Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Felsefe > Felsefik Tartışmalar

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #11  
Alt 07-07-2007, 22:51
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Tanrı'nın Evrimi

İlkel bir dinin belirtileri şöyle sıralanabilir :

* * *1- Dini törenleri yapmak için özel bir sınıf ayrılmamıştır; diger bir deyişle rahipler yoktur. *Törenler duruma göre herhangi bir kimse tarafından yapılabilir.

* * * 2-Dini törenlerin yapılabilecegi her hangi bir yer ayrılmamıştır, diger bir deyişle tapınaklar yoktur. Törenler duruma göre herhangi bir yerde yapılabilir.

* * *3- Tanrılar degil ruhlar bilinir.

* * * * *a)Ruhlar tanrılardan farklı olarak işlevlerinde doganın belirli bölümleriyle sınırlandırılmıştır. Adları geneldir, özel degil. Sıfatları geneldir, bireysel degil. Diger bir deyişle her sınıftan sonsuz sayıda ruh vardır ve bir sınıfın bireyleri hep birbirine benzer, kesin belirlenmiş kişlikleri yoktur, kökenlerine , yaşamlarına , sürüvenlerine ve karakterlerine deggin herkesin kabul ettigi söylenceler yoktur.

* * * * * b)Öte yandan tanrılar, ruhlardan farklı olarak işlevlerinde doganın belirli bölümleriyle son derece sınırlıdır. Tümünün kendi özel ülkeleri olarak, üzerinde egemenlik sürdürdükleri tek tek ayrı bölümleri vardır; fakat katı bir biçimde onunla sınırlı degillerdir; iyilik ya da kötülük güçlerini yaşamın bir çok alanlarında gösterebilirler. Aynı zamanda Ceres, Prosperina, Bacchus gibi bireysel özel adlar taşırlar ve bireysel karakter ve tarihleri geçerli *söylenceler ve sanat temsilleriyle saptanmıştır.

* * * *4-Ayinler yatıştırıcı olmaktan çok büyüseldir. Diger bir deyişle, istenen amaçlara , kurban, dua ve övgü yoluyla kutsal varlıkların lutfunu kazanarak degil, doganın gidişini ayinle, ayinden elde edilmesi amaçlanan etki arasındaki fiziksel yakınlık ya da benzerlik yoluyla dogrudan etkiledigine inanılan törenlerle ulaşılır.

* * Atalarımızın ilk üretim biçimi toplayıcılık ve avcılık biçiminde şekillenmiş. Avcılık ve toplayıcılık şeklinde gelişen üretim ilişkisi zorunlu olarak ortaklaşmacılıgı getiriyor. Avlanmak kolektif bir faaliyet olarak ortaya çıkıyor ve avcılar bu *faaliyetin sonucunda elde ettiklerini ortaklaşa olarak paylaşıyorlar. Avcılık eylemi doganın acımasızlıgı karşısında degişik avcı grupları arasında paylaşımı da birlikte getiriyor. Birbirlerinden uzak yerlerde de olsa yarın aynı şeyin kendi başına da gelebilecegini düşünen avcı , zorda kalan herhangi bir avcı ya da avcı grubuna elinden gelen tüm destegi veriyor. Bu bazı Eskimo kabilelerinde oldugu gibi evinden uzak kalan bir avcı ile kadının paylaşma noktasına kadar gidebiliyor.

* * Tüm eyleminde doga ile baş başa olan ve dogadan alıp paylaşan avcı toplumları için doga tek güç. Doganın sonsuzdan gelip sonsuza devam eden ve süreklilik taşıyan üstün bir güç olarak *tasavvur edilmesi mana inancını ortaya koyuyor. Bu her varlıkta olan gizli güçtür ve nesiller boyu devam eder ve asla yok olmaz. Bunun dogal uzantısı atalar kültüdür. Bir ortak atadan varolageldigine inanç ve ölümden sonra bu atasal ruhun toruna geçebilecegi inancı. Çogu zaman bu ruh dogada en erişilmez görülen bir hayvanla ya da imkansız görülen sürekli görülen bir doga nesnesi ile bütünleşir. İlkeller bir kaplanın gücünü, ya da bir tilkinin zekasını, bir kartalın özgürlügünü kendilerine örnek alarak kendilerini onunla özdeşleştirirler. Bu hayvan artık kabilenin kutsalı ve tabusu olmuştur, totemi olmuştur. Totemin tanrıdan farkı tüm kabileyi temsil etmesi ve koruyuculuk halinde herhangi bir yaptırımının olmamasıdır. O kabilenin ortak ruhudur. Ancak henüz asla bir tanrı degildir.

