Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Dinlerden Özgürlük > Ateizm

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #31  
Alt 21-01-2026, 23:47
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.669

Onur Üyeliği 

Standart

Andrew´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Tanri fikrini degerlendirirken, onu basit akil-mantik hatalariyla dolu, ufuruge dayali bir varsayim olarak tanimliyorsun.
Hayır bir kaç argümanı ve ilgili soruyu değerlendirdim ve evet, teizmin sözde argümanları sakattır, bu benimle ilgili değil, ne yapayım? Mantıksız olanı mantıklı kabul emiyorum diye, teist argüman mantıklı, aksi görüş mantıksızlık şeklinde değerlendirmen de bana mantıklı gelmiyor. Sonra varlığın zaten ortadalığı bir gerçeklik iken, bir de başka bir varlık türetmenin neden daha mantıklı olduğunu da, objektif ve mantıklı bir biçimde açıklamalısın... ya da kişilerin davranışı, inanması, envai tür gerekçesi vs. argümanı mantıklı yapmak için gerekçe ve dayanak olamaz. Milyar kişi de mantıklı bulsa, inansa, mantıklı falan olmuyor, ölçüt değil... Milyar sayfa teizmin külliyatını, harman etsek elimizde üzerine konuşabileceğimiz bir kaç argümandan başkası kalmaz ve bu benimle ilgili değil, bugüne kadar akıl-mantığa konduracak derinliği sağlam bir şey bulamadım ve ilgili varsayım da buna dahil. Kaldı ki nedensellik meselesi felsefede ayrı, teizmde ayrıdır. Teizm=felsefe demek değil, ama elbette felsefenin konusu olabilir, felsefesi yapılabilir. Hatta teizmde NEDEN sorunu, nihayetinde GAYE çerçevesinde ele alınır... Ayrıca ele alınmalı...
Andrew´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
hicbir dayanagi olmadan ortaya atilmis bir sey olarak degerlendiremeyiz. Varlik, neden-sonuc, duzen, anlam ve bilincin kendisi uzerine yapilan bilincli akil yurutmelere dair bir arhuman... Bu, onu otomatik olarak dogru yapmaz, gercek kilmaz; ama akil disi etiketiyle bastan saf disi birakmayi da problemli kilar.
Argüman olmaları safsata olmadıkları anlamına gelmiyor, zaten safsatalar da argümanlar, varsayımlarla anlam kazanır. Safsata demek=>MANTIK HATASI demektir, ancak safsata terimi kriteri de öne çıkartır. Varlık-ilişki-neden-sonuç dediğimizde, bilinç, bilinçli akıl ve mantık, bize, SEBEP-SONUÇ İLİŞKİSİNİN VARLIK ve ilişkiyle MÜMKÜN olduğunu, varlığı bu ilişkiden ve temelden yalıtamayacağımızı gösteriyor, söylüyor... Demek ki o argümanda bilinç, akıl, mantıkla ilgili bir sorun olmalı -var ve ben de hatanın nerede olduğunu söylüyorum, "neden"'i varlık ve ilişkisinden yalıtmak hatadır, olan bu, ne diyeyim? Neden->varlık->ilişki haline sokmak ise daha temel bir hata.... Bir kaç argümanı ele alıyorum, genişletip genelliyorsun, ne dediğim, neye dair dediğim açık değil mi? Bu noktada ne teizm ne herhangi bir izm, ne başkalarının ne düşündüğünün vb. bir anlamı, ilgisi yok. Sebep-sonuç ilişkisinin, zemini ve bu ilişkiyi tanılayan koşulların olmadığı durumda, bu ilişkiden de söz edilemeyeceği için.... Milyar Müslüman namaz kılıyorlarsa haksız olamaz o halde mantıklıdır vs. bu tarz yaklaşımlarla felsefe yapılamaz. "her şeye safsata diyorsun" Her şeye demiyorum sadece safsata(mantık hatasına dayalı) argümanlara diyorum Ne diyeyim? B => illa-her durumda- A'nın zorunlu sonucu olarak öne sürülemez, örneğin "Dünyanın var olması, Tanrının dayanağı, göstergesi değildir, bir şeylerin var olması tanrının dayanağı veya göstergesi değil(en fazla varlığın göstergesidir)", ama bu yöntemlere dayalı argüman=>safsata olur. Tamam neden safsata olduklarını da ayrıca izah ediyorum. BİLİNÇTEN SÖZ EDECEKSEK de bilinç, veri ve gözlem dışı olmaz, düşünceler, kurgular elbette ayrı şeyler...Bilinçli insan "bunca şey niye var" o halde tanrı demez (çünkü en azından tanrıyı tanılamamıştır, niye varın sebebinin illa farazi bir tanrı olduğu öne sürülemez, tanrı "niye" var, ötesinde ne var, tanrı varlık-yokluk-uzay yokken nasıl var oldu(doğurtan ebesi mi özelmiş, ayrıcalığı neymiş?), nasıl var denilebilme vasfı kazandı, sonsuzluğu, sonsuzda nasıl var etti, sebebi nedir açıklamamıştır. Varlık-yokluğun da illa bir sebebi olmak zorunda değildir-zaten sebebe bağlamak hata-, belli ki kişi sebep-sonuç ilişkisini nerede işletmesi gerektiğini de bilmiyor)...
Andrew´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Yazilarinda defalarca safsata diyorsun. Fakat bunu yaparken aslinda cok guclu bir metafizik pozisyon aliyorsun. Ozellikle burada bahsettigim, nedensiz ve zorunlu varlik olarak varlik fikrini ifade etmen.
HAYIR ZORUNLU VARLIK değil, fizik. Metafizik öyle değil, illa bir şeye benzetmek gibi bir derdim de yok. Örneğin uzay olmadan konumdan, hareket olmadan hızından söz edemiyorsak, bu metafizik değil, yani nesnel göreliğin, koşutun, koşulun zorunsaması metafizik olmuyor. Kütle çekimi namına kütlenin gerekmesi, sebep-sonuç ilişkisi içinde varlık-yokluk-uzayın, ilişkinin gerekmesi metafizik değil, mecburiyetten de değil, hal, durum, tabiat......

