Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #51  
Alt 18-02-2008, 11:15
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: İsa ve Muhammed


Sevgili pante ;

Müslümanlar,"O ehli kitap seni özoğullarını tanıdıkları gibi tanırlar" ifadesinden kaynaklı,tam bir tanıtım yapan Tevrat ve İncil'lerin "Tahrif" edilmiş olduğunu sanırlar.

Oysa Tevrat
Tevrat- Yasanın tekrarı 18:16,17,18,19 da Musa’ya hitaben şöyle denilmektedir.
Yas.18: 16 Horev'de toplandığınız gün Tanrınız RAB'den şunu dilemiştiniz: 'Bir daha ne Tanrımız RAB'bin sesini duyalım, nede o büyük ateşi görelim, yoksa ölürüz.
Yas.18: 17 RAB bana, 'Söyledikleri doğrudur dedi.
Yas.18: 18 'Onlara kardeşleri arasından senin gibi bir peygamber çıkaracağım. Sözlerimi onun ağzından işiteceksiniz. Kendisine buyurduklarımın tümünü onlara bildirecek.
Yas.18: 19 Adıma konuşan peygamberin ilettiği sözleri dinlemeyeni ben cezalandıracağım.

Tevrat’ın bu ayetleri,Hz.Musa’nın şeriatına benzer bir şeriatla gelecek bir Elçi’yi müjdelemektedir.
Hz.Muhammed’in şeriatı,Hz.Musa’nın şeriatına çok benzerdir.
Kardeşlerin arasından diyor :
Hz.Muhammed Hz. İsmail’in soyundan gelmektedir. İsrail oğulları ise Hz.İshak’ın soyundan gelmektedir. İshak ile İsmail kardeştirler. Hz.İbrahim’in çocuklarıdır. Dolayısıyla aynı soydan gelmektedirler. Hz.Musa’nın anne ve babası var, Hz.Muhammed’in de öyledir. Hz.İsa’nın yalnız annesi var. Dolayısıyla Tevrat’ın bu ayeti Hz. Muhammed’i işaret etmektedir.

Yine Tevrat-Yasanın tekrarı 33 :2 de şöyle diyor:
Yas.33: 2 Şöyle dedi: "RAB Sina Dağı'ndan geldi,Halkına Seir'den doğdu Ve Paran Dağı'ndan parladı.On binlerce kutsalıyla birlikte geldi,Sağ elinde halkı için alev alev yanan ateş vardı.
Rab Sina’dan geldi diyor. Sina,Hz.Musa’nın Tanrı ile konuştuğu ve risaletle görevlendirildiği yerdir.
Sa’irden doğdu demekte. Sa’ir Hz.İsa’nın risalet makamıdır.
Faran dağı ise Mekke yakınlarındaki "Ebu Kubeys"adı verilen dağdır.

Tevrat İşaya 54 :1-5 şöyle der :
Yşa.54: 1 "Çocuk doğurmayan ey kısır kadın, Sevinç çığlıkları at; Ey doğum ağrısı nedir bilmeyen sen, Sevinçle haykır, bağır. Çünkü terk edilmiş kadının, Evli kadından daha çok çocuğu olacaktır" diyor RAB.
Yşa.54: 2 "Çadırının alanını genişlet, Perdelerini uzat, çekinme. Gergi iplerini de uzat, kazıklarını sağlamlaştır.
Yşa.54: 3 Çünkü sağa sola yayılacaksın, Soyundan gelenler ulusları mülk edinecek, Issız kentlere yerleşecek.
Yşa.54: 4 "Korkma, ayıplanmayacaksın,Utanma, aşağılanmayacaksın.Unutacaksın gençliğinde yaşadığın utancı,Dulluk ayıbını artık anmayacaksın.
Yşa.54: 5 Çünkü kocan, seni yaratandır.O'nun adı Her Şeye Egemen RAB'dir,İsrail'in Kutsalı'dır seni kurtaran.O'na bütün dünyanın Tanrısı denir."
Akir çocuğu olmayan kısırdan maksat Arap adasıdır.
Çünkü Hz. İsmail’den Hz.Muhammed’in zuhuruna kadar o toprakta ilahi bir terbiyeci gelmemiştir. Çok uzun bir müddet ilahi feyizden mahrum kaldığından kısır anlamına gelen akir adı verilmiştir.

Yasin suresinin 6.ayetinde :
Babaları ikaz almamış gafil bir kavmi ikaz etmek üzere risaletle görevlendirildin
demektir. Bu ayeti kerime bir üst satırlardaki akirin(Kısır) anlamı üzerinde yapılan açıklamaları onaylar niteliktedir.

Çünkü Kudüs ve civarında Hz.Yakup’tan sonra Hz. Musa ve 14 İsrail Nebisi, daha sonra Hz.İsa yine aynı bölgede meydana çıkmışlardır.
Ancak Arap yarım adasında Hicaz’da Hz. İsmail’den, Hz.Muhammed’e kadar geçen uzun zaman zarfında insanlara ilahi buyrukları getirdiği iddiası ile,başka bir Elçi gelmemiştir.
Dolayısıyla akir (kısır) adı verilmiştir. Tevrat’ın bu ayetinde akir olarak adlandırdığı yerin Hicaz olması yasaların tekrarı 33:2 ile uyumludur.

Ayetin devamında sevin nağmeler söyle ey Hicaz, çadırını geniş tut,çünkü sağa ve sola uzayacaksın tabiri,bir müjdedir.
İslam Hz.Muhammed’in zuhuru ile kısa bir bir zaman zarfında geniş bir alana yayıldı.