* * *Bu inanış biçimi zorunlu olarak mülkiyetsiz bir toplum biçimini ve ortaklaşa bir paylaşımı zorunlu kılar. Daha dogrusu mülkiyetsiz bir toplum biçimi böyle bir inanışı şekillendirir. Bu ortaklaşmacılık yenilmesi yasak olan şeylerle tabu olarak korunur. Aslında tabu olan yalnız yemeyeceksin anlamına gelir, yalnız yemek yasaktır. Totem olan hayvan senenin belirli günlerinde ortaklaşa olarak ve toplu olarak yenilerek aynı zamanda bir törenle , şenlikle ve kutsallıkla pekiştirilir. Ancak süreç içerisinde kabilelerin yaşlılarına bazı istisnalar tanındıgını görüyoruz. Avcılık ekonomisinde bu ayrıcalıklar yenilmesi yasak olan şeyler konusunda bagışıklık tanınması ve avdan pay ayrılması şekline bürünmüştü.Çagların gelişimi içerisinde bu yaşlılar büyücülere, şeflere, rahip ve rahibelere , kral ve kraliçelere dönüştükçe , toplumda yükselen konumları da durmadan geleneksel biçimlere uygun kılındı. Bu konumlarının ideolojik olarak haklı bir zemine oturması ve toplum içerinde kesin kabul görmesi gerekiyordu..

* * *Şimdi toplum içerisinde üretmeden, üretim faaliyetine katılmadan pay alabilen bir azınlık oluşmaya başlamıştır. Bu azınlık şefler ve rahipler olarak toplumdan farklılaştıkça bu farklılıgı destekleyecek temeller yaratmak zorundadır. İlk başta kabile şefinin yaptıgı sadece paylaştırmak ve yeniden paylaştırmaktı. Ciddi bir av fazlası kabile şefinin diger bir kabileyi şölene davet etmek için yeterli bir nedendi. Bu aynı zamanda kabileler arasındaki farklılıgın ve aynı zamanda degişimin de temelini atıyordu. Şölen verilen kabile bir dahaki iyi ava kadar bu şölenin karşılıgını verip onurunu tazelemesi gerekiyordu.. Bu da hem ticaretin temelini oluşturan hem de kabileler arasındaki ayrımın nüvelerini taşıyan bir olguydu.

* * *Şimdiye kadar anlattıklarımda henüz toprak sahipligi kavramı gelişmemiştir. Tarım yapılsa bile ilkel ve bahçe tarımı şeklindedir ve henüz bireysel mülkiyet olmadıgı gibi üretim araçlarının bireysel mülkiyeti de bilinmez.

* * * Avrupalıların toprak sahipligi kavramını bütün Kızılderililer çok acayip buldugundan onlara göre bu kavram sözcügün tam anlamıyla anlaşılmazdı. Toprak işte orada diyorlardı, önemli olan da buydu. Her kabile ya da köy kendi mısır tarlalarının ve avlanma bölgelerinin sınırlarını biliyordu. Ama Kızılderililer sınırları, kendi kullandıkları alanları, komşularının gereksinimi olan yerlerden ayırtederek biliyorlardı. Kızılderili toplulukları arasındaki sınırlar, birbirlerinden kıskanarak etrafına çitler çekilmiş özel topraklar degildi.

* * * Morgan şöyle yazar “ Moqui’lerde oldugu gibi birçok soylarda bugün de soylarının ilk kurucularının hayvanlardan ya da cansızlardan dönüştürülmüş insanlar olduguna dair geleneksel inançlar devam etmektedir. İnsana dönüştürülüp kendi atalarını oluşturan bu hayvan ya da canlılar ise soyların simgesi sayılmaktadır. Ojibwaların leylek soyunda bugün de yaşayan bir efsaneye göre Körfez’den Büyük Göllere kadar ki geniş toprakları uçup aşmış bir çift leylek yiyecegin bol oldugu bir yer aramak için Missisipi düzlüklerinden de geçerek Atlantik’e varmış ve Superior Gölü’nün denize döküldügü yerde Rapidleri begenmiştir. O zamandan beri buranın balıgı bolmuş. Nehrin kenarına konduklarında Büyük Ruh, bu iki leylegin kanatlarını almış ve birisini kadın, birini de erkek haline getirmiş. Bunlar Ojibwa’ların leylek soyunun kurucuları olmuş. Diger birçok kabilelerde de kabilenin adını aldıgı hayvana dokunmama, etini yememe adeti vardır. *( Eski Toplum cilt 1 sf 327 )

