Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 11-04-2006, 20:59
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Dini Vahşet ve Katliamlar

Bilinen tarih içinde din adına işlenmiş cinayet ve katliamlar o kadar fazla ki anlatmakla bitmez.
Özellikle semavi dinlerin tamamı , İslamiyet , Hristiyanlık ve Musevilik bu insanlık suçuna dahildirler.Bu sütunlara sığmayacak olan toplu katliamların , dini yayma , kutsalları koruma , cihad ve fetih adına yapılan vahşetlerin belki sadece bir kısmına değinebileceğiz.

Örneğin 670'de başlayan ve 70 yıl süren , Arapların Türk topraklarına yaptığı saldırılar ve korkunç katliamlar hakkında geniş bilgi için aşağıdaki linke başvurabilirsiniz :

http://pante.blogcu.com/1900621/

HALLAC-I MANSUR

Hallacı Mansur Tasavvufun en çok anılan isimlerinden olup 858 yılında İran'da doğdu.922 de ise "Enel Hak" dediği bahanesiyle uzuvları işkenceyle kesilip asılarak katledildi.
Halkın efsaneleştirdiği bu sufi yazarın kısa hikayesi şöyle :

Hallac-ı Mansur *küçük yaşlarda Kur’anı ezberlemiştir. Hallac-ı mansur’u ilginç kılan , ve sunni ulamayı şaşırtan ve hayretler içinde bırakan yanı ise , çok küçük yaşlarda Kur’an hakkında yorumlar getirmesidir.Devrin büyük alimlerinden yıllarca ders almıştır.

*Hallac ; ruhsal alemde artık amacına ulaşmış , hayata , insana ve dine değişik perspektiflerden bakmaya başlamış ve kendisine yakışır bir biçimde konuşmaya başlamıştır. Hallac’ın bu durumunu sevgisini kazanananları çoğalttığı gibi , Sünni Ulamanın başını çektiği çevrelerin tepkilerini üzerine çekerek düşman cephesini de büyütmüştür.

Tasavuf konusundaki yeni düşünceleri , etkili davranışları , konuşmaları nedeniyle gittiği yerde çevresinde büyük bir kalabalığın toplanmasına yol açan Hallac-ı Mansur’u değişik inançta ve mezhepte kimseler savunmuştur. Miladi 908 de baş gösteren Hanbeli ayaklanmasına katılmakla suçlanan Hallac-ı Mansur 913 tarihinde tutuklandı. Sekiz yıl tutuklu kaldıktan sonra Bağdat’a götürüldü. Maliki kadısı Ebu Ömer Hammadi’nin * fetvası ve *Abasi Halifesi Muktedir’in buyruğu üzerine *22 *Mart 922 tarihinde Bağdat’ta idam edildi.

Efsaneleşen idamı ise şöyle anlatılır : *

Hallac-ı Mansur ; idama getirilirken önce *1000 kamçı vurularak kamçılandı sonra , darağacında asılarak *gövdesi param parça edildi. Hallac'ın gövdesinden kesilerek koparılan her bir parçası, her bir uzvu “Enel Hak” diyordu. Bu durumu gördükleri halde halen inanmak istemeyen bu caniler bu zulümle de yetinmeyerek , gövdesi param parça edilmiş Hallac-ı Mansur’u *halka teşhir için tüm Bağdat sokaklarında gezdirmiş ve halkı *Hallac’ın kesik kafasını seyre zorlanmıştır. Hallac’ın kafası gövdesinden koparıldığı zaman seyre zorlanan halkın gözü önünde Hallac-ı Mansur’un kesik başı “Enel Hakk” diye söylemiştir. *Tüm bu olup bitenlere rağmen *kafası kesilen Hallacı Mansur gövdesi yakılarak külleri suya serptirilmiş yine de nehrin suları “Enel Hakk “ diye bağırıp çağırmıştır. Suyun bu seslenişi Hallac’ın ;

“Ben idam edilip , yakılacağım. Benim küllerimi nehire serptirecekler. Nehir bana yapılan zülme *dayanamayacak ve “Enek Hakk”diye bağıracaktır. Sen o zaman benin abamı alıp getirip nehire atacaksın. Ancak o zaman sesler kesilecektir." diye yardımcısına vasiyette bulunur. Hallac’ın bu vasiyeti yerine getirmek üzere Yardımcısı tarafından Hallacın abası suya atılmış , böylece nehirden gelen “Enel Hakk” nidaları son bulmuştu.

