Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

 
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
  #39  
Alt 07-03-2026, 21:08
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şuanda  online konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.677

Onur Üyeliği 

Standart

Ben de muhataplığı başka türlü olabilme olanağı varken, iyelik ekiyle kurduğum yerler, keskin dilim için özür dilerim... Umarım ifadelerim, tamamıyla okunur(bu meseleler üzerine ancak kitap yazılacak denli detaylı meseleler, uzun denmesin, daha kısa ifadesi yok, okunmalı -sonuç olarak 500 sayfa kitap yazmadım, okunabilecek kadar kısa)...

Pratiğe gelince iş hiç kolay olmuyor. Günümüz dünyası evvelinden daha fazla kamplara ayrılmış, bölünmüş durumda. Örneğin bugün Türkiye'de şu toplumla iyi bir insan, hak, hukuka dayalı daha iyi bir yaşam biçimi sağlayacak türde bir rejime geçilse, savaşmadan ayakta kalma şansı yok, ki bu sadece kendi içindeki gericilik, dinci, ırkçı ve bunlardan faydalanan bir yığın direnç çatışma, provokasyonlar vs. vs. değil, Dünya'nın da yarısıyla savaşıma dönüşüyor(işte emperyalizmin(sırf meselenin bu yönüyle dahi), bazı derebeyi ve o olanağı bulmuş kişiler, tarikat, cematt, komisyon, konsorsiyum, lobileri vs. dahil(sistemin doğasI;; azınlık bir kesim ve kişilerin, kişisel çıkarları namına dünyayı fethi ve ganimet olarak paylaşabilmelerini sağlaması), kişisel çıkar ve hırslarının, dünyayı ne denli teslim aldığı, nasıl ne menem bir şey olduğu burada da kendisini gösteriyor. kendi derdinize düşemiyorsunuz, yedi düvel üzerinize geliyor, gelecek). Dışarıdan bakan birisi için kolaydır çünkü dışarıdan bakan için, hele de bu gözlemciler aristokrasinin veya belirli bir rahatlığa, konfora erişmiş kişileri olunca, kendi güllük, gülistanlık hayatları içinden, KENDİLERİNİ ÖLÇÜT, REFERANS larak, başka bölgedelerki kargaşa, acı, haksızlık, hukuksuzluk, mahrumiyete karşı türlü mücadele ve kazanımlara, ne gereği vardırdan, sırf kendi menfaatleri adına; insnalığın başka yerlerdeki kazanımlarının, kendi halklarına, ezilen, sömürülenlere de örnek teşkil edeceği için, karşı çıkılması, yıkılması gereken bir hedefe de dönüşüyor, gerçekte ise içeride ne yaşadığınızı, sizin derdinizi sizden başkası anlamıyor... Kısaca A'nın kodomanları, B'de gerçekeşecek her türlü insani kazanımdan hem çekiniyor hem de müthiş kaygılara düşüyor(ya bizim toplumu da etkiler, konformuzu, sömürümüzü sorgulamaya yol açarsa, bu ülkenin toplumu uyandı ve şimdi onalrın kaynaklarını gasp edemeyeceğiz vs... diye... Peki ne yapmaları gerekir? İşte onu yaparlar, yalan, dolan, talan savaşı... Yani Andrerw ben, sen herhangi bir yerde insani, demokratik bir gelişim olduğunda sevinirken, beri yanda egemen olanlar senin, benim gibi düşünmüyor, sevinmiyor, nefret ediyor ve bizler de bunların medyasına, bürokrasisine, sözde akademisyenleri, sahte demokratlarına, ajanlarına(o kadar ki, sosyalist ibareli yapıların dahi, belkide yarısı yanlış, kör-leştirilmiş- ideoloji, tarikatımsılaştırılmış, sahte-ajan(dolaysız veya direk, endirek(konforla da oalbilir) satın alınmış, ideolojik sapma-saptırma biçiminde dolayımlı) türündedir), üretilen kafa karışılığına vs. mahkumuz)

