Materyalizm neden cevap veremesin ya da bu derecede spesifik detaylara insin ki? Materyalizm genel-geçer olanı ifade eder, detayları bilme ve kavrama işi, elbette bilimsel çalışmalarla mümkündür ve bilim de(bizim anladığımız dilde bilim) ilgili felsefeye içkindir. Organizmaya bütün olarak bakmak lazım demek; herhangi bir organın her hangi bölgesine dair ifade edildiği anlamına gelmiyor(aşağıda açıklayacağım). Burada bütünlük hangi konu açısından ve neye göre, nesine göre ifade edilmiş bunu ayırt etmek önemli. Bütün kelimesi düzinelerce farklı biçim, yapı, parça, işleyiş, hatta, beher birim olarak ayrı ayrı da kullanılabilir. Bilincin organizma ve çevreden bağımsız olmaması, materyalizmle, katılıkla veya materyalist olup, olmamakla veya kişinin hangi görüşte olup, olmamasıyla ilgili bir mesele değil, bu bir gerçeklik ve genel-geçer hal-durumudur....
A->B->C->D->E
A ana kategorisi ise ve konu A ile ilgili ise -> B,C,D,E toplam bütündedir.
Konu B ile ilgili ise, C,D,E de B bütündedir.
Konu C ile ilgili ise, D,E de C bütünündedir...
Mateyalizm ise genel anlamda madde ve maddi ilişkiler düzlemine dair bütünlüğü, A ile ilgili ifade eder. Bu spesifik değildir. Ne zaman spesikleşir, B, C,D,E...Z diye genel kümeye dahil alt kümeler ve alt kümelere dahil alt kümeler vb. beher birimde ifade edileceği zaman, her birinin kendine özgü minvalinde ifade edilir.
Sonuç olarak materyalizm beyinin bilmem kaçıncı mikrometresini bilmem kaçıncı noktası diye bir ifade kurmuyor. Organizmalar da, maddi, örgütlü yapıdır, bu genel olandır ve bilinç de maddi yapı, maddi ilişkiler, maddi form-yapılar, etkileşimler vb. çerçevesi, dahilinde anlam kazanır. tümüne dair konu-ifade tümünü kapsayan ifadedir, şu ya da bu parça, ilişki diye ayrılmıyor, indirgenmiyor.
"%90 Görme kaybı olup da, normal bir insanla aynı derecede ve hatta %100 sorunsuz gördüğüne" dair iddianın kaynağı ne? Bu ifade kendisiyle de çelişiyor, %90 görme kaybıvarsa %100 göremez... Sonuç: Materyalizm ne demiş ki çelişmiş, bir açıklama yok. Neye dair demiş bir belirteç yok. Benim anlamadığım;;; iddia ne? Karşı iddia ne?
Beyinde bir bölge dediğiniz yerde kaç milyon hücre, ilişki vardır? Milyarlarca hücreden bir kaç bini kaybedilse ne kadar etki eder(elbette bu hasarın veya işlev kaybının nerede olduğuna göre değişir)? Örneğin farelerde yapılan testler var, gliya hücresi enjekte ediliyor. Ve bu fareler daha zeki davranmaya başlıyor ve bu deneyler yapılalı, 10 yıldan fazla oldu. Yine başka çalışmalar da var;
Sanırım herhangi bir işlevin sağlanması için gerekli olan TOPLAM İLİŞKİYE=BÜTÜN(AĞ) dememiz konusunda bir yanlış anlaşılma var, AĞ dediğinizde zaten toplam bir ilişki ağından yani yine BİR BÜTÜNDEN söz etmiş olursunuz ve şu ya da bu işleve dair sözü edilmiş, yeri gelmiş ilişkisel bütünlük veya ilişkiler-etkileşimlerle açığa çıkan işlevlerden söz edilmişse, orada kastedilen İLİŞKİ ağıdır(ilişkiler toplamıyla kastedilen ağ=bütün olarak. yani tek bir parça değil, çok sayıda parçanın ilişkisiyle anlam kazanan işlevler açısından dile getirilir. Bu ilişkiler toplamı ağı meydana getirir, böylece salt bir parçada değil, ancak çok sayıda ilişki bütünlüğünde(ağ) açığa çıkan anlam, işlev vasfı yüklenir. Bunu dile getirmek için de bütünde(ağ sayesinde) açığa çıkan yeti, işlev vb. salt 1 parçada değil,,, bütünde(ağ) anlam kazandığı söylenebilir, bu bakımdan BÜTÜN(toplam ağ) ifadesi kullanılır. ki başka başlıklarda söylemiş, o başlıkta bütünle(ilişkisel AĞ) kastımı da açıklamışımdır.
Bu konunun başındaki tüm form, yapı, ilişki, etkileşimleri kapsayan organizma bütünlüğü, organizmanın da dahili olduğu çevre, doğa bütünlüğü FARKLI bir şey, şu yada bu işlevin nasıl gerçekleştiği konusunda İLİŞKİ, ETKİLEŞİM VE AĞ'dan söz edilerek, kastedilen ilişki, etkleşim, tepkileşim = ağ bütünlüğü lafzı başka bir şeydir. YANİ AĞDAN SÖZ EDİLDİĞİ AN beher parça ilişkisi de olsa, toplamda açığa çıkan BÜTÜN=AĞDIR. Sonuç olarak İŞ varsa, temelde etkileşim ve ilişki ve etkileşecek, tepkiyecek form-yapılar vardır. Bu da diğer bütünü temsil eder ve burada bütün ifadesine başvurma ZORUNLULUĞUMUZ hem işlevin olmazsa olmaz taban-temel ve bileşenleri ve ilişkileri namına hem de çeşitli hayali, metafizik iddiaların İNDİRGEMECİ, DIŞLAYICI, PARÇALAYICI, YOK SAYICI, böylece özelden-genele genelleme hataları(safsata), söylem, yargıları vb. nazaranıdır da(mecburen, yoksa nasıl açıklanacak?). Neyi neye göre, neye dair söylemişiz bakmak gerekmiyor mu? Kaldı ki genel konularda dile getirişlmiş ifadeleri, parçalara indirgeyip ele aldığın biçimde herhangi bir özele (çevreden de yalıtarak) indirgememek gerekir. BÜTÜNLÜK en küçük parçadan(formdan), en karmaşık formlar ve ilişkileri ve ilişki ağlarına değin geniş yelpazeyi kapsar ve her biri ancak kendi özgülünde değerlendirilmelidir.. 1 Hücre dahi kendi halinde bütündür(form), 1 atom da kendi özgülünde bütündür(form), ancak bir organizma açısından, dahilinde parçadırlar. Nereden, neye göre ve nasıl baktığımız önemli. Bir çok ilişki de İLİŞKİLER BÜTÜNÜNE DÖNÜŞÜR, buna AĞ diyoruz. katılımcılar kendi özgülünde yetenekli, parça dahi olsa, ilişkileriyle TOPLAMDA bir bütünü temsil eder ve biz burada A parçasının -kişisel- marifetinden ziyade, milyonlarca parçanın ilişkisiyle açığa çıkan marifet, yetiyi ele aldığımızda bütünde(toplam ilişki, ağ sayesinde) açığa çıkan nitelik, özellik, yetiden söz edebilmek adına BÜTÜN ifadesine başvuruyoruz. Başka türlüsü de mantıklı olmaz ve bu iki sebepledir, birincisi böyle olduğu için, ikincisi indirgeme hatalarına düşülmemesi-düşmemek için... En basit mekanik bileşenlerde dahi bu böyledir, bir işlemci için 1 transistör bir anlam ifade etmez, ama milyar transistör olduklarında muazzam sonuç elde edilir ve bu yeti, herhangi bir tansistörün kendi nevi şahsına ait değildir, ancak onların ilişkisi -toplam ağ, ilişki, çıktıyla- bütünde(çok sayıda parçanın etkileşimi, girdi-çıktısı TOPLAMI(bütün ağ)) çok daha farklı sonuçlar elde edilir. 