Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #51  
Alt 28-09-2023, 06:23
Şüpheci Dinsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Şüpheci Dinsiz Şüpheci Dinsiz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Dec 2010
Bulunduğu yer: Istanbul
Mesajlar: 8.546
Standart

Kalenderiler - İlk Anarşistler I Sadık Uzun

* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre)
* Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i)
* Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş)
* Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz)
* Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun)
* Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta)
* O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal)
* Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran)
* Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran)
* Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
Alıntı ile Cevapla
  #52  
Alt 08-11-2023, 21:42
crafty crafty isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 13 Apr 2016
Bulunduğu yer: Chaosland
Mesajlar: 22
Standart

meraklısına kapsamlı bir arşiv:


https://theanarchistlibrary.org/special/index

https://tr.anarchistlibraries.net/special/index

I am free of all prejudices. I hate everyone equally.
Alıntı ile Cevapla
  #53  
Alt 04-03-2024, 04:17
Şüpheci Dinsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Şüpheci Dinsiz Şüpheci Dinsiz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Dec 2010
Bulunduğu yer: Istanbul
Mesajlar: 8.546
Standart

https://barikathaber.org/2024/01/gun...msal-anarsizm/

Güncel Anarşist Tartışmalar-2: Queer Toplumsal Anarşizm (Çev. Umut Aydemir)


17 OCAK 2024

Çeviren Notu: Queers With Guns'ın yazarı Elisha Moon Williams tarafından kaleme alınan yazı, genel hatlarıyla toplumsal anarşizmin especifist yaklaşımıyla queer kesişimselliğini kurmayı amaçlayan bir perspektif ve diğer queer anarşizmlere yönelik bir eleştiri olarak görülebilir. 20. yüzyılın başlarında Brezilya ve Uruguay'dan gelen ve Spesifik Anarşist Örgüt (SAO) ve Halk Örgütü olarak adlandırılan kavramlara vurgu yapan bir akım olan especifismo, "toplumsal eklemlenme" gibi öncücülük ve "entryism"* karşıtı güncel yöntemlerle sosyal mücadeleleri açıkça anarşist yapmaya değil, ilkelerle yönlendirmeye çalışan programatik bir örgüt önerisi olarak özetlenebilir. Mevcut queer anarşizmlerin özellikle ABD bağlamında kabaca ne gibi eğilimlere sahip olduğunu anlatan yazar, herhangi bir ortak çerçeveyi tartışmayı reddeden eğilimleri, örgütlenmenin tamamen kendiliğinden ve belirli bir bağlamda bireysel yapılamayacağını, net bir teori ve pratik setini savunmanın anti-anarşist olmadığını da ekleyerek eleştirir. Mevcut queer anarşizmlerin yöntemlerini especifist araçlarla karşılaştıran yazar, bu araçların queer topluluğu açısından hayati şekillerde nasıl kullanılabileceğine dair de genel bir hat çizer. ABD gerçekliğinde yazılmış bir yazı olması göz önünde bulundurularak, otonom yapılar olan çalışma gruplarıyla ve toplumsal eklemlenme gibi yöntemlerle ne tür bir katılımdan söz edildiğine, öncücü anlayışa ve "girişçiliğe" karşı çıkılan noktadan especifist örgütün neler önerebileceğine dair geliştirilmeye açık bir perspektif sunuyor. Dünya genelindeki toplumsal anarşizmde özellikle son yıllarda queer mücadelesine dair içerikler artarken, coğrafyamızda da bütünlüklü bakış açısından tahakküm sistemlerinin kesişimselliklerini vurgulamanın ve bunu teorik zemine taşıyabilmenin hayati olduğunu düşünüyorum.

*Entryism: Girişçilik, genellikle kendi örgütlerinin siyasi çıkarları için diğer toplumsal hareketleri ya da örgütleri kontrol etmeye ya da yutmaya çalışan hiyerarşik örgütlere verilen addır. Toplumsal mücadeleleri etkilemeye değil, mücadele alanlarındaki niceliksel çoğunluğu elde edip bu alanlara sahip olmaya, yönetmeye çalışırlar. Buna yönelik anarşist eleştiriden doğan bir yöntem olan "toplumsal eklemlenme"nin basit tanımı yazının devamında yapılmıştır.

"Yıkım tek başına yeterli değildir, çünkü ‘hiç kimse, kendi görüşüne göre şu anda var olanın yerini alması gereken şeylerin düzenine dair gerçek ya da yanlış, en azından uzak bir fikre sahip olmadan yıkmak isteyemez."


Giriş

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki queer toplumunda yaşanan mevcut krizler kesinlikle hayret verici. Topluluğumuzun karşı karşıya olduğu tehditlerin bu denli hızlandığını görmek bana acı veriyor. Queers With Guns'ı yayınladığımda, takip eden aylarda trans topluluğu ve aynı zamanda genel olarak queer topluluğu ile ilgili gerici şiddet ve yasa tasarılarının büyüklüğü hakkında hiçbir fikrim yoktu. Ayrıca, LGBT+ topluluğunun ABD imparatorluğu içinde örgütlenme biçiminin, yükselişte olan faşist tehdidi caydıracak kapasiteye sahip olmadığı da acı verici bir şekilde aşikâr olmuştur ki bu konudan ilk makalemde bahsetmiştim. O makalede, kendimizi ve topluluğumuzu savunmak için mevcut liberal düzenin dışında neler yapabileceğimize dair sadece genel bir fikir vermiştim. Bu makaleyi okumadan önce Queers with Guns'ın okunması şiddetle tavsiye edilir, çünkü burada ifade edilen fikirler bir önceki makaleyi okuma bağlamı olmadan erişilebilir değildir. Topluluğumuz içinde, queer topluluğunun kendisini faşist tehdide karşı yeni bir yönde örgütleyebileceği ve aynı zamanda burada ve şimdi yaratmak istediğimiz yeni dünyayı inşa edebileceği iyi tanımlanmış bir siyasi çerçeveye yönelik bir açlık olduğu açıktır. Bu makalede daha ayrıntılı olarak ele alınacak olan da tam olarak budur.

Daha spesifik olarak, bu makalenin yazıldığı tarihten itibaren en az 15 yıldır queer anarşist örgütlenmeye ve radikal queer topluluklara hakim olan daha atomize ve tamamen negatif queer anarşizmlerin aksine, bir Queer Toplumsal Anarşizm için zemin hazırlayacağım. Queer anarşist topluluğun teorisi ve pratiği açısından yeni bir yöne ihtiyacı olduğu ve especifist anarşistlerin anarşizmin "sosyal vektörü" olarak adlandırdıkları ve onu ilk başta bu kadar ünlü ve kötü şöhretli yapan şeyi yeniden kazanması gerektiği açıktır.Başka bir deyişle, anarşistlerin halka ve sosyal dokuya geri dönmeleri gerekiyor. Anarşistlerin yeniden popüler olabilmesi için, toplumlarımızı işgal eden mevcut rejimle hem olumlu hem de olumsuz bir şekilde mücadele edebilecek olumlu programlar ve yapılar inşa etmeye başlamamız gerekiyor.

Bu makaleyi yazarak anarşist politikanın bu kayıp tarafını queer anarşist topluluktaki ve genel olarak queer radikal alanlardaki insanlara tanıtmaya yardımcı olmayı amaçlıyorum. Bu makalenin amacı queer toplumsal anarşizmin ya da genel olarak toplumsal anarşizmlerin nasıl işlediğini en ince ayrıntısına kadar açıklamak değildir. Amacı sadece bu ideolojiyi ABD'deki queer anarşist örgütlerin ve ideolojilerin önceki örnekleriyle yan yana koymaya yardımcı olmak ve queer topluluğunun bağlamıyla da kesişen ve şu anda kolektif ihtiyaçlarımızı karşılayan modern bir toplumsal anarşizm yapısını netleştirmeye yardımcı olmaktır. Bu çalışma boyunca ve bu makalenin sonunda, toplumsal anarşizm hakkında daha derinlemesine konuşan ve araştırmanızı şiddetle tavsiye ettiğim kaynaklara atıfta bulunacağım.

Bölüm 1: Queer Anarşizme Genel Bakış

Belirli bir toplumsal anarşizme girmeden önce, Queer Anarşizm'in geniş, karmaşık manzarasını çok genel olarak gözden geçirerek başlayalım. Bu, Queer Toplumsal Anarşizmin daha geniş Queer Anarşist hareket içinde nasıl yer alabileceği konusunda daha iyi bir fikre sahip olabilmemiz için yapılıyor. Çoğu kişi, Queer Anarşizm içindeki farklı eğilimlerin, açık ve farklı açıklamalar ve tanımlarla birlikte düzenli, sıralı bir listesinin olacağını varsayacaktır. Queer Anarşizm şemsiyesi altında farklı teori ve pratik çerçevelerinin nasıl etkileşime girdiği, kesiştiği ve birbiriyle çeliştiği gerçeği ne yazık ki bu kadar basit değil. Verebileceğim en iyi tanım, geniş kategorileri içeren bir tanımdır. Bu geniş kategoriler birbirini dışlamak zorunda değildir ve ne tür bir Queer Anarşistle konuştuğunuza ya da okuduğunuza bağlı olarak farklı şekillerde kesişirler.

Tıpkı Queer insanların yaşamları gibi, Queer Anarşizm içindeki ideolojik inançlar da çoğu zaman birbiriyle bağlantılı, dağınık ve çoğu insan için yüzeysel olarak kafa karıştırıcıdır. Bu geniş kategorilerin Queer Anarşist yazılar veya örgütler içinde kapsamlı bir liste olmadığına dikkat edilmelidir. Bu kategoriler, bu manzaraya aşina olmayanlar için basitlik ve netlik uğruna çizilmiştir. Bu makalenin yazarı tarafından yorumlandığı şekliyle bu şemsiye içindeki en popüler ve yaygın eğilimlerden gelmektedir. Queer Anarşizmler içindeki kaynaklar, aşağıda belirtilen tanımın ötesinde okunmaya teşvik edilmelidir.

Bahsedilmesi gereken ilk büyük kategori Queer İsyancı Anarşizmdir. Bu, bir bütün olarak queer anarşist hareket içindeki en popüler kategoridir. Queer Anarşizm, 2000'lerin sonu ile 2010'ların başında queer bağlamda isyancı anarşizmin katılımı ve gelişimi olmadan bugün olduğu yerde olamazdı. İsyancı Anarşizm, mevcut an içinde mücadelenin neşesi etrafında şekillenen ve mevcut sisteme saldırmak için bağımsız olarak işbirliği yapan Uyum Grupları adı verilen informal yatay örgütlenmelere sahip olan anarşist bir ideolojidir. Bu uyum grupları, belirli eylemler veya hedefler etrafında örgütlenme söz konusu olduğunda çoğunlukla nicelikten ziyade niteliği teşvik etmeye odaklanır. Bu tür uyum gruplarının temel nedenlerinden biri, kendilerini sürekli kılmaya çalışmayan oluşumlar olmalarıdır. İsyancı Anarşistler şimdiki zamanda ulaşılan hedeflere dayalı örgütlenmeye çok daha fazla önem verirler. Birincil eylem biçimi olarak kapitalizm ve devlet sistemlerine karşı doğrudan saldırıya odaklanma eğilimindedirler ve bunu anarşist fikirler ve projeler için toplumsal destek yaratmaya çok fazla odaklandıklarını düşündükleri toplumsal örgütler inşa etmekten daha etkili görürler. "Archipelago" makalesinde belirtildiği gibi:

"Birbirinden bağımsız, ortak perspektifleri ve somut mücadele projeleri doğrultusunda bir araya gelebilen uyum gruplarından oluşan takımadaların, doğrudan saldırıya geçmenin en iyi yolu olduğunu düşünüyoruz. Bu anlayış mümkün olan en büyük otonomiyi ve en geniş eylem alanını sunmaktadır. İsyancı projeler alanında, anarşistler ve diğer isyancılar arasında karşılaşmaya olanak tanıyan informal örgütlenme yollarını, kendilerini devam ettirmeye yönelik olmayan, ancak belirli ve isyancı bir amaca yönelik örgütlenme biçimlerini bulmak gerekli ve mümkündür."

Bu ağ içinde çok etkili olan bir diğer ana kategori de Queer Nihilist Anarşizmdir. Nihilist Anarşizm genellikle isyancı anarşizmlerle bağlantılıdır çünkü vardıkları sonuçların birçoğu aynı felsefi temellerden gelmektedir. Birçok isyancı anarşist de kendilerini nihilist anarşist olarak görür ve bunun tersi de geçerlidir. Tüm isyancı anarşistler nihilist anarşist değildir ve tüm nihilist anarşistler de isyancı anarşist değildir. Bir kategori olarak nihilist anarşizm, isyancı anarşistlerin savunduklarını -şimdiki zaman içinde örgütlenme, kendilerini sürdürmeye çalışmayan örgütler kurma, mevcut sisteme saldırma/olumsuzlamayı birincil hedef olarak alma- alır ve en uç noktalarına kadar götürür. Nihilist anarşistler, mevcut yapıyı yok etmek amacıyla saf olumsuzlama dışında herhangi bir şeyin onu gerçekten kökünden sökmek için yeterli olmadığına inanırlar. Yeni yapıyı öngörmeye ya da önceden şekillendirmeye yönelik her türlü girişimin kaçınılmaz olarak mevcut yapıdan etkileneceğine ve dolayısıyla bu yapının baskısının başka bir biçimine dönüşeceğine inanmaktadırlar.

Toplumsal Anarşizm, geniş bir anlamda queer bağlamda anlaşılmayan bir anarşizm kategorisidir. Bir ideoloji olarak Toplumsal Anarşizmin temelinde şu üç kelime vardır: Özgürlük, Eşitlik ve Dayanışma. Bu kelimelerin hiçbirine diğerlerine göre ayrı bir öncelik verilmez ve hepsi birlikte vurgulanır. Toplumsal anarşistler özgürlüğü genişletmek uğruna onu en geniş ölçüde genişletmeye çalışmazlar. Toplumsal anarşistler eşitliği ya da dayanışmayı da kendi iyilikleri için en geniş ölçüde genişletmek istemezler. Aksine, toplumsal anarşistler her üç değeri de aynı anda en geniş ölçüde vurgulamaya, bunu yansıtan örgütlerle gelecekteki bir toplumu inşa etmeye çalışırlar.

Bölüm 2: Especifismo'nun Temelleri

Toplumsal anarşist fikirleri queer topluluğunun ihtiyaçları ve bağlamıyla ilişkilendirmeye çalışmadan önce, en azından tartışılan anarşizm türü hakkında temel bir anlayışla başlamalıyız. Bu, especifist anarşizmin ne olduğu, nereden geldiği ve nasıl işlediğine dair çok geniş bir genel bakışın ana hatlarını çizecektir. Bu hiçbir şekilde kapsamlı bir plan değildir ve daha net ayrıntılar bu makale boyunca ve sonunda atıfta bulunulan kaynaklarda bulunabilir.

"Especifismo" (İngilizce'de "specifism" olarak çevrilir) olarak adlandırılan şeyi çevreleyen temel fikirler 20. yüzyılın başlarında Brezilya ve Uruguay'dan gelmektedir. Spesifik Anarşist Örgüt (SAO) ve Halk Örgütü olarak adlandırılan kavramlara vurgu yapan bir ideolojidir. Bu iki kavram birbiriyle birlikte çalışarak, toplumsal anarşistler tarafından onlarca yıldır uygulanan SAO kavramını alıp, geçmişte toplumsal anarşistlerin (özellikle de platformist anarşistlerin) SAO'ları ile geçmişte kaybetmekle eleştirildikleri bir şey olan toplumsal hareketlerin dokusuna yeniden entegre olmalarına yardımcı olmayı amaçlamaktadır.

SAO, basitçe ifade etmek gerekirse, strateji ve taktiklerde birliğe sahip olmanın yanı sıra, bir tüzük ve anlaşma noktalarında ortaya konan net bir dizi anarşist ilkeyi savunan, paylaşan ve bunlara inanan siyasi bir organdır. Bu hiçbir şekilde especifist anarşizme özgü değildir, ancak bu oluşumu farklı kılan şey, bu örgütün azınlık anarşist örgütü ile daha geniş toplumsal hareketler arasında karşılıklı bir ilişki içinde nasıl yapılandırıldığıdır. Bir SAO'nun ana yapısı, anarşist örgüt tarafından gerçekleştirilen eylemlere katılan farklı seviyelerdeki kararlı militanlardan ve destekçilerden oluşur.

SAO'dan bahsederken göz önünde bulundurulan üç grup vardır: Kararlı Militan, Militan ve Toplumsal Hareket. Tulsa, Oklahoma'da Scissortail Anarchist Organization adında especifist bir grup bu terimleri kullanmaktadır: Radikal, Taraftar ve Katılımcı. Katılımcı, burada belirtilen kategoriler arasında en dışa dönük olanıdır. Bu kişiler örgütün üyesi sayılmazlar, ancak grubun ilkelerine ve sosyal çalışmalarına ilgi gösterirler ve örgütün halka açık etkinliklerine katılırlar. SAO'nun üyesi olmadıkları için örgüt içinde oy kullanma yetkileri yoktur, ancak örgütün üyelik için uygun gördüğü ölçütlere göre ilgi gösterdikten sonra örgüte girmeyi isteyebilirler.

Bir SAO'nun sahip olabileceği bir sonraki seviye Taraftar'dır. Bunlar kuruluşa yeni katılan üyelerdir ve muhtemelen örgüt içindeki Radikallerle mülakat yaparak ve anlaşma noktalarını tam olarak kabul ederek giriş sürecine başlayacaklardır. Bazı örgütlerde, Taraftar olmak için anlaşma noktalarına tam bağlılık gerekmeyebilir, ancak anlaşmazlık durumunda farklı veya kritik noktaların bir açıklaması ortaya çıkabilir ve mevcut Radikaller bu bakış açısının o örgütün hedef ve stratejileriyle uyumlu olup olmadığına karar verebilir.

Örgüt içindeki en üst düzey Radikallerdir. Bunlar, SAO'nun fikir ve ilkelerini etkili bir şekilde anlama ve yayma konusunda en yetenekli olan, örgütün en kararlı üyeleri olarak kabul edilirler. İlgilenen muhtemel Taraftarlarla mülakat yapılmasına yardımcı olmaları ve yeni Taraftarlara danışmanlık yapmaları beklenir. Kimin hangi organlarda oy yetkisine sahip olduğu ve ilgili kararların nerede alınması gerektiği, farklı especifist grupların farklılık gösterebileceği bir konudur. Bu şu anda bir deney alanıdır. Radikal rolünün örgüt içinde eşit oy gücüne sahip olması gerektiğini, tamamen bir delegasyon ve kararlılık kategorisi olması gerektiğini savunuyorum. Bu rol, büyük olasılıkla gönüllü olarak toplantılara veya etkinliklere daha fazla katılım taahhüdünde bulunan kişiler, Taraftarların yaptığı düzenli taahhütlerin yanı sıra hem teori hem de pratikte bu konularda daha fazla deneyime sahip kişiler veya hem daha yüksek bir bağlılığa hem de örgütün hedeflerini ve ideolojisini daha net bir şekilde anlamaya sahip kişiler tarafından yerine getirilecektir.

Radikallerin ve Taraftarların örgüt içinde eşit bireysel oy gücüne sahip olmalarına yönelik bu açık seçim, Radikallerden oluşan böyle bir iç grubun kendi başına yukarıdan aşağıya bir güç haline gelme riskini azaltır. Bu, örneğin bir parti kadrosu gibi diğer örgütsel modellerde görülebilecek bir şeydir. Anarşistler, istemeden ya da kazara yapılmış olsa bile, başka bir kadro ya da öncü yapı yaratmaya çalışmamalıdır. Anarşist pratik açısından örgütlerin nasıl yönetilebileceği konusunda esneklik olduğuna inanıyorum. Bu genel model, bir yerden bir yere ve zamandan zamana işlerin nasıl yapılabileceği konusunda kasıtlı olarak çok gevşektir, ancak bu, anarşistlerin inşa ettiğimiz örgütlerde hiyerarşik güç oluşumuna karşı net kontroller koymayarak ilkelerini riske atmaları gerektiği anlamına gelmez.

Teşvik etmeye çalıştıkları komünist toplumu inşa etmek için işçi sınıfı insanlarını yukarıdan harekete geçirmeye çalışan ve başarısız olan yeterince kadromuz, öncümüz, partimiz ve "aydın kesimlerimiz" oldu. Kendilerini işçi sınıfı insanlarına yabancılaştırmaktan ve özgürlüğü erişimimizden daha da uzaklaştırmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Aynı mantığı örgütlerimizde yeniden üretemeyiz. Bunu yaparak hem ahlaki hem de örgütsel olarak onlardan farksız, anarşist estetiğe sahip bir öncü parti haline geliriz.

Ancak kendi içimizdeki hiyerarşik güç inşasını en aza indirmek ve ortadan kaldırmaya çalışmak kendimizi bu partilerden ayırmak için yeterli değildir. Eğer bu örgütleri kurar ve sanki işçi sınıfından temelde ayrıymışız gibi sadece kendi aramızda eylemler yaparsak, öncü yapıların başarısız olmasına neden olan bir başka kilit bileşeni de körüklemiş oluruz. İşte bu noktada çalışma grupları ve toplumsal eklemlenme devreye giriyor.

Bu SAO'ların daha geniş toplumsal doku içinde nasıl örgütlendiği ve etkileşime girdiği, örgütün nasıl yapılandırıldığı kadar önemlidir. İdeolojik ve hatta pratik olarak sağlam bir örgütlenmeye sahip olabilirsiniz, ancak bu örgütlenmeyi etkili bir şekilde uygulamazsanız ve bu örgütlenmeyi daha geniş nüfusun yaşamına yeterince entegre etmezseniz, o zaman tamamen boşa harcanmış olur. Çalışma grupları, örgüt üyelerinin kitlelerle birlikte mücadele etmesine ve daha geniş toplumsal hareketler içinde toplumsal eklemlenme olarak adlandırılan şeyi uygulamasına ve bu temelde kendi içinde örgütlenmesine izin vermenin harika bir yoludur. Çalışma grupları ve bunların toplumsal eklemlenmeyi kolaylaştırmak için nasıl kullanıldıkları hakkında konuşmaya başlamadan önce, toplumsal eklemlenmenin ne olduğu ve especifist anarşistlerin Halk Örgütü olarak adlandırdıkları şeyin üzerinden geçelim.

Toplumsal eklemlenme, especifist anarşizm içindeki en yeni gelişmelerden biridir. Tanımla başlamak için, toplumsal eklemlenmenin ne olmadığıyla başlayalım. Toplumsal Eklemlenme girişçilik (entryism) değildir. Girişçilik genellikle kendi örgütlerinin siyasi kazanımları için diğer toplumsal hareketleri ya da örgütleri kontrol etmeye ya da yutmaya çalışır. Bu genellikle yukarıdan aşağıya siyasi örgütler ya da partiler tarafından, daha geniş toplumsal meseleleri çevreleyen toplumsal hareketlerin güç yapılarına katılmaya ve bu yapılar içinde nüfuz kazanmaya başladıklarında yapılır. Bu toplumsal hareketler içinde giderek daha fazla nüfuz kazanarak, söz konusu örgütün liderliğini ele geçirmeye ya da insanları kendi siyasi örgütlerine doğru yönlendirmeye ve parçası oldukları asıl örgütten uzaklaştırmaya çalışırlar. Bu durum genellikle bir hareketi başka bir örgütün sayıları uğruna durma noktasına getirerek organik yaşamı tüketir. Toplumsal eklemlenmenin yapmaya çalıştığı şey bu değildir. Toplumsal eklemlenme toplumsal hareketler yaratmaya ya da mevcut toplumsal hareketleri ideolojik olarak açıkça anarşist hale getirmeye çalışmadığı gibi, toplumsal hareketleri yukarıdan aşağıya SAO'ya akıtmak için sayılarını azaltmaya da çalışmaz.

Toplumsal Eklemlenme her şeyden önce bu toplumsal hareketler içindeki kitlelerle eşit olarak çalışmayı ve yöntem ve yardımlarımızı sunmayı amaçlamaktadır. Kendimizi, anarşistler olarak ortadan kaldırmaya çalıştığımız sistemlerin sonuçlarına karşı mücadele eden insan dostlarımızdan daha üstün göremeyiz ve görmemeliyiz. Bir toplumsal hareketi ele geçirmeye ya da ideolojik olarak anarşist bir siyasi programa dönüştürmeye çalışmasak da, mümkün olduğunda anarşist ilkelerimizi açıkça tartışıyor ve istendiğinde bu geniş toplumsal hareketlerin daha anarşist bir yönde örgütlenmesine yardımcı oluyoruz. Bu, söz konusu toplumsal hareketlerin nasıl örgütlendiğini, kararların nasıl alındığını, hangi değerleri teşvik etmeye çalıştıklarını veya hareketin ne tür pratiklerle meşgul olduğunu gözlemleyerek yapılabilir. Tüm bunlar, Halk Örgütü olarak adlandırılan şeyi kolaylaştırmaya veya yaratmaya yardımcı olma çabasıdır.

Halk Örgütü, genellikle daha büyük bir toplumsal hareket içerisinde yer alan ve SAO üyeleri tarafından yaratılan ya da etkilenen bir örgüttür. SAO ile ne aynı yapıya ne de aynı ideolojiye sahiptir. Doğrudan eylem, devletle yüzleşme, doğrudan demokrasi, karşılıklı yardımlaşma ağları, yukarıdan aşağıya liderliğin yokluğu gibi pek çok pratik ve siyasi noktada hemfikir olabilir. Bu hareketler, belirli bir mücadele kesişimi uğruna bir araya gelen çok sayıda siyasi ideoloji tarafından ve bu ideolojiler için örgütlenecektir. Evsizleri şiddetten korumak, mülk işgali, LGBTİ+ hakları, feminist davalar, engelli adaleti, ölüm cezasının kaldırılması gibi şeyler. Halk Örgütü, anarşistlerin ideallerini ve pratiklerini tanıtmaya yardımcı oldukları bir yer olabilir, aynı zamanda anarşizm ideolojisini dürüst olmayan girişçilik yoluyla yukarıdan halka dayatmaz. Especifist anarşistler temelde, Marksist, anarşist, liberal ya da herhangi bir ideoloji olsun, toplumsal hareketlerin herhangi bir biçimde tek bir ideolojiye sahip olabileceğine inanmazlar. Her zaman ideolojilerin, deneyimlerin ve geçmişlerin bir karışımı olacaktır ve bu da insanların toplumda geniş çapta hissedilen sorunların çözümüne yardımcı olmak için fikirlerini ve pratiklerini sentezlemelerini sağlayacaktır. İşte bu noktada anarşistler bu sürece katkıda bulunmaya yardımcı olurlar.

Artık toplumsal eklemlenme ve Halk Örgütü'nün ne olduğuna dair geniş bir çerçeveye sahip olduğumuza göre, SAO'nun Çalışma Grupları olarak adlandırılan grupları nasıl kullanabileceğine ve bunların bir bütün olarak daha geniş toplumsal hareketlerle nasıl bir ilişki içinde olduğuna dair ayrıntılara girebiliriz. Çalışma grupları, SAO içinde belirli bir toplumsal hareketle ilgili olarak toplumsal çalışma çabalarını tartışmaya ve örgütlemeye adanmış alt bölümlerdir. Bir SAO içinde gerekli olan belirli sayıda çalışma grubu olmadığı gibi, bu çalışma gruplarının her durumda ya da her zaman işe yarayacağına dair önceden belirlenmiş kriterler de yoktur. Örneğin, Los Angeles'taki bir SAO'nun konut adaleti çalışma grubuna ihtiyacı olabilirken, Kansas City'deki bir SAO'nun etkili bir şekilde çalışması için böyle bir çalışma grubuna sahip olması veya ihtiyaç duyması gerekmeyebilir. Bu makalenin ilerleyen bölümlerinde SAO'ların kendilerini queer topluluğuna daha iyi dahil olabilmesinin yolları araştıracağım ve bir queer öz savunma çalışma grubuna sahip olmalarını ve SAO'ların kendilerini daha iyi dahil edebilecekleri ve queer toplumsal dokuyla iç içe geçebilecekleri diğer yolları savunacağım. Çoğunlukla, çalışma grupları SAO içinde birbirinin yerine geçebilen bir örgütlenme düğümüdür ve bu grupların üyeleri tarafından herhangi bir noktada oluşturulabilir ve feshedilebilir. Birçok durumda, bu çalışma gruplarının üyeleri tarafından gerçekleştirilen eylemlerin hayata geçirilmesi için çalışma grubu dışındakilerin onayına ihtiyaç duyulmayabilir. Bu durum, bu çalışma gruplarına örgütün genelinden bir düzeyde otonomi sağlar ve birçok anarşistin desteklediği ilkeyi takip eder: Kararı etkilenenler verir. Ancak bu otonomi sınırlara sahip olabilir, eğer bu çalışma gruplarının kolektif ya da bireysel olarak yaptıkları eylemler bir bütün olarak örgütün tanıtımını ya da katılımını içeriyorsa, bu şeylerin muhtemelen diğer geniş kararların alınması gerektiği gibi oylanması gerekecektir.

Bölüm 3: Queer Bir Toplumsal Anarşizm

Especifist anarşizm bugün queer topluluğunun ihtiyaçları ile nasıl kesiştirilebilir? İlerleyen paragraflarda açıklanacak olan mevcut durumla başa çıkmaya yardımcı olmak için daha önce ortaya konan araçları kullanmaya başlayacağız. Ayrıca bu yeni çerçevenin neden gerekli olduğunu daha iyi anlamak için bu araçları önceki queer anarşizmler tarafından kullanılan araçlarla karşılaştıracağız. Önceki queer anarşizmler hakkında konuşmamız gerekiyor çünkü bugün karşılaştığımız ve onların çerçevelerinin çözemediği ya da etkili bir şekilde çözemediği sorunlar var.