Neslin ümmetleri miras alacak denmektedir. İslam ümmeti,daha önce değişik ümmetlere ait olan toprakları şehirleriyle beraber zaptetmiş ve bu yerlerde kendi medeniyetini kurmuştur.

Korkma utandırılmayacak ve mahcup olmayacaksın denmektedir.
Değişik toplumlardan saldırılar gelecek ancak yenemeyecekler. Nitekim tüm haşmet ve azametleri ile haçlılar İslam ümmeti üzerine 9 (Bir tanesi İstanbul’da kalmıştır) sefer düzenlemişler (haçlı seferleri) ancak yenememişlerdir.
Yabani vahşileşmişlerden maksat İslam ümmetine zarar vermeye çalışan iç ve dış düşmanlarıdır.

Aslında ; Ebubekir-Ömer-Osman,Talha ve Zübeyr,Peygamberlerine ettikleri biat'ın sonrasında Gadir-i Hum'da,Peygamberin ve ümmetin gözü önünde,Ali'ye ilk biat edenler olmalarına rağmen daha sonra "Kağıt,kalem"in getirilmemesi,icma ile seçildi denilmesine rağmen,Ensar'ın ve Haşimilerin bulunmadığı bir mecliste Ebubekirin halife seçilmesi,sonrasında Ebubekirin Osmana yazdırttığı bir "Ahitname"ile,Ömeri halife tayin etmesi,Ömerin bir şura'ya işi havale etmesi vb bir çok işe rağmen,İslam organik olarak büyümesini sağlamıştır.

Aslında anlatmak istediğim asıl konu ise Musa'nın ve Muhammed'in şeriatları az bir farklılıkla "Sert"lik ve "Acımasız" olma konusunda olduğu gibi "Taassup" konusunda da birbirini çok andırır.
Alıntı ile Cevapla
  #52  
Alt 18-02-2008, 11:27
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: İsa ve Muhammed

İsa hakkında birçok iddia var.
Bunların en önemlilerinden biri de Yahudi İsa ile Hristiyanlığın İsa'sının farklı olduğu.
Yani, bir İsa yaşamış olabilir, Musevi mezheplerinden birinin önderi olarak ya da bir peygamber olarak. Ancak Hristiyanlık oluşturulurken bu İsa ile bir başka kişinin özellikleri bir takım pagan katkılarla birleştirilerek yeni bir İsa ortaya atılmış olabilir.
Zaten Pagan dinine sahip olan Romalılar. yaşadıkları inanç bunalımını bu yeni yetme dini kendi dejenere olmuş dinlerine benzeştirerek olgunlaştırmış olabilirler.

Peki kimdir İsa'nın yerine koydukları kişi?

Apollonius. Şunlar yazılıyor hakkında:

Kilisenin sunduğu şekliyle İsa Mesih'in hayatı tamamen bir kurgudan ibarettir. İsa'yla aynı zaman diliminde – sıfırla doksan yılları arasında – bugün Kemerhisar dediğimiz, o zamanlar Tiana diye bilinen yerde yaşamış olan Apollonius isimli bir şifacı var. Çok varlıklı bir ailenin çocuğu ve ‘ Apollo'nun oğlu' olarak tanınan pagan Apollonius 16 yaşına geldiğinde o dönemde eğitim merkezi sayılan Tarsus'a gitmiş ve buradaki Pisagorcu / Apollo'ya bağlı kişilerle tanışmış ve gizli bir teşkilatta öğrenci olmuştur. Aynı dönemde, Aziz Paul da yerlisi olduğu Tarsus'ta eğitim görüyordu. Biri Roma İmparatorluğunun asli dinsel sistematiği olan Paganizm'e göre, diğeri de Yahudi Farisi mezhebinin öğretilerine göre eğitilmişlerdi. Apollonius ile Paul'un Tarsus'ta tanışmış olmaları muhtemeldir.

Eğitiminin ardından Apollonius uzun yolculuklar yaptı. Her gittiği yerde, ahlakı düzeltmek ve Pisagor'un dogmalarını yaymak için çalıştı. Bazı yerlerde sihirbaz ve şarlatan olarak suçlanan Apollonius, gerçekte bir şifacıydı ve mucizeleri vardı. Adına bir tapınak yapılan ve bir çok tapınakta da resmi bulunan Apollonius Ephesos da (Efes) öldüğünde kendisine bir tanrı gibi tapılıyordu. Hıristiyan geleneğindeki meşhur Lezarus'un diriltilmesi olayı mesela. İşte bu olayı Apollonius Efes'te yapıyor, genç bir kızı diriltiyor. İfadesi gayet net: ‘‘Ben şifacıyım, tabiatta böyle olaylar var, hasta kızı bitkilerle canlandırdım. İkinci kez dirilt derseniz, yapamam.''

Araplar arasında Balyanus Usta adıyla bilinen Apollonius'un muziceleri Roma İmparatorluk kayıtlarında geçiyor. 217-220 yılları arasında Doğu Roma İmparatoru Domitian'ın bilge eşi İmparatoriçe Julia Donna'nın imparatorluk arşivindeki belgeleri vererek Flavius Philostratus adlı ünlü bir yazara hazırlattığı kitapta Apollonius'un ‘‘İnsan suretindeki tanrı olduğundan söz ediliyor.'' Roma İmparatorluğu diyor ki ‘‘İsa diye birisinin kaydı yok!'' Apollonius'un var.

