hamasetle gerileştirip zulmetmiyor mu? Bu halde, bu durumda insanların ne yapması gerekir? Örneğin, cinsiyet ayrımına karşı kadınlar mücadele etmemeli, nasılsa sermaye saygı duymaz o sebeplede mücadelesi de, kazanımları da anlamsız diyebilir veya çözüm sosyalizmde demekle(sadece propaganda, oysa bu teorik, bilinç, farkındalık zeminlerinde ve konusu, yeri, dayanaklarıyla ve nasılı, nedeni üzerinden ortaya konması gerekir), ama sömürülen, ezilenlerin, kadının hak ver özgürlük ve adalet mücadelesi olmadan gökten ineceğini düşünebilir miyiz? Bu tutum ne anlam ifade eder? Dincilik, ırkçılık, şovenizm, cinsiyetçilik gibi unsurlara karşı hak, hukuk mücadelesi ve ayrıştırmaların olabildiğince önünü alacak toplumsal birliğin sağlanmasından söz etmiştim. SOMUT KOŞULLAR NEYİ GÖSTERİYOR? İnsanlığın mücadelesi, hak, hukuk, adalet, özgürlük, yaşanabilir dünya, doğa ve tüm canlılar için olmayacaksa ne için olacak, olmazsa neyi, nasıl sağlayacak?
Baskoylu´isimli üyeden Alıntı
GEVEZELIK EDIYORSUNUZ DIYEREK!!!!!!!!
Elestiri ve Ozellestiriye acik olmiyan, Kisisel satasmalari kendisine amac edinenlerle Yikici, Kirici tartisma ortamina girmemenin dogru oludugunu dusunuyorum.
|
Böyle bir ifadede de bulunduğumu hatırlamıyorum( öyle anlaşılıyorsa hata, yanlış yapmışımdır), ifadelerim de kişisel değil, kişilerin söylemlerini, kişinin konu edilmediği konularda hele hiç edemem. Yorumları analiz edebilirim ve sizin yorumunuz hem ifadelerimle ilgili değil hem de itirazınız ele aldığım içerik, açı, koşullarıyla ilgili değil bu sebeple de ELEŞTİRİ olarak değerlendirebileceğim bir yorum olmuyor(sermayeden hak ve özgürlüklere saygı duymasını ne bekledim ne de bu anlama gelecek imada dahi bulunmadım). Ancak itiraz olarak yaptığınız yorumu ve temel anlayışı analiz etmek zorundaydım...
Bir halkın dil ve kültürü, insanın cinsiyeti, mezhebi vb. üzerinden ayrıştırılıp, üzerinden siyasi hamasetle sınıfı ve toplumu bölmek ve elde edilen kolay gerici rejimlerle sınıfa geri bilincin ve cehaletin, toplumu bölmenin ve ayrıştırmanın, insanları alınlarına yapıştırılmış etiketlerle ayrıştırıp, kimliklendirmek(YABANCILAŞMA) ve üzerinden de baskı, ötekileştirme, hak ve hukuksuzluk üretmek, hukuksuzluğa da çoklu kılıf olarak kullanılması, hak ve özgürlükler mücadelesinin de bu vb. hamasetler üzerinden manipülasyon ve olanaksızlaştırılması, hatta insanaların bariz haksızlıklıkları geçtim, perişan ve mağdur hallerini dahi düşünmesine engel olacak düzeyde hamaset aracı yapılması, gündem belirlemesi vb. kimin işine yaramakta ve kim-ler-i güçlü kılmaktadır? Nasıl ele almıştım, Kürtlerin ötekileştirilmesine, dil ve kültürel yasakların kalkması(bu aksine kapitalizm koşullarında sağlanmalı çünkü bu bir avuç egemenin menfaatlerine hizmet eden ve onları güçlü kılan, pratikte de zulme dönüşen bir sorun ve, sosyalizmde zaten böyle bir sorun, mesele anlamını kaybeder. Sebeplerini yukarıda kısaca açıkladım. Kısaca aksine tam da kapitalizm koşullarında, aslında kapitalizmi de geçelim, her koşulda (doğada), insan olmanın ve olabilmenin de koşulu olarak verilmesi ve olabildiğince kazanılması gereken mücadeleler.)
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Konu spartacus tarafından (23-12-2025 Saat 15:06 ) değiştirilmiştir.
|

24-12-2025, 10:33
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.057
|
|
Secimlerde AKP-MHP bol bol propaganda yapti; CHP basa gelirse yok efendim, Apo ile, HDP ile gorusecek, Apo'yu cikaracaklar, bunlar PKK ile gorusuyor dendi. Meydanlarda Kilicdaroglu'nu vatan hainligi ile suclayip yuhalattilar. Sehit cenazelerinde yumruklatip, tas attirdilar. 6'li masanin bir ayagi da HDP dendi hergun.
CHP icin soylenen HERSEYI suan AKP-MHP yapiyor. Guzelce alkis tutuyor musunuz ey AKP'liler? Padisahiniza kulluk yapiyor musunuz guzelce? PKK ile gorusmek sizi rahatlatti mi guzel kardeslerim? PKK hosuna gitti mi? Apo, Erdogan'in hizmetine girerse--ki girdi de ---Apo'yu disari cikarir ve hatta MECLIS'e sokar misiniz? Apo bizim milli degerimiz der misiniz, benim durust akp'li dostlarim?
Akp-mhp-hedp/dem-apo bir ittifak
Chp ve bir iki parti daha obur ittifak.
Secimelre boyle gireceksiniz. Cok guzel. Tam da bizim guzel akp'lilerimizin alkis tutacagi cinsten. Erdogan alkislayin der, bunlar alkislar. 3 saniye sonra kufur edin der, yine kufur ederler. Cunku padisajlarina kulluk etmeyi, kurban olmayi, usaklik yapmayi cok severler.
|

09-01-2026, 19:03
|
 |
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 22 Sep 2014
Mesajlar: 4.348
|
|
Bu sorunun çözülememesinde kürtlerin bir bütün halinde hareket edememesi önemli rol oynuyor.
Abdullah öcalan Sdg'ye çağrıda bulundu, mutabakata uyması için. Ama Sdg kendi imzaladığı mutabakata uymadı.
Bu durumda Türkiye devleti barış için elinden geleni yapmıştır. Terör örgütü liderini kurucu önder olarak kabul etmiş, onu muhattab almış. Tavizler vermeye hazırlanmış. Ama gel gör ki kürt tarafından barış için bir çaba gelmiyor.
Kürtler kendi aralarında anlaşamadıkları gibi, imzaladıkları anlaşmalara da uymadılar.
Bunun sonucunda doğal olarak Halep'te çatışmalar başladığında faşist diyorlar. Hayır, malesef bu durumda faşist davranan kürt tarafı olmuştur.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:09 .
|