
04-11-2007, 22:50
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080
|
|
Re: Araplar'ın Devlet Gereksinimi olarak ortaya çıkan İslami
3-Yeni bir peygamber beklentisinin çok yogun olması :
* * Mekke o sıralar yeni bir peygamber beklentisinde idi. Aslında o yüzyıllar tüm dünyada ticaret burjuvazisinin şekillendigi, meta ekonomisinin geliştigi zamanlardır. Tüm ülkelerde azgın bir sömürü ve sermaye birikimi görülür. Buna karşın ezilen halkın yoksullugu ve buna başkaldırısı ile ciddi sınıf çatışmaları ortaya çıkar. Halkın ezilmiş ve yoksullugunun ideolojik olarak sonucu ise yeni bir kurtarıcı beklentisidir. Mekke de bu ortamdan nasibini almıştır. Bu gerçegi eski Arap şiirinde de takip edebilmemiz mümkündür :
* * bu şiirlerden bir tanesi de Kuss b. Sâide tarafından Ukkaz Panayırında söylenmiştir :
“Ey insanlar!“Allah’a yemin ederim ki bunda ne bir hata var ne de yanlış, Allah katında bizim bu dinimizden daha hayırlı olan bir din var.Onun gelmesi yaklaşan bir elçisi var, gölgesi başımızın üstüne düştü. Ona ulaşan ve kendisine uyana müjdeler olsun. Ona muhalefet edene yazıklar olsun. Geçen çağlara ve hayatlarını gaflet içinde geçiren milletlere yazıklar olsun.”
* *Diyerek bazı gerçekleri daha önceden gördüğünü itiraf etmiştir. Kuss b. Sâide bu şiirini okurken *Muhammed’in onu dinlemesi de ayrı bir anlam taşımaktadır.
Ayrıca gene peygamber beklentisi ile ilgili olarak Kur’an şöyle demektedir :
Yeminlerinin olanca güçleriyle, kendilerine bir uyarıcı-korkutucu gelecek olsa, ümmetlerinin herhangi birinden mutlaka daha doğru olacaklarına dair, Allah'a and içtiler. Ancak onlara bir uyarıcı-korkutucu geldiğinde (bu,) nefretlerinden başkasını artırmadı. *Fatır 42
O dönemin tanıklıgı Muhammed’in bu beklentiyi karşılıksız bırakmamaya karar verdigini çok açık bir biçimde bize kanıtlamaktadır.
saygılarımla
|

04-11-2007, 22:53
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080
|
|
Re: Araplar'ın Devlet Gereksinimi olarak ortaya çıkan İslami
4-Haniflerin ve diger tek tanrılı dinlerin varlıgı :
* * 7. yy da Arap yarımadasında özellikle Güney’de tek tanrılı dinler mevcuttu. Mekke’de ise Hırıstiyanlıgın yanı sıra adına Hanifler denen ve tek tanrı inancına baglı olan kimseler bulunuyordu. Kıys Bin Saide, Varaka Bin Nevfel, Abdullah Bin Çehş, Osman Bin Halis bu Haniflerin önde gelenleridir ve tabir caizse bir nevi İslamiyetin kuruluşunun gizli cemiyetini teşkil etmişlerdir.
* * Varaka Bin Nevfel Hatice nin amcazadesiydi ve Hıristiyandı.. Tevrat ile İncil'ide iyiden iyiye incelemiş ve arapçaya tercüme etmişti.Çok bilgili ve Filozof bir adamdı. Dinler tarihini çok iyi biliyordu. O araştırmaları sonucunda puta tapıcılığı bırakıp hıristiyanlığı kabul etmişti. Muhammedin en büyük ögretmeni Varaka idi. Muhammed' de Ona saygı gösteriyordu. Varaka'yı her zaman ziyaret ediyordu. O da Ona Tevrat ı baştan başa okudu. Adem’den İsmail'e kadar bütün Peygamberlerin menkıbelerini anlatıyordu. Musa’nın dinini nasıl kurduğunu, İsa'nın Hıristiyanlığını da izah etti. Muhammed’in ilk vahyı aldıgını iddia ettigi zaman Hatice ile birlikte başvurdugu kişi Varaka’dır ve gene rivayetlere göre Muhamme’in peygamberligini müjdeleyenlerden biri de Varaka’dır. Aşşagıda görülecegi gibi Muhammed’in peygamberliginin tasdikini ve ilanını Varaka yapmaktadır.
“Hz. Muhammed peygamberliğini bekler bir hal aldı. Çok geçmeden Hz. Muhammed'e vahiyler gelmeğe başladı. Mağaraya çekiliyor ve halvete giriyordu. Orada kendisine gelen vahilerden korkuyordu. Bunları eşi Hz. Haticeye anlattı. Hz. Hatice de amcazadesi Varaka Bin Nevfel'e onları bildirdi. O bu olayı dikkatle dinledikten sonra: git, eşin Muhammed'e söyle korkmasın. bu alametler O'nun ahir zaman Peygamberi olacağını isbat ediyor. Dedikten sonra, bir de manzume okudu: "Hz. Muhammed, artık bir peygamberdir. Kendisine görünen Cebrail'le, Mikail'dir. getirdikleri ise vahiy dir. Hz. Muhammed'e inananlar Cennete girecekler, doğru yoldan ayrılanlar ise cehennemde sosuz olarak yanacaklardır.". Hz. Hatice Varaka'nın yanından dönerek Nevfel'in dediklerini aynen O'na bildirdi. Hz. Muhammed bu sözlerden müsterih oldu. Kendisine peygamberlik geldiğinden dolayı da sevindi.” Buharinin naklettigi hadis şöyledir :
* * Bundan sonra Hadîce (radiya'llâhu anhâ) Hazret-i Resûl-i Ekrem'i (salla'llâhu aleyhi ve sellem) birlikte alıp ammizâdesi Veraka b. Nevfel b. Esed b. Abdü'l-Uzzâ'ya götürdü. Bu zât, zamân-ı Câhiliyyette dîn-i Nasrâniyyete dâhil olmuş bir kimse olup İbrânîce yazı bilir ve İncil'den meşiyyet-i İlâhiyye taallûk ettiği mikdârda öteberi yazardı. Veraka gözlerine amâ târî olmuş bir pîr-i fânî idi. Hadîce radiya'llâhu anhâ Veraka'ya: "Amûcam-oğlu, dinle de bak, kardeşinin oğlu ne söylüyor." dedi. Veraka: "Ne var kardeşimin oğlu?" diye sorunca Resûlu'llâh salla'llâhu aleyhi ve sellem gördüğü şeyleri kendisine ihbâr etti. Bunun üzerine Veraka dedi ki "Bu gördüğünü, Allâhu Teâlâ'nın Mûsâ (salla'llâhu aleyhi ve sellem) ya tenzîl ettiği Nâmûs (-ı Ekber)dır. (Yâni Sâhib-i Sırr-ı Vahiydir.) Âh keşki senin da'vet günlerinde genç olaydım. Kavmin seni çıkaracakları zaman keşki ber-hayât olsam!". Bunun üzerine Resûlu'llâh salla'llâhu aleyhi ve sellem: "Onlar beni çıkaracaklar mı ki?" diye sordu. O da: "Evet. (zîrâ) Senin gibi bir şey getirmiş (yâni vahiy tebliğ etmiş) bir kimse yoktur ki düşmanlığa uğramasın. Şâyed senin da'vet günlerine yetişirsem sana son derecede yardım ederim." cevâbını verdi. Ondan sonra çok geçmedi. Veraka vefât etti. (Ve o esnâda) Fetret-i vahiy vukû' buldu (yâni bir müddet için vahiy inkıtâa uğradı.)| *
* * Kıys Bin Saide, Ukkaz Meydanında şöyle bir şiir okumuştu: Yemin ederim ki, Allah'ın indinde bir din varki, şimdi bulunduğumuz dinden daha sevgili ve Allah'ın gelecek peygamberi vardır ki gelmesi pek yakındır. Gölgesi başımızın üstüne geldi. Ne mutlu ol kimseye ki O'na iman edip de O da O'na hidayet eyleye. Ve ol behdbahta ki O'na isyan ve muhalefet eyleye. Yazıklar olsun, ömürleri gafletle geçen ümmetlere”
* * Kıys Bin Saide bu şiiri okurken Muhammed’in de onu dinledigi rivayet edilir. Yıllar sonra peygamberligini ilan ettikten sonra bir hadise göre şöyle demiştir :
“Hz. Muhammed peygamber olduktan sonra bir gün yanındakiler: İçinizde Kıys Bin Saide'yi tanıyan var mı? Diye sordu. Sonra da bu hitabeden bazı parçalar okudu. Daha birçok şeyler de söyledi. Yine yanındakiler: Acaba onun satırlarından aklında kalanlar var mı? dediler. O zaman Hz.Ebu Bekir : Ben biliyorum. Diyerek bu hitabeyi sonuna kadar okudu.”
