Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Dinlerden Özgürlük > Ateizm

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #31  
Alt 17-02-2026, 15:27
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
Standart

Ormanda orman ortaktır, derede su ortaktır
Okyanusta okyanus tüm balıklara ortaktır ve güneş ışığı tüm bitkilere ortaktır
Ruh-bilinç-tin bu senin değil /senin malın değil. Bizim. Bilincimiz ruhumuz bu ortaktır, bu bizimdir

Psike

Bir insan öldüğünde doğada bir yıldızın ölümü gibi bir izler,iz,izsi,bulut,hafıza bırakır. Psike budur. Bu dünyanın malıdır ve katılımın malıdır ve zaten bizimdi

Sahne önü sahne arkası ve perde önü perde arkası ve .. arkası spoyler ya da sonrası
Bu bir kitabı sondan okumadığımız ve bir filmi sondan izlemediğimiz anlamına gelir ve açıklama spoylersa o halde açıklama çabası niye?

Olmak durumunu buradan, bu şimdiden, olduğumuz durumda, bu buradaki durumdur. Durum olmaktır. Olanı olduğu gibi olmaktır, olanı sürdürmektir. Algılanan gibidir. Nasıl algılanıyorsa öyledir.

Tanrı diye bir şey yok

Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
Alıntı ile Cevapla
  #32  
Alt 17-02-2026, 15:45
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.678

Onur Üyeliği 

Standart

Adrew bu kaynakların hiç birisİ BEYİNSİZ değil - Bazı çekim resimleri de kanıt oluşturmaz, bunun bir çok sebebi var, cihaz arızaları, personel hataları, kişileri karıştırma hataları, cihazın özellikleri, bunların haricinde ise piyasaları dolduran sahtelikler, sahtekarlıklar vs... Beyninin yarısı alınan insanlar tabi ki yaşayabilir, bir bölümü kayıp olanlar da yaşar, yeri gelir bir küçük tümör öldürür yeri gelir, dokudan bir portakal kadarı eksilir yaşar vs... Bunlar öne sürdüğün gibi, beyin yok, doku yok, ağ yok, hiç bir şey yok, madde yok(organ yok), ama insanlar NORMAL YAŞAMA devam ediyor ifadeleriyle örtüşmüyor... Bir MR cihazında, bir biçimde yaşadığı öne sürülen bir kişinin kafasının içi tamamen boş görünüyorsa(beyincik bile yok!), o halde ya o cihaz arızalıdır, ya kişiler hastayı karıştırmıştır, ya sahtedir ya da başka bir dolu sebepledir.

Saf, saltık, mutlak(!) bir iddiada bulunulduğunda aksi durumların, göreceliğin olmaması gerekir -> eğer bu bir kıyas ise; Bir yılda, 1 milyon insan beyin tümörleri, kanser vb. yeti, ilşev kayıpları yaşar, hayatı sonlanır -> görmezden gelinir... Aynı yıl bir kaç insan beyninin yarısı TIBBİ(!) operasyonla alınır, işte yarısı yok ama yaşıyor denir, kişi buradan yargı üretip, beyin işlevsizdir hatta organ da değildir, hatta beyin, organ, doku diye bir şey yok gibi sonuçlara varıyorsa ne demeli, geçmiş olsun...

Öyle bir şey yapacaksın ki, bütün beyini, beyinciği söküp atacak, sonra kafatasını TAMAMEN KAZIYIP, BOŞ olarak dikecek, bütün şah damarlarını, omur iligiğinden kafaya giden sinirlere değin kesecek, yani boş bir kafatası bırakacak ve gözlemlememize izin vereceksin. İşte beyin hiç bir işe yaramıyor, insanın hiç bir işlevi beyine bağlı veya ilgili değil, bak kafası boş, [B]ama görüyor, konuşuyor, duyuyor, problem çözüyor, plan yapıyor diyecek ve gösterceksin... Var mı böyle bir çalışma, iddian? İşte MR'da çekilmiş boş görünüyor şeklinde SPEKÜLATİF, tutarsız olmamalı. beyincik formasyonuna değin düşmüş vakalarda dahi kişiler veya bünye, beden yaşam belirtisi gösterebilir;....

Benim iddialarda gözlemlediğim;
1. Beyin yok diyorsun = >Var.
2. Beyin tamamen boş diyorsun -> değil...
3. Organ doku, madde yok diyorsun => Var(Düzinelerce faktörü hiçe sayıyorsun kabul, bırakalım temel iç faktörleri, olmayan beyine mi kan pomplanıyor? O halde kes o damarları, bütün omurilik sinirlerini, bakalım ne olacak?).
4. Beynin bir bölümü kesiliyor kişi hala aktivite gösteriyor -> GÖSTERİR.
5. NORMAL BEYİN ile KESİK VEYA UFALMIŞ BEYİNLİ İNSAN arasında hiç bir fark olmuyor diyorsun => GERÇEĞİ YANSITMIYOR.
6. Beyinden söz edip, beyin üzerine konuştuğumuzda bizi beyinden bahsetmekle eleştiriyorsun, bu tutarsız.
7. Bilinçsel işlevlerin organizma olarak nasıl anlam kazandığı konusunda en temel, basit detaylar ifade ediliyor, başka ve ne olduğu belirsiz -artık neye dayanıyor, yaslanıyorsan belli değilken- muhatabı suçluyorsun.. Organ, doku, ağ, sinir vb. dediğimiz için bilmem ne olduğu belirsiz bir anlayışla itham ediyorsun, kelimeyi bilinen (materyalist, ateist, yakında muhtemel bilimi de yanlarına ekleyip, bilim karşıtlığı da yapacaksın) görüşlerden seçiyorsun, ama içeriğin muhataplarla veya muhatapların, onalr adına atfettiğin iddialarınla ilgisi yok. organ yok, madde yok, ilişki yok, ağ yok bunu diyor ve buna inanıyor veya inanmak istiyorsun, ne diyebilirim ki?

Organ kayıplarında SIFIR KAYIP İDDİLARI GERÇEĞİ YANSITMAZ, yalandır, bilimle, mantıkla, akılla da bağdaşmaz, telafiler dahi kayıplara nazarandır, telafi durumu kayıpla anlam kazanır.zamanla meydana gelen küçük kayıplarla dahi, milyonlarca kez gözlemlenen belirtiler;
1. Hafıza kayıpları
2. Koordinasyon ve odaklanma sorunları, dikkat dağınıklığı
3. Zayıflayan problem çözme yetenekleri.
4. Denge problemleri
10. ...........................

Bunlar bir biçimde telafi edilebilir veya yaşam desteğiyle sürdürülebilir en basit belirtiler...