Queer bireylerin karşı karşıya kaldıkları mücadelelerde especifist anarşizmin çok açık bir şekilde kesişebileceği ana yollardan biri, sadece LGBTİ+ toplumsal hareketleri içinde toplumsal eklemlenmeye adanmış bir çalışma grubuna sahip olmak değil, aynı zamanda Halk Örgütleri olarak queer öz savunma örgütlerinin kurulmasına yardımcı olmaktır. Bunlar Silah Kulüpleri, Grup Egzersiz Seansları, Grup Öz Savunma Kursları, Şiddetsizlik Grupları, Queer Partizan Milisleri veya ilgili herhangi bir grup ve bu sayılanların kombinasyonu kadar basit bir şey olabilir. Queer Öz Savunma örgütleri kurmak, önümüzdeki yıllarda Amerika Birleşik Devletleri'nde toplumumuzun hayatta kalması için kritik önem taşımaktadır. Açık faşizmin yükselişi özellikle sokaklarda daha belirgin hale gelmeye devam ederken, insanların bir anlamda kendilerini nasıl savunacaklarını bilmeleri gerekiyor. Bu beceriler queer politik alanda son derece eksiktir ve anarşistler bu becerilerin daha geniş toplumsal hareketler içinde daha belirgin hale gelmesine yardımcı olma konusunda büyük bir sorumluluğa sahiptir.

Daha önce Halk Örgütleri hakkında söylediğim gibi, bu öz savunma örgütleri ideolojik olarak anarşist olmamalıdır, çünkü anarşist toplumsal çevrelerin dışındaki daha geniş bir queer yelpazesine hitap etmeleri gerekir. Yine bunu akılda tutarak, gerek kavramsal olarak gerekse tartışmalarda nasıl işlediklerini etkilemeye yardımcı olmalıyız. Bunu yaparak, bu öz savunma örgütlerinin hobi gruplarından daha fazlasına ve faşizme karşı sosyal ve politik bir güce dönüşmesine gerçekten yardımcı olabiliriz.

Diğer Queer Anarşistler bu konuya oldukça farklı yaklaştılar. 2019'da sosyal medyada #ArmTransWomen adı altında çevrimiçi bir kampanya ilgi çekmeye başladı. Bu kampanya, egoist, post-sol ya da isyancı olsun, daha bireyci anarşistler olan trans kadınlar tarafından başlatıldı. Amaç oldukça basit; bu hashtag'i hem bir slogan hem de trans kadınların (ve diğer transların) bireysel olarak silahlanarak topluluk savunması sürecini başlatmaları için bir toplanma çağrısı olarak yaygınlaştırmak.

Savunucuların birçoğunun örgütlenme konusundaki yaklaşımı, bu kampanyayla ilgili olarak herhangi bir siyasi reçete ya da önceden şekillendirmeyi (prefigürasyon) reddetmek olmuştur. Bu hareket içindeki pek çok kişi, kendilerine sorulduğunda, örgütlenme sorununun tamamen o bölgenin koşullarına göre belirleneceğini ve herhangi bir reçete yazmanın anlamsız olacağını ve hatta otoritenin karşı istihbaratına maruz kalma riskini doğuracağını söylemiştir. Öngörülen örneklerin her yer ve zaman için geçerli olmayacağı doğru olsa da, bu anarşistlerin kendilerine göre bir çerçeveyi savunma ve bunu başkalarıyla tartışma işini reddetmeleri gerektiği anlamına gelmez. Bir anarşist olarak örgütlenmek adı verilen deneysel çalışma, tamamen kendiliğinden ya da belirli bir bağlamda bireysel olarak yapılamaz. En azından, fiziksel dünyada işleyen örnekler bulamıyorsanız bir hipotezle başlamanız gerekir. Net bir teori ve pratik setini savunarak başkalarına hiçbir şey empoze etmiyorsunuz.

Bu zihniyete sahip kişiler tüm insanları bu kadar cahil ve kendi başlarına düşünmekten aciz olarak mı görüyor? Tüm insanlar bir kişinin çerçevesini görüyorlar ve kendi bağlamları için hiçbir ayarlama yapmadan akılsızca harfiyen uyguluyorlar mı? Bu, tepeden inme yapıların insanların zihinlerinde nasıl yer ettiğine dair büyük bir yanlış anlamadır ve bir ideolojiye sahip olmanın kendi başına, ona ikna olmuş insanlar üzerinde bir tür adaletsiz güç dayattığını düşünmektedir. Benim görüşüme göre bu onları çocuklaştırır. Diğer insanları anarşist fikirlerle tanıştırma pratiğini reddedemeyiz, çünkü sosyal alanlarda iyi yapıldığında tartışma ve münazara yoluyla başkalarını etkilemek son derece sağlıklı olabilir.

Herhangi bir siyasi reçeteye sahip olmamak, kampanya ve ondan doğan örgütler için feci sonuçlar doğurabilir. Sonuç olarak, bu örgütler sağ-liberteryenler tarafından kendi amaçları doğrultusunda kullanılabilir. Bu çok basit hashtag'in "Translar Silahlansın"a indirgenmesi ve orada durması gibi gerçek bir risk var. Kampanyadan doğan öz savunma örgütleri, on yıllardır queer silah kültüründe yaygın olan aynı tür silah kulüpleri için üreme alanı olacaktır. Pink Pistols ve benzeri grupların savunma ve mülkiyet konusunda silah kültürüne aşırı bireyci bir bakış açısını nasıl sürdürdüklerine dair sorunlardan bahsetmiştim. Bu kampanyanın böyle bir anlayışı caydırmak için pek bir şey yaptığını düşünmüyorum.

Çeşitli siyasi görüşlere sahip halk örgütlerine ve toplumsal hareketlere sahip olmamız, başkalarının mücadelelerimizi anarşistlerin hedeflerine karşıt olarak benimsemesine izin vermemiz gerektiği anlamına gelmez. Eğer bu sağ-liberteryen çizgi bu toplumsal hareket içerisinde yaygınlaşırsa, siyah kurtuluşu, yerli kurtuluşu, engelli adaleti ve sağ-liberteryenlerin ele almakta komik derecede kötü oldukları diğer pek çok konu için verilen mücadelelere katılmak çok daha zor olacaktır. İşbirliğinin bu şekilde reddedilmesi, bazılarının öne sürdüğü gibi ideolojik saflık uğruna değil, hayatta kalmak için marjinalleşmiş toplumsal hareketler arasında nasıl koalisyonlar kurulması gerektiğine dair pratik bir temele dayanmaktadır.

İdeolojik çeşitlilik konusunda bu, Queers With Guns'ın sonunda silah kültürünü queerleştirecek bir örgütlenme için yaptığım bazı önerilere değinmek için bir fırsat. Bir örgütün tüm bunları nasıl yapabileceğinden bahsederken aklımda especifist bir anarşist perspektif yoktu ve örgütlenme konusunda şimdiki kadar bilgi sahibi değildim. Kara Panterler'e benzer, sadece öz savunmaya değil aynı zamanda queer sağlık kliniklerine, evsiz queerler için güvenli evlere vb. ev sahipliği yapan tek, açık bir anarşist örgütlenme hakkındaki ilk düşüncem şu anda aynı fikirde olmayacağım bir şey. Yine de yukarıda bahsi geçen programların yanı sıra silahlı bir öz savunma örgütü oluşturmak isterdim. Ancak, daha önce düşündüğüm ve Queers with Guns'da ima ettiğim gibi, bu örgütlerin ve hizmetlerin açıkça anarşist bir örgüt haline getirilmek yerine toplumsal hareketler içindeki halk örgütleri tarafından sağlanması gerektiğini söyleyebilirim. Bu örgütler mümkün olduğunca genel halk içinde anarşist pratik ve fikirlere açılan kapılar olmalı, açıkça anarşist bir ideolojik program haline getirilmemelidir.

Bununla birlikte, önem listesinde bir sonraki sırada yer alabilecek hizmet, trans sağlık hizmetlerinin baskılanmasına hazırlık veya buna yanıt olarak mevcut pazarın dışında hormon terapisine (HRT) erişimdir. Trans topluluğunun hayatta kalmasının temel taşlarından birinin hormonlara erişim olduğu kanıtlanmış bir gerçektir. Bu ilaçlara yönelik devlet baskısının gölgesi topluluğumuzun üzerinde belirirken, devletin tüm transların uyumlayıcı sağlık hizmetlerine sahip olması için yasal formları zorlamaya başlaması halinde değil, ne zaman başlayacağına hazırlanmaya başlamalıyız. Mevcut koşullar büyük ölçüde savunulamaz hale geldiğinde en etkili olabilmek için bir yeraltı trans sağlık hizmetleri ağının temellerinin şimdi atılması gerekiyor. Elbette bu olasılıkla uğraşırken çok tehlikeli yasal zeminlerde çalışmanız gerekecektir. Bu tür bir hizmeti etkin bir şekilde oluşturmak ve sürdürmek için, sizi ve yardım ettiğiniz insanları güvende tutacak çok daha sıkı bir güvenlik kültürünün uygulamaya konulması gerekecektir. Güvenlik kültürü hakkında daha ayrıntılı bilgi için CrimethInc'in "What Is Security Culture" adlı kitabını tavsiye ederim. Bu broşürde yer alan reçetelerin birçoğu sadece bu eylemlere değil, kendinizi ve organizatör arkadaşlarınızı güvende tutmak için yaptığınız tüm eylemlere uygulanabilir.

Bu örgütlerin queer kurtuluş mücadelesi içinde çalışmaya yardımcı olabilecekleri bir başka yol da evsiz queer bireylerin barınmasına katılmaktır. Özellikle transların evsiz bırakılma oranı zaten yeterince kötüydü. Genel olarak queer bireylere yönelik bu mevcut şiddet ve faşist seferberlik sarmalıyla birlikte, yeni farkına varan queer bireylere yönelik tepkiler daha şiddetli olacaktır. Bu da muhtemelen aileleri ve arkadaşları tarafından reddedilmeleri nedeniyle queer topluluğu içinde evsizliğin artmasına neden olacaktır. Bu çalışma, hormon terapisi ile ilgili çalışma gibi, bir umutsuzluk ve ihtiyaç tsunamisine hazırlıklı olmayı gerektirecektir. Queer evsizlerin sayısında ciddi bir artışa yardımcı olmak için zemin hazırlamayı düşünmeden önce, kendimizi şu anda insanları barındırmakla ilgili çalışmalara dahil etmeliyiz. Evsizler için mevcut toplumsal hareketlerle birlikte çalışmadan toplumlarımızda yoğunlaşan bir evsizlik krizine hazırlanmaya çalışamayız. Bu temel becerileri kazanmak, daha sonra çok daha büyük sorunları ele almak için gerekli olacaktır.

Tüm bu reçeteler, SAO'ların takip etmesi veya bu sırayla uygulaması gereken kesin bir rehber değildir. Her ne kadar öncelikle queer öz savunmanın temellerini inşa etmenin önemini vurgulasam da, içinde bulunduğunuz durumun bağlamı böyle bir temel oluşturmaya izin vermeyebilir. Anarşist bir örgüt olarak queer topluluğu içinde basit bir okuma grubu veya başka bir küçük proje ile başlamak gerekebilir. Kişi bir SAO kuracak durumda bile olmayabilir ve yalnızca toplumsal hareketlere eklemlenebilir ve ortak değerlere sahip olanları bulmak, onlarla anarşist fikirler ve pratikler hakkında konuşmak için zemin çalışması yapabilir. Her ne yapmayı planlıyorsanız, umarım bunu nasıl örgütlenebileceğinizi ve etrafınızdaki insanlarla nasıl bağlantı kurabileceğinizi daha iyi anlayarak yapabilirsiniz.

Sonuç

Bağlamınız ne olursa olsun, insanların bu makaleden çıkarmasını umduğum şey, queer topluluğu içinde anarşist örgütlenmeye giden, diğer queer anarşizmlerin son birkaç on yıldır ortaya koyduklarından farklı bir yol olduğudur. Umarım bazı önerilerim ve örneklerim sadece silah kültürünü değil, tüm toplumu toplumsal devrim yoluyla kolektif kurtuluşumuza doğru nasıl queerleştirebileceğimize ışık tutmaya yardımcı olabilir. Daha açık bir ifadeyle, daha iyi bir yarını birlikte inşa etme sorumluluğu sadece ve sadece bize, en dışlanmış olanlara emanet edilebilir. Mevcut sisteme her fırsatta karşı çıkmalıyız, sadece olumsuzlamak için değil, olumlu bir bakım, sevgi ve mücadele sistemini savunmak için. Mevcut sisteme sadece onu yok etmek için değil, aynı zamanda ektiğimiz tohumlarla aradığımız daha iyi dünyayı yetiştirmek için de saldırmalıyız. FARJ'ın " Toplumsal Anarşizm ve Örgütlenme "[4] adlı kitabında açıkladığı gibi:

"[…] yıkım tek başına yeterli değildir, çünkü ‘hiç kimse, kendi görüşüne göre şu anda var olanın yerini alması gereken şeylerin düzenine dair gerçek ya da yanlış, en azından uzak bir fikre sahip olmadan yıkmak isteyemez'."

İnşa etmek istediğimiz dünyayı göreceğimizden bile emin olamayız, mevcut yapıyı yok ettiğimizde tam olarak neye benzeyeceğini de bilemeyiz. Eylemlerimiz sayesinde bu yeni dünyanın eskisinin küllerinden doğmasına olanak sağlanabileceğine dair umudumuz olmalı. Bir arkadaşımın bir keresinde söylediği gibi:

"Ulaşılabilir olup olmadığını bilmiyorum… ama ona ulaşmak için ne gerekiyorsa yapacağım."

Bizler, bu ölüm makinesine karşı bir özgürlük ve direniş ruhu içinde filizlenmeleri için zaman olgunlaşana kadar bu yeni dünyanın tohumlarını korumak ve yaymak zorunda olan bu zamanın içindeki özneleriz. Bu kıyma makinesi bizi her gün çiğniyor ve biz queer insanlar olarak bu muhtemelen daha da kötüleşecek. Toplumumuzu sadece burada ve şimdi güvende tutmakla kalmamalı, aynı zamanda açık faşizmin Birleşik Devletler İmparatorluğu'nu gerçekten ele geçirebileceği ve bize karşı imhacı bir kampanya yürütebileceği yaklaşan zamana da hazırlanmalıyız. Hiçbir seçim önlemi, oylama, oy verme ya da internette yayınlama bu gidişatı değiştirmeyecektir. Tüm toplumumuz duvara yaslanıp ezilmeden, liberal STK'lar ve kar amacı gütmeyen kuruluşlar kapatılmadan, sağlık hizmetlerimiz sigorta şirketleri tarafından karşılanmadan ve kamusal yaşamın gölgelerine geri kovalanmadan önce ihtiyacımız olan bakım yapılarını şimdi inşa etmeliyiz: harekete geçmeliyiz. Umarım varlığımıza karşı yürütülen bu topyekûn savaşa hazırızdır. Başka seçeneğimiz yok: ya tam özgürlük ya da tam yıkım.

Elisha Moon Williams

Çeviri: Umut Aydemir

* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre)
* Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i)
* Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş)
* Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz)
* Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun)
* Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta)
* O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal)
* Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran)
* Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran)
* Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
Alıntı ile Cevapla
  #54  
Alt 04-03-2024, 04:24
Şüpheci Dinsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Şüpheci Dinsiz Şüpheci Dinsiz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Dec 2010
Bulunduğu yer: Istanbul
Mesajlar: 8.546
Standart

https://barikathaber.org/2023/11/dev...-umut-aydemir/

Devrimci Anarşizmin İnşası – Colin O (Çev. Umut Aydemir)


18 KASIM 2023

"Dünyanın bu hali, anarşizme ilginç bir kitap kulübü gibi davranmaktan daha fazlasını yapmamızı gerektiriyor. Kendimizi ve toplumlarımızı önümüzdeki zorluklara hazırlamak için düşünceli, kararlı ve samimi bir örgütlenme içine girmemiz gerekiyor."

ABD'de uzun yıllar örgütlenme faaliyetlerinde bulunmuş, Güney Amerika'daki anarşist gelenekten doğmuş especifismo teorisini orada gözlemleme fırsatına sahip olmuş Colin O'nun yazısınının çevirisini sizlerle paylaşıyoruz. Yazar günümüz anarşist hareketinde hüküm süren örgütsüzlüğe dair endişelerini dile getirirken, yoldaşlarını bu noktada daha ciddi bir çalışmaya davet ediyor. Örgütlenmenin, "Hareket Anları" dışında yapılan çalışmalarla bu anlara hazırlanmak ve "toplumsal eklemlenme" yoluyla ezilen sınıfların mücadelesinde yer alarak strateji geliştirmek noktasındaki önemini de vurguluyor.

Bu makale, çok sayıda toplumsal harekete rağmen anarşist hareketin büyüme konusundaki başarısızlıklarından ve anarşist politik örgütlenme modellerinin bu tuzakların üstesinden gelmek için nasıl bir yol gösterdiğinden bahsediyor.


Giriş

Yakın zamanda yaşanan iki olay Amerika Birleşik Devletleri'ndeki anarşist hareketi kritik zorluklarla karşı karşıya bıraktı: 2008'de başlayan mali kriz ve 2011'de bu krizden doğan Occupy Wall Street (OWS) hareketi. Bu ülkedeki mevcut siyasi ve ekonomik görünümün herhangi bir gösterge niteliğinde olduğunu varsayarsak, bu gibi anların daha sık ortaya çıkmasını beklemeliyiz. Bu gibi "Hareket Anları" sol ya da sağ, her türden devrimci için kritik fırsatlardır. Statükonun kabulü mümkün görünmüyor.

Özellikle OWS, anarşizm için inanılmaz bir fırsat sundu. Büyük ölçüde anarşistler tarafından desteklendi, birçok yerde anarşistler tarafından sürdürüldü ve kesinlikle birçok insanın anarşizm hakkında konuşmasını sağladı. Mark Bray'in son çalışması Translating Anarchy: Anarchism of Occupy Wall Street adlı çalışmasında, OWS'deki organizatörler arasında anarşizmin etkisini inceliyor ve şu bulgulara ulaşıyor:

Röportajlar, OWS örgütleyicilerinin %39'unun kendini anarşist olarak tanımladığını gösterdi… Kendini anarşist olarak tanımlamayan örgütleyicilerin %30'unun (tüm örgütleyicilerin %34'ü kendini herhangi bir kapsayıcı etiketle tanımlamadı) anarşizmi genel düşüncelerinde etkili bir unsur olarak listelediğini fark ettim.

Bu Hareket Anları her gün ortaya çıkmıyor. Hareketimizin neler kazandığını, neler kaybettiğini ve bir sonraki Hareket Anında daha güçlü olmak için nelere ihtiyaç duyduğunu eleştirel bir şekilde incelememiz çok önemlidir. Peki, anarşizmin OWS organizatörleri üzerindeki erken etkisi göz önüne alındığında, ne kazanıldı? Bazı yerlerde haciz karşıtı doğrudan eylem gruplarının büyüdüğü, diğerlerinde Dünya Endüstri İşçileri'nin (IWW) üye sayısında artış olduğu ve genel olarak anarşist fikirlerin birçok toplumsal adalet hareketinde giderek diyaloğun bir parçası haline geldiği görülüyor. Yine de hiçbiri açıkça anarşist kazanımlar değildir.

Haciz karşıtı doğrudan eylem hareketi ve IWW açıkça bazı iç anarşist etkilere sahip olsa da, hiçbiri açıkça anarşist değildir ve her ikisi de genellikle anarşistlerle güçlü bir bağlantıdan aktif olarak kaçınır.

Bray, Occupy Wall Street'in anarşistler tarafından kaçırılmış bir fırsat olduğu sonucuna varıyor:

Binlerce hevesli yeni insanın dahil olmak için kapıları kırıp döktüğü bir dünya spotunun önünde geçirilen aylardan sonra anarşist hareket için somut siyasi sonucu değerlendirmek için geri adım attığımda, bir dereceye kadar bizim de "bu olayların içinden bir sisin içinden ektoplazma gibi süzüldüğümüz" hissine kapılıyorum. Rakip sol oluşumlarımız bile yoktu. Siyasi etki alanı bize açık bırakılmıştı ve biz bundan gerektiği kadar yararlanamadık.

Bray, kaçırılan bu fırsatın önemli bir parçası olarak örgütlenme eksikliğini gösteriyor:

Pek çok yeni örgütleyici anarşist değerlerden ilham aldı ve anarşist örgütleyicilerin şöyle diyebilmesi faydalı olurdu: "Anarşizmle mi ilgileniyorsunuz? Perşembe akşamı ‘örgütlenme üzerine anarşist perspektifler' konulu tartışmamıza gelin" ya da "Belki anarşist örgütümüze/kolektifimize katılmak ilginizi çeker" diyebilmeleri faydalı olurdu.

Elbette, anarşistlerin örgüt kurmaları, hatta örgütlenmeleri gerektiği gibi basit bir sonuç yeni ya da kapsamlı bir fikir değil. Ancak Güney Amerika'daki anarşistlere baktığımızda, anarşist olarak örgütlenme kavramını ve açıkça anarşist bir örgütün rolünü daha net görüyoruz. Anarşistlerin Güney Amerika'daki başarıları göz önüne alındığında, onların yöntemlerini düşünmek ve bizim bağlamımızda anlamlı olanları uygulamak kesinlikle değerlidir.

Devrimci Anarşizmin İnşası Konuşma Turu

ABD'de anarşizmin popülaritesini ve etkisini arttırmak için bu Hareket Anları'ndan tam olarak yararlanmamıza yardımcı olmak amacıyla Devrimci Anarşizmin İnşası Konuşma Turu'nu koordine etmeyi seçtim. Başlangıçta sadece üç ya da dört durak olması beklenirken, nihai tur 2013 yazının büyük bölümünde tüm ABD'de on yedi durağı kapsadı. Birçok kişinin bu Hareket Anları sırasında örgütlü anarşizmin ilerleme kaydedememesinden duyduğu hayal kırıklığını paylaştığını ve birçoğunun anarşist olarak ideallerini korurken aynı zamanda etkili bir şekilde örgütlenme konusunda yeni fikirlerin peşinde olduğunu gördüm. Zamanlama mükemmeldi. Ülkenin dört bir yanında başlangıçta Occupy Wall Street'ten büyük heyecan duyan, ancak o zamandan beri kendilerini bir sonraki adımları birleşik bir şekilde tasarlamakta zorlanırken bulan insanlarla karşılaştım.

Amerika Birleşik Devletleri'nde dönüşümsel ve devrimci değişim için kendini adamış bir örgütçü olarak geçirdiğim kısa sürede, birçok "Hareket Anının" gelip geçtiğine şahit oldum. Her durumda, hareketimizi büyütmeyi ve bir sonraki ana hazırlanmak için gerekli dersleri çıkarmayı başaramamışız gibi görünüyor. Ülkede giderek artan sayıda birey ve örgütle birlikte, açıkça anarşist bir örgütlenmenin eksikliğinin en büyük zayıflıklarımızdan biri olduğunu anladım.

Açıkça ideolojik anarşist örgütler yaratmanın gerçek değerine ikna olduğum yıl 2007'ydi. Arjantin'deyken, çok çeşitli eğitim ve örgütlenme faaliyetlerinde bulunan formal bir anarşist komünist örgüt olan Buenos Aires Red Libertaria'nın bazı üyeleriyle tanıştım. Oradaki anarşist hareketin düşünceliliği, zekası, samimiyeti ve etkinliği beni hemen etkiledi. Bu, Amerika Birleşik Devletleri'ne döndüğümden beri paylaşmaya odaklandığım bir ilham kaynağı oldu.

Devrimci Anarşizmin İnşası Konuşma Turu sadece bu ilhamı paylaşmama değil, aynı zamanda Arjantin'de gördüğüm örgütlenme yöntemindeki bazı detaylı farklılıklara da değinmeme yardımcı oldu. Ancak paylaşmam gerektiğini hissettiğim şey sadece küçük örgütsel değişiklikler değildi. Güney Amerika'daki anarşistler, devrimci anarşist örgütün, especifismo'nun rolüne dair bir teori geliştirmişlerdi. Kendimize ve hareket inşasındaki rolümüze dair bu anlayışı paylaşmak için güçlü bir aciliyet hissettim. Ve Haziran 2013'te, planlanan turne tarihleri hızla beşten on yediye çıkarken, bu aciliyetin ortak bir aciliyet olduğunu biliyordum.

ABD'de İdeolojik Örgütlenmeden Duyulan Rahatsızlık

Arjantin'de yaşamadan önce ideolojik örgütlenmeye bakış açımı açıklamak için biraz geriye gitmem gerekiyor. Şu anki perspektiflerimi daha iyi ifade edebilmek için daha önceki deneyimlerimi Arjantin'de yaşadıklarımla karşılaştırmak gerekiyor.

Kendimi 2000 yılından beri bir anarşist olarak tanımlıyorum. Anarşizm fikirlerinden Seattle'daki Dünya Ticaret Örgütü karşıtı gösteriler sayesinde haberdar oldum. O zamanlar devrimin eli kulağında olduğunu hissediyordum. Ülkenin dört bir yanında ortaya çıkan direnişi görmek ilham vericiydi ve uluslararası diğer hareketlerle bağlantılı görünüyordu. Birkaç kara bloğa ve hatta Buffalo'da BuffalA (anladınız mı?) adında yerel bir anarşist grup kurma çabasına katıldım. Ancak ideolojik gruplardan her zaman rahatsızlık duydum.

Temel olarak BuffalA, Buffalo'da kendine anarşist diyen herkesi bir araya getirmeye çalıştı. Hiçbir zaman üzerinde anlaştığımız ilkelerimiz olmadı. Sanayiyi ele geçirmek için militan bir işçi hareketi mi örgütlemeliyiz yoksa tüm fabrikaları mı yakmalıyız konusunda anlaşamadık. Bazıları resmi kararlar bile almamamız gerektiğini savundu. Bazıları ise – bir toplantıda olmamıza rağmen – toplanmamamız gerektiğini savundu. Açıkçası, bu çabanın çökmesi uzun sürmedi.

Endüstriyel bir pas kuşağı şehrinden geldiğim, sosyal yardımlarla büyüyüp sosyal yardımlardan mahrum kaldığım ve ailem rutin olarak kötü konutlardan tahliye edildiği için, anarşist hareketin her zaman birlikte ön saflarda olması gereken insanlarla, yani kapitalizmden, devletten, ataerkiden ve beyaz üstünlüğünden en çok etkilenenlerle gerçekten bağlantılı olmadığını hissettim.

Bunun yerine, neredeyse kasıtlı olarak çevremizdeki insanların sorunlarıyla gerçekten ilgilenmeye direnç gösteren izole bir alt kültür yaratmış gibi görünüyorduk. Hareketlerden, genel grevlerden ve kitlesel eylemlerden bahsediyorduk ama hiçbir zaman bahsettiğimiz insanlarla gerçekten ilişki kurmak istemiyor gibiydik. Bu kopukluk, ne tür grupların birlikte çalışmak için "yeterince anarşist" olduğu konusunda katı bir pürist zihniyete yol açtı. Günün sonunda, bu tür bir saflığın aslında hareketsizliğimizi ve izolasyonumuzu rasyonalize etmenin bir yolu olduğu bana açıkça göründü. Zaman içinde bazı iyi potlucks ve punk gösterilerimiz, bir Food Not Bombs ve bir infoshop'umuz oldu. Ama sonuçta bu projelerin hiçbiri gerçekten daha güçlü örgütleyiciler geliştirmedi. Hiçbiri daha büyük bir sosyal değişimin yolda olduğuna dair bir his yaratmadı. Hiçbiri renkli topluluklardan ya da işçi sınıfından birkaç yeni liderin ortaya çıkmasına bile yol açmadı. Bu ABD anarşist hareketinde çok yeni bir sorun değil. 1930'larda Lucy Parsons buna dikkat çekmişti:

Anarşizm şimdiki kuşakta herhangi bir örgütlü yetenek üretmedi, sadece bu geniş ülkeye dağılmış, ara sıra konferanslarda bir araya gelen, birbirleriyle konuşan ve sonra evlerine giden birkaç gevşek mücadele grubu… Siz buna hareket mi diyorsunuz? Uluslararası Emek Savunması için çalışmaya başladım çünkü başları belaya giren kapitalizm kurbanlarını savunmaya yardımcı olmak için küçük bir şey yapmak istedim ve her zaman konuşmak, konuşmak ve daha fazla konuşmak istemedim.

Tecrübelerime göre, aynı şey doğru çıktı. Sonunda, saflık, izolasyon ve düpedüz zayıf örgütlenme becerisi samimiyetsiz göründü. Daha geniş "sosyal adalet" ve "işçi hakları" gruplarıyla örgütlenmeye daha fazla zaman ayırmaya başladım. Bu grupların analizleriyle çoğu zaman ciddi anlaşmazlıklar yaşasam da, en azından bir dereceye kadar gerçek örgütlenmenin gerçekleştiğini gördüm ve kendi topluluğumda kendimi daha az izole hissettim. Dolayısıyla Arjantin'e gittiğimde kendimi anarşist olarak adlandırabilirdim ama anarşist örgütler için tartışmazdım.

