
15-04-2006, 14:04
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Re: Dini Vahşet ve Katliamlar
KATOLİKLERİN PROTESTAN KATLİAMI :
1572 yılında Paris sokaklarını kan gölüne çeviren ve tarihe 'Saint Barthelemy Katliamı' olarak tarihe geçen olayda 40.000 protestanın öldürüldüğü tahmin ediliyor.Katolik Kraliçe Marguerite de Valois'nın Protestan Navarre'la evlenmesinden sonra Katolikler'in Protestanlar'a karşı yaptığı katliam , Fransa'ya laikliği getiren sürecin de ilk adımı oldu.
Evlilik barış getirecekti :
Fransa kralının kızkardeşi Marguerite de Valois , 24 Ağustos 1572'de Fransız Protestanlar'ın önde gelen isimlerinden Henri de Navarre ile evlendirildi. Evliliğin Katolikler ve Protestanlar arasında barış sağlaması umuluyordu. Ancak , Margot'nun İspanya yanlısı annesi Catherine de Medicis , İspanya ile savaşılmasını isteyen Amiral Gaspard de Coligny'ye suikast düzenletti. Suikastten yaralı kurtulan Amiral , durumu tahtın gelecekteki varisi Henry de Navarre'a bildirdi. O da suçluların cezalandırılmasını istedi.
Cezalandırılanacağını duyan ana kraliçe Medicis , adamlarına katliam emri verdi. Katolik kilisesinin çanları karışıklık sırasında Katolikler'i savaşa çağırmak için çaldı. Bir anda düğün için Paris'te bulunan binlerce Protestan , bıçakları ve kılıçlarıyla yollara fırlayan Katoliklerce öldürüldü. Paris'in caddeleri binlerce cesetle doldu. 'Saint Barthelemy Katliamı' olarak tarihe geçen bu olay , Katolik-Protestan savaşını yeniden alevlendirdi.
Zorunlu kaçış :
Tahta oturan Margot'nun kocası Henry de Navarre , 1598'de Protestanlar'ı bağışlayan ve tüm haklarını geri veren Nantes Fermanı'nı yayınladı. Ancak bu ferman Kral 14'üncü Louis tarafından yüzyıl kadar bir süre sonra yürürlükten kaldırıldı. Protestanlar'a karşı saldırılar yeniden başladı. Bu saldırılar sırasında 'Huguenot' denilen Protestan Fransızlar'dan yarım milyon kadarı İngiltere , Hollanda , Almanya ve İsviçre'ye kaçtı. 1764 tarihine kadar saldırılara maruz kalan Protestanlar , 1789 Fransız Devrimi'yle vatandaşlık haklarını kazandı. Şu anda bir milyonun üzerinde Protestan'ın yaşadığı tahmin edilen Fransa , 'Saint Barthelemy Katliamı' nedeniyle 'laikliğe' ayrı bir önem veriyor.
|

15-04-2006, 15:33
|
|
|
Re: Dini Vahşet ve Katliamlar
Panteidar abi bi çorum, maraş , malatya olaylarını (katliam mı desem) yazsan... biraz da onları öğreniriz ve müslimlerde inandıkları yolun nasıl bi faşistlik olduğunu görseler...
|

15-04-2006, 16:22
|
|
|
Re: Dini Vahşet ve Katliamlar
:cry: *:cry: *:cry:
|

15-04-2006, 16:49
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Re: Dini Vahşet ve Katliamlar
Jayjay kardeşim ;
80 öncesi katliamlar sağ-sol çatışması ile ilişkilendirilebileceği için onları yazmak istemiyordum.
Ancak dün Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesinde 2.Cansuyu Şenliğinde "bira satılıyor" diye okul basıp satırla öğrencilere saldıranların haberini okuyunca, hala bu zihniyetin devam ettiğini gördüm. Şeriatçi zihniyetin saldırgan, katil, sadist ruhlu olanları o dönemler pasif buldukları İslamcı dernekler yerine Ülkü Ocaklarını seçiyor ve hem Türkçü hem İslamcı geçinerek Alevi kışkırtması yapıyorlardı. Ülkücü siteleri ziyaret ederseniz, şeriatçi zihniyetin bu sitelerde de
nasıl yuvalandığını görebilirsiniz.