Daha geniş bilgi için ;

*http://www.geocities.com/yusufgunes/mansur.html
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 11-04-2006, 21:33
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: Dini Vahşet ve Katliamlar

BRUNO'NUN YAKILIŞI :

Giordano Bruno (Nola, Napoli Krallığı 1548 - Roma 1600) İtalyan filozof. Rönesans felsefesini biçimlendiren filozofların en önemlilerinden biridir ve şair yönüyle de edebiyata en yakın duranıdır. Ona 'Doğacı coşkunluğun düşünürü'de denilebilir.

Soylu bir ailenin çocuğu olarak 1548 yılında İtalya'nın Nola kasabasında dünyaya geldi. Onaltı yaşındayken Dominiken adını taşıyan bir tarikatta yer aldı. Kopernilus sistemiyle tanışınca , Bruno 'tarikat' mensubu bir kişi olmaktan sıyrıldı ve buna bağlı olarak Hıristiyan inancıyla arasındaki bütün bağları koparttı. Kiliseye karşı bir sistem içinde yer aldığından din sapkınlığı ile suçlandı. Engizisyondan baskısından kurtulmak için Roma'ya ardından Kuzey İtalya'ya kaçtı.

Dinsizlikle suçlandığı için hiç bir yerde kalıcı olarak yaşayamadı , sürekli gezdi. Cenevre'ye geçti , ardından Güney Fransa , Paris ve Londra'da devam etti yaşamına. Sorbonne Üniversitesi'nde bir kürsü elde etti (1582). Londra'da yapıtlarının bir bölümünü bastırdı. Londra'dan kısa bir süreliğine yine Paris'e geçen Bruno , bu defa da Almanya'ya gitti ve eserlerini yayımlatma çabalarını sürdürdü. Daha sonra Zurich'e geçen Bruno , bir İtalyan aristokrat tarafından Venedik'e davet edilince bu daveti kabul etti. Burada Galilei ile tanıştı. Ama Mocenigo adlı bu aristokrat'la çatışınca , onun tarafından Engizisyon'a teslim edildi.

Ona , düşüncelerinden vazgeçmesi ve sonsuz evren görüşünün din sapkınlığı olduğunu kabul etmesi durumunda kilise tarafından affedileceği söylendi. Ama o , gördüğü bütün işkencelere karşın , görüşlerinden taviz vermedi ve ölüme mahkum edildi.
Ölüm kararını Bruno'ya bildiren yargıç , ondan şu cevabı almıştır: "Ölümümü bildirirken siz benden daha çok korkuyorsunuz". Kilisenin bu kararı , 1600 yılının Şubat ayında , Roma'da Campo dei Fiori meydanında yerine getirildi.Bruno önce diline çivi çakılarak yapılan işkence sonrasında kazığa bağlanıp diri diri yakıldı..

Bruno evrenin sonsuzluğu yanında evrenin birliği ilkesini de benimser. Buna göre Ortaçağ felsefesi'nde temel alınan gök ile yer ayrılığını reddeder. Bruno ; Tanrı'nın ve Evrenin birbirinden farklı iki töz olmadığı , ama aynı gerçekliğin iki sonsuz görünümü olduğunu kabul eder. Ona göre herşey Tanrısal kuvvetin görünüşüdür.Bruno'nun bu görüşleri Tasavvufla ve panteizmle örtüşür.

"Ne gördüğüm hakikati gizlemekten hoşlanırım , ne de bunu aşıkça ifade etmekten korkarım. Aydınlık ve karanlık arasındaki , bilim ve cehalet arasındaki savaşa her yerde katıldım. Bundan dolayı her yerde zorlukla karşılaştım ve cehaletin babaları olan resmi akademisyenlerin yanı sıra kalın kafalı çoğunluğun öfkesinde hedef olarak yaşadım."