Arjantin'de Anarşizm

Arjantin'e anarşizm ya da anarşist örgütlenme hakkında bilgi edinmek için gitmedim. İşyerlerini ele geçiren işçi hareketleri hakkında bilgi edinmek için gittim. Onların işçi hareketlerini bizimkilerden çok daha militan kılan şeyin ne olduğunu merak ediyordum. Keşfettiğim kısa cevap, ideolojiden korkmadıklarıydı. Anarşist, sosyalist ve komünist fikirler Amerika Birleşik Devletleri'nde olduğundan çok daha açık bir şekilde tartışılıyordu. Bu ideolojik grupların her birinin birden fazla örgütü, alanı ve yayını vardı ve hepsinin büyük sendikalar, topluluk örgütleri ve öğrenci grupları içinde üyeleri vardı.

Kendilerini "especifistas" olarak tanımlayan anarşist komünistlerin şehir çapında bir örgütü olan Red Libertaria de Buenos Aires ile tanışmam uzun sürmedi – bu kelimeyi daha önce hiç duymamıştım ve aylar sonrasına kadar gerçekten anlamayacaktım. Daha az ölçüde Federación Libertaria de Argentina üyeleriyle de tanıştım.

Hemen ardından Red Libertaria ile önceki deneyimlerim arasında gerçek farklılıklar gördüm. Katıldığım ilk Red Libertaria etkinliğinde, işyerlerinde örgütlenen işçilerle, öğrenci sendikalarında örgütlenen öğrencilerle, villas miserias'ta (gecekondu mahalleleri) yaşayan ve kendi toplum örgütlerinde faaliyet gösteren insanlarla tanıştım. Ezilen topluluklardaki bu derin mevcudiyet, ABD'de alışık olduğum izole alt kültür gruplarının neredeyse tam tersiydi. Odadaki çeşitlilikten daha da önemlisi, içerideki sohbetin çok daha güçlü olmasıydı. Anarşizmden, gündelik mücadelelere fiilen katılan insanlar için bir yol haritası olarak bahsediliyordu. Hemen, nasıl örgütlendiklerine dikkat etmem gerektiğini hissettim. ABD'de Arjantin'dekine benzer şekilde örgütlenen anarşistler olsa da, bu yöntemler burada standart gibi görünmüyor. Çoğunlukla Arjantin'deki örgütlenme ABD'de deneyimlediğimden çok farklıydı.

Birincisi, Red Libertaria net birlik noktaları geliştirmişti. Onlar açıkça anarşist komünist bir örgüttü. Kendilerine anarşist diyen herhangi birinin örgütünü kurmuyorlardı. Aksine, katılmak için bir zemin olarak belirli anlaşmalar geliştirdiler. Bu yaklaşım genellikle ABD anarşist çevrelerinde otoriter olarak değerlendirilir. Ancak net bir dizi birleştirici noktaya sahip olmak, daha küçük kurucu gruplarla sonuçlansa bile, bu noktalar etrafında örgütlenmeyi çok daha kolay hale getirdi.

İkincisi, Red Libertaria konsensüs (oybirliği) kullanmadı. Bu benim için tam bir şok oldu. Konsensüsün anarşistler arasında kabul edilebilir tek karar alma biçimi olduğu içime işlemişti. Küresel bazda, ABD'deki tutumlarımız biraz anormal. Dünyanın geri kalanının çoğunda anarşistler oybirliği konusunda ısrarcı değiller. Andrew Cornell'in Oppose and Propose! Lessons from Movement for a New Society adlı kitabında belirttiği gibi, ABD anarşizmine konsensüsü Quakerlar getirmiştir.

Daha basit ve daha hızlı karar alma biçimlerine izin vererek, küçük, sürdürülebilir olmayan yakınlık grupları yerine çok daha büyük örgütler yaratmak için hayati bir kapı açılabilir.

Üçüncüsü, Red Libertaria'nın aidatları vardı. Üyeler, iyi finanse edilen bir örgütlenme sağlamak ve herkesin masrafları eşit olarak paylaşmasını garanti altına almak için aidat ödüyorlardı. Bu birkaç nedenden dolayı önemlidir. Bir örgütün üye sayısı arttıkça, mekan, yayınlar, medya kanadı, etkinliklerin tanıtımı vb. için gerekli kaynaklar da artar. Bu arada üyelik, örgütün masraflarını eşit bir şekilde paylaşır. Yapılan pek çok araştırmada, yoksul insanların daha varlıklı üyelere kıyasla ceplerinden daha fazla bağışta bulundukları görülmüştür. Bununla birlikte, ölçeklendirilmiş bir aidat sistemi, daha büyük kaynaklara sahip olanların örgütün finansmanına daha büyük ölçüde yardımcı olmasını sağlar.

Örgütlenme tekniklerindeki bu farklılıklar bir araya geldiğinde oldukça açık bir tablo ortaya çıkıyor. Buenos Aires'teki anarşistler formal bir örgütlenme inşa ediyorlardı ve bu konuda açık sözlü olmaktan korkmuyorlardı. Neredeyse hegemonik örgütlenme karşıtı görüşlere sürekli boyun eğmeye gerek yoktu. ABD'deki anarşist hareketin, en azından bazılarımızın aynı şeyi yapmasından kaybedecek bir şeyi olmadığını savunuyorum. Çok sayıda örgütlenme karşıtı ya da informal örgütlenme grupları var. Niyetli ve formal örgütler kurmanın anti-anarşist bir yanı olduğunu varsaymayı bırakalım. Basit ve pürist iç polislik, devrime doğru inşa etmenin yollarını denememizi engellememelidir.

Especifismo

Bir avuç küçük süreç farklılığı bile Güney Amerika anarşist örgütlerinin gücünü arttırırken, kritik ayrımlar burada bitmiyor. Farklılıklarımız bundan çok daha derinlere uzanıyor. Red Libertaria ideolojik bir anarşist örgütün rolüne dair, anarşist fikirleri inşa etmek için nasıl çalıştığı ve işçi sınıfı insanlarının ve topluluklarının daha geniş hareketleriyle nasıl ilişkili olduğuna dair daha kapsamlı bir anlayışa sahipti. Bu fikirler especifismo olarak adlandırılıyor ve Güney Amerika'daki örgütlü anarşist ortamın önemli bir parçası haline geldi.

ABD'de birçoğumuz especifismo kavramıyla The Northeastern Anarchist dergisinin on birinci sayısında Adam Weaver tarafından kaleme alınan "Especifismo: Güney Amerika'da Halk Hareketlerini ve Devrimci Örgütlenmeyi İnşa Etmenin Anarşist Praksisi" başlıklı makale aracılığıyla tanıştık. Bu makale benim especifismo ile tanışmam olmasa da, bu fikirlerin faydalı bir özeti olduğunu gördüm. Weaver makalesinde especifismo'yu üç kısa ve öz noktaya ayırıyor:

Fikir ve eylem birliği etrafında inşa edilmiş spesifik anarşist bir örgüte duyulan ihtiyaç.
Stratejik politik ve örgütlenme çalışmalarını teorize etmek ve geliştirmek için spesifik anarşist örgütün kullanılması.
Otonom ve popüler toplumsal hareketlere aktif katılım ve bu hareketlerin inşası, ki bu "toplumsal eklemlenme" süreci olarak tanımlanır.
Bu temel döküm, kendi ötesinde bir etkiye sahip anarşist örgütlenmenin gelişimi için bir yol haritası sağlar.

Spesifik Anarşist Örgüt

Federação Anarquista do Rio de Janeiro (FARJ) "Anarşist Örgütlenme Anlayışımız" başlıklı bildiride şöyle demektedir:

Bu örgütlenme modeli, belirli bir anarşist örgütün işlevinin, militan faaliyetlerden kaynaklanan güçleri bir araya getirmek ve koordine etmek, nihai bir hedef olan toplumsal devrim ve liberter sosyalizmi amaçlayan sağlam ve tutarlı bir mücadele aracı inşa etmek olduğunu savunur. Örgütsüz (ya da çok az örgütlü), herkesin kendi istediğini yaptığı, zayıf bir şekilde ifade edildiği ve hatta izole edildiği çalışmaların verimsiz olduğuna inanıyoruz. Savunduğumuz örgütlenme modeli, militan güçlerin sonuçlarını ve etkinliğini çoğaltmayı amaçlamaktadır.

Basitçe ifade etmek gerekirse, örgütlenme ve kolektif eylem yoluyla bireysel çabalarımız daha etkili bir sonuca ulaşır. Ve örgütlenme sayesinde çabalarımızın, tek tek militanların ve örgütçülerin faaliyetlerinin ve katılımlarının ötesinde kendini sürdürmesine olanak tanırız. Örgütler, kitlesel hareketler arasındaki daha durağan anları atlatabilir; bu, katıldığımız her hareketin derslerinden gerçekten öğrenmek istiyorsak hayati önem taşıyan bir şeydir.

Especifismo'dan esinlenen iki yerel anarşist örgüt olan Buffalo Class Action ve Rochester Red & Black'teki deneyimim, açıkça anarşist bir örgütlenmenin anarşizm fikirlerini kentlerimizde gerçekleşen günlük mücadelelerle daha çekici ve ilgili hale getirmemizi sağladığı yönünde oldu. Her iki durumda da, kısa bir süre içinde, başkaları fikirlerimizi duydukça ve belirli örgütlere ve mücadelelerine yönelik kasıtlı desteğimizi memnuniyetle karşıladıkça, kendimizin ötesinde bir etkiye sahip olduğumuzu gördük. Rochester Red & Black örneğinde, bu etki Rochester'ın ötesine geçmiş gibi görünüyor. Yirmi kişiden az bir grup olmama rağmen, ülkeyi dolaşıp konuşmalar yaptığımda Rochester Red & Black'i tanıyan pek çok insanla karşılaştım. Bu tür bir etki, örgütümüzdeki herhangi bir birey tarafından aynı derecede başarılamazdı.

Teori ve Strateji Geliştirmek

Anarşist çevrelerde taktikler ve taktiklerin etkili olup olmadığı hakkında hiç bitmeyen bir konuşma içindeyiz gibi görünüyor. Bu durumda, ağaçlar için ormanı kaçırıyoruz. Belirli bir taktik evrensel olarak etkili ya da etkisiz değildir; etkinliği daha geniş bir stratejiye nasıl dahil edildiğine bağlıdır. Birçok anarşist çevrede, basit taktik tercihlerin ötesinde strateji hakkında çok az konuşma vardır ve bu taktiksel seçimler genellikle daha büyük bir stratejiye etkili bir şekilde entegre olmaktan ziyade bir dereceye kadar yüzeysel militanlığa yönelik kişisel yatkınlığa dayanır.

"Huerta Grande"de, especifismo teorisinin ilk geliştiricileri olan Federación Anarquista Uruguaya (FAU), teorinin stratejik örgütlenmenin gelişimindeki önemini ve bağlantısını paylaşıyor:

Teorik çalışma için bir çizgi olmadan, bir örgüt, ne kadar büyük olursa olsun, koşullandıramadığı ya da kavrayamadığı koşullar karşısında şaşkına dönecektir. Siyasi çizgi, her adımda ulaşılacak hedefler anlamına gelen bir programı varsayar. Program, hangi güçlerin lehte, hangilerinin düşman ve hangilerinin sadece geçici müttefik olduğunu gösterir. Ancak bunu bilmek için ülkemizin gerçekliğini derinlemesine bilmemiz gerekir. Dolayısıyla bu bilgiyi şimdi edinmek en yüksek önceliğe sahip bir görevdir. Bilmek için de bir teoriye ihtiyacımız var.

Net bir stratejik programa sahip olmak aynı zamanda örgütlerimizi daha büyük siyasi güçlerin manipülasyonundan koruyacak ve somut kazanımlar için mücadele eden insanlara stratejik bir yön sunmamızı sağlayacaktır. Ve eğer sonunda bizi devrimci koşullara götürecek militan örgütler inşa etmek için gerçek bir yol sunamazsak, kendimize nasıl gerçekten devrimci diyebiliriz? Anarşistler tarafından geliştirilmiş net bir program olmadan, kendimizi reformist örgütlerle çalışırken, kendi inançlarımızı görmezden gelirken ya da sadece ismen devrimci olurken bulacağız – stratejilerimiz gerçekte ne kadar pratik olmasa da en militanca konuşanlar olacağız.

Böyle bir teoriye ve programa sahip olduğumuzda, bu programla ne yapacağımız tamamen yeni bir zorluk olacaktır. Bu programı sadece kendi küçük, kararlı ve örgütlü anarşist grubumuzla mı hayata geçireceğiz? Weaver'ın especifismo çözümlemesinin üçüncü noktası bir sonraki adımı netleştirmeye yardımcı olur.

Örgütlenmenin Toplumsal ve Siyasi Düzeyleri

Güney Amerika'da "sosyal eklemlenme" olarak adlandırılan kavram birçok açıdan especifismo'nun kalbidir. Toplumsal eklemlenmeyi tam olarak anlamak için öncelikle toplumsal hareketler ile siyasi örgütler arasındaki farkları anlamamız gerekir. Temel olarak toplumsal eklemlenme, örgütlerin ve hareketlerin nasıl etkileşime girdiği ve devrimci anarşist politik örgütün bu ilişkideki rolüdür.

Daha önce de söylediğim gibi, anarşist politik örgüt basitçe, anarşist sosyal ve ekonomik yapılara yol açacak stratejik bir devrim programı geliştirmek için çalışan, fikir ve eylem birliğine sahip, kendini tanımlamış anarşistlerden oluşan bir örgüttür. Elbette, doğası gereği, bu örgüt genel nüfusa kıyasla oldukça küçük olacak ve üyelerinden yüksek düzeyde bağlılık bekleyecektir.

Devrimci çabalarımızın diğer temel muhatapları toplumsal hareketler ve onların örgütleridir. FARJ, "Toplumsal Anarşizm ve Örgütlenme" başlıklı yazısında toplumsal hareketlerin anarşist devrimci düşüncedeki merkezi rolünü açıklamaktadır:

Eğer anarşizmin mücadelesi toplumsal devrimin ve özgürlükçü sosyalizmin nihai hedeflerine işaret ediyorsa ve eğer sömürülen sınıfları bu hedeflere doğru dönüşümün kahramanları olarak anlıyorsak, anarşizm için bu sınıflarla etkileşime girmenin bir yolunu aramaktan başka bir yol yoktur.

Toplumsal hareket, işçi sendikaları, apartmanlardaki kiracı örgütlenmeleri, okullardaki öğrenci sendikaları, mahallelerdeki halk meclisleri ve işsizlerin öz örgütlenmeleri de dahil olmak üzere sömürülen sınıfların kitlesel örgütlenmesidir. Toplumsal hareketler güçlerini ideolojik saflıktan çok kitlesel katılımdan alırlar. Bir işyeri mücadelesinde, sadece anarşist olanlar değil, tüm işçiler yer almalıdır.

Sendika sadece kendini anarşist olarak tanımlayan ya da üye olmak için anarşist olmayı şart koşan işçilere hizmet ederek kendini marjinalleştirecektir. Bunu yapmak sendikanın patronlarla mücadele etme yeteneğini zayıflatacak ve nihayetinde kapitalizme karşı mücadeleyi zayıflatacaktır.

Basitçe ifade etmek gerekirse, anarşist ve anti-öncücü devrim perspektifi, toplumsal hareketlerin kendilerinin devrimci aktörler olduğu; örgütlerinin nihayetinde toplumsal bir devrimi gerçekleştireceği yönündedir. Anarşist örgüt, insanları devrime götüren öncü değildir. Aksine, anarşist örgüt toplumsal hareketlere ve bu hareketleri oluşturan sömürülen sınıflara gerçek devrimci bir yön sunar.

Toplumsal Eklemlenme ve Toplumsal ile Politik Arasındaki İlişki

Anarşistler toplumsal hareketleri oluşturan daha geniş sınıflarla nasıl ilişki kurmayı planlıyorlar? Especifist örgütler, anarşistlerin bu daha geniş sınıflarla ilişki kurmasının yolunun toplumsal eklemlenme olduğunu savunuyor. Toplumsal eklemlenmenin önemi abartılamaz. FARJ'ın dediği gibi, "Toplumsal çalışma ve eklemlenme, belirli bir anarşist örgütün en önemli faaliyetleridir."

Toplumsal eklemlenme, toplumsal hareketlere ve onların örgütlerine gerçek katılımcılar olarak dahil olmakla ilgilidir.

Devrimci bir anarşist örgütün katılımcıları olarak, iki ya da daha fazla örgütün katılımcıları ve üyeleri oluruz. İkili örgütsel yönelim bizi, örgütlenme ve hayatta kalma mücadelesi veren sömürülen sınıflardan anarşist olmayanlarla doğrudan gündelik temasa sokar.

Bu örgütler içinde devrimci anarşistler, azınlıkta olsalar bile, sunduğumuz perspektifi açıkça ifade etmek için pozisyonlarımızı açıkça savunmalıdır. Doğrudan eylem, yatay örgütlenme, sınıf mücadelesi ve anti-kapitalizm fikirlerimiz, toplumsal hareketin güç kazanmasında önemli stratejik unsurlar olarak toplumsal hareketlerde açıkça tartışılmalıdır.

Açık savunuculuğun, anarşistlerin bu örgütlerin liderliğini ele geçirmeye çalışması ya da bir toplumsal hareketi anarşist bir toplumsal harekete doğru "ideolojikleştirmeye" çalışması anlamına gelmediğini vurgulamak önemlidir. Bunun yerine, açık savunuculuğun amacı, daha geniş toplumsal hareketlere sahip oldukları gücü ve toplumu temelden yeniden yapılandırma yeteneklerini hatırlatmaktır.

Devrimci anarşist ideallerimiz, yeni bir dünyaya dair net bir vizyona ve uzun vadeli militanların örgütlenme becerisine sahip toplumsal hareket üyeleri olarak bizim etkimizle toplumsal hareketlerde karşılık bulacaktır. Bu, anarşistler olarak fikirlerimizi mücadele arkadaşlarımıza "konuşarak ve açıklayarak" değil, "yaparak ve göstererek" öğreteceğimiz anlamına gelir.

Toplumsal hareketin inşasına aktif olarak katılmak, tabandan gelen güçlü bir toplumsal hareket üyesini örneklemek için gerekli günlük işleri yapmak ve sömürülen sınıflar için hayatta kalma mücadelesi vermek kendi etkimizi arttıracaktır.

Bu tür bir katılım, anarşist militanların ve örgütçülerin etkilerini artırmalarına yardımcı olmakla kalmayacak, aynı zamanda bu tür doğrudan faaliyetler stratejik ve teorik perspektiflerini beslemek için de elzem olacaktır. Sahadaki sınıf mücadelesinden kopuk bir perspektifin, önemli yerel aktörleri, bunların etkileşim biçimlerini, kiminle ve nasıl çalışılacağını bilmesi mümkün değildir. Bu detayları bilmek bizi daha güçlü örgütleyiciler ve topluluklarımızdaki ve toplumsal hareketlerdeki kişilerle daha iyi müttefikler yapacaktır.

Kendini adamış, örgütlü anarşistler ile daha geniş ancak muhtemelen daha reformist toplumsal hareketler arasındaki ayrımı aktif bir şekilde yıkmak önemlidir.

En azından 1950'lerden bu yana solcu örgütçüler aktif olarak ve bazen de acımasızca daha büyük toplumsal hareketlerden ayrı tutulmaktadır. On yıllar boyunca toplumsal hareketler hiçbir devrimci perspektifin açıkça tartışılmamasına alıştı. Aynı zamanda ideolojik gruplar da toplumsal hareketler arenasında çok az etkiye sahip olmaya ya da hiç etkiye sahip olmamaya alıştı. Bunun sonucunda toplumsal hareketler kendi güçlerini ortaya koymaktan ve hatta "radikal" fikirleri tartışmaktan korkar hale geldi. Öte yandan, ideolojik gruplar hiçbir zaman gün ışığına çıkmayacak mükemmel örgütlenme modelleri yaratma ve bunları toplumsal hareketleri misyonlarında başarısız olmakla suçlamak için kullanma alışkanlığı geliştirdiler. Eğer gerçek bir değişim görmek istiyorsak, devrimci anarşistler ile toplumsal hareketler arasındaki ayrım ortadan kaldırılmalıdır. Toplumsal hareketlerin bize, bizim de onlara ihtiyacımız var.

Toplumsal Hareketlerin Bize İhtiyacı Var

Kendimi sık sık anarşist çevrelerde konuşurken buluyorum. Bu çevrelerde, toplumsal hareketlerin anarşistlere ve bizim perspektiflerimize ihtiyaç duyduğu tüm yollara dair güçlü bir anlayış olduğunu fark ettim.

Çoğu hareket tarafından kullanılan strateji ve taktiklere yönelik anarşist eleştiriler tanıdık. Ne yazık ki, bu eleştiriler daha anlamlı yollar önermek yerine sıklıkla toplumsal hareketleri kınamak ve faaliyet eksikliğimizi rasyonalize etmek için kullanılıyor.

Bununla birlikte, toplumsal hareketlere katılan devrimciler genellikle bizim perspektiflerimize katılmakta ve bunların kullanıldığını görmek istemektedirler.

Anarşistlerin, daha reformist toplumsal hareketlerde yer alanlar için tamamen kayıp gibi görünen çok bariz bir stratejik perspektifi, seçim ve yasama kampanyalarının gerçekte bir tuzak olduğudur. Değişim talep etmenin birincil aracı olarak doğrudan eylemin anarşist perspektifi, birçok toplumsal hareketin enerjisini seçim politikalarına olan başarısız güvenlerinden uzaklaştırmak için kritik öneme sahiptir.

Binlerce bireyin birleşik ve uyumlu faaliyeti birincil güç kaynağınız olduğunda, genellikle toplumsal hareketlerde olduğu gibi, hiyerarşik örgütlenme kendi gücünüzün önünde büyük bir engeldir. Anarşistler tarafından önerilen yatay örgütlenme kavramları, sıradan insanların kendi örgütleri ve bu örgütlerin kararları üzerinde gerçek bir sahiplik duygusuna sahip olmalarını sağlar ve bu da üyelerin daha kararlı ve uyumlu bir şekilde faaliyet göstermelerine yol açar.

Pek çok toplumsal hareket özellikle sömürülen sınıflardaki insan gruplarını güçlendirmek için vardır. Aslında bu, sınıf mücadelesine katılımdır. Ne yazık ki bu tür grupların pek çoğu sınıf mücadelesine bilinçli olarak odaklanmamaktadır. Bu kafa karışıklığı müttefik seçiminde, fon kabulünde ve etki sağlamada ciddi stratejik hatalara yol açmaktadır.

Sınıf mücadelesine daha etkin bir şekilde katılabilmek için örgütün kendi gücünü inşa etmesi gerektiğine dair bir anlayışa sahip olmayan pek çok örgüt kendi altını oymaktadır. İç iktidarlarını aksi takdirde sınıf düşmanları olacak kişilere devrediyorlar, aynı düşmanlardan birçok ipucuyla birlikte finansman kabul ediyorlar ve sonra neden gerçekten güç inşa edemediklerini merak ediyorlar. Gerçekte, kendi eksik sınıf bilinçlerinin bir semptomu olarak kandırılmışlardır.

Tüm bu durumlarda anarşizmin toplumsal hareketlere sunabileceği ve kendilerini güçlendirmelerine yardımcı olacak net bir perspektifi vardır. Ve eğer ilgili anarşistler her zaman haklı olmaktan ziyade toplumsal hareketi güçlendirmekle ilgileniyorlarsa, o zaman bu iç tartışmalara ne zaman ve nasıl gireceklerini bileceklerdir.

Bizim de Toplumsal Hareketlere İhtiyacımız Var

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki birçok anarşist çevrenin unutmaya meyilli olduğu şey, daha geniş toplumsal hareketlerle gerçek bir bağlantının anarşist eğilim için ne kadar önemli olduğudur. Anarşizmin fikirlerini marjinalleştirilmiş insanların somut günlük mücadelelerinde köklendirmek, anarşizme gerçeklikte gerekli bir zemin kazandırır.

Yakın anlamda, ABD anarşist hareketinde örgütçü eğitimine açık bir ihtiyaç vardır. On yıllardır büyük ölçüde diğer anarşistlerden oluşan dar çevrelerde örgütlendikten sonra, bizden öncekilerin sahip olduğu büyük ölçekli örgütlenme ve örgüt yaratma becerilerinin çoğunu kaybettik. Infoshop'ları ve diğer anarşist alanları canlı tutmanın tarihsel zorlukları bu temel eksikliklerin bariz bir sonucudur. IWW'nin son zamanlarda yarattığı heyecan göz önüne alındığında, anarşist ortamda üyelikte daha büyük bir büyüme beklenebilir. Yerel anarşist örgütlenmelerin azalıp çoğalması genellikle örgütlenme kavramının doğasında var olan bir sorundan ziyade yerel anarşistlerin temel örgütlenme becerilerinden yoksun olmalarının bir sonucudur. Toplantıların temel örgütlenmesi, yerel yayınların sürdürülmesi, güçlü etkinliklerin ve seferberliklerin geliştirilmesi ve hareketlerimizin yerel kurumlarının inşa edilmesi, daha geniş toplumsal hareketlerden öğrenebileceğimiz şeylerdir.

İnsanların gündelik deneyimleri etrafında örgütlenme ve etkili tepkiler geliştirme konusundaki kolektif zayıflığımız bir başka büyük soruna yol açtı: anarşizm ile işçi sınıfı toplulukları ve beyaz olmayan topluluklar arasındaki kopukluk. Bunlar tam da anarşizmin öz-özgürleştirici fikirlerinin kök salması gereken topluluklardır. Ve daha da önemlisi, bu insanların gündelik deneyimleri, örgütçülerin stratejilerini, taktiklerini ve düşüncelerini bilgilendirmeye yardımcı olur. Anarşist hareketin, devrime en çok ihtiyaç duyan topluluklarda kök salmadan gerçekten devrimci bir potansiyele sahip olduğunu iddia etmesinin hiçbir yolu yoktur.

Gündelik insanların gerçeklikleriyle köklü bir bağ, örgütlenme stratejilerimizi ve taktiklerimizi bilgilendirmekten çok daha derin bir etkiye sahiptir; aynı zamanda süregelen teorik gelişimimize de gerçeklikle benzer bir bağ sağlar. ABD anarşist ortamından çıkan pek çok modern teorinin toplumlarımızdaki marjinalleştirilmiş insanların gerçekleriyle çok az anlamlı bir bağlantısı vardır ve kendimizi sadece bu dar topluluklarda tuttuğumuzda, sonunda çevremizdeki insanlar için tamamen anlaşılmaz olan tartışmalar yaparız. Eğer kitlesel hareketler inşa etmek istiyorsak, bu kopukluk ve bunun genişleyen doğası bizi korkutmalıdır.

Devrim, Karşı Devrim ve Çıkarılan Dersler

Especifismo'nun tarihsel bağlamı, bugün bizim için ne anlama geldiğini ve bu fikirlere hangi ciddiyetle bakmamız gerektiğini düşünmemiz açısından önemlidir. Especifismo Uruguay'da yıllarca süren diktatörlükten sonra ortaya çıktı.

Uruguay, 1900'lerin başında inanılmaz derecede güçlü ve etkili bir anarşist harekete sahip olmasına rağmen, 1960'ların sonundan 1980'lerin başına kadar diktatörlükle yönetilen bir döneme girdi. Bu dönemde FAU'nun bazı üyeleri, ülkelerini faşizme kaptırmalarına neyin sebep olduğunu ve gelecekteki anarşist çabaları nasıl güçlendireceklerini öğrenmek için yoğun bir sürece girdiler. Especifismo, bu süreçten çıkan ve benzer şekilde diktatörlükten kaçan diğer birçok Güney Amerika ülkesinde hızla düşünceli taraftarlar bulan fikirleri somutlaştırdı.

Benzer deneyimlerden sonra diğer anarşistler de benzer sonuçlara vardılar. İspanyol Devrimi, faşistlerin daha belirgin bir avantaj elde etmesiyle birlikte uzun süreli bir iç savaşa dönüşürken, Durruti'nin Dostları özellikle anarşist bir devrimin önemini savunmak için ayağa kalktı. Durruti'nin Dostları, "Yeni Bir Devrime Doğru" başlıklı bildirilerinde, Temmuz devriminin hatalarından ders çıkarma ihtiyacını yüceltmektedir:

Devrimler, yol gösterici ışıkları, acil hedefleri yoksa başarılı olamazlar. Temmuz devriminde eksik bulduğumuz şey de budur. Gücü olmasına rağmen CNT sokakta kendiliğinden ortaya çıkan faaliyeti nasıl şekillendireceğini bilmiyordu. Liderlik, kendileri açısından tamamen beklenmedik olan olaylar karşısında irkildi. Nasıl bir yol izleyecekleri konusunda hiçbir fikirleri yoktu. Ortada hiçbir teori yoktu. Yıllar boyunca soyut kavramlar etrafında spekülasyonlar yapmıştık. Ne yapılması gerekiyordu? Liderler o zaman kendilerine soruyorlardı. Ve devrimin kaybedilmesine izin verdiler.

Rusya'da anarşistler devrimin önemli bir parçasıydı. Otoriter komünistlerin, anarşistlerin yaratılmasına yardımcı olduğu işçi gücü araçlarını yok etmesi ve nihayetinde bu anarşistleri ülkeden sürmesi nedeniyle oradaki anarşistler en erken ihanetlerden birini yaşadı. Birkaç yıl sonra, Fransa'da bulunan ve Rus Devrimi'ne geri dönüp bakan Dielo Truda adlı Rus Anarşist grubu düşüncelerini anlattı:

Genel bir örgütlenmeye duyulan ihtiyaç en derin ve en acil şekilde 1917 Rus Devrimi sırasında hissedildi. Bu devrim sırasında özgürlükçü hareket en yüksek derecede bölümcülük ve kafa karışıklığı gösterdi. Genel bir örgütün yokluğu birçok aktif anarşist militanın Bolşeviklerin saflarına geçmesine yol açtı.