Örnekler arasındaki fark da TESADÜF DEĞİLDİR, hasarın, organların, koşulların, kişilerin hepsinin de tamamen aynı koşul, aynı süreç, aynı biçimli hasar, tıpa tıp aynı beden, ortam, kan, organlar, organa sahip olmaması gibi, bir çok etkene, etmene, faktöre dayanır. Hiç bir insanın beyni, organları vb. diğerinin tıpatıp aynısı ol-a-maz, çünkü her insan farklı koşullarda gelişip, yetişmiştir, hatta her organ bile, hatta bağırsaklar bile, farklı koşullara, farklı maddelere, farklı girdi, çıktılara maruz kalır, A nın bağırsağı = B'nin bağırsağı olarak bakılamaz. Benzerlik GENEL kıyasladır, özele indildiğinde durum değişir. En basit faktörler dahi etkili rol oyanabilir, bütün faktörleri, en basit faktöleri bile dışlayarak ne yapmaya çalışıyorsun?. Şimdi böbrek yetmezliği olan insan da vardır, olmayan da, bu iki böbrek aynı değildir. FARKI OLUŞTURAN DÜZİNELERCE FARKLI koşul, sebep, hatta öyle ki, kişilerin kan tahlillerinde eksik veya fazla olan maddeler dahi olumlu, olumsuz etkendir, bu kadar iç, dış, ince, kaba etkenin olduğu organizmayı, bütün etkenlerden yalıtıp, sanki kağıttan yapılmış işlevsiz, yapısız şekillermiş hatta o da yok, inleri,cinler, HOKUS-POKUSLARMIŞ gibi ele almak her şeyini geçtim, ne kadar mantıklı?. İşte yine "bütün" demek zorunda kaldım, çünkü bu tarz indirgemeci, yalıtımcı yaklaşımlar, hayali, kurgu olarak bütünü yok etme, saçmalama eğilimi-yolunu tercih ediyorlar.

TESADÜF konusuna gelirsek, A nehrinden geçen 100 Antilopdan, herhangi bir antilobun timsahlarca yaklanması gaipten tesadüf değildir, ama neden 100 antilop varken K antilobuna rast geldiği sorusunun cevabı tesadüftür, Z'ye de denk gelebilirdi(!). Genel bakarsak 100 antiloptan hiç birisinin yakalanmaması da tesadüftür, herhangi birinin veya bir kaçının yakalanması da, nerede, hangi açı, merkezden, neye göre baktığımız da önemli. Burada tesadüfe konu edilen olaydır, timsahın varlığı, yokluğu, organizması, dokusu, biçimi, cinsiyeti, kuyuruk uzunluğu vb. değil, olayın bağlamıyla bu başka türden konuların ilgisi-alakası yok. TESADÜF -rastlantı, olasılık ve rast gelme vb. - KAVRAMI DA hokus, pokus, gaipten, masallardan çıka gelen, mesnetsiz, temelsiz bir mahiyet taşımaz, en basit kavramları bile doğru tanımlayamayan insanların varlığı da ölçüt değil, aksine rezalettir... Bu kadar basit ifadelerin de artık kavranması, anlaşılması lazım, yüzlerce kez tekrar etmek zorunda kalmayalım. Bu olasılıktı ve geçrekleşti. TESADAÜF konusu ve neye tesadüf dediğimizi DEFALARCA KEZ ANLATTIK ve K antilobu timsahalarca yakalandı çünkü Zeus veya üstün zihin vb. öyle istedi, böyle planladı, başka türlü olamazdı gibi zırvalara karşı da bir cevaptır.

Bu bir itham değil, kişinin metafizik önyargıları şartlanması ve bu tür şartlanmalara bağlı inançları, zan-sanrıları varsa detayı yeterince hatta hiç düşünülmemiş bir çok -%99'u sağlıksız, geçersiz, sahte- örnek bulabilir, örnek bulmak zor değil ve bu tarz yaklaşan kişiler bilinçli olarak da örneklere dair yorumlarda olası bütün faktörleri, temelleri, temelde yatanları, temelde olan sebepleri de yok sayma, dışlama eğilimi gösterir, binlerce sayfa araştırma, yazı, cevap da verilse, hatta binlerce kez örnekler sunulup, gözleriyle görse bile, kişi yöntemini, önyargılarını, şartlanmaları aşmadığı, değiştirmediği sürece, o kişi için anlam ifade etmez... Kaldı ki temel mesele örnek meselesi değil, örneği nasıl değerlendirdiğimizle ilgili...

"Beyni %40 oranda küçülmüş, normal ebadlarda değil, normal insan beyninden %60 daha küçük, vs, BEYİNİN BİR İŞLEVİ YOK veya beyin yok, madde yok, organ yok, doku yok, ilişki yok" gibi iddialar -sanrılar- geçerli değil. Geçerli ve tutarlı iddiaları ele alacaksak, alalım, ama önce iddialarınız tutarlı, geçerli, sağlıklı olması gerekir, havanda ve hayalde su dövmenin anlamı, yararı yok...

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu

Konu spartacus tarafından (17-02-2026 Saat 19:20 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #33  
Alt 17-02-2026, 16:23
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
Standart

Ölümden sonra diye bir şey olamaz çünkü zaman bu değildir çünkü o sonra değildir ve ben bu değildir
Ben o'dur ancak o olma halindeki ben bu subjektif gibi belirlenemez
Daha ziyade ölüm doğum yoktur, tüm bunlar yanılgı, yanılsama ya da görece, ilüzyon vb demeliyiz
Ölümden sonra denen diyarda bir sonra yok, geçmiş bura değil çünkü orada zaman bu değil ve ben bu değilim
Doğan bedendir ancak bilinç varoluşun
Bedene doğan ben değilim, bilinç varoluşun
Bilinç var, havada asılı dolu gibi olan, heryeri dolduran gibi olan ve bunu ortak kullanırız
Bunları açıklamak açıklamak değil, anlamak anlamak değil sadece teşbih ya da dil düzeyinde sembolik algı yakınlaştırmaları
Bilincin tam emin değilim ama çekim dalgaları gibi açık temsili olduğunu düşünüyorum. Başka da olabilir.
Bedenin doğası gereği değişken yapılarıyla ilişkiye girdiğine -birleştiğine inanıyorum. Bu bana göre boşluktan ateşi ışığı kullanmak çekmek odaklamak toplamak vb gibi

Bir şey bilmeye gerek yok, açıklamaya da. Aynı kapıya çıkar
Atomaltı ya da kuantum denendeki farksız aynılık, biz aynı seyiz başka şeyi bulamayız. Muhtemelen hayvanlar bile bunu biliyor.
Burası subjektivite bölgesi, tersinde bu yok

Açıklanamaz çünkü kapaklı ya da kapalı değil, gizli ya da saklı değil, açıklı açıklanamaz ya da açık açılamaz anlamında ,kapalı değil anlamında

Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
Alıntı ile Cevapla
  #34  
Alt 17-02-2026, 19:34
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.077
Standart

