Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam > Kur'an'da Mucize Yoktur

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #31  
Alt 19-04-2009, 18:44
phantom
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

Bu başlıkta bir bilgi daha paylaşayım.

Bir kitaptan yıllar önce okumuştum. Kitap yanlış hatırlamıyorsam Hüseyin Hilmi Işık'ın Saadet-i Ebediye isimli kitabı idi. Cevat Rifat Atilhan'ın bir kitabı da olabilir.Başka bir kitapta olabilir.

Buna göre Hristiyanlar ancak 13.yüzyılda İslam diye bir din olduğunu anlamışlar.İslam dinini incelemek içinse (12??) lü yıllarda ilk defa bir kurum oluşturup incelemeye başlamışlar.Yazara göre o tarihten sonra Hristiyanlar İslama düşmanlık etmişler.

Falan end filan.
Alıntı ile Cevapla
  #32  
Alt 20-05-2009, 02:56
tariik tariik isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 10 May 2009
Mesajlar: 36
Standart

arkadaslar hiçbir zaman bu manada yüzde yüz kesinlikte bir bilgiye ulaşamayacağız çünkü bu kesinlikte bir bilgiye ulaşılabilirse konu iman meselesi olmaktan çıkar kabulu zorunlu inkarı saçmalık olur. her zaman bardağın bir yarısı boş bir yarısı dolu olacak zannımca çünkü iman böyle durumlarda gecerli olur konuyla alakalı olduğu için bir yazı aktarmak istiyorum bu konuda bilgisi olan arkadasların paylaşımına acıyorum;
"Yenilgilerden sonra yeneceklerdir..." (Rum Suresi, 3)

Yüce Rabbimiz hak sözü olan Kuran'da bize gelecek ile ilgili bazı haberler vermektedir. Allah'ın Kuran'da henüz gerçekleşmeyen olayları müminlere bildirmesi ve ardından yaşanan olayların Kuran'daki ayetlerle bire bir uyuşması, Allah'ın gücünü ve üstün ilmini daha iyi kavramamızı sağlar. Bunun için bu makalede, Kuran'da gelecek hakkında verilen haberlerden biri olan ve Rum Suresi'nin hemen başında yer alan ayetleri detaylı olarak inceledik. İlk bakışta Bizans ordusunun belli bir süre içinde galip geleceğinin bildirildiği ayetler günümüz bilgileri ile değerlendirildiğinde çok daha fazla detay içermektedir.

"Elif, Lam, Mim. Rum (orduları) yenilgiye uğradı. ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir yakın bir zaman içinde. Bundan önce de, sonra da emir Allah'ındır.ALLAH dilediğini yardımıyla galip kılar. Ve o gün müminler sevineceklerdir." (Rum Suresi, 1-4)

Yukarıdaki ayetler, Hıristiyan olan Bizanslıların, zamanının putperest bir toplumu olan İranlılar karşısında çok ağır bir yenilgiye uğramasından yaklaşık 7 sene sonra, MS. 620 civarında indirilmişti. Ve ayetlerde Bizans'ın çok yakında galip geleceği haber veriliyordu.

Oysa o sırada Bizans o kadar büyük kayıplara uğramıştı ki, değil tekrar galip gelmesi, ayakta kalması bile imkansız görünüyordu. İmparatorluğun birçok düşmanı vardı. Yalnız İranlılar değil, Avarlar, Slavlar ve Lombardlar da Bizans devletine karşı büyük bir tehdit oluşturmaktaydı. Öyle ki Avarlar, İstanbul önlerine kadar gelmişlerdi.

Ayrıca Bizans tarihinde 600'lü yıllar ülkenin iktisadi, mali ve sosyal bakımdan en kötü dönemiydi. İmparatorluk ekonomisi çökmüş, yönetim düzensizleşmiş ve iç çekişmeler baş göstermişti. Aşırı vergiler köylüleri güçsüzleştirmişti. Güçlü bir aristokrat sınıfı devlete meydan okuyordu. Eskimiş idare mekanizması durmuş, para bulunmadığı için, ücretli askerlerle ayakta durmaya çalışan ordu organizasyonu işlememeye başlamıştı. İmparatorluğun varlığını sürdürecek gücü kalmamıştı. Bu nedenlerle, Bizans Kralı Herakleius, ordunun masraflarını karşılayabilmek için kiliselerdeki altın ve gümüş süs eşyalarının eritilip paraya çevrilmesini emretmişti. Pek çok vali Kral Herakleius'a isyan etmiş, İmparatorluk parçalanma noktasına gelmişti.