Düşüncelerinin açıklanmasının kendisi için çok tehlikeli olduğunu bildiği halde , yukarıdaki cümlesinden de anlaşılacağı gibi , yazı ve konuşmalarında düşüncelerini hep böyle açıkça ifade etmiştir. O'na İtalya'nın Hallac-ı Mansur'u demek yanlış olmaz..

Giordano Bruno'nun günümüze kadar gelen eserleri şunlardır.
• Şamdancı
• Neden , ilke ve birlik üzerine
• Sonsuz evren ve dünyalar üzerine
• Yiğitçe öfkeler üzerine
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 11-04-2006, 22:44
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Dini Vahşet ve Katliamlar

BABEK'İN İSYANI VE KATLEDİLMESİ

Bu örnek panteidar'In verdiği, sırf düşüncesinden ötürü öldürülen insanlardan biraz farklı, bir isyan lideri, ancak katliamın temelinde egemen İslam yorumundan farklı bir anlayışa sahip olması yatıyor. O yüzden ekleyebiliriz diye düşündüm. Babek işkence ile ölüdürülür.


Başkaldırı Bilal Abadh’da, İran’da kıtlık ve otorite boşluğu olduğu, Amenia valisi Hatim b. Khartama’nın bölgede yarı bağımsızlık ilan edip, yönetimi sıkıntı içine soktuğu bir dönem olan 816 yılında başladı. Dağlık bölgelerdeki boğaz ve geçitlerde istihkam kurmuş olan Babekiler uzun süre bütün hücumları püskürtmüş ve kısa zamanda Jibal, Azerbaycan’dan Horasan ve Tabaristan’dan Kuhistan’a kadar birçok bölgeleri etki alanına almıştı. Birçok Abbasi emirinin ordusunu yoketmiş. Kendilerini de esir etmiş ya da öldürmüş bulunuyorlardı. 824’de Bağdad’dan *gönderilen Halife ordusu yenilerek geri döndü. Muhammed al-Tusi 829-30’da yaptığı büyük operasyonlar sırasında öldürüldü. Ordusunun döküntüleri geri çekilirken yokedildi. İzleyen yıllar içinde Horasan valisi Abdullah b. Tahir’in Babek-Hurremi’ler üzerine hücumları da başarısız kaldı. H. Laoust bu başarısızlıkları, Halife’nin Mısır’da karşılaştığı güçlükler ve Babekileri destekleyen Bizans İmparatoru Theophilos’la yaptığı savaşlarda aldığı yenilgilere bağlıyor. *

İsyanı bastıran halife Mutasım (833-844) oldu. Halife’nin hizmetine girmiş İslam örtülü Mani inançlı (Usrusana) Türk prensi Afşin, büyük ve günün koşullarında eksiksiz donatılmış büyük bir ordunun başına geçirilerek 835’te Babekilerin üzerine gönderildi. Afşin yetkin bir kumandan olmasına rağmen iki yıl boyunca birçok yenilgi aldıktan sonra, çeşitli savaş hileleriyle Babek’i ele geçirmeyi başarabildi. Önce Babek’in en gözde kumandanı, kendisi gibi Türk olan Tarkan’ı tuzağa düşürüp ortadan kaldırdı. Böylece biri zalim ve baskıcı yönetimin yanında, öbürü mazlum ve ezilen halklarını isyancı temsilcisi olarak iki Türk kumandan karşı karşıya gelmişlerdi. Afşin Ortodoks İslam örtüsü altında ezen egemen sınıfın yanındaydı, Tarkan ise heterodoks İslam örtüsüne bürünüp ezilen sınıfların yanında yer almıştı. Çok değil üç yıl sonra Abbasi halifesi, Babek’i tüm azalarını kestirip gövdesini darağacına astırdığı kentte, Samarra’da, Afşin’in *ortodoks İslam örtüsünü kaldırıp, altındaki Mani inançsal kimliğiyle açlığa mahküm ederek zindanda öldürttü. (H.Laoust, Les Schismes dans l’Islam, Paris-1983, s.95vd)

Anlatıldığına göre, Babek *Mutasım’ın önünde eğilip af dilememiştir. Elleri ayakları kesilirken, sağlam kalanıyla fışkıran kanını yüzüne sürermiş. Mutasım, neden öyle yaptığını sorduğunda: “Kendi kanımla boyuyorum ki, yüzümün sararmaya başladığı görülmesin. Zira senden korktuğumu sanırlar”diye yanıtlamış.(H.Hossein Sadıghi,agy.s.275) Acaba Afşin de, Halifeye hizmetlerinin karşılığı olarak açlıkla ölüme giderken, sararan yüzünü kapatmayı düşündü mü, dersiniz?