O zaman tek bir ornek uzerinden gidelim. Bu anlattigim sey rastgele secilmis bir hikaye degil; bizzat kitabini okuyarak ogrendigim, gercek bir kisinin kendi deneyimini anlattigi bir vaka. Ateist olan bir noroloji cerrahi dusunun. Acik kafatasi ameliyatlari yapiyor ve bu tur ameliyatlarda bazen hastayla ameliyat sirasinda konusarak ilerlemek zorunda kaliyor. Bunun nedeni, hastanin bilincinin ve konusma yetisinin zarar gormediginden emin olmak. Yani cerrah, beynin onemli bolumlerini cikarirken ---assagidaki ornekte temporal lob'u cikariyor----hasta hala konusuyor, sorulara cevap veriyor, bilinci yerinde kaliyor. Bu durum, yillarini beyinle calisarak gecirmis biri icin bile dusundurucu bir sey olsa gerek. Beynin bir bolumu alinirken bilinc nasil korunabiliyor sorusu onu sorgulamaya itiyor, fakat buna ragmen inanc anlaminda bir degisim yasamiyor ve ateist olarak kalmaya devam ediyor. Daha sonra hayati baska bir yerden siniyor. Kucuk cocugu, henuz bir iki yaslarindayken, otistik belirtiler gostermeye basliyor; goz temasi kuramiyor, bakisini kaciriyor, ebeveyn olarak insanin icini parcalayan seyler. Bu durum onu derinden sarsiyor tabii. Bir gun, yine uzun bir ameliyatin ardindan, hastanenin icindeki kucuk kilise odasina iniyor ve hayatinda ilk defa dua etmeyi deniyor, belki cocugum iyilesir diye. Bu sirada, kendisinin cok belirgin olarak tanimladigi bir ic ses duydugunu anlatiyor. Burada durup acikca soylemek gerekiyor: Birinin boyle bir ses duydugunu soylemesi gercekten de duydugu anlamina gelmez. Yogun stres, korku, caresizlik ya da arayis icinde olan insanlarin boyle deneyimler yasadiklarini hissetmeleri insani bir durumdur. Bunu yalan ya da sahte olarak gormuyorum; ayni zamanda psikolojik olarak aciklanabilir olabilecegini de goz ardi etmiyorum. Zaten bu kisim oznel bir deneyim oldugu icin, asıl tartisma noktasi olarak buraya tutunmuyorum. Benim icin asil onemli olan sey, yillarini beyin ameliyatlari yaparak gecirmis, beynin nasil calistigini ve nasil zarar gordugunu yakindan bilen birinin, ameliyat masasi uzerinde, beyin dokusu azalirken bilincin ve konusmanin korunabildigine defalarca sahit olmasi ve bunun uzerine durup bu durumu felsefi olarak sorgulamaya baslamasi. Bu hikayesini kitabinin giris bolumunde arkaplan bilgisi olarak paylasiyor ilk sayfalarda.

Neyse, bu beyin cerrahi, kitabinda, bu kez bizzat kendisinin bir vakadan bahsediyor. Yeni dogan bir bebek, adi Katie. Kitapta ismi degistirmis mi, yoksa hastanin gercek ismini mi kullaniyor, hatirlamiyorum. Ama Katie diyor. MRI goruntulerine bakildiginda gorunen sey su: On loblardan sadece ince bir parca var, derin beyin dokusundan ince bir tabaka ve beyin sapi duruyor. Parietal, temporal ve oksipital loblar ise neredeyse tamamen yok; kafatasinin icini buyuk oranda beyin omurilik sivisi doldurmus durumda. Disaridan bakildiginda Katie normal bir yeni dogan gibi gorunuyor, ama kafasinin icinde neredeyse beyin yok, yerini su almis. Neredeyse diyorum cunku az da olsa var. Yanindaki cift yumurta ikizi kuvözde yatiyor ve saglikli gorunuyor; Katie icinse normal bir hayat ihtimali cok dusuk gorunuyor. Cerrah, ailesiyle konusmaktan cekiniyor. Aslinda dogum oncesi ultrasonda bu durum gorulmus ve anne babaya cocuklarinin beyninin sadece cok kucuk bir kisminin gelisecegi soylenmis. Aile, derin bir engellilik bekliyor. Cerrah yine de az da olsa umutlu konusuyor, cunku yillar icinde sunu ogrenmis: Ultrason ya da MRI'da gorulen beyin yapisi, bir insanin kim olacaginin tum hikayesini anlatmiyor. Dogduktan sonra bekleyip gormek gerekiyor. MRI goruntuleri cok ic acici degil ama hayati bir karar alinmasi gerekiyor. Normalde bu kadar cok sivi olan bebeklerde shunt takilmasi gerekir; aksi halde sivi artar, kafa siser ve bebek hayatini kaybedebilir. Shunt, onu hayatta tutabilir ama eksik olan beyni geri getirmez. Cerrah daha sonra yogun bakima iniyor. Katie'yi kuvözde degil, normal bir besikte, sakin bir sekilde uyurken goruyor. Bu onu sasirtiyor. Yogun bakim doktoru, bebegin hasta olmadigini ve makinelere ihtiyaci olmadigini soyluyor. Kafasini olcuyor, cevresi tamamen normal. Sivi basinc yapmiyor. Bu kucuk ama onemli bir kazanc. Ilk gun shunt gerekmiyor. Daha da sasirtici olani, hicbir zaman ameliyata ihtiyac duymamasi. Gunler ve haftalar boyunca kontroller yapiliyor ve her seferinde Katie'nin gelisiminin normal oldugu goruluyor. Buyudukce parlak, mutlu bir cocuk oluyor. Her yil bu Dr. Egnor'a (olaylari yasayan ve kitabi yazan beyin cerrahinin ismi) rutin kontrole geliyor ve her asamada beklentilerin uzerinde performans gosteriyor. Oturuyor, konusuyor, yuruyor; hatta ikiz kardesinden bile daha erken. Lisede onur listesine giriyor. Yani MRI'da neredeyse olmayan bir beyinle yada cok buyuk bior bolumu olmayan beyinle diyelim daha dogru olsun, gercek hayatta fazlasiyla var, okulda onur derecesi kazanan zeki bir kiz ortaya cikiyor.

Assagidaki resmi de bu beyin cerrahinin kitabindan aldim. Kizin butun yasamini belirli senler ve araliklarla gozlemlemis, check etmis. Kendi hastasi....Internetten URL'ye cevirdim buraya eklemek icin.





Normalde beynin bu denli buyuk bir bolumunun olmamasi, o kisinin zihinsel islevlerini ciddi sekilde olumsuz etkileyebilirdi; hatta buyuk ihtimalle zihinsel engelli olurdu diye dusunuruz. Zaten gercek hayatta bu tur vakalarin buyuk kisminda da gordugumuz sey budur: Hastalarin ilerleyen yillarina baktigimizda pek cogu engelli olarak hayatini surdurur. Ancak burada kritik nokta su: Kisi engelli olsun ya da olmasin, bilinc dedigimiz seyde otomatik bir kopus ya da yok olma gorulmuyor. Ben burada akil sagligi ya da zeka duzeyinden bahsetmiyorum. Zeka, bilinc demek degildir. Zeka; problem cozme, ogrenme, dil, mantik gibi becerilerle ilgilidir. Bilinc ise bireyin dis dunyasinin, cevresinde olup bitenin farkinda olmasidir. Bu ikisi farkli kavramlar. Benim dikkat cektigim nokta su: Bu insanlar zihinsel olarak engelli de olabilir, olmayabilir; ama her iki durumda da dis dunyaya yonelik bir bilinclilik sergiliyorlar. Beynin buyuk bir kismi yokken bile cevreye tepki veriyorlar, farkindalik gosteriyorlar. Mesela yukaridaki ornekte birden fazla lob yok; gorme ile iliskili oksipital lob yok, parietal lobe yok ve temporal bolgeler de hic yok. Ama yine de cok mutlu, zeki, caliskan, hayat dolu bir kiz. Buna ragmen bireyin dis dunyayla kurdugu temel bilincli iliski tamamen ortadan kalkmiyor. Benim vurguladigim sey buydu.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Alıntı ile Cevapla
  #35  
Alt 17-02-2026, 19:48
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.077
Standart kisa bir aciklama

