Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Çalışma Alanı > Tercüme Çalışmalarımız

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #11  
Alt 26-01-2009, 13:28
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart

Sevgili Burlap ve Simonuniti sayesinde değerli bir çeviriyle Arap kültünün kökenlerini tahmin edebiliyoruz.
Hind felsefesinin Ortadoğu'yu etkilediği bir gerçek.
Ama kanıtı olmayan iddialarla bu kültü tamamen Hindlere bağlamak yanlış.
Bunlar bir iddiadan öte gitmiyor. Dil ve inanç benzerlikleri dünyanın her bölgesinde, her toplumunda mevcut.
Çünkü ritüeller sınırlı.
Tapınmak için bir insan ne tür hareketler yapabilir?
Yere kapanır, ellerini kaldırır, başını sallar veya amuda kalkar.
seslenir, bağırır, anırır, şiir söyler, ilahi söyler ya da susar.
Bir yere kapanır, inzivaya çekilir, kendini dağlara, çöllere, ormanlara salar.
Ya aya ya güneşe, ya da yıldızlara tapar.
Taşları, ağaçları, ateşi, suyu kutsallaştırır.
Giyimi ile, sakalı ile, sarığıyla, asası ile kendisine mistik bir hava verir.

Araştırıldığında tüm dinlerde bunlara rastlanır. Çin'de de böyledir, Güney Amerika'da da, Arabistan'da da.
Birbirlerinden etkileşimlerde vardır tabi.
Şaman etkisi, Sümer etkisi, Sabii etkisi, Zerdüşt etkisi, Hind ve Yunan etkisi.
Ama sadece birine bağlamak hata olur.
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 09-04-2009, 21:21
paipai paipai isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Aday Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Apr 2009
Mesajlar: 4
Standart

Çeviri için çok teşekkürler... Elbette önümüzde tahrif edilmiş bir tarih olduğundan kesin kanıtlara dayalı birşeyler bulmak güçleşiyor ama ben kendi adıma bir çok cevabı buldum diyebilirim. Ayrıca şu bir gerçekki dinler insanlığın gelişimiyle beraber hep gelişmiştir ve islamiyette bu şekilde belli bir süreçte sentezlenerek ortaya çıkmıştır. Benim tüm samimiyetimle üzüldüğüm nokta ise insanların hala kafalarında sanki "insan" zihniyetinde bir Tanrı fikrine sahip olması ve sanki o Tanrı nın tıpkı deneme yanılma yöntemi gibi "yok o din olmadı bunu getirim" "yok onu yasaklayayayım" "bak olmadı şunu da yasaklayayım" "yok şunu serbest bırakayım"gibi yöntemleri kullandığını düşünmeleri Yani Tanrı deniyor olmuyor sonra Tanrı dini geliştiriyor Kuran da bile "daha önce şöyleydi ama bundan sonra böyle" gibi gerçekten komik ama bi o kadar üzücü ifadeler var... (en azından o kitaba inanan o kadar insanın varlığını düşünmek BENİ üzüyor) Önce 10 emirle başladı ve gelişti Aslında dini geliştiren veya yanılıp yeni eklemeler yapan elbette Tanrı değil İNSANIN tak kendisi İnsan kendi Tanrı'sını bile farkında olmadan kusurlu görüyor Apaçık şeylerin görülememesi korkunç... Doğrulara ulaşmak için önce yanlışları bulabilmek dileğiyle.... Sevgiler saygılar
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 23-11-2009, 22:08
ozgur_beyin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ozgur_beyin ozgur_beyin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 07 Sep 2006
Mesajlar: 5.929
Standart

güncelleme

sorun cahil olman değil , kendini alim sanman
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 08-07-2010, 02:34
Nova - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Nova Nova isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Super Moderator
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 05 Feb 2010
Bulunduğu yer: -.. ..- -. -.-- .-
Mesajlar: 2.391
Standart

;76849 Diyor ki
Bu çevirinin ön çalışması simonuniti tarafından yapılmıştır.