Biçimleme, alakasız kategorilendirme, yani söyleneni değil de bir şeylere benzetme kaygısıyla yorumladığında alaka kuramıyorum, anlamıyorum... bana de ki, "zaman, sebep-sonuç ilişkileri, ilişkiler, hareket, değişimler vs. vs. vs." bunlar "varlık-yokluk-uzaydan" hem bağımsızdır hem de öncedirler, bana bunu söyle, bu biçimde gel ve NASIL mümkün olduklarını da izah et, anlat... Uzay olmadan konumun, hareket olmadan hızın, cisimler ve ilişkileri olmadan sebebin nasıl var olduğunu anlat, bana aksini göster. Madem safsata dedim ve madem safsata demem bir sorun, gelmen gereken minval bu, safsata olmadığını ve ilgili kavramların da bağımlılığının olmadığını göster.... İlgili meseleyi böyle, yani insanın kurgusal, akıl yürütümündeki bir arıza, mantık hatasına başvurma durumu olarak ancak açıklayabiliyorum, safsata demekten hoşlandığımdan falan değil, teist demiş dememiş o da bağlayıcı değil, sadece iddiayı ele alıyorum.... Şimdi;

Varlık-yokluk-uzay'ın olmadığını ve bir tanrıca yaratıldığı iddiasını mantıklı buluyorsun. Bunu bana açıkla, nasıl başardı, nasıl yarattı?
Tanrının varlığını neye dayandırıyorsun->açıkla
Tanrının sebebi nedir bunu da açıkla.
Tanrı niye var, nasıl var o halde, bunu da açıkla.
Tanrı dendiğinde, açıklayamadığımız şeyleri açıklamış mı olduk, örneğin bu sayede kanserin çaresini mi bulduk, neyi açıklayamıyorduk da bu sayede açıklayabildik? nasıl?
Madem "niye, neden, sebep-sonuç ilişkisinin" varlığın dışında ve varlıktan bağımsız olduğunu iddia ediyorsun, nasıl mümkün olduğunu neden sen açıklamıyorsun?

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu

Konu spartacus tarafından (22-01-2026 Saat 04:29 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #32  
Alt 21-01-2026, 23:51
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.057
Standart

Teizm fikirleriyle sen Ankara badem biyikli imam hatipli hocaların piyasaya sürdüğü sözde felsefecilerle mi karsilastin? (Bu arada bu 4. sayfadaki iletini okumadım. Simdi yayınladın çünkü. Ilk satirini okudum. bir önceki sayfada son yazma ekleme yaptım, arzu edersen, bakabilirsin.)


"benim demediklerimi demişim gibi yapma."

Bunu yaptım mi? Yaptıysam özür dilerim. Boyle bir niyetim yok ve yapmam da zaten. Dur biraz göz gecirdim bu son iletine. Ama once yemek molası istiyorum.

Aslinda tartışmaya yarin devam edelim istersen. Bu arada, bir seyi indirgediğini söylemiyorum yada o sekilde yansıtmıyorum. Sen zaten tanrıların hangi koşullarda yaratildigini ve arka planını söylüyorsun, dolayisiyla benim tekrar etmemin anlamı yok. Ben, diğer tarafın da perspektifini ifade etmeye calisiyorum ki, daha anlamlı olsun.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...

no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth

'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
Alıntı ile Cevapla
  #33  
Alt 22-01-2026, 21:58
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.669

Onur Üyeliği 

Standart

Teizmin neden sorunsalına yaklaşımın nihayetinde gaye(amaç) olduğuna değinmiştim, kısaca özetlersem; ilkel dönem teizminde sorular ve yanıtlar bir temel, esasa odaklanır. Tanrının amacını çözmek, böylece doğa olaylarından tutalım da, en basit ilişkilere değin gözlemlenen olay ve olgular bu şekilde açıklığa kavuşacak, açıklanmış olacak, bilgiye(!) ulaşılmış olacaktır. Buradaki bilgi "niyet okumak" dediğimiz türden bir bilgidir ve esasen idealizmden de beslenir. Yani bu bilgi türü, bizim kabul ettiğimiz anlamda bilgi değildir, ancak idealzimin bilgi kriteri doğal oalrak zihnin, daha doğrusu düşüncenin tezahürleriyle ilgili olduğu için, düşünceye, metafiziğe temellendirilebilir. Bizim açımzdan ise bu subjektiftir ve bilgi objektif olmadıkça da bilgi değildir -işin bu kısmı ayrı değerlendirilmeli...

Bu halde teizmin bilimi de -ilimi, ilmi- "niyeti anlama", "niyet okuma" üzerine kuruludur. Bu vahyi, esin-i esas alan dinler veya çeşitli tanrı inançları açısından ise bilgi, kavrayış, vahyin-esinin çözümlenmesi, manasının anlaşılması vb. üzerinedir. Adına ilim derler, ancak bu bizim anladığımız türde bilim veya felsefe değildir. Felsefesi, vahyin-esinin gayesi(amacı), tanrı niyetinin okunmasının, sözde doğru metodları üzerine kuruludur vs... Sonuç olarak veriye dayalı değil, akıl yürütümünde "sözde" doğru kurgulamayı esas alır.

Yağmur neden yağar => "Çünkü tanrı gökyüzünden yağmur damlaları boşalmasını istemiştir, amacı yemişleri yeşertmek, suya ihtiyaç duyan canlılara su taşımaktır. Gökten bir şey gelmez, gelmişse ancak tanrı katından gönderilmiştir vs."
Depremler neden olur? => "Çünkü tanrı bu yolla cezalandırmakta veya misal vermektedir, öyleyse tanrının buyrukları veya isteklerine biat edilmeli, GAYE(AMAÇ) doğru kavranmalı ve uyulmalıdır"..... Neyse örnekler çoğaltılabilir, onca "ruhban sınıfı" boşuna değildi -nihayetinde din gibi bunlar da aslında efendilere, ağalara vs. çalışan birim-kurumlar olsa da, afyonun ve köle toplumları uyuşturmanın, mallaştırmanın başlıca temel malzemesi din ve tanrıydı".