"bu kaynakların hiç birisİ BEYİNSİZ değil - Bazı çekim resimleri de kanıt oluşturmaz, bunun bir çok sebebi var, cihaz arızaları, personel hataları, kişileri karıştırma hataları"



Evet, boyle hatalar elbette olabilir; cihaz arizalari, personel hatalari ya da kisilerin karistirilmasi gibi ihtimaller her zaman vardir. Ancak bahsettigim goruntuler hatali cekimler degildi, klinik olarak degerlendirilmis ve raporlanmis goruntulerdi. Yine de sanirim burada konustugumuz konuyla alakasi olmayabilir o resimlerin. Ben acikcasi o yazilari yeterince dikkatli okumamisim; gece 1 miydi, 2'miydi.. yogun zor gun gecirmistim, zaten pek cok ileti yazmistim saatlerce buraya, yorgunlugumdan okumadim. dolayisiyla goruntunun tam olarak neyi gosterdigi ve hangi amacla kullanildigi farkli bir mesele olabilir. Bu nedenle elestirinde kismen haklisin.

Bir de soyle haklisin. Ben cellallenip yazinca biraz abartili yazmisim. Bir gram beyni var yada madde yok derken kastim, beynin buyuk bolumunun olmamasi ama bilinc yada farkindalik konusunda her zaman ciddi bozulma olmamasini kast ettim. Yani sifirdan bos bir kafatasindan bahsetmiyorum. Boyle vakalar zaten olmaz. Beyin olmadan bir insan yasayabilir mi?

Bilinc derken aritmatik islem yapabilen, problem cozebilen yetilerden degil; insani farkindaliklardan bahsediyorum. Cevresine yanit verebilen farkindaliklardan. Bu noktalari acikca soyleyeyim ki, yanlis anlasilma olmasin.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Alıntı ile Cevapla
  #36  
Alt 17-02-2026, 20:52
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.678

Onur Üyeliği 

Standart

Andrew´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
[B]Bir de soyle haklisin. Ben cellallenip yazinca biraz abartili yazmisim. Bir gram beyni var yada madde yok derken kastim, beynin buyuk bolumunun olmamasi ama bilinc yada farkindalik konusunda her zaman ciddi bozulma olmamasini kast ettim. Yani sifirdan bos bir kafatasindan bahsetmiyorum. Boyle vakalar zaten olmaz. Beyin olmadan bir insan yasayabilir mi?
Tamam, bende aslında bu noktadan tepki verdim (beyin yoksa beyne dayalı yetilerden nasıl söz edebiliyoruz vb.), ama materyalist bilmem ne "maddedir de ondan, tesadüf" der gibi ifadaleri görünce ben de şaşırıyorum, soru ne, konu ne, istenen cevap ne karışıyor...
Andrew´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bilinc derken aritmatik islem yapabilen, problem cozebilen yetilerden degil; insani farkindaliklardan bahsediyorum. Cevresine yanit verebilen farkindaliklardan. Bu noktalari acikca soyleyeyim ki, yanlis anlasilma olmasin.
Şimdi anladım, tabi tabir yerindeyse bu her durumda bilinç anlamına da gelmiyor(bununda düzeyleri, oranları, kapasite, yetisel fark ve sonuçları değişebilir). Ve sanırım bu işlerin diğer ayağında da beyincik, beyin sapı bile bir şekilde işlev görüyor veya katkı sağlıyor...

Benim bahsettiğim ise, beyin küçüldüğü halde bile nasıl oluyor da şu ya da bu yetiler olabiliyor sorusuyla ilgiliydi, çünkü dedim, beyin herhangi mekanik bir tertibat gibi değil, bilinç eylemi de bir yerde sabit bir şey var, veya indirgemecilerin (mekanik materyalist mi, indirgemeci idealist mi denir, artık her ne ise) iddia ettiği gibi kerameti kendinden menkul nöron denen başı bozuklar, koltuğa oturup, gaipten türetiyor veya üretiyor değil, milyalarca hücre, milyarlarca etkileşim, ağ, girdi, çıktılardan "sağılıyor, damıtılıyor"................ daha geniş oranla "dağıtık, ağ-sinir" sistemleri vb. çok geniş yelpazede gerçekleşen aktiviteler içerdiği için, bir bölgesinin kaybı, beynin bütünüyle işlevsiz kalmasına yol açmıyor ve bu diğer taraftan da telafi edilebilir durumlar da sergileyebiliyor veya kayıplar oluyor...

Farkındalık bağlamında, yani kişinin en azından kendi farkındalığı, en ilkel benlikden geliyor veya ilgili organ zaten en temelde bu vasıfla anlam kazanmış. Bir çok yeti kaybedilebilir, ama bu yeti diğer karmaşık fonksiyonlar gibi ele alınamaz, diğerlerine nazaran daha sıradan yetilerden birisi olarak da düşünülebilir. Kayıplardan etkilenir mi? Bence etkilenir, yani nasıl ifade edilir, kendinin farkındalığı söz konusu iken algı, yorum kayıpları da söz konusu olabilir...

Mesela görmenin, işitmenin belirli bir bölgesi var ve bazı bir çok veya farklı algılar veya kompozisyon namına, ama iş benliğe gelince durum dağıtık bir hal alıyor...

Kısaca organın nasıl bir yapısı var ki, şu ya da bu oranda kayıplara rağmen bazı farkındalık yetilerini sağlayabiliyor, bana göre irdelenmnesi gereken ve sorulması gereken ve cevap aranması gereken soru bu...

Belkide bilmiyoruz, olabilir...

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #37  
Alt 18-02-2026, 14:33
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
Standart

Andrew´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
[B]"bu kaynakların hiç birisi BEYİNSİZ değil .
Bak, senin getirdiğin beyin örneklerine gerek yok

Evrim ne demek, ya da iddiaları ne?
Cansız madde öğrendi, bilgi topladı, evrimleşti. Oysa beyni yok
Evrim demek madde- cansız madde- bilinçlidir, öğrenebilir evrimleşebilir organize olabilir vb demek

Bitkiler öğrenir, evrimleşir, oysa beyni yok

Doğa akıllıdır, rastgelelik dışında çok açık seçimler vardır. Mesela doğada yaşıyorsan, çiftçiysen, orman köylüsüysen çok iyi bilirsin, her gün tanık olurdun

Mısırı taklit eden bitki vardır (sorum halepense) ve neredeyse tek hedefi ya insan gözü olabilir ya da insana çile verme olabilir. Virüs gibidir, zorluk meşakket demek. Doğayı bilgisayar gibi inceleseydik insanı çileden çıkarma virüsü gibiydi.

Orman kırıp kestiğimizi düşünelim. Fındık fidanı dikelim. Çevresindeki gevşek en akışkan toprağı kökü örgü gibi toprağı saran bitkiler kuşatır. Toprak sertleşince aynı ot gider başka ot gelir. Hemen çevrede toprağın sert örtü olduğu yerde o ot yoktur. Ben buna her gün şaşırıyorum.
Aynı arazide nem güneş farklarına göre bitki dağılımı gözlemleriz. Bazı meyve ağaçlarının altında hindiba yoğunlaşır çünkü meyve dökülüp çürüyor ve organik madde mineraller dolu

Doğa asla tümüyle rastgele değildir, kısmen rastgelelik vardır yani rüzgar savurur tohum biter oysa çok açık organize işler ve rasyonel seçimler var ve orada bir bilinç var ve görürüz yani. Toprağın yüzeyinde bu. Buna toprağın beyni diyemezdik.