TANRIÇA

Arabiya bir kısaltmadır. Bugün bile özgün sözcük Arbastan’dır. Kökü de Arvastan’dır.
Bilindiği gibi Sanskrit “V”, “B”ye dönüşür.Sanskritçede arva at demektir. Arvastan atların ülkesini ifade eder, hepimizin bildiği gibi Arabistan atları ile ünlüdür.

M.S 6 ve 7. yüzyıllarda Batı Asyada, geçmişten tam bir ayrılma dalgası yayılmıştı. Geçmişle bütün bağlar koparılmış, imajlar parça parça olmuş, kutsal kitaplar yok edilmiş, eğitim yarıda bırakılmış, ve bütün Batı Asya bölgesi arkasından yüzyıllarca süren derin bir cehalete dalmıştı. Belki de bugün bile bu durum belli bir oranda sürmektedir çünkü bütün dünyada modern bilimsel ve eğitimsel gelişmeye inatçı ve yerleşik bir direnç varsa, o da Batı Asya ülkelerindedir. Merhum eski Suudi Arabistan yöneticisinin kendi başkentinde mollaların muhalefeti yüzünden radyo yayın istasyonu açılmasına izin veremediği söylenmişti. Sonra bir hileye başvurmuş. Mollalar konseyi ile toplantıdayken daha önceden çabucak kurdurduğu bir küçük bir verici istasyondan Kuran okunurken radyo açtırmış. Habere göre mollalar, Allah sözünü gaipten geliyormuşçasına duymaktan memnun olmuşlardı. Kral onlara Allahın sözünü yayınlayan bir düzeneğe ne itirazları olabileceğini sordu. Molların da kabul etmeleri ile küçük radyo yayın istasyonu sonunda onaylandı.

Britannika Ansiklopedisi ve Seance Islamia’ya göre Araplar İslam öncesi kendi tarihlerinden habersizler. Tuhaf bir örtmeceyle o devri cehalet ve karanlık dönemi olarak tanımlarlar. Muhtemelen dünyada başka hiçbir ülke 2500 yıllık kendi tarihini, geçmişle bütün bağlarını kopartıp yok ederek, kasten silmemiştir. İslam öncesi dönemin bütün izlerini kafalarından silmişler. Geçmişlerinden bilgisiz kalmayı seçmişken, ironik olarak da Müslümanlık öncesi dönemi cehalet dönemi olarak adlandırıyorlar.

Neyse ki İslam öncesi Arabistan tarihinin izini sürebiliyoruz. Bütün kanıtların şaşmaz bir şekilde yok edilmesi gibi bir şey olmadığı bilinen bir darbımeseldir. İslam öncesi Arabistan tarihi, Vedik (Vedic) yaşam tarzını izleyen insanlarla Hint Kışatriyalarının (Kshatriya) o topraktaki hikayesidir.

İslam öncesi Arabistan’ın hikayesini su yüzüne çıkarmak için ülkenin kendi adıyla başladık. Daha önce açıklandığı gibi bu isim tamamen Sanskritçedir. Başlıca hacı merkezi Mekke de Sanskrit ismidir. Sanskritçede Mekha kurban ateşini ifade eder. Vedik ateş ibadeti İslam öncesi zamanda bütün Batı Asya’da yaygın olduğundan Mekha ateşle ibadetin önemli tapınağı olan yeri ifade etmektedir. *

Çok eskiden beri Mekha, yani Mekke’de, kurulmakta olan senelik haccın büyük pazarı ile Müslümanların senelik haccı hiç de yenilik değil, sadece eski haccın devamıdır. Bu gerçek ansiklopedilerde yazılıdır.

VİKROMADİTYA
Bütün Arabistan’ın Büyük Hint Kralı Vikramaditya’nın uçsuz bucaksız *imparatorluğunun bir parçası olduğunun kanıtı artık mevcuttur. Vikramaditya’nın imparatorluğunun büyüklüğü dünyaca ünlü olmasının başlıca nedenlerinden biridir. Sırası gelmişken, bu aynı zamanda Arabistan hakkındaki çok merak uyandıran özellikleri de açıklamaktadır. Eğer Vikramaditya, Arvastan’ı ele geçiren ve hükmüne alan ilk Hint Kralı ise, bu yarımadaya ismini de o vermiş olabilir.