“İslam heresiografisi, Babekileri İslam toplumu dışında görme eğilimi göstermektedir” diyor H. Laoust. Doğrudur. Çünkü onlar yönetimin dini olan Ortodoks İslam(Sünnilik) dışında bir İslamı, ezilen halk çoğunluğunun sıkı sıkı sarıldığı Heterodoks İslamı kabul etmiyorlar. Abu Bakr al-Khallal Babekileri, geniş anlamda Hariciler gibi görmekte. Yani ona göre, ellerinde silahlar yasal yönetime karşı başkaldıran ve yeryüzüne karışıklık ve fitne-fesat tohumları ekmiş isyancılar olarak düşündüğü Haricilere benzetmektedir. Öylesine yönetimle özdeştir ki al-Khallal, “Onlarla savaşmak devletin görevidir, demiş; onlara karşı herkim, şahsını, ailesini veya malını-mülkünü savunurken ölürse şehit olur.” *(Kaynak: İsmail Kaygusuz, Mazdekizm kaynaklı alevilik)
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 12-04-2006, 01:48
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: Dini Vahşet ve Katliamlar

HAÇLILARIN VAHŞET VE KATLİAMLARI

Haçlılar , 11. yüzyılın sonunda kutsal toprakları fethetmek ve İslam zulmüne son vermek amacıyla Avrupa'dan yola çıkan Avrupalı Hıristiyanlardı. Sözde dini bir amaçla yola çıkmışlar , ama geçtikleri her yere vahşet ve korku götürmüşlerdi. Sivil halkları toplu katliamlara uğrattılar , pek çok köy ve kenti yağmaladılar. Müslüman , Yahudi ve Ortodoks Hıristiyanların İslam idaresi altında yaşamakta olduğu Kudüs'ü fethettiklerinde ise , büyük bir katliam gerçekleştirdiler.Müslüman ve Yahudileri boyunlarını vurmak suretiyle vahşice öldürdüler. Bir tarihçinin ifadesiyle "buldukları tüm Arapları ve Türkleri öldürdüler... erkek veya kadın , hepsini katlettiler." Haçlılardan biri , Raymund of Aguiles , bu vahşeti "övünerek" şöyle anlatıyordu :

“Görülmeye değer harika sahneler gerçekleşti. Adamlarımızın bazıları ki bunlar en merhametlileriydi - düşmanların kafalarını kesiyorlardı. Diğerleri onları oklarla vurup düşürdüler , bazıları ise onları canlı canlı ateşe atarak daha uzun sürede öldürüp işkence yaptılar. Şehrin sokakları , kesilmiş kafalar , eller ve ayaklarla doluydu. Öyle ki yolda bunlara takılıp düşmeden yürümek zor hale gelmişti. Ama bütün bunlar , Süleyman Tapınağı'nda yapılanların yanında hafif kalıyordu. Orada ne mi oldu? Eğer size gerçekleri söylersem , buna inanmakta zorlanabilirsiniz. En azından şunu söyleyeyim ki , Süleyman Tapınağı'nda akan kanların yüksekliği , adamlarımızın dizlerinin boyunu aşıyordu.” (August C. Krey, The First Crusade: The Accounts of Eye-Witnesses and Participants, Pinceton & London, 1921, s. 261)

Haçlı ordusu Kudüs'te iki gün içinde yaklaşık 40 bin Müslümanı üstte anlatılan yöntemlerle vahşice öldürdü.