Kişiler dışarıdan art niyetsiz baksa bile, görece kendilerine sakin gelen hayatlarını ölçüt alıp, başka yerde hak, hukuk, özgürlük için mücadelenin ve karşılığında pratikte ödenenen, ödenmek zorunda kalınan bedel mecburiyetinin kaçınılmazlığını anlayamıyorlar -aynı süreçler kendi başlarına gelmeden anlamaları olanıksız hale geliyor ve sebebi, ilgili bölgelerin kendi iç dinamik ve sorunlarını tahlil etmek yerine, daha özgür, hak, hukuk içinde bir düzene geçmek isteyen kişileri suçluyor, öküzün altına buzağı yerleştiriyorlar(Örneğin CHP mitingleri bile diğer tarafça nasıl algılanıyor ve medya ağında pazarlanıyor? kaldı ki herkesin gözünde, hak, hukuk, özgürlük isteyen ve mücade eden olasınız. Kendi burnunun önünden hatta onu bile göremeyen bir başkası, gerçekte sizin ne istediğinizle ilgilenmez, kendi menfaati, istediği ve ne kadar uyup, uymadığınızla ilgilenir ve ona görede cephe alır.... Kısaca ne taraftan baktığımız da önemli, ama aslolan objektif oalrak değerlendirebilmek...)... Devletler ise kurulu yapılardır ve her devlet yine, ister toplumsal, isterse de geçmişte feodal, günümüzde kapitalist olsun, kendi hukukunu kolluk güçleriyle yani zor ile sağlamıyor mu? Kısaca nasıl bir yaşam istiyorsak isteyelim, günümüz dünyasında o yaşamın süregiderliğinin sağlanması namına zora dayanım(çeşitli baskı mekanizmalarının, otoritenin var oluşu), tercih meselesinden değil, zaruriyetten doğuyor. Sonra bazı sözüm ona GURU'laşmış, artık kendi psikolojilerinde nirvanaya ulaşmış kişiler, iyi de neden mücadele etmek, çatışmak, bedel ödemek zorundayım ki diyorlar, "gökten düşsün". Masabaşında bunu söylemek kolay, ama kendisi yediği ekmeğin, içtiği suyun bile bedelini ödemeden yaşayamıyor(doğaya da çıksa o bedeli ödeyecek, emek harcayarak, istemek başka, ulaşmak başka. Ulaşmak ancak çabayla, emekle, mücadeleyle mümkün)... Daha hayatın kendisinin bir mücadele-bedel aritmetiğine, zorlu yollara dayalı olduğunun farkında değil. Özgürlüğü istiyorsak, bedelini ödemek zorundayız, yoksa mümkün olmayacak, çünkü istiyorsak, demek ki sahip değiliz, öyleyse bu koşullarda; istediğimiz için çaba, bedel ödemek zorundayız. Yoksa neden isteyelim?...

Benim de bu otorite konusunda kabul edilebilir, en doğru yol olarak gördüğüm ancak demokratik yolla sağlanan halk-kamu veya kolektif otoritesi olmasıdır. Bu eleştirlebilir, eleştirilemez değil, ama diyorum ki, bu koşullarda en az çelişki, eksiğiyle olabilecek, makul olan bu -yani eleştirmek iş değil, eksikliği onu vazgeçilemez kılmaz, gül ise bile dikeniyle kabul etmek zorunda kalıyoruz... Otoriteye karşı olmam ve bütün amacımın otoriteyi, devletleri, sınırları ortadan kaldırmak olması ayrı, eldeki, şu an mecvut olan dünya, toplum yapımızla otoritesiz bir yol, çıkış , geçiş bulamıyor olmak ayrı zeminler. İşte bu sebeple adına konsey(sovyet, şur'a, halk meclisleri vs.) dediğimiz, olası, ama en demokratik en hukuki, en adil, en özgürlükçü seçimlerimizden en yerinde, en ileri olanıdır ve halkın, kamunun demokratik seçimin tüm süreçlerinde var olabileceği tek seçenek, yapı, yol-yöntemdir ve bu yolun işlemesi için, kişiler arasında ayrıcalıklı olma, çeşitli tarikat, mezhep, kulüp, inanç, ideoloji, parti vb. alanında temsil yürütülen futbol takımı benzeri subjektif, yönetim olgusuyla alakasız takımların, reklamın, çeşitli parasal, servet, din, mezhep, renk, cins veya konumundan kaynaklı ayrıcalıklı olma-böylece başkalarının seçme, seçilme hakkına tecavüz etmesi vb. de engellenmek zorundadır(bu sebeple de demokrasi ancak, şu ya da bu sebeple ayrıcalıklı olmayı sağlayan bütün aparatların, başta partilerin hükümet olma yetkisi ve seçimlerin üzerinde gölge eden bütün unsurların devre dışı bırakılması gerekir -yönetim-kendi kendini elbette- işi, bir fikir kulübü kurma, böylece siyasetin nimetleri üzerinden tarikatlaşıp kamplaşma, altta kalanın canı çıksın, güçlü olan hükmetsin işi değildir. İnsanlar ibadetlerini camilerde, kilsilerde yapabilirler, fikri tartışmalarını firki örgütlerle yapabilirler, kendi içlerinde demokratik yol ,yöntemler uygulayabilirler, ama camilerden ve kiliselerden, çeşitli mezhep, tarikat, cemaat, fikir kulüpleri vb. yönlü ayrıcalıklı kamplaşmalar, cins, renk vb. yarıcalıklı kılan her ne ise, bunlar üzerinden toplumu veya adı her neyse, kamuyu-hükümeti oluşturup, yönetemezler, her şey kendi özgülünde ele alınmalı.) . Bunun dışında bir de bürokratik otorite yoluyla kısa vade, yoldan geçiş amacı vardır ki, bu yola başvurum, istencin mahiyetiyle çelişir(pragmatisttir doğru, ancak kendisi olmaktan başka bir şeye evrilir, dönüşür, aslına rücu eder)...Karşı çıkılanla aynı şeyi yaparak, farklı sonuç alınamaz... Sonuç olarak günümüzde hak, hukuk ve özgürlüğü tesis etmek dahi ancak zora, otoriteye dayanıyor(öylese doğru soru, bu; kimin, neyin otoritesi olacak?), bu mutlak böyle olur anlamında değil. Bu arzu edilen anlamında da, bu bir tercih meselesi de değil, doğal, yaşamsal bir zorunluluktan doğuyor -kabul edilmese dahi mecbur kalınandan...

