Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Felsefe > Felsefik Tartışmalar

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 06-12-2006, 21:52
NedimYilmaz NedimYilmaz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 20 Jul 2006
Mesajlar: 406
Standart Tanrı'nın Evrimi

Tanrı'nın tarihsel evrimi

Tarım, topluluk halinde yaşamaya başlayan insanlar için bir zorunluluktu. Tarım başarmak içinse, gökyüzünün iyi incelenmesi gerekiyordu. Bir yıldız kümesinin gökyüzündeki hareketiyle bitkinin büyüyüp gelişmesi arasındaki bağlantı insanoğlunun ilgisini çekiyordu. O halde yeryüzünü gökteki yıldızlar ve varlıklar yönetiyordu. 15.000 yıl önce Mısır'da yaşayanlar yıldızlara tapmaya başladılar, gökyüzündeki yıldızlara isimler takmaya başladılar. Saban sürme sırasında görülen yıldızlara "Öküz" ya da "Boğa" yıldızları, aslanların susuzluktan çölden ırmaklara geldiğinde görülen yıldızlara "Aslan yıldızları" gibi isimler yakıştırılmaya başlandı. (Günümüz burçlarının temelleri atıldı ) Zamanla insanoğlu göğün boğasından beklediği gücü yeryüzündeki boğadan da bekler oldu. Bunun gibi bir çok canlı ve cansız şeyi kutsallaştırdı ve insanlar putlara tapmaya başladılar.

Zamanla insanlar iyilik ve kötülük Tanrılarını ayırmaya başladılar. Tanrıların özleri birbirine uymadığı için tapınma ikiye bölündü. İyi Tanrılara yapılan sevgi ve sevinç tapınmasıydı. Kötü tanrılara yapılan ise korku ve ızdırap. Böylece özü karşıt ilkelere dayalı tapınma olan din sistemleri oluştu.

O ana kadar ölümden sonrasının cevabını bulamayan insanoğlu, uzun yolculuklardan dönen gemicilerin anlattığı okyanusun öbür ucundaki ülkelerin güzellikleriyle ya da kötülükleriyle hayal dünyasını daha da geliştirdi. Herhalde insanlar da ölünce böyle yerlere giderlerdi. Eğer insan sevaplar ise ölünce sonsuz güzellikteki diyarlara giderdi. Eğer günahkâr ise sonsuz karanlık ülkesine benzeyen yerlerde cezasını çekerdi. (Mitolojideki Tartarian buna örnektir. Tartarian cehennem demektir ve Tanrısının adı Hades'tir.) Böylece ölülerin barınabileceği cennet ve cehennem yaratılmış oldu. Hatta insanlar, diğer dünyada kullanmaları için eşya ile gömüldü. İnsanoğlunun adaleti ne olursa olsun, Tanrısal adalet yanılmaz, insanı cezalandırır ya da mükâfatlandırırdı. Böylece "Büyük Tanrı" ya tapınma inancı doğdu.


Şimdi, yukarıdaki yazıma göre Tanrı evriminin tarihini özetler isek;

Tanrılar

*Embriyo dönemi: Yiyecek (150milyon - 2milyon yıl)
*Mağara dönemi: Güneş (2milyon - 100bin yıl)
*İlkel kabileler: Doğa (100bin - 10bin yıl)
*Uygarlıklar: Çok yaratan (10bin - 0)
*Tek Tanrıcılık: Bir yaratan (0 – 1800)
*Günümüz: Bilim ve Akıl (1800- ...)