Haçlıların barbarlığı o kadar taşkındı ki , 4. Haçlı Seferi sırasında , kendi dindaşlarının şehri olan İstanbul'u yağmaladılar , Ortodoks ahâliye saldırıp mal , can ve ırzlarına ziyâdesiyle zarar verdiler. Kiliselerdeki altınları söküp parçalamaktan bile çekinmediler. İstanbullular şehri terk etmek zorunda kaldı. Haçlılar , İstanbul'u işgal ederek Latin İmparatorluğu'nu kurdular (1204).
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 12-04-2006, 02:21
larra larra isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 12 Mar 2006
Mesajlar: 70
Standart Re: Dini Vahşet ve Katliamlar

Nesimi'yi unutmayalım...

"Mende sığar iki cahan, men bu cahana sığmazam.
Gövher-ü lamekan menem, kövn-ü mekana sığmazam
"

Kendisi 1417 yılında Halep'te, bunun gibi düşünceleri olduğu için derisi diri yüzülerek idam edilmiştir.

Nesimi hakkında daha fazla bilgi ve şiirleri için ( "anlaşılabilir türkçesi" de bulunuyor ) altta verdiğim "link"ten .pdf dosyasını indirin.(üstte yazdığım şiirin tamammı için-IV)

http://www.kultur.gov.tr/TR/dosyagos...ddinnesimi.pdf
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 12-04-2006, 15:18
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: Dini Vahşet ve Katliamlar

SİVAS KATLİAMI :

“Kâfirler şunu iyi bilmeli ki:
İslâmın Peygamberi’ni ve kitab’ın izzetini korumak için, bu uğurda verilecek canlarımız vardır.
Gün, Müslümanlığımızın gereğini yerine getirme günüdür."


Pir Sultan Abdal şenliklerinin yapıldığı Sivas'ta , yobazlar bu bildiriyle cami cemaatini kışkırtıp
2 Temmuz 1993'deki katliamın startını vermişlerdi.
Toplanan gericiler ;
“Sivas laiklere mezar olacak, Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak,
Şeriat gelecek, batıl zail olacak“
sloganlarıyla Kültür merkezine saldırıya başladılar.

Kültür Merkezinden sonra Valiliğin önünde toplanan kalabalığın sayısı gittikçe artmaktadır.
Valilik önünde toplanan binlerce saldırgan ;

“Şerefsiz vali istifa, Sivas size mezar olacak, Şeriat gelecek, zulüm bitecek, Yaşaşın şeriat, Muhammed’in ordusu kafirlerin korkusu, Yaşasın Hizbullah, kahrolsun laiklik, şeriat isteriz...” sloganlarıyla binayı taşa tuttular...

İçlerinde Aziz Nesin , Nesimi Çimen ve Muhlis Akarsu gibi , Asım Bezirci gibi tanınmış aydın , ozan ve yazarların bulunduğu 150 etkinlik konuğunun kaldığı Madımak Oteline yönelen gözü dönmüş 15.000 kişi çevredeki heykelleri parçalayıp oteli taşa tutarlar.

Durum durdurulamaz hale gelmiş , Ankara'dan yardım istenmiştir.Sivas Tugay Komutanlığından yeterli destek gelmemesi ve Ankara'nın duyarsızlığı neticesinde yeterli önlem alınamaz ve saldırganlar oteli ateşe verir.Gelen İtfaiyenin çalışması engellenir.Yangın hortumları kesilir.

Yangın bütün oteli sarmıştır.8 saat boyunca yardım bekleyenlerin umudu tükenmeye başlamış ,
İnsanlar diri diri yanmaya başlamıştır.Dışarıdaki gözünü kan bürümüş yobazlar et kokusunu ciğerlerine çekerken ;
"İşte cehennem ateşi bu" diye kendinden geçmiştir.