Türkiye hak, hukuk, özgürlük diye eylem yapan olsa, toplumun yarısı, "Cumhurbaşkanum bize bir izin ver, bir müsade et hele, biz bunların hakkından şöyle bir gelelim" diyen güruhlar var, bunlar yarında olacak ve dünyanın geri kalanı, siz hukuki yollarla bu tarz, mecvut yaşam biçimi, anlayışı, hukuka sığmayan her türlü istem, dayatım, başkaldırıya engel olduğunuzda, sizi haksız, bunları haklı gösterecek(laik bir ülkede, ben müslümanım o halde başınızı örteceksiniz diye sokaktaki kadınların başlarına çarşaf geçiren eylemler olsa ne yapardınız? Biz demokratız, özgürlükçüyüz yapın tabi, gelin, geçin diyebilir misiniz? Demokrasi, özgürlük böyle bağlamsız, köksüz, dayanaksız, ayakları havada liberalize edilebilir şeyler değil)... Diğer taraftan çok çeşitli, din, ırk vb. olgularla empoze edilmiş geniş yığınlar, güruhlar var. Yani iyi bir şey de yapsanız, iyi olduğunu da düşünseniz, verili(o an neresi ise mevcut kamplaşmalar) koşullar, otoriteye dayanmadan sürdürme şansınız olmuyor... Çünkü verili(arzu edilen değil, eldeki olan dünya koşulları, eldeki malzeme) dünyanın iç içe geçmiş sınırları, kampları var, neyin, hangi kampın hak, hukuk ve özgürlükten yana olup olmadığını irademelerimzile belirleme şanımız yok, ama bir kez daha ileri bir yaşam biçimi, formuna geçilşmişse de erimde ve uzun vadede bunu otoriteye başvurmadan sürdürme, yaşatma, hayatta kalma şansı olmuyor...

Neyse istemler, içinde olunan sistem, sistemin getirdiği empozla parçalanan, kamplaştırılan, bölünen sınıf ve toplumlar, bunların sınıfsal çıkar, kişisel menfaatine değin çatışmaları, subjektif-öznel politik görünen ama özünde mürid-kampçı, mezhepçi, hamasi çatışma ve ayrışmaları, bir bütün halinde heterojen bir yapı dahilindeyken, adil, hak, hukuk, özgürlük esaslı, önceleyen bir yaşam biçimini sağlamaktan yana olanla, buna engel olan arasındaki çatışma koşullarında, mesele artık kimin haklı, haksız olduğu, kimin iyi, kötü olduğundan ziyade, neyin hak, hukuk, adalet ve özgürlüğü, mevcut koşullarda sürdürebilir ve yaşanabilir hale getirdiğiyle ilgili oluyor... başkalarının yalani yanlış veya objektif oalrak irdelemeksizin dıaşrıdna ve oturdukalrı yerden kendi menfaatlerini de içine katarak yaptıkları yorumlar da anlam taşımıyor -çünkü gerçeği, gerçekte neyin, nasıl yaşandığını bilmiyor...