1 transistörden elde edilemeyecek olan özellik, nitelik vasıf, artık her ne ise, binlercesinin dahil edildiği bir bütünde(ağ-yapı-organizma) muazzam sonuçlar açığa çıkar(1 elin nesi var 2 elin sesi var). Teorik olarak eğer AĞ, organik, telafi edilebilir veya doğrusal değil, spiral yaygın ağ yolları, tabana sahipse, 1 milyar transistörden, bir kaç milyon hatta 100 milyon kayıp, hissedilir bir fark oluşturmayabilir, bilgisayar her zamanki gibi çalışır, ancak gerçekte kayıp vardır. Bilgisayar yine karekök alır, milyarları birbiriyle çarpar, çıkartır, ancak eskisi kadar hızlı olmaz, kaldı ki hasarın hangi üniteleri etkilediği de önemlidir. Yani bilgisayar bazı yetilerini kaybedebilir veya hiç bir yetisini kaybetmeyebilir, ancak eskisine nazaran daha yavaş sonuç verecektir ve bu insanın farkedemeyeceği veya farkedebileceği düzeyde de olabilir, önemli olan illa -ünite zararının düzeyleri görmezden gelinerek- istisnalar üzerinden yol almamak, seçici-dışayıcı davranmamak...
Kısaca BÜTÜN kelimesi GENEL ve -e göresiz anlam taşımayan bir ifadedir, bu biçimde parçalara inerek, genel ifadeleri, parçalara(üstelik sanki bütünden bağımsızlarmış gibi) indirgemek hatadır...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
------- Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Konu spartacus tarafından (16-02-2026 Saat 04:51 ) değiştirilmiştir.
"Burada bütünlük hangi konu açısından ve neye göre, nesine göre ifade edilmiş bunu ayırt etmek önemli. Bütün kelimesi düzinelerce farklı biçim, yapı, parça, işleyiş, hatta, beher birim olarak ayrı ayrı da kullanılabilir. "
Burada butunluk kavramiyla neyi kastettigimi netlestirmek istiyorum, cunku sanirim bu noktada bir kavram kaymasi oluyor. Ben butunluk derken cok soyut ya da her seyi kapsayan belirsiz bir butunden bahsetmiyorum. Iki farkli ama birbirini tamamlayan butunluk turunu kastediyorum.
Birincisi organ butunlugu. Yani bir organi organ yapan sey nedir sorusu. Beyin dedigimiz sey, belirli yapilardan, aglardan, sistemlerden ve bu sistemler arasindaki iliskilerden olusan maddi bir butundur. Kortikal alanlar vardir, subkortikal yapilar vardir, bunlari birbirine baglayan iletim yollari vardir. Normal sartlarda bu yapilarin bir arada ve belirli bir mimari icinde calismasi beklenir ki organ islevsel olsun. Benim dikkat cektigim vakalarda ise bu organ butunlugu ciddi sekilde bozulmustur. Anatomik anlamda beklenen yapi, hacim ve mimari yoktur ya da cok farklidir. Buna ragmen bilinclilikte bir dagilma yoktur. Kisi benlik duygusunu kaybetmez, teklik hissini kaybetmez, algilayis bicimi, farkindaligi, oznel deneyimi butun kalir. Yani organin maddi butunlugu zedelenmisken, bilinc anlaminda bir butunluk devam etmektedir. Ikinci olarak kastettigim sey davranis butunlugudur. Bu kisiler cevrelerine verdikleri tepkilerde, yasayis bicimlerinde, sosyal uyumlarinda, is hayatlarinda, okul performanslarinda genel bir tutarlilik gosterirler. Parcalanmis, daginik ya da islev disi bir davranis profili yoktur. Gunluk hayatin gereklerini yerine getirebilirler, kosullarina uyum saglayabilirler, plan yapabilirler, sorumluluk alabilirler. Benim icin burada onemli olan nokta su: Organ butunlugu kaybolmus olmasina ragmen, hem bilinclilikte hem de davranista gozlenen bu butunluk nasil aciklanacaktir?
Ikinci olarak, sanki olgulari sadece materyalistlerin butun olarak ele aldigi, diger yaklasimlarin ise parcalayici davrandigi gibi bir izlenim olusmus olabilir. Boyle bir sey ifade ediliyorsa, ben buna katilmiyorum. Kendi cevremin deneyimi uzerinden konusuyorum: Tanriya inanan, dini bir kimlige sahip olan ve ayni zamanda bilimle ugrasan pek cok insan taniyorum. Doktor, akademisyen, klinisyen, arastirmaci olan bu insanlar ne bilim yaparken ne de pratik hayatta olgulari baglamindan kopararak ele aliyorlar. Mesela depresyon uzerine calisan arkadasim var. Bu kisi sadece biyolojiye bakmiyor; norokimyasal sureclere bakiyor, psikolojik dinamiklere bakiyor, sosyal kosullari, yasam olaylarini, cevresel stres faktorlerini birlikte degerlendiriyor ve tedaviyi de buna gore sekillendiriyor. Ayni durum obsesif kompulsif bozukluk ya da sizofreni gibi alanlarda calisan tanidigim bilim insanlarinda da var. Ben zaman zaman bu tur laboratuvar ortamlarinda da bulunmus biriyim. Bu insanlarin bir kismi dine inanan insanlar ama ne bilimsel calismalarinda ne de klinik yaklasimlarinda olgulari ortamindan, kosullarindan, baglamindan kopariyorlar. Yani butunlukle bakmak, yalnizca materyalist bir refleks degil; teist yaklasimlar da en az bunun kadar baglamsal ve cok boyutlu olabilir. Benim vurgulamaya calistigim sey, taraflarin benimsedigi bu baglamsal bakisin, soz konusu bilinc oldugunda, organ butunlugu ile bilinclilik butunlugu arasindaki bu dikkat cekici ayrimi aciklamaya yetip yetmedigi meselesidir. Peki ikincil anlamda kullandigim butunluk ne burada? Butunden kastettigim sey yalnizca beynin kendi ic yapisi degil. Organizmanin bir butun olarak icinde yasadigi cevre, maruz kaldigi kosullar ve bu kosullarla kurdugu karsilikli etkilesim de bu butunlugun bir parcasi diyorum. Yani insan yalnizca beyin dokusundan ya da sinir hucrelerinden ibaret bir varlik degildir; sosyal iliskileri vardir, ortak yasam icinde diger insanlarla baglari vardir, daha dogrusu cevresine uyum saglayan, beklentilere ve sorumluluklara cevap veren bir varliktir. Benim bahsettigim vakalarda boyle bir sey: Beyni beyin yapan maddi butunluk ciddi sekilde zedelenmis ya da beklenen anatomik yapida degilken, bu kisilerin ne kendi bireyselliklerinde ne de cevreleriyle kurduklari iliskilerde belirgin bir kopus gorulmez. Bunu diyorum.