Bu ne derin acıdır! Bu ne büyük bir trajedidir. Sivas’ta göz göre göre insanlar katledilir.
35 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayın sonunda ise açıklamalar daha da acıdır.
Demirel : " Halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyin."
Çiller * *: * *" Çok şükür , otel dışında dışarıdaki halkımıza bir zarar gelmemiştir"
İçişleri bakanı : " Aziz Nesin'in tahrikinden dolayı halk galeyana gelmiştir"

Bu katliamdan üç gün sonra ise Erzincan'ın Kemaliye İlçesine bağlı Başbağlar köyü teröristler
tarafından basılır.Madımak üzerinden prim yapmaya çalışan bir başka cani bölücü grup ise masum insanları kadın-çocuk demeden öldürür.4 kişi yanarak , 29 kişi taranarak katledilir.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 12-04-2006, 15:24
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Dini Vahşet ve Katliamlar

Ve Sivas katliamının yapıldığı sırada DYP-SHP hükümeti iktidardadır.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 12-04-2006, 19:46
liopleurodon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
liopleurodon liopleurodon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 25 Feb 2006
Mesajlar: 1.372
Standart Re: Dini Vahşet ve Katliamlar

Bir not: Sivas'taki olaylara Tugay tarafından müdahale edilmiştir. Ama unutmamak gerekir ki bu tugay bir acemi ocağıdır. Acemileri böyle bir olaya süremezsiniz. Ama bu tugaydaki hemen her asker ve sayısı yüzlerce olan subay/astsubay olaylara müdahaleye çalışmıştır. Gerek kadrosu ve tertibi, gerek eğitimi bu tür bir olaya müdahale etmek olmayan bu tugayın mevcudatı yetersiz kalmış, Kayseri hava indirme tugayı yetişmiştir.

Görülecektir ki, vaka aslında öyle bir kaç kişinin toplanıp bir yangın çıkarması filan ötesinde ciddi bir isyan provasıdır.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 13-04-2006, 00:41
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: Dini Vahşet ve Katliamlar

78 Sivas olayları da , siyasi terörün içinde Alevilere yönelik saldırı ve yağmayı içeriyor.Sevgili Psiko siyasi tarafını yorum yapmadan olayı anlatırsan memnun oluruz.

Engizisyon’un Kurbanları

Kaç kişinin yakılarak öldürüldüğü , kaçının işkence yapılarak zindanlarda ölüme terk edildiğini kesin olarak söylemek olanaksızdır.İnfazların sayısına ilişkin birçok iddia ileri sürülmüştür.Ancak hiçbirinin gerçeği ifade etmediği görülmektedir. Dört yıl İspanya Engizisyonu’nun sekreterliğini yapmış olan Romalı Katolik yazar Llorente , 1481’den 1517’ye kadar , kırk yıldan az süre içinde , 13.000 kişinin diri diri yakıldığını ve 17.000 kişinin de farklı cezalara çarptırıldığını tahmin etmektedir. Bu rakamlar büyük bir olasılıkla gerçeğin çok daha altındadır.Çoğunlukla ölümle cezalandırılan suçların abesliği , zulmedilenlerin toplam sayısının aşırı biçimde artmasında etkili olmuştur.Kayıtlara bir göz atmak suçların ne kadar önemsiz , suçlulara uygulanan cezaların ne kadar şiddetli olduğunu gösterir.

İspanya’da St. Lucarlı bir oymacı olan Rochus , Bakire Meryem’in bir suretini bir Engizisyoncuya ucuzundan satmayıp tahrif etmek gibi basit bir suç yüzünden kazığa bağlanıp yakılmıştı.

İspanya’daki Triano Hapishanesi gardiyanı ,kaledeki mahkûmlara iyi davrandığı için , 200 kırbaç ve altı yıl kürek cezasına mahkûm edilmişti.

Engizisyon’daki bir kadın hizmetçi , tutuklulara iyi davrandığı için ,halkın önünde kırbaçlandı ve alnı dağlandı.

Protestan bir okul müdürü olan Ferdmando , öğrencilerine inancının ilkelerini öğrettiği için önce işkence gördü sonra da yakıldı. John Leon adlı bir başka Protestan ve aynı inançtan birkaç İspanyol da , İngiltere’ye kaçmaya çalışırlarken Engizisyon görevlilerince yakalandılar , işkence edildiler , aç bırakıldılar ve sonunda yakıldılar.

Örtünmeyi ve rahibe olmayı reddedip Protestan inancını kabul ettiği için genç bir kız da alevlere atılmaya mahkûm edildi.