Baktığımızda insanlar daima tapınma ihtiyacı doğmuştur tarihte. Günümüzde de devam etmektedir kuşkusuz. Tanrının sorgulanması da tarih boyunca olmuştur, fakat dinler bu insanları engellemeyi bilmiştir. Galileo'yu hatırlayın. Hıristiyanlar nasıl susturmuştu onu. Kepler'i hatırlayın…

1800lü yıllarda düşünsel felsefi akımların öne çıkması ile birlikte insanlar gerçeğin peşine düşmüşlerdir. Kendi varlıkları dahil her inancı sorgulamışlardır. "Ben var mıyım?" sorusunu bile yıllarca tartışmıştır insanoğlu. Bazı kesim insanlar Dünya'daki her canlının varlığını "Büyük Yaratana" başlamıştır yakın tarihimizde. Daha önceleri bir çok tanrıya. Daha önceleri doğa tapınmaları, güneş yıldız tapınmaları. Güneş tapınması o güne göre normaldi çünkü insanlar ihtiyaç sahibi idi. Güneş olmaz ise hayat olmazdı. Demek ki, yaratan Güneş'ti. Aynı şekilde Nil nehri… Nil Mısır'a hayat veriyordu. Demek ki Nil, kutsal bir varlıktı. Nil nehrine şükranlarda bulundu halk, onun için adaklar adadı, nehire türlü türlü paralar, eşyalar bıraktı.

Soru şu: Çevremizde gördüğümüz sayısız çeşitlilikteki canlılar, başlangıçtaki bir ya da birkaç canlıdan evrimleşerek geldiyse, bu ilk canlının kaynağı nedir ?

Miller deneyini hatırlatayım. 1953'te hidrojen, metan, amonyak ve su buharını 60bin voltluk (şimşek benzeri enerji) elektrik akımına tabi tutarak aminoasit, glisin gibi birkaç tür organik bileşik oluşturdu. (Oksijen kullanmadı, çünkü başlangıç atmosferinde oksijen yoktu.)

Yani yaşamın kökleri böyle olaylar olabilirdi.

Örneğin Virüsler yarı canlı, yarı cansız oluşumlardır ve canlı evreye bir geçiş olarak kabul edilmektedir.

Laboratuarda canlı madde üretilemiyor şu an. Ama eminim o da olacaktır. 1828'de bir Alman kimyageri olan Wöhler, idrarda bulunan "üre"yi cansız maddeden oluşturduğunda yer yerinden oynamıştı.

Sanıyorum gerçek ışığa az zaman kaldı…

Tanrı'nın evrimleşmesini, tarih böyle görüyor arkadaşlar.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 06-12-2006, 23:52
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Tanrı'nın Evrimi

[b] Tanrı'nın evrimleşmesini, tarih böyle görüyor arkadaşlar.[/b

--------------

* * * * Sayın Nedim Yılmaz
* * * * Tarih degil de siz ya da alıhtıladıgınız tarih böyle görüyor demek daha dogru olacak. İzninizle bazı konularda düzeltmeler yapmak istiyorum.

Tarım, topluluk halinde yaşamaya başlayan insanlar için bir zorunluluktu. Tarım başarmak içinse, gökyüzünün iyi incelenmesi gerekiyordu.

* * * Tarımın zorunlu olması diye bir olay oldugunu düşünmüyorum. Taımsal aşamaya geçmeden dahi yok olan pek çok ilkel toplum örnegi var. Tarımı başarmak için topragı incelemek gerekiyor. Gökyüzünün incelenmesi ise dogadaki dogum ve ölümün mevsimdel döngüsü. Yani takriben Mart sonu ve nisan başlarında dogum ve Eylül sonu ve Ekim başı ölüm. Tarımın başarılması için gökyüzünün iyi incelenmesi gerektiginin şu anki bilgilerimizle bir anlam ifade etmeyebilecegini biliyoruz. Ama nehrin incelenmesi- ki Nil taşkınları gibi - önemli. Tarımın gökyüzünden ilk etapta alacagı pek bir şey yok. Kaldı ki ilk tanrılar hep toprak ana dır. Dişidir. Ve topraktır ya da dogadır. Güneş ve gökyüzü tanrıları tanrı fikri ile gelirler. İnsanlıgın ilk dinsel biçimi totemlerdir. Bunlarda gökte degil yerde bulunan canlılardır. Toplum henüz toplayıcılık ve avcılık aşamasındadır. Evcilleştirme yeni yeni başlamıştır, tarımdan ziyade bahçecilik egemendir. Dolayısıyla gökyüzüne degil yeryüzüne bagımlıdırlar. Gündüz degil gece egemendir. Çünkü güneş karanlıktan, yani aydan ( dişil simge ) dogar. Ve onun için güneş her akşam Yunan Mitolojisinde agıla kapatılır sabah da serbest bırakılır.