* * Gene önemli Haniflerden bir tanesi Zeyd b. Amr b. Nufeyl’dir. Bir hadise göre Zeyd’in konumu şöyledir :
* * Rasûlüllah’ın Zeyd b. Amr b. Nufeyl’den bahsederken şöyle dediği bana rivayet edildi: O putlara ibadet nedeniyle beni ayıplayan ve böyle yapmaktan nehyeden ilk insandı. Mekke’nin yukarısındaki yüksek alanda Zeyd b. Amr’a uğradığımda Zeyd b. Hârise ile birlikte Taif’ten gelmiştim. Dinlerini terk etmesi onu Kureyşliler arasında meşhur etmişti (şeharathu). O da aralarından çıkıp Mekke’nin yüksek bölgesine yerleşmişti. Gidip yanına oturdum. Beraberimde putlarımıza kurbanlarımızdan bir torba et vardı. Eti Zeyd b. Hârise taşıyordu. Eti kendisine takdim ettim. O vakit ben genç bir delikanlıydım. *‘Amcacığım, bu yemekten yiyiniz’ dedim. O ‘yeğenim, bu putlarınıza sunduğunuz kurbanlarınızdandır değil mi’ diyerek mukabelede bulundu. Ben öyle olduğunu söyleyince, ‘Abdulmuttalib’in kızlarına sormuş olsaydın, benim bu kurbanların etlerinden asla yemediğimi sana söylerlerdi, benim onlara hiç ihtiyacım yok’ dedi. Ardından ‘onlar iyilik veya *kötülük yapamayan batıl şeylerdir’ diyerek veya bu anlamda ifadeler sarf ederek, beni ve putlara ibadet edip onlara kurban kesenleri ayıpladı. Rasûlüllah ekledi: ‘Bu bilgiden sonra, Allah beni risaletiyle şereflendirinceye kadar onların bir putuna asla el sürmedim ve onlara kurban kesmedim.’
* * Bu hadisten görülecegi gibi Muhammed putlara kurban sunulamayacagı ve bilgisini Allah’tan degil bu ögretmenlerinden almıştır. Gene ögretmenlerinin onu inzivasında bile yalnız bırakmadıkları anlaşılıyor:
* * İbn Dureyd’den kaydedilmiş bir rivayete göre ; *“Vahiy almadan önce Peygambere yalnızlık sevdirildi ve Mekke dağları oyuklarında ikamet etti. O (Peygamber) dedi ki: ‘O da kendisini dünyadan tecrid ettiğinde Zeyd b. Amr’ı oyuklardan birisinde gördüm.”
* * Gene bu haniflerden ünlü şair Ümeyye b. Ebî’s-Salt ın Muhammed’e çok yakın oldugu bilinir. Oldukça bilgili bir kişidir ama İslami rivayetlere göre Muhammed peygamberligini ilan edince çok şaşırdıgı ve ona cephe aldıgı söylenir, kendisinin peygamberlik bekledigi rivayet edilir.
* * Esas ilginç olanı bu Haniflerden hiçbirinin İslamiyeti kabul etmedigidir. Varaka Hırıstiyan olarak ölmüştür, Abdullah b. Cahş önce Müslüman olmuş, Habeşistan hicreti sırasında Hırıstiyanlıgı kabul etmiştir, Osman b. Huveyris Rum meliki Kayser’in yanına giderek Hıristiyanlaştı, Zeyd’i Mekkeliler sürgün ettiler ve hanif olarak göç etti, Ümeyye ise Muhammed’in peygamberligine karşı çıkarak Allah’ın düşmanı *(aduvvullah) sayıldı.
* * Ögretinin kurulmasında ve Muhammed’in egitimide büyük katkı ve önemi olan bu şahısların İslami devlet kurulmasına pek de bir katkıları olmadıgı görülüyor. Aslında ilişkiler ve sonuç göz önüne alındıgında Muhammed’in bu ustaların tezgahında egitim gördügü, fakat daha sonra amacının farklılaşarak onlardan ayrıldıgı anlaşılıyor. Bu Hanifler muhtemeldir ki aralarında dini bir toplum oluşturmaktaydılar ve ilk başlarda da Hatice kanalıyla Muhammed’i de aralarına alarak yetiştirmişlerdi, fakat daha sonra Muhammed “ neden bu beklenen peygamber ben olmayayım “ diye sormuş olmalı ve bunun destegini de sahabilerinde bulmuş olmalıdır.
saygılarımla
|

04-11-2007, 22:56
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080
|
|
Re: Araplar'ın Devlet Gereksinimi olarak ortaya çıkan İslami
5-Sahabiler :
* * İslam devletinin kuruluşu esnasında 10 kişi var ki bunlar devletin ilk kurucuları ve yaşamlarında cennetle müjdelenmişlerdir. Bu sahabiler ilk Müslüman olanlardır, her biri genellikle ayrı kabilelere mensupturlar, hemen hepsi zengindirler ve İslamiyetten sonra daha da zenginleşmişlerdir, dört tanesi devlet başkanlıgı yapmış digerleri de Şura içerisinde yer alarak halife seçiminde tayin edici olmuşlar ve Mekke toplumu esnasında mevkileri açısından önemli ve insanları etkileyebilecek konumdadırlar. Şimdi bunları kısaca bir gözden geçirelim. Aşşagıdaki bilgiler http://www.sevde.de/Sahabeler/Sahabeler.htm Sitesinden özetlenmiştir.