İkinci merak vesilesi ise bir Şivalinga veya Mahadeva ambleminin Mekke’deki Kabe tapınağında mevcudiyetidir. Hala Mekke’deki Müslüman ibadetlerinde kalmış eski Vedik ayin ve isimlerinde daha fazla detaya girmeden önce Vikramaditya’nın dominyonlarından bir parçasını oluşturan Arabistan hakkında hangi kanıtlarımız olduğunu göreceğiz..

ESKİ ARAPÇA ŞİİR ANTOLOJİSİ: SAYAR-UL-OKUL
Türkiye İstanbul’da eski Batı Asya edebiyatının en geniş koleksiyonuna sahip olmasıyla ünlü Mekteb-i Sultani adlı bir kütüphane vardır.Bu kütüphanenin Arapça bölümünde eski Arap şiirinin bir antolojisi vardır. Bu antoloji 1742 yılında Türk Hakanı Sultan Selim’in buyruğuyla daha önceki bir çalışmadan derlenmiştir*. Kitabın sayfaları harir denilen ve üzerine yazı yazmakta kullanılan bir çeşit ipekten yapılmıştır. Her sayfanın dekoratif süsle kenarları vardır. Kutsal kitaplardaki sayfa süslemesinin Java ve başka yerlerde bulunmuş Sanskrit yazıtlarıyla ilgili eski bir gelenek olduğunu anımsayın. Antolojinin kendisi Sayar-ul Okul olarak biliniyor. Antoloji 3 bölümlüdür, birinci bölümde biyografik ayrıntılar ve İslam öncesi Arap şairlerin şiir derlemeleri bulunmaktadır. İkinci bölümde Muhammet Peygamberden hemen sonra başlayarak Emevi (Banee Ummayya) Hanedanının sonuna kadar olan dönemdeki şairlerin şiirleri *ve yorumları bulunur. Üçüncü bölüm ise Halife Harun Reşit zamanı sonuna kadar olan daha sonraki şairlerle ilgilidir. Sırası gelmişken Banee, Vanee demektir ve Ummayya da Krişnaya gibi Sanskritçe isimlerdir. Ebu Amr Abdül Asama, seçkin bir ozan ve Harun Reşit Sarayının resmi şairi, antolojiyi derlemiş ve yayına hazırlamıştır.

Sayar-ül Okul’un ilk çağdaş baskısı 1864’te Berlin’de basılmış ve yayımlanmıştır. Bir sonraki b askısı 1932’de Beyrut’ta yapılmıştır. Bu çalışma, eski Arap şiirinin en önemli ve geçerli antolojisi olarak görülmektedir. Eski Arabistan’daki yaşam tarzı, gelenekler, görgü kuralları ve eğlence şekilleri üzerine ciddi ışık tutan kitap aynı zamanda eski Mekke tapınağı, şehir ve OKAJ diye bilinen ve her yıl düzenlenen fuar hakkında detaylı açıklamalar içeriyor. Bu herhalde okuyucuları Müslümanların her yıl yaptıkları haccın yeni bir uygulama değil, eski fuarın devamı olduğuna ikna etmiştir.

Ama OKAJ fuarı bir karnaval olmaktan çok uzaktır. O zamanların Arabistan’ın da yaygın olan Vedik kültürünün sosyal, politik, dini, yazınsal ve diğer yönlerini tartışılması için seçkinlere ve bilgelere bir forum sağlamaktaydı. Sayar-ul okul, o tartışmalarda elde edilen sonuçların tüm Arabistan’da geniş saygı gördüğünü ileri sürmektedir. Dolayısıyla Mekke, toplulukların manevi mutluluk için bir araya gelmesi sırasında bilge insanların aralarında tartışmalarına da olanak sağlayarak Varanasi geleneğini izlemiştir. Hem Hindistan Varanasi hem de Arvastan Mekke’deki ana tapınaklar Şiva mabetleriydi. Hala bugün bile hem Varanasi hem de Mekke’de ana saygı nesneleri eski Mahadeva amblemleridir. Müslüman hacıların Kabe’de saygıyla dokundukları ve öptükleri Şankara taşıdır.