MARAŞ KATLİAMI :
19 Aralık 1978 günü Maraş'ta Cüneyt Arkın' ın "Güneş Ne Zaman Doğacak" filminin
gösterildiği Çiçek Sinemasının, provakasyon amaçlı olarak ÜGD üyesi 2 kişi
tarafından bombalanmasıyla olaylar gelişmeye başlamıştır.
Sözde misilleme olarak 21 Aralık günü Töb-der üyesi iki öğretmen öldürülmüş,
bununla da yetinilmemiş 22 Aralık günü öğretmenlerin cenaze törenine saldırılmıştır.
Bir gün sonra cihada çağrılan Maraş köylerinden gelen gerici-yobaz faşistlerin katılımıyla
ve cuma hutbesinde cemaatin kışkırtılmasıyla Maraş katliamı başlatıldı.
Cami hoparlörlerinden de yapılan cihad çağrıları, önü alınamıyacak bir katliamın habercisiydi.
Hedef , çoğunluğu Alevilerin oturduğu Yörükselim mahallesiydi. Sloganlar ve "Allah Allah" naraları ile evlere saldırılır. Çoluk-çocuk, kadın-yaşlı demeden buldukları herkesi hunharca katlederler. Resmi kayıtlara göre 113 kişi öldürülür. Yüzlerce insan yaralanır.
Evler, dükkanlar yakılır, yıkılır.
Maraş'ta bu katliam, yakma ve yıkmalar 25 Aralık gecesi askerin müdahalesi ile
durdurulabilir ancak. Ertesi günü 13 ilde sıkıyönetim ilan edilir.
Sistemli, planlı olarak yapılan bu katliam için İçişleri Bakanlığının "tahrik sonucu çıkan
çatışma" açıklaması oldukça manidardır.
|

15-04-2006, 17:01
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
|
|
Re: Dini Vahşet ve Katliamlar
Sevgili psiko,
Nefret bizim için öğreticidir. Sevginin ne olmadığını gösterir bize veya sevginin olmadığı yerde neler olabileceğini. Hayatta karşımıza çıkan her şeyin bir öğretici yönü vardır. İnsanın insana *yaptığı kötülükler bir tarafta, sakat doğan çocuklar, hasta ve acılar içinde yaşayan insanlar, felaketzedeler vb. tanrısal kötülüklere de maruzdur insanoğlu. Yani bu dünya bir kahır yurdudur
katlanacağız buna ve bize düşen bir parça olsun hafifletebilmektir çekilen çileleri.
Sonuçta kısacıcık bir ömürde ne öğrenirsek O dur bizim kazancımız. Ama her bir felaket, her bir acı yüreğimizi böyle altüst ediyor ya ve bizi, o acıları çekmeyen insanlarıda paramparça ediyor ya, işte bu aslında herbirimizin "tek bir can" olduğunu haykırmakta bizlere.
Bu yüzdendir ki bir kaza, felaket olduğunda insanlar koşuyorlar yardıma kendi canlarını bile riske atarak kurtarmaya çalışıyorlar kazazedeleri çünkü canını kurtaran yoktur hiç bir kazada, belada aslında her ölen ile birlikte ölür insan yüreği ve her acıdan kendine pay çıkarır ve budur yüceliğinin işareti, budur ona "ben" değil "biz" dedirten şey.
Binlerce cefa, binlerce çile, binlerce dert
AŞK deniyor bunların hepsine ve O acıların içinden doğuyor.
|

15-04-2006, 17:57
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Re: Dini Vahşet ve Katliamlar
ÇORUM KATLİAMI :
Çorum sağ-sol çatışmaları nedeniyle gerilim içindedir.1980 yılı 19 Mayıs kutlamalarına karşı Çorum'da "İslami gençlik" imzası ile yayınlanan bildiride cihad çağrısı yapılması üzerine gerginlik tırmanır.27 Mayıs'ta eski bakan Gün Sazak'ın Ankara'da öldürülmesi bahanesiyle Türkiye genelinde başlatılan saldırılar Çorum'u da kapsar.