Bir yıldız kümesinin gökyüzündeki hareketiyle bitkinin büyüyüp gelişmesi arasındaki bağlantı insanoğlunun ilgisini çekiyordu. O halde yeryüzünü gökteki yıldızlar ve varlıklar yönetiyordu.

* * * * * böyle bir baglantının abartılmış oldugunu düşünüyorum. Belki güneşle ya da ayla baglantı kurmak mümkün, ama diger yıldız kümelerinin ortaya çıkması ve baglantı kurulabilmesi için tanrı fikrinin, sonsuz yaşam fikrinin ortaya çıkması lazım ki sonsuz yaşamın sonsuz yıldızlarda oluştugu fikri ortaya çıksın. Aynı zamanda aslında her insanın bir yıldız ruhu oldugu ve dogunca yıldızdan geldigi ve ölünce yıldıza geri döndügü fikri oluşsun. Halbuki daha totemci aşamadayız ve bu aşamada tarım bahçecilik düzeyindedir ya da hiç yoktur, tanrının ortaya çıkamsı için gereken tarımsal örgütlenme ve bunun getirdigi artı deger ve bunun oluşturdugu sınıfsal sömürüye rastlamak mümkün degil. Tanrı düşüncesi sınıfların varlıgı ile oluşturuldu. Sınıfsal sömürünün olmadıgı bir toplumda tanrıyı da bulamıyoruz. Ancak totemi ve totem ruhunu bulabiliyoruz. Bırakın bu aşamada göksel egemenlik fikrini daha güneş bile kuvvetli bir tanrı degildir ve demin belirttigim gibi agıla kapatılır. Burada sıgırtmaç kültürünün geliştigini görüyoruz. Bu aşamada henüz yer ve toprak daha dogrusu doga egemendir. Anaerkilliktir egemen kültür.

15.000 yıl önce Mısır'da yaşayanlar yıldızlara tapmaya başladılar, gökyüzündeki yıldızlara isimler takmaya başladılar. Saban sürme sırasında görülen yıldızlara "Öküz" ya da "Boğa" yıldızları, aslanların susuzluktan çölden ırmaklara geldiğinde görülen yıldızlara "Aslan yıldızları" gibi isimler yakıştırılmaya başlandı. (Günümüz burçlarının temelleri atıldı )

* * * * *Günümüz burçlarının 12 burçun çıplak gözlemle temeli atıldıgı dogru fakat 15.000 sene kavramı abartılı. Birinci olarak yazılı tarihin İÖ 3.500 -4.000 lerde başladıgını biliyoruz. En eski yerleşim yerlerinin İö 9.000 ile 7.000 arasında Anadolu ile İsrail civarında da bulundugunu biliyoruz. Azami 11.000 sene evvel eder ki aekeolojik buluntularla gene çelişir bu rakam. Kaldı ki tarih öncesi çagdan kalan bu yerleşimlerden bize kalan çanak, çömlek yemek artıkları, kül vs gibi buluntulardır. Yıldızlara tapma konusunda herhangi bir bulgu yoktur. Saban sürme ile gökteki yıldızların da bir alakası yoktur. Ancak gördügü şekillerden bu yıldızların dogadaki benzerlerine uygun isimler taktıkları bilgisi dogrudur.