"A ana kategorisi ise ve konu A ile ilgili ise -> B,C,D,E toplam bütündedir.
Konu B ile ilgili ise, C,D,E de B bütündedir.
Konu C ile ilgili ise, D,E de C bütünündedir..."
Tamam, oncelikle soyleyeyim. Bu sekil ifade etmen hosuma gitti. Buna benzer ben de yazmaya calisayim, yapabilirsem. Senin ifadene uyum saglamak istiyorum. Belki birbirimizi daha iyi anlariz. Simdi A madde ve maddi iliskiler genel cercevesi olsun, tamam mi, B organizma butunlugu, C organ butunlugu yani beyin, D yapisal ve fonksiyonel aglar, E ise davranis ve bilincli deneyim olsun---formulu kuramadiysam affola--- Yine de simdi bu formul uzerinden bakalim. Burada meseleyi dar anlamda materyalizm etiketi altinda tartismak istemiyorum; cunku ister kendini materyalist diye tanimlasin ister tanimlamasin, ister marksist, sosyalist, ateist, naturalist ya da teist olsun, bilim yapan herkes olgulari maddi iliskiler icinde inceler---en azindan incelemeli diyelim---, organizmanin maddi kosullarini dikkate alir ve yazdiklarini bu maddi iliskiler cercevesinde temellendirir. O yuzden bunu belirli bir ideolojiye degil, genel insanlik ve bilimsel yaklasim duzeyinde ele alalim. En genel seviyede A'ya baktigimizda organizma maddidir deriz, B seviyesinde insan organizmasi bir butundur deriz, C seviyesinde beyin bu organizmanin bir organidir, D seviyesinde bu organi organ yapan yapisal ve fonksiyonel aglar vardir ve E seviyesinde bu aglar sayesinde davranis ve bilincli deneyim ortaya cikar deriz. Normal sartlarda bu zincir bi butunluk icinde calisir. Fakat benim bahsettigim vakalarda C ve D seviyesinde, yani beyni beyin yapan tissue, yapisal butunluk ve klasik noroanatomik mimari ciddi sekilde yoktur ya da beklenen formda degildir. Omurilik sivisindan bahsetmiyorum; beyni beyin yapan dokudan, kortikal ve ilgili yapisal orgutlenmeden bahsediyorum. Buna ragmen E seviyesinde, yani bilinc, benlik hissi, algi, dusunme ve davranis butunlugu korunmustur. Benim sordugum sey de buydu: Eger bu zincirde E, zorunlu olarak C ve D'nin maddi orgutlenmesine bagliysa, C ve D'de bu kadar buyuk yapisal eksiklik ya da degisim varken E nasil bu kadar istikrarli kalabiliyor? Bu soruyu belirli bir ideolojiye yuklenmeden---ki baslangicta sadece materyalistlerin cevabi var mi diye sordum, ama simdi genelden gidelim madem---genel maddi iliskiler anlayisi icinde soruyorum.
"Organizmalar da, maddi, örgütlü yapıdır, bu genel olandır ve bilinç de maddi yapı, maddi ilişkiler, maddi form-yapılar, etkileşimler vb. çerçevesi, dahilinde anlam kazanır."
Sen diyorsun ki organizmalar maddi ve orgutlu yapilardir ve bilinc de ancak bu maddi yapilar, maddi iliskiler, maddi form ve etkilesimler cercevesinde anlam kazanir; ben de buna itiraz etmiyorum. Zaten bastan beri soyledigim sey bu. Fakat bu basligi acmamin sebebi de bu bir yandan. Bahsettigim vakalarda, bu soyledigin maddi iliski ve orgutlenmis yapi fiilen ortada yok. Ben bunu genel gecer hersey icin soylemiyorum. Belirli vakalar icin yani case study icin soyluyorum bunu. Yani teorik olarak olmasi gereken maddi altyapi yokken, ortaya cikan sey hala bilinc, fikir, benlik hissi ve algisal butunluk. Burada parcaya indirgeme yapmiyorum, tam tersine butune bakiyorum. Ama baktigim butunde, beyni beyin yapan tissue yok, klasik anlamda yapisal orgutlenme yok, fonksiyonel etkilesim aglari yok ya da beklenen bicimde degil. Su var, biraz da tissue var bir iki yerde.
"Beyinde bir bölge dediğiniz yerde kaç milyon hücre, ilişki vardır? Milyarlarca hücreden bir kaç bini kaybedilse ne kadar etki eder"
Haklisin, elbette bir bolgede kac milyon/milyar hucre oldugu, bu hucrelerin nasil iliski kurdugu ve toplam hucre sayisindan ne kadarinin kaybedildigi onemli bir sey; Cok hakli bir ifade yani. Fakat spartacus, verdigin bu ornek, -----yani milyarlarca hucreden bir kac bininin kaybedilmesiyle ne kadar etki olur sorusu--------bahsettigim vakalar icin uygun degil. Yani gozlemin, akil yurutmen dogru ama benim verdigim durumlardaki insanlarin kosuluyla uyusmuyor. Cunku benim verdigim orneklerde soz konusu olan sey marjinal bir hucre kaybi degil, beyni beyin yapan dokunun buyuk bir kisminin yapisal olarak bulunmamasi. Burada yuzde doksanlardan bahsediyorum ve bunu mecazi degil, goruntuleme bulgularina dayanan bir durum olarak soyluyorum. Istenirse vakalarin MRI verilerini paylasabilirim.
Simdilik ag/network ile ilgili paragrafina girmiyorum cunku zaten ag/network'a itirazim yok. Ne anlatmaya calistigimi yukarida ifade ettim. Eger uygun olursa ancak o zaman girerim.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Bu arada, konu basligi "Ateizmin Aciklamakta Zorlandigi Konular". Ateizmin/materyalizmi/naturalizmin cevap veremeyecegidegil. O sekilde bir yargida bulunmuyorum, ne bu sitede ne kendi kafamda. Ben, kendimce dusuncemi soyluyorum.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
İnsanın yapabileceklerini hafife almayın.