Yani NEDENLERİN temelinde aranması gereken tanrının gayesi(amacıdır). Hal böyle olunca şeyler doğa veya maddi ilişkiler, etki-tepkiyle değil, aslında tanrının önceden onlar adına belirlediği ve yine tanrıca yaptırılan -kendi başlarına, kendiliğinden(doğal) yapmaları mümkün olmayan- eylemler ve davranışları sergiliyorlar, sebebi, nedeni budur, çünkü kutsal ve mutlak gaye budur.... Her neyse şimdilik bu kısmı da uzatmanın anlamı yok, kısaca teizme göre -en nihayetinde- "ne oluyorsa tanrı yapıyor ve anlamak için, bilgi için tanrının amacı, gayesi çözümlenmelidir" der. Örneğin bir kanser hastalığını anlamak istiyorsak tanrının insanı neden bu yöntemle cezalandırdığını anlamak gerekir. Bu anlaşışırsa ve gayeye uygun davranılırsa, kimse kanser olmayacaktır vb. Örneğin, "tanrının sevgili kullarının veba olmayacağı" inancı, safsata mıdır, değil midir? Böyle yüzlerce örnek verilebilir, çünkü yukarıda kısaca izah ettiğim ANA TEMEL SAFSATAYA bağlıdırlar

Gelelim SAFSATA(mantık hatası konusuna)
1. Bilmeden yapılan mantık hataları. Kişinin farkında olmadan yaptığı, ama sağlıklı sonuç alamadığında, "ben nerede hata yapıyorum veya kişi nerede hata yapmış" diye sorarak ulaştığı-mız hatalar.
2. BİLEREK ve bilmeyerek VE BİR YÖNTEM OLARAK kullanılan SAFSATA YÖNTEMLERİ -Genelde dinciler, teizm,öznel idealistler, zübük siyasetçiler, kariyeristler(kariyer uğruna), çeşitli menfaatçilik durumları, narsistler|egoistler(manipülasyonlar için) vb. görülen türdendir. Bu bir yöntem olarak kullanılan safsatalardır.

Örneğin;
1.) A toplumunnda belirli bir azınlık C'ci, çoğunluk ise B'cidir ve C ise genel kanı olarak olumsuz değerlendirlen bir şeydir, öyleyse A toplumundan, bir azınlıktan veya çok az sayıda örnekle 3-5 C'ci örnek seçilerek, tüm toplum C olarak nitelenir -> Bu özelden genele safsatadır ve çok yaygındır.
2.) Zorunlu sonuç safsatası -> Örneğn B =>illa A'nın zorunlu sonucudur safsatası. Buna da yüzlerce örnek verilebilir. En çok teizm, dincilik, öznel idealizm, zübük siyaseti vb. alanlarında başvurulur ve bu alanlarda aşırı yaygındır.
3.) "A ise B" safsatası -> A varsa demek ki bu B'nin kanıtı veya dayanağıdır safsatası -paradokslara, keyfi uydurmalara da yol açar. En çok teizm, dincilik, zübük siyaseti vb. alanlarında başvurulur ve aşırı yaygındır. Çok etkilidir ve SORGULAMAYI, KAVRAYIŞI, ANLAMAYI DEVRE DIŞI BIRAKAN, üzerinden ise yüzlerce daha safsata türetilecek türde "KÖK sakat" safsatası, KOLAY aldanılan ve sahiplenilen, şartlanılan, böylece KANI, zan, innaç üzerinden de kabul sağlayarak irdelenmekten de sıyrılan safsata türüdür.

Örneğin AKILLI TASARIM, yukarıdaki 2 safsata üzerine kuruludur. 2 ve 3 nolu maddeler. Evrim karşıtlığında ise üçünü de kullanır. BÜTÜN KÜLLİYATI, bütün temeli, 2 ve 3 nolu safsata üzerinden -ŞARTLADIĞI-KOŞULLADIĞI-temellediği için, bütün konuları, alt konuları ve argümanları da aynı safsatadan köklenen çocuk safsatalardır. TÜMÜ DE SAFSATADIR...

Örneğin
Kusursuz İşleyen Düzen safsatası
1 - Olası tüm diğer seçeneklerin dışlanması safsatası. A şu koşulda B davranışı gösteriyorsa, demek ki B davranışı göstermesi için planlanmış, tasarlanmıştır safsatası - davranışı -sonucu TEK ŞARTLI- esas-temel alarak sözde gaye, niyete bağlı sebebe ulaşıldığı aldatmacası, bu durumda kişi başka sebebi hesaba katmaz -safsata->hataya düşer -demek ki öyleyse->böyle (yağmur yağıyorsa demek ki tanrı, "plan" bu şekilde, kendi halinde -doğal yollarla- yağmurun yağması mümkün değildir inancı) şartlandırılması (olası tüm diğer seçeneklerin dışlanması).
2 - Bir koşulu öne sürerek tüm benzer koşulların aynı sebebe dayandığı safsatası - Bir dikiş makinesini usta yapıyorsa demek ki evrenin de bir işleyişi ve ustası var (2 nolu safsata)
3- Öncülün, koşulun zorunlu olarak sonucu doğurmadığı halde zorunlu sonuç safsatası - Bunca şey varsa demek ki Tanrı var (3 nolu safsata)
İşte 10 milyon yıldır hiç değişmemiş bir derin balık örneği -> demek ki evrim yalan, akıllı tasarım gerçek safsatası. (1 nolu safsata)
İşte 1 milyon yaşındaki kayada bulunan çekiç veya iğne safsatası -> demek ki insan evrimleşmedi, milyon yıldır insan zaten bilinçliydi ve Adem kitap okuyabiliyordu vs. safsatası.... (Gerçekte ise dayanak, Photoshop üzerinde oynanmış bir resimdir)

... bu temele bağlı tüm diğer alt başlıklar, safsatalar vs.... Hepsi de safsatadır. Burada önemli olan KÖK SAFSATANIN TESPİT EDİLMESİDİR, ki zaten tespit ettik...

Bir de SOYUTLAMANIN/SOYUTLANANIN, somutlandığından daha ÖTEYE/DIŞINA taşıma, yani YALITMA veya AŞIRMA safsatası var, onu da önceki yazılarımda dile getirdim. yani kısaca, bir kavramın veya soyutlamanın bağlı bulunduğu "somuttan veya koşuldan" azade tutularak, aşırılarak veya bağlı olduğu koşul yok sayılarak kullanılması hatası. Yani şöyle örnek verebilirim;

A+B => C(soyutlanan)
C => X Soyutlananı sağlayan A+B koşulu ortadan kaldırılmış olabilir, bu halde aslında kavram salt bir kelime haline gelir, veya ilgili durumdan yani C üzerinden X sonucuna erişilemeyebilir. Burada A+B koşulu ya unutulur ya da görmezden gelinir, bu durumda ASLINDA C'de mümkün değildir, ancak insan bu noktada yaptığı temel hatayı görmez veya süreci tersine işletir veya C'yi temele yerleştirerek C'den yeni türde, farazi şeyler üretir, örneğin;

C=>Y+X (öncülden, X+Y'ye ulaşılamıyorsa veya tutarlı değilse veya keyfi olarak çok çeşitli sonuçlar sağlanabiliyorsa, bir kez bu yola başvuruldu mu her şeyi söylemek mümkün oluyorsa, sağlaması mümkün olmayan koşulu da sağlamış gösterilmiş veya ZANNEDİLMESİNİ sağlamış demektir. Oysa gerçekte bu, K+M=>Y+X olabilir veya C ancak N durumu, koşulunu sağlarken diğer koşulları sağlkaması mümkün olmayabilir, yani kısıtlı olabilir.)
Diğer hatalı kullanımda;
C=>A+B (öncül ile ardıl yer değiştirilmiş), oysa gerçekte bu A+B=>C'ye yol açar şeklindedir.