Mesela fındık mı yapıyorsun?
Fındık ağacı çalılık olmayı öğrenmiştir. Bu tamamen evrimsel beceridir. Bu dip bölümündeki çalılar ve onların yapraklarıyla dibini gölgeler, nemli tutar, sonra kışın bunların yapraklarını döker ve örtü oluşturur. Dip çalılar o kadar yoğundur ki yaprağı rüzgar bile sürükleyemez. Fındığın çalı yaprağı dibine yığılır.. Fındık bitkisine insan müdahale etmeseydi kendi çalı ve yapraklarıyla çok kadar yoğun bir yaprak ve çalı örtüsü oluştururdu çok ciddi kuraklarda ve çok az bir toprak örtüsüyle bile dibinde nem bulabilirdik.
Fındık bakımı -dip temizliği- yaparken her defasında fındığa zorbalık yapıyor gibi hissederim

Tüm bunlar tanrı demek değildir. Biz buna bilinç diyoruz.

Marks'ın materyalizmi kendi yabancılaşma dediği gibi doğaya yabancılaşmanın bir ürünüdür. Yani salon müziği gibi doğadan kopmuş, kentleşen insanın düşüncesi, salon düşüncesi. Doğa insanı materyalizmi üretemez ve kent insanı Marks vermeseydi de üretecekti. Buradaki asıl sorun materyalizm değil doğaya yabancılaşmadır ve doğa dışı kalma.

Hiç bir zaman doğa insanı materyalist olmayacak. İktidarların ne dediği önemli değildir. Doğada bilgi gözlemden gelir, deneyimden gelir.. Tanrı diye bir şeye de ihtiyaçları yok.

Materyalizm ..... (silindi, demek istediğim bazı şeyleri demedim sildim anlamında)

Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
Alıntı ile Cevapla
  #38  
Alt 18-02-2026, 15:49
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
Standart

"ictenlik"´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bak, senin getirdiğin beyin örneklerine gerek yok

Evrim ne demek, ya da iddiaları ne?
Cansız madde öğrendi, bilgi topladı, evrimleşti. Oysa beyni yok
Evrim demek madde- cansız madde- bilinçlidir, öğrenebilir evrimleşebilir organize olabilir vb demek

Bitkiler öğrenir, evrimleşir, oysa beyni yok

Doğa akıllıdır, rastgelelik dışında çok açık seçimler vardır. Mesela doğada yaşıyorsan, çiftçiysen, orman köylüsüysen çok iyi bilirsin, her gün tanık olurdun

Mısırı taklit eden bitki vardır (sorum halepense) ve neredeyse tek hedefi ya insan gözü olabilir ya da insana çile verme olabilir. Virüs gibidir, zorluk meşakket demek. Doğayı bilgisayar gibi inceleseydik insanı çileden çıkarma virüsü gibiydi.

Orman kırıp kestiğimizi düşünelim. Fındık fidanı dikelim. Çevresindeki gevşek en akışkan toprağı kökü örgü gibi toprağı saran bitkiler kuşatır. Toprak sertleşince aynı ot gider başka ot gelir. Hemen çevrede toprağın sert örtü olduğu yerde o ot yoktur. Ben buna her gün şaşırıyorum.
Aynı arazide nem güneş farklarına göre bitki dağılımı gözlemleriz. Bazı meyve ağaçlarının altında hindiba yoğunlaşır çünkü meyve dökülüp çürüyor ve organik madde mineraller dolu

Doğa asla tümüyle rastgele değildir, kısmen rastgelelik vardır yani rüzgar savurur tohum biter oysa çok açık organize işler ve rasyonel seçimler var ve orada bir bilinç var ve görürüz yani. Toprağın yüzeyinde bu. Buna toprağın beyni diyemezdik.

Mesela fındık mı yapıyorsun?
Fındık ağacı çalılık olmayı öğrenmiştir. Bu tamamen evrimsel beceridir. Bu dip bölümündeki çalılar ve onların yapraklarıyla dibini gölgeler, nemli tutar, sonra kışın bunların yapraklarını döker ve örtü oluşturur. Dip çalılar o kadar yoğundur ki yaprağı rüzgar bile sürükleyemez. Fındığın çalı yaprağı dibine yığılır.. Fındık bitkisine insan müdahale etmeseydi kendi çalı ve yapraklarıyla çok kadar yoğun bir yaprak ve çalı örtüsü oluştururdu çok ciddi kuraklarda ve çok az bir toprak örtüsüyle bile dibinde nem bulabilirdik.
Fındık bakımı -dip temizliği- yaparken her defasında fındığa zorbalık yapıyor gibi hissederim

Tüm bunlar tanrı demek değildir. Biz buna bilinç diyoruz.

Marks'ın materyalizmi kendi yabancılaşma dediği gibi doğaya yabancılaşmanın bir ürünüdür. Yani salon müziği gibi doğadan kopmuş, kentleşen insanın düşüncesi, salon düşüncesi. Doğa insanı materyalizmi üretemez ve kent insanı Marks vermeseydi de üretecekti. Buradaki asıl sorun materyalizm değil doğaya yabancılaşmadır ve doğa dışı kalma.

Hiç bir zaman doğa insanı materyalist olmayacak. İktidarların ne dediği önemli değildir. Doğada bilgi gözlemden gelir, deneyimden gelir.. Tanrı diye bir şeye de ihtiyaçları yok.

Materyalizm ..... (silindi, demek istediğim bazı şeyleri demedim sildim anlamında)
Sorgum Halepense

Bitki insan tarafından mısır tarlalarından sökülerek uzaklaştırılmaya çalışıldığı için olabilir sökülmeye karşı olağanüstü bir savunma/direnç geliştirmiştir. Kök gövde ve parçalı kökler. Yani kökte 4-5 cm uzunluğunda eklem yapıları vardır ve herbiri bağımsız kendi filizlenebilen yapılardır. Kökü parçalamak bitkiyi çoğaltmaya yol açar. Tek bir eklem bile filizlenebilir. Yani onu elle çekerseniz kökü kopar, bir miktarı geride kalır ve kök yeniden filizlenir. Kökü toprağı eşeleyerek sökmeye ve topraktan ayırmaya çalışsanız bile kök olağanüstü derinlere iner, kırılgan kökler kopar ve tek bir parça bile topraktan ayıramasanız yine başarısız olacaktınız.

Bitki mühendislik harikasıdır

Bu bitki mısırla birlikte filizlenir ve ilk büyürken onu mısırdan ayırt etmek neredeyse imkansız. Ayrılabilir ancak çok dikkatli inceleme ve emek gerektirir. Yani tarlaya bir kez bulaştıysa çapa ve seyreltme işini adeta bir lanete çevirir ve bu abartısızdır. Bilen de bilir.

Yani bu bitki mısır tarımını bulaştığı tarlada neredeyse felç edebilirdi. Eğer pirinç buğday gibi mısırla beslenen bir topluluğun tarlalarına bulaştırılsaydı bu biyolojik savaş olurdu.