* * EBUBEKİR : Teymogulları kabilesinden. Muhammed ile yaşıt ve arkadaş. Mekke'nin ileri gelenlerinden olup Arapların nesep ve ahbâr ilimlerinde meşhur olmuştur. Kumaş ve elbise ticaretiyle meşgul olurdu; sermayesi kırk bin dirhemdi ki, bunun büyük bir kısmını İslâm için harcamıştır. Rasûlullah'a iman eden Ebû Bekir (r.a.) İslâm dâvetçiliğine başlamış, Osman b. Affân, Zübeyr b. Avvâm, Abdurrahman b. Avf, Sa'd b. Ebî Vakkas ve Talha b. Ubeydullah gibi İslâm'ın yücelmesinde büyük emekleri olan ilk müslümanların bir çoğu İslâm'ı onun dâvetiyle kabul etmişlerdi. Umûmî ve husûsî olan önemli işlerde ashâbıyla müşavere eden Peygamber (s.a.s.) bazı hususlarda özellikle Ebû Bekir'e danışırdı. (İbn Haldun, Mukaddime, 206). Araplar ona "Peygamber'in veziri" derlerdi.Teymoğulları kabilesi Mekke'de önemli bir yere sahipti. Ticaretle uğraşıyorlar, toplumsal temasları ve geniş kültürlülükleri ile tanınıyorlardı. Hz. Ebû Bekir'in babası Mekke eşrafındandı. Hz. Ebû Bekir, câhiliye döneminde de güzel ahlâkı ile tânınan, sevilen bir kişi idi. Mekke'de "eşnak" diye bilinen kan diyeti ve kefalet ödenmesi işlerinin yürütülmesiyle görevliydi. Muhammed (s.a.s.) ile büyük bir dostlukları vardı. Sık sık buluşur, Allah'ın birliği, Mekke müşriklerinin durumu ve ticaret gibi konularda müşâvere ederlerdi.
* * ÖMER *: 584 te doguyor. Kureyş'in Adiy boyuna mensup olup, annesi, Ebu Cehil'in kardeşi veya amcasının kızı olan Hanteme'dir . Ancak küçüklüğünde, babasına ait sürülere çobanlık ettiği, sonra da ticarete başladığı bilinmektedir. O, Suriye taraflarına giden ticaret kervanlarına iştirak etmekteydi (H. İbrahim Hasan, Tarihul-İslâm, Mısır 1979, I, 210). Cahiliyye döneminde Mekke eşrafı arasında yer almakta olup, Mekke şehir devletinin sifare (elçilik) görevi onun elindeydi. Bir savaş çıkması durumunda karşı tarafa elçi olarak Ömer gönderilir ve dönüşünde onun verdiği bilgi ve görüşlere göre hareket edilirdi. Ayrıca kabileler arasında çıkan anlaşmazlıkların çözümünde etkin rol alır ve verdiği kararlar bağlayıcılık vasfı taşırdı (Suyûtî, Tarihul-Hulefâ, Beyrut 1986, 123; Üsdül-Ğâbe, IV, 146).Ömer (r.a), risaletin altıncı yılında müslüman olmuştur. O, iman edenlerin arasına katıldığı zaman müslümanların sayısı yetmiş seksen kişi kadardı (İbn Sa'd, aynı yer).Taberî'nin İbn Abbas'tan tahric ettiği bir hadise göre, müslümanlığını ilk ilân eden kimse Hz. Ömer (r.a) olmuştur (Suyûtî, a.g.e.,129 Ömer (r.a), Medine dönemi boyunca İslamın yücelişini etkileyen bütün olaylara aktif olarak iştirak etmiştir. Resulullah (s.a.s)'ın önemli kararlar alacağı zaman görüşlerine başvurduğu kimselerin başında Ömer (r.a) gelir. Onun ileri sürdüğü görüşler o kadar isabetliydi ki; bazı ayetler onun daha önce işaret ettiğine uygun olarak nazil oluyordu. Resulullah (s.a.s) onun bu durumunu şu sözüyle ifade etmekteydi: "Allah, hakkı Ömer'in dili ve kalbi üzere kıldı" (Üsdül-Ğâbe, IV, 151).
* * OSMAN : Muhammed peygamber oldugu zaman 34 yaşında. Ümeyyogullarından ve Ebubekirin yakın arkadaşı. Zengin, Bir yahudinin mülkiyetinde olan Rume kuyusunu yirmi bin dirheme satın alarak bütün müslümanların istifadesine sunmuştu. *Muhammedin önce birinci, ölünce ikinci kızı ile evleniyor. Sonra o da ölüyor.Rukayye ve Ümmü Gülsüm. Ashabın en zenginlerinden biri olması, onun İslâma ve müslümanlara herkesten çok maddi yardımda bulunmasını sağladı. Bilhassa kâfirler üzerine sefere çıkan orduların techiz edilmesinde aşırı derecede cömert davrandığı görülmektedir. Tarihçiler onun Ceyş'ul-Usra diye adlandırılan Tebük seferine çıkacak ordunun techiz edilmesine yaptığı katkıyı övgüyle zikretmektedirler. O, bu ordunun yaklaşık üçte birini tek başına techiz etmiştir. Asker sayısının otuz bin kişi olduğu göz önüne alınırsa bu meblağın büyüklüğü rahatça anlaşılır. Yaptığı yardımın dökümü şöyledir: Gerekli takımlarıyla birlikte dokuz yüz elli deve ve yüz at, bunların süvarilerinin teçhizatı, on bin dinar nakit para.
* * *ALİ : * Muhammed’in amcaoglu ve damadı. Onu önemli kılan Muhammed’in kendi soyundan olması dolayısıyla güvenilir olması. 10 yaşında daha bir çocuk iken İslamiyeti kabul ediyor, ancak daha sonraki ve baglılıgı neticesinde devlet kurucuları arasında yer alıyor, böylece de cennetle müjdeleniyor :
Resul-u Ekrem, en yakın akrabasını uyarmak ve hakkı tebliğ etmek hususunda Allah'u Teâlâ'dan emir alınca onları Safa tepesinde toplayıp ilâhî emirleri tebliğ edince, Kureyş müşrikleri onunla alay etmişti. İkinci toplantıyı yapmasını Hz. Ali (r.a.)'ye bıraktı, Ali de bir ziyafet hazırlayarak Hasimoğullarını davet etti. Resulullah yemekten sonra: "Ey Abdülmuttaliboğulları, ben özellikle size ve bütün insanlara gönderilmiş bulunuyorum.İçinizden hanginiz benim kardeşim ve dostum olarak bana bey'at edecek" dedi. Yalnız Ali (r.a.) kalktı ve orada Resulullah'a onun istediği sözlerle bey'at etti. Bunun üzerine Resul-u Ekrem, "Kardeşimsin ve vezirimsin " diyerek Hz. Ali'yi taltif etti.