Dielo Truda, "Anarşistlerin Genel Birliği için Örgütsel Platform (Taslak)"da, teori ve pratiğin birliği etrafında inşa edilecek açık bir anarşist örgütün önemi, oynayacağı rol ve kullanacağı yöntemlere ilişkin fikirlerini ortaya koymuştur. "Anarşizm güzel bir fantezi, soyut bir felsefe kavramı değil, çalışan kitlelerin toplumsal hareketidir; sırf bu nedenle güçlerini tek bir örgütte toplamalı, toplumsal sınıf mücadelesinin gerçekliği ve stratejisinin gerektirdiği şekilde sürekli ajitasyon yapmalıdır."

İster İspanya'da açıkça anarşist bir devrimin kayıplarını görmek olsun, ister ülkelerinin faşizme dönüştüğünü görmek olsun, anarşist bir hareketin daha büyük ölçekte nasıl daha büyük bir etkiye sahip olabileceğine dair dersler oldukça benzerdir. Dünya küresel kapitalizmde süregelen krizlerden geçerken anlamlı bir etkiye sahip olmayı umuyorsak, bu dersleri ciddiye almalıyız.

Bir Ölçek ve Zamanlama Meselesi

Bu dersleri kendi ülkemizde öğrenmek için zamanımız yok. Dünyanın siyasi ve ekonomik gerçekliği ve Amerika Birleşik Devletleri'nin dünyadaki rolü hızla değişiyor. Amerikan yaşam standardının düşmesi, yaklaşan "azınlık çoğunluk", Birleşik Devletler hükümetinin imparatorluğunu yurtdışına dayatma kabiliyetinin zayıflaması ve yaklaşan ekolojik krizler, statükoyu hem elit hem de sömürülen sınıflar için savunulamaz hale getiriyor. Toplumsal ayaklanmaların sıklığı artacaktır. Militan ya da reformist, sol ya da sağ olsun, kendiliğinden isyanlar meydana gelecektir.

Bu tür ayaklanmalar ve çalkantılar her zaman bizim istediğimiz yönde olmayacaktır. Genellikle gerçek ya da görünüşte gerçek cevaplar sunabilen, ideallerimizi bizi oraya götürecek strateji ve taktiklerle birlikte sunabilen iyi örgütlenmiş anarşist hareketlerin yönüne giderler, herhangi bir ayaklanmanın bizi gerçek özgürlük, eşitlik ve dayanışmaya doğru götüreceğine bizi inandıran nedir? Korkarım ki, etkimizi arttırmak ve günlük siyasi ve ekonomik örgütlenme becerilerimizi geliştirmek için aktif olarak çalışmazsak, fikir savaşını çok daha kötü insanlar kazanacak.

Yaklaşmakta olan "azınlık çoğunluk", korkmuş beyaz işçi sınıfı arasında ırkçı ve faşist eğilimleri güçlendirmek için bir paratoner olarak kullanılabilir mi?

Cevap evet, zaten öyle. Aryan Kardeşliği'nin hapishane sistemi içinde ve dışında yirmi bin kadar üyesi olduğu tahmin ediliyor. Çay Partisi'nin göçmen karşıtı hissiyatını daha açık bir şekilde faşist bir yöne çevirmek zor değil. Peki ya sağ kanat "özgürlükçüler"? Toplumsal bir yıkım anında "düzeni sağlamak" için tamamen özel, kar amaçlı polisliği savunmayacaklarına inanmak için herhangi bir neden var mı?

Bu anlar, anarşizme ilginç bir kitap kulübü gibi davranmaktan daha fazlasını yapmamızı gerektiriyor. Kendimizi ve toplumlarımızı önümüzdeki zorluklara hazırlamak için düşünceli, kararlı ve samimi bir örgütlenme içine girmemiz gerekiyor. Mücadele eden topluluklarımızda derin kökleri olan bir anarşizm geliştirmeli ve bu topluluklar içinde karşı hegemonik bir entelektüel ve örgütlenme geleneği geliştirmek için çalışmalıyız. Bu, anarşist bir geleceğe ulaşmanın tek umududur ve faşizme doğru her türlü sürüklenmeye karşı savunmak için elzemdir. Bana öyle geliyor ki especifismo tam da bunları öğrenmemiz için hayati dersler sunuyor.

Sınıf Mücadeleci Anarşist Ağ ve Ötesi

Ben bu satırları yazarken, üyesi olduğum yerel örgüt Rochester Red & Black, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki bir dizi başka yerel ve bölgesel örgütle birlikte ülke çapında bir anarşist örgütlenmeye girişmiş durumda. Bu örgütlerin birçoğu Güney Amerika'daki especifista örgütleri tarafından detaylandırılan örgütlenme yöntemlerinden ilham alıyor.

Bu örgütün gelişimi kolay olmamıştır. Ve grubun devam eden örgütlenmesinin de kolay olacağını düşünmüyorum. Devrime kadar sürebilir ya da dağılabilir. Her iki durumda da, birbirimizle deneyimler ve mücadeleler yaşamak ve böyle bir örgüt geliştirmek, ABD'deki anarşist hareketi inşa etmek için çok önemli.

Kişisel olarak, böyle bir oluşumun mahallelerimizde, işyerlerimizde, okullarımızda ve ailelerimizde gerçek bir derinlik inşa ederken devrimci fikirlerini korumaya devam eden bir anarşist harekete yol açacağına dair büyük umutlarım var. Popüler bir anarşizm olmadan devrimci bir anarşizme sahip olamayız.

Çeviri: Umut Aydemir

* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre)
* Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i)
* Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş)
* Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz)
* Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun)
* Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta)
* O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal)
* Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran)
* Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran)
* Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
Alıntı ile Cevapla
  #55  
Alt 04-03-2024, 04:29
Şüpheci Dinsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Şüpheci Dinsiz Şüpheci Dinsiz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Dec 2010
Bulunduğu yer: Istanbul
Mesajlar: 8.546
Standart

https://barikathaber.org/2023/10/isg...lerle-soylesi/

İşgale Karşı Ön Cepheden Sesler: Filistinli Anarşistlerle Söyleşi


20 EKİM 2023

Black Rose / Rosa Negra (BRRN) – International Relations Committee (IRC) / Kara Gül – Uluslararası İlişkiler Komitesi'nin Filistin'deki anarşist örgüt FAUDA ile gerçekleştirdiği röportajın çevirisini sizlerle paylaşıyoruz.

İsrail'in 75 yıldır süren Filistin işgalinin bu yeni ve daha da dehşet verici aşamasında, etnik temizliğe karşı mücadele eden Filistinlilere alan açmak önemlidir.

Black Rose / Rosa Negra (BRRN / Kara Gül) olarak, kendisini Filistinli anarşist bir örgüt olarak tanımlayan ve Batı Şeria merkezli küçük bir grup olan Fauda'ya ulaşarak sürmekte olan mücadeleye dair görüşlerini aldık. Fauda bizim yeni tanıdığımız bir grup; röportajda ve kamuya açık kanallarında bulunabileceklerin dışında haklarında bilgi sahibi değiliz.
Fauda'nın siyaseti, stratejisi ve faaliyetleri hakkındaki sınırlı bilgimiz nedeniyle, bu röportajı yayınlamak onları tam olarak onaylamak anlamına gelmiyor. Ancak bu röportajın ABD'deki devrimciler ile Filistin'deki militan gençler arasında daha fazla bağlantı kurulmasına, birbirleri hakkında daha fazla bilgi edinmelerine ve birbirlerini anlamalarına vesile olmasını umuyoruz.

Politikalarımızdaki benzerlikler ya da farklılıklar ne olursa olsun, ABD destekli etnik temizliğin şiddetine doğrudan direnen militanların perspektiflerini dinlememiz gerektiğine inanıyoruz. Bu kısa röportajın, emperyalizm ve yerleşimci-sömürgeciliğin altını oymaya odaklanan çalışmaları güçlendirmemize katkıda bulunmasını umuyoruz.

Çeviride netlik sağlamak amacıyla yapılan düzenlemeler dışında, röportajın içeriğini değiştirmeden paylaşıyoruz. Filistinli ve Arapça konuşan dostlarımıza bu röportajın gerçekleştirilmesi ve İngilizce'ye çevrilmesi konusundaki dayanışmaları için teşekkür ederiz. Ayrıca, aşırı belirsizlik ve şiddet ortamında bile sorularımızı düşünceli bir şekilde cevaplayan Fauda temsilcisine özellikle teşekkür ederiz.

BRRN: Bize grubunuzdan bahsedebilir misiniz? Faaliyetleriniz nelerdir ve Fauda'yı FDHKC, FHKC, Hamas, El Fetih vb. gibi diğer Filistinli siyasi gruplardan ayıran nedir?

Grubumuz "Filistin Fauda Hareketi" olarak biliniyor. Filistin'in hem içinden hem dışından genç aktivist ve akademisyenlerden oluşuyor.

Amacımız çeşitli siyasi ve entelektüel fikir ya da eğilimlere sahip tüm güçleri bir araya getirmek; onları Filistin'deki haksız işgale ve ırkçı Siyonist düşünceye karşı mücadeleye odaklayabilmektir. Bu nedenle hem Yahudi inancından bazı gençlerle, bazı din değiştirenlerle, bazı Müslümanlarla, hem Hıristiyanlarla ve diğer gruplarla iyi ilişkilerimiz var.

Buradaki fikir, birçok Filistinlinin, Siyonist işgalin ırkçı ve adaletsiz eylemlerine karşı çıktıkları, ancak etrafında birleşebilecekleri tek bir hareket bulamadıklarıdır. Bu nedenle ırkçılıkla ve Siyonist apartheid rejimiyle mücadeleye odaklanmak yerine sık sık birbirlerine girdiklerini görüyoruz.

Burada, Filistinlilerin apartheid rejimiyle mücadele etmek için tüm imkân ve kabiliyetlerini birleştirmek amacıyla çeşitli taraflar arasında arabuluculuk rolü oynuyoruz.

Eğitim birimi Filistinli gençlere mücadele yöntemlerini ve anarşist düşünceyi anlatmak da dahil olmak üzere çeşitli faaliyetler gerçekleştiriyor. Yürütme birimi bazıları barışçıl bazıları da kara blok tarzında olmak üzere çeşitli eylem ve etkinlikleri koordine ediyor. Haber birimi Filistin ve Filistin halkı ile İsrail ordusu ve güvenlik güçlerinin yaptıklarına dair haberleri ve ilgili olan her şeyi paylaşıyor: Bireysel ve toplumsal özgürlüklerin ortadan kaldırılması, Filistinlilerin evlerinin yıkılması, çocukların öldürülmesi, Filistin halkına yönelik katliamlar, soykırım vb… Medya birimi Filistin tarihi, Filistin-İsrail çatışmasının tarihi ve yeni neslin geçmişine kıyasla karşılaşabileceği düşünsel farklılıklar hakkında önemli bilgilerin yayılması için çalışıyor. Çünkü burada gerçekleri çarpıtan ve onları İsrail lehine çeviren zorlu bir medya savaşıyla karşı karşıyayız. Bildiğiniz gibi İsrail'in tarihi gerçekleri çarpıtmak ve hem geçmişe hem şu anda burada yaşananlara ilişkin yanlış anlatısını yaymak için günün her saati Arapça yayın yapan kanalları var.

Filistin Fauda Hareketi'ni bu şekilde kısaca özetleyebiliriz.

BRRN: ABD'deki yoldaşların şu anda Filistin'deki durum hakkında hangi gelişmelerden haberdar olmalarını istersiniz?

Bu soruyla ilgili olarak, sadece ABD'deki değil, dünyanın dört bir yanındaki tüm kardeşlerimize, küresel medya imparatorluğunun onlara söylediklerine asla güvenmemeleri gerektiğini hatırlatmak istiyorum. Haberleri nasıl çarpıttıklarını, küresel sömürgecilik ve Siyonist işgal lehine çevirdiklerini her zaman görüyoruz.

Burada, Filistin'de eziyet çekiyoruz. Yaşamak için gerekli asgari koşullardan mahrum bırakılmanın eziyetini çekiyoruz. Bilmenizi isterim ki İsrail ordusunun sokakta yürüyen Filistinli genç bir kadın ya da erkeği tutuklamadığı -sizi temin ederim ki gerçekten- tek bir gün bile yok.

Batı Şeria'da yıllardır neredeyse her gün elektrik ve su kesintileri yaşanıyor. İsrail ordusu yıllardır bazı Filistin bölgelerini ele geçirmek ve buralarda yeni yerleşimler inşa etmek için insanları zorla yerlerinden ediyor. Geçmişte ordu bu bölgeleri boşaltmak ve Filistinlileri topraklarından etmek için tüm zorlayıcı ve şiddet içeren yöntemleri uygularken, son zamanlarda aynı hedefler için, yani zorla yerinden etmek için daha ılımlı bir politika uyguladıklarını görüyorduk. Bu ılımlı dediğimiz politika, uzun süreli elektrik ve su kesintileri, çöplerin toplanmaması ve böylece bölgenin pis kokması, yakın bölgelere kapsamlı askeri operasyonlar düzenlenmesiyle bölgedeki Filistinli nüfusa zarar verilmesi ve Siyonist işgalcilerin gerçekleştirdiği diğer insanlık dışı eylemlerden oluşuyordu. Bu, yıl boyunca Filistin'de, özellikle de Batı Şeria'da yaşananların çok ufak ve basit bir kısmıdır.

Şu anda, bu şiddetli savaşın ortasında, İsrail güvenlik güçleri Batı Şeria'da çatışmaların patlak vermesinden korktukları için çok sayıda sivili herhangi bir suçlama olmaksızın tutukladı. Ailenizle birlikte evde otururken aniden İsrail askerlerinin içeri daldığını, size ve ailenize silah doğrulttuğunu, herhangi bir suç işlemediğiniz halde sizi tutukladığını düşünün.

Burada yaşanan durum tam olarak bu. Keşke sadece tutuklama olsaydı… Birçok vakada, tutuklamaların ardından hapishanelerde ağır işkenceler ve hatta bu sistematik işkenceler sonucunda ölümler geliyor.

Bilmenizi istediğim bir şey daha var ki o da Filistin Yönetimi ve Başkan Mahmud Abbas'ın bizi, yani Filistin halkını temsil etmediğidir. Otoriteyi reddediyoruz, Abbas'ı ve tüm bakanlarını reddediyoruz. Siyonist işgalcilerle Filistin Yönetimi arasındaki güvenlik koordinasyonu anlaşmasını duydunuz mu, bilmiyorum. Yıllar önce Filistin Yönetimi, güvenlik bağlamında işgalci devlete hizmet edeceği bir anlaşma imzaladı. Buna göre, Siyonist işgale karşı bir şekilde mücadele eden Filistinli genç aktivistleri işgal tutuklayamıyor, Filistin Yönetimi peşlerine düşüyor, tutukluyor ve işgale teslim ediyor, sonra da kimse o gencin akıbetini öğrenemiyor. Bunlar ne bizi ne de başka bir Filistinliyi temsil ediyor. Bunlar Filistin sokaklarında halk tarafından tamamen reddediliyorlar ama ne yazık ki Birleşmiş Milletler tarafından resmi ve uluslararası olarak tanınıyorlar ve ABD tarafından destekleniyorlar.

BRRN: Geçtiğimiz hafta -kişisel olarak- sizin için nasıl geçti?

Mesele bir ya da iki haftalık mesele değil kardeşim. Bütün bir yıl boyunca bireysel ve toplumsal özgürlüklerden yoksun bırakılarak baskı altında yaşıyoruz. Evet, geçen hafta önceki aylara göre çok daha fazla acı haber ve trajedi vardı. Filistin topraklarında çok sayıda akraba ve dostumuzun ölüm haberini aldık. Bu durum çok acı verici. Batı Şeria'da ve Gazze'de çok sayıda dostumuz var.

Gazze'deki Filistinli nüfus şu anda büyük tehdit altında yaşıyor. Üç dört günden fazla bir süredir [İsrail işgal güçleri] Gazze Şeridi'nde yine elektrik ve suyu kestiler. Elektrik kesildiğinde başta hastaneler olmak üzere pek çok sosyal hizmet duruyor. Gazze halkı günün her saati bombalanmaya devam ediyor. Gece yarısı bile bu küçük bölgeyi bombalıyorlar. İsrail bu bölgeyi tamamen abluka altına almış durumda. İnsanlar onlardan kaçamıyor bile. İşgal, insani yardımın Gazze'ye ulaşmasını engelliyor. İşgal gıdayı yasaklıyor, suyu yasaklıyor, ilacı yasaklıyor ve diğer her şeyi yasaklıyor. Gazze her yönden ve her yerinden bombalanan küçük bir zindana dönüştü. Bir annenin bebeğini yaralı ve kanlar içinde gördüğünü, ancak elektrik kesintisi nedeniyle hizmet veren bir hastane bulamadığını düşünün. Bu annenin duygularını nasıl tarif edebilirsiniz?

Kardeşim, burada olanları anlatmaya kelimeler yetmez. Bu bölge işgal ve Siyonizm'in varlığıyla cehenneme döndü.

BRRN: Sizce Filistin'deki hangi hareketler Filistinlilerin geleceği için en büyük
umudu taşıyor ve neden? Örneğin Nablus'taki Aslan İni (Lion's Den of Nablus) ya da farklı işçi mücadeleleri hakkında ne düşünüyorsunuz?


Özgürleşme ihtimaline inanan ve Filistin'deki diğer hareketler ve eğilimlerle birlik oluşturmak için çalışan gençlik hareketlerine ihtiyacımız var. Deneyimler, tek bir hareketin Filistin'in özgürleşmesini sağlayacak büyük bir başarıyı tek başına gerçekleştiremeyeceğini kanıtlamıştır. Müslümanlar, Yahudiler, Hıristiyanlar, din değiştirenler, anarşistler ve Filistin arenasında var olan diğer fikir sahipleri, hepimiz birbirimizle ilişki içinde olmalıyız. Peşinde olduğumuz şey bu: Herkesi tek bir pankart arkasında ve tek bir amaçla bir araya getirmek; Siyonizm'le mücadele ederek Filistin'i kurtarmak ve özgürlüğümüzü yeniden inşa etmek.

Elbette Filistin arenasında Aslan İni de dahil olmak üzere pek çok hareket var. Ancak Aslan İni tek hareket değil. Emek mücadeleleri de dahil olmak üzere, tüm enerjileriyle mücadele eden başka birçok eğilim ve hareket var, ancak sıkı güvenlik koşulları ve işgalin yanı sıra hain Filistin Yönetimi tarafından uygulanan sistematik baskı politikaları nedeniyle, kamuoyunda belirgin ve kayda değer bir şekilde görülmüyorlar. Çünkü her zaman dikkatli ve temkinli olmamız gerekiyor. Bu nedenle sizinle sesli ya da görüntülü bir röportaj yapamadım.

BRRN: 2021 yılında Batı Şeria ve Gazze'deki Filistinliler ve hatta İsrail vatandaşı olanlar, Şeyh Cerrah'taki Filistinli ailelerin tahliyesine tepki olarak genel greve katıldılar. Bu dönemde iş bırakma eylemleri ve genel grevlerin rolünü nasıl görüyorsunuz?

İsrail'de genel grev aşamasını geçtiğimizi düşünüyorum. Elbette grevlerin önemini ve etkililiğini yadsımak istemiyorum, ancak Filistin'deki durum ve deneyimler tek çözümün apartheid rejimine karşı mücadele ve hatta silahlı mücadele olduğunu kanıtladı.

İşgal her türlü suçu işlemekten, adaletsizliği ya da zulmü uygulamaktan çekinmiyor. Bir mesleğiniz veya dükkanınız olsa ve greve gitseniz bile sonuç; dükkanınızı çalmaları ve başka bir Siyoniste vermeleri veya sizi işinizden kovmaları ve böylece başka bir Siyonistin işi alması olacaktır. Hem de kolaylıkla!

Buradaki koşullar ABD'de senin yaşayabileceklerinden tamamen farklı kardeşim.

BRRN: Bir kısım anarşist ve sosyalistin yaptığı gibi, işçi sınıfından çok sayıda
İsraillinin siyonizmi tamamen reddedeceğine inanıyor musunuz, yoksa yerleşimci sömürgeciliğine olan bağlılıklarının aşılamayacak kadar güçlü olduğunu mu düşünüyorsunuz?


Filistin topraklarında bulunan Siyonistler buraya, bu toprakların kendi toprakları olduğu ve Yahudi halkının seçilmiş halk olduğu ideolojik ilkesine dayanarak geldiler. Elbette bu ilkeye inanan ve bu ideolojiyi benimseyen herkes kolay kolay Siyonizmden vazgeçemez, başkalarının özgürlüğünü ve insanlar arasındaki eşitlik ilkesini tanıyamaz.

Ancak biz Siyonizm ile Yahudilik arasındaki farka dikkat çekiyoruz. İbranice konuşan ve Tevrat'a inanan Yahudi arkadaşlarımız var, ancak Siyonizme inanmıyorlar ve hatta işgalci varlığa karşı faaliyetlerimizde bize katılıyorlar. Bu nedenle, evet, bu insanların sayısının artacağını ve özellikle işçi sınıfından pek çoğunun Yahudilikle hiçbir bağlantısı olmayan bu ırkçı ideolojik ilkeyi terk edeceğini umuyoruz. Onları kucak açarak karşılıyoruz; onlarla birlikte çalışıp barış içinde yaşayabiliriz.

BRRN: Sizce ABD'deki yoldaşların Filistin'in özgürleşmesi için yapabilecekleri en etkili dayanışma eylemleri nelerdir?

Bence yapabileceğiniz en önemli şey Filistinlilere medya desteği sağlamaktır. ABD'deki insanlara Filistin meselesini İsrail'in uydurduğu sahte anlatıya göre değil, olduğu gibi anlatabilirsiniz. Filistin'de meydana gelen haberleri ve gelişmeleri yayınlayabilirsiniz. Filistin web sitelerinde işgalci varlığın günlük suçlarına ilişkin çok sayıda video ve resim var. Ayrıca bu haberleri @fauda_palestine Instagram hesabımızda ve @fauda_ps Telegram kanalımızda yayınlıyoruz. Bu haberleri dilinize çevirebilir ve gerçekleri ABD'deki kardeşlerimize ulaştırabilirsiniz. Resmi medyayı, Amerikan ve İsrail kanallarını haber aldığınız ve olayları takip ettiğiniz tek kaynak haline getirmeyin. Filistin medyasını da takip edin. Filistin medyası çok ciddi bir medya karartmasıyla karşı karşıya. Bu karartmayı kırmaya ve Filistin arenasındaki bazı güncel gerçeklere ulaşmaya çalışın.

Çeviri: Barikat Haber / Mercan Doğan

* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre)
* Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i)
* Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş)
* Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz)
* Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun)
* Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta)
* O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal)
* Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran)
* Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran)
* Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
Alıntı ile Cevapla
  #56  
Alt 13-07-2024, 22:23
Şüpheci Dinsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Şüpheci Dinsiz Şüpheci Dinsiz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Dec 2010
Bulunduğu yer: Istanbul
Mesajlar: 8.546
Standart

https://www.yeryuzupostasi.org/2017/...-kizil-notlar/

Sınıf kavramına bakışta tarihsel farklılık – Kara Kızıl Notlar



Mar 26, 2017 — kategori: Arşiv, Sınıf Mücadelesi

Kara Kızıl Notlar dergisinin Eylül 2005 tarihli 3. Sayısında yayınlanmıştır


Giriş

Sınıf sözcüğü Fransızcaya 14.yy, İngilizceye 16yy.'da girer. Her ikisi de Latince classıs sözcüğünden gelir ve classıs sözcüğü yurttaşları, servete göre ayıran çeşitli kategorileri belirtir. 18yy. sonlarından itibaren İngiltere'de daha sonra da 19yy.'da diğer Avrupa ülkelerinde sınıf sözcüğü farklı bir anlama bürünür. Toplumsal ayrım ve ilişkileri farklı düşünmenin bir şekli olur. Sosyolojik ve siyasal düşüncenin önemli bir kavramı haline gelen modern toplumsal sınıf kavramının tarihi böylece başlar. Bu anlamda sınıf; tarihsel olarak belirlenmiş bir üretim düzeni içindeki konumlarına ve üretim araçlarıyla olan ilişkilerine, toplumsal rollerine ve toplumsal gelirden aldıkları payın büyüklüğüne göre birbirinden ayrılan geniş insan gruplarıdır. Sınıf olmak için her bireyin ayrı ayrı ortak çıkarları olması gerekir. Bireyler kendi çıkarlarını korurken sınıfın çıkarlarını da korumuş olurlar. Tarih boyunca tüm toplumlar için geçerli olan tabakalaşma Marx'la beraber toplumsal sınıflar ( işçi sınıfı ve burjuvazi) olarak kavramsallaştırılır. Marx'da sınıf kavramının özgünlüğü; sınıfların tarihsel anlamda saptanması ve özellikle de gelecekte oynayacakları rolün aydınlatılmış olmasında yatar. Marx'ın kendi deyimiyle getirdiği yenilik şu olmuştur:

1) Sınıfların varlığı, sadece üretimin belli tarihsel gelişim evrelerine bağlıdır.
2) Sınıf mücadelesi zorunlu olarak proleterya diktatörlüğüne varır.
3) Bu diktatörlükte; tüm sınıfların ortadan kalkmasından ve sınıfsız topluma geçişten ibarettir.

Sınıfla çoğu zaman sınıfın içindeki katmanlar karıştırılır. Proleterya tek bir işçi sınıfını anlatmaktadır ve Marx proleterya içindeki katmanları modern sanayii proleteryası (devrimci proleterya) ve lümpen proleterya (yararsızlar) olarak ayırır. Belirtmekte yarar var, yazının amacı marksizm tartışması açmak değildir. Ancak anarşist komünistlerle marksist komünistlerin nerde ayrıldığı merak konusudur. Tam bu noktada hem sınıf kavramı marksizmi anmadan geçilemeyeceği için hem de proleterya denilince akla marksist yorumu geldiğinden marksistlerle anarşist komünistlerin proleteryaya yaklaşımlarındaki farklılığı kısaca koyarak tanımlamaya gidilecektir.

Anarşist komünistleri marksistlerden ayıran tarihsel farklılıklar

. Devlet eleştirisi
. Tarihsel materyalist kavrayışın oluşturduğu sınıf mücadelesinin zorunlu olarak "proleterya diktatörlüğü"ne ulaşacağı tezinin reddi
. Proleterya tanımı
. Devrimci proleteryaya yönelik farklı yaklaşım

Devlet eleştirisi: Kapitalizmi sadece devlet eleştirisi olarak günümüz anarşistleri kurar. Marksistler ise ekonomi-politiğe indirgenmiş kapitalizm tahlilleriyle devleti önemsizleştirme eğilimindedirler. Kapitalizmi her ne kadar ekonomik sınıflar karakterize etsede kapitalizm bir iktidar modelidir. Devlet eleştirisi taşımayan bir kapitalizm tahlili ortadan kaldırdığı sınıfların yerine yenilerini her ne kadar iyi niyetli olursa olsun yaratmaya mahkumdur. Devlet örgütlü bir tahakküm aracıdır, bir sınıfın bir başka sınıf üzerindeki tahakkümüdür. Bu yüzden lav edilmelidir.

Proleterya diktatörlüğü: Proleterya diktatörlüğü ezilen işçi yığınlarının "devrim"le yönetici bir azınlığa dönüşmesidir. Bu ise devrimden ziyade bir hükümet değişikliğini andırır. Yönetici sınıf her ne kadar işçilerden oluşsa da artık işçi değil yöneticidir. Devleti temsil etmektedir ve kendi sınıfına yabancılaşmıştır. Marx'ın proleterya diktatörlüğünü tarihsel bir zorunluluk olarak görmesi, iktidarı önemsizleştirme eğiliminin bir ürünüdür. Reformizmi küçük burjuva devrimciliği olarak eleştiren bir kavrayışın, devletin sönümlenmesine giden yolun proleterya diktatörlüğünden geçeceğini söylemesi tutarsızlık içerir. Bunla birlikte proleterya diktatörlüğünün kendi kendini yok edeceği tezi fazlaca iyi niyetli bir yaklaşım olarak kalacaktır ve devrim iyi niyetlere terkedilemez. Bakunin bu durumu şöyle ifade eder: "En içten demokratı tahta oturtun, eğer hemen inmezse, kesinlikle hainleşecektir." Biz devrimden basit bir iktidar değişikliğini değil, sınıfların ortadan kalkmasını, iktidarın (devlet) yok edilmesini anlarız. Bu diktatörlük gariptir ki yeni bir yönetici sınıf üreterek, proleterya diktatörlüğü adı altında bizzat proleterleri ezecek bir aygıta dönüşecektir ve tarih anarşist komünistlerin bu tezini Ekim devrimiyle şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlamıştır.