İki kolu olmayan bu sporcu, koşuyor, yüzüyor ve bisiklete biniyor. Bunun arkasında spiritüellik aranmaz, sadece takdir edilir.
Sen diyorsun ki organizmalar maddi ve orgutlu yapilardir ve bilinc de ancak bu maddi yapilar, maddi iliskiler, maddi form ve etkilesimler cercevesinde anlam kazanir; ben de buna itiraz etmiyorum. Zaten bastan beri soyledigim sey bu. Fakat bu basligi acmamin sebebi de bu bir yandan. Bahsettigim vakalarda, bu soyledigin maddi iliski ve orgutlenmis yapi fiilen ortada yok.
Nasıl yok, o halde örneğin neyin MR'ı çekiliyor? Taş bile bir ortadalıktır ve ortada olan şeylerin maddi ilişki, etkileşim süreçleri de yok sayılamaz. Beyin yok mu? Var, şu ya da bu durumda şu ya da bu istisnada şu ya da bu işlevine devam ediyorsa bu olmadığı değil, ÖLMEDİĞİ -organik yapının kaybedilmediği- anlamına gelir. yani bir beyinin takribi 3-5 dakika oksijensiz kalması demek, o beyinin %100 işlevine devam edeceği anlamına gelmez, ancak MR vb. ölçümlerde saatlerce aktivite gözlemlenebilir -çünkü milyarlarca hücre, trilyonlarca elektron, çok çeşitli kimyasallar hala aynı ortamdadır ve tepkimeler, dönüşümler vb. sürmeye devam eder, ancak doğru orantılı olarak işlev kaybı da meydana gelmeye başlar. Hatta her şeyi geçsek, en basit haliyle bile, parçalar arasında çeşitli ilişki, etkişimler hatta en temelde içinde oldukları ortama göre de değişken ivmelerle, elektron alışverişi(elektrik akımı, enerjisi dediğimiz) olmaya devam eder veya sıkışırlar -salınım(sarf -elektron vb. atımı vb.) yapılamamıştır ve sistem bu bakımdan hala canlıdır... Herhangi bir formda, hiç bir etkileşimin olmaması mümkün değildir. Hatta örneğin beyin ölümü gerçekleşmiş, ama kalbi sağlam birisinin kalbi de -sistemin depoladığı veya hala barındırdığı potansiyel-kapasite(enerji, elektron, çeşitli kimyasalların aktısının sağlanabildiği koşullar) ile-bir süre daha atmaya devam edebilir. Gözlemlenenin ne olduğundan ziyade, bu süreçlerde nasıl bir ortamın sağlandığı ve ne düzeyde, nereye etki oluştuğu/oluşturduğu ve elbette çok çeşitli durum-koşul kıyası-farkı da önemli...
Öyle anlar, yapılar vardır ki, %3 hasar görür, işlev kaybı farkedilemez düzeyde düşük kalabilir(ancak işlev kaybı olur, farkı ölçemiyor olmak, farklı olmadığı anlamına gelmez), ama öyle anlar, yapılar vardır ki %0,01 hasar görür, feleği şaşar ve bunlar arasından görmezden gelmek, seçici/dışlayıcı davranmamak gerekir. Her durumun bir biçimde açıklaması yapılabilir -o an eldeki imkanlar el vermiyorsa, bu açıklanamaması değil, açıklayacak donanıma veya olanağa sahip olmamamızla veya farkı ölçemiyor olmamızla ilgilidir...
Vücuttan ayrılmış bir beyinin ihtiyaç duyduğu oksijen ve kimyasallar sağlansa, çalışmaya devam edebilir, ancak o beyinin %100 kayıpsız olacağı iddia edilemez. Bütün duyu sinirleri taklit edilse bile... Microsoft'un "sessizlik odası" odası vardı, yanlış hatırlamıyorsam odada 1 saatten fazla kalana ödül verilecekti... yani o koşulda bile(beyinden uzuv kaybı bile olmadan) beyin normal çalışmıyor, anormallik, yeti kayıpları ister hissedilsin, ister hissedilmesin sonuç oalrak etki oluşturuyor... Yani hangi sistem, yapı oluırsa olsun, koşullar değişirse->işlevler de değişir, farkedilir veya edilmez, %100 aynı kaldığı-olduğu iddia edilemez...
Materyalizmle ilgili ise ifade ettiğim biçimde, hatta parçalı biçimde ele almakla ilgili de, bir kaç yazında değindin... Bu noktada piyasada indirgemeci mantıkla öne sürülen iddia veya söylemler yanıltıcı rol oynuyor olabilir. Örneğin bütünü(tüm organizmayı), networkü (ağı) yok sayıp, indirgemeci yaklaşan (işi yapan nörondur vb.) türünde yaklaşımlar aslında indrigemeci, idealist yaklaşımlar -> materyalist yaklaşım değiller. Ama elbette geri planda illa felsefik, ideolojik bir temel, yaklaşım da vardır, ama illa materyalizm olduğu anlamına gelmez, bir çok ateist gündelik hayatında materyalist değil idealisttir ve doğrusu farkında da değildir, kendi özgüllerine baktığımızda bu tür ayrımları bulunmuyor veya kendileri namına önem-lilik arzetmiyor, umurlarında da değil, yani bu konularda çoğu insan detaylara inmiyor, kültür, yaşam biçimleri gereği de önem arzetmiyor(gündelik hayatlarının %99'u sıradan şeyler adına geçiyor)...