* * *Şimdiye kadar örneklemeye çalıştıgım tüm toplumların ortak noktası avcı ve toplayıcı toplumlar olmalarıdır. Bahçe tarımı bazılarında yeni yeni gelişmeye başlamıştır ve özel mülkiyeti tanımazlar. Toprak ekimi varsa da toprak mülkiyeti kolektiftir ve Tanrı düşüncesine henüz yabancıdırlar. Herkesde ve her şeyde ortak olan yaptırım istemeyen bir Ruh kavramı vardır ve totem inancı hakimdir.


* * * saygılarımla


devam edecek
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 10-07-2007, 13:03
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Tanrı'nın Evrimi

Herkesde ve her şeyde ortak olan yaptırım istemeyen bir Ruh kavramı vardır ve totem inancı hakimdir.

Peki bu ruh kavramının kökeni nedir?
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 10-07-2007, 15:20
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Tanrı'nın Evrimi

Üreme,saldırganlık vs vs içgüdülerinin(id) insanın yaratıcılığı üzerine etkilerinden insanı soyutlayarak,onu sadece işçi gibi ,"Asimo" gibi düşünüp,yarattıklarını salt ekonmik zeminde belirlemeye çalışmak bence ideolojik önyargıdan başka birşey değildir.

İnsanı toplumsal yaşama iten gücü ve doğadan getirdiği iç dinamikleri düşünmeden,insanın yarattıklarını,zorunlu olarak sonradan geliştirdiği üretim ilişkilriyle sınırlandırarak düşünmemek gerekir.Eğer insanda inanış üretim ilişkileriyle başlasaydı;doğada olmayana (doğaüstü) inanışını ,üretim ilişkilerinin doğuşundan önce göremezdik.(Bkz İrokualar).Üretim ilişkileri,insanın ürettiği tanrı figürünü doğuran biricik olgu değil,birçok olgudan sadece birisidir.
Tanrı figürü,insanın üretim ilişkilerinin dışında,kendisinde var olan içgüdülerininde bir sonucudur.(Saldırganlık,üreme vs vs)

Şu ana kadar bahsedilen şeyin tanrı figürü olduğunu hatırlatmak isterim. Tanrının kendisi değil.
İnsan bazı şeyleri tanrılaştırarak tapınabilir.Bu durumun varlığı tanrının insan ürünü olduğunun kanıtı değil,insanın tanrılaştırma özelliğinin varolduğunun bir kanıtıdır.

Kendi varsayımım şu,

İnsanda üreme,saldırganlık vs vs şeklinde varolan içgüdüler gibi,onu tapınmaya ,yaratıcıya inanmaya,şeyleri tanrılaştırma özelliğine götüren bir içgüdünün var olabileceğine inanıyorum.

Herşey nasıl birbiriyle ilişki halinde ve birbirlerini sürekli etkileyerek oluşuyorsa,üretim ilişkileri ve diğer içgüdülerin zorunlu ürettiği yaşam mekanizmaları da birbirleriyle ilişki içerisindedir.İnsandaki tanrı figürü ise,bu ilişkilerin ortak özelliklerini taşıyan bir olgudur sadece.Tanrının kendisi değil.

Oysa ki asıl sorulan ve merak edilen şey,benim içgüdü diye adlandırdığım,insanı inanışa götüren olgunun nerden geldiğidir.(Üreme içgüdüsünün nerden geldiğini sormak gibi)

saygılar.
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 14-07-2007, 06:48
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Tanrı'nın Evrimi