* * Muhammed büyük ihtimalle Ali’yi kendi yerine hazırlıyordu. Hicretin 9 yılında "Berae Suresi" nazil oldu. Bu sure Allah ve Resulünün müşriklerden beri olduğunu bildirerek başlayıp, onlarla yapılan anlaşmaların feshedileceğini haber vermekte idi. Onda ayrıca, kendileriyle anlaşma yapılanların ve bu anlaşmalarına sadık kalanların emniyet içinde olacakları, anlaşma yapılmayanlarla anlaşmalarını bozanlara ise dört ay süre tanınıp ondan sonra iman etmemiş her kim varsa kendileriyle savaşılacağı belirtiliyordu. Surenin nazil olması üzeri ne ashaptan: Ey Allah'ın Rasulü bu ayetleri Ebu Bekr'e bildirseniz de o insanlara duyursa!’, diyenlere karşı Hz. Peygamber: “Bu (ayetleri) benden veya ehli beytimden olan bir kimseden başkası benim adıma tebliğ edemez” buyurdu ve Hz. Ali'yi bu ayetleri hacılara duyurmakla görevlendirdi. Halbuki bu sırada Hac emiri Ebubekir’di. Gene Muhammed ölüm döşeginde vasiyet yazdırmak istemiş fakat Ömer buna engel olmuştu. *
* * SA'D B. EBİ VAKKAAS : Malik b. Vuheyb b. Abdi Menaf b. Zühre. Babası Malik b. Vuheyb'dir. Malik'in künyesi Ebî Vakkas olup, Sa'd bu künyeye nisbetle İbn Ebî Vakkas olarak çağrılırdı. Rasûlüllah (s.a.s)'in annesi Zuhreoğullarından olduğu için, anne tarafından da nesebi Rasûlüllah (s.a.s) ile birleşmektedir. Sa'd'ın annesi Hamene binti Süfyan b. Ümeyye'dir. Sa'd (r.a), ilk iman edenlerden biridir. Kendisinden yapılan rivayetlere göre o İslâmı üçüncü kabul eden kimsedir. Ancak, Hz. Hatice, Hz. Ebu Bekr, Hz. Ali ve Zeyd b. Harise'den sonra müslüman olmuşsa beşinci müslüman olmuş oluyor. Sa'd (r.a), müslüman olduğu gün henüz namazın farz kılınmamış olduğunu ve o zaman on yedi yaşında bulunduğunu söylemektedir (İbn Sa'd, Tabakâtül-Kübrâ, Beyrut (t.y), III, 139).
Sa'd (r.a), hakkında âyet nazil olan sahabilerden biri olma şerefine de sahiptir. O, "Benim hakkımda dört âyet nazil olmuştur" (Müslim, Fedailu's-Sahabe, 5) demektedir. Bu âyetlerden bir tanesi, Mekkeli müşriklerin Rasûlüllah (s.a.s)'den yanındaki, ona iman etmiş güçsüz kimseleri kovmasını istemeleri üzerine nazil olan, Allah rızasını dileyerek akşam sabah ona dua eden kimseleri kovma" ayetidir (el-Enam, 6/52; Müslim, Fedailu's-Sahabe, 5; diğer âyetler şunlardır: el-Enfal, 8/1; Lokman, 31/15; el-Maide, 5/9). Sa'd (r.a), sekiz evlilik yapmış olup; bu evliliklerinde, on yedisi kız, on yedisi de erkek olmak üzere otuz dört çocuğa sahip olmuştu (Asr-ı Saadet, I, 441). Vakkas Zühreogullarından.
saygılarımla
|

04-11-2007, 22:58
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080
|
|
Re: Araplar'ın Devlet Gereksinimi olarak ortaya çıkan İslami
SAİD B. ZEYD *: * *Babası Zeyd b. Amr olup, nesebi Ka'b da Rasûlüllah (s.a.s) ile birleşmektedir. Künyesi Ebul-A'ver'dir. Ebu Tür olarak da çağrılırdı (İbnül-Esir, Üsdül-Ğâbe, II, 387). Babası Zeyd, Mekke müşriklerinin dinlerini akıl dışı bularak cansız putlara tapınmanın anlamsızlığı karşısında gerçek dine ulaşmak için araştırma yapmaya başlamış ve bunun için Suriye taraflarına giderek yahudi ve hristiyan âlimleriyle görüşmelerde bulunmuştu. Ancak onların verdikleri dini bilgiler Zeyd'i tatmin etmemişti. Zeyd'in bu durumunu gören bir papaz ona, şirkten ve hurâfelerden uzak, Hz. İbrahim (a.s)'in dini olan Hanifliğe tabi olmasını tavsiye etmişti. Zeyd, Hanifliğin ne olduğunu öğrendiği zaman aradığı dini bulduğunu anlamış ve Mekke'ye dönmüştü. O, Kâbe'ye yönelerek ibadet eder, Mekke'de İbrahim'in dini üzere bulunan tek kimse olduğunu Kureyş müşriklerine karşı iftihar ederek söyler ve onların putlar adına kurban kesmelerini ayıplardı. Zeyd, İsmail (a.s)'ın neslinden bir peygamberin geleceğini öğrenmişti. Arkadaşı Amr b. Rabî'a'ya kendisinin bu peygambere kavuşamayacağını zannettiğini, eğer ona ulaşırsa kendi selamını ona iletmesini söylemişti (İbn Sa'd, Tabakâtül-Kübra, Beyrut (t.y), III, 379). Zeyd, Rasûlüllah (s.a.s)'in Peygamberlikle görevlendirilmesinden önce vefat etti.
Said, babası Zeyd'in kendisine telkin ettiği hanif dininin bilincinde olarak yetişmişti. Rasûlüllah (s.a.s), İslâm dinini tebliğe başladığı zaman, onun çağırdığı dinin babasının söylediği prensiplerle aynı olduğunu gördü ve ona tabi olmakta gecikmedi.Said (r.a), ömrünün son günlerini, Medine'nin dışında bulunan Akik vadisindeki çiftliğinde geçirdi ve burada yetmiş yaşını geçmiş olduğu halde Hicrî 50 veya 51 yılında vefat etti.
* * TALHA B. UBEYDULLAH *Talha b. Ubeydullah b. Osman b. Amr b. Sa'd b. Teym b. Mürre b. Katb b. Lüeyy b. Gâlib el-Kuraşî et-Teymî. Künyesi, Ebu Muhmmed'dir. Talha, Cennetle müjdelenen on kişiden biri, İslâm'a giren ilk sekiz kişiden ve Hz. Ebubekir aracılığıyla müslüman olan beş kişiden biridir. Ayrıca, halife seçimini gerçekleştirmeleri için oluşturulan altı kişilik Ashab-ı ,Surâ arasında yer almış meşhur bir sahâbdir.
Rivayete göre, Talha b. Ubeydullah, Busra panayırında bulunduğu bir sırada, oradaki bir manastırın rahibi: "Sorun bakayım, bu panayır halkı arasında, ehl-i Harem'den bir kimse var mı?" diye seslenir. Talha da: "Evet var! Ben Mekke halkındanım" diye cevap verir. Bunun üzerine rahip: "Ahmed zuhur etti mi?" diye sorar. Talha: "Ahmed de kim?" der. Rahip: "Abdullah b. Abdulmuttalib'in oğludur. Bu ay O'nun çıkacağı aydır. O, peygamberlerin sonuncusudur. Haremden çıkarılacak; hurmalık, taşlık ve çorak bir yere hicret edecektir. Sakın O'nu kaçırma" der. Rahibin söyledikleri Talha'nın kalbine yer eder. Oradan alelacele ayrılarak Mekke'ye döner ve yakında herhangi bir olayın meydana gelip gelmediğini sorar. Abdullah'ın oğlu Muhammedü'l-Emîn'in peygamberliğini ilan etmiş oldûğunu ve Ebubekir'in de O'na tabi olduğunu öğrenir. Hemen Ebubekir'in yanına vararak rahibin anlattıklarını haber verir. Sonunda her ikisi birlikte Resulullah (s.a.v.)'a giderler. Talha oracıkta müslüman olur.