Cisim->Hareket => Hız, A+B => C, tersine çevrildiğinde yani C'nin =>A'yı sağladığı şekline dönüşürse, bu SAFSATA olur. C "BAĞIMLILIĞI" olan koşul, sonuç, biçim, kavram olabilir. Yani "A+B" olmaksızın, "C"'nin mümkün olmaması koşulu, C, A+B'ye bağlı, bağımlılığı olandır.

Sonuç: Mantık hatası veya safsata demekten hoşlanmıyorum, bu kendi başına da bir anlam ifade etmiyor, o sebeple ilgili hatanın nerede olduğunun tespiti elzemdir. Hele bu "KÖK -temel- HATA" ise, bütün ağaç, gövde ve dalları, temel hata üzerinden serpilir. Böylece BİNLERCE DAL(argüman da) olsa, o köke, o temel hata ve gövdeye bağlı olduğu sürece; tümü de safsata veya saçma olabilir. Bu halde safsata veya saçma ise, o halde temel-kök hatanın tespiti gerekir, çünkü şu ya da bu argümanı saçma yapan, temel dayanaklarda yapılan mantık hatalarındandır...

Bir de GENEL KANI hatası var, ona da girmiyorum, "madem tanrı her şeyi kusursuz yarattı o halde bu neden kusurlu, madem tanrı her şeye kadir o halde neden şu vb." diye sorduğunuzda alacağınız cevaplardır, çünkü temel öylesine basit safsata ile kurgulanmıştır ki, her şeye bir cevap verilecek, her an her şeyi söylemek mümkün olacaktır...

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu

Konu spartacus tarafından (23-01-2026 Saat 01:31 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #34  
Alt 24-01-2026, 10:04
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.057
Standart

(Bu yaziyi dun isyerindeyken yazdim) Nedendir bilinmez, TD sitesine buradayken baglanamiyorum. O yuzden Microsoft word'a yaziyorum. Bu sebeple bu mesaji biraz daha genel bir cercevede yazacagim; daha once bir ileti asildigini gordum bu basliga ama okuma durumum olmadi. O yuzden o iletiye cevap olarak dusunulmesin. Burada, anlatmak istedigim ana dusunceyi net bicimde aktarmayi umuyorum. Ben bir felsefeci degilim. Cok akilli, zeki, argumanlar kuran, argumanlari cok iyi degerlendiren biri de degilim. ‘yazar' degilim, sayfalarca yazi yazmak zor oluyor. Ama yine de kendimce ifade edecegim, fakat bu uzun karsilikli yazismalar her ne kadar guzel ve yapici olsa da, yapmam gereken projeleri yapmami engelliyor---sadece bu site degil tabii, fakat uzun tartismalar benim ayrica okumama ve saatlerce yazmama sebep oluyor. Sizin burada bes dakikada okudugunuz yaziyi ben bazen bir saatte yaziyorum. Sonraki iletiyi de bir saatte yaziyorum, gidiyor; iki saat, belki daha fazla, verilen cevaplara gore---O yuzden zaman sikintisi cektigim icin, sanirim biraz ara verecegim bu iletiden sonra. Umarim, genel olarak kendimi ifade edebilirim.


Baslarken sunu soyleyelim: insanlar neden Tanriya inanir sorusu tek bir cevabi olan bir sey degil. Benim butun cevrem Turkiye'de, bu insanlardan olusuyordu. Neredeyse hepsi Tanriya inaniyordu. Bunun cok buyuk bir bolumu, aileden gelme, yetistirilme kosullariyla ilgiliydi; Anne babadan oyle goruyorlar ve cocukluktan itibaren olusan sartlanmalarla devam edip gidiyordu. Bazi insanlar icinse bu daha ileri yaslarda ortaya cikan olum korkusu, yalnizlik hissi ya da hayatin belirsizlikleriyle bas etme ihtiyacindan dogar. Bildigimiz bir seydir; insanlar inanmak icin sebep bulmakta genelde zorlanmazlar; bu, psikolojik olarak rahatlatan bir islev de gorebilir. Ancak burada tartismaya calistigimiz sey bu degil. Tanri fikrinin bilgisizlikten dogdugu, mesela yagmur yagdigi icin tanrilar yarattigi yada uyduruldugu, ya da politikacilarin ve guc sahiplerinin bu inanci toplumu yonetmek ya da somurmek icin kullandigi iddialari zaten bilinen ve sikca dile getirilen bir sey. Daha once spartacus, onu sadece bir sebebe indirgedigimi dusundugu icin, onu anladigimi belirtmek icin, bu ortak seylerden kisaca bahsettim. Yani bu etkenleri devre disi biraktigimi dusunmeyin. Fakat bunlari uzunca tekrar etmek yerine, esasinda daha elestirel bir yerden bakmak istiyorum. asil sorgulamak istedigim sey, daha dusunsel ve rasyonel zeminde verilen inanc kararlarinin neden otomatik olarak sacma, irrasyonel ya da anlamsiz olamayabilecegi.