*
Daha geniş bilgi için:

http://www.chipcomputer.net/forum/di....0.html;imode=
Alıntı ile Cevapla
  #53  
Alt 18-02-2008, 11:46
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: İsa ve Muhammed

Sevgili Psiko;
Muhammed'i İsa ile karşılaştırırken, benzeşmeyen çok yönünü görmekteyiz.
Ama Musa ile kıyaslamış olsaydık, daha fazla benzerlik bulacaktık.
Özellikle katılık konusunda.

Ama Tevrat'ta ya da Eski ahid'deki yazılardan Muhammed'e ait bir işaret olduğu düşüncesine katılmıyorum. Böyle geniş muhteviyatlı ve kapalı anlamları çok olan bir kitabın sözleri her yana çekilebilir. Üstelik de "Muhammed'in peygamberliğini işaret ediyor" denilen yazıdan sonra birçok Yahudi peygamber gelmiştir.
Bir işaret verilecekse ya da alınacaksa bu Muhammed'den önceki son peygambere ait olan yazılardan olmalıydı.

Herşeyden önce İslam'ın Tevrat olarak neyi kastettiği de önemlidir. İslam Tevrat'ın Musa'ya gönderildiğine inanır, Kur'an böyle yazar.
Ama bildiğimiz gibi ortada sadece Tevrat değil, Musa'dan sonra yazılanlar da vardır.
Yani Eski Ahid vardır. Muhammed'in zamanında da Eski Ahid vardı.
Ve tamamı Musa'ya gönderildiği sanılıyordu. Halbuki görmekteyiz ki Tevrat'ta Musa'nın ölümü anlatılmaktadır. Öyleyse yazan Musa değildir, ya da tek başına Musa değildir.

Muhammed'i işaret ediyor denilen yazılardan sonra gelen peygamberleri nereye koyacağız?
O yazılarla ne malum onların kastedilmediği?
Kaldı ki müslümanların çoğu Musa'dan sonra İsa'nın, daha sonra da Muhammed'in gönderildiğini sanır. Hatta bu konuda "Son üç Peygamber" diye yazılmış kitap dahi vardır.
Alıntı ile Cevapla
  #54  
Alt 18-02-2008, 12:49
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.690

Onur Üyeliği 

Standart Re: İsa ve Muhammed

İsa konusu özde pagan kaynağı barındırır.
Birincisi Allah'ın oğlu olma senaryosu. İkincisi baba, oğul, kutsal ruh kurgusu.

İsa herhangi bir din önermiş midir, tarihsel kaynaklara baktığımızda önermediği görülebilir. Yine tarihsel kaynaklarda ise İsa'nın Roma Hakimiyetine karşı siyasi bir eyleme giriştiği ve karşılığında, siyasi bir hükümle idam edildiği(çarmıha gerildiği) görülür. Sonradan yazılan dini öykünmeler pagan, yahudi vs bir çok kaynakla beslenmiştir ve arka planda tarsuslu Pavlus(Saul) vardır.

İbrahim'in çok geç bir yaşta çocuk sahibi olması da özünde pagan bir öykünmedir. Onlar o yaşlarda(120 yaş İbrahim, 90 Yaş eşi Sara) *çocuk sahibi olamazlardı o halde Tanrı(İbrahim'in Tanrısı!) onlara bir oğul verdi! Pagan anlayışındaki kralların tanrı oğlu olmasının, sürüdürlebilir bir biçimidir ki, en uç noktada İsa öyküsünde ortaya çıkar.

Tevrat gelecekte bir peygamber diyorsa bundan daha doğal bir şey olamaz. Zaten babadan oğula geçer yerleşik bir siyasi yapı vardır. Tek siyasi yönetmen ve hakim olan Tanrı ise, krallar yada peygamberler O'nun doğal temsilcisidirler-hayat sürdüğüne ve gelecekte süreceği düşüncesine göre kurgular üretilmesi gayet normaldir(Mesala Pagan Yahudilerin Tanrısı EL tüm dünya iktidarını İsrailoğullarına verirken başka bir şey yapmıyordu ve babadan oğula geçer bir Krallık-Peygamberlik ifade ediliyordu. Yine bunlar öznel, üfürükten şeylerdir ve nesnel koşullar iradelerden bağımsız roller oynar. Tüm dünyaya hakimlik verdiği İsrailoğulları başka din ve kültürlerin hakimiyeti altında yöneten değil yönetilen olabilir-aynen öyle oldu-. Bu durumda işkembeden atılan dinsel öykülerdeki tanrıların dirayetininde kofluğu görülebilir. Akan bir suyu durdurmak sözlerle üfürülmüş tanrıların harcı değildir. Heleki sözde Tanrı gönderdiği kitapları kendisinin koruduğunu söylerken ardından onlar değiştirilmiştir dedirtecek kadar dirayetsizdir-çünkü lafla peynir hemisi yürümüyor, ancak lafla sözde uydurulmuş tanrılar konuşturuluyor, bir masalın pinokyosu gibi-).

Tevrat yazınının MÖ 6 ve 4. Yüzyılda, bölgeye hakim olan Pers kültürününde etkisi ve özerkliği ile oluştuğu öngörülür ise, ne İbrahim'in nede Musa'nın tek tanrılı bir peygamber oldukları öykünmelerle öngörülemez. Bu kişiler tarihsel ve mitolojik kahramanlar olabilirler, hatta yahudi toplumları açısından siyasi tarafı ağır basan önderlerde olabilirler. Mesala Musa'nın hayat öyküsü Bölgenin yerleşik kültürüne ait iken Musa bu öyküye ait değildir. Musa(Moses) ne bir nehir yatağına bırakılacak kadar yabancı bir kişidir ama nede halktan birisidir, Musa Firavun torunudur. Dolayısıyla kurgular senaryo ile çelişir. Hatta Ramseslerin Ra-Moses(Ra Oğlu) oldukları düşünüldüğünde....