Hz. Osman'ın şehid edilmesinden sonra, müslümanların büyük bir kısmının Hz. Ali'ye bey'at ettiğini biliyoruz. Bu bey'atte bulunanlardan biri de Talha b. Ubeydullah'tır. Ancak, bey'atten kısa bir süre sonra, Talha ile Zübeyr ibnü'l-Avvam'ın, Hz. Ali'ye karşı çıkan Hz. Âîşe'nin yanında yer almışlardır. Neticede ez-Zübeyr, Hz. Ali'ye karşı çıktığına pişman olarak savaş meydanını terketmiştir. Talha ise mücadeleye devam etmiş, nihayet Cemel günü (h. 36), Mervan b. Hakem tarafından öldürülmüştür. Vefat ettiği zaman tahminen 60-64 yaşlarındaydı (İbn Hişam, a.g.e., 1, 251; İbn Sa'd, a.g.e., III, 224; İbnü'l-Esır, a.g.e., 111, 87; el-Askalânî, a.g.e., 111, 292; İbn Cerîr, Tarîhü'l-Ümemi ve'lMülûk, XI, 50' Beyrut).
Ashâbın zenginlerindendi. Zengin olduğu kadar da cömertti. Cömertliği sebebiyle kendisine "el-Fayyâd" denirdi. Vefat ettiği zaman, miras olarak bir hayli gayrimenkul, nakit para ve değerli eşya bırakmıştır. Rivâyete göre gayri menkullerinin tutarı otuz milyon dirhem, nakitlerinin tutarı iki milyon ikiyüz dirhem ve ikiyüz bin dinar idi. Sadece Irak'tan gelen yıllık geliri yüzbin dirhem civarındaydı (İbn Sa'd, a.g.e., 111, 221 vd.; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 111, 85).
* * ZÜBEYR B. el-AVVAM * Zübeyr b. el-Avvam b. Huveylid b. Esed b. Abdi'l-Uzza b. Kusayy b. Kilâb b. Mürre b. Ka'b. b. Lüeyy el-Kuraşî el-Esedî. Büyük oğlu Abdullah'tan dolayı "Ebû Abdillah" diye çağrılırdı. Peygamber (s.a.s)'in dostu ve havarisi (yardımcısı), aynı zamanda halası Safiyye binti Abdulmuttalib'in oğludur.Zübeyr, Hz. Ebu Bekir'in İslâm'a girmesinden kısa bir müddet sonra müslüman olmuştur. İlk müslümanların dördüncüsü veya beşincisidir
* * Anlatıldığına göre, Zübeyr ve Talha, bey'at işi bittikten sonra Hz. Ali'ye gelerek; "Sana hangi hususta bey'at ettiğimizi biliyor musun?" derler. Hz. Ali: "Evet; dinlemek ve itaat etmek üzere. Ebû Bekir, Ömer ve Osman'a hangi hususta bey'at ettiyseniz onun üzerine" der. Onlar ise: "Hayır, biz sana işte ortak olmak üzere bey'at ettik" derler. Hz. Ali onların bu isteklerini reddeder. Bu defa Kureyş'ten rastladıkları bir cemaata Hz. Ali hakkında ileri geri konuşurlar. Bu dedikoduları duyan Hz. Ali, Abdullah b. Mes'ud'u çağırtarak onun görüşünü sorar. Abdullah; "Görüyorum ki, valilik istiyorlar. Sen de Zübeyr'e Basra valiliğini, Talha'ya da Kûfe valiliğini ver" diyerek Hz. Ali'ye tavsiyede bulunur. Hz. Ali bunu şiddetle reddeder. Bilahare, Zübeyr'le Talha, Hz. Ali'ye gelerek umre yapmak üzere Mekke'ye gitmek için izin isterler. Hz. Ali asıl maksadlarını bildiği halde onlara izin verir (İbn Kuteybe, el-İmameti ve's-Siyâse, 51; İbnü'l-Esîr, a.g.e., III, 195 vd).
* * Zübeyr, şehid edildiği zaman miras olarak geriye epey mal bırakmıştır. Bu cümleden olarak Medine'de geniş bir arazi ve onbir ev, Basra'da iki ev, Kûfe'de bir ev ve Mısır'da bir ev bırakmıştı. Toplam mirası yaklaşık 52.000.000 (elli iki milyon) idi. Bazı rivayetlere göre; Mısır, İskenderiye, Kûfe'de arazileri, Baksra'da da evleri vardı. Ayrıca Medine'deki arazilerinden de gelir sağlıyordu (İbn Sa'd, a.g.e., III, 108 vd).
* * EBU UBEYDE B. el-CERRÂH * öl 639 * * -- Emînü'l-Ümme lâkabıyla anılan, ilk müslümanlardan ve aşere-i mübeşşere* 'den olan sahâbî. Asıl adı Amir b. Abdullah b. el-Cerrâh'tır. Kureyş kabîlesinin Fihroğulları'ndandır.Ebû Ubeyde, Hz. Ebû Bekir'in dâvetiyle veya Osman b. Maz'un başkanlığında arkadaşlarıyla Rasûlullah'a giderek müslüman olmuştur (İbn Sa'd, et-Tabakat, III, 298). Habeşistan'a göç edenler arasında ikinci kafiledendir. *yoksul oldugu söyleniyor.
* * *ABDURRAHMAN İBN AVF *(590 ? - 32/652) *Cennetle müjdelediği on sahâbîden ve ilk müslümanlardan biri. Kureyş* kabîlesinin Zühreoğullarından Hâris'in oğlu olup Câhiliyye* devrinde asıl adı Abdulkâ'be veya başka bir görüşe göre Abdu Amr idi. Abdurrahman b. Avf (r.a.) ilk müslümanlardan olmasından dolayı Kureyş'in zâlim tutumuna dayanamayan ashâb ile birlikte Habeşistan'a yapılan iki hicrete de katılmıştı. Nihayet Rasûlullah, ashâbı Medine'ye hicret etmeye teşvik edince, o da diğer ashâb ile birlikte hicret etmişti Hz. Peygamber'in vefatından sonra söz konusu olan mirasının mirasçılara taksim edilemeyeceğine dair Hz. Ebû Bekir'in rivâyet ettiği hadisi kendisi de aynen rivâyet etmişti.