Burada genel ve çıktı ile elde edilen işten söz ediyorsak, nörona indirgenemez, ama sistemde nöronun önemine değini (A,B,C,D ye görelik) ise, bu halde açı dardır ve açı darlaştıkça, şeylerin de önemi artar. Aynen bir işlemcide transistörün önemi gibi, önemlidir çünkü girdi-çıktı değerleri bir biçimde üzerlerinden geçer-sağlanır, ancak elde edilen iş(bir bütün halinde sistemin sergilediği), sırf transistör(kendi şahsına has veya şahsi nitelik-özellik olarak) damıtılmaz/sağılmaz, sağlanmaz(transistörün bundan haberi bile yoktur) ve toplamda elde edilen işe dair, kendi şahsına özel davranış sergilemez, sergilemiş olmaz(örneğin elektrik kablolarından ısrarla ve yoğun biçimde, süreklilik arzeden biçimde sevk edilen elektronların(böylece yapıların tepki verdiği oranda salınım-sarf-üzerleine gelen fazla elektronları dışlaması-salması veya kimyası vb. değişiyor), form-yapılarda oluşturduğu etki, değişim, tepkimelerle sebep olduğu işlerden (elektronun) haberinin olmaması veya salt onlara isnat, atfedilemeyeceği gibi. İşi yapan burada salt elektron değildir, birbirine etki eden veya girdi-çıktılarla etkilenen, tepkilenen yapıların açığa çıkarttığı etki-tepki-tepkime-reaksiyon->çevreye verdikleri etki vb. ->iş. Doğada ise serbest dolaşımlı elektronlar yine vardır ancak aktı ve debi, açı, yön ve doğrultu dağınık ve düşük seviyededir, olağanüstü etki oluşturacak değişime yol açmaz, ama bir sistem eliyle yoğun aktı sağlanırsa, bin yılda olası olan etkileşim, değişim, dönüşümler, anında gerçekleşebilir ve muazzam farklar meydana gelir. Yani burada SİSTEM VE BÜTÜN'den söz etmek durumundayız ve aktının düşmesi veya milyar parçada eksilme, sistem dahilinde düşüşe oranla ve mahiyeti, yeri, muhatabına göre değişken sonuç, etki gösterir). İş ve işlem organizmanın veya sistemin, bütünlüğünde(bu bütüne salt form-yapı değil, aralarındaki tüm ilişkiler, ağ da dahil) anlam kazanır, yorumlanabilir. Yani örneğin bir bilgisayar bir matematik hesabı yaptığında, hesabı yapan transistörler değil, ama girdi-çıktı-etki-tepki, tepkili, tepkisiz hali durumlarının kıyası işlemininin, bir noktada(tümüyle transistör değil ve sistem salt onlardan oluşmaz) sağlanmasında önemli rol alır(üzerlerinden, ama hem transistörlerin hem de tüm diğer bileşen, parçalar ve total ilişkileri/merkezileşmesi/sağımından açığa çıkar). Sistem salt onlardan(transistör) oluşmadığı gibi, bu parçalar ilgili sistemin dışında veya ondan ayrı tek başına o anlamı, toplamda elde edilen işi yansıtamaz, taşımaz, ama bir sistemde bir kez bulunmuşlar ve ağın-organın önemli bir parçası haline gelmişlerse, ilgili sistem-yapı onlarsız da olmaz(parçanın bütüne, bütünün parçaya olan bağı, bağımlılık, bağlılıkları).. Ama elbette ilgili parçalar sistem için önemlidir ve bu halde eskiden bir kaç yüz, bin, milyon transistör içeren işlemciler, bugünün milyarlarca transistör içeren işlemcileriyle aynı kapasite, yeti, olanağa sahip olduğu söylenemez, demek ki sistemde salt ilişki ağında yaşanan kayıplar değil, o ağı anlamlı ve işlevli kılan parçalar eksilirse, kayıba yol açar(ölçülebilsin veya ölçülemesin farketmez, her durumda kayıp olacaktır çünkü bütünü meydana getiren parça, uzuvlar, bağlı ilişkiler eksilmiş, sistem bu hal üzre, bir biçimde zayıflamıştır)... Milyarlarca parçadan birisinin eksilmesi hissedilmez, ama milyarlarcasının bağlı olduğu ağ işlevsiz kalacak biçimde kesilir veya menipüle edilirse, olumsuz sonuçları ve kayıp muazzam düzeyde büyük olacaktır(önemli olan nerenin işlevsiz kaldığı, ana arter mi, tali yollar mı, tek başına önemsiz parçalar veya ilişkilerin telafi edilebilir kaybı mı, yoksa, bu parçaları bütünün dahilinde tutan ve böylece işlevli kılan bütünün aldığı kayıplar, hasar mı? vs... çek fişi bitir işi).
Belki bu tür, indirgemeci, işi yapan nörondur yönlü hatalı yaklaşımlar kafa ve kavram kargaşalarına yol açıyor olabilir... Tabi ayırmak gerekir, neye göre nörondan söz edilmiş, sistemin en önemli parçalarından birisi olduklarından söz ediliyorsa bu bir indirgeme değil(transistör örneği gibi), ama atıyorum örneğin piyasada dolaşan, "siz karar vermiyorsunuz nöron karar veriyor, nöron düşünüyor" yönlü indirgemeci efsane, saçmalıklar ise; evet bu yaklaşım arızalı-sorunludur(transistör örneğinde dile getirmeye çalıştığım gibi, iş bütünde, organizmaca(beyin de bir organ ve elbette dahil)açığa çıkıyor, özelde herhangi bir parçada değil)... Materyalizm konusunda da teistler, öznel idealistler özellikle aldatıcı algı oluşturur, materyalizmi, her şeyi kutsal, tabu, mistik amaçlar yükleyip, salt maddeye -salt birey-kendine- indirgeyen anlayış gibi görür veya gösterirler. Oysa gerçekte öyle değildir. Materyaliszm açısından madde amaç değil araçtır ve "nevi şahsına" dair mistik, tabu, kutsal, olağanüstü bir anlam, irade atfetmezler(aksine atfedilen doğal olmasıdır). Madde, ilişki/etkileşim, çelişki, hareket, değişim, formlar-yapılar... vs. bir bütün halinde "doğal görülür", ele alınır ve madde burada temel (özde olan, muhteva, materyal, töz) sağlayıcıdır(yani çok çeşitli şeyler, formlar, ilişki ,etkileşimler vs. vs. namına temel(de) olan sağlayıcı, araç'tır), daha genelde ise "varlık-yokluk, ilişki, etki, tepki, hareket, değişim" ayrı düşünülmez, birlikte ve sayeleri-sağlacıyı temel olarak düşünülür...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
------- Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Konu spartacus tarafından (16-02-2026 Saat 15:26 ) değiştirilmiştir.
Mesela diger bir baslikta buna bir cumleyle deginmistim ama konusu gectigi icin bu basliga dondum ve burada yazmaya karar verdim.
Materyalizmin neden gunumuze ayak uydurmakta zorlandigini anlatirken---kendimce yani----, bazi ornekler verdim. Gercek oldugu iddia edilen ve tekrar tekrar, binlerce, milyonlarca kez karsimiza cikan belirli deneyim turleri var. Bunlari bana kalirsa materyalizm, aciklamakta zorlaniyor.
Mesela sunlar: Dokuz yasinda bir cocugun hastane yataginda yasadigi bir deneyimden soz etmistim: bedenden ayrilma hissi, bir isikla karsilasma, bir tunelden gecme, ardindan olmus akrabalarla karsilasmak ve son derece huzurlu bir ortamda oldugunu hissetmek. Donmek istemiyor ama geri donmesi gerektigi soyleniyor ve daha sonra cocuk bilincine geri donuyor. Elbette buna yalan diyebilirsiniz, hayal diyebilirsiniz, beyin kimyasallariyla aciklayabilirsiniz; bunlar ihtimal disi seyler degil. Ancak mesele tek bir vaka degil, iki degil, bes degil. Binlerce, hatta belki milyonlarca insan birbirinden bagimsiz olarak cok benzer seyleri anlatiyor. Klinik olarak uzun sure olu kabul edilen, ceset torbasina konan, saatler sonra geri dondurulen insanlar da ayni temalari soyluyor. Tunel, isik, huzur hissi, olmus yakinlar, geri donmen gerekiyor mesaji. Trafik kazalarinda ayni arabada bulunan iki kisinin ayni sekilde deneyim yasadigi, birbirini gordugu ve birinin digerine geri donmesi gerektigini soyledigi anlatilar var. Bazen cocuk hastanede hayatini kaybediyor belirli bir dakika, o sira ablasini gordugunu soyluyor; ablasinin oldugunu, ama kucuk cocugun geri donmesi gerektigini soyluyor abla. cocuk kurtarildiktan sonra babasi ablayi ariyor ve ablanin o gun daha once baska bir kazada hayatini kaybettigi ortaya cikiyor. Anne babasi hayatta, onlari gormuyor cocuk. O gun trafik kazasinda habersizce olen ablayi sadece goruyor. Bu anlatilar tekil, daginik ve tamamen rastgele degil; tersine, yapisal olarak birbirine son derece benziyor.