Bölgenin(İsrail-Filistin) yerleşik kültürü ise özünde Babil(Sümer) kültürüdür ve MÖ 6-4.YY larda Pers kültürü ile harmanlanmıştır. İsrailoğulları'nın inançları konusunda tarihsel kaynaklar, MS 6.Yüzyıl Kur'an öykünmelerindeki dinsel motifleri olumlamaz. Tarihsel kişilikler ve yerler her ne kadar gerçek kabul edilse dahi, olaylar ve dinsel içerik sonraki bin, yüzyılların yerleşik anlayışlarıyla üretilmiş öykünmelerdir. Özünde daha MÖ 6. Yüzyılda dahi tek tanrı olarak anılan bir tanrı yoktur ve geçmiş pagan tanrı olan Müşrik(!) EL hala konuşmaktadır. MS 6. Yüzyıllarda Muhammed döneminde görülen ve sonrasında adına putataparlık denilen dinler özünde EL'in yani İbrahim'in dinidir. Ve buradan çıkan sonuç *EL Yahudilerin de İsa'nında tanrısıdır ve Kur'an ve Muhammed'in öyküleri dinsel içerik açısından geçmişi yansıtmamaktadır. Muhammed kurguladığı islam dinine uygun olarak tarihi bildiğince yeniden yorumlamış ve olaylardaki kahramanları yerleşik kültürü, kendi dinsel görüşlerine uygun biçimde tekrar işlemiştir. Bu durumda kendisinden daha eskiye dayalı ve tarihsel kaynaklar olması ve daha tutarlı olması muhtemel tüm kaynakları ise onlar değiştirilmiştir diyerek, kendi değişikliklerini örtbas etmiştir. 6.Yüzyıl Tevrat yazınıda aynı yolu izlemişti, geçmiş dinsel bilgi ve öyküleri, güncel dinsel inançlar ile harmanlayarak, çıkarsamak! yeniden şekillendirmek(bu kendinden önceki devirler açısından belge olarak alınamaz).

Sevgili Psiko nasıl bu kadar kolay geçmişlere bakarak denkleştirmeyi yaptın anlayamadım ama yinede Tevrat'da müjdesi verilen Peygamber Ben'im!

Şu Müşrik, Pagan, Putatapar İsrailoğullarına hakimiyeti veren ayetleri, birde sonrasında olanı biteni tarihsel olarak korsak acaba müjdenin müjdeliği kalmışmıdır? İsrailoğullarının Panteon Kral tanrısı EL'in dirayeti Zeus'un dirayeti kadar olamamış ki, Romalılara esir etmiş Müjdeli İsrailoğullarını(EL'in oğullarını, İsraEL oğullarını)..

Şimdi Geç Sümer Kültüründe Enlil çıkar ortaya. Babası Enki'nin yarım bıraktığı işi tamamlar. Tiamatı öldürür. Öldürmeden önce Tanrılar Panteonundaki tahtı ister, eğer dünyanın yani yerlerin ve göklerin hakimiyeti Enlil'e verilir ise oda Tiamat'ı öldürecektir. Öylede olur. Ve canavar Tiamat'ın kanlarından insanlık varedilir! Yine Babil kültüründe bu Marduk'tur. Fenikeliler açısından, İbrahim ve İsrailoğulları açısından EL yerlerin ve göklerin tahtında oturan Enlil'den, İbrahim'in Tanrısından başkası değildir. Ve Tevrat MÖ 6. Yüzyılda dahi hiçbir şey yoktu, tanrının ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu derken, özünü yansıtır.

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #55  
Alt 18-02-2008, 14:10
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: İsa ve Muhammed


Sevgili spartacus ;

Öykünmeler kolay işlerdir.
Bir arkadaş eğer demişti birisi,"Bugün hava soğuk" derse bu "Öznel"dir.
Ama aynı kişi "Bugün hava -10 derece" derse işte bu nesneldir diye tarif etmişti.

Altın'a bakarız.
Bu altın 14-18-22-24 ayar der isek bu söylem "Öznel" oluyor sanırım.
Ama altın'ı "Mihenk taşı" denilen "Ölçüm"e soktuğumuzda çıkan sonucu,14-18-22-24 olarak söylediğimizde bu "Nesnel" olur sanırım.
Bizim Yahudi'lik,Hıristiyanlık veya Müslümanlığı reddetmemiz,kabul etmememiz, onların,içinde yaşadığımız dünyadaki "Nesnel" varlıklarına halel mi getiriyor ?
Yani kabul edilmediklerinde "Puff" diye kayıp mı oluyorlar ?

Demişin ki :
"Sevgili Psiko nasıl bu kadar kolay geçmişlere bakarak denkleştirmeyi yaptın anlayamadım ama yinede Tevrat'da müjdesi verilen Peygamber Ben'im! * *" * * spartacus

Bakalım bu kadar kolaymıymış bu işler *

Bu öykünmelerin içinde ilginç söylemler vardır.
Bu söylemleri tıpkı altın'ın ölçümünü yapan "Mihenk taşı" gibi görebilme şansımız var mıdır ?
Mesela.bu öykünmelerden Tevrat'ta :

Yas.18: 19 Adıma konuşan peygamberin ilettiği sözleri dinlemeyeni ben cezalandıracağım.
Yas.18: 20 Ancak, kendisine buyurmadığım bir sözü benim adıma söylemeye kalkışan ya da başka ilahlar adına konuşan peygamber öldürülecektir.
Yas.18: 21 "'Bir sözün RAB'den olup olmadığını nasıl bilebiliriz?diye düşünebilirsiniz.
Yas.18: 22 Eğer bir peygamber RAB'bin adına konuşur, ama konuştuğu söz yerine gelmez ya da gerçekleşmezse, o söz RAB'den değildir.Peygamber saygısızca konuşmuştur. Ondan korkmayın."