Oncelikle sunu soylemek isterim: ister bilim camiasindan gelsin ister felsefi bir gelenekten, herkes dunyaya sahip oldugu bir lens ile bakar. Bu lens, gercegi nasil gordugumuzu ve nasil anlamlandirdigimizi belirler. Bilimsel veriler, deneyler, elde edilen sonuclar ve bunlarin urettigi ilaclarla teknolojiler elbette son derece degerlidir ve guvenilir kabul edilir. Esasinda suan ekmek parami da ben bu alandan kazaniyorum. Yabancisi degilim bilimsel camiaya ve bir itirazim da yok bilimsel bilgiye karsi. Ama yine de sunu dusunuyorum, bu bakis acisini, hayati ve gercegi anlamada tek ve mutlak kriter haline getirdigimizde, bazi boyutlari gozden kacirma riskimiz ortaya cikar gibime geliyor. Cunku gerceklik, cogunlukla tek bir yontemle tam olarak yakalanabilecek kadar basit degil. Ornegin bir olguyu istatistiksel olarak aciklayabiliriz, ama o olgunun nasil deneyimlendigini ayni yontemle anlayamayiz. Benzer sekilde, bir sistemi parcala ayirarak yada butune bakarak isleyisini gosterebiliriz, fakat ortaya cikan butunun anlamini ayni analizle yakalamak her zaman mumkun olmayabilir. Bunu somut bir ornekle aciklamak isterim. Suanda ugrastigim isten ornek vereyim, dusunmesi kolay olsun benim icin. Diyelim ki oturduk, istatistiksel bir arastirma yapiyoruz. Ne olabilir mesela? Diyelim ki, efendime soyleyeyim, regression analizi kullaniyoruz. Oyle farz edelim. Bu durumda elde ettigimiz her sey, tanimi geregi, dogal olarak input–output iliskilerine indirgenir. Bu tamamen yanlis degildir; ama sinirlidir. Ayni olguyu quantitative vs qualitative calismayla dusunelim, hatta phenomenological ya da narrative bir yaklasimla bakalim, ne olur? Tamamen farkli ama birbirini tamamlayan bilgiler elde ederiz esasinda. Burada bu yontemler birbirini dislamaz; aksine, farkli sorulara cevap verir. Hayat da boyle bir sey: madde ve iliskilerinden ibaret olmayabilir; o da var, ama felsefi anlamda verilen olasiliklar, Tanri gibi, onlarla da celismek zorunda degil.


Buradan materyalist bakis acisina gelmek istiyorum. Varlik sadece madde, enerji ve bunlarin iliskilerinden olusur iddiasi, kendi icinde tutarli bir cerceve sunar. Ancak bana gore sorun, bu cercevenin zorunlu olarak tek gecerli cerceve gibi sunulmasi. Insan, yalnizca madde ve enerjiye indirgenmiyor deniyor; ama yine de insan, bu sureclerin yan urunu olarak goruluyor. Bu noktada su soru ortaya cikiyor: Bu aciklama yeterince kapsayici mi, yoksa bazi aciklama duzeylerini bastan disliyor mu? Bence gunumuzde sik yapilan sey su: insanlar bilimsel metodolojiye guveniyor — ki bu anlasilir ve makuldur — fakat bununla birlikte dusunsel olan her seyi de ayni metodolojinin icine hapsetmeye calisiyor. Tanri meselesinde kanit nerede? sorusu soruldugunda da ayni refleks devreye giriyor. "Bilimsel kanit yoksa, muhatap yoktur deniyor. Oysa burada bence sorun Tanri'nin var olup olmamasi degil; hangi sorunun hangi aracla soruldugu, hangi metodoloji uygulandi meselesi. Ben Tanri'nin var oldugunu bildigimi iddia etmiyorum. Ama acik fikirli olmaya calisan biriyim. Kanit nerede? sorusunun, her baglamda ayni anlama gelmedigini dusunuyorum. Bilimde kanit farklidir, hukukta farklidir, felsefede farklidir. Tanri var mi? sorusu dogasi geregi bilimsel bir soru degildir; dolayisiyla yalnizca bilimsel kriterlerle degerlendirilmek zorunda da degildir. Bu, onu irrasyonel yapmaz. Mantik hala kullanilabilir.


Burada daha sistemli ve basit bir mantiksal cerceve kurmak mumkundur. Gundelik hayatta karsilastigimiz amacli araclara baktigimizda, bunlarin belirli bir tasarima ve isleve sahip oldugunu goruruz. Bilgisayarlar, telefonlar, arabalar, radyolar ya da daha basit araclar bile belirli amaclar icin uretilmistir ve bu amaclar, yapilarina dogrudan yansimistir. Bir aracin nasil calistigini anlamak icin onun parcali yapisini inceleyebiliriz; fakat bu, aracin amacsiz ya da rastgele ortaya ciktigi anlamina gelmez. Benzer bir durum canli sistemlerde de gozlemlenir. Canli organizmalarda, son derece karmasik ve birbiriyle uyumlu surecler vardir. Bazi enzimler belirli kimyasal tepkimeleri baslatir, bazi molekuller genetik bilgiyi kopyalar, bazi mekanizmalar ise olusan hatalari tespit eder, analiz eder ve duzeltir. Bu surecler yalnizca rastgele reaksiyonlardan ibaret degil; belirli bir duzen ve islevsel butunluk icinde calisir.


Bu noktada, yukarida bahsettigim DNA ve RNA surecleriyle ilgili hata duzeltme ornegi biraz acmak istiyorum. Cunku burada kolayca yanlis anlasilabilecek bir durum var. Sozu edilen mekanizmalar elbette bilinclii varliklar degildir. DNA, RNA, enzimler ve protein kompleksleri dedigimiz seyler molekuler yapilar; bunlar kalkip da, tek baslarina oturup dusunmezler, niyet kuramazlar ya da amac belirleyemezler. Buna ragmen modern molekuler biyoloji sunu gosteriyor: Bu sistemler, islevsel olarak son derece karmasik ve yonelimli surecler yurutur. Ornegin DNA replikasyonu sirasinda olusan bir hata, saldim cayira gibi gelisine birakilmaz. Belirli protein kompleksleri bu hatayi tanir, hatali bolgeye yonelir, yanlis nukeotidi bulur, kesip cikarir, dogru olani yerlestirir ve yapinin butunlugunu yeniden saglar. Bu surec adim adim incelendiginde hata tespiti, hedefe yonelme, duzeltme ve sistemi yeniden dengeleme gibi asamalardan olusur. Bunlar, insanlarin bilincli olarak yaptigi amacli davranislarla islevsel benzerlik tasir. Burada iddia edilen sey, molekullerin bilince sahip oldugu degil. Bunu soyleyen yok. IIdia edilen sey, bilince ozgu oruntulerin, bilincsiz fiziksel sistemler araciligiyla ortaya cikabilmesi. Insanlar bu tur sistemlere baktiklarinda burada bir duzenleyici ilke olabilir mi diye sorduklarinda, bunu bilmedikleri icin degil, gozlemledikleri duzenin yapisi nedeniyle yaparlar. Yani bu akil yurutmenin, bilmedigim bir sey var o halde Tanri yapmistir gibi bir bosluk doldurma oldugunu dusunmuyorum. Aksine, oyle gorunuyor ki, bilinen bilissel ve amacsal sureclerle yapisal benzerlikler kurulmasina dayanan bir durum gibi gorunuyor bana.