İran Kralı Hüsrev Perviz'in, devrik imparatora yardım amacı ile başlattığı savaş zamanla, Mecusilik (ateşperestlik) ve Hıristiyanlık arasındaki bir tür mücadeleye döndü. Bu savaşta, Yahudiler ve diğer bazı Hıristiyan mezhepleri de Perviz'e destek verdiler. Herakleius ise bu güçlü ittifakı durduramadı. Ve imparatorluk ordusu, 613 yılında Antakya yakınlarında İranlılara karşı ağır bir yenilgiye uğradı. MS. 614'te Kudüs'e giren İranlılar, kentteki Hıristiyan varlığını da yok ettiler. 90.000 Hıristiyan öldürüldü. Bu yıllardan sonra Bizans İmparatorluğu aleyhine başka olaylar da gerçekleşti. Bu dönemde imparatorluğun hali o kadar kötüleşti ki, Kral Herakleius başkenti Afrika'ya nakletmeyi bile düşündü.

Toparlanma Dönemi

İmparatorluğun bu halini gören herkes Bizans'ın yok olmasını beklemekteydi. Ama tam bu dönemde, Rum Suresi'nin ilk ayetleri vahyedildi ve Bizans'ın üç ila dokuz yıl geçmeden yeniden galip geleceği haber verildi. Bu galibiyet öylesine imkansız görünüyordu ki, Arap müşrikleri, Kuran'da haber verilen bu zaferin asla gerçekleşmeyeceğini düşünüyorlardı. Ancak Bizans İmparatorluğu'nun en büyük hükümdarlarından biri kabul edilen Herakleius, ülkenin kurtuluşu için ciddi değişiklikler yaparak kısa sürede toparlanmasını sağladı.
İmparatorluk bu toparlanma döneminin ardından Bizans İranlılara karşı gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra, iki ordu Musul yakınlarında, Dicle ırmağının orta bölümünde kalan ve eski Asur'un başkenti olan Ninova'da karşılaştı. Rum Suresi'nin ilk ayetlerinin indirilmesinden yaklaşık 7 yıl sonra, MS. 627 yılının Aralık ayında, Bizans ve İran İmparatorlukları arasında yapılan bu savaşta İran ağır bir yenilgiye uğradı. Bu ağır yenilgi sonrasında İran İmparatorluğu'nda devrim yaşandı ve MS. 628'in Şubatında Hüsrev öldürüldü. İranlılar işgal ettikleri yerleri Bizans'a geri veren bir anlaşma imzalamak zorunda kaldı.

Kuran'da daha önceden mucizevi bir biçimde verilmiş olan haber böylece gerçekleşmiş oldu.


Ayette dikkat edilmesi gereken başka bir nokta ise savaşın sonucunun belirtilmiş olmasıdır, verilen bilgiler toplu olarak gözden geçirildiğinde;

2- Gelecekte olacak bir savaş ve bunun için kısa bir zaman dilimi haber verilmekte.

3- Ayrıca savaşan tarafların kimler olacağı ve bu savaşın kimin tarafından kazanılacağı bildirilmektedir.