29 Mayıs günü sabahıdır. Çorum halkı işine , okuluna gitmek için dışarı çıktığında , cadde ve sokakların saldırganlarca işgal edildiğini görür. “Kana kan, intikam” sloganlarıyla saldırganlar rastladıklarını dövüyor ve rehin alıyorlardı.Alevilere ait işlerleri yağmalanıyor , tahrip ediliyor ve yakılıyordu. Gerici-Faşist saldırganlar , Çorum’un caddelerini , sokaklarını , meydanlarını işgal etmekle yetinmemiş , Çorum’la komşu il , ilçe ve köylerle bağlantılı tüm yolları da işgal etmişlerdi. Araçlar durduruluyor , kimlik kontrolü yapılıyor , solcu ve Alevi olanları alıp işkence ediyorlardı. Saldırganlar Alevilerin yoğunlukta olduğu Milönü Mahallesine yöneldiler. Saldırının haberini alan Milönü halkı , yollarda barikat kurarak saldırıya karşı savunma direnişine geçer. Başka bir kol , Kuruköprü , Üçevler , Sigorta ve Mutluevler semtine yönelirler. Bu semtlerde oturan solcu ve Alevilerin , saldırıdan habersiz ve savunma önlemlerini alamamışlardır. Mevcut güvenlik güçleri ise , bir bölümü yansız kalırken , bazı polislerde saldırganlara yardımcı oldukları saptanır.
Olayların genişlemesi , karşılıklı çatışmaya dönüşmesi üzerine , Çorum Valisi *sokağa çıkma yasağı koyar.Savunma amacıyla halkın oluşturduğu barikatların kaldırılmasını ister.
Halk barikatını kaldırmaz. Ama başka bir semtteki zayıf bir barikatı aşan bir otomobil , Milönü semtini silahla boydan boya tarar. Semt halkı panik içinde evlerine koşuşurlar. Yaralananlar olur. Mahalleyi silahla tarayan otomobilin plakasının bir traktöre ait olduğu , otomobilin içinde polislerin olduğu kanaati oluşur.
Bu olaydan sonra iki polis öldürülür.Çorum'a denetime gelen milletvekillerine polisler saldırır.
Giderek olaylar büyümekte , cinayetler artmaktadır.Jandarma il komutanının Çorum halkının yanında yer alarak barikatları kaldırtmaması , polislerin bir kısmının saldırganlarla işbirliğinin doğuracağı faciayı engeller.
Emniyet müdürü görevden alınır.Akabinde saldırganları destekleyen bazı milletvekillerinin baskısıyla yarbay da görevden alınır.
Temmuz Katliamı :
Maraş katliamından ders çıkaran Çorum'lular barikatlar kurarak ilk katliam girişimini önlemişlerdir.Ama Temmuz ayına gelindiğinde olaylar yeniden başlar.Şehrin telefonları kesilir.Çarşamba pazarına gelen köylülere saldırılır.
Cuma günü ise yine hutbe , yine cami cemaatinin kışkırtılmasıyla saldırıya geçilir.TRT'den de yayınlanan "Alaaddin Cami bombalandı" yalanı ile katliam başlar."İmdat" sesleri yürekleri dağlar.
Sonuç 57 ölü , 200'ün üstünde yaralı , yüzlerce evin ve dükkanın yakılıp yıkılması , ve zorunlu göç ile insanların yerinden yurdundan olmasıdır.
|

15-04-2006, 19:03
|
|
|
Re: Dini Vahşet ve Katliamlar
panteidar abi tşk bide bunu oku istersen:
"ÇORUM KATLİAMI
Robert Alexander Peck, ABD Türkiye Büyükelçiliği’nde ikinci katip olarak çalışan bir CIA ajanıdır. Çorum’da katliamdan aylar önce, bu CIA ajanı, AP ve MHP Çorum il başkanları, vali, CHP’li belediye başkanı başta olmak üzere pekçok kişi ile görüşüp bazı köylere gider ve tüm bu görüşmelerde Alevi ve Sünnilerin durumu hakkında sorular sorar. Peck soruyor, alevi ve sünniler, solcular ve sağcılar arasındaki çelişkilerin düzeyini öğrenmeye çalışıyor, bunlara göre planlar hazırlıyordu. Dönemin CHP’li Belediye Başkanı Turan Kılıçcıoğlu, bu CIA ajanı ile yaptığı görüşmeyi “devlet sırrı” diye hiç bir zaman açıklamak istemedi. Ardından Maraş’da olduğu gibi Çorum’da da katliam oldu. Ne zaman bir katliamın soruşturması yapılsa hep “devlet sır”ları çıkar karşımıza. Ama kamuoyuna açıklanmayan bu “sır”lar hep de CIA ajanları ile paylaşılır.