Sertleşmiş toprakta azalıyor ya da yokoluyor. Sürülen gevşek topraklarda aşırı çoğalıyor.
Bitki resmen sana toprağı sürme ya da mısır ekme der gibi

Endemik Bitki Eşitliliği

Bulunduğum ve üzerinde yaşadığım arazi fındık tarımı kısmen elverişli ve nispeten taşlık. Bu nedenle bir dönem başıboş bırakılmış, atıllaşmış yabanlaşmış ve ormanlaşmış. Kimse dikmemiş ama her yer orman ağacı ve çalı çeşitliliği. 20-30 yıl içinde birden oluyor.

Çevrede fındık parselleri ve tarlaları var. Burada da kısmen var. Bizim sınırdan içeri girince çevredeki fındık parsellerine göre yerdeki dahil bitki çeşitliliği abartısız 10 kat ve fazlası. Bu abartısız.
Ben çocukken Türkiye orkidelerinin 3/4 ü burada yetişiyordu. Vatanı akdeniz, toroslar, ılgaz vs denenler dahil. Bazılarını artık göremiyoruz. Çocukken oradaydı.

Bilmiyorum ama belki de Türkiye de endemik ot yer bitkisi denenin 2/3 ü (üçte ikisi) ya da en az yarısı burada tek bir parsel de varoluyor olabilir. Çevrede yok ya da varsa bile fındık parseli uçlarında kalmış sarp ormanlık arazi parçalarında var. Yerdeki bitki bıçak gibi kesilir değişir. Aynı parselde uçlarda orman varsa orman altı ya da yakını da aynı.
Eşek dikenlerinin, orkidelerin gittiğini gözümle gördüm

Buradan 50 metre ötedeki bir fındık tarlasına gideyim -sınırın karşısına gideyim- çöle gitmiş gibi ya da yağmur ormanından çıkıp boz tarlaya gitmiş gibi . Çevrede sadece fındık ve yerde 5-10 çeşit bitki var. Burada yerdeki ot çeşidi sayılamaz. Bu abartısızdır.

Kahverengi Kokarca Böceği

Böcekle tarım yapan biri olarak karşılaşırsanız ve bir an modern böcek ilaçlarının orada var olmadığı bir senaryoyu düşünürseniz neredeyse tarım diye bir şey olamayacağını farkediyorsunuz. Doğa buna resmen izin vermezmiş gibi.

-

Yabanıl'ı bilen birinin materyalimin m' siyle uzlaşısı bence mümkün değil ancak tanrı karşıtı teknik işbirliği yapılabilir. Yani tanrı demeyi kapatmayacaksanız o zaman materyalizmi yeğlerdik

.

Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
Alıntı ile Cevapla
  #39  
Alt 18-02-2026, 17:24
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
Standart

Bir yerde bir dere başlat, kendi elinle başlat ve 100 km içinde dere göl olmadığına emin ol ve (olmayadablir denemek lazım ama bana öyle geliyor ki) yaşamın sonuna doğru o dereye git ve o derede balık, yengeç, karides, su böcekleri, her şeyi bulma olasılığın çok yüksek
Denizden taşınır diyorsan arada yüksek şelalaler olduğuna emin ol.

Orman ve doğada böyle, buna benzer olmalı

Çorak bir gezegen bulup atmosfer başlatabilseydik?

DNA denilen biçimde yaşamın temel mimarisinin bir şeyleri olabilir. Cansız madde de bile

Yapay zeka dediğimiz şey var. Bunun kendi kendine öğrenmesini istiyoruz. Temelde veri ve komutlar, bütün herşey bu.
Şimdi veri internet alemi. Bağlantı kablolu ya da kablosuz. Beyin yerine işlemci ve bellek, hafıza vb var. Gözlere ihtiyacı yok, deneyime de ihtiyacı yok.

Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
Alıntı ile Cevapla
  #40  
Alt 18-02-2026, 18:39
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.678

Onur Üyeliği 

Standart

ictenlik, çok fazla kelime oyunu yapıyorsun ve bütün anlam, öz hiç bir anlam taşımıyor, hikayeleştirmekten öteye de geçmiyor. kendindelik doğadır zaten. İnsan da doğanın bir parçası böylece bütünde doğayladır, ister olumlu, ister olumsuz rol oynasın ayrıştırılamaz (doğa da -kendiliğinde- iyi-kötü, olumlu, olumsuz ayrımı bulunmuyor). İnsanın kendisine (doğa-sına) yabancılaşması da, doğaya yabancılaşmadır... Neyse çok fazla kelime oyunu var ve ayrı ayrı ele almak boşa çaba gibi...

"Bilinç, irade" doğa veya maddenin salt kendinde olan bir şey değil, bu maddenin, maddi yapıların, bilcümle her şeyin ilişkilerinden doğar, açığa çıkar ve ilişki; form, yapıların yapısına göre de değişken yetiler sergiler. Örnek verdiklerin ise organizmalar, yani örgütlü yapılar, o örgütlülük bir çok nitelik, özelliği de anlamlı kılıyor, bilinç de buna dahil. Elbette yukarıda ifade ettiğim gibi, basitten, muazzama farkları da, örgütlü yapıların organik yapısı, içeriği, bileşiği, iç, dış, çevre ilişkileri ve elbette kazandırdığı yetileri... bir çok faktöre bağlı formasyon, yapı, çevre ile girlebilen ilişki düzeyleri vb. farkları belirliyor...