Mesela,Yine bu öykünmelerden İncil de

Elç.5: 25 O sırada yanlarına gelen biri, "Bakın, hapse attığınız adamlar tapınakta dikilmiş, halka öğretiyor" diye haber getirdi.
Elç.5: 26 Bunun üzerine komutanla görevliler gidip elçileri getirdiler. Halkın kendilerini taşlamasından korktukları için zor kullanmadılar.
Elç.5: 27-28 Elçileri getirip Yüksek Kurul'un önüne çıkardılar. Başkâhin onları sorguya çekti: "Bu adı kullanarak öğretmeyin diye size kesin buyruk vermiştik" dedi. "Ama siz öğretinizi Yeruşalim Kenti'nin her tarafına yaydınız. İlle de bizi bu adamın kanını dökmekten sorumlu göstermek istiyorsunuz."
Elç.5: 29 Petrus ve öbür elçiler şöyle karşılık verdiler: "İnsanlardan çok, Tanrı'nın sözünü dinlemek gerek.
Elç.5: 30 Atalarımızın Tanrısı, sizin çarmıha gererek öldürdüğünüz İsa'yı diriltti.
Elç.5: 31 İsrail'e, günahlarından tövbe etme ve bağışlanma fırsatını vermek için Tanrı O'nu Önder ve Kurtarıcı olarak kendi sağına yükseltti.
Elç.5: 32 Biz, Tanrı'nın kendi sözünü dinleyenlere verdiği Kutsal Ruh'la birlikte bu olayların tanıklarıyız."
Elç.5: 33 Kurul üyeleri bu sözleri işitince çok öfkelendiler ve elçileri yok etmek istediler.
Elç.5: 34-35 Ama bütün halkın saygısını kazanmış bir Kutsal Yasa öğretmeni olan Gamaliel adlı bir Ferisi*, Yüksek Kurul'da ayağa kalktı, elçilerin kısa bir süre için dışarı çıkartılmasını buyurarak kurul üyelerine şunları söyledi: "Ey İsrailliler, bu adamlara yapacağınızı iyi düşünün!
Elç.5: 36 Bir süre önce Tevdas da kendi kendisiyle ilgili büyük iddialarda bulunarak başkaldırdı. Dört yüz kadar kişi de ona katıldı. Ama adam öldürüldü, izleyicilerinin hepsi dağıtıldı, hareket yok oldu.
Elç.5: 37 Ondan sonra, sayım yapıldığı günlerde ortaya çıkan Celileli Yahuda, pek çok insanı ayartıp peşine taktı. Ama o da öldürüldü ve izleyicilerinin hepsi darmadağın oldu.
Elç.5: 38 Şimdi size şunu söyleyeyim: Bu adamlarla uğraşmayın, onları rahat bırakın! Çünkü bu girişim, bu hareket insan işiyse, yok olup gidecektir.
Elç.5: 39 Yok eğer Tanrı'nın işiyse, bu adamları yok edemezsiniz. Hatta kendinizi Tanrı'ya karşı savaşır durumda bulabilirsiniz." Kurul üyeleri Gamaliel'in bu öğüdünü kabul ettiler.
Elç.5: 40 Elçileri içeri çağırtıp kamçılattılar ve İsa'nın adından söz etmemelerini buyurduktan sonra salıverdiler.

Ve öykünmelerden bir diğeri olan,Kur'an da ise :

Hakka 43. (O), âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
Hakka 44. Eğer (Peygamber) bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı,
Hakka 45. Elbette onu kıskıvrak yakalardık.
Hakka 46. Sonra onun can damarını koparırdık (onu yaşatmazdık).
Hakka 47. Hiçbiriniz buna mâni de olamazdınız.

Görünen o ki,Musa,İsa ve Muhammed iyi sıyırmışlar.
Darısı başına *
Alıntı ile Cevapla
  #56  
Alt 18-02-2008, 14:18
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: İsa ve Muhammed

aspendos";p=&quot´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
halen hz muhammed ile hz isayı kıyaslama gereği duyuyorsunuz . ikiside peygamber . hz isa hz muhammedin geleceğine dair bilgi verir hz muhammed de geçmiş dönemdeki hz isa hakkında bilgi verir .


"hz isa hz muhammedin geleceğine dair bilgi verir hz muhammed de geçmiş dönemdeki hz isa hakkında bilgi verir"

Bu ne demek biliyormusunuz ? ah...... ah.
Bu şu demek.
İsa,gelecek olan Muhammed hakkında bilgi verdi.
Gelen Muhammed'de geçmiş dönemdeki İsa hakkında bilgi verdi.
Yani bu verilen bilgi geçerli, ve sağlamdır.(Üstelik korunmuştur da.)
Dolayısı ile son gelen bilgi doğru ve geçerlidir.
Bu bilgiler ile İncillerdeki bilgiler aynı olmayıncaaa,ah....ah çıların anlaması gereken şudur :
İncil'ler "Tahrif" edilmiştir.
Bizden iyi mi bileceksiniz.
Çünkü bilgi bizde.
Ne anlar sizin gibi ah.....ah arkadaşlar.