Bütün bu bilgiler, Kuran'ın Allah'ın sözü olduğunun delillerinden yalnızca birkaç tanesidir.
arkadaslar bilgileri kopi yaptım cok fazlaca incelemedim o donemle ilgili bir veri daha sunuyorum ;Hz. Peygamber Hudeybiye’den döndükten hemen sonra kâtiplerine yazdırdığı altı adet davet mektubunu elçileri aracılığıyla dönemin ileri gelen devlet başkanlarına gönderdi (Muharrem 7/Mayıs 628). Elçilerin, gidecekleri bölgeyi ve insanlarını tanıyan, fizikî ve ahlakî güzelliklere sahip, hitabet ve temsil açısından yetenekli olmalarına özen gösterdi. Rasûlullah diplomatik geleneği dikkate alarak ilk defa “Muhammed Rasûlullah” (Allah’ın elçisi Muhammed) yazılı bir mühür yaptırmış ve mektuplar bununla mühürlenmişti.
Mektuplardan ikisi dönemin iki büyük devleti ve süper gücü sayılan Bizans ve Sâsânî imparatorlarına gönderildi. İslâm’ın doğuşu yıllarında Ortadoğu, dönemin bu iki süper gücünün birkaç asırdır devam eden mücadelesine sahne olmaktaydı. Sâsânîler 614 yılında Kudüs’ü zaptederek hıristiyanlar için son derece önemli olan Kutsal Haç’ı alıp başkent Medâin’e (Ktesiphon) götürmüş, 619’da Mısır’ı işgal ettikten sonra 626’da Anadolu’yu aşıp İstanbul önlerine kadar ilerlemişlerdi. Sâsânîlerle mücadeleye devam eden Bizans, İmparator Herakleios’un Sâsânîler’in ana ordusunu 627 yılı sonunda Ninevâ’da (Ninova) ağır bir yenilgiye uğratmasıyla nihaî zaferi elde eden taraf olmuştu.
Sâsânî Hükümdarı (Kisrâ) II. Hüsrev Pervîz’e Hz. Peygamber’in İslâm’a davet mektubu Abdullah b. Huzâfe tarafından götürüldü. Adının Muhammed isminden sonra yazılmış olmasına kızan Kisrâ, mektubu yırttı ve San‘a’daki valisi Bâzân’dan Hz. Muhammed hakkında bilgi istedi. Mektubunun yırtıldığını öğrenen Rasûlullah üzülmüş ve bu edep dışı davranışından dolayı kisrânın cezalandırılmasını Cenâb ı Hak’tan niyaz etmiştir. Aradan fazla bir zaman geçmeden Yemen valisi Bâzân iki adamını Medine’ye gönderdi. Hz. Peygamber Hüsrev Pervîz’in, oğlu tarafından öldürüldüğünü vahiy yoluyla öğrenip elçilere bildirdi ve Bâzân’a müslüman olduğu takdirde valilik görevinde bırakılacağını iletmelerini istedi. Bunun üzerine Bâzân ile birlikte Yemen halkı da müslüman oldu. Böylece Yemen’in ilk müslüman valisi Bâzân ile İslâmiyet bu bölgede yayılmaya başladı; birçok Arap kabilesi değişik zamanlarda çeşitli heyetler göndererek İslâmiyet’i benimsediklerini bildirdi.
Bizans imparatoru Herakleios’a elçi olarak Dihye b. Halife el-Kelbî görevlendirildi. Burada davet mektuplarına örnek olmak üzere yer verilecek olan mektup şöyleydi:
“Bismillâhirrahmânirrahîm. Allah’ın kulu ve elçisi Muhammed’den Bizans imparatoru Herakleios’a,
Hidayete uyanlara selâm olsun. İslâm’ı kabul et ki, kurtuluşa eresin ve Allah da ecrini iki kat versin. Eğer kabul etmezsen sorumluluğun altındaki insanların (Erîsîyyîn) günahını sen çekersin. “Ey Ehl-i Kitap! Sizin ve bizim aramızda müşterek olan söze gelin: Sadece Allah’a kulluk edelim ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da birimiz diğerini rab edinmesin. Eğer yüz çevirirlerse `şahid olun biz müslümanız’ deyiniz (Âl-i İmrân 3/64)”.
İmparator Herakleios yıllar süren savaşlar sonunda Sâsânîler karşısında Ninova’da kazandığı kesin zafer için Allah’a bir şükran ifadesi olarak hac ziyaretinde bulunmak ve İranlılardan geri almayı başardığı kutsal haçı tekrar eski yerine dikmek üzere o sıralarda Kudüs’te bulunuyordu. İmparator, Busra valisi aracılığıyla kendisine gelen peygamber elçisi Dihye’yi kabul etti. Rivayete göre Hz. Muhammed (sav) hakkında daha detaylı bilgi almak üzere, o sıralarda ticaret için Suriye’ye gitmiş bulunan Ebû Süfyân ve arkadaşlarını huzuruna davet etti ve onlardan Hz. Muhammed (sav)’in soyu, ailesi, çevresi, toplumdaki konumu, kişiliği, getirdiği mesajın niteliği ve temel prensipleri hakkında bilgi aldıktan sonra anlatılanların bir peygamberin özelliklerine uygun olduğunu ifade etti. Elçiyi diplomatik kurallar dahilinde kabul etmekle yetindiği anlaşılan Herakleios, onu hediyelerle uğurladı.
Üçüncü mektup Amr b. Ümeyye ed-Damrî eliyle Habeş Necâşîsi Ashame’ye gönderildi. Daha önce Habeşistan’a hicret etmiş olan müslümanlara iyi davranmış ve Kureyş’in iade taleplerini reddederek himaye etmiş olan Ashame, Hz. Peygamber’in İslâm’a davet mektubuna olumlu cevap vererek müslümanlığı kabul etti. Hz. Peygamber’e çeşitli hediyeler gönderdi ve onun isteği üzerine Habeşistan’da kalmış olan son muhacirleri elçiyle birlikte gemiye bindirip Medine’ye uğurladı.

evet arkadaslar veriler bu sekilde

kendimi kaybettim hükümsüzdür...
Alıntı ile Cevapla
  #33  
Alt 20-05-2009, 03:04
tariik tariik isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 10 May 2009
Mesajlar: 36
Standart

bu satırlardan en cok ilgimi ceken sey muminlerin rumların galibiyetine sevinecek olmaları oldu sanki o donemlerde pek bi duşman değillermişte daha başka büyük düşmanları varmış gibi gibi

Bismillâhirrahmânirrahîm. Allah’ın kulu ve elçisi Muhammed’den Bizans imparatoru Herakleios’a,
Hidayete uyanlara selâm olsun. İslâm’ı kabul et ki, kurtuluşa eresin ve Allah da ecrini iki kat versin. Eğer kabul etmezsen sorumluluğun altındaki insanların (Erîsîyyîn) günahını sen çekersin.