Materyalizm bu tablo karsisinda ne soyluyor. Insanin varligini yalnizca maddeye, beyne ve maddi iliskilere indirgemeye calisiyor. Fakat insan deneyimi bununla sinirliymis gibi gorunmuyor. Burada mesele benim hakli olmam ya da birilerinin yanlis olmasi degil. Asil mesele su: Bu kadar cok insan ayni seyi neden anlatiyor. Olum esigindeki insanlar neden benzer deneyimlerden bahsediyor. Hangi beyin kimyasi, hangi norolojik surec, birbirinden bagimsiz milyonlarca insani ayni semboller, ayni sahneler ve ayni anlatilar etrafinda topluyor. Bu sorularin kesin cevaplari oldugunu iddia etmiyorum. Bunlar gercek mi, gerceklik tam olarak nedir, bilinc neyi ve nasil deneyimliyor; acik konusmak gerekirse ben de bilmiyorum.
Burada genellikle soyle bir itirazda bulunabilirsin, dersin ki, Bu tur deneyimler, efendime soyleyeyim, beynin belirli bolgelerinde meydana gelen aktivitelerle aciklanmali. Ornegin temporal lobun uyarilmasiyle gorsel imgeler ortaya cikmaz mi? Cikar... parietal lobdaki islev bozukluklari bedenden ayrilma hissi yaratmaz mi, yaratabilir, bu arada limbik sistemin duygusal yogunluk ve huzur hissini de tetikleyebilecegi soylenebilir. Hatta tunel goruntusunun gorme korteksindeki periferik gorsel alanlarin baskilanmasiyla iliskili olabilecegi gibi yorumlar da yapilabilir. Bunlar teorik olarak mumkun gorunebilir. Ancak burada ciddi bir sorun var. Bahsedilen deneyimler daginik, parcalanmis ve kaotik degil. Aksine son derece net, tutarli ve ayrintili. Kokular tarif ediliyor, goruntuler tarif ediliyor, konusmalar aktariliyor, mekansal yonelimden bahsediliyor. Oysa halusinasyon dedigimiz sey genellikle rahatsiz edicidir, parcali olur, korku ve kaygi uretir, cogunlukla kisinin bilissel kontrolunu zayiflatir. Burada anlatilan deneyimler ise duzenli, anlamli ve genellikle sakinlestirici. Insanlar ne gorduklerini, ne hissettiklerini ve ne yasadiklarini cok net bir sekilde ifade ediyor. Bu noktada su soru kacinilmaz hale geliyor: Beynin farkli bolgelerindeki parcali aktiviteler nasil oluyor da bu kadar butunluklu, hikayesi olan ve tekrar tekrar ayni yapisal ozellikleri gosteren deneyimler uretiyor. Ustelik bu deneyimler kulturel farkliliklara ragmen cekirdek unsurlarini koruyor. Bilimsel aciklamalar burada bir yere kadar geliyor ama anlatilan seyin tamamina karsilik gelmiyor gibi duruyor.
Benzer bir sorun, daha once verdigim baska bir ornekte de var. Bir kadinin kalbi bilerek durduruluyor, ameliyat sirasinda beyindeki kan akisi ve oksijen tamamen cekiliyor. Bu noktada norobilimsel olarak beynin bilinc ureten islevlerinin askiya alinmasi beklenir. Kan yok, oksijen yok, kalp durmus, beyin elektriksel aktivite uretmesi gereken kosullardan yoksun. Yani klasik anlamda beyin artik beyin gibi calismiyor. Calismiyor degil, butun aktivite DURMUS..Buna ragmen hasta daha sonra suna benzer seyler soyluyor. Bedenden ayrilma hissi, ameliyathaneyi yukaridan gozlemleme, konusulanlari duyma, iceri giren cikanlari fark etme, tarif etme, belirli bir yone dogru cekilme ve geri donmesinin istendigini hissetme. Burada kritik soru su oluyor: Bilinc hangi mekanizmayla bu bilgileri isliyor. Beyin o anda islevsiz kabul ediliyorsa, bu deneyim nasil kaydediliyor ve daha sonra nasil bu kadar tutarli bir sekilde aktariliyor. Bilim burada da cogu zaman su cevabi veriyor: Tam olarak bilmiyoruz, bilinmeyen norolojik mekanizmalar olabilir. Zaten mesele de tam olarak bu. Bilim elbette bilmedigini kabul edebilir ve bu onun gucuyle celismez. Ancak materyalizm, bu tur deneyimlerin varligini ya tamamen goz ardi etmek ya da erken aciklamalarla kapatmak zorunda kaliyor. BIR BASKA DEYISLE, HIC ACMADAN KAPATIYOR. Oysa bu anlatilar, insan deneyiminin sadece maddi sureclerle sinirlandirilmasinin simdilik yeterli olmadigini dusunduruyor. Bunlarin gercek olup olmadigini kesin olarak soyleyemeyiz, gercekligin dogasi hakkinda dedigim gibi ben de kesin bir iddiada bulunmuyorum. Keske gercegi bilebilsem... Fakat su acik: Bu deneyimler var ve bu deneyimler karsisinda materyalizmin elinde su an icin tatmin edici bir aciklama yok. Bilimin burada durup dusunmesi, yeni cerceveler gelistirmesi ve insan bilincini daha genis bir baglamda ele almasi gerektigi hissi giderek gucleniyor.