Bence bu arkadaşların bu şekilde davranması,konuşması son derece doğal.
Çünkü,Tıpkı Nihat Hatipoğlu gibi,Allah'ın kankisi bunlar *

Geçen gün seyrediyorum programı.Hasan ve Hüseyin ile ilgili öyle bir anlatımı vardı ki "Tevatür" den kaynaklı "Miş"li geçmiş zaman değil,bizzat orada olmaktan kaynaklı "Di"li geçmiş zaman kullanıyordu kelimelerinde * *

İçimden "Büyüksün be abii" dedim *
Alıntı ile Cevapla
  #57  
Alt 18-02-2008, 15:04
okinono
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: İsa ve Muhammed

Sevgili Psikokemoterapi;

Anlaşılan o ki;

Bir sözün tanrı söylemi olup olmadığını vaadin gerçekleşmesinden anlıyoruz.
Ayrıca vaat derken, sanırım kapsamı ve sözün kuşatıcılığı da önem arz ediyor. Yani öznel bir vaat değil; tüm dünyayı etkileyecek vaatler söz konusu bence.

Bir de vaat ile tahmin arasında nasıl bir fark vardır? Yani bir kişi tahmin edebilir; bu tahminin vaat olabilmesi için ne tür şart beya şartlar gerekir?

Hz.Bahaullah'ın vaatleri ile bu zamana kadar ki gerçekleşen olaylarını tarihsel bir kronoloji ile örneklemeniz mümkünmüdür?


Selamlar
Alıntı ile Cevapla
  #58  
Alt 18-02-2008, 16:20
vgm.1 vgm.1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 31 Oct 2000
Mesajlar: 834
Standart Re: İsa ve Muhammed

Oki dininden bir emin olsan kim tutar seni.

Selamlar.
Alıntı ile Cevapla
  #59  
Alt 18-02-2008, 18:29
okinono
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: İsa ve Muhammed

Sevgili Peker;

Göçmen kuşlar başka bir yere konmak için değil; canlı iklimlerde uçmak için yol alırlar.


Selamlar
Alıntı ile Cevapla
  #60  
Alt 18-02-2008, 19:49
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: İsa ve Muhammed


Sevgili okinono ;

Buradaki değerli arkadaşlarımızdan birisi ilginç ve doğru bir tespit yapmıştı.
"Nereden bakıyoruz."

Toplumsal şartlar olgunlaştığında,zeki,uyanık birisi aradan zırt diye çıkıp,ben Tanrı'nın elçisiyim ve bunlarda onun istek ve iradesinin bulunduğu hükümleri içeren kitabım diyor,Nasreddin hocanın göle maya çalması gibi bunlar,"Tesadüf"en tutuyorlar.

Sonra daha henüz Musa'nın ve İsa'nın yaşayıp yaşamadıkları bile belli değil.
"Şeyh uçmaz mürit uçurur" şeklindeki anlayışlar ve öykünmeler belki de Yahudi ve Hıristiyan toplumlarını oluşturdu,yani ne oldu ve nasıl oldu tam olarak bilemiyoruz.
Muhammed'in dahi yaşadığı,varlığı şaibeli görünmekte.

Ama benim penceremden bakıldığında ise "İnsan davranışları" konusunda ilginç benzerlikler var.
Mesela Musa,İsrailoğullarını kapmış firavundan,kutsal dağın eteğine gelmiş,dağa çıkarken topluma,yokluğunda,kardeşi "Harun"u izlemeleri talimatını vermiş diyorlar ama,halk onu beklerken "Samiri" ortaya çıkıp ortalığı karıştırmış.
Yahudilikte bilinen vaat firavunun elinden kurtulup "Vaat edilmiş topraklara" sahip olunmasıdır.
Tarihe göre bu olay oluşmuş.
Ama NostraHezeikel'in anlatımları ile,bu Yahudilerin "Dünyanın 4 bir tarafına dağıtılacakları" "Hüküm günü"nde ise "Vaat edilmiş topraklarda tekrar toplanacakları" vaat edilmiş.
M.S 70 yılındaki olay ile 1948 arasındaki,zaman dilimlerinde tarihe dikkatli bir göz ile bakılır ise bu vaat da gerçekleşmiş görünüyor.(Tabi bu işi siyonistler,İngilizler,Amerikalılar da tezgahlamış olabilirler * )

Bugün national gegraphic de yazar Dan Brown la beraber ünlü bir çok bilim adamı Magdalalı Meryem'i konu alan bir program yapmışlardı.
İlginçti.
İsa'nın birinci havarisi diye anılıyormuş.
Hristiyanlığın ilk 150-200.yılına kadar Magdalalı Meryem nezdinde "Kadın"a önem veren Hıristiyan toplumu daha sonraları inanılmaz bir "Return" yaparak,ona "Fahişe"lik yüklerken,kadınlarıda değil 2.sınıf 5.sınıf bir konuma sokuyorlar.
Yani sanki orada da Magdalalı Meryem'in izlenmesinin önü kesilmiş.
Dan Brown'ın bir sözü çok dikkatimi çekti.
İnancın karşılaştığı en büyük güçlük "İlgisiz"lik dedi.