Provokasyon girişimleri
Alevi ve sünni halk, Çorum’da içiçe yaşamaktadır. Bu yüzden de kontrgerilla Çorum’u da provokasyon yaratarak halkı birbirine kırdırabileceği yerlerden biri olarak seçer. CIA ajanı Peck incelemelerini tamamladıktan bir süre sonra provokasyonlar başlar. Pilot bölge olarak, belediye başkanlığı MHP’lilerin elinde olan, Alaca ilçesi seçilir. Önce Alaca Adliyesi emanet deposu soyulur ve 21 adet silah çalınır. Bu silahlardan biri daha sonra Sungurlu ilçesinde yazılama yaparken yakalanan MHP’li bir faşistin üzerinden çıkar. Ama buna rağmen, soygundan sonra “Aleviler sunnilere karşı silahlanıyor” şeklinde spekülasyonlar çıkarılmıştır. Alaca’nın faşist Belediye Başkanı, ramazan ayı başlangıcını bahane ederek bir bildiri yayınlar ve halkı cihada çağırır.
Faşistler provokasyon yaratmak için her fırsatı değerlendirmeye çalışır. Amaçları yeni bir Maraş yaratmaktır. Provokasyonun ilk adımı için 27 Şubat 1980’de yapılacak olan “Hayat pahalılığı ve yoksulluğu protesto” mitingini seçerler. Miting için validen izin alınmıştır. Fakat izin verilen yer faşistlerin yoğun olduğu bir bölgedir. Faşistler mevzilenmiş, saldırı emrini beklemektedir. Bu durumu tesbit eden devrimciler provokasyon olacağını halka duyurarak mitingi iptal ederler. Böylece provokasyon boşa çıkartılır.
Bu arada ildeki faşist kadrolaşma da yoğunlaşmıştır. Tunceli’de halka yaptığı saldırılarla tanınan Emniyet müdürü Halil Bozkurt Çorum’a atanır. POL-DER’li polisler sürgün edilerek yerlerine faşist POL-BİR’li polisler getirilir. Yapacakları saldırı ve provokasyonlarda herhangi bir pürüz çıksın istemezler.
Saldırı “hazırlıksız” başlıyor
27 Mayıs’ta Ankara’da faşist şeflerden Gün Sazak’ın devrimci hareket tarafından cezalandırılmasından sonra faşistler, adım adım hazırladıkları, palanlı saldırıyı beklemeden kudurmuşcasına saldırmaya başladılar.
28 Mayıs günü şehrin en işlek caddesine ipini koparmış itler gibi dolan faşistler işyerlerinin camlarını kırıyor, hazımsızlıktan ne yapacaklarını şaşırmış bir vaziyette saldırıyorlardı. Ardından alevi halkın yaşadığı Milönü mahallesine yönelirler ama barikatlarla karşılaşırlar.
Faşistler, devrimcilerin ve halkın direnişi karşısında amaçlarına ulaşamadılar. “Ya kan kusturacağız, ya tam susturacağız”, “Kanımız aksa da zafer islamın” sloganları ile saldıran faşist güruha polis hiç müdahale etmemiş, zor duruma düştüklerinde korumuştur. 28 Mayıs’taki bu saldırıyı şeflerini kaybetmenin hazımsızlığı ile başlatan faşistler plansız oldukları için amaçlarına ulaşamamışlardı. Fakat saldırılar aralıksız devam eder.