Zamanın seçkin bir hekimi olan Christopher Losada’ya , Protestanlığın öğretilerini açıkça savunduğu için , gövdesi gerilerek işkence edildi ve yakıldı.

Sevilla’daki St.Isidore Manastırı’nın keşişlerinden biri Protestanlığa döndüğü için işkence gördü ve yakıldı.

Toledo’nun Protestan yazarlarından biri , evinde bir odasının duvarlarını on emrin röprodüksiyonu ve kendi el yazısı metniyle süslediği için 1676’da kağıda bağlanıp yakıldı.


Sevilla’da oturan saygın bir aileden gelen Jane Bohorquia adlı kadın , bir arkadaşı ile Protestan dini hakkında konuştuğu için yakalandı ve hapsedildi.Hamileydi ve çocuk doğduktan hemen sonra ve bedeni henüz acınacak kadar güçsüz bir durumdayken , vahşice işkence tezgâhına gerildi , eti kemiklerinden ayrıldı ve ağzından kan boşaldı. Bir hafta sonra öldü.Diğerlerinde olduğu gibi bu davada da , suçlunun hapishanede ölü bulunduğu rapor edildi ve uygulanan işkenceden resmi olarak söz edilmedi. Raporda şöyle yazıyordu: “Jane Bohorquia hapishanede ölü bulunmuştur ; davasının yeniden gözden geçirilmesi üzerine Engizisyon masum olduğuna karar vermiştir.Bundan dolayı ona karşı başka dava açılmayacak ve haczedilen malları hukuken mirasçılara verilecektir.”

Uygulanan işkencenin ölümle sonuçlandığı ve gaddarlığın bu derecesini haklı çıkarmanın güç olduğu davalarda , ölümün bir kaza veya hastalık sonucu gerçekleştiğini ileri sürmek engizisyoncuların en gözde yöntemiydi. Valladolid’e , 1623 yılında , Diego Enríquez adında biri benzer bir “kazaya” uğramış ve hastanede ölmüştü.

Engizisyon mevki ya da rütbe tanımıyordu.Zengin ya da yoksul , köylü ya da soylu , ellerine düşene Tanrı’dan başka yardım edecek kimse yoktu.Sayısız ünlü kurbanlarından biride II.Philip’in büyük oğlu ve tahtın veliahdı olan Don Carlos’tu.Katolik başpapazı tarafından Tanrı adına yapılan aşırı uygulamalardan dehşete düşen Don Carlos , arkadaşları ve tanıdıkları arasında fırsat buldukça engizisyoncuların yöntemlerine karşı konuşmaya başladı.Konu Kutsal Örgütün kulağına gitti ve prens tutuklandı.Philip , Kralın gücünün İspanyol
Engizisyonu’ nunkinden daha az olduğunun farkındaydı ve buna oğluna pek düşkün olmadığı gerçeği de eklenince , durumunu çok iyi değerlendirerek herhangi bir müdahalede bulunmadı.Don Carlos sapkınlıktan suçlu bulundu ve ölüm cezasın mahkûm edildi.Mevkisinden dolayı kendisine bir ayrıcalık tanındı – ölüm biçimini kendi seçecekti.Bir damarının kesilip kan kaybından ölmeye karar verdi.
Bunlar sadece birkaç örnek..Geniş bilgi için ;

http://www.mehmetsokmeninyeri.com/Ha...p?haber_id=187

İŞKENCENİN TARİHİ
George Ryley SCOTT
İngilizce’den Çeviren; Hamide KOYUKAN
Dost Kitabevi Yayınları
1. Baskı, Şubat 2001
Sf. 81-101
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 13-04-2006, 01:14
twilight20 twilight20 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2006
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 48
Standart Re: Dini Vahşet ve Katliamlar

e hadi din bezirgancılığı yapan nur'cu kardeşler...her yerinizden nurlar fışkırıyo,her foruma bi cevap konduruyosunuz ama bu sefer tık yok..ne o yemedi mi..yoksa işinize mi gelmedi...bu örneklere de bişey yazsanıza...

Burası Atatürk'ün Laik Türkiye'sidir....Kendinize gelin..
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 21:39 .