Abdurrahman b. Avf (r.a.) ticaret hayatını çok iyi bilen Kureyş içinde büyüdüğü için bu işin tam bir uzmanı olarak Medine çarşısında alışverişe başlamış ve Allah ona büyük servet vermişti. Abdurrahman bu ticârî hayatını şöyle anlatır: "Cenâb-ı Allah bana öyle bir nimet verdi ki, bir taşı bile bir yerden kaldırıp başka yere koyduğumda sanki altın oluveriyordu."
saygılarımla
|

04-11-2007, 23:00
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080
|
|
Re: Araplar'ın Devlet Gereksinimi olarak ortaya çıkan İslami
İletinin başında İslamiyet’ten önce Arap Yarımadasındaki kabile yapısı hakkında geniş bir özet vermiştim. O özette dikkat edilirse Abdumenâf, Zühre, Teym ve Esedoğul*larının Mutayyebîn (temizlenmişler) adlı bir pakt kurdukları belirtilmekteydi. Mekke toplumunun agırlıklı olarak bu pakttan oluştugunu söylemek mümkündür, o halde Muhammed’in ilk olarak yapacagı bu paktın birligini korumak olmalıydı. O da tam da böyle yaptı. İlk Müslüman olmaktan başka hiçbir özelligi olmayan bu yaşamlarında cennetle müjdelenen sahabelerin her birisinin özelliklerinden bir tanesi bu paktı oluşturan soyların önde gelen insanlarından oluşmalarıdır.
Sa'd B. Ebi Vakkas * ile Abdurrahman İbn Avf * * * * * * * * * * * : Zühreogullarından
Ebubekir ile * Talha * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * : Teym ogullarından
Osman * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *: *Ümeyogullarından
Muhammed, Ali * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *: Haşimogullarından
Zübeyr * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *: Esedogullarından
Ebu Ubeyde B. el-Cerrah * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * :Fihroğulları'ndan
Zeyd * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * : Babası Muhammedin ögretmeni
Ömer * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *: Adiyogullarından
* * Görüldügü gibi bu sahabelerin birleştigi temel ile mutayebbinlerin birleştigi temel ortak gibi görünüyor. Öncelikle geçmişte kurulan bir ittifak temelini bozmamak ve ilk birleştirici adımları, ilk siyasi adımları bu temelde atmak. Sahabeleri ilk örgütleyenin Ebubekir oldugu tüm kaynaklarda ittifakla belirtilen bir husus. O halde şöyle bir senaryonun gerçekleşme ihtimali kuvvetle muhtemeldir :
* * Muhammed uzun bir süre Haniflerden din egitimi alır ve varolan tek tanrılı dinlerin geçmişleri ile ilgili bilgileri ögrenir. Hanif adı verilenler büyük ihtimalle Hıristiyanlıga yakın bir tarikat şeklindedirler. Muhammed ile Ebubekir çok yakın arkadaştırlar ve gidişattan memnun degildirler. Muhammed eski hanif tarikatından ayrılarak Varaka nın da destegiyle peygamberlige soyunur ve yeni dinin ilk ayetlerini söylemeye başlar. Bu arada Ebubekir de her kabilenin önde gelen kimseleriye tamasa geçer ve onları yeni çekirdege kazandırır. Bu kişiler ileride kurulacak yeni devletin çekirdek kadrolarını teşkil ederler ve gerek Ali ile olan ortak yönetim tartışmalarında, gerek edindikleri servetle, gerek kendileriyle ilgili ayetler inmesiyle de farklılıkları ileride belirginleşir. Ve yaşamlarında cennetle müjdelenirler. Aslında yaptıkları işler ve çektikleri eziyet ilk Müslümanlardan olan Bilali Habeşiden fazla degildir. Ama bu müjde onların kurucu üye olduklarını belirlemek için yeterlidir. İlk 6 sene sayıları 70-80 kişiyi geçmez. Burada da Ömer’in devreye girdigini görüyoruz. Ömer Mütabeyyinler harici bir isimdir ve soyu Kusay öncesi eski bir kabileye dayanmaktadır, ancak etkisi çoktur ve Müslüman oldugunu resmen ilk açıklayan kişidir. Bundan sonra da İslam tarihi boyunca sık sık Muhammed’i yönlendirdigine tanık oluruz.
* * saygılarımla
|

04-11-2007, 23:03
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080
|
|
Re: Araplar'ın Devlet Gereksinimi olarak ortaya çıkan İslami
6-Peygamberin otoritesinin kaynakları :
* * *Peygamber bir devlet kurabilmek için siyasi güce ihtiyaç duyuyordu. Yaydıgı din ile bu otoriteyi mutlak hale getirdi ve Allaha dayandırdı. İslam dinine iman eden hiç kimse onu Allahın elçisi olarak tanıyacagından otoritesine karşı çıkması mümkün degildi.
* * *Dini devletin temellerini mutlak otoriteye dayandırana kadar ise kabile ve soy yakınlıgından kaynaklanan, önder olmaktan kaynaklanan, akrabalıktan ve yoldaşlıktan kaynaklanan otoritesini kullandı.
* * *Siyasi olarak güçlendikçe otoritenin kaynakları askeri gücü oldu. Askeri gücü kullanmaktan hiç bir zaman çekinmedi. Ancak tüm bunların yeterli olamayacagı zaman insanlara ya cennet vaat etti, bu dünya için de ganimetler tesisi etti. Nitekim peygamberden sonra Osman zamanında fetihler sona erip de ganimet akışı durdugu zaman Kufe de mülk paylaşımı sonucunda isyanlar çıkmış ve bunun sonucunda Osman öldürülmüştür.
* * *Her ne kadar kurucu ideolojiyi din ve kutsallık ekseni üzerine yerleştirmiş olsa da yaşayan bir kimsenin kutsal oldugu ya da ömrü içerisinde Allah’tan vahy geldiginin kabulü pek de kolay bir şey olmasa gerektir. Temelini attıgı devlet ise o ölür ölmez iktidar paylaşımlarına sahne olmuş ve hükmü altına aldıgı kabileler isyan etmişlerdir. Ebubekir’in iktidarı sırasında her yerde ortaya çıkan Ridde savaşları bunun bariz bir açıklamasıdır. Muhammed’in ve dininin kutsallıgının yaygınlaşması ve onun isminin bir mucize ve uhreviyet perdesi ile örtülmesi onun ölümünü takip eden yüzyıl içerisinde kulaktan kulaga yaygınlaştırılarak, inanmaya egilimli cahil halkta bir efsane perdesi altında şekillendirilmiştir.