Zamanla insanoğlu göğün boğasından beklediği gücü yeryüzündeki boğadan da bekler oldu. Bunun gibi bir çok canlı ve cansız şeyi kutsallaştırdı ve insanlar putlara tapmaya başladıl

---------

* * * * * *Gögün bogası Perseus takım yıldızıdır ve çok farklı bir tapım biçimidir. Hırıstiyanlıgın da Essenlilerle birlikre önselidir. Ama gögün bogası olan Perseus un Mitra tarafından öldürülüp koç takım yıldızına geçimi ile yerdeki boga ya da Minatourus tapımının ne derecede alakası vardır bu tartışılır. ( Bunu yazarken ben de kuşkuya düştüm araştırıp bir dahaki yazıda netleştirecegim. ) Pek çok canlı şeyi kutsallaştırmak ise totemizmdir. Put ise tanrının ya da ruhun sadece suretidir ve bir tapım aracıdır, bir simgedir.

* * * * * *Burada çelişki ilkel sürüden bu yana gelen inanış biçimlerinin birbiri üstüne evrilerek devamlılık arzetmesidir. Aslında bir tapımı görürken onun daha eski dönemlere ait inanç biçimlerini de içinde barındırdıgını görmemiz gerekiyor.

* * * * * Sayın Yılmaz affınız sıgınarak bu yazınızın neredeyse her satırının eleştirilmesi gerektigini düşünüyorum. Burada kötü bir amaçtan ziyade eksik bilgilerin tazelenmesi diye bir amacım var. Yer kaplayacagından vakit buladugum ölçüde kısım kısım eleştirmeyi planlıyorum. İnşallah başarırım.


* * * * *saygılarımla
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 07-12-2006, 01:51
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Tanrı'nın Evrimi

Zamanla insanlar iyilik ve kötülük Tanrılarını ayırmaya başladılar. Tanrıların özleri birbirine uymadığı için tapınma ikiye bölündü. İyi Tanrılara yapılan sevgi ve sevinç tapınmasıydı. Kötü tanrılara yapılan ise korku ve ızdırap. Böylece özü karşıt ilkelere dayalı tapınma olan din sistemleri oluştu.

* * *Bu da bir paradox olmuş. İnsanların iyi ve kötü ayrımına gitmeleri için mülkiyet ilişkilerinin gelişmesi gerekiyordu. Bu ilişki ilk önce ilkel sürünün bölünmesi ile ortaya çıktı. Bu bölünmenin temeli ise besin yetmezligi idi. Topluluk besin yetmezligi sonucu kendine yeni bölgeler buldu ve aynu yapının degişik nüveleri oluştu. Bu bize bir dil ailesinden olan degişik dil gruplarını açıklar. Her bölünme eskinin yanı sıra yeni totemleri de biraraya getirdi. Bu totemlerin de kimi iyi kimi kötü oldu. İşte tapımın bölündügü yer tam da burasıdır.

* * Klan içinde kötü olayı yoktu. Klan içinde özel mülkiyet yoktu. Klan içinde mülkiyetin oluşturdugu duygusal yapılar da yoktu. Tanrı fikri zaten yoktu. Ama süreç içerisinde tarımsal ekonominin gelişmesiyle büyük kabile şefleri daha önceleri kurban törenlerinin paylaştırıcısı iken krallara dönüştüler. Kurban töreni de demek yanlış. sagaltım törenleri demek gerekiyor. *Ancak burada da dikkat edilmesi gereken husus tanrı fikrinin olmamasıydı.

* * *Tanrı fikrinin oluşması için özel mülkiyet gereklidir. Artı emek sömürüsü gereklidir. Sınıfların ortaya çıkması gereklidir.


* * * saygılarımla
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 11-12-2006, 18:39
CROSSWISE CROSSWISE isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 06 Dec 2006
Bulunduğu yer: İstanbul - Bakırköy
Mesajlar: 23
Standart Re: Tanrı'nın Evrimi

Sevgili NedimYilmaz

Zevkle okuduğum çok yönlü bir çalışmaydı...Teşekkürler

Beni Öldürmeyen , Güçlendirir!
F.Nietzsche
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 25-06-2007, 16:32
NedimYilmaz NedimYilmaz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 20 Jul 2006
Mesajlar: 406
Standart Re: Tanrı'nın Evrimi

sayın dilaver;

Söylediklerinizden nadir de olsa katılmadığım kısım Tanrı *fikrinin *oluşması *için *özel *mülkiyet *gereklidir. *Artı *emek *sömürüsü *gereklidir. *Sınıfların *ortaya *çıkması *gereklidir.