GAYRİ-MÜSLİMLERİN GİRİŞİNİN YASAKLANMASI
Mekke’nin birkaç kilometre ötesinde herhangi gayri-müslimin bölgeye girmesini yasaklayan büyük bir tabela vardır. Bu, yeni kurulan İslam inancı için tapınağın saldırılarak ele geçirildiği günlerden kalma bir anımsatıcıdır. Maksat, belli ki geri alınmasını önlemekti.

Hacı Mekke’ye doğru ilerlerken, başını ve sakalını tıraş etmesi ve özel kutsal bir kisveye bürünmesi istenir. Bu beyaz kumaştan iki tane dikişsiz çarşaftan ibarettir. Bir tanesi bele, diğeri de omuzlara sarılır. Bu iki töre de; temiz tıraşlı ve kutsal, dikişsiz, lekesiz beyaz çarşaflar; Hindu tapınaklarına girişteki eski Vedik uygulamalarından kalmadır.

Mekke’deki Şiva amblemini barındıran ana tapınak Kabe olarak bilinir. Kara bir örtüyle kaplanmıştır. Bu gelenek de, geri alınmasında cesaret kırıcı olması açısından gerekli görüldüğü günlerde ortaya çıkmış olabilir. Britannica ve İslam ansiklopedilerine göre Kabe’de 360 tane put vardı. Geleneksel kayıtlarda tapınağa saldırıldığında tahrip edilen 360 puttan birisinin Satürn, bir diğerinin Ay ve yine bir diğerinin Allah olduğu belirtilmektedir. Hindistan’da *9 gezegene tapınılan Navagraha puji göreneği halan itibardadır. Bu dokuzun iki tanesi ay ve Satürn’dür. Bunun yanı sıra, ay her zaman Tanrı Şankara ile ilişkilendirilmiştir. Şiva ambleminin ön cephesinde her zaman bir hilal bulunur. Kabe tapınağında baştaki put Tanrı Şiva, yani Şankara, olduğundan üzerine hilal de resmedilmişti. İşte o hilal şimdi İslam’ın dini sembolü olarak kabul edilmiştir. Başka bir Hint geleneği, nerede bir Şiva Tapınağı varsa orada kutsal Ganj akıntısının da birlikte var olmasıdır. Bu geleneğe uygun olarak Kabe yakınında kutsal bir kaynak vardır. Suyu kutsal sayılır çünkü İslam öncesinden beri başka bir Ganj olarak görülmektedir. Kabe tapınağını ziyaret eden Müslüman hacılar *7 kez etrafında dönerler. Başka hiçbir camide bu dolaşma yoktur. Hindular da hep tapınakları etrafında dolaşırlar. Bu da Kabe tapınağının, Hindu dolaşma töresinin hala titizlikle uygulandığı İslam öncesi Şiva mabedi olduğunun bir diğer kanıtıdır.

Allah, Sanskritçe bir kelimedir. Sanskrit dilinde Allah, Akka ve Amba eşanlamlıdırlar. Bir tanrıça veya anneyi *ifade ederler. Allah deyimi Sanskritçe ilahilerde tanrıça Durga’nın (Bhavani) himayesi istenirken ortaya çıkar. Dolayısıyla tanrı yerine İslam’ın Allah kelimesi yenilik değil, eski Sanskrit isminin alıkonularak İslam tarafından kullanılmaya devam edilmesidir.