* * Dogumu ve dogum tarihi ile ilgili bir kesinlik bile yoktur : “Fil yılında, Rebiülevvel ayının on ikisinde Pazartesi günü doğmuştur” diyenlerin yanında, “Fil olayının yirmi üçüncü yılının Ramazan ayının on ikisi olan Pazartesi günü doğmuştur” diyenler de olmuştur. Başka rivayetlerde ise “20 Nisan’da”, “Zülkarneyn takvimine göre 822 yılında” doğduğunu söyleyenler de vardır. Ayrıca “Resûlullah, Ukaz yılında yirmi yaşındaydı. Ficar savaşı da Fil olayından yirmi yıl sonra oldu. Kâbe binasının onarımı da Ukaz yılından on beş yıl sonra oldu. Bundan beş yıl sonra da Muhammed’e peygamberlik verildi” diyenler ya da, “Ukaz olayı, Fil olayından on beş yıl sonra olmuştur. Ondan on yıl sonra Kâbe binası yeniden yapıldı. Aradan on beş yıl geçtikten sonra da Muhammed’e peygamberlik verildi”; ya da “Fil olayı, Muhammed’in doğumundan on yıl önce olmuştur” veya, “Hz.Peygamber Fil olayından otuz yıl sonra”, yahut “Resûlullah, Fil olayından on beş yıl önce doğmuştur” gibi değişik rivayetler de vardır. Bir başka rivayette ise, “Resûlullah Fil yılında doğdu. On beş yıl sonra Ukaz savaşı oldu. Fil olayının yirmi beşinci yılının başında Kâbe yeniden yapıldı. Kırkıncı yılın başında da Resûlullah’a peygamberlikgeldi” denilmektedir. İbn Kesir, el Bidaye ve’n-Nihaye Büyük İslâm Tarihi II, çeviren: Mehmet Keskin, İstanbul 1994,
* *Dogumu hakkında net bir tarih bile olmayan peygamberin dogumundan itibaren mucizelerin oldugu ise bir kutsallık ve din yaratmak için gereken rivayetin oluşturulması için Sümer şehir devletlerinden beri süregelen bir yöntem oldugu son derece açık olması gerekir. Şimdi bu kutsallıkların bazılarına göz atalım :
* * Muhammed’in annesi Amine henüz hamileyken rüyasında, “Sen insanların en hayırlısına hamile oldun. Onu dünyaya getirdiğinde her hasedcinin şerrinden korunması için bir ve tek olana sığınırım de, adını Ahmed veya Muhammed koy” diyen bir sesle uyanmıştı. İbn Hişam, es-Sîre I, Yakubi’den gelen rivayetlerde de, peygamberin doğduğu gece bazı olağanüstü olaylar meydana gelmiş ve Kisra’nın sarayından on dört burç çatırdayarak yıkılmış, İranlıların bin yıldan beri yanan ateşleri sönmüş, Semave vadisi taşıp, sular altında kalmış ve Save gölü kurumuştur. Yakubi, Tarih II, 5-6
* * Yine Hz.Muhammed’in doğduğu gece putlar, yerlerinden sarsılıp yüz üstü yere düşmüşlerdir. Habeş kralı Necâşî, bazı olağanüstü durumlara tanık olmuş ve Hz.Muhammed’in doğumu ile birlikte bir nûr ortaya çıkarak Şam saraylarını onlara göstermiştir. Hz.Muhammed’in kendisi ise başını göğe kaldırmış diz üstü çökmüş gibi bir durumda doğmuş ve üzerine kapatılan çömlek ikiye bölünmüştür. Ayrıca doğduğu evde bir nûr görülmüş, göklerdeki yıldızlar o eve yaklaşmışlar ve buna benzer olağanüstü olaylar görülmüştür. İbn Kesir age
* * Başka bir rivayette ise, Hz.Muhammed doğduğu zaman beraberinde bir de nûr çıkmış ve bu nûr ona, doğu ile batı arasını baştan başa aydınlatıp göstermiştir. Başka bir rivayete göre de, Hz.Muhammed doğarken birlikte çıkan nûr Şam saraylarını ve caddelerini aydınlatmış ve hatta Busra’daki develerin boyunları bile o aydınlıkta görülmüştür. Doğduğu evde ise her nereye bakılırsa orası nûr olmuş ve yıldızlara bakanlar yıldızların üzerlerine düşeceklerini sanmışlardır. Bir başka rivayette ise, Hz.Muhammed doğarken beraberinde çıkan nûrun aydınlığı ile Bizans sarayları görülmüştür. Hz.Muhammed beşikte iken parmağıyla aya işaret ederek anlaşılmaz şeyler söylemiş ve ay da onun gösterdiği yöne yönelmiş, ay ile konuşmuş, ay da onunla konuşmuş ve ağlamaması için onu avutmuştur. Arş’ın altında secde ederken onun sesini işitmiştir. İbn Kesir age
* * Mekke’ye yerleşip ticaret yapan Yahudinin biri, Hz.Muhammed’in doğduğu gece Kureyş toplumuna, “Ey Kureş bu gece bir çocuğunuz oldu mu?” diye sormuş, onların, “bilmiyoruz” demeleri üzerine “Eğer böyle bir doğum olmamışsa mesele yok. Bana bakın ve *söyleyeceklerimi iyice kafanıza koyun. Bu gece doğan çocuk, bu son ümmetin peygamberi olacaktır. İki omuzu arasında, at yelesi gibi peşpeşe tüyleri olan bir belirti vardır. İki gece süt emmeyecektir. Çünkü cinlerden bir ifrit, parmağını onun ağzına koyup süt emmesini engelleyecektir.” demiştir. Bundan sonra Abdülmuttalib’in oğlu Abdullah’ın bir oğlu olduğunu ve adının da Muhammed konduğunu öğrenen bir kısım Kureyşli, durumu Yahudiye bildirmişlerdir. Sonra birlikte Amine’nin evine gitmişler, Yahudi çocuğu görünce bayılıp düşmüştür. Ayılınca, “Vallahi peygamberlik İsrailoğullarının elinden çıktı artık. Buna sevindiniz değil mi ey Kureşyliler? Allah’a andolsun ki, o size öyle bir zor verecek ve öyle bir güce erişecek ki, haberi, doğudan ve batıdan çıkacaktır.” demiştir. İbn Kesir age
* * Başka bir Yahudi ise Medine’de Yahudileri başına toplamış ve “Bu gece doğan Ahmed’in yıldızı doğdu.” demiştir. * Age
* * Bazı kişilere göre de, Allah ilk olarak Hz. Muhammed’in nûrunu ve ruhunu yaratmıştır. Hz.Muhammed’in nûru, Hz. Adem’den itibaren de Şit, İdris, İbrahim, İsmail, Kusay yoluyla, Abdümenaf’a kadar nesilden nesile intikal etmiş, sonra Abdülmuttalib’e ve oğlu Abdullah’a ve ondan da Amine’ye geçmiştir. M. Zeki Karakaya, “Hz. Peygamber’in Hayatı”, Kutlu Doğum Haftası II, Ankara 1990, 53-54
* * Hz.Muhammed’in sünnetli doğduğuyla ilgili rivayetlerde de ihtilaflar vardır. Bazı rivayetlerde sünnetli doğduğu söylenmişken, bazılarında da dedesinin onu Perşembe günü sünnet ettirdiği, sünnetten sonra da bir davet verdiği ve çocuğun adını Muhammed koyduğu belirtilmiştir. Berzahullah Ahmed, es-Siretü’n- Nebeviyye, Riyad 1992, 107
* * *Bu rivayetleri çogaltmak da mümkündür, ancak bunların hiçbirinin gerçek olmadıgını idrak edebilmek için o zamana ait tarihsel arkeolojik kayıtlara başvurmak son derece yeterli olabilir. Kaldı ki artık aklı başında hiçbir Müslüman bu söylenenleri dogru olarak kabul etmez. O halde neden bu rivayetlerin çıktıgını sormak soruşturmak gerekir:
* * Dogum günü ve tarihiyle ilgili *bir kesinligin bile olmadıgı bir insan hakkında bu derecede mucizeler atfetmenin tek nedeni yeni bir din oluşturmak için kutsallıga başvurmaktan başka bir şey olmadıgı son derece aleni olması gerektir. Kırsal yaşam içinde yer alan insanlar egitimsiz oldukları gibi rivayet ve hurafelere inanmaya da son derece açıktırlar. Kaldı ki 1400 sene evvelinin düşünsel yapısı mucize iddialarını sorgulayamayacak bir aşamada ve onları kabule meyillidir. Muhammed’in başlattıgı tanrıdan vahy alma serüveni ondan sonra gelenler tarafından daha da içinden çıkılmaz hale getirilerek böyle mucize bir önderin sözleri etrafında, tartışılması mümkün olmayan bir şeriat altında birleşilmesini saglamıştır. Bir kere onun tanrının elçisi oldugu kabul edildiginde onun bildirdigi sözlerin de dışına çıkılamayacagı son derece anlaşılabilir bir durumdur. Bu yöntem aslında yeni bir yöntem degildir. İlk erken devletleri inceledigimizde tamamının aynı süreçten geçtigini görürüz. Akad kralı Sargon da, Babil kralı Hammurabi de aynı kutsallıklara başvurmuşlardı. Ancak onlar direkt olarak tanrının bir uzantısı olduklarını, akraba vs olduklarını, yetkiyi tanrıdan aldıklarını vaaz etmişlerdi. Aradan 2000 seneden fazla bir süre geçtikten sonra gelinen nokta artık tanrının uzantısı ya da akrabası olmak degil, elçisi olmaktır. Bu sözlerim yukarıda vermiş oldugum Weber alıntısı ile birlikte degerlendirildiginde dinin ve ilahiyatın toplumların bir arada tutulmasında ne derecede etkin oldugu daha kolay anlaşılabilir.