Bu sonuca kesin olarak nasıl "gereklidir" yüklemini koydunuz. Evet, sınıfların çıkışı Tanrı kavramını körükleyebilir.

Fakat "İlk Tanrı" diyebilmek için bu söyleminiz fazla cesaret gerektirmez mi?
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 25-06-2007, 21:37
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Tanrı'nın Evrimi

sevgili Nedim

* * *biraz uzun bir yanıt olmak zorunda, bir kaç gün içerisinde neden böyle bir cesaretli söylem kullandıgımı detaylı bir şekilde aktarmaya çalışacagım.

* * * ancak şöyle bir şüpheyi sorgulamakta fayda görüyorum. Dinlerin bir sömürü aracı oldugunu söylüyoruz. Sömürü ekonomik temelli bir sözcük. Buradan düşünceyi ilerletmeye başlayıp genişletmek gerekiyor.

* *
* * * *saygılarımla
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 25-06-2007, 22:06
HarunKAHYA HarunKAHYA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 21 Jun 2007
Mesajlar: 227
Standart Re: Tanrı'nın Evrimi

Bu ; tanrı ile ilgili her söylem biraz tesbite ve çoğunluğu ile iddiaya dayanan yargılardır.
Varlığı veya yokluğu konusunda gerçek bilimsel verileri ortaya koymak mümkün değildir.
Sn.Nedim Yılmaz tanrı kavramının varoluşundan bugüne evrimini,yani gelişimini güzel bi şekilde özetlemiş.Sorduğu soru da zaten kavganın özeti:

"Soru şu: Çevremizde gördüğümüz sayısız çeşitlilikteki canlılar, başlangıçtaki bir ya da birkaç canlıdan evrimleşerek geldiyse, bu ilk canlının kaynağı nedir ? "

Burada benimde aklıma basit bir soru geliyor:
Tanrının evrimi odur..budur..
Evrimin Tanrısı nedir?

"Bilimdir "tarzında sade bir cevap, bence yeterli değil.
Özellikle ateist inançta olanlar için bu cevap birazda" inat veya farklı olma duygusu veya bir zamanlar inandıkları,inandırıldıkları saçmalıklara karşı duydukları nefret" gibi geliyor bana..

Açıklamak gerekirse, ben agnostikim..

Sadece kendini akıllı sanan salaklara bayılıyorum..
Onlar olmasaydı hayatımız ne kadar renksiz olurdu..
A.Einstein (Yaw benim böle bi lafım yokk..kim uydurdu bunu.. )http://image.donanimhaber.com/image....miley/hiho.gif
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 25-06-2007, 22:54
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Tanrı'nın Evrimi

Din ve mülkiyet ilişkisiniirdelemek için iki kaynaga başvurmak durumundayız. Bir tanesi en eski metinler, degişik uygarlıkların hatırladıklarını ve yorumlarını nasıl dile getirdikleri takip etmek, digeri ise ilkel olarak gözlemlenen 19-20 yy toplumlarının ( Avusturalya , Malenezya, Amazon gibi ) üretim ilişkileri ile mülkiyet ve tanrı inançlarını incelemek. *

* * *Uzun olacagı için metinleri bölmek durumunda kalacagım, vakit darlıgı nedeniyle de günlik yazılar şeklinde sürmek zorunda. Önce klasik bir biçimde eski Yunan toplumuna göz atarak Hesiodos'un İşler ve Günlerine bir göz atalım ve insanlıgın çaglarına bakalım. Burada ve diger metinlerde bizi ilgilendiren en eski çag oldugu için mitolojideki ilk çag betimlemelerini ele alıp digerlerine yer vermeyecegim.