Beyinden söz edildiğinde bahse konu edilen beyinli canlılardır, bitkiden söz edilecekse illa beyin gerekmiyor ve çeşitli etkilere karşı örgütlü tepki verilmiş olması da canlılığı ifade eder, ancak bu "benlik-farkındalık bilinci" anlamına gelmez... Bütün ömrü boyunca şubatta 1 hafta güneş açtı diye çiçeğe duran ağaç, henüz şubat ayında olduğunu idrak edip, bir sonraki sene bu hataya düşmeyim diyemiyor -tepkilenim ağırlıklı ve temel olarak kimyasal-fiziki oto tepkimeler bağlı. Bu sene aldanmayım gibi bir bir seçimde bulunamıyor. Bilinç olgusu, öncelikle farkındalık, ölçme, yorumlama, SEÇİM YAPABİLME gibi çeşitli temel faktörlere dayanır, ilkel benlik ise önce gayrısının -dıştan gelen algıların-duyularca verilen tepki ölçümü, kıyas ve farklları ayrıt etmek- sonra-ve böylece, alıcının-kendisinin farkındalığıyla anlam kazanır. Temelde verici(etkiler) ve alıcı(tepkiler)... Birnot: Bilimsel metinlerde, bir ç.ok başka kavramlarda olduğu gibi hatalı biçimde, -etkileşime -> o da doğal olarak yayılıma ve aktıya yol açıyor, aktıya da bilgi derler, ama kullanım kastını bilmeyen veya kavramayan insanlar, bu ifadeyi ancak alıcının, vericiden elde ettiği etkiyi yorumladığında anlam kazanan bilgi-farkındalık ile karıştırıyorlar. Örneğin masada duran bardağın devrilmesine de "davranış" derler, yani bardak bir seçim, davranışta bulunmuş gibi, oysa bu tür kelime ve kavramları bilinçli olarak kullananlar, burada kullandıkalrı kelimenin gerçek anlamda bir davranış değil, ama açıklayan ve okuyacak ve yorumlayacak olan insan olduğu için, insanın yüklediği anlam üzerinden ifade ederler. Gerçekte ise bardak bir davranış göstermiyor, o sadece dengesiz bir zeminde olduğu için kütle çekimiyle düşüyor. İstem veya seçime dayalı değil, bardak o durumda, "hadi bakalım inat ettim düşmeyeceğim, şu kulpumu çevirip zeminden tutunayım, canım öyle istedi" davranışı, keyfilik sergileyemez, düşmesi de bilgi-bilinçli bir davranış değildir. Bardağın düştüğünün farkında olmamız" ve böylece bilgi, bizim bir dolu kıyas, farkındalık ve yorumlama eylemimizle hayat bulur", ama bardağın "düşmesi" -düşüşün kendisi- bilgi değil, olaydır. Bilgi bu düşüşün, olayın(gözlem nesnesi, olgusunun vs.) farkındalığı ve yorumuyla anlam kazanır. Hatta açlık, tokluk hissi, bütün duyular da olay ve olayların farkındalığıyladır , böylece etki-tepkiler, çekimlerden, itimlerden, olaylar(etkiler, tepkiler, sonuçlar) meydana gelir ve bu da hisiyat ve hissiyatın farkındalığı bilgisini sağlar. Bardağın düşmesi olayına, "davranış" anlamını yükleyen ben-merkezci, özneliğinden(mecburen), kendisini referans almaktan kaçamayan, merkeze kendisini koymaktan sıyrılamayan insandır ve bu tür yakıştırmalar bize bir kaç bin yılın ilkel mirasıdır. Ağaçla, taşla, karıncayla konuşan peygamberinin, hatta gece ve gündüzü bile konuşturanların masallarıyla pekişmiş bir kültür var. Hatta bir çok nicelik de, sanki kendinden menkul nitelikmiş gibi kullanılıyor bunlar da bir sürü anlam ve kavram kargaşasına, yanlış anlaşılmalara yol açıyor. örneğin zaman, boyut, hız, uzunluk, kütle(miktar-nicelik), enerji(örneğin elektrik => elektron akışı ve musalalt olduğu formlarda oluşturduğu etki-tepki, ses enerjisi => ortamda maddeler üzerinden yayılan etkileşim ve oluşturduğu basınç farkları vs.). Doğaya sanki özel bir kişi, şahıs, Zeus, Ali, Ayşeymiş gibi yaklaşıp, kişisel anlamlar yükleyen de yine insan. Oysa şeyleşebilmek, özne olmak için ayrışmak, formlaşmak, özgülük-içkinlik, sınırlayabilmek ve sınırlananabilmek -böylece kendileşebilmek, temsil ve işaret edilebilir olmak, bireyleşebilmek vb. vb. gerekir, bunun olanağı da en temelde nevi şahsına münhasırlık içermeyen -kendindne başka parça ihtiva etmeyen parça- muhtevaya muhtaçtır. Bütün, parçayladır, bütünde anlam kazanan özellik, nitelik ve yetiler, ancak o bütünün çelişkilerinden -içkinliğinde ve çevresinde kapsadığı farklı parçalardan- doğar. Hiç bir parça ihtiya etmeyenin içsel, öz çelişkisi de olmaz, çelişki, öz-içsel çelişmeyen-ler-in, ilişkisi-çelişmesiyle, biçimsel çelişki de ötekiyle (kendinden başka parça ihtiva etmese de, diğer parçadan ayrı olma çelişkisini anlamlı kılarak) başlar. Düzen-kaostan, biçim-biçimsizden anlam kazanır. Bilinç-bilinçsiz-lik-den, ilk-elden form-form olmayandan, boşluk-doludan, dolu-boştan, var-yoktan, yok-vardan, bilinç-bilinçsizden(mümkün olur) anlam kazanır ve ayrı-gayrı olamazlar(birbirlerine içkindirler)... Çelişki varsa, çelişmeyen, düzen-kaosla, kaos-düzenle, "yok" ancak "varla" mümkün olur, tek başına olamazlar.

Doğada hazır gezen bilgi mi var? Nerede ve neyde barınıyor, taşınıyor, hafıza ediliyor, üretiliyor? Bir organik yapı, yapısına göre davranış sergileyecektir, bu yapısal olarak kaçınılmaz, ancak işin içine irade girmişse bu tepkinin ölçülüp, yorumlanma, seçebilme, kıyas edebilme ve mekanik-fiziki etkileri yorumlayarak(ki yorum da bir eylem, tepkidir) asgari de olsa bilinçli tepkiler verebilme yetisine vakıf olunduğu anlamına gelir. Canlı bunu yapısına borçuludur, doğada hazır paket gezen hurafeden kanatlı bilinç meleklerine ve bilgi tanrısına ya da bizlerin masalları, anıştırmaları, yakıştırmaları değil (biz bir taşa anlam yükledik diye taş o anlamı taşımış olmuyor)... Bu tarz yaklaşımlar, doğada metafizik bilgi, bilinç vardır anlayışı salt idealizm, insan uydurması, kurgu, sanrıları, kompleksi, doğa ve kendisine yabancılaşmasının ürünü... Nitelik, özellik, yeti, ilişki, etki, tepki, kıyas, farkındalık, yorum, bilinç...

Ateşle, barut gibi, şeylerin-form-yapıların- birbiriyle olan ilişkisinde, form-yapıları(bileşiği, muhtevası, bileşenleri veçeşidi) gereği birbirinden ayrı olma vasıfları, ilişki anında birbirlerine etki, nüfuz etmelerini sağlar, bu durumda her form, yabancı girdilere karşı(dış ve iç akrabalar-yabancılar -envai çeşit formlar), kaçınılmaz, doğal olarak tepkilenir, tepkime gösterir. En temelde mesele, formların ve formlardan oluşan daha geniş form-yapıların, bu doğal etkileşimleri ve verilen tepkiyi ölçebilmesiyle anlam kazanır. Bilinç bu ve bir çok temel faktöre dayalı olarak, formca verilen tepkilerin, asimetrik olarak daha büyük formun parçası olmalarıyla, form dahilindeki diğer iç-dış formlarla(en kaba uzuvdan, hücresine, molekülüne, atomuna değin, hepsi de birer form) ilişkileri düzeyinde etki etmesiyle etki ve tepki biçimleri de çeşitlenir. Çeşitlenen etki, tepki biçimleri de ilkel yorumdan ziyade, örgütlü yorum olanağı sağlar(ve temel girdi-çıktılar, bir ve sıfırlar gibi değil, çok çeşitli fiziki etkileşimler gibi, çeşitli kimyasal reaksiyonlar, formsal dönüşüm, değişim ve etki-tepkileride kapsayan zengin bir tabana sahip olur).