İslamiyette ise bir Gadir ve sakaleyn hadisleri vardır ki evlere şenlik.
Gadir hadisinde en başta Ömer olmak üzere,Ebubekir,Osman,Talha ve Zübeyr gibi ashablar olmak üzere Gadir-i Hum'da bulunan tüm sahabeler Ali'ye,Muhammed'in nezaretinde biat etmişler.(Bir çok Sünni din aliminin muteber kitaplarında kayıtlıdır bu hadis.)
Sakaleyn ise bırakılan "Emanet"in Kur'an ve Ehlibeyt olduğunu anlatan hadistir.
Ama sonradan neden,anamın adı "Döndü" konumuna gelmişler iyi incelemek lazım.
Ben burada tıkanıyorum Kanki'lerden aspendos'a sormak lazım *:P

İşte tam buralarda ise son gelen kitaptaki bir ayet olan tevbe 32,hepsinin adına,ortak olarak Tevbe 32 in de ana fikri olan "Tanrı Nur'unu tamamlamayı diler" vaadi ortaya çıkıyor gibi.

Bahaullah'a gelince
Yaşamını iyi incelemek gerektiği kanaatindeyim.
Bir eli yağda bir eli balda bir vezir oğlu iken "Arı kovanı"na neden çöp dürtüp,40 yıl boyunca,İran şahı ve Osmanlı padişahlarının elinde,sürgün ve hapis olarak yaşamıştır.

Hz. Bahaullah'ın yaşamının son yıllarında yazdığı bazı eserleri, ilk deneyimlerini ve Siyah Çal'daki koşulların kısa bir tasvirini de içermektedir:

"Eşi ve benzeri görülmedik kötülükte bir yerde dört ay boyunca hapsedildik... Zindan koyu bir karanlığa bürünmüştü ve hapis arkadaşlarımızın sayısı yaklaşık yüzelliydi: İçlerinde hırsızlar, katiller ve yol kesiciler vardı. Bu kalabalığa rağmen, Bizim girdiğimiz koridordan başka bir hava deliği yoktu. Orayı hiçbir kalem anlatamaz, iğrenç kokusunu hiçbir dil tarif edemez. Bu adamların çoğunun giyecekleri veya yatakları yoktu. O pis kokulu ve kasvetli yerde çektiklerimizi ancak Allah bilir!
Gardiyanlar her gün çukurun üç dik basamağından aşağı inerek bir ya da daha fazla sayıda mahkumu alıyor ve öldürmek üzere dışarıya sürüklüyorlardı. Batılı gözlemciler Tahran caddelerinde topların ağzına yerleştirilen, balta ve hançerlerle parçalara ayrılan ve vücutlarındaki açık yaralara sokulan mumlarla ölüme götürülen Babi kurbanların görüntüleriyle dehşete düşmüşlerdi. Hz. Bahaullah işte bu koşullar altında ve Kendi ölümünün yakınlığının olasılığı ile karşı karşıya bulunduğu bir sırada, kutsal görevinin ilk haberini aldı:
Bir gece rüyada şu yüce kelimeler her yönden duyuldu: "Gerçekten de Seni, Seninle ve Kaleminle muzaffer kılacağız. Başına gelenlere üzülme ve korkma, çünkü Sen güvenliktesin. Allah çok geçmeden dünyanın hazinelerini, yani Seninle ve Allah'ın, O'nu tanıyanların kalbini canlandırdığı İsmin vasıtasıyla Sana yardım edecek olan insanları ortaya çıkartacaktır."

Buda,Musa, İsa ve Muhammed'in yaşamlarının günümüze ulaşan kayıtlarında sadece ikinci elden değinilen İlahi Vahiy deneyimi, Bahaullah'ın Kendi sözleriyle canlı bir biçimde şöyle anlatılmaktadır:
Tahran ilinin zindanında kaldığımız günlerde, zincirlerin rahatsız edici ağırlığı ve kötü kokulu hava yüzünden çok az uyuyabildim. Buna rağmen, o nadir uyku anlarında başımın üstünden göğsüme doğru, sanki yüce bir dağın tepesinden dünyaya büyük bir sel akarmışçasına bir şey döküldüğünü hissederdim. Bunun etkisiyle vücudumun her yanı ateşler içinde kalırdı. Böyle anlarda dilim, duymaya hiçbir kimsenin dayanamayacağı şeyler söylerdi.

Bahaullah tarafından yazılan "Reis levhi" "Ali ve Fuat paşa levhi" "Napolyon"a,"Rus çarı"na,"İngiliz kraliçesi"ne,"Alman Kayzer"ine ve "Papa IX.Pius"a yazılan levihler incelendiğinde,tarih denilen "Mihenk taşı"na vurulduğunda,daha yakın bir tarih'i kapsadığından "Tahmin" ile "Vaat"ın arasındaki fark görülebilecektir.

Bunun,"Kayıtlı" bir örneği de şudur :
Bahaullah, Kendisiyle tanışan birkaç Batılı'dan biri olan ve böyle bir deneyimin tek yazılı kaydını bırakan bir ziyaretçiyi vefatından iki yıl önce Behci'de kabul etti.
Bu ziyaretçi başlangıçta Hz. Bab ve kahraman müminlerinin dramatik tarihine ilgisi çekilen ve Cambridge Üniversitesi'nde yükselmekte olan genç Orta Doğu eleştirmeni Edward Granville Browne idi.
Bahaullah ile tanışması hakkında şöyle yazıyordu:
Bana açık bir bilgi verilmediği için nereye gittiğim ve kimi göreceğim konusunda biraz şüphem olmasına rağmen, bir veya iki saniye geçmeden hayranlık ve şaşkınlık çarpıntısıyla odanın boş olmadığının bilincine vardım.
Divanın duvarla birleştiği köşede harikulade ve saygın bir şahsiyet oturuyordu...
Baktığım kimsenin yüzünü hiçbir zaman unutamam.
Ancak, onu tarif de edemem.
O delip geçen gözler insanın ruhunu okuyor gibiydi; o geniş alında kudret ve otorite vardı... Kralların kıskanacağı ve imparatorların boşuna hasretini çekeceği bir bağlılık ve sevginin hedefi olan kimsenin önünde eğildiğimde, kimin huzurunda dikildiğimi sormaya gerek yoktu!
Yumuşak ve ağırbaşlı bir ses oturmamı istedi ve devam etti: "Tanrıya şükür, geldiniz!..
Bir mahkum ve sürgünü görmeye geldiniz...
Sadece dünyanın iyiliğini ve ulusların mutluluğunu arzu ediyoruz; ancak, bizim kavga ve fesat yarattığımıza, esaret ve sürgünlüğü hakettiğimize inanıyorlar...
Tüm uluslar inançta birleşmeli ve tüm insanlar kardeş olmalı; insanlar arasındaki sevgi ve birlik bağları güçlenmeli; dinler arasındaki ayrılıklar bitmeli ve ırk farklılıkları kaldırılmalı.
Bunda ne kötülük vardır?..
Ancak, böyle olacaktır; bu yararsız çekişmeler, bu harap edeci savaşlar bitecek ve 'En Büyük Barış'gelecektir..."