Proleterya tanımı ve devrimci proleterya: Marx proleterya kavramsallaştırmasında üretim araçlarıyla kurulan özgünlüğe bakar. Bu yüzden memurları proleter olarak tanımlamaz. Anarşist komünistler I. Enternasyonal'den beri "en alttakiler" kavramını esas alarak Marx'ın lümpen proleter olarak tanımladığı ve devrimci proleterya olarak görmediği tüm bu kesimlerin proleter olduğunu ve bizzat devrimci proleteryayı da bunların oluşturduğunu söylemektedir. Örneğin; Hizmet üretenler, memurlar, ev kadınları (evlerdeki fabrikalarda) ağır işçilik konumlarıyla günde 14-15 saate varan çalışma süreleriyle, (çamaşır yıkayan, çocuk büyüten, yemek yapan , salça, turşu, reçel, tarhana vs. üreten) milyonlarca kadın vs. proleter değildir de nedir? Ev kadınları kapitalizmin hiyerarşik varoluşuyla en altta kalmış proleteryanın ayrıcalıklardan yoksun kesimini tarif eder. Erkek-kadına, türk-kürte, heteroseksüel-eşcinsel kimliğe göre ayrıcalık sahibidir. Kapitalist İktidar değişik sömürü biçimleri yaratarak bunların kaynağı olan temel çelişkinin (sınıflar ve iktidarın) üstünü örter. Ataerki kapitalizmden öncede vardı. Ancak ataerkinden tahakküm doğmadı, tahakkümden ataerki doğdu. Cinsel ayrımcılığa son, etnik ayrımcılığa, cinsiyetçi işbölümüne son talepleri proleteryanın talepleridir. Proleteryanın talepleri yalnızca ekonomik taleplerle sınırlandırılamaz.

Cinsiyetçi işbölümü sadece özel alanda değil kamusal alanda da varlığını sürdürür. Bu ise kapitalizme özgü bir durum değildir. Sovyetlerde bile devrim sonrasında kamusal alanda oluşturulmuş ortak çamaşırhane ve bulaşıkhanelerde çalışanların büyük çoğunluğunu kadınlar oluşturmaktadır. Çünkü devlet hiyerarşisi ve iş bölümü varlığını sürdürmektedir. Devrimden sonra feministlerin söylediği gibi kadınlar özgürleşmemiştir ama emekçiler özgürleşmiş midir? Proleterya diktatörlüğü ortaya ayrıcalıkları olan bürokrat yeni bir sınıf yaratmıştır. Emekçiler tuvalete giderken bile izin istemektedir. Trajik olan bunun "Emekçi Cumhuriyeti" adı altında yaşanıyor olmasıdır.

Burda yeri gelmişken birkaç şey söylemekte yarar var. Yıllardır feminist mücadeleyle "işçi sınıfı" mücadelesi bu yüzden barışamamıştır. Kadınlar sınıf mücadelesinden uzaklaşmış haklı olarak yeni özgürleşme dinamikleri aramaya yönelmiştir. Marksist kamp kadının ezilmişliğini kapitalizme bağlarken feminist kampta kadının ezilmişliğini ataerkine kurmuştur. Aslında sadece kadın mücadelesi değil, birçok yeni sosyal hareket benzer dinamiklerle şekillendi (kürt hareketi, kadın hareketi ve eşcinsellerin mücadelesi) ortaya postmodernist, parçaya vurgu yapan bütünü önemsizleştiren marjinalleşmiş mücadele biçimleri çıktı. Parçayı gördüğünü iddia edenler madalyonun bir yüzüyken, bütünü gördüğünü iddia edenler de (iktidar analizinden yoksun kapitalizm analizleriyle) madalyonun diğer yüzünü oluşturdular. Parça-bütün diyalektiği kurulamadı. Proleter kadınlar, kürtler, vs. hala sınıf mücadelesinin zayıf kalmış üzücü bir halkası durumunda.

Proleteryanın bilinci: Sefalet ve yoksunluğun pratik süreci proleteryanın siyasal yönelimini oluşturur. Sınıf bilincini dev fabrikalara, dev işletmelere kurmak eksiktir. Sadece böyle bir artı faktör, bir işçinin kendi sınıfsal gücünü daha çabuk keşfetmesini sağlar ki bu olmasa da kendisi durumundaki milyonlarla nasıl bir kader ortaklığı içinde olduğunun bilincindedir. Kollektif çalışma sınıf bilincini kendi başına yaratamaz. Bu sınıf bilincinin bir yanını (güç öğesini) oluşturur. Tek başına ya da küçük işletmelerde çalışan birçok insan yaşadığı sefalet koşullarının ve yoksun kaldıklarının farkındalığıyla sınıf kini dediğimiz şeyi yaşar. Kendini benzerleriyle ortaklaştırma, benzemeyenlerle ayrıştırma süreci sınıf bilincinin ifadesidir.

Bakunin Marx'a şöyle seslenir: "Modern sanayii proleteryasını öncü güç olarak görmek, nitelik bakımından en az toplumsal ve en bireyci olan, "işçi aristokrasisi"nin bir formudur. Tam aksine "proleteryanın çiçeği" "lümpen proleterya" Marx'ın ve Engels'in aşağıladıkları bu ayaktakımıdır. En ezilmiş, en yoksul ve en fazla yabancılaşmış kesim bu kesimdir. Marksistlerin aksine, ben, kent proleteryasının bu tabakasını maalesef, burjuvazinin siyasal ve sosyal önyargıları ile dar özlemleri ve hak iddiaları, içinde bulunduğu görece rahat ve yarı burjuva konumu sayesinde işçilerin en az sosyalist en çok bireyci olan kesimi olarak görüyorum. Devrimci proleterya mahrum bırakılmış, reddedilmiş, perişanlığa ve cehalete mahkum edilmiş milyonlardır."

Lümpen proleteryanın "işçi bilinci" taşımadığını söylemek haksızlıktır. Ezilmeyi, aşağılanmayı sömürüyü her gün yaşayan bu kesimler, siyasal eylem yolunda özgürleşmeyi tam da bu pratiklerinden beslenerek yaratırlar. Bu yüzden direnişi çoğu zaman "bilinçli işçi" olarak tanımlanan proleterler değil de taşeron (vasıfsız ) işçiler başlatır. Çünkü onlar devrimi istemez, devrime mecburdurlar. Proleteryayı doğru analiz edebilmek için bütünlüklü bir yaklaşım zorunludur. Bu ileri kapitalist ülkelerdeki işçi sınıfının değişen dinamiklerini (modern sanayii proleteryasının kapitalizme entegrasyonunu içerir) ve üçüncü dünya ülkelerindeki sefalete mahkum edilmiş geniş ezici yığınların nesnel gerçekliğini görebilmekten geçer.

Burjuvaziyle proleterya arasında uzlaşmaz bir çelişki vardır. Bu demektir ki ekonomik çelişkilerle-toplumsal çelişkiler birbirinden ayrı düşünülemez. Toplumsal hiyerarşi gerçek anlamını burada kazanır ve anarşist komünistler proleteryaya yaklaşımda toplumsal hiyerarşideki yeri esas alır, işçici değildir. Toplumsal hiyerarşideki yeri, ekonomik yoksunlukla toplumsal yoksunluğun bütünlüğü ilkesi oluşturur. Aksi halde kürt ezilen kimliğiyle kürt sermayesiyle, ya da kadın kimliğiyle burjuva kadınıyla da aynı örgütlenme içinde olurduk ki bu tam bir teorik karmaşa olurdu.

Bu noktada toplumsal hiyerarşiyi belirleme de kategoriler:

– Ekonomik ölçüt
– ayrıcalıklardan yoksunluk'tur.

Örgütlenme üzerine: Proleteryanın kendiliğinden bilincinin ürünü olan örgüt için öncülere ihtiyacı yoktur. Hepimiz kendi ezilmişliğimizden yola çıkarak kendi benzerlerimizi bulmak, bulduklarımızla sorunlarımızı paylaşmak ve çözüm üretmek isteriz. Sıkışmışlığı ve çözümsüzlüğü her gün yeniden üreten kapitalist iktidar yaşam damarlarımızı kesmiştir. Bu gerçekliğe ilişkin farkındalık, bizi yaşam damarlarımızı yeniden kazanma yönünde bir bekleyişe değil, aciliyete, şaşmaz bir arayışa ve hazırlığa zorlar. Yapmamız gereken sınıf kardeşlerimizle bu hazırlığa (herkesin elinden geldiğince) bir değer katmasıdır. Katılan değer bireylerin yaşamsal açıdan içinde bulunduğu yakıcılık ölçüsünde gelişecektir. Böyle bir örgütlenme sürecinde, anarşist komünistler ezilen yığınların özgür insiyatifini güvence altına alacak zemin arayışının anahtarı olacaktır.

Son olarak anarşist komünizm sınıfsız toplum savunusudur. Sadece burjuvaziyi ortadan kaldırmayacağız. Proleterya da yıkılacak ve sınıfsız bir toplum yaratılacaktır. Özgür komünist dünyaya giden yolda insanı özgürleştirecek ve doğaya yabancılaşmasını kıracak bir üretim modeli yaratılacaktır.

* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre)
* Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i)
* Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş)
* Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz)
* Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun)
* Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta)
* O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal)
* Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran)
* Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran)
* Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
Alıntı ile Cevapla
  #57  
Alt 13-07-2024, 22:27
Şüpheci Dinsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Şüpheci Dinsiz Şüpheci Dinsiz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Dec 2010
Bulunduğu yer: Istanbul
Mesajlar: 8.546
Standart

https://www.yeryuzupostasi.org/2017/...leter-teori-a/

Sınıf Mücadelesinde Anarşist Potansiyeller: Ateş ile Barut – Proleter Teori A



Mar 26, 2017 — kategori: Arşiv, Sınıf Mücadelesi

Proleter Teori A dergisinin Aralık 2005 tarihli 1. Sayısında yayınlanmıştır


Sınıf Hareketiyle Özgürlükçü Komünist Kesişme

Tarihsel olarak bakıldığında sömürüye uğrayan emek ve onun dolayımında güç kazanan bir çok otoriter ilişki mevcuttur. Sınıflı toplum tarihi boyunca sömürüye karşı emekçi kesimlerin ortaya koydukları muhalefet biçimleri çokçeşitli biçimler almıştır.

Tarih sahnesinde emek sömürüsüne karşı radkial mücadeleler (köle isyanlarıgibi) yaşanmış olmakla birlikte kendi konumunu bir bilinç ve iradi örgütlenmehaline getirerek sömürüye karşı mücadele bayrağının açılması 19. yüzyıllarınortalarına rastlamaktadır.

Ortaya çıkan mücadele pratiği emek-sermaye karşıtlığının doğrudantezahürüdür. 19. yüzyıl sonlarına doğru enternasyonalist bir örgütlenmeyekavuşan emek hareketlerine yönelmiş bir çok siyasal akımın mevcut olduğunu,bu akımların bir çoğunun işçi sınıfının veya ezilen kesimlerin çıkarlarınıntemsiliyeti iddiasında olduğunu görmemiz mümkündür.

19. yüzyılda sermaye karşı emekten yana tavır koyan dolayısıyla sol olaraknitelenebilecek iki ana akım vardır bunlar Marksizm ve Anarşizm dir. Bu iki akımın 1. Enteransyonal sürecinde kesişen yolları, aynı sürecin içinde tarihselolarak sonlanmıştır.

Anarşist hareket kendi içerisinde çeşitli farklılıklar içermekle birlikte emekhareketinin gündemiyle kendi gündemi arasında doğrudan ilişkiler kurmuş veanarşistlerin önemli kısmı, emek mücadelelerinin, bir çok coğrafyada katılımcılarıve sürdürücüleri olmuştur.

Bu tarihsel süreç içerisinde anarşist komünist düşünce özellikle 1920'liyıllarda Ukraynalı anarşist komünist Makhno ve yoldaşlarının başlattığıplatformist gelenek, emek hareketinin anarşist düşünceyle devrimci tarzdakaynaşmasına yardımcı olmuş ve 1930'lu yıllarda İspanya İşçi hareketininörgütlenmesine ve devrimci isyanına yol gösterici olmuştur.

Yukarıda çok genel olarak ele aldığımız anarşist komünist yönelimin kendiiçerisinde, sınıf hareketini ele alışta kimi önemli farklar içermesine dair tarihseltartışmalara şimdilik girmeden yaşadığımız güncellik üzerinden özgürlükçükomünistlerin konuya ilişkin tutumlarının ne olması gerektiğini tartışmakistiyoruz.

Bizler özgürlükçü komünistler olarak öncelikle sınıf mücadeleci olunmadanyani emek sermaye karşıtlığı çerçevesinde emekten yana politik bir duruşuniçinde olunmadan otorite karşıtı olunamayacağını belirtmekte yarar görüyoruz.

aşadığımz yüzyılda bir çok devrimci pratiğin ortaya koyduğu temel gerçekşudur ki; emek-sermaye çelişkisini emekten yana özgürleştirmek için mücadeleetmeyen ve kendi örgütlenme anlayışının temeline bu bakış açısını koymayanhiçbir güç özgür ve komünist dünya için mücadele ediyor sayılamaz.

Sınıf mücadeleci perspektif sınıf hareketinin politik-ideolojik duruşu esasalınmadan doğru yorumlanamaz.

Devrimci anarşistlerin, toplumsal hareket içerisende, sınıf hareketiylebirlikte örgütlenmesinin ve çoğalmasının yolu sınıfın siyasal-ideolojik alanlarındadoğrudan mevcudiyet kazanabilmesiyle ilgili olacaktır.

Sınıf mücadelesini emek hareketinin mevcut durumdaki nesnelliğineindirgemek, teorik-politik perspektifini bu ekonomist duruşla açıklamayaçalışmak ne kadar yanlışsa kendi örgütsel ve politik duruşunu, toplumsalsüreçlerin ve sınıf hareketinin yerine koymaya çalışmak ta bir o kadar yanlışsayılmalıdır.

Özgürlükçü komünistlerin iki sapmaya karşıda mücadele etmek örgütlenmeanlayışlarının temelini oluşturmalıdır. Örgütlenme anlayışını bu türden burjuvasiyasetinin içeriği ile dolduranların anarşist komünist örgütlenme de özellikle deyaşadığımız coğrafya da yol alabilme şansları yoktur.

Özgürlükçü komünist örgütlenmeyi teorik-ideolojik-politik bütünlükiçerisinde eksiksiz bir şekilde tarif etmeye çalışmak veya konuya son noktasınıkoyabilecek ölçüde derinleştirdiğini sanmak bir yanılsama olmaktan öteyegeçmeyecektir. Açıktır ki bitirilmiş bir şema arayışında değiliz hele ki ezenezilen çelişkileri açısından yoğun gündemlere sahip topraklarda her özgürlükçükomünist örgütlenme kendine özgü bir çok deneyim yaşayarak yol alabilmeşansına sahip olacaktır.

Özgürlükçü komünist örgütlenme üzerine yazacaklarımızın genel birkapsayılıcık tan ziyade yönelim oluşturma çabasının bir parçası olarak ele alınmasıgerektiğini düşünüyoruz. Öncelikle olarak politik-ideolojik-teorik bütünlük vebu paradigmanın sorunları üzerine tartışmak daha sonra özgürlükçü komünistyönelimi yaşadığımız coğrafyada somutlanmak gerektiğini düşünüyoruz.

Günümüzde sınıf ve sınıf mücadelesi gibi konularda ortalıkta tam bir kafakarışıklığı hâkimdir. Doğrusunu söylemek gerekirse, bu kafa karışıklığı esas ola-rak okur-yazar tayfasında, entelektüel camiadadır. Çünkü bu tür konularda esaskavramsal düşünme ihtiyacını hisseden insan topluluğu entelektüeller, aydınlar-dır. Bugün tarih, insanoğlunun şimdiye kadar yarattığı en bütünlüklü kavram-sallaştırmalardan birine, sınıf ve sınıf mücadelesi kavramlarına karşı çok güçlübir ideolojik ve düşünsel karşı çıkışa tanıklık etmektedir. Günümüzün egemendüşünsel paradigması olan liberalizm, toplumsal hayatın belirleniminde sınıf-lar arası çelişkilerin etkisini görünmez kılmak için her türlü yolu denemektedir.Aslında sınıflı toplumu ideolojik düzlemde bahis dışı bırakmak, liberalizmin birdiğer burjuva ideolojisi olan faşizmle kesişme noktasıdır. Her iki ideolojinin deaynı sınıfın çıkarlarını koruyor olması, bu geçişin nasıl olduğu konusunda uzuntartışmaları gereksiz kılmaktadır. Belli olan şudur ki sınıf ve sınıf mücadelesigibi kavramlar burjuvazi tarafından şu veya bu şekilde saf dışı bırakma ihtiya-cı yaratmaktadırlar. Elbette ki bu kavramsallaştırmalara karşı çıkanlar olduğugibi, onlara sahip çıkanlar da mevcuttur. Marksist sol, büyük oranda politik güçkaybetmiş olmasına rağmen hala bu kavramları ideolojik düzeyde korumakta,onlara sahip çıkmaktadır. Ancak Marksist geleneğin de ortaya çıktığından bu-güne kadar yaptığı temel hatalardan bir tanesi, kavramları nesnelliğin önüneçıkartması, sanki nesnellik kavramlara bağlıymış gibi düşünüp hareket etmesi-dir. Biraz daha açık şekilde, burjuvazinin işçi sınıfına karşı üstünlüğünü ilk öncegündelik hayatta kazandığı, ideolojik hegemonyasını daha sonra yarattığı gözönüne alınırsa Marksist sol tam tersi şekilde önce ideolojik üstünlük elde etmeyeçalışmakta, nesnelliği ancak bu şekilde değiştirebileceğini düşünmektedir. Bu-nun da tezahürü şu anda Marksizm'in burjuvazinin zemininde burjuvazinin onabıraktığı alan içerisinde hareket ediyor oluşudur. Bu elbette sadece Marksizm'inteorik sorunlarından değil aynı zamanda burjuvazinin ideolojik aygıtları elindetutuyor olmasından da kaynaklanmaktadır ama bu günümüzde Marksizm veonun etrafındaki düşünsel zeminin olgulara tersten yaklaştığı gerçeğini değiş tirmez. Sorun şudur ki; şu anda Marksizm tarafından sınıf ve sınıf mücadelesikavramları yalın bir "sınıf bilinci" problemine indirgemiştir. Burjuvazi ideolojikzeminde sınıfı yok sayarken, yapılması gereken şey sınıf nesnelliğini burjuva-zinin reddedemeyeceği şekilde burjuvazinin karşısına dikmektir. İşte teorik-po-litik zeminde yıllardır sürmekte olan kafa karışıklığının gerçek nedeni budur.Bu durumu ortadan kaldıracak olan ise sınıf mücadelesinde doğrudan araçlarkullanarak yer alabilecek özgürlükçü komünist akımlar olacaktır. Bu gelişmenin,anarşist hareketin tarihsel olarak ortaya koymuş olduğu kimi zaaf noktalarınınaşılması ile mümkün olacağını görmek gerekiyor. Ancak sınıf mücadelesindeortaya çıkan kimi anarşist zaafların eleştirisini başka bir yazıda ortaya koymaküzere bu yazının konusu olan sınıf ve sınıf mücadelesi anlayışımıza yoğunlaşmak gerekiyor.

Tabi ki başta belirttiğimiz gibi bunlar entelektüel tartışmalarıdır. Bu demekdeğildir ki bu tartışmalar değersizdir, ama tartışırken tartışılan şeyin sınırlarınıbilmek önemlidir. Gerçek şudur ki, sınıflı toplumun var oluşunda ve umduğumuzyok oluşunda bu tartışmaların çok da belirleyiciliği olmayacaktır. Olsa olsa nes-nelliğe bir noktadan müdahale etmeye çalışan insanlara atılacak adımın doğ-rultusu hakkında fikir verebilir bu tür tartışmalar. Bu tartışmaların ve yapılantanımların böyle bir doğrudanlığı olması onların objektif ve dolayısıyla gerçekçiolmasını sağlayacaktır. Gerçekçi ve doğru bir değerlendirme de herhangi birmücadelede hayatidir. Bu yüzden, burjuvazinin yarattığı kafa karışıklığını yen-mek için, ama kesinlikle burjuvazinin suratına haykırmak için değil, mücadeleyenereden başlayacağımızı ve nasıl devam edeceğimizi daha iyi kavramak içinşöyle bir sınıf ve sınıf mücadelesi tanımı yapılabilir:

Sınıflar toplumu oluşturan temel yapıtaşlarıdır. Aralarında geçişler olabil-mesine rağmen büyük oranda üretim ve tüketim süreçlerine katılmada birbir-lerine göre belirgin farklara, kendi içlerinde de belirgin benzerliklere sahiptirler.Katmanlı yapıya sahip oldukları ve geçiş katmanları barındırdıkları için bazenbireyleri teker teker bu sınıfların içine dahil etmek zor olabilmektedir, ancakinsan grupları yaptıkları işler, eğitim seviyeleri, yaşadıkları bölge göz önünealındığında kolaylıkla sınıflara dâhil edilebilmektedir. Sınıflar birbirleriyle sürekliilişki halindedirler ve şu andaki koşullarda birbirlerine muhtaçtırlar. Sınıf mü-cadelesi denilen olgu da bu ilişkiye dayanır. Kapitalist toplumda Sınıflar genelolarak iki temel saflaşma içindedir: İşçi sınıfı ve burjuvazi. İşçi sınıfı toplumsalüretimin, toplumsal hayatın sürmesi için olan gerekliliklerin çoğunu yapar, an-cak toplumsal üretim araçlarının mülkiyetine sahip değildir. Bunun yarattığı ikitemel sonuç işçi sınıfının özgür olamayışı ve toplumsal tüketimden gereken payıalamayışıdır. Burjuvazi ise üretim araçlarının mülkiyet ve denetimini elinde tu-tan sınıftır. Burjuvazinin içinde, aslında işçi sınıfına ait özellikler barındırmasınarağmen sınıfsal çıkarları burjuvaziye eklemlenmiş olan küçük burjuvalar da var-dır. Genel olarak sınıfların çıkarları çelişmektedir, çünkü üretenler aynı zamandaüretimi yönlendirmek bir yana, kendi hayatlarını yönlendirme hakkından bileyoksundurlar. Burjuvazi, kendi varlığını sürdürebilmek için işçi sınıfını boyun-duruk altında tutmak zorundadır. Bunun aksi sınıfsız toplumdur, ama burjuvazikendi ayrıcalıklarını kendi eliyle vermeyecektir. Tam tersine bunları güçlendir-meye çalışmaktadır ve çalışacaktır. Sınıf savaşı sadece işçi sınıfının burjuvaziyekarşı savaşı değil, aynı zamanda burjuvazinin de işçi sınıfına karşı savaşıdır. Busavaş burjuvazi işçi sınıfını yok edemeyeceğine, çünkü o zaman kendi de yokolacağına göre, sınıfsız bir toplum oluşana kadar sürecektir. Sınıf mücadelesinino günkü hızı ve niteliği, o toplumun varoluşunun temel belirleyicisidir.

Anarşizm sınıf mücadelesinin içerisinde doğmuş olan bir hareket ve düşün-cedir. Tarihte anarşist hareketin en güçlü olduğu zamanlar sınıfı mücadelesinindoruğa çıktığı, işçi sınıfının burjuvaziyle nihai hesaplaşmaya giriştiği anlardır.Devrimci anarşizmi benimsemiş militanlar, bahsedilen anların hazırlanmasında,o an esansında ve yapılanların bedelinin ödenmesinde her zaman işçi sınıfıy-la birlikte olmuş, işçi sınıfıyla aynı kaderi paylaşmıştır. Günümüzün anarşizmiise tuhaf bir şekilde liberal ideolojinin ortaya attığı post modern sapmanın enönemli destekçilerinden birisi gibi görünmektedir. Bu post modern sapma, sınıf mücadelesinin toplumsal süreçlerdeki belirleyiciliğini reddetmekte, onun yerineörgütsüz bireyi kutsamakta, ideolojilerin tümünün reddi maskesi altında sta-tükoyu sürdürme çabası olan liberalizmin ekmeğine yağ sürmektedir. Bugünanarşist gelenekte sınıf ve sınıf mücadelesine layık olduğu önemi verebilecek tek ideolojik zemin anarşist komünizmdir. Aslında anarşist komünizm sadeceanarşizm açısından değil, bütün düşünce ve hareketler açısından da sınıf mü-cadelesine en fazla katkısı olabilecek düşünsel altyapılardan birisidir. Bunun enönemli sebebi anarşizmin işçi sınıfına yönelik geliştirdiği devrimci tutumla öz-gürlükçü düşünceyi birbirine korkmadan harmanlayabilen özgün ve doğrudanyaklaşımıdır.

Bugüne dair işçi sınıfı değerlendirmeleri

Günümüzde dünya işçi hareketleri geçmiş tarihiyle kıyaslandığında ciddi birdurgunluk döneminden geçmektedir. Küçük ve yerel direnişler ve hak alma mü-cadeleleri dışında yaprak bile kımıldamıyor denilecek ölçüde geriye çekilmiş birdünya işçi sınıfıyla karşı karşıyayız.. Oysa son 25 yıl işçi sınıfın pek çok kazanımı-nın yavaş yavaş elinden alınmasına sahne olmuştur. Sendikaların içi boşaltılmış,demokratik haklar kısıtlanmış, özelleştirmeye ve taşeronlaştırılmaya yönelinmiş,tekelleşme hız kazanmış, emeklilik hakkı yok edilmiş, son olarak da sosyal gü-venlik sistemi alt üst edilmiştir. Buna rağmen genel saldırılara karşı ciddi geneldirenişler oluşmamış, bazı lokal hareketlerde genel bir zeminin olmaması yüzün-den başladıkları yerde etkisiz ya da çok az bir etkiyle sönümlemişlerdir. Görünentablo burjuvazi için kaçınılmaz bir propaganda malzemesidir. Kendisine kayıtsızşartsız itaat eden kitlesel bir işçi sınıfı. Burjuvaziye göre zaten bu hep böyle ol-muştur. İşçi sınıfı zaten burjuvazi ne isterse gık demeden yapmıştır. Oysa gerçekhiç de böyle değildir. Yazının başında da vurgulandığı gibi yaşadığımız toprak-larda 12 Eylül öncesinde burjuvazinin görmezden gelemeyeceği kadar güçlü vekendi içinde birliğini az çok sağlamış bir işçi sınıfı vardı. Bu nesnellik burjuvazininsona yaklaştığını işaret ediyordu. Burjuvazi işçi sınıfının 15-16 Haziran direnişiy-le başlayan bu devrimci gelişiminin durdurabilmek için önce sivil faşist çetelerikullandı, sivil faşist güçlerin durduramadığı devrimci gelişmeyi ancak 12 Eyülülaskeri cuntası, dünya burjuvazisi adına kanla ve katliamla bastırabildi. Darbeöncesi yaşanan, faşist terörün yol açtığı "anarşi" var demagojisinden işçi sınıfısorumlu tutuldu. İşçi sınıfının kanı, canı pahasına kazandığı birçok hak 12 Eylülfaşizminin generalleri tarafından gasp edildi. Pek çok devrimci-demokrat 12 Ey-lül faşizminin zindanlarında, darağaçlarında can verdi. Birçok işçi önderi, üniver-site personeli, çıkartılan gestapo yasalarıyla işlerinden edildi. Sınıf mücadeleciçizgiyi az çok benimseyen bütün sendikaların kapılarına kilit vuruldu.

12 Eylül faşizminin işçi sınıfı üzerindeki etkileri hala sürmektedir. İşçi sınıfıyaşamış olduğu bu Nazi Almanya'sını aratmayacak yıkım karşısında halen kendi-sini toparlayıp, ortaklaşa harekete geçebilme zemini yakalayabilmiş değildir. Budurumun sebeplerinden bir tanesi de 12 Eylül faşizminin sol güçleri de önemliölçüde imhaya yönelmiş olmasıdır. Yaşadığımız coğrafyada sınıf mücadeleci birçizgide mücadele verebilecek güçler 12 Eylül faşizmiyle birlikte sürekli bir güçkaybına politik-ideolojik tasfiyeye uğratılmıştır.

12 Eylül faşizmine karşı gövdesel bir direniş gerçekleştiremeyen sol güçler,kendi örgütsel-politik-teorik sorunlarından çıkış yolu bulmak konusunda günü-müzde halen zorlanmaktadır.

Sol güçlerin önemli ölçüde sınıf hareketine yönelimi dayatıcı ve yukardanaşağı örgütlenme modeli üzerine oturtulmuştu. Hareketin 12 Eylül faşizmiylebirlikte kitlesel desteğini giderek yitirmesi, yaşadığımız coğrafyada ki sol güçle-rin, sınıf mücadelesine otoriter yaklaşımının bir şekilde tezahürü de olmuştur.

Burjuvazinin, hukuksal ve şiddete dayalı politikaları göz önüne alındığındaEmekçi yığınları, mücadelenin öznesi olarak ele almanın önemi çok daha fazlaortadadır.

Otoriter yapının her türlü şiddeti pervasızca uygulamaktan çekinmediği bircoğrafyada, sınıf mücadeleci çizginin, hareketin özneleri tarafından ve doğrudanyaratılmasının gerekliliği en çıplak haliyle yakın geçmişimizden yola çıkılarakortaya konulabilinir.

Otoriter yapıların yaratmış olduğu sınıfı nesnelleştirme süreci tabiî ki 12 Ey-lül faşizminin yarattığı tahribatı gölgede bırakacak düzeyde değildir. Fakat oto-riter devlet aygıtının tahrip gücüne karşı tutarlı ve istikrarlı bir kitle hareketininyaratılamayışında bu durum etkendir.

Bu güne kadar sol işçi-emekçi kesimlere sınıf bilinci aşılamaya çalışırken hemörgüt fetişizmi yaratıp ezilenlerden, sıradan emekçi yığınlardan kendisini uzaklaş-tırmış, hem de yaratılan ast-üst ilişkisinin oluşturduğu hiyerarşi, kitleleri inisiyatif-sizleştirip, mücadeleden uzaklaştırmıştır.

Oysa çok açıktır ki devrimci sınıf bilinci, sömürüye uğrayan kitleler söz konu-suyken harekete geçirici bir neden değil ancak kışkırtıcı ve yön verici etkileriyleanılması gereken bir kategori olabilir.