“Ey Ehl-i Kitap! Sizin ve bizim aramızda müşterek olan söze gelin: Sadece Allah’a kulluk edelim ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da birimiz diğerini rab edinmesin. Eğer yüz çevirirlerse `şahid olun biz müslümanız’ deyiniz (Âl-i İmrân 3/64)”.

ve birde peygamber efendimiz sav e ait bu cumle aramızda muşterek olan bu cumle demek bu cumleden olunca hristiyan olmak pek bir fark etmiyo gibi bir mana çıkardım ama bu benim yorumum sadece hani hep cumlemizden deriz ya o cumle bu cumle sanki

kendimi kaybettim hükümsüzdür...
Alıntı ile Cevapla
  #34  
Alt 20-05-2009, 08:46
phantom
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

"Elif, Lam, Mim. Rum (orduları) yenilgiye uğradı. ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir yakın bir zaman içinde. Bundan önce de, sonra da emir Allah'ındır.ALLAH dilediğini yardımıyla galip kılar. Ve o gün müminler sevineceklerdir." (Rum Suresi, 1-4)

Bu ayet Kuran'ı vahy edenlerin Ortadoğu'daki siyasi ve askeri gelişmelerle yakından ilgilendiğini gösterir.

Tuhaf olan da bu.

Kuranı vahy edenler,Mekke Araplarına Ortadoğu'daki gelişmelerle ilgili bilgi veriyor.Mekke'deki Araplar Rumlardan ve İran uygarlığından haberdar..

Ama o dönemin iki büyük imparatorluğunun Mekke'deki gelişmelerden hiç haberi yok.

Çöllerde yaşayan Arabın dünyadan haberi var.Üstelik yeni dinlerinin Allahı onlara hem de gelecekle ilgili bilgiler veriyor..

Ve fakat dünyanın gelmiş geçmiş en büyük imparatorluklarının Mekke'deki gelişmelerden haberi yok..

Neyse ..

Vardır mantıklı bir açıklaması.
Alıntı ile Cevapla
  #35  
Alt 28-05-2009, 03:27
tariik tariik isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 10 May 2009
Mesajlar: 36
Standart

Haberleri varmı dersin bilmem ama bir oku bakalım ;
Vikipedi, özgür ansiklopedi
Mute Savaşı
 
Tarih
629
Bölge
Kudüs yakınları, Mute Meydanı
Sonuç
Göreceli beraberlik
Taraflar
 Müslümanlar

Bizans
Kumandanlar
 Zeyd bin Harise
Cafer bin Ebu Talib
Abdullah bin Revaha
Halid bin Velid
Heraklius
Güçler
 3.000
100.000
Kayıplar
 13
?

Mute Savaşı
, Bizans İmparatorluğu'yla Müslümanlar arasındaki ilk savaştır.
Sebepleri
h
z Muhammed, büyük devletlerin hükümdarlarına elçiler göndererek İslam'a davet etti. Bu elçilerden biri de(Haris bin Umeyr) Bizans İmparatorluğu'na bağlı Busra (Havran) valisine gönderildi. Ancak Busra valisi Şürahbil, elçiyi şehid etti. Bunu haber alan Muhammed, Şürahbil'in üzerine ordu gönderilmesine karar verdi.1]
Savaş
Müslümanlar 3.000 kişilik bir ordu oluşturdular. Ordunun komuta edilmesi konusunda Muhammed, şu şekilde talimat verdi:
"Zeyd bin Harise’yi kumandan tayin ettim. Zeyd bin Harise şehit olursa yerine Cafer bin Ebu Talib geçsin. Cafer bin Ebu Talib şehit olursa, Abdullah bin Revaha geçsin. Abdullah bin Revaha da şehit olursa, Müslümanlar aralarından münasip birini seçip onu kendilerine kumandan yapsın.".
[2]
Daha sonra Muhammed orduya, kadın ve çocukları, yaşlıları öldürmemeleri; ağaçları, evleri ve kiliseleri yıkmamaları konusunda telkinlerde bulundu.[3]
İslam Ordusu'nun Medine'den hareket ettiğini duyan Şürahbil, Bizans İmparator'u Heraklius'a haber gönderir. Bu arada kardeşi Sedus komutasındaki bir birliği de Müslümanları karşılamak üzere Vadi'l Kura'ya gönderir. Burada yapılan çarpışmada Sedus öldürüldü ve ordusu bozguna uğratıldı...[4]
İlerleyen İslam Ordusu Şam'ı geçti. Bu sırada Bizans İmparatoru Heraklius'un 100.000 kişilik bir orduyla üzerlerine geldiğini haber alan Müslümanlar, nasıl davranacakları konusunda değerlendirme yapmaya karar verdiler. Müslümanların çoğu, Muhammed'e haber gönderilmesi ve gelecek olan cevaba göre hareket edilmesini söyledi. Ancak bu savaşta şehid olacak olan Abdullah bin Revaha'nın şu konuşması, herkesin fikrini değiştirdi ve savaşa karar verildi:
"Arkadaşlar, çekindiğimiz şey, ele geçirmek için yola çıktığımız şeydir, yani şehid olmaktır. Dinimizi yüceltmek için savaşalım. Ya şehid, ya gazi olacağız. Bunun ikisi de güzel değil mi?"
[5]
Mute Meydanı'nda yapılan çarpışmada, Muhammed'in ismini saydığı üç sahabe de şehid oldu. Bunun üzerine komutayı Halid bin Velid eline aldı.
Halid bin Velid'in, yaptığı şaşırtıcı bir taktikle
[6] Bizans Ordusu'nda bir anlık panik havası yaratıldı. Müslümanlar, bundan yararlanarak sert bir taarruzla Bizans Ordusu'nu kısmen de olsa bozmayı başardı. Bizans Ordusu'nun 30 kata varan sayı üstünlüğünü göz önünde bulunduran Halid bin Velid, savaşa daha fazla devam edilmesini rasyonel bulmayıp Medine'ye dönme kararı aldı ve o gece geri çekildi.