* * * Tahıl veren dünyada yaşamış olan ilk ölümlüler kuşagı Altın Irk tı.Bu ölümlülerin gönüleri de işleri de saftı. Hem kendileri gibi insanlara hem de ölümsüz tanrılara saygı gösterdiler. Bunun karşılıgında da ölümsüzler onları sevdi. Çünkü birbirlerine dürüst davrandılar. Ne yazılı yasalara, ne mahkemelere ne de cezalara gerek duymadılar. Serbestlik , güvenlik, barış içerisinde dertsiz, rahat bir yaşam sürdüler. Korkunun, kederin, agır işlerin yaşamlarında yeri olmadıgından geçen yıllar görünüşlerini bozmadı ya da kuvvetlerini azaltmadı. Yaşlılık saygı ve minnettarlık gördü.

* * * *Ölümlüler, barınmak veya örtünmek için çalışmak zorunda kalmadılar. Akan nektar ve süt onların ırmaklarını oluşturdu.Çevrelerinde bol yetişen tahıllarla meyveleri toplayarak şölenler düzenlediler.Sulak yeşil çayırlarda sıgır, koyunsürülerini serbestçe güttüler.

* * * * Altın Irk' ın halen sahip oldugundan daha fazlasını elde etmek gibi bir dilegi yoktu. Ne aç gözlüne saldırgandı. Bu ölümlüler öteki insanları tehdit etmediler . Buna karşılıkkimse de onlarıtehdit etmedi. Şehirlerin çevrelerine savunma duvarları inşa etmek geregini duymadılar. Silahlara sahip olmalarına gerek yoktu. Orduları da yoktu. Onları savaşa çagıran trampet seslerini hiç duymadılar.

* * * * Hesiodos bu metinde en eski yaşam ile ilgili ona kadar süregelen sözlü geleneklerin şiirsel dille bir betimlemesini yapıyor. Her ne kadar tanrılardan bahsedilse de bu tanrılar daha sonraki tanrılar gibi degildir *ve insanlarla arkadaşlık içerisinde yer içer şölenler düzenlerler. Herhangi bir ceza ve günah kavramı olmadıgı gibi de günah kavramı da yoktur. Bunun en temel nedeni bu insanlar arasında özel mülkiyet yoktur. Avcılık ve toplayıcılıkla ve sıgırtmaçlıkla geçinirler.

* * * *Bu metinlerin yazılış çagları tanrısal çaglardır, yani insanlar artık tanrıyı bulmuşlar fakat hala eski günlerin özlemini duymaktadırlar. Bu anlamda burada geçen tanrı betimlemelerinin hiç bir şekilde bildigimiz tanrı profiliyle uyuşmadıgını, hiç bir yaptırım gücü ve niyeti olmadıgını ve zorunlu olarak tanrısız bir dönem düşünemeyen insanın bunu da metne ekleme gereksinimini göz önüne alarak okumakta fayda görüyorum.

* * * * *Aynı altın çagı eski Hint metinlerinde de görüyoruz. Her *Maha Yuga' nın başlangıcı bir erdem ve ahlaki yetkinlik çagı , dünyada parlak ve altın bir çag olan Krita Yuga ' dır.Büyük Tanrı Vişnu ; Brahma, yani büyükbaba ve dünyanın yaratıcısı biçiminde başkanlık eden tanrıdır ve dharma dört ayagı üzerinde düzenli ve güvenceli bir biçimde yürümektedir. Bu dönem boyunca insanların ister dagda, ister denizde yaşasınlar barınma gereksinimleri yoktur. Nimet veren agaçlar onlara bol bol yiyecek, giysi ve süs eşyası saglar. Herkes iyi olarak dogar ve mutlu , doygun , bencil olmayan , güzel bir yaşam sürer. İnsanlar kendilerini en yüksek erdem olan düşünmeye adar ve yaşamlarını dharmaya sadık olarak sürdürürler. İnsanlar zorunluluk yerine dharma ile yaşarlar ve acı çekilmez. Bu dönemde dine gereksinim yoktur.