Yani, uzatmayayim, uzatmayayim diyorum ama sunu da soylemem lazim. Bu deneyimleri yasayan insanlarin tamami konuya uzak, bilime yabanci ya da saf kisiler degil. Aralarinda norologlar, beyin cerrahlari, MD derecesine sahip doktorlar var. Hayatini beyin uzerine calismaya adamis olan adamlar var, her gun beyne dokunan, onu ameliyat eden, nasil calistigini ve hangi kosullarda calismadigini bilen insanlar bunlar. Ustelik bazilari acikca ateist oldugunu da soyluyor, olumden sonra hicbir sey olmadigini hayatlari boyunca savunan insanlar var. Anlatilan gercek vakalardan bahsedeyim. Kitap da yazdi ama suan kitabin ismini hatirlayamadim. Ateist noroloji cerrahi bir doktor bu. Bu adamin basina bir sey geliyor ve klinik olarak vefat ediyor. Ama bilincin mumkun olmamasi gereken bir durumda bambaşka seyler deneyimledigini soyluyor. Kendi ifadesiyle, oldukten sonra bilincli bir sekilde var olmaya devam ettigini, baska varliklarla konustugunu, olumden sonra bir yasam oldugunun kendisine nasil olduguyla birlikte anlatildigini ifade ediyor. Daha sonra doktorlar tarafindan geri donduruluyor ve bu deneyimi kitaplastiriyor. Burada dikkat cekici olan su: Bu insanlar beyni bilmeyen, bilimsel dusunceye yabanci kisiler degil. Tam tersine, eger biri beyin kimyasi, noronal aktivite ve bilincin biyolojik temelleri konusunda supheci olacaksa, bunlar olacak. Buna ragmen yasadiklarini bu sekilde anlatmalari basli basina dusundurucu. Ayrica anlatilarda tekrar eden cok belirgin bir detay var: Bu insanlar tanidik ama hayatta olan kisilerle karsilasmiyor. Gecmiste vefat etmis akrabalar, buyukanneler, buyukbabalar, teyze, amca gibi kisiler goruluyor ve onlarla konusuluyor. Hayatta olan arkadaslar, komsular, tanidiklar hicbir vakada ortaya cikmiyor. Eger bu yalnizca beyin uydurmasi olsaydi, neden hayatta olan ve zihinde cok daha taze olan yuzler degil de sistematik olarak olmus kisiler goruluyor. Bu nasil oluyor. Burada yine materyalist aciklamaya donuluyor ve deniyor ki beyinde bir aktivite oldu, bilinmeyen norolojik surecler devreye girdi. Iyi ama bazi vakalarda beyin aktivitesi neredeyse tamamen durmus durumda. Kan yok, oksijen yok, kalp durmus. Beynin bilinci uretmesi icin gerekli kosullar ortadan kalkmis. Buna ragmen deneyimler anlatiliyor, detaylar aktariliyor, dis dunyaya ait gozlemler yapiliyor. Bu noktada mesele artik inanc ya da inancsizlik meselesi olmaktan cikiyor. Burada ciddi bir aciklama boslugu var. Bilim bu boslugu henuz dolduramiyor olabilir, bu normaldir. Ama materyalizmin bu anlatilar karsisinda sanki hicbir sey yokmus gibi davranmasi da ikna edici durmuyor. Hayir efendim, yok oyle bir sey, boyle bir sey olamaz diyen yasli, sinirli, mizacini kaybetmis dedeler gibi davraniyor. En azindan su soruyu sormak zorundayiz: Eger bilinc yalnizca beyin faaliyetinin bir yan urunuysa, beyin fiilen durdugunda bu deneyimler nasil ortaya cikiyor. Buna verilecek net bir cevap henuz yok gibi gorunuyor.
Ben diyorum ki:
Bazen cocuk hastanede hayatini kaybediyor belirli bir dakika, yani klinik olarak olu vaziyette. Ama o sira ablasini gordugunu soyluyor cocuk; ablasinin vefat etmis oldugunu goruyor. Vefat eden ablayla, vefat eden buyuk anne ve buyuk babayla konusuyor. O sira abla diyor ki kardese, senin geri donmen lazim. cocuk kurtarildiktan sonra olan biteni anlatiyor doktorlara babasina. . babasi endiseleniyor ve ablayi ariyor ve ablanin bir gun once baska bir kazada hayatini kaybettigi ortaya cikiyor. Anne babasi hayatta, onlari gormuyor cocuk. O gun trafik kazasinda habersizce olen ablayi, vefat eden akrabalari goruyor konusuyor. Bu nasil oluyor diyorum?
Efendim beyinde kimyasallar ateslendi, bilimsel anlamda bir seyler oldu.
yada
tesaduf iste.
Iyi de, beyin aktivitesi durdurulan, kalbi durdurulan, hatta bu da yetmemis, beyindeki butun kani cekilmis hasta var. Amelyat oncesinde....beyinde kani bile cekmisler doktorlar. Dolayisiyla oksijen de yok. O da ayni seyi soyluyor. klinik olarak beyinde hic bir aktivite yok. Bu nasil aciklanacak? Isteyenler arastirabilir kaynaklari bulabilir. Ki gerekirse ben verirrim, verdim de.
Burada kimseyi ikna etmeye calismiyorum. Kendi gozlemim ve dusuncem cercevesinde, materyalizmin neleri aciklayabildigini ve nerelerde sinirli kaldigini ifade ediyorum. Belki de cok yaniliyorumdur....Siz neye inanirsaniz inanin, neyi reddederseniz reddedin; bu benim icin bir sorun degil. Zaten birbirimizi kisi olarak tanimiyoruz ve birbirimizi ikna etmek gibi bir gorevimiz/zorunlulugumuz da yok.
Ben kendi fikrimi paylastim,benden bu kadar. Bundan sonra soylenecek olanlar buyuk olcude tekrara duser ve ayni seyleri tekrar tekrar yazmak istemiyorum.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Materyalizmin neden gunumuze ayak uydurmakta zorlandigini
Olasi materyalist/ateist cevap
Materyalist değilim, non-teist
A-teizm şu anlama gelir. anti-teizm yani teizm karşıtlığı ve zıtlığı.
Teizm orada olmasaydı olmayacaktı ya da gerek yoktu, doğal durumdu
Anarşizm (anti-yönetici) devlet ve her türden otorite ve hiyeralşi karşıtıdır. Zaten bunlar olmasaydı olmayacaktı, gerekte yoktu, doğal durumdu
Ben materyalizmi böyle görür ele alırdım. Yani, Marks dünyaya baktı dini ve dinleri -tanrıyı- gördü onu bütün günahların ve suçların en önemli nedenlerinden biri olarak algıladı -ki çoğumuzda böyle yapardık.
Din ve tanrı kavramını kovmak için kovan karşıt bir kavram olarak bunu ele aldı.
Din tanrı tartışmasını kapatacak bir anti olarak materyalizmi koydu. Bu basittir ve oldukça da basitçedir.
Din, ruh, maneviyat hepsini bir bütün olarak görüyor, dünyayı kirleten düşman -kötülük- olarak algılıyor ve onunla bu kavram yoluyla savaşıyor. Bu temel karşıtlık
Metaryalizmin hiç bir şeyi açıklaması gerekmez. Materyalizm bir tepki ya da sonuçtur. Materyalizm dinden bıkmak, dini terslemek/dışlamak ve dinin kötü bir şey olması nedeniyle onun bütün kavramlarından uzaklaşmak gibi bir tepkidir. Dine yakın, benzeyen, onunla geçişen diğer temel kavramları da bu nedenle reddeder. Ruh gibi kavramları dine -tanrıya- kapı aralayacağı ve tanrı kavramına geçit vereceği için dışlar. .
Materyalizm bir tutum gibi.