TEBÜK SEFERİ
Hz. Peygamber'in Hicretin dokuzuncu yılında, Şam'da toplanan kırkbin kişilik Bizans ordusuna karşı çarpışmak üzere Medine'den Tebük'e kadar sevkettiği en son ve en güçlü askerî hareket. Tebük arap yarımadasının kuzeyinde Medine ile Şam'ın ortasında bir yerin adıdır. Suyu ve hurmalığı olan bir yerdir. Bu savaş yolculuğunun son ucu burası olduğu için "Tebük Gazası" adı ile anılmıştır. Bu seferde savaş olmamış fakat en güçlü bir İslâm ordusu techiz edilmiş, böylece askerî ve siyasî açıdan önemli bir zafer kazanılmıştır. Seferin nedeni: Bizans İmparatoru Heraklius'a bir mektup yazan Suriye'li hristiyanlar, Muhammed'in öldüğünü, müslümanların da kıtlık ve yokluk içinde perişan olduklarını, üzerlerine asker gönderilirse, onları kendi dinine katmanın tam zamanı bulunduğunu bildirdiler (Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, VI, 191). Bunun üzerine Heraklius silahlandırdığı kırk bin kişilik askeri bir gücü Kubad'ın komutası altında yola çıkardı. Cüzam, Lahm, Gassân ve Âmile adını taşıyan arap kabilelerinin de Rumlarla birlikte hareket edecek!eri haberi Medine'ye ulaştı. Zaten Allah'ın elçisi kuzey sınırından güvende değildi. Böyle bir askerî harekât hazırlığını öğrenince genel seferberlik ilân etti. Allah'ın Resulu diğer gazvelerde genellikle seferin nereye olacağını gizli tutarken bu defa Bizans ordusuna karşı bir sefer düzenleneceğini açıklamıştı. Çünkü gidilecek yer uzak, havalar sıcak ve kurak, düşman güçlü idi. Ordunun buna göre hazırlık yapması gerekiyordu. Mekke'den ve diğer arap kabilelerinden asker toplamak için de görevliler çıkarılmıştı. Sıcak, kuraklık, kıtlık, uzaklık ve güçlü düşman unsurları bu seferi "güç ve zor bir sefer" haline getirmişti. Bu yüzden seferin rastladığı zamana Kur'an-ı Kerim'de "Sâatü'l-usre" (güçlük zamanı) denilmiş, bu sefere de Kur'an dilinden alınarak "Gazvetü'l usre (zorluk gazâsı)" adı verilmiştir. Bu sefere katılan orduya da "Ceyşü'l-usre (Güçlük ordusu)" denilmiştir (bk. et-Tevbe, 9/117; ez-Zebîdî, Tecrîd-i Sarih, Terc ve Şerh, Kamil Miras, 6. Baskı, Ankara 1983, X, 408, 409; İbn İshak, İbn Hişam, es-Sîre, IV, 161; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 75; Vâkıdî, Meğâzî, III, 991).
Hz. Peygamber Tebük'te yirmi gün kadar kaldıktan sonra, ashab-ı kiramın ileri gelenleri ile istişare ederek geri dönmeye karar verdi. Çünkü Bizans ordusu saldırmaya cesaret edememiş ve amaca ulaşılmıştı. O gün için daha fazla ileri gidip kan dökmeye ihtiyaç yoktu. Çünkü Şam yöresini fetih gibi bir amaçla yola çıkılmamıştı. Üstelik Şam yöresinde bulaşıcı bir hastalık (tâun) olduğu da haber alınmıştı. Geri dönüş için yola çıkan ordu Ramazan'ın ilk günlerinde Medîne'ye ulaştı.
hz ömer donemi; İslamiyeti Arabistan dışına da yaymayı amaçlayan HZ.Ebubekir Bizans egemenliğindeki Suriye’ye ordular gönderdi.Yermük’te bizans ile yapılan savaşı müslümanlar kazandı ve böylece Suriye’nin kapıları müslümanlara açılmış oldu.
30 Temmuz634 tarihinde gerçekleşen Ecnadin Savaşı Bizans İmparatorluğu ve Dört Halife ordusu arasındaki ilk büyük çaplı savaştır. savaşın sonucu Müslümanların kesin zaferidir. Bu savaşın ayrıntıları en iyi biçimde Müslüman kaynaklarında, El Vakidi gibi, yer almaktadır.
İnternet kaynakları
Lieutenant-General Agha Ibrahim Akram (1970). The Sword of Allah: Khalid bin al-Waleed, His Life and Campaigns,
Battle of Ajnadein.
David Morray "Ajnadain, battle of" The Oxford Companion to Military History. Ed. Richard Holmes. Oxford University Press, 2001. Oxford Reference Online. Oxford University Press. (Login required)
Kaynakça
^ D. Nicolle, Yarmuk 636 AD - The Muslim Conquest of Syria, p. 43
^ D. Nicolle, Yarmuk 636 AD - The Muslim Conquest of Syria, p. 43: gives 15,000-18,000
^ David Morray "Ajnadain, battle of" The Oxford Companion to Military History. Ed. Richard Holmes. Oxford University Press, 2001. Oxford Reference Online. Oxford University Press: gives 20,000.
Bu savaşlar cereyn ederken acaba hala haberdar değillermiydi?