Faşistler kontrolü ellerine geçirmek için polisin de yardımıyla ilçe yollarını denetlemeye başlarılar. Asıl büyük saldırının hazırlığı içerisindedirler. Bu nedenle çevredeki il ve ilçelerden faşistler Çorum merkezinde toplanır.
Kent bu günlerde zaman zaman daha sakin görünse de faşistlerle sürekli çatışmalar yaşanır. Öyle ki alevi ve sunni halk iyice ayrıştırılır, azınlıkta olanlar kendi mezheplerinden halkın yoğun olduğu mahallelere göçederler. Etmek istemeyenler de zorla gönderilir. Saldırılar sadece şehir merkezi ile sınırlı kalmaz. Köylerde de alevi ve sunni köyler birbirine karşı kışkırtılır. Katledilen insanlar olur. Öyle ki köylüler tarlalarına gitmekten korkar hale gelirler.
İlk “vuruş” polisten
30 Haziran’da faşistler tarafından dağıtılan bildirilerde cihat çağrısı yapılır. CHP’lilerin devrimcilerin yoğun olduğu semtlerden saldırı başlatılır. Akşam Pol-Bir’li polislerin de desteği ile saldırı tırmandırılır ve alevi ileri gelenleri ve devrimcilerden onlarca insan gözaltına alınır. İlk elde halkı önderlerinden kopararak güçsüz düşürmeyi hedefliyorlardı. Daha sonra evler silahlarla taranıp ateşe verildi. Bu ikinci saldırı özellikle ilk saldırıda girmeyi başaramadıkları Üçevler mahallesinde başlatılmıştı. Faşistler, tüm haberleşme ve yardım yolları kapatıarak iş yerlerini yağmalamaya giriştiler.
Bu saldırıda faşistler ev yakma, tarama, yağma dışında dört kişiyi de katlederler. Ölümlerin duyulmasının ardından sokağa çıkma yasağı ilan edilir ama yasak faşistlere uygulanmaz.
Katliam Günü
Temmuz başında valilik ve MHP’de anormal bir hareketlilik yaşanır. MHP’ye daha önce tanınmayan insanlar girip çıkar, sürekli telefonlar çalışır ve herkes “cuma” gününden sözeder. Bunlar yaşanırken alevilerin mahallelerine de operasyon düzenlenip yüzlerce insan gözaltına alınır, silahlar toplanır. 4 Temmuz... MHP’lilerin sıkça bahsettiği “cuma” günü geldiğinde tüm camilerin anonslarında “komünistler Alaaddin Camii’ni ateşe verdi” denilerek saldırı başlatılır. Arabalarla taşınan silahlar dağıtılır ve hedef olarak Milönü mahallesi gösterilir.
Böyle bir saldırıyı bekleyen halk, mahallede gece ve gündüz sürekli nöbet tutmaktadır zaten. Fakat saldırı daha çok gece beklendiğinden erkekler gündüz uyuyor, nöbete kadınlar devam ediyordu. Aniden anonsları ve “Allah Allah” seslerini duyan halk mahallelerine saldırı olduğunu düşünüp camiye doğru koşar, önce polis panzerleri ardından galeyana gelen koca bir kitleyle karşılaşırlar. Polis panzerlerinden halkın üzerine ateş açılır. Onlarca insan katledilir ve yaralanır. Halkın üzerine polis asker ve faşistler birlikte saldırırlar. Saldırıyı yönetenler MHP il başkanı İsmail Taştan ve Çorum ÜGD başkanı Seydi Erenyel’dir. Bu katiller rehin alınan on kişiyi kurşunu dizme emrini verir ve köylerden gelen kendi yandaşlarını da buna ortak ederler. Rehin aldıkları insanlara her türlü işkenceyi yapan yaptıran bu katiller, ellerindeki kadınların ırzına geçtikten sonra çamaşırlarını sopalara takıp dolaştırarak ahlaksızlıklarını da sergilerler.