Sayın Amigdala

* *üreme ve beslenme canlılıgın iki temel fonksiyonu. Organik yaşamı, inorganik yaşamdan ayırt eden temel etkenler. İnsanlıgın modern anlamda geçmişi ise 196.000 sene, bunun takriben 10.000 senesinde tarımın izlerini görüyoruz, ondan evvelki biçimler avcılık ve toplayıcılık ile geçmiş. Ve oldukça duragan bir zaman geçirmiş atalarımız. Gerek ekonomik olarak, gerekse kültürel olarak. Atalarımızı tarıma yönlendiren bir gereksinim, yiyecek gereksinimi. Av alanlarının kısıtlı olması yaygın üretimi bulmaya itmiş insanoglunu. Avcılık ve toplayıcılık ile ilgili kültürel yapılanmayı izah edebildigimi zannediyorum, o halde sorulması gereken soru şudur; bu kültürel biçim ve inanç biçimleri neden bu kadar sene duragan kalmış. Neden insanoglu yeni dinsel biçimlere ilk defa tarımsal üretimle birlikte geçmiş. Neden tarımsal üretimde yer almayan 18-19 yy ilkel kabile toplumlarında da gene tanrının izine rastlayamıyoruz ve animizmi, totemizmi buluyoruz.

* * *İşte aramızdaki fark burada ortaya çıkıyor. Siz önsel olarak bir yaratıcı fikrini kabul ederek düşünce biçiminizi buna uygun formüle etmeye çalışıyorsunuz. Sizin için bundan sonraki tüm amaç herşeyi bu düşünceye uygun olarak formüle etmek ve bu düşünce sistemine kanıt olarak bulabileceginiz her olguyu degerlendirebilmek. Ben ise sadece eski metinleri okuyup yerli yerine koymaya ugraşıyorum. Şimdi verecegimiz metni birlikte okuyalım bakalım tüm önyargılardan uzaklaşırsak bize neler anlatacaklar :

* * * *Jainizmin yratılış mitini okuyorum ve sizin de degerlendirmenize sunuyorum, bakalım bu mitten ne sonuçlar çıkarabilecegiz :

* * * *Jainlerin kozmos imgesine göre zaman düzeni altı alçalan bir o kadar da yükselen tekerlek parmagından oluşmaktadır. İlk alçalma dönemi Çok güzel-çok güzel çag olarak adlandırılıyor. Bu çagın başlarında insanlar ikiz doguyorlar ve daima bir kız, bir erkek ve karıkoca olup sayısız yıl süresi yaşıyorlar. On istek agacı bütün isteklerine cevap veriyordu. Biri çok güzel meyveler veriyor, öteki kap kacak oluşturan yapraklarla dolu, üçüncüsü sürekli tatlı bir müzik yayıyor. Dördüncü gece parlak bir ışıkla aydınlanırken beşinci bir çok küçük lambayla dolu. Altıncının çiçekleri çok güzel ve müthiş bir koku veriyorlar. Yedinci çok güzel ve ilginç tatları olan yiyecekler veriyor. Sekizinci mücevherler üretiyor. Dokuzuncu çok katlı bir saray, onuncunun kabukları elbise oluyor.Yeryüzü o zaman şeker gibi tatlı, suları şarap gibi lezzetli. O zamanlar bir çiftin çocukları oldugunda hep ikiz oluyor, büyükleri daha din nedir duymadan dogrudan dogruya tanrıların ülkesine göçüyorlar.

* * * * Peşinden çok güzel olarak bilinen çag başladı. Adından da anlaşılacagı gibi bir öncekinin yarısı kadar güzellikteydi. İstek agaçları , yer sular öncekinin yarısı kadar nimetlerle doluydular. İkizler gene tanrıların ülkesine göçüyorlar ama yarı zamanda.

* * * * *Hüzünlü çok güzel çag bir öncekinin yarısı özelliklere sahip. İstek agaçlarının ürünleri o kadar azalmıştı ki insanlar onlarn kendi mülkleri oldugunu ileri sürmeye başlamışlardı. Hükümet gereksinimi dogmuştu. Dolayısıyla yasa koyucu atandı; adı Vimalavahana' ydı. Bu soy zincirinin Nabhi, aynı zamanda kurtarıcı Rişabhanatha' nın babasıydı. Çünkü artık yalnız hükümete degil çoktan acılara bogulmuş dünya için kurtuluş kılavuzuna da gereksinim dogmuştu.

* * * * * Bu satırlar Joseph Campbell' in Dogu Mitolojisi adlı eserinden alınma. Çaglar ve anlatımları devam eder gider fakat bizi ilgilendiren kısmının üzerinde ben yorum yapmaya gerek duymuyorum. Degerlendirme sizin ve okuyanların olsun. Aslında aynı olayın farklı bir betimlemesini Prometheus' un kurban şöleninde tanrıları kazıklamasında da buluruz.