Bugün yapılması gereken şey sınıf mücadelesinde gücümüzün yettiği nokta-dan işçi sınıfıyla, onlara güvenerek ve dolayısıyla onları eğitime derdi olmadan,onlarla kavga vermek ve aktivist kolektiflerini de bu amaca yönlendirmektir. Çün-kü inanıyoruz ki yaşamın somut pratiğinin yol açacağı çelişkiler en büyük eğitmendir.

Bugün işçi sınıfının önemli özelliklerinden birisi yarını olmayışıdır. Gün iyi kötüidare edilmektedir ama milyonlar için yarın belirsizdir. Bu koşullar altında devrim-ci alternatifler olmadığı müddetçe, işçi sınıfı düzenle uzlaşmak dışında çıkar yolbulamayacaktır. Çıkış olabilecek yolların hepsi burjuvazi tarafından kapatılmıştır.Mevcut koşullarda burjuva ideolojisinin geniş emekçi yığınlara verebildiği tek idealsınıf atlama idealıdır. Bu ideal uğruna yaşamak emekçi kesimlerin burjuvaziyle uz-laşmak durumunda kaldığı bir yanılsamadan ibarettir. Bu gerçek her iki kesim ta-rafından da çok iyi bilinmektedir aslında. Ama ne yazık ki güçlü bir sınıf hareketininolmadığı koşullarda emekçi kesimler burjuva ideolojisinin yalan ve demagojileridışında tutunabilecek dal bulamazlar.

Bu uzlaşma noktası işçi sınıfına dayatılan bir gerçekliktir. İşçi sınıfının çoğun-luğu, sınıf atlama hayaliyle yaşamakta ve hatta burjuva partilerine destek vermeeğilimi içinde yaşamaktadır. Bu durum sınıfın doğasına aykırı gibi gözükmekle birlikte devrimci hareketlerin zaafa uğradığı güç kaybettiği ve esas olarak ta emekhareketlerinin gündem oluşturamadığı bir dönemde son derece doğaldır.

Anarşizm ve Sınıf Mücadelesinin Kesişimi

Anarşist düşünce doğası gereği sosyal gerçekliğe karşı radikal bir bakış açı-sına sahiptir. Anarşist düşünce diğer kapitalizm karşıtı güçlerden farklı olarak ka-pitalizmin veya sınıflı toplumun ortaya çıkışını iktisadi bir sürece indirgemektenziyade, sosyal ve sınıfsal bütünlüğü içinde yani altyapı ve üstyapı diyalektiği içindeele almaktan yanadır. Anarşistlerin sınıf mücadelesini ele alış tarzları da bu bütün-lüğün devamı olmak zorundadır.

Ortaya konması gereken sadece geniş emekçi yığınların kapitalist sisteminekonomik sömürüsüne nasıl uğradıkları değil en geniş çeperiyle sosyal, cinsel, psikolojik sömürü altında oldukları gerçeğidir. Bu bakış açısı özgürlükçü düşünceninamansız bir otorite karşıtlığına sahip olmasının öncelikli nedenlerinden biridir.

Teorik kurguları gereği her türden otoriter yapıya, anlayışa karşı mücadeleetmek isteyen anarşistler, bu mücadelenin sadece ideolojik bir aforizma olma ris-kini her zaman ciddiye almak durumundadırlar. Sorun burada otoriteyi ideolojikbir kategori olarak red edip politik düzeyde onaylamanın yolunu açan her türdenliberal ideolojiye karşı sınıf mücadeleci bakış açısını doğru ve devrimci politik anlayışla ele almaktır. Otorite karşıtlığı eğer ki politikleşen bir hatta yer almıyorsa veyaburjuva ideolojisinin düzen içi sınırlarında "birkaç 10 yıl içinde uslanacak" çocuklarizlenimi veren bir naiflik içinde yer alıyorsa, ortaya konulmak istenenin gerçek biranarşizm olmadığı haliyle açıktır.

Dünya Anarşist hareketinin içinde devrimci bir geçmişe sahip olan platformisthareket bu anlamda teori-politik-ideolojik bütünlük oluşturmaktan yana olmuş veişçi sınıfının gündelik mücadele anlayışını devrimci tutumla ele almıştır.

Özellikle 50 li yıllardan sonra ortaya çıkan, politik realiteden ve dolayısıylasınıf mücadelesinden yalıtılmış naif otorite karşıtlığı, sadece ve sadece burjuvaduyarlılıklara ve anlayışa hitap edecektir.

Dünya kapitalizminin muazzam hegemonyasının ağır bir şekilde üstümüzeçöreklendiği bu günlerde gerçek anlamda özgürlükçü politikanın ne olabileceğikonusunda birkaç önemli vurguyu aktarmak gerektiğine inanıyoruz.

Önce politikleşmek üzerine

Politikanın, realiteyi göz önünde bulundurmak ve aynı gerçeklikle, düşün-celerin arasında bağ kurmak, buna göre davranmak, giderek bunda ustalaşmakanlamına geldiği açıktır. İşte bu nokta da biraz da anarşizmin nihlizme yakın durandamarından kaynaklı olsa gerek anarşistler politikayı ve politik araçları sevmezler.Fakat ortaya çıkan sonuç nedir? Politikayı ve politik araçları sevmemek, onlarıngerçekliğini tanımamak üzere kurulabilecek bir ilişkiler biçimi gerçekten özgürlük-çü bir yönelim oluşturma şansına sahip midir? İşte bu noktada politikanın belir-leyiciliğinden söz edilmesi gerekmektedir. Bu noktada önemli olan, insanın, isterkabullensin ister kabullenmesin, ortaya koyduğu edimlerle politik bir taraf olduğugerçeği ve bu gerçekten kelimenin tam anlamıyla bir nihilist olmayı becerse bilekaçış imkanı bulamayacak olmasıdır.

Bu noktada politik gerçeği tanımak üzerine kurulu bir devrimci tutum veyaözgürlükçü bir perspektif yaratabilmek gerekiyor.

Anarşizmi, politik sonuçlara taşınması imkânsız ütopik bir felsefi tutum olarakgörmek isteyen ve sınırlarını bu kulvarın dışına taşırmaktan son derece rahatsızolan anarşizmler çağında yaşıyoruz. Bu durum bizlere neden politikleşmeliyiz so-rununu tekrardan tartışmaya açmanın kaçınılmaz olduğunu göstermektedir. Herne kadar tarihsel örnekleriyle devrimci anarşist hareket bu konuyu politikleşmekyönünde tarihsel olarak ortaya koymuş olsa da yaşadığımız dönemin postmoderndüşünme alışkanlıklarının yarattığı tahribat göz önünde bulundurulduğunda poli-tikleşme kavramının tekrardan ele alınması gerekli hale geliyor.

olitikleşmeyi üretim ilişkileri içerisinde yer alan sınıfların, çelişkileri kar-şısında taraf olmanın belirlediği bir sınıflar arası ilişkiler bütünü olarak görmekgerekiyor. Bu ilişkiler bütünün içerisinde emek-sermaye çatışmasının sürekliliğiniher an ve her koşulda görebilmek mümkündür. Politika emek-sermaye çelişkisi-nin nesnelliğini gizlemeye yarayan bir araçtır, Bu araca karşı devrimci politikaylakarşı konulmadığı ölçüde, sermaye sınıfının realitesi tanınmış ve meşrulaştırılmışolunacıktır. Burjuvazi varoluşunu siyasal bir alanda tanımlar, üretim araçları üze-rindeki mülkiyetini tamamen siyasallaşmış bir hukuk anlayışına yaslar. Bu politikgerçeği anlamamak, burjuva politikasının her düzeyde yeniden ve yeniden onay-landığı ve burjuva dünyanın sizden bağımsız ama sizi içinde tutan kurallarına onayverildiği anlamına gelecektir.

Burjuva hukuğunun gerçeğini görmek politik bir düzeydir. Bu düzey önü-nüze iki alternatif koymaktadır. Birincisi yukarıda da andığımız dolayımlı veyadolayımsız egemenlere onay verme gerçeğidir. İkincisi ise burjuvaziye karşı işçisınıfın yanında yer alarak onun gündelik ve tarihsel çıkarları uğruna savaşmaktır.Burjuvaziye karşı savaşmanın sınıflar arası ilişkinin verili biçimlerinde yer almakanlamına geldiği dolayısıyla gerçek anlamda sınıf savaşımı yürütmenin, burjuva-ziyi ve onun emekçi kesimleri, ezme-yönetme-sömürme aracı olarak kullandığıdevleti ortadan kaldırmanın, öncelikli olarak nesnelliği doğru görmek sonrasındaemekçi yığınların gözlerine indirilmiş perdenin nasıl aralabileceğini doğru keşfet-mekle mümkün olacağı açıktır.

Bu tür bir çaba işçi-emekçi yığınların mücadelesinin doğrudanlığına inanmakve sırtını buraya yaslamak zorundadır. Ezilen emekçi yığınların gündelik hak ara-ma mücadelesinin son derece basit ekonomik nedenleri olduğunu ama aslında budurumun kaçınılmaz devrimci dönüşümlerin zemini olduğunu bilmek bu çelişkininevriminin ancak sınıf hareketinin önünü açık tutabildiği oranda yaşabileceğineinanmakla mümkün olacaktır.

İşte bu noktada toplumsal alanda anarşizmin sloganlarının, devrimci eğili-minin önemini ve neden politikleşmek gerektiğinin ayrımına varmak mümkündür.Bizler, egemenlerin ellerinde tuttukları tahakküm araçları sayesinde, sınıfsal veinsan çıkarlarına yabancılaştırılmış emekçi kitlelerle bağ kurmak istiyorsak, onla-rın gündelik mücadelelerinin, otoriter kurumları radikal bir şekilde ortadan kaldı-rabilecek yegane gücü barındırdığına inanıyorsak, mücadelemizi sınıf hareketiningündemiyle, somut sorunlarıyla şekillendirmek durumundayız demektir.

Politikanın başta da söylediğimiz anlamda, teorik-ideolojik kesişmeyi günde-lik yaşama taşıyor olması ebetteki devrimci gelişmelerin olmadığı dönemlerde bir çok geri noktayı barındıracaktır. Sorun bu noktada özgürlükçüleri özellikle teoriktavizlere sürüklemeyecek doğru politikalın belirlenebilmesidir. Doğru politikalarancak doğru ilişkiler zemininde kurulabilinir. Anarşistler için bu anlamda doğruilişki zemini örgütlü, ilkeli ve özdisiplinli sınıf mücadelesi zeminidir.

Hiçbir ideoloji hiçbir felsefi tutum (politik olmayı red ettiğini deklere etse bile)bu çelişkinin dışında bir yerde olamaz. Çünkü bu çelişki toplumsal yaşamın endinamik ve en güçlü çelişkisidir. Bu çelişkinin dışında sonuçlarından kaçınmak içinözel bir uğraş veriyor olmak açıktır ki çelişen taraflardan güçlü ve hakim durumdaolana onay vermek, onun politik meşrutiyetini tanımak anlamına gelecektir.

Günümüzde yaşam tarzı anarşizmlerin, sınıf mücadelesine sırtlarını dönerekanarşizmi bireysel tutumlara indirgeyen yaklaşımı tam da yukarıda sözü edilen,burjuvaziyi onaylamakla eş anlamlı sonuçlar doğurmaktadır.

Özgürlükçü komünist geleneğin belki konusu bu yazının sınırlarını zorlayacakolan Ukrayna deneyimi, İspanya deneyimleri ortaya koymuştur ki özgürlükçü dü-şünceler anacak devrimci bir politikanın içerisinde yaşam bulabiliyor. Otoriteleriyok etmek ve yerine özgürlükçü bir dünya yaratmak isteyenler veya kelimeningerçek anlamıyla sadece ve sadece kendi gerçeğini özgürleştirmek isteyenler siyasallaşmak zorundadır.

Konuyu daha detaylı tartışmak önemli gözüküyor ama şimdilik sorunu bunoktada özgürlükçü siyasallaşmayı burjuva kirlilikten koruyacak olanın teorik-ideolojik doğrular olmadığı aksine sınıf mücadeleci bir çizginin, özgürlükçü birçevrenin, kendi değerlerine yabancılaşmamasının yegane teminatı olabileceğiönermesiyle ve konuya ilişkin genel tutumuzu hatırlatarak "Sınıf mücadeleci birçizgisi olmayanın özgürlükçü örgütlenmesi de olamaz" ara veriyoruz.

Bütün olumlu özelliklerine rağmen bugün toplumsal alanda anarşizmin bu-gün ciddi bir politik tutuma sahip olduğu söylenemez. Bunun özeleştirisinin anar-şistler tarafından verilmesi gerekmektedir. Bunun en önemli sebebi anarşizminkendi içindeki özgürlükçülüğün yanlış anlaşılması ve bunun sonucu olarak da,bazı örgütlenmelerin kusurlarının abartılarak örgütlenmenin kötülenip anarşiz-min örgütlülüğe karşı bir noktaya çekilmiş olmasıdır. Burada kastedilen sadecebiçimsel bir örgütlenme değildir. Örgütlenme esas olarak insanların güçlerini biramaç için birleştirmesidir ve bu birleşme çoğu zaman insanların bazı konuda ken-di bireysel varoluşlarından taviz vermelerini gerektirecektir. Bu amacın öneminegöre değişir, ama çok önemli bir amaç varsa bu noktada doğru olan şey insanlarınbazı şeylerden fedakarlık yapabilmeleridir. Aksi şekilde hadi örgütlendik ama benbildiğimi yaparım tavrı sadece yüzeysel, hayata etkime şansını baştan yitirmiş birtarzdır. Yazık ki pek çok anarşist çevrenin gelebildiği en ileri nokta budur, buradada sorgulanması gereken o çevrenin niyetleridir. Anarşizmin bir diğer sorunu dabu topraklardaki geleneksizliğidir. Bugüne dek marksizm sınıf mücadelesini azçok etkilemiş, onu yönlendirebilmiştir. Oysa anarşizm yeni ortaya çıkmıştır. Buyıne de mücadele etmemek için bir sebep olamaz. Madem bir gelenek yoktur,bir an önce yaratılmalıdır. Bu da bu geleneğin yaratılacağı örgütlenmenin bir anönce yaratılmasını zorunlu kılar. Bu anarşistlerin ciddi bir sorumluluğudur. Sınıf mücadelesine anarşizm damgasını vurmalıdır. Anarşizm sınıf mücadelesinin temelbileşeni olmalıdır, fikirlerimizin karşılığı tam olarak budur. Önümüzdeki bir diğersorun da perspektifsizliktir. Anarşistler bugune dair politika üretememekte, özgünpratikler yaratamamaktadır. Oysa politik zemin hareket etmeye elverişlidir. Ezi-lenlerin ezilmişliği günbegün artmaktadır. Anarşistler ait oldukları saflara geçmelive mücadeleyi güçlendirmek için ellerinden geleni yapmalıdırlar. Bunun için dedoğru politika üretilmesi, doğru araçların geliştirilmesi gerekir. Elbette bunun içinde yine güçlü bir anarşist örgütlenmesinin oluşturulması şarttır.

Sınıf Mücadelesinde Anarşist Perspektifler

Dayanışma:


Anarşizmle sınıf mücadelesinin belki de en iyi buluşacağı zemin daya-nışmadır. Bunun sebepleri hem işçi sınıfının kendiliğinden ve varoluşsal şekildedayanışmacı olması, daha doğrusu dayanışmanın zorunlu olması, hem de daya-nışmanın anarşistlerle işçi sınıfı arasında doğrudan bir ilişki zemini tariflemesidir.Dayanışma işçi sınıfının burjuvazinin baskı düzeni karşısında varoluşsal bir zorunluluğudur. İşçi sınıfı varlığını kendi sınıfından olan diğer insanlarla dayanışaraksürdürür. Bu dayanışma pek çok bireyin hayatta kalma koşullarını güçlendirir.Her ne kadar günümüzde bu dayanışma doğrudan sınıfsal bir görüntüde ol-mayıp daha çok eş dost dayanışması olarak yaşansa da köken olarak yine desınıfsaldır, dayanışılanlarla aynı sınıf paylaşılmaktadır çünkü, ve bu dayanışmaher zaman daha geniş zemine yayılmaya müsaittir. Keza burjuvazi bile işçi sınıfıkarşısında kendi içinde çok güçlü bir dayanışmaya sahiptir.Sınıfsal dayanışmanınvarlığının bir diğer kanıtı da sınıf atlayanların genelde eski sınıflarından olan in-sanlarla bağlarını hemen koparmalarıdır. Dayanışmanın en önemli özelliği uygunzeminler yaratıldığında politikleşebilmesidir. Çünkü dayanışma etkileri doğrudangözlemlenebilen bir olgudur, bu yüzden değme politik söylem dayanışmanınnesnel sonuçları karşısında sönük kalmaya mahkumdur. Dayanışmanın poli-tikleşmesinin yolu da gündelik hayat mücadelesiyle politik mücadele arasındakafada var olan sınırların kaldırılmasıdır. Tam tersine işçi sınıfının gündelik hayatmücadelesi politik mücadelenin merkezi haline getirilmelidir. Neticede bugünündünyasında herşeyin varoluşunun temeli sınıflar arası çelişkilerdir. Bu çelişkile-rin, sonucusu yok edilene dek, üzerine gidilmelidir.

Özgürlükçülük

Anarşizm kitlelerin özgürlüğüne inanır, bunu sağlamaya çalışır. Anarşiz-min özgürlük anlayışının temeli kitle örgütlenmeleridir. Bu kitle örgütlenmelerianarşist örgütlenmenin dışında işçi sınıfının kendı orgutlulugunu ve ıradesınıyansıtan örgutlenmelerdir. Anarşist örgüt bu örgütlerin bileşeni olmalı, onlarıngüçlenmesi için çalışmalı, ama onların yönlendiricisi rolünü oynamaktan kaçın-malı, tam tersine onların özgün iradesinin ortaya çıkması için mücadele etme-lidir. Burada anarşist örgüt kitle örgütünün güçlenmesi için vardır, kitle örgütüanarşist örgüt için değil. Bu kitle örgütünden kimse anarşist örgüte katılamazanlamına gelmemektedir, elbette anarşist örgütte olmak ciddi bir sorumlulukdemektir ve bu sorumlulugu almak ısteyenlere kapılar acık olmalıdır, ama kitleörgütünün asıl varoluş sebebi işçi sınıfını devrimci bir şekilde yanyana getirmek-tir. Devrimi yapacak olan işçi sınıfı olduğuna göre bunun nesnel koşulu da işçisınıfının özörgütlenmesi olan kitle örgütleridir.

Anti-Faşist İlke

Faşizmin bu topraklarda bugüne dek burjuvazi tarafından işçi sınıfınakarşı yoğun olarak kullanılmıştır, hala da kullanılmaya devam etmektedir. Sınıf mücadelesinin önündeki en önemli engellerden biri işçi sınıfı içinde bile yoğunolarak faşizme meyil olmasıdır. Özellikle kırsal kesimde işçi sınıfı burjuvazi ta-rafından faşizm sayesinde denetim altında tutulmaktadır. Açık olan bir diğerşey ise sınıf mücadelesi güçlendiği an faşizmin şimdi olduğundan daha fazlakörükleneceğidir. Bu yüzden gerçekçi bir anti faşist stratejinin mücadelenin enbaşından itibaren ortaya konup uygulanması gereklidir. Açık olan şudur ki fa-şizm işçi sınıfının burjuvaziyle dayatılmış uzlaşmasının bir parçasıdır. Özellikleişçi kökenli gençliğin faşizme ilgisi tamamen bu uzlaşma üzerindendir. Şu andafaşizm insanlar için bir güçtür ve insanların güce uyması çok doğal bir süreçtir.Yapılması gereken şey, alternetif özgürlükçü işçi sınıfı güçlerinin yaratılması, busayede faşist çetelerin etkinliklerinin bastırılmasıdır. Faşizmle gerçekçi bir mü-cadele ancak bu şekilde sürdürülebilir.

Anarşist Komünistler otoriter ve militarist yapının en amansız düşmanlarıolmak durumundadır. Otoriteye karşı mücadele etmek ,otoriter kurumlarınzoruna ve sömürüye karşı yan yana gelebilecek en geniş kesimlerle mümkünolacaktır.

Kapitalizmin egemen olduğu bir konjonktürde bu mücadelenin kelimeninen geniş anlamıyla anarşistleşmiş kitlelerle mümkün olmayacağını görmekdurumundayız. Burjuva devletini ortadan kaldıracak güç, onun yol açtığısömürüye ve baskıya baş kaldıracak kitlelerdir. Sınıf mücadeleci anarşistperspektif bu gerçeğin üzerinde doğru politikalar geliştirmek zorundadır. Sınıf hareketiyle, devrimci anarşistlerin buluşabileceği zeminin en net ilkelerindenbirisi de anti faşist mücadele anlayışıdır.

Sömürüye ve tahakküme karşı en geniş kesimlerle birlikte örgütlenmek vedolayısıyla sermaye sınıfının gerçek yüzünü teşhir etmek amacıyla anarşistler anti faşist mücadelelerin sürdürücüsü kışkırtıcısı olmak durumundadırlar.Faşizme karşı mücadele hem yaşadığımız coğrafyanın hem de yaşadığımızyüzyılın somut gerçeğidir.

Burjuva hegemonyasının gericiliğinin, ırkçılığının, emek düşmanlığının enaçık yüzüdür faşizm. Faşist ideolojik ve politik duruşa karşı tavrı olmayan,özellikle de bu konuda geliştirdiği politik tahliller doğrultusunda ilkeli birzemin yaratma mücadelesi içinde olmayan hiçbir güç sağlıklı bir otorite karşıtımücadele geliştiremez.

Faşizmi ekonomistçe yorumlayıp sorunu herhangi bir kapitalizm karşıtlığınaindirgemek gerçek anlamda burjuva sınıfının elindeki sopayı görmezden gelerekonun siyasal mevcudiyetine biat etmek olacaktır.

Tarihsel olarak açıktır ki burjuva egemen sınıfların elindeki sopakırılmadıkça sınıf mücadeleci bir çizginin gelişmesi özellikle de devrimcileşmesimümkün değildir. Sermaye karşıtı mücadele bu gün siyasal olarak faşistakımlar veya onların ideoljik duruşu güçlendiği oranda anti faşist mücadeleyleiç içe geçmektedir. Bu konuda yaşadığımız coğrafyanın bugünü ve dünyakapitalizminin işgalci ve ırkçı yüzünün yeniden hortlayarak bütün özgürlükçüdeğerlere saldırı başlatması göstermektedir ki faşizm tarihsel bir tartışmadeğil gündelik politik bir sorundur. Bu noktada konu faşizm tartışması değilfaşist güçlere karşı hangi zeminde ve ilkeler üzerinde tavır alınacağıdır. Faşisthareketin varlığı ve ona indirilecek her türden siyasal darbe emekçi kesimlerinotoriteye karşı mücadelesinde hem kendine güven hem de güç katacaktır.

Bu noktada burjuvazinin her tür yönetme aygıtına karşı mücadele devrimcianarşistlerin görevi olmakla birlikte faşist harekete karşı mücadele yürütmekve faşist hareketlerin siyasal varoluşunu çökertmeye çalışmak özellikle önemtaşımaktadır.

Faşist hareketin yaşamın her alanında mevcut bulunan hegemonyasınakarşı girişilecek her aktif eylemlilik ilgili alanlardaki işçi-emekçi örgütlenmelirinnönünü açabilecek önemdedir.

Bugün dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi yaşadığımız coğrafyadada faşist hareket devlet ve sivil örgütlenmeler aracılığı ile emekçi yığınlarınüzerinde muazam bir baskı aygıtınıhüküm sürdürmektedir.

Her türden gericiliğin, ırkçılığın,cinsiyetçiliğin, işkencenin, imhanın vetahakkümün emekçi yığınlar üzerindeuygulanmasına yönelmiş olan faşistgüçlere karşı direniş anarşist komünistörgütlenmenin asli görevleri arasındaolmak zorundadır.

Eylemde Anarşi

Mahalle Çalışmaları:


Günümüzde anarşistlerin en yo-ğun çalışması işçi mahalleleridir. Farklışehirlerdeki anarşist gruplar, mahalle-lere giderek politik çalışma yürütmeyeçalışmaktadırlar. Bu çalışmalar henüzçok tazedir ve şu anda somut bir sonuçalındığı söylenemez. Yine de bu çalış-maların varlığı bile anarşistlerin politik alanda varolma çabalarını göstermek-tedir ki bu başlı başına ümit verici bir gelişmedir. Günümüzde mahalleler işçisınıfının kapitalizm karşısında sıkışmışlığının ifadesidir. Dayanışma güç kaybet-mekte, yerini sınıf atlama kaygıları almaktadır. Elbette bunun gidebileceği nihaibir son nokta vardır, herkesin sınıf atlaması teknik olarak mümkün değildir. Amabu son noktayı beklemeninde hiçbir anlamı yoktur. Şu an olduğumuz noktadanmücadelenin devam etmesi gerekmektedir. Yukarıdaki perspektiflerle yürütülenuzun süreli ve kararlı bir mücadele önümüzü açacaktır.

İşçi Çalışmaları:

Şu anda anarşist bir sendika veya sendikal mücadele mevcut değildir. Va-rolan sendikalar sınıf mucadelesi yürütebilecek durumda değildirler. Sendikalarişçi sınıfının özörgütlenme araçları olmadığı sürece aslında sınıf mücadelesinekatkı yapmaktan çok sınıfsal uzlaşma aracı durumuna düşmektedir. Yapılabi-lecek şey, tabi bunun için güçlü bir örgütlenme şarttır, sendikalarda bir tabaninsiyatifi yaratmak olabilir. Bu en azından sendikal yönetimi ele geçirme çaba-sından daha fazla işe yarayabilecek bir yöntemdir. Yine de işçi sınıfının çoğununsendika bir yana sosyal güvenceden bile yoksun olduğu bir noktada sendikalarınönceliği tartışmalıdır.

Anarşistlerin daha yoğun olarak yaptıkları çalışma grev dayanışmasıdır ki,bu çalışmanın iyiniyetli bir işten öteye geçebilmesi zor görünmektedir. Bununsebebi de bu şekilde işçi sınıfıyla bütünlüklü, sağlam ilişkiler kurulması için nes-nel koşulların hazır olmamasıdır. Günümüzde ne anarşistlerin ilişkilenebilecek-leri güçlü bir işçi örgütü, ne de işçi sınıfına güven verebilecek güçlü bir anarşistörgüt vardır. İşçi sınıfının kücük işyerleri ve taşeron işletmeler tarafından iş ala-nında parçalanması da mücadelenin önünde bir diğer engeldir. Lokal direnişlerbaşarısızlığa mahkum gibidir. Mahalle çalışmaları bu konuda birleştirici olabilir,farklı işyerlerinde çalışan aynı mahalleli insanlar bağ kurulmasını kolaylaştırabilirler.

Açıktır ki sınıfın en düşük ücretle ve her türden sosyal güvenceden yok-sun kesimi özgürlükçü komünist düşüncelerle bağ kurmaya en açık kesimidir.Bu kesimlerin yaşadığımız coğrafyada çalışan nüfusun önemli bir çoğunluğunuoluşturduğu gerçeği düşünülürse, bu kesimlerle bağ kurabilmek ve örgütlene-bilmek öncelikli sorumluluğumuzdur. Konuyla ilgili daha geniş bir tartışmayı ya-ratabilmek için özgürlükçü komünistlerin sınıf mücadelesi anlayışlarını bu alanadoğru yoğunlaştırması ve giderek tartışmaların sınıfın en alttaki kesimleriningündemiyle yoğunlaşması gerekmektedir.

İşsizlerle Örgütlenme

Bu konuda yaşadığımız coğrafyanın çok ciddi bir işsizler nüfusuna sahipolduğu bilinen bir gerçek. Bu konuda özgürlükçü tutumun derinleştirilmesi al-ternatif örgütlenme tarzları üzerine yeni tartışmaların yaratılması gerektiğineve bu tartışmalarla koşut olarak sürecek örgütlenme deneyimlerine ihtiyaç ol-duğunu düşünmekteyiz. Bu konuda da muhtemel devrimci tutumu örgütlemeanlayışına sahip olabilecek teorik-politik kurgu anarşist komünist perpektiflerdemevcuttur.

Resmi rakkamlarla 10 milyon işsizin mevcut olduğu bir coğrafyada mahale-işsiz çalışmasını küçümsemeye kalkmak hele ki yerine hiç bir ciddi sınıf içiörgütlenme ve mücadele pratiği koyamıyorken kelimenin gerçek anlamıylaanarşist züppelikten öteye geçmeyecek bir tutumdur.

Sonuç: Ateş ile Barut

İşçi sınıfı ile burjuvazinin mücadelesi bugünkü dünyanın varoluşununtemel belirleyicisidir. Bugünkü hayat işçi sınıfı için kabul edilebilir değildir, amaburjuvazi, çoğu zaman zor kullanarak işçi sınıfını bu konumda tutmaktadır. Budüzenin değişmesinin tek yolu işçi sınıfının bütünlüklü bir başkaldırıyla burju-vaziyi sınıf olarak yok etmesi, üretim araçlarını ve dolayısıyla hayatını ellerinealmasıdır. Anarşistler bu mücadelede işçi sınıfının yanında olmalıdır. Aslındaanarşizm işçi sınıfı mücadelesinin temel bileşeni olmalıdır. Anarşizm bu potansi-yele sahiptir. Bunu da ancak güçlü bir örgütlenme oluşturup doğru perspektifleroluşturarak yapabilir. Anarşistlerin bu konuda şimdiye göre çok daha fazla öz-veri göstermeleri gerekecektir. Ama bu ozveriler yapıldığı ve doğru işlerle des-teklendiği sürece anarşizmin önü açık olacak, işçi sınıfının mücadelesine katkısımaksimuma çıkacaktır.