Yedi kez dönmek de belirgindir. Hindu düğün törenlerinde gelin ve damat kutsal ateş etrafında yedi defa dönerler. *Mekke’de Kabe tapınağı etrafındaki yedi kez dönme töresi, dolayısıyla, bir Hindu Vedik adetidir.

Sayar-ul-okul bize İslam öncesinde yıllık Okaj fuarlarında tüm kalburüstü şairlerin katıldığı Arap şiiri sempozyumlarının *düzenlendiğini bildiriyor. En iyi olduğu düşünülen şiirlere mükafat veriliyor, altın levhalara kazınarak mabet içine asılıyordu. Diğerleri ise deve ve keçi derisine baskı yapılarak mabet dışına asılırdı. Böylece Kabe binlerce yıldır en iyi Arap şiirsel düşüncesinin hazinesi olmuştur. Bu gelenek çok eski zamanlardan beri antiktir. *Ama Şiirlerden çoğu Muhammet Peygamberin kuvvetlerinin Kabe’ye saldırısı sırasında kaybolmuş ve tahrip olmuştur.

Sayar-ul-okul, Ömer-bine-Hasnam’a ait bir şiirdir. (Şiir adı: Ebul-hikem yani, Bilginin babası). Ömer-bine-Hasnam, Muhammet peygamberin amcası olup, Müslüman olmayı reddetmişti. Müslüman olmayanları yok etmek isteyen Müslüman fanatiklerin elinde şehit oldu. Bu şiiri Kabe’de yıllık fuarda en iyi olarak ilan edilmişti:


Kefa vinek zikra min ulumin tav eseru kaluben ayetül heva ve tezekkuru
Ve tezekkuruha uden *ilel vedae lilvara veluk yank *zatullahe yum tab aseru
Ve ehluleha *ezahu ermiman mahadev o menazel ilamuddine minhum ve seyattaru
Ve sahabi kiyem feem kamil hinde yovmen ve yakilun lete hazan feynnak tevajharu .
Meyasseyare akhalekan hasenen kullahum naimun azaed *summ gebul Hindu.

--------------------------------------------------------------------

Bir adam ki, tüm yaşamını günah ve erdemsizlikle geçirsin, yaşamını tutku ve öfkede yitirsin,
Sonunda pişman olup erdemliliğe dönüşü isterse, bir yol var mıdır kurtuluşu için?

Eğer bir kere bile samimiyetle Mahadeva’ya ibadet ederse, dürüstlük yolunda en yüksek konuma ulaşabilir.

Ah tanrım! Tüm yaşamım yerine Hint’de bir günlük kalış ihsan eyle; nasıl ki ruhen özgür olur o kutsal toprağa ulaşan.

Hint’e bir hac sayesinde soylu davranışların mükemmelliğini kazanır insan, ve ayrıcalığını elde eder ideal Hindu hocaların dindar üslubunun.


***************************

* 1742 Tarihi ve Sultan Selim (III) uyuşmuyor (1789 – 1807 arası tahtta). Tarihin 1792 olması daha olası. Selim (II) çok erken, 16. asırda. III Selim ise edebiyata meraklıydı. Şair ve hattat idi. Kütüphane onun kişiliğine daha uygun.


Yazı başlığı (Tanrıça) çeviri kaynağından alınmıştır. Kaynakta İslam öncesi putlarla Hint tanrıları arasında bağlantı kurulmaktadır. Hint ve İslam törelerindeki benzerlikler için aşağıdaki çeviri kaynağı sitenin resimlerini inceleyebilirsiniz:

http://volker-doormann.org/the0.htm
Güncelleme, başarılı bir çalışma.

İddia ediyorum ki ikimiz de "Tanrıtanımaz" larız. Sadece benim inandığım tanrı sayısı seninkinden bir eksik. Diğer olası tanrıları neden reddettiğini anladığın zaman, benim de seninkini neden reddetiğimi anlayacaksın.

Zihin paraşüt gibidir, sadece "açıkken" çalışır.