* * * * *Şimdi ben bir konuyu araştırmaya çalışıyorum ve hiç bir şeye de inanmıyorum, inanmak zorunda da degilim. Yalnızca önüme çıkan olguları degerlendirip yorumlamaya çalışıyorum. Bir tanesi bu metinken, tezimi destekleyecek diger metinleri de önceki iletilerimde verdim ve bundan sonra devamında da yer verecegim. Hiç bir önsel inanca baglı olmadan ve nesnellikten ayrılmadan bu metinleri ne şekilde degerlendirmemiz gerekiyor acaba.

* * * * *Ruh, animizm ve totemizme daha sonra devam edecegimden bu konuları şimdilik yanıtsız bırakıyorum.

* * * * *saygılarımla
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 24-07-2007, 18:36
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Tanrı'nın Evrimi

Sayın dilaver
Bu arada nick imi değiştirdim.Ben Amigdalayım.

Aşağıdaki diyaloğumuza bir göz atalım.Bu diyaloğu kendim hazırladım.Yanlışları düzeltelim birlikte.

sayın dilaver diyor ki

Tanrı kavramı insanın üretim ilişkileri ile başlamıştır.
Ben diyorum ki

İnsanda kollektif üretim ilişkilerinden çok çok önce (insan düşünebilmeye başladığı zamandan beri) inanışlar vardı.Bu inanışların köküne iniyorum şimdi dikkat edin sayın dilaver.
İnsandaki içgüdüler onu doğaüstü inanışlara zorunlu olarak iter.Bu bir ilahi yasadır diyorum.Çünkü bu zorunludur.İnsan mutlak şekilde (düşünmeye ve yorumlamaya başladıktan sonraki insan) birşeylere inanma eğilimindedir.Bu sürekli vardır.İşte bu eğilim üretim ilişkilerinin çok gerisindedir.Örnek olarak İrokular gensini verdik.Üretim ilişkileri olmadan önce de bu insanlarda inanış eğilimi vardı.Üretim ilişkileriyle başlayan şey somutlaşan tanrı figürüdür sadece.İnsanlardaki bu eğilimi bilen rantçılar ve sömürgeciler bu eğilimi kullanarak otoriter bir dev insan figürüne tanrı demiş olabilirler.Buraya dikkat.Bu üretilen tanrı figürü gerçek yaratıcı değildir.Herhangi bir kralın kendisine ben tanrıyım demesi tanrının olmadığını değil,o kralın tanrı olmadığını gösterir ve en önemlisi neden insanları korkutmak için kendisine tanrı dediğini yani doğaüstü bir gücü durduk yere kendine neden yakıştırdığını düşünmemizi sağlar.Bu sorunun yanıtı kolaydır.Üretim ilişkilerindeki sınıf kavgasında insanların inanma eğilimleri kullanılmıştır.


Sayın dilaver diyor ki

İşte tanrı fikrinin üretim ilişkileriyle başladığını siz de kabul ediyorsunuz
.

Ben diyorum ki

Üretim ilişkileriyle başlayan tanrı fikri değil,birçok tanrı figüründen sadece birisidir.
Bu figürde tanrı değildir.Tanrı diye insanları korkutmaya çalıştıkları gulyabaniden başka birşey değildir o.İnanma eğilimi insanlara yaratıcı tarafından verilmiştir.Bu eğilim yaratıcının varlığını bulmak için bizlerde bir ön fikir oluşturur.Yoktan varolma diye bir şey doğada olmamasına rağmen insanın yoktan var eden bir varlığı tasavvur etmesi şaşırtıcıdır.Herşeyin bir gün başka bir şeye dönüştüğünü gören insanoğlunun kafasında sonsuz kavramı vardır.Sonsuz hayat,sonsuz evren,vs vs. Ben hiçbir mistik güce inanmam diyen insanlarda bile bir şeylere boyun eğme ve tapma görürüz.Doğaya tapma,ideolojilere tapma,kendine tapma,sevdiği insana tapma, bilime tapma vs vs.. Bunların hepsinin kökünde ortak inanma eğilimi vardır.