Bu arada sevgili peker'in gözleri ile gördüğü o "Altın kubbeli" yer,40 yıl hapis ve sürgün yaşayıp,öldüğü,Osmanlı padişahına "Baha güneşi battı" şeklinde telgraf edilen,Osmanlı'nın elinde 40 yıl boyunca bir sürgün ve mahkum olan,Bahaullah'ın çadırını tam o noktaya kurup,oğlu Abdülbaha'ya planlarını da bırakarak vasiyet ettiği yerde "Yükselmek"tedir.

Bu da orasının yani "Kermil"in Bahaullah'ın ağzından çıkışının ifadesidir :
Yüce olsun bu Gün! Bu Gün, Rahman’ın güzel kokulu merhamet yellerinin imkân âlemine estiği gündür. Bu Gün, şanına geçmiş asır ve devirlerin erişemeyeceği kadar kutlu bir gündür. Bu Gün, Kıdem (Varlığına başlangıç bulunmayan; Allah) Cemali’nin Kendi mukaddes makamına yöneldiği gündür. Kıdem Cemali’nin Kendi mukaddes makamına yönelmesi üzerine bütün yaratıklar ve onların ötesinde Yüceler Zümresi yüksek sesle seslendiler; “Koş, ey Kermil, koş! İşte İsimler Âleminin Sultanı ve göklerin Yaratıcısı olan Rabbin Cemali senin üzerinde yükseldi.”

Bunu işiten Kermil Dağı sevincinden coşkuyla kendinden geçerek haykırdı; “Ey gözlerini bana çevirip, adımlarını bana yöneltmek lütfünde bulunan! Canım Sana kurban! Ey ebedi hayat kaynağı! Ayrılığın beni bitiriyor, huzurundan uzak kalışım ruhumu yakıp kavuruyordu. *Hamdolsun Sana ki, Çağrına kulak vermemi sağladın, ayak izlerinle beni onurlandırdın, Kendi Gününün hayat verici güzel kokusu ve Kendi Kaleminin tiz sesiyle ruhumu canlandırdın. Senin Kaleminin sesi insanlar arasında İsrafil’in borusudur. Senin karşı konulmaz Emrinin zuhur saati çalınca, Ruhundan Kendi Kalemine bir nefes üfledin ve işte o anda bütün yaratık dünyası temellerine kadar sarsıldı, bütün yaratıkların Sahibi olan Kimse’nin hazinelerinde gizli sırlar açığa çıktı.”

Kermil’in bu haykırışı Yüce Makamımıza erişince cevap verdik; “Ey Kermil! Şükürler sun Rabbe! Ayrılık ateşiyle yanıp kavrulduğun bir sırada huzurumun denizi senin karşında dalgalandı, seni ve bütün yaratıkları, görünür ve görünmez her şeyi sevinçle doldurdu. Sevin, şad ol. Tanrı bu Gün Kendi tahtını senin üzerine kurdu, seni Kendi ayetlerinin doğuş yeri ve kesin kanıtlarının kaynağı yaptı. Ne mutlu senin çevreni dönenlere! Ne mutlu senin şanlı adını yayanlara! Ne mutlu Rabbin Allah’ın sana gösterdiği lütuf ve keremi birbirlerine anlatanlara! Şu halde, celal (büyüklük, ululuk) sahibi Rahman’ın ismiyle ölümsüzlük kadehini alıp iç ve sana olan merhametinin bir işareti olarak kederini sevince döndüren Rabbine şükürler sun. O Kendi tahtının kurulduğu noktayı, Ayaklarının bastığı bu yeri, Huzuruyla onurlanan bu noktayı, Nidasının yükseldiği bu mahalli, gözyaşları döktüğü bu yeri gerçekten sever


Peker'e sormak lazım.
O "Altın kubbe"nin bulunduğu tepede 1843 ve 1844 Mart-Nisan'ın da büyükçe bir Hıristiyan kitlenin gelip oraya çadırlarını kurarak,İsa'nın tam orada gökten ineceğini beklediklerini de biliyor musun ?

O gördüğün yerden Hayfa limanına doğru giden cadde üzerinde karşılıklı yapılmış birbirine benzeyen evler var.
Onlar Alman Templer tarikatının yaptırdığı evler.
Peki Alman Templer tarikatı bu evleri ne için yaptırtmış biliyor musun ?

Şimdi oki diyor ki içinden "Lem biz vaati" sorduk o saati anlatıyor *
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:26 .