Yuhanna Bölüm 16 Ayet 13 Yu 16:13 Ne var ki O, yani Gerçeğin Ruhu gelince, sizi her gerçeğe yöneltecek. O kendiliğinden konuşmayacak, yalnız işittiklerini söyleyecek ve gelecekte olacakları size bildirecek.
53. NECM = YILDIZ SÛRESİ :
Bismillâhirrahmânirrahîm ;
53/1. Aktığı dem yıldıza and olsun ki,
53/2. Arkadaşınız (Muhammed) sapmamış ve azmamıştır.
53/3. O, kendilinden konuşmamaktadır
. *****
53/4. Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahiyledir. *****



kendimi kaybettim hükümsüzdür...
Alıntı ile Cevapla
  #36  
Alt 28-05-2009, 03:32
tariik tariik isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 10 May 2009
Mesajlar: 36
Standart

Bunlar sadece 6. ve 7. yuzyılar arasında yaptığım araştırma neticesindeki bulgularım. Buna dense dense belki halklarından ne güzelde gizlemişler denirde bizans kaynaklarınıda incelemek lazım söz söyleyebilmek için hasılı benden bu kadar

kendimi kaybettim hükümsüzdür...
Alıntı ile Cevapla
  #37  
Alt 28-05-2009, 12:25
Wand
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

sayın star trek arkadaşım öncelikle şunu söyleyim bizansın haberi olmadan bir din ortaya çıkamazmı..ayrıca bizansın demişsin herşeye dair kanıtı var diye..tamam doğru olabilir fakat bunu kendi taraflarına çıkarlarına yazmadığını nerden biliyorsun..bunuda kanıtlayamassın zaten ayrıca bizansın temelinde şamanizm olan hristiyanlığa sadece halk baskısı yüzünden geçtiği krallığı sarsacak kadar koyu taraftarlardan korktuğu için geçti ( ki bu din konusu bizansı 2 ye böldü..ayrıca bu yazdıklarımı ben değil hristiyan din bilimciler ve tarih bilimciler söylüyor bunun bir örneğide da vinci filminde geçiyor)Yani bu denli çıkarlarına çalışan bir ülke kayıtlarıda tutarken bazı şeyleri atlayabilir yada kendi çıkarına doğrultabilir..bizans son derece dürüst mükemmel insanlardan oluşuyor dersen komik duruma düşersin burda..Madem bizans kayıtları diyorsun evet bizanslı bir tarihçi haçlı seferlerinide anlatmış tavsiye ederim aç oku o günün hristiyanlarının müslümanlığı bastırmak için yaptığı katliyamları (bir buçuk hafta içinde 70 bin müslüman artı yahudi, ayrıca bu bir soykırımdır evrensel olarak incelenmelidir)bana burda gelip hiçbir şekilde hristiyanlığı savunamassın heleki bizans gibi sahtekar işbirlikçi bir ülkeyi

açıklamalarımda kırıcı olduysam gönülden özür dilerim fakat konu tarih olunca alıngan oluyorum..tarafsız yorumlamaya çalıştım hristiyan bilimcilerin yazdığı kitaplardan örnekler verdim umarım açıklayıcı olmuştur.
Alıntı ile Cevapla
  #38  
Alt 30-05-2009, 09:52
phantom
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

Müslümanlar Mekke'yi 630 yılında aldı. Daha Mekke'yi almadan 3000 kişilik ordu oluşturuluyor ve Bizans İmparatoru Heraklius'un 100 000 kişilik ordusu ile savaşılıyor ve şehit mehit de olunuyor.