*saygılarımla
not : geçmiş olsun
|

04-11-2007, 23:31
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 21 Jun 2007
Mesajlar: 227
|
|
Re: Araplar'ın Devlet Gereksinimi olarak ortaya çıkan İslami
sn.dilaver bir çoğunu parça parça bildiğimiz bir konuyu çok güzel derleyip toparlamışsınız.İlginç güzel bilgiler ve yargılar var yazınızda.Zeki bir insanın adım adım peygamberliğe gelişi, sanki-amcazadesi ve eşinin yanında -muhabir duruyormuş gibi nasılda tesbit ediliveriyor..
Dogumu hakkında net bir tarih bile olmayan peygamberin dogumundan itibaren mucizelerin oldugu ise bir kutsallık ve din yaratmak için gereken rivayetin oluşturulması için Sümer şehir devletlerinden beri süregelen bir yöntem *olması son derece doğal.
Karşı koyan, eğer başaramazsa- rezildir.
Ama başardığı zamanda vezirdir, nur üstü nurdur,bulunmazdır, bir tanedir.Tarihin başaran bütün büyük adamları mucizevi kabiliyetleri( *:? *) olan insanlardır.Bir İsa efendimiz mağlup olupta unutulmayanlar kervanına katılabilmiştir.Milyarları etkileyecek bir kabiliyeti olan Hz. Muhammedin doğumundan itibaren mucize oluşumunu yadırgamamak lazım.
Başarılı olanları birde sevenlerinden dinleseniz.. gülmekten yere yatarsınız netekim abartmanın bu kadarına...
|

04-11-2007, 23:35
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Re: Araplar'ın Devlet Gereksinimi olarak ortaya çıkan İslami
Ben ilk mesajımı yazdığımda henüz ilk 4-5 bölüm vardı. Hepsini okudum demek için erkenmiş. youef'in dediği gibi dilaver yağmur gibi yazıları gönderince boşta kalmış yazdığım. Şu anda "Yeni bir peygamber beklentisinin çok yogun olması" bölümüne kadar okudum. Bu bölümde takıldım, çünkü burdaki argüman sanki İslamcı yazarların zorlaması gibi geldi bana. Özellikle de şu bölüm:
* * bu şiirlerden bir tanesi de Kuss b. Sâide tarafından Ukkaz Panayırında söylenmiştir :
“Ey insanlar!“Allah’a yemin ederim ki bunda ne bir hata var ne de yanlış, Allah katında bizim bu dinimizden daha hayırlı olan bir din var.Onun gelmesi yaklaşan bir elçisi var, gölgesi başımızın üstüne düştü. Ona ulaşan ve kendisine uyana müjdeler olsun. Ona muhalefet edene yazıklar olsun. Geçen çağlara ve hayatlarını gaflet içinde geçiren milletlere yazıklar olsun.”
Bu tür metinler İsa için de hıristiyanlar tarafından yazılmış sonradan. Birisinin çıkıp, "Allah katında bizim dinimizden daha hayırlı bir din gelecek" demesi biraz garip bir şey değil mi? Yani bir elçi gelecek demesine tamam, çünkü bir mesih geleceği inancı Yahudi dininin son zamanlarından beri giderek yayılan bir inanç. Ama yeni bir din başka bir şey.
|

04-11-2007, 23:46
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080
|
|
Re: Araplar'ın Devlet Gereksinimi olarak ortaya çıkan İslami
sevgili Sargon
* * İslamiyet hakkında elimizdeki kaynaklar gene Müslümanlara ait. Onlardan seçip kendimize göre yorumlayıp farklı bir bakış açısıyla sonuca gitmeye çalışıyoruz.
* * O dönemde mesih beklentisi var, Haniflerin de yeni bir din beklentisi var, peygamber beklentisi zaten dünyanın her tarafında var. MÖ 5 yy ile MS 5 yy tüm dünyada ticaretin yaygınlaştıgı bir dönem ve sömürü katmerleşiyor. Zaten büyük oluşum ve dinler hep bu arada şekilleniyor. Yoksulların tek umudu yeni bir kurtarıcı. Dikkat edilirse Buda, Zerdüşt, İsa, Mani, Mazdek, hatta Yahudilerin Babil sürgünü hep bu zaman dilimi arasında olmuş olan şeyler.
* * *Rivayete göre Muhammed bu şiiri dinledigi zaman 38 yaşındadır ve ondan da ilham almıştır.
* * * saygılarımla
|

04-11-2007, 23:48
|
|
|
Re: Araplar'ın Devlet Gereksinimi olarak ortaya çıkan İslami
Kus bin Saide üfürükten bir şair değil, Necran piskoposudur. Böyle bir söz sarfetmesi, bu açıdan bakıldığında çok daha gariptir. Sonunda benim komplo teorime geleceksiniz, zira en mantıklısı budur. Arius, Nasturiler, Arapların Allah'ını tek tanrı yapan yeni din vs. v.s. Daha önce de dilim döndüğünce anlatmaya çalışmıştım. Önceden hazırlanmış, dantel gibi işlenmiş bir eserle karşı karşıyayız.
Ve de, sargon, daha önce bir başlık açmıştın "İslam peygamberi Ömer mi" diye. Günümüz Arapları ve islam dünyasının büyük bölümü için gerçekten Ömer'dir, ama asıl islam peygamberi Hatice'dir.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:14 .
|