Yani sayın dilaver,
Üretim ilişkilerinden önce doğaüstü inanışların var olması bana göre sizin tezinizi kırar.Sizin iddianız, insandaki inanma eğiliminin kullanılarak oluşturulduğu otoriter korkutucu dev insan,gulyabaninin nasıl başladığı ve insandaki yaratıcıya inanma eğiliminin üretim ilişkileriyle nasıl somutlaştırıldığını göstermekten başka bir şey değildir.Yaratıcının varlığının en belirgin izi insanın kendi içindedir.Allah ın bizlere verdiği kendisine inanma eğilimi.Bu hep vardı.Değişen ve evrimleşen sadece insan aklıyla birlikte tanrı figürlerinden başka birşey değildir.İnsan tanrıyı somutlaştırdıkça tanrı figürüde evrimleşmiştir.

saygılar
Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 24-07-2007, 19:25
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Tanrı'nın Evrimi

Üretim ilişkileriyle başlayan şey somutlaşan tanrı figürüdür sadece.İnsanlardaki bu eğilimi bilen rantçılar ve sömürgeciler bu eğilimi kullanarak otoriter bir dev insan figürüne tanrı demiş olabilirler

Üretim ilişkilerindeki sınıf kavgasında insanların inanma eğilimleri kullanılmıştır.


* * * sayın ChildInTime

* * * ben şimdiye kadar yazdıklarımda farklı bir şey iddia etmedim zaten. Bunları kabul ettiginize göre neden tartıştıgımız ve neye karşı çıktıgınızı anlamış degilim.

* * * *son paragrafta yazdıklarınız üzerine ise daha bir şey söylemiş degilim. Elbette tanrı fikrinden önce de inanç biçimleri vardı, ancak bunlar tanrı degildi. Ruhlar, animizm bunlar tanrı fikrinden evvel oluşan inanç biçimleri. Kendimde güç bulup da kaldıgım yerden günün birinde devam edebilirsem şayet ruh kavramında yaratıcı tanrı inancı olup olmadıgını, soyut bir cezalandırıcı güç olup olmadıgını ilkellerin hayatını baz alıp incelemek ve tartışmak imkanımız olacak gibi görülüyor.

* * * * Bu arada ileride de olsa konuyla baglantısı olacak bir soruma şimdiden cevap vermenizi isterim. Siz insanın ayrı bir biçimde yaratıldıgını mı kabul ediyorsunuz yoksa bizim gibi şempanze ve diger maymunlarla birlikte ortak bir atadan evrildigini öngörüyor musunuz.

* * * * saygılarımla
Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 25-07-2007, 11:43
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Tanrı'nın Evrimi

dilaver";p=&quot´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Üretim ilişkileriyle başlayan şey somutlaşan tanrı figürüdür sadece.İnsanlardaki bu eğilimi bilen rantçılar ve sömürgeciler bu eğilimi kullanarak otoriter bir dev insan figürüne tanrı demiş olabilirler

Üretim ilişkilerindeki sınıf kavgasında insanların inanma eğilimleri kullanılmıştır.


* * * sayın ChildInTime

* * * ben şimdiye kadar yazdıklarımda farklı bir şey iddia etmedim zaten. Bunları kabul ettiginize göre neden tartıştıgımız ve neye karşı çıktıgınızı anlamış degilim.

* * * *son paragrafta yazdıklarınız üzerine ise daha bir şey söylemiş degilim. Elbette tanrı fikrinden önce de inanç biçimleri vardı, ancak bunlar tanrı degildi. Ruhlar, animizm bunlar tanrı fikrinden evvel oluşan inanç biçimleri. Kendimde güç bulup da kaldıgım yerden günün birinde devam edebilirsem şayet ruh kavramında yaratıcı tanrı inancı olup olmadıgını, soyut bir cezalandırıcı güç olup olmadıgını ilkellerin hayatını baz alıp incelemek ve tartışmak imkanımız olacak gibi görülüyor.

* * * * Bu arada ileride de olsa konuyla baglantısı olacak bir soruma şimdiden cevap vermenizi isterim. Siz insanın ayrı bir biçimde yaratıldıgını mı kabul ediyorsunuz yoksa bizim gibi şempanze ve diger maymunlarla birlikte ortak bir atadan evrildigini öngörüyor musunuz.