Bu noktadan hareketle varilan sonuc, Tanri kesin olarak vardir gibi bir iddia olmak zorunda degildir. Buradaki cikarsama, daha mutedil ve daha acik bir soruya isaret eder: boylesine duzenli, islevsel ve amacli gorunen sistemlerin ardinda, dogrudan gozlemlenemese bile, duzen kurucu bir ilke ya da neden olabilir mi. Bu soru mantiksal olarak mumkundur ve kendi icinde tutarlidir. Ayrica bu tur bir akil yurutme, ne doganin isleyisine, ne insan psikolojisine, ne de gunluk hayatta kullandigimiz dusunme bicimlerine aykiridir. Insanlar pek cok seyin varligini dogrudan gormeden, etkileri ve sonuclari uzerinden kabul eder. Bu nedenle bir yaratici olabilir mi sorusu, dogrudan mantiksiz ya da safsata olarak etiketlenmek zorunda degildir; en azindan ciddi bir dusunsel sorgulama olarak ele alinmayi hak eder. Yani, efendim, tek bir bakis acisina fazla guvenmenin anlami yok. Bu, bilimi, elimizdeki suan en guclu arac olmaktan cikarmaz... Dogayi, maddeyi, enerjiyi ve nedensel iliskileri anlamada zaten bilimi kullaniyoruz, ne kullanacagiz. O yuzden bilimsel bilgiye guvenmemiz normaldir. Ancak bilimsel yontemi, gercegi anlamanin tek ve mutlak yolu olarak konumlandirdigimizde, bazi sorulari daha sormadan dislamis oluruz. Cunku dedigim gibi hayatta karsilastigimiz her soru ayni turden degil ve ayni araclarla cevaplanmak zorunda da degildir. Insanlar sadece bir seyin nasil calistigini degil, ne anlama geldigini de merak eder. Bu noktada felsefi sorgulama, mantik yurutme ve farkli aciklama duzeyleri devreye girer. Bunlar bilimin yerine gecmez, bilimle rekabet etmez; baska sorulara cevap verir.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...

no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth

'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
Alıntı ile Cevapla
  #35  
Alt 24-01-2026, 10:45
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.057
Standart

Teist dusunce icinde genelde soyle bir cizgi izleniyor: canli sistemlere baktiginda----ama gercekten baktiginda------orada siradan bir karmasa degil, olaganustu bir duzen, incelikli bir isleyis goruyorsun. Molekuler duzeye indiginde bu daha da carpici hale geliyor. Hucrenin icinde daha ortada SISTEM diye adlandiracagimiz bir butun yokken bile, isleyen prensipler var: hangi molekul nereye gidecek, hangi sinyal ne zaman gonderilecek, bilgi nasil paketlenecek, nasil tasinacak, nasil okunacak… Proteinlerin katlanma bicimlerinden hucre icindeki o tasima sistemlerine, sinyallerin reseptorlere baglanmasindan gen ifadesinin zamanlamasina kadar, yani akla gelebilecek, bildigimiz bilmedigimiz her sey belli iliskiler icinde calisiyor. Bu da tabii, insana ister istemez bazi sorular sorduruyor. Orhan Pamuk'un bir romanini dusun mesela: olay orgusu, karakterler arasi iliskiler, amaclar, anlam katmanlari… Bunlarin hepsi bilincli bir zihnin urunu. Teist bakis acisinda hucreye baktiginda da benzer bir yapi goruluyor: bilgi var, duzen var, amacsallik hissi var. Bu yuzden burada bir is var deniyor. Bu is, efendime soyleyeyim, basit bir itme----cekme, kor bir nedensellik zinciri gibi durmuyor; arkasinda bilincli bir ilke, yon veren bir prensip oldugu dusunuluyor. Buradan hareketle mantiksal bir duzlem kuruluyor ve bu duzenin kaynagi bilinc olmali sonucuna variliyor. Ateistlerde olay tabii baska turlu yuruyor. Orada deniyor ki: evet, gordugun her sey karmasik, etkileyici ve hayranlik uyandirici olabilir ama bunlarin tamami zaten maddenin ve iliskilerinin dogal sonucu. Mekanizmayi bilimsel olarak cozuyor, tarif ediyor ve isini bitiriyorsun; bunun otesinde metafizik bir aciklama aramaya gerek yok. Tanri dedigin sey, efendim, insan zihninin urettigi bir varsayim. Cunku nereden biliyorsun? sorusu masaya konuyor. Bilemiyorsan, o zaman uyduruyorsun deniyor: uzaylilar yapti dersin, Zeus yapti dersin, amcam yapti, dedem yapti dersin… Insan hayal gucu ne kadar genisse, o kadar cok tanri fikri uretilebilir. Dolayisiyla burada temel ayrim surada dugumleniyor: biri gordugu duzeni bilincle aciklamaya meylediyor, digeri ise ayni duzeni, aciklanabilir oldugu olcude, bilincsiz sureclerin yeterli bir sonucu olarak gorup orada durmayi tercih ediyor.