İşçi sınıfı bu günkü dünyayı var etmiştir bundan sonraki dünyayı da varedebilecek yegane güçtür. Biz bu mücadeleye bir noktasından destek verebili-yorsak başarılıyız demektir.

* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre)
* Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i)
* Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş)
* Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz)
* Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun)
* Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta)
* O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal)
* Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran)
* Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran)
* Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
Alıntı ile Cevapla
  #58  
Alt 13-07-2024, 22:33
Şüpheci Dinsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Şüpheci Dinsiz Şüpheci Dinsiz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Dec 2010
Bulunduğu yer: Istanbul
Mesajlar: 8.546
Standart

https://www.yeryuzupostasi.org/2017/...-kizil-notlar/

Anarşist Komünistler ve kitle örgütleri – Federazione dei Comunisti Anarchici (Kara Kızıl Notlar)



Mar 26, 2017 — kategori: Arşiv, Sınıf Mücadelesi

Kara Kızıl Notlar dergisinin Eylül 2005 tarihli 3. Sayısında yayınlanmıştır


GİRİŞ

Kitle örgütleri, anarşist komünist politik örgütlerden sahip oldukları temelleri ve amaçları açısından farklılıklar taşır. Politik amaca dair politik örgüt ile ayni amaca sahip olma potansiyelleri ile birlikte, nihai amaca dair politik örgütün sahip olduğu netliğe sahip değildir. Tarih, bu amacın (anarşist komünizm), kitle örgütleri içindeki uygulamaların ve bilincin net bir biçimi ile üretildiğini göstermektedir. Bu faktörler, mücadelede ve inşada toplumsal özyönetimin ve siyasal, sosyal eşitliğin ve toplum için çalışanların uzlaşmaz savunusu şeklindeki iki ilkesinde temellenmiştir.

Bunların mantık ilkelerinin tümü, çoğunlukla kendiliğinden görülebilmek ile beraber; tarihin, egemen sınıfların bir şekilde bu mantığı parça parça ve kolayca boğabildiğini göstermiş olduğu mantık ilkeleridir. Nihai politik netlik bu nedenle gereklidir ve kitle örgütlerine dahil olan proletaryanın gerçek ihtiyaçlarına doğru yönelmelidir.

Diğer taraftan, tarih, aynı zamanda devrimin; proleterlerin, devrimci potansiyellerini kitle örgütleri vasıtası ile keşfetmesi ve devrimci faaliyetlere geçmesinde olduğu gibi, kendilerini eyleme geçirmedikçe gerçekleşemeyeceğini göstermektedir.

Neticede; anarşist komünist devrim, kitle örgütlülüklerinin, birilerinin imtiyazlı olmasına gerek olmadığı şeklindeki ve aynı zamanda doğuştan içlerinde olan devrimci mantığı kabullenmesi ile başarıya ulaşacaktır.

EKONOMİZME HAYIR

Kitle örgütlerinin öncü rolünü, basit talepler şeklindeki role indirgeyen fikirler ve uygulamalar bu biçimlerin, kaldırılmasında ilk engel budur. Bu engel sınıflar-arasıcılık[1] ya da Leninizm gibi formlara girebilmektedir.

Sınıflar-arasıcılık; kitle örgütlerinin, devleti, tarafsız ve bütün insanları temsil eden, bir yurttaşı diğerinden ayırt eden (sadece ekonomik) kategorilerin aslı olarak tanımladığına dair bir inanıştır. Bu kitle örgütlerinin, yurttaşların herhangi bir kısmının ekonomik savunmaları için var oldukları anlamına gelmektedir ve bu nedenle devleti ve onun kararlarını sorgulamadıkça toplumun ekonomik planlamasına katılabildikleri anlamına gelmektedir – emekçiler ve proletarya sadece kendilerini savunabilirler, mevcut ekonomik durumu değiştiremezler ya da devletin politikalarını değiştirecek siyasi pratiklere girişemezler. Bu nedenle, bu tip bir birlik politik karar alma mekanizmalarının dışında kalır ve sistemin kabulünü beraberinde getirir. Bunun en net örnekleri klasik kapitalist sistemlere sahip ülkelerdeki egemen sınıflara yakın politik güçler tarafından etkilenen birliklerdir.

Leninizm'den esinlenmiş politik teoriler, diğer yandan, açıkça politik olmayan –o suretle sınıflar-arasıcılığa karşıt görünen- kitle örgütlerinin varoluşlarını anlayamazlar. Gerçekte bu teoriler sadece kitle örgütlerine zorla politikalarını kabul ettirmekle kalmazlar, egemen sınıfın yada partinin politikalarını kabul ettirirler. Bu yolla, kitlelerin sadece politik örgütler içersinde politik faaliyetlere girişebileceklerini ve kitle örgütünün bu politik hattı izlemesi gerektiğini türetir. Bu karakteristik aynı zamanda "sendikacılık" olarak bilinir. Sınıflar-arasıcılık da Leninizm de bir noktada kesişirler: kitle örgütünün kaderinin belirlendiği ve eğer gerekli ise dışında kalınmalıdır.

Sonuç ekonomizmdir: sadece ekonomik sorunlarla uğraşmasına izin verilen proletaryanın tarihsel çıkarlarının zorlanması. Fakat sadece aldığı parayla ilgilenen bir kişinin, bu paranın neden ve niye ortaya çıktığını, nasıl paylaşıldığını dert etmemesi açıkça anlamsız olduğu için ekonomizmin arkasında açık ya da saklı bir siyasi önerme vardır. Şimdi bu gerçek, katıksız ekonomik biçimdeki her tür otonomiyi siyasal olarak sınırlayarak onunla alay eder. Ve çember kapanır: siyasetten zorla ayrıldıktan sonra ekonomi basitçe siyasal bağımlılık demektir ve bu da ekonomik bağımlılığa yol açar.

BİZİM BAKIŞ AÇIMIZ

Proletaryanın kitle örgütleri yok sayılamayacak önemli tarihsel varlıklardır ve öyle olmaya devam edeceklerdir. Politik örgütlerden farklıdırlar ve bu farkı ne reddetmeli, ne de onları ikinci sınıf devrimci örgütler olarak görerek onlara egemen olmaya çalışmalıyız. Ne de kendi rolümüzü ikinci sınıfa düşürüp kitle örgütlerine teslim olmalıyız. Kitle örgütleriyle aramızdaki ilişki, gerçek bir değiş tokuşu ifade eden sürekli bir çift yönlülük esasına dayanmalı, tek yönlü bir ilişkiyle sınırlandırılmamalıdır. Gerçek bir değiş tokuşun varlığı için ilk temel -ancak tek olmayan- koşul her iki varlığın özerkliğidir.

Bu demektir ki, kitle örgütleri ilgilendikleri konularda kendi (proleter) üyelerinin çıkar ve bilinçlerini özerkçe ifade edebilmelidir. Diğer bir deyişle, doğal olarak kendilerine ait olanların özyönetimine dayanmalıdırlar. Anarşist-Komünist devrim sürecinde kitle örgütlerinin kitlelere kendi güç ve bilinci ifade edebilecekleri en büyük imkânları sağlayacak şekilde faaliyet boyutu olarak ve siyaseten büyümeleri bu sürecin yaşamsal temelini oluşturur. Kitle örgütleri aynı zamanda eylemlerini ve bunların olası sonuçlarını daha kabiliyetli bir politik değerlendirmeye tabi tutmak durumunda olacaklardır. Eğer bu koşullar karşılanırsa, biz bu yapılar içersinde siyasal bilinci ilerletme görevimize başlayabilir ve bunun onayını alabiliriz. Bu koşullar, kitlelerin geçmiş devrimci deneyimleri kullanacakları, daha ileri bir ileri bir devrim üretecekleri ve onu eldeki tüm imkanlarla gerçekleştirebilecekleri bir şansa sahip olmaları için gereklidir. Burada kitle örgütlerinin çifte bakış açısı problemi ortaya çıkar: Bir yandan mücadele deneyimleri ve bunların değerlendirilmesindeki mutlak özerklikleri, diğer yandan her şeyi kitlelerin tarihsel ihtiyaçları ışında değerlendirme gereksinimi. Sorunun bu iki yönü de yok sayılmamalıdır.

Önlenmesi Gereken Hatalar

Kitle örgütleri söz konusu olduğunda pek çok yoldaş ve örgüt görüşte samimi olarak özgürlükçü ve devrimci olmalarına rağmen geçmişte pek çok hata yaptı ve hâlâ bunları sürdürmekte. Bu hataları iki basit türe bölebiliriz: ilki "kendiliğindencilik", ikincisi "ideolojizm". İlki, kitle örgütlerinin devrimci süreci sürdürebilecek yeteneğe otomatik olarak sahip olduklarına dair fikirleri barındırır. Bu fikrin temeli, herhangi bir verili kapitalist dönemin çelişkilerinin toplumsal devrimin büyüyebileceği bir temeli oluşturacak mücadele kıvılcımını ateşleyebileceğidir. Bu, devrime ulaşabilmek için proletaryanın haklarını koruma mücadelesini mümkün olduğu kadar radikalleştirmenin yeterli olduğunu söylemek gibidir. Bir işverene karşı yapılan eylem patronlara karşı organik ve kapsamlı bir programla aynı şey değildir. Bir eylemde kendisini koruyan ya da saldıran veya nefretini sömürücüsüne yönelten bir proleter, zorunlu olarak bu eylemin organik ve kapsamlı bir eylem programının bir parçası olması gerektiğinin bilincinde değildir. Bir eylem ne ister istemez bir programa bağlı olur, ne de mutlaka bir program yaratabilir.

Ne de bir sendika mücadelesi programı zorunlu olarak devrimci özgürlükçü bir programdır. Gerçekte bir dizi organize sendika eyleminin özgürlükçü sosyalist bir devrime yol açmayı hedefleyen bilinçli bir programla uyuşması pek olası değildir. Tarih açıkça göstermiştir ki sendikaların doğaları gereği anarşist ve devrimci eğilimlere sahip olduğunu iddia edenler fazlasıyla yanılmışlardır. Tarihsel olarak konuşursak sendikalar içersindeki sürekli doğrudan eylem ve özyönetim vaazları; katıksız sendikal yönteme indirgenmiş ve alternatif, özgürlükçü içeriklerini kaybetmiş bir biçimde organik siyasal programlar tarafından desteklenen önerilerle karşılaştıklarında ya da o zamana kadar sık sık katıksız köktenciliğe indirgenen metodolojilerin egemen sınıflar tarafından ele geçirilebilecekleri gerçeğiyle karşılaştıklarında devrimci amaçlarına ulaşmamışlardır. Bu çöküş, genelde muhteşem gözüken, ama pratik bir tarihsel bağlantısı ya da genel başarı şansı olmayan özgürlükçü yöntemleri de yanında sürüklemiştir.

Diğer yandan, ilkinin etkice tersi olan ikinci tür bir hata vardır ve bu sadece anarşistlerin devrimci proleterler olarak mücadele edebileceklerini ve olası tek doğru birliğin özgürlükçü toplumsal devrim hakkında bilinçli insanlardan oluşabileceğini söyler.

Bu kavrayış izolasyoncu pozisyonlar ve steril bir öncücülük üretir. Bu izolasyon, şu basit tarihsel gerçekten türer: Proletarya asla sermayeye karşı hareket etmeden, onu zayıflatmadan, ona saldırmadan ve (bazen) özgürlükçü bir alternatif ortaya atmadan önce bütünüyle anarşist komünist olmamıştır. Bu durum için beklemek, bu yüzden kendini izolasyonla cezalandırmak demektir. Açıkçası bu yolda Öncücü olma yönünde büyük bir tehlike vardır: kendilerini kitlelerden izole edenlerin mantıksal tepkisi onları kendi biçiminde yaratmaktır.

"Kendiliğindencilik" ve "ideolojizm"in kitle örgütlerine büyük bir ilgi göstermelerine rağmen onları yoktan var edilmiş roller içersine zorla sokmaya çalışarak bu örgütlerin hayatlarını sonlandırmaları şans eseri değildir. Kendiliğindencilik, devrimci süreç için temel oluşturan, yani doğal olarak devrim sorununa bağlı olan, her gösterge ve olayın kendisinde devrimci olduğunu savunur. İdeolojizm, bu gösterge ve olayların onlara duyulan ihtiyaç özerk olarak kurulmadan, aşama aşama ve pratik tarafından ortaya çıkarılmadan kendilerini devrimci olarak ilan etmelerini ister. Kendiliğindencilik, kitle örgütlerinin devrimci bilincinin sağlamlaşması sorununu ciddi bir şekilde ele almadan ortada bırakır [ya da "engeller"]. İdeolojizm ise kitle örgütlerinin proletaryayı sömürülenler olarak birleştirmesini ve anarşist komünizme geçiş için gerekli büyüklüğe ulaşmalarını engeller.

Daha İyi Bir Kavrayışa Doğru

Kitle örgütlerinin temel tarihsel ihtiyacının özgürlükçü toplumsal devrim olduğu inkâr edilemez. Ne de kitle mücadelesine bağlı olarak ortaya çıkan tehlikeler inkâr edilebilir. Kitle örgütlerinin özerk olması koşulu, anarşist komünist devrimin sadece ve sadece kitlelerin kendileri tarafından gerçekleştirilmesini garantiler. Bununla birlikte devrimin ciddi yenilgilere uğrama olasılığını da yaratır.

Durum umutsuz değildir: Gücü, aynı zamanda zayıf noktasıdır da. Bu sorun üstüne anarşist hareket içersinde zengin bir tartışma birikimi vardır – bu tartışma genelde şiddetli, ama her zaman açıktır. Çözüm, geçekte, sadece politik militanlar tarafından bulunamaz. Bunun iyice farkında olmalıyız. Ne zaman sömürüden kurtuluşu sağlayabilecek bir pratik devrimci süreci doğurabilecek kitlesel bir özgürlükçü örgüte duyulan ihtiyaç saptansa sendikalizmin zorunlu olarak devrimci olmadığı yeniden kanıtlanır. Pek çok yoldaş sendikaların kendilerinde reformist veya devrimci olduklarını kanıtlamaya çalıştı.

Bir sürü yoldaş doğru çözümün bu iki teorik sonucun ikisinden biri olduğuna inanır. Biz esas olarak riskleri, olasılıkları ve olası eğilimleri olmayan katı kategoriler yaratan bu tür bir düşünce yolunun yanlış olduğuna inanıyoruz. Bu yolunu kaybedip kendiliğindenciliğe veya ideolojizme geri düşmenin bir reçetesidir. Biz bunların doğaları hakkında karmaşık ve kategoriler ötesi gerçekleri kabul edebilir olmaya çalışıyoruz. Diğer bir deyişle biz kendimizi kesinlikler üzerine temellendirmeye çabalıyoruz ve bize bağlı olduğu derecede bu kesinlikler üzerine teorimizi inşa etmeliyiz. Yeni ve daha ileri fikirleri kabul etmeye hazır olmalıyız.

Dayanacağımız Kesinlikler

Politik örgütlerin tersine, kitle örgütleri ne elde edilmiş bilinç üzerine kurulurlar ne de açıkça bilinç geliştirmeye çalışırlar. Reddedilemez fiziki ihtiyaçları uyandıran acil ve nesnel maddi temeller üzerine inşa edilirler. Dolayısıyla kitle örgütlerinin üyeleri kendilerini örgütledikleri durum boyunca yaşarlar. Ekonomik rolleri bir araya gelmelerini ve, sömürünün her tür tatmin edilmemiş ihtiyaca (yabancılaşma) sebep olduğunu düşünürsek, bu ihtiyaçları ellerin geldiği kadar karşılamaya çalışırlar. Bu temel, başlama noktasıdır, kitle örgütlerinin sınıfsal otonomisinin temelidir. Ama zafer için bu otonomi eyleme ve bu örgütlerin gerçek imkânlarına yansıtılmalıdır. İstersek bunu iki alana bölebiliriz: ekonomik mücadele ve politik büyüme.

Ekonomik mücadele, işçiler için daha iyi maddi koşulları ve merkezi gücün yok edişlinden sonra ekonomik aygıtı yönetmeyi hedefler. Politik büyüme, işçileri ekonomik mücadele, sınıf mücadelesi, yoluyla bilinçlendirmek ve bilinçli bir şekilde yeni bir toplumu inşa etmeleri için gereklidir. Açıkçası ekonomik mücadele ve politik büyüme o kadar yakın bağlantılıdır ki mevcut durumun ihtiyaçlarından doğan ekonomik savunmanın ilk eylemlerini takiben birbirlerini karşılıklı olarak destekleyebilir ve güçlü tutabilirler. Otonomi, işçilerin sömürünün toplumsal egemenlik için ne kadar temel bir rolü olduğuna ve sömürüye karşı tek kesin çözüm olan eşitlik ve radikal değişim ihtiyacına dair açık bir vizyon geliştirmesinde temel bir rol oynar. Sömürüye, yani sömürücü toplumsal ilişkilere, karşı mücadeleyi tamamıyla geliştirmenin bir imkânı yoksa sömürülenlerin bir araya gelmesinde bir sebep yoktur. Egemen sınıflar, emeğin haklarının savunması için bu berberliği belki onaylayabilir, fakat bu mücadelenin bu savununun ana nedenini yok etmeyi amaçlayacak şekilde büyümesini kabul etmeyeceklerdir.

Otonomi, hem yöntem hem de içeriktir. Yöntemdir, çünkü özerk sınıfsal içerik üretebilir. İçeriktir, çünkü işçilerin düşüncelerini devamlı geliştirmelerinin bir ürünüdür. Denmelidir ki bir temel olarak otonomi kitle örgütlerinin devrimci gelişimi, sömürünün lağvedilmesi ve eşitlikçi toplumsal ilişkilerin inşası için gereklidir. Pek çok yoldaş ve örgüt kitle örgütlerinin otonomisini katıksız yöntem veya katıksız içerik olarak tanımlamayı denedi. Böyle yaparak, katıksız yöntem söz konusu olduğunda neden otonomi yöntemlerinin gerekli ve devrim için temel olduğuna yeterli bir açıklama getiremediler ve bunu unutanlar kavramı saf köktencilik boyutuna indirgediler. Diğer durumda ise araçlar ve amaçlar arasındaki tutarlılık yok sayıldı ve bu da kitle mücadelesinin işçilerin özerk eylemlerinin özerk bir programa dönüşmesini engelleyecek şekilde otoriter programlar için bir alet durumuna dönüştürülmesiyle son buldu. Ki bu türden bir özerk programın oluşması anarşist komünist bakış açısının ana amacıdır. Otonomi belirli özgül amaçlara bağlanmış bir içerik değildir; o işçilerin devrimci eyleminin tarihsel bir sonucudur. Kitle örgütlerinin otonomisinin önemi, kitlelerin ancak mücadelenin amaçlar doğrultusunda eyleme geçmede, bunları seçmede ve değerlendirmede dış güçler zoru tarafından yönlendirilmeden tam özgürlüğe sahip olduklarında devrimci bir programı inşa edebilmelerinden kaynaklanır. Bir toplumsal tahakküm sisteminde bu özgürlük kitle eylemine engel olan şeylerin çatışma etkenleri, sınıf düşmanının silahları, sınıflı toplumun ürünleri olarak görünmesi ve kitleler tarafından bu şekilde karşılanması anlamına gelir. Diğerlerinden daha çok şey bilen, geniş kitlelerin anlayamayacağı nedenlerle mücadelenin terk edilmese ya da bir yöne doğru yönlendirilmese karar verecek birilerinin olduğu fikrinin kök salması çok tehlikelidir. Bu yol, onu yok edebilecek açıklık ya da irade olmadığı için değil, anlaşılması zor ve çarpıtılmış sebepler yüzünden saygı duyulması gereken "nesnel" uyumluluğun üstünlüğünü öne sürer. Toplumsal kurtuluşa giden yolun mantık hataları değil, engeller tarafından dağılmış olduğu ve ya bizim bu engelleri kaldırmamız gerektiği ya da onların bizi durduracağı açık olmalıdır. Bu otonomi yolu üzerinde özerk programlar doğabilir.

Sonuç olarak kitle örgütleri kendi amaçlarını oluşturabilecek ve doğal üyelerinin bilinçliliklerini ve ihtiyaçlarını temel alarak gerekli mücadele yöntemleri seçebilecek kapasiteye sahip olmalıdır. Ayrıca aynı kriterlere dayanarak her tür eylemi değerlendirebilmelidirler.

Tarihsel olarak anarşist komünizmin ana fikirleri oluşurken, bu eylem proletaryaya toplumsal devrimin tohumlarını taşıyan tek sınıf olduğu bilincini kazandıracaktır.

Otonomi, bundan dolayı, kitlelerin özgürlüğünün bir etkenidir ve böyle kalacağını ya da toplumsal devrime yol açacağını garantilemez. Özgürlük, dış zoru tanımaz. Kitle örgütlerindeki otonominin şaşmaz dış muhafızları yoktur. Bu nedenle, otonomi nasıl ki toplumsal devrimin yolunu açabiliyorsa, aynı şekilde herhangi bir kaçınılmaz devrimci kaderden de kendini azat eder. Anarşist komünistler için buna bir alternatif yoktur. Reformistlerin burjuva uyumlarını kitle örgütlerine empoze etmemeleri gibi devrimciler de devrimci programları empoze edecek veya etmek isteyecek durumda olmamalıdır. Fakat karşı-devrimciler üstünde bir avantajımız vardır: Kitle örgütlerinin otonomisinin gelişimi ve uygulaması kendini aşılmaz bir devrimci etken olarak göstermiştir. Bundan korkmayız, bunu destekleriz.

Kitle Örgütlerinin İşlevleri

Biz, anarşist komünistler, kitle örgütlerini sınıflar-arasıcılığın ya da sosyal demokrasinin güçlerinden daha karmaşık bir seviyede düşünürüz. Otonomiyi esas alan dört ana tarihsel işlevi kabul ederiz:

1. Sınıflı toplumun içersinde korunma ve ayakta kalma;
2. Sömürüye karşı maddi saldırılar;
3. Toplumun alternatif bir yönetiminin inşası;
4. Devrimci özgürlükçü bilincin gelişimi.

Sınıflı Toplumun İçersinde Korunma ve Ayakta Kalma

Sömürülenlerin en temel ihtiyacı kendilerini yaşam alanlarını yiyip bitiren, onları daha sıkı kendine bağlamaya çalışan ve egemen sınıfın ekonomik istekleri doğrultusunda daha da ince yollarla süren sömürüden korumaktır. Kitle örgütünün doğru gelişimi, emeğin korunmasının bu ilk işlevine dayanır. Katıca ekonomik bir bakış açısından bu egemen sınıfın işçilere karşı uzanan maddi kollarını durdurma ve karşı çıkma sorunudur. Bir ya da daha çok işçinin toplumsal mücadele yoluna girmesinin temeli ancak sömürünün sebep olduğu yabancılaşmadan korunmak olabilir. Diğer yandan, bir sınıf iktidarı elinde tuttuğu sürece, kitle örgütleri işçi sınıfının, sınıf mücadelesinin siyasallaştığı bir zamanda maddi saldırılara boyun eğmemesini sağlayacak başarıda bir savunma yapmalıdırlar. O zaman diyebiliriz ki sınıflı toplum içersinde emeğin savunması kitle örgütlerinin üzerine kuruldukları kaidedir. Bu aşamada otonomiye duyulan ihtiyaç açıkça görülebilir.

Kendimizi nelerden ve nasıl koruyabileceğimize karar verebilmek için şunlar zorunludur:

* Kendimizi koruduğumuz şeylerin ta kendisine tabi olmak,
* Bu şeylerin hangi yollarla yabancılaşmayı yarattığını anlamak ve bunun farkında olmak,
* En temel savunma hatlarını seçmek,
* Mutlaka elde edilmesi gereken ve vazgeçilebilecek şeyleri bilmek,
* Düşmanı, silahlarını, gücünü ve zayıf noktalarını bilmek,
* Gücümüzü bilmek ve onu kullanmaya istekli olmak.

Bu gereklilikler sadece sömürülen sınıfın üyeleri tarafından tutulur. Sadece onlar bunları geliştirebilir ve doğru şekilde kullanabilir. Kimse bireysel olarak yaşamadan yabancılaşmanın ne olduğunu bilemez. Yabancılaşma hakkında bir mesafeden az çok fikre sahip olmak bir şey ifade etmez. Yabancılaşma, kişi onunla yaşamak ve ona – olumlu ya da olumsuz, ruhsal ya da fiziksel – tepki vermek zorunda kalmazsa var olamaz .

Sömürülen sınıfın toplumsal yabancılaşmasını sadece algılayan biri onlara karşı ancak bir dayanışma tavrı içersinde olmalıdır, ama asla kendisini ne yabancılaşmasında proletaryaya ikame edebilir ne de ondan nasıl korunabilmenin en iyi yollarına karar verebilir.

Hatta mücadele siyasallaşsa bile yabancılaşmanın işçi olmayanlarca hissedilmesinin bir yolu yoktur – mücadele sadece yabancılaşmaya karşı yürütülen mücadelenin nitelikleri sebebiyle siyasallaşır. Bu yüzden yabancılaşma sömürülen sınıfın kendi sorunudur ve ancak onlar buna tepki gösterebilirler. Bu gerçekler tarafından da ispat edilmiştir. Bu sebepten dolayı biz buna imkan olduğu için, analizimiz bize sömürüye karşı ancak sömürülenlerin mücadele vereceğini söylemek durumunda bırakıyor. Aynı zamanda sömürülen sınıfın benzersiz olduğu sonucunu çıkarmalıyız. Ya sömürülürsünüz ya da sömürülmezsiniz. Sömürülmeyen biri ancak dayanışma gösterebilir.

Sömürüye Karşı Maddi Saldırılar

Sömürüye karşı maddi saldırı, bir önceki bölümde yapılmış analiz. O zaman bazı önemli değerlendirmeler yapılmalıdır. Anarşist komünistler için proletaryanın sınıflı toplumu zayıflatıp yıkabileceği tek yer sömürünün gerçekleştiği yerdir. Sömürünün ve onu destekleyen yapının silahlarını köreltecek eylemler, ancak ve ancak artı-değerin üretiminin ve işin yarattığı yabancılaşmanın arazisinde gerçekleştirilebilir. Bu saldırıları beraberinde getirebilecek tek örgüt, bir kitle örgütüdür. Şimdiye kadar söylediklerimize tutarlılık katacak bir etken daha var: Eğer sömürüye karşı saldırı sömürülen sınıfın kendisi tarafından gerçekleştirilirse, bu – saldırı ihtiyacını bir defa anladıklarında devrimci bir bilinci geliştirecek katı bir temele sahip olacaklarından – bilinçlerinde buna paralel bir büyümenin güçlü bir garantisi olur.

Toplumun Alternatif Bir Yönetiminin İnşası

Kitle örgütleri, toplumun devrimci yönetimi için yeni yapılar inşa edebilir durumda olmalıdırlar. Esas olarak bu üç şey demektir:

* Kitle örgütlerinin kılcal damarlar gibi genişlemesi,
* Aşamalı olarak bu örgütlerin tüm yapıların kontrolünü ve yönetimini ele geçirebilecek imkân ve olasılıkları elde etmesi,
* Proletaryanın toplumu doğrudan demokrasi araçlarıyla yönetme sorumluluğunu üstüne alması.

Kitle örgütlerini temel alan yönetim, bir aklın boş hayli değil, büyük proleter devrimci durumların bir belirtisidir.

Yukarıda emek savunması ve saldırısı hakkında söylenenlerin kitle örgütlerinin kendilerini emek mücadelesine adamış birlik örgütlerinden devrimci sürecin odağı olabilecek örgütlere dönüştürmeleri gibi bir amacı vardır. Bu bağlantı, bizim emek mücadelesinin doğrudan eylemi ve katılımcı karar alma süreçlerini esas alması gerektiğini söylerken fırsatçı güdülerle hareket etmediğimizi gösterir. Mücadele yöntemi, proletarya yeni bir toplum inşa etmek ve karar alma süreçlerine tüm işçilerin katılımını mümkün kılmak için kitle örgütlerini kullanmaya başladığı anda bir amaca ve alternatif bir içeriğe dönüşür. Bununla birlikte bu pratikte gerçekleştirilme söz konusu olduğunda bazı büyük sorunları da ortaya çıkarır. Özerk siyasal büyüme imkânının bir garantisi, siyasal büyüme ihtiyacıyla birleşir. Sorunun özüne inersek fark ederiz ki toplumun kitle örgütleri tarafından devrimci yönetimine problemsiz bir şekilde ulaşmak için bir işçi sendikasının mücadele mantığını sürdürmek yeterli değildir. Sağlam ve egemen bir sınıflı toplumda yaşadığımız sürece pratikte sadece bir bağlantıya tanıklık edebiliriz: sömürülenin rolü ve sömürüye karşı mücadelenin baş aktörü arasındaki bağlantı. Bu, devrimci bir dönüşümü önceleyen bir dönemde kendisinin doğrudan gözlemini ve doğrulamasını mümkün kılan bir durumdur.