* * * * *Bu tür mitoloji ve söylenceler pek çok halkın yazılı ve sözlü geleneginde yer alır ve insanlıgın her zaman için bir altın çagı vardır. Bu söylencelerden bu toplumların mülkiyetsiz bir ortamda avcı ve toplayıcı bir ekonomik süreçte bugün kavradıgımız tanrı inancının tamamen dışında bir hayat sürdügünü izlemekteyiz.

* * * * * Bu metinleri bundan sonra verecegim Malenezya, Amazon metinleri ve Amerika Kızılderili yaşam tarzı ile birlikte ele eldıgımızda ne demek istedigim daha iyi anlaşılacaktır.


* * * * * saygılarımla
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 29-06-2007, 01:22
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Tanrı'nın Evrimi

,

* * *İnka' ların tanrıları, tanrısal yaratıcıları Virakoça'dır. Ama aşşagıda verecegim Güneşin çocukları öyküsündeki üretim ilişkilerine ve kutsallıga dikkat ederek aradaki baglantıya ve saflıga dikkat etmenizi öneriyorum :

* * " Eski zamanlarda ülkemiz çalılıklar, küçük agaçlar ve yüksek daglarla kaplıydı. İnsanlar görgüsüz ve egitimsizdi. Vahşi hayvanlar gibi yaşıyorlardı. Ne dokuma kumaştan giysileri, ne de kendi yetiştirdikleri yiyecekleri vardı. Diger insanlardan ayrı, küçük aile toplulukları olarak, doganın sagladıgı barınaklarda, daglardaki magaralarda ve büyük kayaların altlarındaki boşluklarda yaşıyorlardı. Bedenlerini hayvan derileri, yapraklar, agaçl kabuklarıyla örtüyorlardı ya da tamamen çıplak dolaşıyorlardı. Ot, yabani yemişler ve bitkilerin kökleri gibi yiyebilecekleri ne bulurlarsa onları topluyor ve zaman zaman insan eti yiyorlardı.

* * * * Babamzı güneş, göklerden aşagı baktı ve vahşi yaratıklar gibi yaşayan bu insanlara acıdı. Onlara yaşamlarını nasıl iyiltştirebileceklerini ögretmek için ogullarından Manko Kapak ve kızlarından Mama Okio Huako' yu Titikka Gölü ' nde yeryüzüne göndermeye karar verdi. " ( Büyük Destan ve Söylenceler Ansiklopedisi, Donna Rosenberg sf *745 )

* * * * Öykü bundan sonra Güneşin çocuklarının yaptıkları ile devam eder. Burada dikkat edilmesi gereken *herhangi bir tanrıdan bahsedilmemesi ve yaratıcı tanrının daha sonraki söylencelerde ortaya çıkışı ve insanların doga ile içice yaşayışlarıdır.

* * * * *Surinam ve Brezilya nın tropikal ormanlarında yaşayan Trio kızılderililerine ait bir söylence var. Bu söylencenin ismi Paparava ve Varuku söylencesi. Konusu bir balık olan Varaku nun insan olana Paparava' ya bitkileri nasıl getirdigi. Burada da herhangi bir tanrı yok. Doga balık ve ruh var. Paparava bir balık yakalar ve arkasında bir kadın görür. Sen kimsin der Paparava. Kadın şöyle cevap verir : " Ben Varuku' yum, yakaladıgın balıgın ruhuyum '

* * * * *Trio kızılderilileri esas olarak avcı ve toplayıcıdırlar. Evcil hayvanları yoktur., bu nedenle yünü bilmezler. Ancak ilkel dokuma tezgahlarında agaç kabuklarından kumaş dokurlar. Sepet örer ve kilden çömlek yaparlar. Metal ya da taş kullanmayı da bilmediklerinden, bütün aletleri bitkilerin çeşitli kısımlarından yapılmıştır.