Ateist tarafta sik kullanilan bir benzetme var ve bu benzetme de epey etkilidir: Yollar islansin diye yagmur yagmaz; yagmur yagdigi icin yollar islanir. Yani dogada gordugumuz sonuclar, bastan hedeflenmis amaclarin urunu degil; sistem zaten bu sekilde isledigi icin bu sonuclar ortaya cikiyor. Ayni mantik hucreye de uygulaniyor. Bilginin paketlenmesi ve tasinmasini dusunelim: DNA'daki bilgi mRNA'ya kopyalaniyor----- ribozomlara tasiniyor------- orada aminoasit dizilerine cevriliyor-------- proteinler gidiyor-------- golgi aygitinda isleniyor-----vezikullerle hucrenin dogru yerine gonderiliyor felan. Ateist bakis acisi sunu soyluyor: burada bilgi bir yere gitsin, bir is gorsun diye bilincli bir karar yok; fizik, kimya ve evrimsel surecler boyle bir duzen uretmis, biz de geriye donup buna anlam yukluyoruz. Sistem amacli calissin diye degil, bu sekilde calistigi icin bize AMACLIYMIS gibi gorunuyor. Ancak tam da burada, tabii en azindan benim icin, kucuk bir puruz ortaya cikiyor. Cunku bugun bildigimiz anlamda bilincli, niyet sahibi eylemler henuz ortada yokken bile, bu isleyisin talimatlari genlerde yazili. Ortada hucre yokken hucrenin nasil calisacagina dair kurallarin potansiyel olarak mevcut olmasi, ister istemez soru isaretleri doguruyor. Siz de dogur muyor mu? Bende doguruyor. Mesela yasamin kokeni meselesine gelelim. Dunyanin en buyuk laboratuvarlarinda, milyarlarca dolarlik butcelerle adamlar arastiriyorlar, ama hala canlilik nasil basladi sorusunu deneysel olarak net bir sekilde gosterebilmis degiliz. Miller deneyinin burada pek bir seyi cozmedigini de kabul etmek gerekiyor: evet, aminoasitler uretildi ama aminoasit canlilik degildir. Dahasi, o deneylerde bile ortam son derece bilincli bicimde duzenleniyor; ultraviyole isik gibi sureci bozacak etkenler ozellikle bir noktadan sonra hemen devre disi birakiliyor. Yani deneyin kendisinde, ironik bir bicimde, bilinc sahibi bilim insanlarinin surekli mudahalesi var. Buna ragmen, gercek dunyada bu surecin tamamen bilincsiz gerceklestigini varsayiyoruz. Son olarak belki de en kritik nokta su: bilincli oldu ya da bilincsiz oldu demek, her iki tarafta da aslinda metafizik bir varsayim iceriyor. Cunku ne oradaydik, ne gorduk, ne de surecin basina taniklik ettik. Elimizde veriler var, modeller var, yorumlar var; ama baslangicin kendisi hakkinda konusurken, ister teist ister ateist olalim, bir noktada gozlemin otesine gecip varsayim yapiyoruz. Bu yuzden tartisma cogu zaman bilimden cok, hangi varsayimi makul buldugumuzla ilgili bir yere yaslaniyor. Gorulen bu.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...

no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth

'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
Alıntı ile Cevapla
  #36  
Alt 24-01-2026, 11:32
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.057
Standart

Teizm cogu zaman metafizik oldugu icin otomatik olarak safsata ya da irrasyonel bir konuma yerlestiriliyor. Bunun temelinde genellikle su dusunce var: Bir sistemin nasil calistigini sordugumuzda, verilen cevabin bilimsel bir aciklama mi yoksa Tanri yapti turunden bir ifade mi oldugu. Bir taraf materyalist bir cerceve sunuyor, diger taraf teolojik bir yorum getiriyor. Teolojik cevaplar, bilimsel yontemin talep ettigi olculebilirlik, sinanabilirlik ve tekrar edilebilirlik kosullarini karsilamadigi icin de ciddiye alinmiyor ve bos soz, uydurma ya da ufuruk olarak goruluyor. Cunku mantiken bakildiginda, bu tur cevaplar sinirsiz sekilde cogaltilebilir: Tanri yapti denir, tanrilar yapti denir, gorunmez varliklar yapti denir. Hangisinin neden tercih edilecegi konusunda da nesnel bir ayrim kriteri yok. Bi de yani tarihsel olarak baktigimizda, cok farkli kulturlerde cok farkli tanri tasavvurlarinin uretilmis olmasi da var. Bu noktada spartacus'un dedigi gibi, A varsa, mutlaka B bunu yapmistir gibi mantik hatasi var. Gercekten de sirf bir seyin varligindan yola cikarak, onun bilincli bir fail tarafindan yapildigini zorunlu olarak iddia etmek saglam akil yurutme olmaz. Ama burada genellikle gozden kacirilan bir ayrim var gibi. Teizm tek tip bir dusunce bicimi degil ve her teist bu basit ve hatali akil yurutmeyi kullanmaz. Gecmiste, ornegin yuz ya da iki yuz yil once, felsefi sorgulama geleneginin daha sinirli oldugu donemlerde bu tur mantiksizlik diyelim, yaygindi. Bugun bile dunyanin bazi bolgelerinde, sorgulamadan kabul eden, ayni kalip mantigi tekrar eden milyonlarca inanan bulmak mumkun. Ancak buradan hareketle, tum teistik dusunceyi bu ornekler uzerinden degerlendirmek ve teizmi toptan mantik hatalariyla ozdeslestirmek adil bi tutum degil. Eger gercekten sorgulayan, dusunen insanlar olarak tartismak istiyorsak, zayif ve karikaturize edilmis ornekler uzerinden degil, daha guclu ve daha tutarli teistik pozisyonlar uzerinden ilerlemek, tartismayi basindan kapatmak yerine derinlestirmek cok daha saglikli olur.

O ayri bir konu. Bununla birlikte su da var. Aslinda materyalizm de bence metafizik yapiyor. Metafizik demek illa ki fiziksel olanin disinda, mistik bir sey demek degil; gozlemin bittigi, dogrudan erisemedigimiz alanlarda hangi varsayimlarla konustugumuzla ilgili bir mesele. Bu noktada canliligin baslangicina gidelim: orada miydik? Hayir. Gorduk mu? Hayir. Elimizde ne var? Modeller var, senaryolar var, yorumlar var, guclu ya da zayif varsayimlar var. Ama 4 milyar yil oncesine taniklik etmis tek bir kisi bile yok. Bilim, bu boslugu olabildigince iyi doldurmaya calisiyor ve bu son derece degerli; fakat bu cabanin kendisi bile bazi onkabullerle ilerliyor. Her sey bilincsiz sureclerle oldu demek, en az bilincli bir ilke vardi demek kadar, gozlemin otesine gecen kabul iceriyor. Yani burada mesele, kimin metafizik yaptigi degil. Biz, hangi metafizik cercevenin daha makul, daha tutarli ya da kisiye daha ikna edici geldigine bakmamiz lazim. Bu yuzden teizmi sirf metafizik oldugu icin safsata ilan ederken, materyalizmi sanki tamamen metafizikten arinmis, saf bir bilimsel gerceklikmis gibi sunmak pek adil gorunmuyor.