* * * * saygılarımla
Belki yüzyüze konuşabilseydik size anlatmak istediğimi daha iyi anlatabilirdim.
Sizinle tartıştığım nokta şu.
Siz tanrının üretim ilişkilerinin etkisiyle insanın onu kendisi oluşturduğunu söylüyorsunuz.Yani size göre aslında tanrı yoktur.Var olanda insan icadıdır.
Bende diyorum ki.Tanrı insandan ve aklından bağımsız olarak vardır.Üretim ilişkileriyle biçimlenen gerçek tanrı değildir.İnsanları korkutmak için oluşturulan figürdür sadece.
Neyse

evrim konusundaki fikrimi soruyorsunuz sanırım sayın dilaver.
İnsan şempanzeden de evrilmiş olabilir,ayrı bir tür olarak kendi içinde de evrilmiş olabilir.
Yaradılış evrimsel olabilir yani ok? Cansız=>Canlı madde=>Bitki=>Hayvan=>İnsan.. Bu olabilir.Sonuçta bir teori,mümkündür.
Alıntı ile Cevapla
  #18  
Alt 25-07-2007, 13:28
NedimYilmaz NedimYilmaz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 20 Jul 2006
Mesajlar: 406
Standart Re: Tanrı'nın Evrimi

Sevgili ChildInTime,

Biz toplumların Tanrılarından bahsediyoruz. Zeus'lardan, İsis'lerden, Ra'lardan..

Bunların birleşimi sonucunda da Yehova'dan, Allah'tan, Ve diğer tek Tanrılardan.

Tanrıları metafizik öğe olarak değilde, bir sosyolojik öğe olarka ele alıyoruz. Bu şekilde ele almazsak, diğer tanrıları açıklayamayız, dolaysıyıla binlerce "Hak Tanrı" ortaya çıkar. Hepsini sosyolojik öğe olarak incelemeliyiz. Bu Allah'ta olsa böyle, Zeus'ta olsa böyle, Osiris de olsa böyledir.
Alıntı ile Cevapla
  #19  
Alt 26-07-2007, 15:42
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Tanrı'nın Evrimi

Sayın Nedim Yılmaz

Biz tanrı figürlerinden değil,yaratandan bahsediyoruz.

Şöyle örnekleyelim en iyisi

Diyelim ki A şehrinden B şehrine gitmek istiyorsunuz.Aşehrinden çıkışınızdaki gaye B şehrine varmak.
Ancak siz yolda şaşırarak veya birşeylerin etkisiyle C ye gidiyorsunuz ve C yi B zannediyorsunuz.

A: İnsanda doğaüstü varlıklara inanış eğilimi:Bu eğilimin varlığıyla arayışa çıkıyoruz.Bu eğilim içgüdülerimizin bizlere zorunlu olarak verdiği bir içsel davranış biçimidir.

B: Varlığını aradığımız yaratan:Çıkış amacımız O nu bulmak.Bu yüzden çıktık yola.

C: B zannettiğimiz figürler:Zeus,Ra,kwei,ma,Eros,peri masalları,hortlaklar,reenkarnasyon,vs vs

Üretim ilişkilerinin etkisiyle oluşan tanrı figürü biçimide C diye simgelediğim figürdür.

Peki B yi C den ayıran nedir? B tanımlanamaz sayın Nedim.B yi tanımlayamazsınız çünkü akıl yaşımız buna yetmez.O mükemmeldir ve mükemmelleşmemiş bir akıl onu tarif ve tasvir edemez.Sadece varolduğunu biliriz.Nerden biliriz peki A nın varlığından.

Bana göre aradığımız varlık Allah tır.Hz İsa,Musa ve Peygamberimiz Hz Muhammed e peygamberlik görevi verende O dur.Bu benim inancımdır.Bunun bilimsel bir kanıtı yok.

Burda değerlendirmemiz gereken şey zeus,ra vs değildir sayın nedim yılmaz.
Bunlar inançtır.Önemli olan kaynağa inmek.Neden zeus,ra,ma,kwei,ruh var.
Sayın dilaver üretim ilişkileriyle doğmuştur dedi
Ama üretim ilişkileri öncesinde de ruh kavramı vardı.Aslında tartışma burada.
Alıntı ile Cevapla
  #20  
Alt 26-07-2007, 16:06
ozgur_beyin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ozgur_beyin ozgur_beyin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 07 Sep 2006
Mesajlar: 5.929
Standart Re: Tanrı'nın Evrimi

Child afedersin ama'' KWEİ '' kimdir? Bir tanrımıdır? Yoksa başka bir şeymi ?Adını ilk defa duyuyorum.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:31 .