Bir materyalist senin verdiğin bu kavramları tartışmaz çünkü tanrıya kapı aralar, bilince kapı aralar, bunlara kapı aralarsa ona göre kötülüklere kapı aralar
Materyalizm sinek kovucu gibi tanrı-din kovucu zihinsel icat-gereç. Bir yapılandırma, kavramsal yapılandırma
Bir materyalistle ancak ve ancak asla tanrı ortaya konamayacak biçimde -tanrının reddi net sabitken- onları mantık zeminine -rasyonel açıklanabilecek bir zemine alabilirsen geçişebilirdin.
Materyalizm tanrıyı iptal etmektir. Tanrıyı insanlığın başbelası olarak gördüğün ve elinde onu iptal edecek başka bir ontoloji ve araç olmadığı için ortaya konmuştur.
Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
Bak ben ne ateist ne de materyalistim -kısmen ateist gibi denebilir çünkü non-tesitim
Yani dindara göre ateist ama ateiste göre bulanık bir diyardayım
Senin getirdiğin kavramlara açığım ama kimin nasıl yapılandıracağına bağlı
Ben şunu anlıyorum
Ateist. Afganistan da kadınlar özgür olsun istiyor bunun için ateist ya da din kötü onun için ateist
İnsanların özgürleşmesini istiyor, onun için ateist
Din tanrı zaten vardı veriliydi ve onlar yanlıştı bunu gördü onun için ateist.
Şimdi bu nedenle senin o sorduğun herşeyi açıklayabilmeli mi?
Marks aynıydı. İnsanların başbelası dinden ve hristiyanlıktan müslümanlıktan özgürleşmesi istiyordu. Bugünleri görmek istiyorlardı. İnsanların daha eşit adil ve özgür bir dünyada yaşaması
Ne ateistin ne de materyalistin herşeyi bilmesi ne de açıklaması gerekir.
Bunlara açıklamaları olması gerekmiyor. Karşının karşısındalar. Verili yanlışın karşısında doğdular. Yani tepki tepkime gibi bir şeyler.
Bunlar din tanrı zemini olmasa orada olmayacaktı.
Bana göre bu kişilerin sana vereceği yanıt onlar bırakta Afganistan da dinin yarattığı eşitsizlikler, dinin sınırlamaları nedeniyle özgürlük fırsatını kaçıran insanlar demeleri gerekirdi.
Andrew´isimli üyeden Alıntı
Dokuz yasinda bir cocugun hastane yataginda yasadigi bir deneyimden soz etmistim: bedenden ayrilma hissi, bir isikla karsilasma, bir tunelden gecme, ardindan olmus akrabalarla karsilasmak ve son derece huzurlu bir ortamda oldugunu hissetmek
Güzel bir şeye bir şeye benziyor
Michael Newton adında bir adamın üç ayrı kitabı var. İnsan hipnozları ve hipnoz yoluyla ölüm ötesinin soruşturması.
Sadece çağrışımlar ve bilgi çalma istenci olarak görmeyi yeğlerim ve yani soran hırsız ve oradan bilgi aşırıp aşıramayacağını ve belki de buna ticari değer, kendine prestij kazandırıp kazandıramayacağını bile düşünüyor olabilir.
Tavuk yumurtlar ona bakıp hiç bir şey anlamayabiliriz ve yumurtalar yemek içindir.
Andrew´isimli üyeden Alıntı
Insanin varligini yalnizca maddeye, beyne ve maddi iliskilere indirgemeye calisiyor.
madde olmayan antimadde mi?
İnsanların geneli bunu yapar, hem tanrıya tapar hem de bunu yapar
Bilinç gibi bir kavram bağlı ve açık ben bile en son bölmeme konusunda uzlaştım. Yani madde ve bilinç diye bölmeme
Andrew´isimli üyeden Alıntı
Bahsedilen deneyimler daginik, parcalanmis ve kaotik degil. Aksine son derece net, tutarli ve ayrintili. Kokular tarif ediliyor, goruntuler tarif ediliyor, konusmalar aktariliyor, mekansal yonelimden bahsediliyor.
Öldükten sonra subjektif olamayız. Zaman olmadığı için bu sonra bile olamazdı, ona sonra diyemezdik. Şu an bu subjektifle bağı olmadığı için o biz bile olamazdık. Yo biz olurduk
Bu bulmaca üzerine çok kafa çatlattım
Andrew´isimli üyeden Alıntı
Bilinc hangi mekanizmayla bu bilgileri isliyor.
Psike. Herkes onun bir yerden geldiğini düşünüyor ben çekimle birleştiriyorum. Genetik, dna, toplayıcı olmalı çünkü mekan ve taşınmayı algılayıp yapılandıramıyorum, kemik vb yapılar odaklıyor olmalı, bunları benden duymuş olma çünkü ne dediğim hakkında hiç bir fikrim yok. Bilinç kavramını yapılandırma üzerine çok çalıştım. Bilinç doğanın, yani tüm varoluşun, orada bir ayrımsama olmamalı ama ya peki subjektivitenin parçalılığı
Andrew´isimli üyeden Alıntı
Gercek oldugu iddia edilen ve tekrar tekrar, binlerce, milyonlarca kez karsimiza cikan belirli deneyim turleri var.
Doğmuş bir subjektifi öldükten sonra doğacak yeni ve ikinci bir subjektifle ama şu an yaşarken ki denilen eski subjektifle birleştirme çabası tamamen aynı beden aynı aile aynı koşullar ve aynı zamanın tekrar yaşanmasının umudu -bu ölümsüzlük denen için de aynı
Bir derede iki kere yıkanılmaz deyişindeki gibi ruh olup ölüp yeniden doğsaydık ikinci subjektifimiz yine de birinciyle aynı olmazdı
Bir şey açıklamaya gerek yok çünkü burada iki yok non-dualizm
Atom altı ve kuantum denendeki gibi temelde hepimiz aynı şeyiz
Ölümden sonrası öncesi diye bir şey yok çünkü doğmuş doğacak hepsi aynı
Bütün doğanlar ölecekler doğmuşlar ölümlerden önceki ve sonraki yaşantılarımız
Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
Paylasimin icin teşekkür ediyorum. Benim konuyla ilgili söyleyeceklerim bu kadardı. Kendi adıma yani. Kendi okuduklarimdan, düşündüklerimden yola çıkarak, sunu söyleyebilirim. Gercek dediğimiz şey basit degil ve tek boyutlu degil. Nrdir, ne degildir, onu ben bilebilecek biri degilim. dolayisiyla paylasimlarim sadece okuduğum düşündüğüm seyle ilgili.
Herhangi bir ideolojiyi, Dunya gorusunu sahiplenmek yada reddetmek temelli olmamasına gayret ediyorum. Bazen iyi beceriyorum, bazen yapamıyorum istediğim gibi ama bilgidim şey, ideolojilerin insanin bakış acisini daralttigi, bireye belirli bir gözlük taktiği. Cevreyi, insani, doğayı belirli gözlüklerden görmemizi istiyorlar.
Ben bu ideoloji ve izm'lerden bıktım. Insanin insani kandırmasından bıktım. İster teizm olsun, ister ateizm olsun, cahil adamdan bıktım----kendi adıma. Bana insan gerek, insan gibi insan gerek.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...