Bir noktayi daha eklemek gerekiyor ve bunu daha once de farkli orneklerle anlatmistim: mekanizmayi aciklamak her seyi aciklamak anlamina gelmez. Bir televizyonun calismasini dusunelim. Kalkip da bana, eektrigin nasil devrelerden gectigini, sinyalin nasil islendigini, goruntunun nasil olustugunu adim adim anlatabilirsin. Neden ve nasil sorularina bilimsel cevaplar verebilirsin ve bunlarin hepsi dogrudur. Ama bu aciklamalar tek basina materyalizmi ZORUNLU OLARAK KANITLAMAZ. Cunku tum bu sureci aciklamak, bu surecin arkasinda baska bir duzeyde ne oldugunu otomatik olarak dislamaz. Eger Tanri diye adlandirilan bir ilke ya da varlik varsa, bu ilkenin madde ve enerji arasindaki iliskileri kullanarak is gormesi mantiksal olarak mumkundur. Gunun icinden basit bir ornek vereyim. Diyelim ki yatmadan once bir bardak sut isitacagim----aslinda iyi de fikir simdi gidip bu yazidan sonra bunu yapacagim-----once sutu dolaptan alirim, dolabin kapagini kapatirim, mikrodalganin kapisini acarim, bardagi iceri koyarim sonra da dugmeye basarim. Mikrodalgada uretilen belirli frekanstaki dalgalar var. Bunlar sute etki eder, sutte de tepki olusur. Mesela molekuller titrese titrese sut isinir., degil mi. Bu anlattigim her adim nesnel bir sey, fizik ve kimya ile aciklayabiliriz, Ama iste bu resmin tamami degil. Olmayabilir yani. Hala orada bir insan vardir. Elim bir maddedir, kullandigim enerji fizikseldir, hareketlerim biyomekaniktir felan. elimi kaldiriyorumdur, bardagi tutuyorumdur, dugmeye basiyorumdur. Ama bunlarin hepsinin uzerinde bir de bilincli bir niyet vardir. Sutu isitma karari, molekullerin kendiliginden aldigi bir karar yada etkilesimi degildir. Dolayisiyla maddenin ve enerjinin nasil isledigini gostermek, bilincin var olmadigini kanitlamaz. Mekanizmayi gostermekle, o mekanizmanin tum hikayeyi kapladigini iddia etmek ayni sey degil.

Mesela daha teknik bir ornek vermek istiyorum ve bunu somut bir calisma uzerinden anlatayim. Assagiya koydugum goruntuler, benim bizzat urettigim ciktilar. Bir iki ay oncesinde uretmistim. Yeri gelmisken iyi olur diye dusunerek tekrar ifade edeyim dedim.









Bu isi soyle yaptim, kisaca aciklayayim. Once supercomputer uzerinde calisan analiz pipeline'lari var, onlari kurdum. Farkli bireylere ait cok sayida beyin MRI verisini topladim, bunlari standart bir uzaya kayitladim, nonlineer registration algoritmalari kullandim, voxel tabanli, yuzey tabanli donusumler uyguladim. FreeSurferla kortikal yuzeyleri cikardim, white ve pial surface'leri olusturdum, inflated surface'ler urettim, cortical thickness gibi metrikleri hesapladim. Tum bu surecte mesela betikler yazdim, parametreler belirledim. Hersey cok rahat ve dogru mu ilelerledi? Yoo, elbette onlarca hatayla karsilastim, onlari duzelttim, tekrar calistirdim, olmadi. Tekrar denedim... Yani saatlerce hatta gunlerce PC'de calisan isler oldu; bazen bir adim basarisiz oldugu icin tum sureci bastan almak zorunda kaldim. Ortayada bu cikti iste. Template. Yani bildigin template yapmak icin bir dunya is yaptim. Simdi burada dikkat edilmesi gereken nokta su: bu surecin tamami fiziksel ve nesnel araclarla yuruyor. Elektrik akiyor, islemciler calisiyor, bellek kullaniliyor felan. Bazi adimlari ben yukarida acikladim. Bunlar teknik seyler, cok fazla detaya girmemeye calistim. Ama bir kismini da aciklamam gerekirdi. Simdi bu aciklama resmin tamamini kapsiyor mu? Hayir. Cunku bu pipeline kendiliginden ortaya cikmadi. Hangi verilerin kullanilacagina, hangi algoritmanin secilecegine, hangi parametrelerin degistirilecegine ben karar verdim. Kodlar kendi kendine yazilmadi, analiz hedefi kendiliginden secilmedi. Fiziksel surecler vardi ama ayni zamanda bilincli bir planlama, amac ve yonlendirme de vardi. Mekanizmayi butun ayrintilariyla anlatmak, bu bilincli katmani ortadan kaldirmiyor. Bilakis, mekanizma tam da bilincli bir fail tarafindan kullanilan bir arac haline geliyor. Bu yuzden Tanri meselesine dondugumuzde, benzer bir mantiksal IHTIMALDEN soz edilebilir. Dogadaki yapilari, biyolojik ve fiziksel surecleri ayrintili bicimde aciklayabiliyor olmamiz, bu sureclerin arkasinda bilincli bir ilke olamayacagini zorunlu olarak gostermiyor.

Burada su sekilde bir itiraz da gelebilir ve bu itirazi ciddiye almak gerekir: Denebilir ki, programlari insanlar bilincli olarak yaziyor, evet; ama canlilik boyle degil. Canlilikta maddenin itmesi, cekmesi, kimyasal olarak etkilesmesi, fiziksel yasalar cercevesinde birbirini sekillendirmesi var ve bu surecler milyarlarca yil icinde DNA ve RNA gibi sistemleri ortaya cikarmis olabilir. Tamam, bu teorik olarak mumkun gorunebilir. Ama burada durup sunu da kabul etmemiz gerekiyor: biz orada degildik. Bu sureclere sahit olmadik. Elimizde gozlem degil, geriye donuk modeller, simulasyonlar ve varsayimlar var. Bugun bu konuyla ilgili cok ciddi deneyler yapiliyor; hayatin kokenine odaklanmis buyuk vakiflar, ileri teknoloji laboratuvarlar, milyarlarca dolarlik arastirma programlari var. Buna ragmen, cansiz maddeden kendiliginden, kendi kendini surdurebilen, bilgi tasiyan ve kopyalayabilen bir sistemin ortaya ciktigini deneysel olarak gosterebilmis degiller. Elbette bu basarisizlik Tanrinin varligini kanitlamaz. Buradan A varsa, o halde kesin Tanri vardir gibi bir sonuca gitmek istemiyorum. Ama sunu da soylemek gerekiyor: ortada bilgi varsa, bilginin kaynagi meselesini sormak basli basina mantik disi ya da safsata degildir. Bilgiyi, yalnizca fiziksel sureclerin yan urunu olarak kabul etmek de, en az bilincli bir ilkeye atif yapmak kadar metafizik bir tercihtir. Bu noktada materyalizm, genelde iddia edildigi gibi tamamen saf, yalnizca bilimsel ve varsayimsiz bir konumda durmuyor; teizmle benzer sekilde, gozlemin otesine gecen ontolojik kabullerle hareket ediyor.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...

no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth

'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam

Konu Andrew tarafından (24-01-2026 Saat 12:18 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:06 .