“Ne olur onu Sigorta’ya götürmeyin, orada öldürürler”
4 Temmuz’da “Allah allah” seslerini ve camilerden yapılan anonsları duyar duymaz sokağa fırlayanlardan biri de üniversite öğrencisi Süleyman Atlas’tır. Sokağa fırladığında panzerlerden açılan ateşle omuzundan yaralanır. Panzerden fırlayan polisler onu panzerin içine almaya çalışırlar. “Ben bu yarayla ölmem beni polislere vermeyin” diye bağırır Süleyman Atlas. Halk vermemek için direnir ama polisler hastaneye götüreceğiz diyerek zorla panzerin içine atarlar. Bir kadın: “Ne olur onu Sigorta Hastanesine götürmeyin orada öldürürler” diye bağırır ama polisler kadını dinlemezler bile. Süleyman SSK’ya götürülür ve ailesine cesedi teslim edilir. Vücudunda sigara izmariti söndürülmüş, şiş sokulmuş, kolu parçalanmış bir haldedir... SSK başhekimi ise “omzundan aldığı yarayla ölmüştür” şeklinde bir açıklama yapar. Ama halk işkencehaneyle SSK’ya gitmek arasında bir fark olmadığını çok iyi biliyordu. Çorum SSK hastanesi faşistlerin üs olarak kullandığı bir yerdi. Silahlarını burada depoluyor, bodrum katında işkence yapıyor ve rahatlıkla gizlenebiliyorlardı. Arama yapıldığında hemen kılık değiştirip “görevli” kartlarını yakalarına takarak elini kolunu sallayarak hastane içinde dolaşıyorlardı. SSK’nın faşist katillerce bu kadar rahat kullanılması devletin faşistlere nasıl kolaylıklar sağladığının ve nasıl desteklediğinin en iyi kanıtıydı.
Sonuç olarak; Çorum’da 4 Temmuz’daki katliamda 26, ondan önceki saldırılarla birlikte de toplam 50’yi aşkın insan katledildi. Katledilen insanların cesetlerine yakınları aylarca hatta bazılarına yıllarca ulaşamadılar. Buldukları cesetler de yakılmış, işkence izleri ile tanınmaz hala getirilmiş haldeydi. Fakat kontrgerilla, Çorum’da ikinci bir Maraş yaratmayı başaramamıştır. Çorum’da halkın ve devrimcilerin birlikte direnişini kıramamış, beklemediği bir şekilde silahlı ve kitlesel bir direnişle karşılaşmıştır. Halk bu şekilde kendini savunmamış olsaydı Maraş’taki katliamdan çok daha büyük bir katliam gerçekleşirdi. "
buda olayları anlatan farklı bi yazı. İnanan inanmayan herkes bu olayların nasıl provoke edildiğini görsünler. :cry:
[hr:98713599fe]"Benim naciz vücudum elbet birgün toprak olacaktır, ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." Kemal ATATÜRK
|

15-04-2006, 21:01
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Re: Dini Vahşet ve Katliamlar
Jayjay kardeşim dini bir forumda olduğumuzdan , siyasi bir tartışmaya yol açmasın diye , bu katliamları fazla detaylandırmadım.Senin yazdıkların daha doğru hatta yazılmayanlar da var.
Katliam ve çatışmalarda , ABD’nin gönderdiği sözde “Barış Gönüllüleri”nin de oldukça önemli etkileri olduğunu belirtmek gerekiyor. ABD , Sosyalist Blok’un gelişmesini kendine yönelik bir tehdit olarak algılamış , bunun karsisinda da bazı ülkeleri öncü karakol olarak kullanmayi amaçlamıstı. Türkiye , ABD için önemli bir ileri karakol işlevi üstlenebilirdi , ancak bunun için Türkiye’nin Sovyet nüfuzuna girmesini önleyecek tedbirler almak gerekmekteydi. Türkiye’deki devrimci gelişmeler ve örgütlenmeler , bu amaçla engellenmeye çalışıldı. Devrimci ve demokrat kitle örgütlerinin karşısında duracak ırkçı-şeriatçi örgütlenmelere yönelindi. Bununla da yetinmeyen ABD , özel yetiştirilmiş uzmanlarını Barış Gönüllüleri adıyla Türkiye’ye göndermeye başladı. Barış Gönüllülerinin , Türkiye’deki feodal , etnik ve mezhepsel (Alevi-Sünni , Kürt-Türk) ayrışımın yoğun olduğu bölgelerde Doğu , İç ve Güneydoğu Anadolu'da çalışması isteniyordu. Her türlü gereksinmeleri karşılanan Barış Gönüllüleri , istenilen bölgelerde görevlendirildiler.