Benim manevi mirasın akıl ve bilimdir. Atatürk.
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 25-12-2010, 02:15
AhbAp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
AhbAp AhbAp isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Sep 2008
Mesajlar: 2.804
Standart

Güncelleme

When You Kill A Man, You're A Murderer
Kill Many And You're A Conqueror
Kill Them All And You're A God!

----------------

war is over
(if you want it)
Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 26-12-2010, 19:27
AerA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
AerA AerA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 17 Nov 2009
Bulunduğu yer: Galactic Sector ZZ9 Plural Z Alpha
Mesajlar: 3.036
Standart

Sitede içinde ilk defa okudum. Gerçekten başarılı bir çalışma.

Teoloji gece yarısı, karanlık bir mahsende, orada olmayan kara kediyi aramaktır. Robert A. Heinlein
Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 08-11-2011, 00:46
ozgur_beyin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ozgur_beyin ozgur_beyin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 07 Sep 2006
Mesajlar: 5.929
Standart

güncelleme

sorun cahil olman değil , kendini alim sanman
Alıntı ile Cevapla
  #18  
Alt 02-12-2011, 01:21
rastaman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
rastaman rastaman isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 06 May 2009
Bulunduğu yer: kocaeli
Mesajlar: 649
Standart

Yazı daha ilk cümlesinde Arabistan'ı Arvastan'a bağlıyor.)''Ne yaygara şelalesi''gibi,fazla zorlama ve tarihsel bilgilerle çelişiyor.İnternette dolaşan her dini Hinduizme bağlayan Hint milliyetçilerinin diğer yazılarından pek farklı değil.
Şıklat parmağını,herşeyi çöz;cevap Hindistan!!
Her dinin,her kavramın her taşın altında Hinduismi bulan bu arkadaşlar bana Hititleri bile Türk yapan vatandaşlarımızı hatırlatıyor.
Ne namaz namaskaradan geliyor ne de İbrahim bir Brahman,eski ve büyük(nicel anlamda) bir din olan Hinduizmin diğer dinleri etkilemiş olması normal,ama abartmamak gerek.

Bir avuç Aryan 4000 yıl önce gelmiş,adamları koyun kıvamına getirecek bu dini oluşturmuş,kastına razı olacaksın,Brahmanların ayağını öpeceksin,(deyimsel anlamda değil,gerçekten),eline silah almayacaksın ki ben de seni binlerce yıl koyun gibi güdeyim.Ta ki koyunu gütme sırası Mughallar ve İngilizlere geçinceye kadar.

Bugün o Aryanlar'ın torunu Brahminler ülkenin % 10'unu oluşturuyor ama hala ekonomi,siyaset,medya herşey onların elinde.Müzisyenler,oyuncular bile Brahmin,adamların güzellik anlayışı bile bu durumdan etkilenmiş.

Eskiden sempati duyardım Hint kültürüne ve tarihine,ama bu İndocentristler işin öyle cılkını çıkardılar ki gerçekten tüm ilgimi kaybettim.Biraz yakından tanıyınca ortada ne gizem ne de bilgelik kalıyor.

Hatta adminlerimiz kızmazsa negatif yüklü postumu bir Zaytung dergiyle destekleyeyim,ağzımız tatlansın.


[IMG][/IMG]
Alıntı ile Cevapla
  #19  
Alt 30-05-2013, 22:00
Britist Agent MKemal Britist Agent MKemal isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 26 Apr 2013
Mesajlar: 66
Standart

Hz.İbrahim'in Hintli olduğuna dair ciddi kanıtlar var.
Alıntı ile Cevapla
  #20  
Alt 30-05-2013, 22:09
ALKA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ALKA ALKA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 12 Feb 2010
Bulunduğu yer: Berlin
Mesajlar: 5.990

Başarı Ödülü 

Standart

Eğer öylese İbrahim'de dair din ulemasının sunduğu bir çok bilgiler yanlış çıkar. Ur şehrinde doğduğu, buradan Harran'a gittiği, Nemrud tarafından yakılmaya çalıştığı ve daha sonra İsrail'e veya Filistin'e gittiği gibi..
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:36 .