Ufak atın da civcivler de yesin..
Alıntı ile Cevapla
  #39  
Alt 04-06-2009, 01:46
tariik tariik isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 10 May 2009
Mesajlar: 36
Standart

neyse biz biraz daha atmaya devam edelim olur ya civcivler açtırlar ;

apokrifal-kayıp kitap

ARMAGEDON kitabıyla Türkiye`de araştırmacı yazarlığın en önemli eserini veren Aydoğan Vatandaş, bu kez hem Türkiye`yi, hem de tüm dünyayı sarsacak bilgilerle okurlarıyla buluşuyor.

1 Eylül`de piyasaya çıkacak kitabı BURAYA TIKLAYARAK indirimli olarak satın alabilirsiniz:

Kitabın Vatan Gazetesi`nde yer alan diğer bir tanıtım metni:
Barnabas İncili`nin büyük sırrı

1981 yılında Şırnak`ın Uludere İlçesi`ndeki bir mağarada avdan dönen köylüler bir kitap buldu

Kitabı alan Babat Aşireti Lideri Korucubaşı Hazım Babat`ın babası Ferhan Babat kime götürse kitapta ne yazıldığını çözemedi.
Kitabın papirüse yazılı iki sayfası Aramice uzmanı Hamza Hocagil`e götürüldü. Hocagil, kitabın Süryani alfabesiyle Aramice, yani Hz. İsa`nın dilinde yazıldığını söyledi. Kitap`ın Barnabas İncili olduğunu anlayan Hocagil, ilk cümleleri tercüme etti: `Ben Kıbrıslı Barnabius... Tespihe layık âlemlerin Rabbi`nden bir bütün olarak, Ruhu`l Kudüs`le Meşaha`ya vahyolunanı tıpkı İsa`dan duyduğum gibi, sadakatle, 48 gök yılları sonunda, dördüncü nüsha olarak aynen yazıyorum.`

Ve asıl hikâye bundan sonra başladı...

Varlığı özellikle Hıristiyan ve Müslüman ilahiyatçıları arasında da tartışma konusu olan `Barnabas İncili`nin ucu Ergenekon`a ve Genelkurmay Başkanlığı Özel Harp Dairesi`ne kadar uzandı... Bu iddialar, çalışmalarını ABD`de sürdüren araştırmacı-yazar Aydoğan Vatandaş`ın önümüzdeki günlerde Timaş Yayınları`ndan piyasaya çıkacak olan `Apokrifal` (Halktan gizlenen) adlı kitabında yer alıyor.
Yıl 1981... Yer Şırnak, Uludere...
Barnabas İncili`nin hikâyesi avdan dönen köylülerin Uludere yakınlarında bir mağaraya girmeleriyle başlıyor. Köpekleri mağarada kaybolan köylüler, köpeklerini aramaya başlıyor. Köpeğin sesi çok derinlerden geliyor; mağaranın içindeki bir kuyudan. Bir urgan alıp, kuyunun içine giriyorlar. Karşılaştıkları manzara ise tüyleri diken diken etmeye yetiyor. Köylüler, taştan yontma bir oda içerisinde bir lahit ve bazı eşyalarla karşılaşıyorlar.
Önce Hz. İsa`ya ait bir madalyonu çıkarıyorlar. Lahitin kapağını açıyorlar; bir ceset ve üzerinde bir kitap. Buldukları kitap Babat Aşireti Lideri Korucubaşı Hazım Babat`ın babası Ferhan Babat`ın eline geçiyor. Ferhan Babat`ın kitabın tarihi değerini anlaması uzun sürmüyor ancak kime götürdüyse kitapta yazılanları çözemiyor. Papazlar dahil kimse kitabın hangi dilde yazıldığını anlamıyor.
Bu kez Babat, kitabı satmak için girişimlerde bulunuyor. Dönemin Malatya Milletvekili İsmail Hakkı Şengüler`e bahsediyor kitaptan. Şengüler kitabı inceliyor ve kitabın önemini anlamak için iki sayfasını filolog Hamza Hocagil`e götürüyor...