Ayrıca emek mücadelesinin sorunları, esas olarak sömürünün yapısına bağlı olarak belirli tipte bir kitle örgütünü gerektirir. Sömürüye karşı mücadeleden yeni toplumsal yapıların inşasına giden yolda çok büyük bir adımın atılması mecburidir. Onu aramamızın tek nedeni proletaryanın tarihinde böyle yapmış olduğu bir adımdır. Diğer bir deyişle eğer toplumsal devrim gerçekleşecekse bilmeliyiz ki bunun için kitle örgütlerinin siyasal bilincinde ve örgütsel kapasitelerinde muazzam bir sıçrama gerekir. Kitle örgütlerinin sınıflı toplumu sınırlarına kadar zayıflatmasına ve gücünden arındırmasına rağmen gerekli açıklık ve yetenekle yeniden inşayı gerçekleştirememesi gibi büyük bir risk vardır. Eğer bunlar gerçekleşirse devrimci hareket ağır yenilgilere uğrayacaktır. Bundan dolayı kitle örgütlerinin devrimci ana onu en iyi şekilde kullanacak bir pozisyonda nasıl varabileceğinin araştırılması zorunludur. Diğer yandan unutulmamalıdır ki proletarya en ünlü devrim denemelerinde bu büyük sıçramayı gerçekleştirmiştir. Bu, egemen merkez güçlerinden tavizler almayı hedefleyen kitle örgütlerinden – en azından potansiyel olarak – iktidarı yok ettiği için sömürücülerin iktidarından farklı olan iktidar biçimleri – isterseniz bunu iktidarsızlık diye adlandırın – kuran kitle örgütlerine dönüşümü gerektirir. Bazı önemli anlar da değerli dersler sağlar: İtalya'daki Biennio Rosso (İki Kızıl Yıl) (1919-1920), 70'lerin Şili'sindeki deneyimler ve 1974 Portekiz devrimi.

İtalya'daki Biennio Rosso, proletarya kendisini aşağıdan örgütlediği ve alternatif bir üretim yapısı yarattığı için burjuvaziyi dehşete düşürdü. Devlet, proletaryanın bir ya da daha fazla parti tarafından temsil edilmesini kabul etmişti, ama kendi kendisini temsil etmesini kabul edemezdi. Kitle örgütlerine karşıdevrim güçleri tarafından verilen cevap açık ve netti: kendi otonomilerinin ve işlevselliklerinin araçlarını reddetmeliydiler. Her tür siyasi işlevleri inkâr edilecek ve bir yol bulunup tüm karar alam güçleri ve bilgileri sendika liderlerine ve politikacılara devredilecektir. Bu eylem proletaryanın kanatlarını kırpmakta çok daha etkiliydi.

Unidad Popular (Halkçı Birlik – UP) Şili'de neden desteklenmişti ve neden başarısız oldu? Sosyal demokrat hükümetin dışında bazı konularda kendisini UP ile özdeşleştiren bir Özerk güç vardı. Köylülerin, İşçilerin ve kasabaların kitle örgütlerinden oluşan hareketin iktidarın devlete havale edilip edilmeyeceğine dair UP ve sendikalarla çok önemli anlaşmazlıkları vardı. Kitle örgütlerinden oluşan bu yeni gücün ne iktidardan uzaklaştırılan burjuvazi, ne de halk tarafından yerinde tutulan, fakat halkın kendi kendisini yönetebileceğine inanmayan UP tarafından paylaşılamayacak bir biçim ve içeriği vardı. UP'nin burjuvazi tarafından desteklenmese bile iktidarda kalmasının nedeni proletaryanın desteğini arkasına almış olmasıydı. Ve UP düşüşü, UP'nin kendi stratejisine rağmen ilerleyen bir proleter gücün sonucuydu. Burjuvazi, proletarya hali hazırda merkezi iktidarla alakası olmayan bir devrimci iktidar kurma sürecinde olduğu için tepki gösterdi. Ve burjuvazinin kazanmasının nedeni, UP'nin değil, bu yeni iktidarın kazanımlarını koruyacak kadar güçlü olmamasıydı.

Portekiz'de sosyalizme doğru giden devrimci yol daha doğmadan sona erdi ve bunun basit sebepleri vardı: Faşizme son veren güçlerin, aşağıdan özyönetim hakkında yeterli açıklıkları ve/ya da iradeleri yoktu; diğer yandan proletarya bu isteği ancak oldukça ilkel ve "naif" bir düzeyde geliştirmişti. Kitle örgütlerinin proleter otonomisinin alevini söndürmek ve böylece onu "demokrasi"ye giden devletçi yola sevk etmek karşıdevrimci – sınıflar-arasıcı ve sosyal demokrat partilere – bırakılmıştı.

Paris Komünü'nden bugüne devrimin yolunun kitlesel proleter örgütlerden geçtiğini ve proletaryanın bu yolu pratik olarak mümkün olan en kısa sürede seçtiğini gösteren açık örnekler vardır. Sonuçlar çıkarmak gerekirse, toplumsal devrim yolunda kitle örgütleri bir şeyler talep etmekten – pazarlık etmekten, açıkça egemen bir güç olarak gördükleri bir düşman yönetim olan merkezi iktidarla dalaşmaktan – bu yönetimi ikame etmeye, iktidar (ya da iktidarsızlık) olmaya doğru kaçınılmaz bir sıçrama yaparlar. Kitle örgütleri bu aşama ile tüm bilinçleriyle başa çıkmalıdırlar ki gerekli işlevsel kabiliyetlere sahip olabilsinler. Temel gereklilikler şunlardır:

a. kitle örgütlerinin, partinin emirlerine ya da devletin mantığına boyun eğmeyecek şekilde istikrar kazanması
b. doğrudan demokrasinin tamamen uygulanması
c. kitle örgütleri arasında olabildiğince işlevsel ve işlevsel federatif ilişkilerin kurulması

Öznel koşullar, kitle örgütlerindeki proletaryanın bilincini göz önünde bulundurmalıdır Kendi payımıza, geliştirdiğimiz her strateji ve tarihsel taktikte bu soruna dikkat etmeliyiz. Tarihin gözlenmesi bize başka bir gerçeği de gösterir: İleri gitmek için devletçi iktidarı ikame etmeye hazırlanan kitle örgütlerinin ne yapılacağına ve kendilerini nasıl koruyacaklarına karar vermiş olmalarının önemi. Diğer bir deyişle, toplumun alternatif yönetimini ve fiziksel öz-savunmasını sağlayacak bir kapasite. Bu, daha büyük bir rol oynamak için ve onu düşmanlardan korumak için gereken tüm işlevlerin önceden – ya da en azından hızlı – bir hazırlığı demektir. Bunu olası müttefiklerin bilmesini sağlayın. Teorik çıkarımlarımızla uyuştuğuna inandığımız bu gerçek basitçe tarihten, 1970'lerin en önemli mücadelelerinden çıkarılmıştır.

Devrimci Özgürlükçü Bilincin Gelişimi

Yukarıda belirttiklerimizin bir sonucu olarak kitle örgütlerini proletaryanın siyasal bilincinin büyüdüğü yer olarak gördüğümüzü söylemeliyiz.

Bu siyasal bilinç nasıl büyür? Emeğin savunusundan özgürlükçü toplumsal devrim bilincine otomatik bir geçişi sağlayacak bir alet olmadığını biliyoruz. Bir kişinin sömürülmediği sürece (emeğin savunusundan başlayan bu devrimci mücadeleye varan bu sürece girmeyeceğini de biliyoruz. Bu iki noktayı aklımızda tutmalıyız.

Birbirini izleyen üç eylem çizgisi vardır:

a. kitle örgütlerinin temel hedefleri ve eylemi;
b. kitle örgütlerinin otonom politik karakteristiklerinin zenginleşmesi;
c. siyasal örgütlerin, söz konusu kitle örgütlerinin doğal üyesi olan militanları yoluyla ve açık siyasal propaganda yoluyla eylemleri;

a. Kitle örgütlerinin temel hedeflerinde ve işleyişlerinde siyasal büyümenin nesnel etkenleri halihazırda bulunur. Bu, üyelerinin eylemlerini en basit kararlardan başlayarak karakterize eden ilk ve çok önemli bir noktadır. Burada meclisçiliğin, doğrudan demokrasinin, federalizmin, özgür tartışma pratiklerinin ve işleyişe dair pratik gözlemin ana noktaları söz konusudur. Hedefler söz konusu olduğunda, bu sömürülen sınıfın yegane çıkarlarının ve sömürülen sınıfın üzerine zorla yüklenmiş olan sömürü ve tahakkümden kurtuluşunun bir savunması ve doğal kabulüdür.
b. Kitle örgütleri deneyim kazandıkça sonradan bu örgütlerin mirasını oluşturacak olan siyasal değerlendirme fırsatları doğar. Bu siyasal miras, pratiğin ışığında karşı-devrimci güçlerin (sınıflar-arasıcılık, sosyal demokrasi ve sendikacılık) rollerini ve kitlelerin otonom cephesinin kendi gücüyle ilerlemesini sağlayacak özelliklere sahip olmanın gerekliliğini netleştirmelidir. Deneyim kademeli olarak, eğer sömürüyü kesinlikle yok etmek istiyorsak, özgürlükçü sosyalist bir devrimin gerekliliğini de açıklığa kavuşturmalıdır. Bu dersler aynı zamanda kitle örgütlerinin üyeleri olan kendi yoldaşlarımız tarafından – bireysel olarak değil, örgütün kolektif mücadeleleri yoluyla – da öğrenilmeli ve böylece bu örgütün resmi politik mirasının bir parçası olmalı ve son olarak eski ve yeni üyelerinin siyasal eğitimi için değerli bir malzeme olarak kullanılmalıdır.
c. Bizim politik örgütümüzün kitle örgütleri üzerinde hiçbir otoritesi yoktur, fakat bu değerlendirmelerini dile getirmekten vazgeçtiği anlamına gelmez. Bu ancak bu örgütlerin doğal üyeleri olan militanlarımız ve kendi örgütümüzün propaganda çalışmalarıyla gerçekleşir. Kitle örgütlerinin, kompozisyonları ve üyelerinin toplumsal pozisyonu nedeniyle gelecekteki siyasal militanların doğacağı ideal bir havuz olduğunu unutmamalıyız. Kitle örgütleri içersindeki politik militanlar, ilk olarak ve her şeyden önce, yukarda değinilen a ve b noktalarının gelişimini desteklemelidirler. İkinci olarak, kendi siyasal görüşlerini kitle örgütünün deneyimine tutarlı bir şekilde bağlayarak dile getirmelidirler.

Diğer yandan politik örgüt bu çalışmayı yoktan var etmeli ve şu iki amaca yoğunlaşmalıdır:

* kademeli olarak ve tutarlı bir şekilde – zor ve hile ile değil, ikna ve kanıtlamayla – kitle örgütünün doğal üyeleri arasında politik bilincimizi yaymak
* bu üyelerin olabildiğince fazlasını politik örgütümüze üye yapmak
Bundan önce politik örgütler ile kitle örgütleri arasındaki fikri değiş tokuştan bahsetmiştik. Fakat şu anda söylediklerimizden tek derdin politik bilincin anarşist komünist örgütten kitle örgütlerine aktarılması olduğu çıkarılabilir.

Ama bu iki nedenden dolayı doğru değildir.

İlk olarak, politik örgütün tek amacı kitle örgütüne devrimci proletaryanın tarihsel birikiminin meyvelerini sunmak değildir (bunlarda devrime giden sürece dair ayrıntılı bir cümle bulunmaz). Politik örgütün sağladığı tarihsel bilinci kullanmak ve mümkün olan en iyi seçime ulaşmak için onu kendi fikirleri ve ihtiyaçlarıyla karşılaştırmakta özgür olmalıdırlar. Gerçekte kitle örgütlerinin politik değerlendirmeler yapacak kendi otonom yetenekleri olmalıdır. Ayrıca politik örgütle kurumsal bağları bulunmadığı için işlevsel kararlar söz konusu olduğunda özgür olmalıdırlar.

İkinci sebep politik örgütün de kitle örgütünden öğrenebilecek durumda ve öğrenme isteğinde olduğu gerçeğini vurgular. Bunun sebebi politik militanların proletarya olmamasıdır – onun parçasıdırlar; görevleri devamlı olarak kapsamlı politik vizyonlarını sınıfın şu anki deneyimleriyle karılaştırmaktır. Politik örgütün görevlerinden bir diğeri de otonom kitle mücadelelerinin deneyimlerinin aktarılması ve yayılmasının sağlanmasıdır.

Fikirsel değiş tokuş her birinin diğerinden öğrenmesi ve – özerk kararlarıyla – onu her örgüt diğerinin bilincinde ve bilgisinde bir benzerlik ve tamamlayıcılık bulduğu sürece desteklemesinde yatar. Bu her iki örgütün tutarlı bir şekilde geliştirmesi gereken ve çeşitli nedenlerden dolayı kesintiye uğrayabilecek veya sona erebilecek bir değiş tokuştur.

Bunun bir sebebi de kitle örgütünün varlığının politik örgütten tamamen farklı sebeplere dayanmasıdır.

* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre)
* Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i)
* Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş)
* Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz)
* Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun)
* Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta)
* O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal)
* Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran)
* Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran)
* Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
Alıntı ile Cevapla
  #59  
Alt 27-03-2026, 15:10
Şüpheci Dinsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Şüpheci Dinsiz Şüpheci Dinsiz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Dec 2010
Bulunduğu yer: Istanbul
Mesajlar: 8.546
Standart

https://onculanalitikfelsefe.com/ana...h-t-f-roberts/

Anarşizm ve Devrim: Mikhail Bakunin Kimdir? – Joseph T F Roberts
Öncül Analitik Felsefe



Önde gelen bir anarşist ve devrimci düşünür olan Mikhail Bakunin, bizzat Karl Marx ile uzun süreli tartışmalara girdiği, birkaç kez hapis yattığı ve kaçak yıllar geçirdiği çalkantılı bir hayat yaşamıştır. Belki de en çok "Yıkıma olan tutku aynı zamanda yaratmaya olan tutkudur" aforizmasıyla tanınan Mikhail Bakunin, 19. yüzyılın en önemli anarşist ve devrimcilerindendi. O zamanlardan bu yana büyük ölçüde tanınırlığı azalmıştır. Bu nedenle bu makalede, Bakunin'in eserlerini ve hayatını, özellikle otorite hakkındaki görüşlerine ve Karl Marx ile arasındaki tartışmaya değinerek keşfedeceğiz.

Mikhail Bakunin'in Erken Yaşamı: Aristokrat, Asker ve Filozof
30 Mayıs 1814 yılında doğan Mikhail Bakunin, Rus bir devrimci, anarşist ve yazardı. Tıpkı Rus bir anarşist olan dostu Pyotr Kropotkin gibi Bakunin de varlıklı bir toprak sahibinin oğluydu ve gelişim çağını prestijli bir askeri akademide topçu subayı olmak için eğitilerek geçirdi. Çarlık Rusya'sında bu alışılagelmiş bir durumdu; devrimcilerin çoğu soylu sınıftandı.

Ordu hayatından tatmin olmayan Bakunin, 24 yaşındayken kendini başta Johann Fichte ve Friedrich Hegel olmak üzere felsefe çalışmalarına adadı. Mikhail Bakunin'in Hegel üzerine olan çalışmaları, onun Karl Marx'ın da bizzat dahil olduğu radikal bir grup olan Genç Hegelciler'e katılmak üzere Berlin'e seyahat etmesine ve Rusya'yı terk etmesine yol açtı. Bakunin, hayatının geri kalanı boyunca yazmaya devam edeceği devrimci yazılarına Almanya'da başladı. Almanya'nın Dresden şehri, İsviçre ve Belçika'da zaman geçirdikten sonra Paris'e yerleşti ve burada hem Pierre-Joseph Proudhon hem de Karl Marx ile tanıştı.

Devrimci Bakunin
Bakunin, diğer bir anarşist arkadaşı Pyotr Kropotkin'in aksine akademisyenden çok bir devrimciydi (Honderich, 1995, s. 77). Bakunin, tutarlı ve sistemli bir teori bütünü geliştirmedi; bunun yerine broşür yazarı ve polemikçi rollerini tercih ederek dikkatini belirli sorunlara yöneltti. Ancak anarşist gelenek içindeki mirası; coşkulu kişiliği, çağdaşlarıyla yürüttüğü polemikler ve Avrupa genelinde aralıksız yürüttüğü taban örgütlenmesi sayesinde güvence altına alındı.

Paris'te bulunduğu dönemde Bakunin, 1848 Devrimi'nin içine sürüklenmişti. Ancak aynı dönemde yaşadıkları ve otorite karşıtı hareketleri karakterize etmeye başlayan artan şiddet -Proudhon'un aksine- Bakunin'i uzaklaştırmadı. Aksine, işçi sınıfları tarafından gerçekleştirilecek şiddetli devrimi, daha adil bir dünya yaratmanın başlıca yollarından biri olarak gördü. Bu amaçla Bakunin, Paris'ten doğuya doğru seyahat ederek 1848 Devrimi'nin Avrupa'ya yayılmasını sağlamak için devrim ateşini körüklemeye çalıştı. Onun yakalanmasına ve Rusya'da uzun süre hapsedilmesine yol açan da işte bu devrimci faaliyetlerdi.

1857'de salınan Bakunin, Polonyalı bir tüccarın kızı Antonia Kwiatkowska ile evlendiği Sibirya'ya sürgün edildi. Ancak Bakunin burada da uzun süre kalmadı; ticareti bahane etmesi üzerine 1861 yılında güneye seyahat etmesine izin verildi ve Japonya'ya doğru giden bir Amerikan gemisine bindi. Bunun ardından Londra'ya yelken açmadan önce Boston, Cambridge ve Massachusetts'te vakit geçirdi. Londra'da geçici bir süreliğine kaldıktan sonra, gizli devrimci cemiyet ağlarını organize ettiği ve tanınmasının başlıca sebebi olan anarşist düşüncelerini geliştirdiği yerler olan İtalya ve Cenevre'de zaman geçirerek gezgin hayatına devam etti.

Bakunin ve Marx
Hayatının daha sonraki döneminde Cenevre'de Bakunin, 1864 yılında Londra'da kurulan ve sosyalist topluluklardan oluşan bir federasyon lehine kapitalist devletleri ortadan kaldırmayı amaçlayan, proletaryanın uluslararası bir federasyonu olan Birinci Enternasyonal'e katıldı. Bakunin ve Marx'ın tartışmaları 1868 ve 1872 yılları arasında gerçekleştirilen buluşmalar esnasındaydı.

Proudhon gibi Bakunin de Marx'ın otoriterizmine, politik merkezileşmeye karşı olumlu bakış açısına ve devrimlerin sosyalizme ulaşmak için devletin gücünden yararlanmaya zorunlu olduklarına dair ısrarlarına itirazlarda bulunuyordu. Bakunin siyasal gücün ister burjuvazinin ister proletaryanın elinde olsun, doğası gereği baskıcı olduğunu savunuyordu. Bu nedenle yasama faaliyetlerine katılmak, devrimcilerin karşı çıkmayı amaçladıkları baskıyı sürdürme riskini taşır.

Bakunin'in sosyalist anarşizm vizyonunu gerçekleştirebilmek için devleti gecikmeden devirmemiz gerekir. Aksi takdirde herhangi bir devrim, nihayetinde devrilmesi gerekecek yeni bir egemenlik biçimine dönüşme olasılığı taşır.

Bakunin ve Otorite
Mikhail Bakunin, "Otorite Nedir?" başlıklı makalesinde, oy kullanmanın ve siyasal katılımın devrimi başlatmanın bir yolu olmasını son derece eleştirel bir yerden değerlendirir; ki bu da daha sonralarda anarşist düşüncenin temel inanışı olarak benimsenmiştir. Evrensel oy kullanımına erişilse ve üstelik tüm yetişkinler oy kullanabilse bile, bu tamamen politik despotluk ve baskıcılığı bitirmeyecektir. Çok geçmeden, etkili bir şekilde siyasal bir aristokrasi ya da oligarşi oluşturan bir politikacılar sınıfı ortaya çıkacaktır. Sonuç olarak, anarşistler şunları yapmalıdır:
…tüm yasaları, tüm otoriteleri ve her türlü ayrıcalıklı, yetkili, resmi ve yasal etkileri reddetmelidirler, hatta evrensel oy hakkından kaynaklananları bile, çünkü bu tür etkilerin her zaman egemen olan, sömüren bir azınlığın lehine dönüp; büyük ve boyun eğmiş çoğunluğun çıkarlarına karşı kullanılacağına inanırlar. İşte bu anlamda biz gerçekten anarşistiz. (Bakunin, 1870,p.35)
Bakunin, gerçek özgürlüğün sosyalist veya kapitalist olsun, devletle uyumsuz olduğunu savunur. İnsanların hayatlarının ne kadar birbirine bağlı olduğu göz önüne alınsa da, basitçe herkesin kendi istediğini yapması genelin gerçek özgürlük anlayışıyla bağdaşmaz. Birtakım koordinasyonlar gereklidir; ancak bunu insanların özgürlüklerini ihmal etmeden ve diktatörlüğü sürdürmeden yapmak gerekir. Bakunin'e göre bunun çözümü, özel mülkiyetin olmadığı, her bireyin gönüllü işbirliğine dayalı olarak kolektif iyiliğe katkı sağladığı ve hükümetin dışında kaldığı bir sistemin oluşturulmasına yönelik çalışmalarda yatar (Honderich, 1995, p. 77).

Bakunin, siyasal otoriteyi reddetmesinin tüm otorite biçimlerini reddetmek anlamına gelmediğini de hemen ekler:
Çizmeler söz konusu olduğunda konuyu ayakkabıcıya bırakırım; evler, kanallar ya da demiryolları söz konusu olduğunda ise mimara ya da mühendise danışırım. Her özel bilgi alanı için uygun uzmana başvururum. Ancak ne ayakkabıcının, ne mimarın ne de bilim insanının bana otorite kurmasına izin veririm.

(Bakunin, 1970, s. 32)
Bakunin'in görüşüne göre kilit nokta, belirli bir alanda uzmanlık yetkisine sahip olanların bu yetkiyi tüm alanları kapsayacak genel bir otoriteye dönüştürmemelerini sağlamaktır. Birinin otoritesine boyun eğdiğimizde, özgürlüğümüzü korumak adına bunu ancak kendi akıl süzgecimizden geçirdiğimiz için yapmalıyız. Eğer teslimiyetimiz gönüllüyse ve en yetkin kişinin kim olduğuna dayanıyorsa:
Herkes yönlendirici birer otoritedir ve sırası geldiğinde herkes yönlendirilir. Bu yüzden sabit ve süregelen bir otorite yoktur; bunun yerine karşılıklı, geçici ve her şeyden önemlisi, gönüllü bir otorite ve tabi olma halinin sürekli değişimi söz konusudur. (Bakunin, 1970, s. 33)

Mikhail Bakunin – Tanrı ve Devlet
Paul Avrich'in Tanrı ve Devlet'e yazdığı önsözde belirttiği gibi, bu eser okuması kolay bir metin değildir. Yazarının ölümünden sonra yayımlanan kitap; tamamlanmamış, kendini tekrar eden, kötü organize edilmiş, gereksiz konu sapmalarıyla dolu (Bakunin, 1970, s. vii) ve uzun dipnotlara sahiptir. Buna rağmen, içerdiği çarpıcı fikirler sayesinde eserin Bakunin'in en sık okunan ve alıntılanan çalışması olmasını sağlamıştır.

Tanrı ve Devlet'te Bakunin, sıradan halkı sömüren tüm gruplar arasında başlıca köleleştiricilerin kilise ve devlet olduğunu savunur. Bakunin'e göre insanlık için özgürlük ve eşitliğin önemini reddetmek dinlerin özünde vardır. Eğer Tanrı efendiyse, insanlar da köledir. Voltaire'in ünlü "Tanrı var olmasaydı, onu icat etmek gerekirdi" sözünü tersine çeviren Bakunin, şu sonuca varır:


"Eğer Tanrı var olsaydı, onu ortadan kaldırmak gerekirdi." Bu nedenle Bakunin'e göre gerçekten özgür olabilmek için insanların gerçek dünyada hem dini inancı hem de siyasal otoriteyi reddetmesi gerekir.

Bu nedenle Bakunin'e göre gerçekten özgür olabilmek için insanların gerçek dünyada hem dini inancı hem de siyasal otoriteyi reddetmesi gerekir.

Mikhail Bakunin – Devletçilik ve Anarşi (1873)
Teknik olarak tamamlanmamış olsa da, Devletçilik ve Anarşi, Bakunin'in genellikle fragmanlar hâlinde günümüze ulaşan diğer pek çok eserine kıyasla daha bütünlüklü bir yapı sunar. Bakunin'in sağlığında tamamladığı son büyük çalışması olan bu eser, Marksizm'e ve sosyalizmi tesis etmenin bir aracı olarak devletin kullanılmasına yönelik eleştirilerini yeniden dile getirir. Aynı zamanda kitap, Bakunin'in kendi anarşist görüşlerinin en kapsamlı taslağını içerir.

Meşhur Fransız Devrimi sloganı "Liberté, égalité, fraternité" (Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik) temelinde Bakunin, gerçek özgürlük ve eşitliğin ancak kardeşlik, yani dayanışma üzerine yeniden odaklanmakla sağlanabileceğini savunur. Kropotkin gibi Bakunin de, dayanışmanın insan doğasının ayrılmaz bir parçası olduğunu, ancak bunun toplumsal ve siyasal koşullar tarafından bastırıldığını düşünüyordu. Bu dayanışmanın gelişebilmesi için onu sınırlayan yapıların ortadan kaldırılması gerekir. Bu doğrultuda Bakunin, "aşağıdan yukarıya" örgütlenen, küçük ve gönüllü topluluklardan oluşan ve ihtiyaç duyuldukça birbirleriyle federasyonlar kuran bir toplum modeli önerir.

Bakunin, devrimin öncüsü olması gereken kent proletaryasına dayanan Marksist görüşü örtük biçimde reddeder. Ona göre kent proletaryası burjuva değerlerinden etkilenmiştir. Bunun yerine Bakunin, devrimci potansiyelin en çok dışlanmış kesimlerde bulunduğunu düşünür ve umudunu özellikle Rus köylülerine ve kent dışındaki zanaatkârlara bağlar.


Referanslar
Bakunin, Mikhail. (1970) God and the State. Dover Publications, New York.
Kinna, Ruth. (2019) The Government of No One: The Theory and Practice of Anarchism. Pelican Books, London.
Honderich, Ted. (1995) The Oxford Companion to Philosophy. Oxford University Press, Oxford.
Kinna, Ruth. (2009) Anarchism: A Beginner's Guide. Oneworld, Oxford.
Joseph T F Roberts – "Anarchism & Revolution: Who was Mikhail Bakunin?", (Erişim Tarihi: 26.03.2026)

Çevirmen: Sudenur Aydoğan

Çeviri Editörü: Efe Aytekin

* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre)
* Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i)
* Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş)
* Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz)
* Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun)
* Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta)
* O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal)
* Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran)
* Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran)
* Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
Alıntı ile Cevapla
  #60  
Alt 21-04-2026, 14:33
Şüpheci Dinsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Şüpheci Dinsiz Şüpheci Dinsiz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Dec 2010
Bulunduğu yer: Istanbul
Mesajlar: 8.546
Standart

1886'da Haymarket Meydanı'nda 8 saat mücadelesini örgütleyerek 1 Mayıs 'ları yaratanlardan George Engel asılarak katledilmeden önce duruşmada seslendi:

"İşçi sınıfına sesleniyorum! Artık bizlere açık bırakılan hiçbir uzun yola ve oy sandıklarına inanmıyorum. Zamanı geldiğinde, halkın yükünü dayanılmaz hale getiren yollar ve araçlar üzerine düşünün. Bizim suçumuz budur. Biz insanların kapitalizme karşı mücadelede kendilerini özgürleştirme yollarını ve araçlarını ortaya koyduk. Anarşizm bu yüzden her devlet tarafından nefret ve zulüm görüyor."

George Engel (1836 – 1877)
1836 yılında Almanya'nın Cassel kentinde doğdu. Annesini ve babasını küçük yaşta kaybetti. Önce bir ayakkabıcıda çırak olarak çalıştı. 14 yaşındayken Amerika'ya giden gemileri duyduğunda "Amerikan Rüyası" onun için bir umut olmuştu ama 14 yaşındaki hayalini ancak 37 yaşına geldiğinde gerçekleştirebilecekti.

1873 yılının 8 Ocak günü Philadelphia Limanı'na ayak basmış, sonrasında bir şeker rafinerisinde işe girmişti. Hasta olduğu için 1 yıl çalışamamış ve beş parasız sokaklarda kalmıştı. İşte o zaman "Amerikan Rüyası" binlerce göçmen gibi Engel için de bir kabusa dönüşmüştü. Çalışmak için Chicago'ya giden ve burada bir vagon üretim fabrikasında işe giren Engel'in eline IWPA'nın "Der Vorbote" (Haberci) gazetesi geçmiş, bu gazete ile ilk kez patron-işçi kavgasında taraf olmayı seçmişti.

Engel ilk başta seçimler yolu ile işçilerin sözlerini dile getirebileceğini düşünüyordu fakat kısa zamanda patronların seçimlere nasıl müdahale ettiğini ve şehrin en küçük kasabasından en büyük eyaletine kadar, seçimlerin nasıl hile içinde yapıldığını gördükten sonra fikirleri değişmeye başladı. Böylece IWPA'nın (Uluslararası İşçi Halklarının Birliği) bir toplantısına katılmış ve Kara Enternasyonel'in Chicago şubesinde örgütlenme çalışması yapmaya başlamıştı.

8 saat mücadelesinde de aktif bir şekilde yer alan Engel, 3 Mayıs günü McCormick Fabrikası önünde gerçekleştirilen grevde, polisin Pinkertonlar ile birlikte işçilere saldırdığı sırada sırtına yediği sopayı unutmayacaktı. Haymarket duruşmalarında yoldaşlarına şöyle seslendi Engel:

https://anarsizm.org/1-mayisin-tarihi/

* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre)
* Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i)
* Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş)
* Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz)
* Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun)
* Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta)
* O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal)
* Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran)
* Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran)
* Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Etiket
anarşizm nedir


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:07 .