Her hak, hukuk, özgürlük koşulu, ancak geçerliliği sağlanabildiği koşulda mümkündür. Bu durumda, zorunlu otorite sürecinin varlığından yola çıkarak ve neyin mevcut yaşam biçimi, formunu zedeleği, olanaksız kıldığı bir kez görüldüğünde, hukuk da onun engfellenmesi üzerine de inşa ediliyor. Buradan oturduğu yerden ahkam kesen birileri, bu yaşam biçimini totoliter, tek tipçi olduğu gibi ididiar ortaya atıyor -öyle olanı da vardır, sabırsızca, kısa yoldan, hukukun erimli süreçlerinden uzun vadeli dönüşümden geçmektense, dönüşümü iradi müdahaleyle, otoritenin bir an önce zora başvurması yolunu seçen de vardır olur, olacaktır, ben bunu savunmuyorum, karşı da çıkıyorum...

Sonuç olarak, bugün örneğin hangi ülkede hırsızlığa serbestlik vardır? Hangi ülkede kanun yoktur? Özgürlük hukuktan, kanundan azade ve üstün olmak demek değildir özgürlüğün de yazılı, yazısız hukuku, kanun, kuralları olur. Öyleyse bu kanunlar, toplumları tek tip yapma, totaliterlik adına, namına değil, hukukun gereği olarak, hukuktan doğar. Genel yönetim olgusundan değil ve elbette işin bu yönü de her yönden istismara açıktır. Ancak mevcut koşullarda da, istenmiyor bile olsa, otoriteye dayanmak ve hukuku sağlamak ve uyulmasını gözetmekten başka bir yol, vicdanen de başka çıakr yol yok... Korkunç haksızlıklara maruz kaldığınızda ne yaparsınız? Bunu bir de sosyal, daha geniş, toplumsal alana nakledin, şimdi burada hukuk nasıl olmalı ve neden herkesin uyması beklenmeli(totaliterlik midir, hayır, otoriterlik midir, hayır, mevcudun gereğidir, yoksa kişiler nasıl düşünmüş, neye inanmış kimseyi bağlamaz ama herkes mevcut hukuka uymak zorundadır ve o herkesi bağlar)?

Afganistan gibi bir yerde diyorum, insanca yaşam biçimi kurduğunuzu düşünün, süreç nasıl olurdu? Afganistan'a gitmeye de gerek yok, Türkiye'de nasıl olurdu, hangi evrelerden geçer, geçmek zorundaydı? Akıla, hayale bile getirilmesi zor ne gibi fenalıklar yaşanırdı? AKP rejimini düşünün, en basit en sıradan muhalefete dahi ne yapıldığını, nasıl yapıldığını... Maraş katliamını veya artık hangi taraftan gelmiş olursa olsun benzer katliam, çatışmaları düşünün, o katliamların kurbanı olduğunuzu... Sonuç olarak Türkiye gibi bir ülkede insanca yaşam formuna geçiş süreci, ülke genelinde bu tür çatışmalara da, dirence de, baş kaldırımlara da sahne olacak, dikensiz gül ve cennet yolu, bahçesi, şu an bizim için sadece bir hayaldir. Hiç bir şey, emeksiz, zahmetsiz, bedelsiz olmuyor... Bugün de, geçmiş de, son 12.000 yıllık tarih de, insanlığın sınıfsal, cinsel, çıkarsal, dinsel, mezhepsel, kampsal, ırksal-mankurtça aldatım ve çatışma, tarikatlaşma savaşımıyla sahnelidir... Eğer özgürlük istemekle, emeksiz, zahmetsiz, bedelsiz olsaydı, herkes özgür olurdu ve dünya böyle bir yer de olmazdı ve gerçekten de hak, hukuk, adalet, özgürlük isyiorsanız, göreceksiniz ki, karşınızda dağ gibi zorluklar sıralanmış ve bunların içinde de en etkili olanı, adınıza tek taraflı, haksız, hukuksuz isnatlarla, mecbur kaldığınız otorite, zor yolları, çatışmayı, savaşı, sanki siz istemiş, amaçlamışsınız ve sanki siz tertipliyormuşsunuz gibi ithaflar, isnatlar olacak ve şu kadarını söyleyim, karşınızda dünyanın en güçlü ordusu, devleti dahi olsa, cehaleti yıkmak, aşmak, uğraşmak milyon orduyla baş etmekten daha zor ve en büyük yılgınlığı, vazgeçimleri, kayıpları da en temelde bu sağlıyor, vücudun kanseri gibi. Sizin amacınız, isteminiz yaşamak ve bu uğurdas mücadele iken, fiiliyat da gerçekleşen ise yavaşça bir ölümü yaşıyor olmanızdır ve sorumlusu da yine siz görülüyorsunuz. Artık bu noktadan sonra "müstehak" deme noktasına gelmiş oluyoruz..

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu

Konu spartacus tarafından (08-03-2026 Saat 00:06 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
 

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:15 .