* * * * * Bu orman kabilelerinin koruyucu tanrıları ya da tapınakları yoktur. Güneş, ay, yıldızlar, gök gürültüsü ve yagmur gibi doganın çeşitli ögelerini kişileştiren doga ruhlarına inanırlar. Bu doga ruhları ve hayvanlar, sanki her ruhun çift kişiligi varmışçasına sık sık birbirlerine karışır. Bu kabilelerin söylenceleri evrende bulunan şeyleri ve bunların nasıl ortaya çıktıgını açıklamaya yöneliktir.

* * * * * *Kuzey Amerika kızılderilileri de mülkiyeti tanımıyorlardı. Toprak ve tüm ortak mülkiyetteydi, esas üretim biçimi avcılık ve toplayıcılıktı. Soy genellikle ana yanlıydı. Navajo yaratılış destanında başlangıçta ilk dünya olan siyah dünya vardır. Bu topraklarda böcekler yaşar ve çekirge bunları toplayıp bir üst dünyaya götürür. Tüm söylencede önderlik eden hayvanlar, felaket ve tufanı getiren Koyot ( bir hayvan ) yer alır ve insanlar öykünün yarısında işin içine girereler. Hiç bir kızılderili söylencesinde tanrılar yer almazlar. Doga ve doganın tüm ögeleri, canlı, cansız ve dört element sıklıkla karşılaşılan ögelerdirler.

* * * * *Morgan Eski Toplum isimli muhteşem eserinde " Herhangi bir kızılderili soyunun kendine özgü bir dinsel kuttöreninin oldugunu söyleyemeyiz " der

* * * * *Avrupalılar' ın *Amerika'yı *keşfettikleri dönemdeki bütün Amerikan yerli kabilelerinde soylar ya bir hayvanın ya da cansız bir maddenin adını taşımaktaydı, hiç bir soyda insan adına rastlanmamıştı.

* * * * * Kızılderililer dinsel diye nitelendirebilecegimiz bayramlarında bir düzenleyici komite oluştururlar. Bu komitede yer alan tüm kişiler aralarında hiçbir başkan olmadan, hiçbiri farklılaşıp rahip gibi ayrı bir görünüme bürünmeden eşit yetkilerle bu işi yerine getirirler. Bu bayramlardaki dinsel törenler yaşam boyunca topluluga yardımcı olması için ,Büyük Ruh ile Küçük Ruh' a toplulugun şükranlarını sunmaktan başka bir amaç ve özellik taşımamaktadır.

* * * * * *Bir Kuzey Amerika kızılderilisi Albay Dodge ' in sorularına verdigi yanıtta, dünyanın Büyük Ruh tarafından yaratıldıgını söyledi. Hangi büyük ruhtan, iyisinden mi, kötüsünden mi, diye soruldugunda ; " Yo onlardan hiçbiri diye yanıtladı, dünyayı yaratmış olan Büyük Ruh çoktan ölmüş. *Bu kadar uzun yaşayamadı belki de "

* * * *saygılarımla

devam edecek
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 07-07-2007, 17:37
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Tanrı'nın Evrimi

Tanrı *fikrinin *oluşması *için *özel *mülkiyet *gereklidir. *Artı *emek *sömürüsü *gereklidir. *Sınıfların *ortaya *çıkması *gereklidir. dilaver

avustralya yerlileri mülkiyeti tanımayan paylaşımcı,sömürüden habersiz sade yaşamlarında tanrıya nasıl ulaştılar.bilinen peygamber öğretilerine dayalı tanrı tanıyışı bile değil üstelik.

bir ateistin tanrı fikrinin nasıl oluştuğunun çözümlemesini kendinden bu kadar emin olarak yapması *şaşırtıcı oluyor.tanrıya gerçekten ulaşılırsa mülkiyet kavramı zaten eriyip kaybolur.ne sınıf nede sömürü kalır.

mülkiyet,sınıf ve sömürü kavramlarını dinler içinde barındırır.tanrıya ulaşmak bu bahsettiklerinizi sıfırlar.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:02 .