Elbette , kendi ülkelerindeki olumsuzlukları görmezlikten gelerek Türkiye’de barışı sözümona saglamaya gelmelerinin altinda gizli bir amaç bulunmaktaydi. Dogu ve Güneydogu Anadolu’da feodal yapının halen önemli ölçüde devam ettiğini iyi bilen ABD , bu bölgelerdeki aşiretler , inançsal topluluklar arasındaki çelişkileri saptamaya çalışıyordu.
MALATYA KATLİAMI :
Barış Gönüllülerinin bir bölümü Malatya’da çalışmaya başladı. Öncelikle Alevilerle Sünnilerin iç içe yaşadığı ve yoğunlukta olduğu ilçelerde çalısmayı yeğlemişlerdi. Barış Gönüllülerinin çalışmalarından kuşku duyan Akçadağ’ın köylerinden bir grup *ortak bildiriyle tepkilerini duyurmaya çalıştılar, ama tutuklanarak cezaevine konuldular, daha sonra beraat ettiler. Malatya'daki gerici ve ırkçı saldırılar , Barış Gönüllülerinin Malatya'da çalıştıkları dönemde başlamıştı. Böylece ideolojik ve inançsal ayrışım saldırıya dönüştü.
17 Nisan 1978'de Malatya Belediye Başkanı içinde bomba olan ve Ankara'dan postaya verilen bir paket alır. Evinde paketi açmasıyla bomba patlar. Patlamada kendisi , gelini ve iki torunu yaşamını yitirir. 18 Nisan’da cenazelerin kaldırılacağı gün , faşist ve şeriatçı güçlerin egemenliğindeki binlerce insan saldırıya geçer. Şehrin büyük bir kısmı yakılır , yıkılır. Katliam 2 gün sürer , 9 kişi ölürken 960 işyeri tamamen tahrip edilir. Bombanın Nükleer Araştırma Merkezi’nde imâl edildiği hükümetçe söylenir. Ayrıca bu merkezde ülkücülerin ağırlıkta olduğu açıklanır.
Bu döneme ait katliam niteliğinde çok olay var.Bu katliamlarda dinsel amaç bulunmasına rağmen asıl amacın siyasi ve provakatif olduğu bir gerçektir.O yılların benzerinin
yaşanmamasını dileyerek o döneme bir nokta koyalım.
|

15-04-2006, 23:00
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 13 Mar 2006
Mesajlar: 634
|
|
Re: Dini Vahşet ve Katliamlar
sevgili jayjay,
yazilariniz tarihsel bazi gercekleri ortaya cikariyor...hafizalardan silinen bazi katliamlari tekrar ortaya koyuyor..tesekkur ederiz hatirlatmalarin icin...
fakat yazilariniz ucuz sol soylemler iceriyor...
slogan sol iflas etti sevgili jayjay, tabu sadece din degil..ideolojiler icinde gecerli
siyasal kimliginiz gerceklerin onune gecmesin lutfen...
pante'nin tarzina dikkat et..cikaracagin dersler olabilir...
yalancılar,maymunlar,domuzlar,eşekler,pislikler!aş ağılıklar!canı çıkacasılar,Köpekler,Alçaklar,yabani eşekler,merkepler,susamış develer,geberesiciler,reziller,sapik Kişiler,beyinsizler,kofkütükler,zorbalar,soysuzlar ,Kahrolasılar,yalancılar,
HZ.ALLAH
|

15-04-2006, 23:07
|
|
|
Re: Dini Vahşet ve Katliamlar
istavrit abi
Ddikkat et orda tırnak işaretleri var. Ben solcu yada sağcı deilim. İkisinden de nefret ederim. Ben bunu bi yerden almıştım kopyalayıp yayınlayım dedim. Kendi yazdığım bişi felan deil. Ama site kaynağını bilmiyorum.[hr:f0441fda27]"Benim naciz vücudum elbet birgün toprak olacaktır, ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." Kemal ATATÜRK
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:39 .
|