A bir kümedir ve içinde ve kabuğunda binlerce B,C,D,E,F,G,H... başka formlar bulunur. Diyelim ki, K ise başka bir şey ve A kümesinin dışında olsun. K, A kümesinin kabuğunda olan C formuna etkidiğinde, C formu patlama reaksiyonu veriyor olsun. C formu bu etkiyi içe doğru yansıttığında, A'nın kümesi olan D formuna etkiyor, D formu da C'nin patlama reaksiyonuna, patlama değil, büzülme reaksiyonu gösteriyor, o diğer D'ye, E'ye böylece zincirleme bir reaksiyon, aktıya(etki yayılımı) yol açıyor, bir çok değişken, dğeişen, farklı ilişki ile yayılıyor, çeşitleniyor vs. Oysa dıştaki K'dan gelen etki, C'ye değil de; direk D'ye etki etseydi, D formu, C formudan daha farklı tepki veririrdi. Yani ateş(K), baruta(C) etki edince barut patlar, ama barut(C), "su'ya(D)" ilişince barut(C) patlamaz, ancak bu durumda da barut ile su karışımı, hamurlaşma oluşur -birisinde patlama etkisi yayılımı vardı, diğerinde ise karışma ve etkileşimin süregiderliği. Yine ateş(K), suya iliştiğinde daha farklı tepkime oluşur... Yine değişen ortamlar, değişen etkileşimler de, 2 aynı tür olan 2 parçanın dahi etkileşimleri değişken olur, A, B'ye 3 şiddetinde etki eder -çünkü K da A'yı 3 şiddetinde etkileyip iteklemiştir, ya da birisinin bileşiğinde 50 adet olan X formu, diğerinde o anda 40 adettir... Yani aynı türden 3 parçanın bile etkileşimleri stabil ve daim aynı seviyede, çevre etkisi, ortam, yoğunluk, armosfer, basınç düzeyinde değildir, buradan dahi çeşitlilik, farklar doğar... Kısaca çok farklı formların, çok farklı ilişki, etkileşimden çok farklı tepkiler meydana gelir ve böylece farklar ve farklara nazaran kıyaslar, ölçüm-e, dolayısıyla, milyarlarca yılda RASTLANTISAL OLARAK DA değişim eğrisi gösteren organizmalarda; "OLASI TÜM DURUMLAR" belirli oranda gerçekleşmiş olur. Doğada rastlantı demek sırf rüzgar eser, yaprak savurulur demek değil.

4 Haneli bir rakam kaç kez kombine edilebilir? 4 farklı form, kaç kez kombine edilebilir? Peki 4.000.000 farklı parça kaç türlü kombine olabilir? Rüzgar eser, dalga vurur, şimşek çakar .................... basit sandığınız rastlantı bile, 400.000.000.000 farklı basit organizmadan olası kombinasyonlardan binlercesinin gerçekleşmesini sağlayabilir. Rastlantı, tesadüf kelimesi, kavramını bir çok insan yanlış biliyor veya doğru kavrayamıyor... Bunda dinlerin de ağır etkisi var (yoktan var etmek, üflemek, üfürmek, gaipten belirmek gibi sanılıyor, algılanıyor)

4 elementle bir ortam oluştu diyelim. Bu 4 element, ortamdan da ilk, ilkel organik formlar gelişti diyelim. Bu formlar 24 saat içinde 1.000 organizma oldu diyelim. Bu durumda ortam da değişti, şimdi birbiriyle ilişki halinde olan 4-5 element değil, onlar üzerinden gelişen binlerce başka form da oluştu... Bu halde kalan 24 saat içinde bölüne, bölüne 10.000 oldu diyelim. Sonraki 24 saat, sonraki, sonraki? Oldular 1 milyar diyelim. Çevre, kendi ve ilişki sayısının asitmetrik artışı, çok daha farklı form, biçimlere, çeşitlenmeye kapı açtığı gibi, bu süreçte beher formun ilişkisi de diğerlerine eşit olmamaklam birtlikte çeşitlendi. Örneğin, A formu ömrü boyunca B ve C formu, ortamı ile ilişki, etki, tepkimeye girdi, ama A ile aynı türden olan K formu, C,K,L,M formları veya ortam değişkenleriyle ilişkiye, tepkimeye maruz kaldı, girdi-çıktılar oldu...... Burada A formunun B ve C formu, ortamıyla ilişkisi olası iken, C formunun da 4 farklı form, ortam değişkeniyle ilişkisi de olasıdır, böylece RASTALNTISALLIK DEDİĞİMİZ OLASILIKTAN BAĞIMSIZ BİR KAVRAM DEĞİLDİR.

Katrilyonlarca ilkel form, sular balçıklar, karalar, bütün satıha yayıldı, çoğaldıkça ilişkiler de çeşitlendiği gibi yayıldıkça ortamlar da değişti. Burada artık hayat var, ölü değil diri, hem de en agresif diri... Ne olsaydı da canlı formu farkındalık kazansaydı? Farkındalık vasfına, yetisine sahip olabilecek düzeyde bir FORM-YAPIYA SAHİP OLARAK. Bunun olasılığı nedir? Katrilyonlarca kez katrilyon da 1 bile olsa, bu olasılık için katrilyonlarca kez katrilyon "deneme" gerekecekse, o halde tüm satıha yayılmış katrilyonlarca organik form ve 24 saatte bile katrilyonlarca ilişkisi söz konusu. yani hatta 1 saate bile katrilyonlarca ilişki, farklı ilişki, farklı
rastlantı, FARKLILAŞMA, rastlaşma... 1.000, 10.000, 100.000 yılda ne olur peki? peki ya aniden değişen etkiler, bir şimşeğin bile çevresine olan etkisi? ............. düzinelerce farklı faktör... Peki sizce, Ay'daki ceviz ağaçlarınız bu sene ceviz verecek mi? Yoksa Hz. Bilinç(CC) meleğiniz, görünen evrenin %99,99'unda kaytardı veya 20 milyar yılllık izine mi çıktı? Yoksa Hz. Bilinç(CC) meleğini, inci dişli Hz. Reptilianlar(RA) falan mı yedi?

Herneyse, bilinç sizin şuna buna, lafzen, kurgu ile atfettiğiniz türden bir ilahilik, ne idüğü belirsiz -neresinde tutacaksın?- bir varlık biçimi değil, organizmaların en temelde etki-tepki düzeyinden, tepkilenim zincirinin ölçüm, kıyas ve yorumuyla anlam kazanmakta... Ve canlı organizmalar da doğanın bir parçası, doğadan ayrı ve dışında değiller ve insnaın kendisine yabancılaşması salt DIŞINDA GÖRDÜĞÜ DOĞAYA DEĞİL, KENDİ YETİ, GERÇEKLİĞİ, HALİ, DURUMU, TALEP VE HAKLARINA da yabancılaşmasıdır... şehirli şimarıkalrın uydurduğu bir şey değildir, ama sizin gibi kentli öznel şimarıklar doğayı üzerinde yürüyüp, yiyip, içip, sıçtıkları çiftliği, insanı, canlıları da doğanın dışında, ayrı bir garabet sanıyor, neyse nasılsa hakim olan sizin anlayışınız, dünyanın da kah öyle, kah böyle öznel idealizm, komplekslerle, cahilce ve bilmeği konularda ahkam kese kese içine sıçtınız... O kompleksleriniz, vurdumduymazlığınız, ciddiyetten uzaklığınız, kelime oyunlarına değin basitleştirip, her şeyi basit kelimelere ve alaksız çözümlere indirgeyip, yüzeyselleştirdiğiniz halinizle, size anlatmak, duvara konuşmak gibi..

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu

Konu spartacus tarafından (19-02-2026 Saat 02:15 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:12 .