Kayıp kitapla ilk temas

Hamza Hocagil, Aramice uzmanıydı. Aramice, Hz. İsa`nın ilk öğütlerini verdiği dildi. Hamza Hocagil, Türkiye`de bu dile vakıf birkaç kişiden biriydi. Hâlbuki Hıristiyan aleminin kabul ettiği dört İncil`den hiçbirinin Aramice orijinali yoktu. Tümü Grekçe`den yapılan tercümelerden oluşuyordu. En eskisi de dördüncü yüzyıla aitti.
Hocagil, papirüs üzerine yazılan sayfaları inceledikten sonra, yazının Arami dilinde ve Süryani alfabesiyle kaleme alındığını tespit ediyor. Ve kitabın ilk sayfasını tercüme ediyor: `Ben Kıbrıslı Barnabius... Tespihe layık âlemlerin Rabbinden bir bütün olarak, Ruhu`l Kudüs`le Meşaha`ya vahyolunanı tıpkı İsa`dan duyduğum gibi, sadakatle, 48 gök yılları sonunda, dördüncü nüsha olarak aynen yazıyorum.`
Hocagil, Malatya Milletvekili Şengüler`e heyecan içinde `Bu kitap Barnabas İncili` diyor. Ve Şengüler, Barnabas İncili`ni satın almak için Ferhan Babat`a 280 bin doları ödemeyi kabul ediyor. Hocagil`e göre bu eser, iki bin yıllık kayıp otantik İncil`di. İncil, Hz. İsa`nın vahiy kâtibi Aziz Barnabas tarafından yazılmıştı!
İncil, Özel Harp Dairesi`nin kasasında
Peki bundan sonra ne oluyor? İşte Hollywood filmlerine taş çıkartacak hikâye asıl buradan sonra başlıyor. Kitabın yazarı Aydoğan Vatandaş, Hamza Hocagil`le görüşüyor ve sır perdesini aralıyor. Hamza Hocagil yaşananları şöyle anlatıyor: `Ferhan Babat`la anlaşmaya varılmıştı. Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan`ın babası Mehmet Ali Arslan ile birlikte İncil`i teslim almaya gittik. Ancak o sırada beklenmedik bir şey oldu. İncil bize teslim edilemeden jandarmanın eline geçti. İki yıl boyunca jandarma karargâhında saklı tutuldu. Daha sonra Kemal Başer Paşa`dan alınarak Genelkurmay Özel Harp Dairesi`nin eline geçti.`
Hamza Hocagil, her şeye rağmen Barnabas İncili`nin peşini bırakmamıştı. Hocagil, dönemin başbakanı ve hemşehrisi Turgut Özal`a 1996 yılında konuyu açtığını söylüyor: `Konuyu kendisine anlattıktan sonra beni Özel Harpçi Orgeneral Sami Karamısır Paşa`ya gönderdi. Önce beni epey sorguladılar, amacımın ne olduğunu anlamak istiyorlardı. Ben kitabın sadece tercüme boyutuyla ilgilendiğimi söyledim. Ardından İstanbul Balmumcu`da bulunan Özel Harp Karargâhı`nda Sami Karamısır Paşa ve MİT Müsteşarlığı da yapmış olan ve hâlen hayatta olan Hayri Ündül Paşa`nın görevlendirmesiyle tercüme çalışmasına başladım.`
Bu görevlendirmenin ardından Hamza Hocagil Ankara`da bulunan, o zamanki adıyla Özel Harp Dairesi Başkanlığı`na gidiyor: `Kitabı ilk orada gördüm. Birkaç demir kapıyı aştıktan sonra ulaşılan bir yerdeydi. Kitap, 1987 yılında Sami Karamısır Paşa ve Hayri Ündül Paşa`nın bilgisi dahilinde İstanbul Balmumcu`da bulunan Özel Harp Karargâhı`nda tercüme etmem için bana verildi. Ben burada her gün tercüme çalışmalarını yapıyordum. Tercüme parası da bana Harp Akademileri Komutanı Nahit Şenoğul Paşa tarafından veriliyordu. Nahit Paşa daha sonra bana Harp Akademileri`nde Koruyucu Envanter dersleri de verdirtti. Bu süre içerisinde İncil`in 19 sayfasını Özel Harp Dairesi`ne bağlı subayların kontrolünde inceledim`

On Emir`in yerini bildiriyor

Hocagil, Barnabas İncili`nde nelerin yazdığıyla ilgili de şunları söylüyor: `Tevhitten başka bir şey yoktu. Zikrullah vardı. İbadet etmenin önemi, Allah`a eş koşmama, bu arada komşulara yardımcı olma, Lut Kavmi ile ilgili bazı uyarıcı bilgiler ile ilgili ibret alınmasını öğütleyen bir kıssa vardı. Dikkatimi çeken bir şey daha vardı. Ayette, `Bir peygamber gelecek, ona tabi olanlar, dolgun başaklar gibi olacak(!)` diyordu.`
Hocagil, Barnabas İncili`nin son sayfasında, Aziz Barnabas`ın bu incili dört nüsha olarak yazdığını ve diğer üç nüshanın da yerlerini belirttiğini söylüyor: `İnciller`in biri İsrail`de, diğeri Arabistan Yarımadası`nda diğeri ise Kuzey Irak`ta Süleymaniye Zaho taraflarındaydı. Orgeneral Nahit Şenoğul Paşa`nın verdiği Barnabas İncili`nin son sayfalarında Hz. Davut`un kendi eliyle yazdığı Aramca Zebur ve Hz. Harun`un bakır levhalara yazdığı On Emir`in nerede olduğuna ilişkin bilgiler de vardı.`


Veli Küçük adı burada da karşımıza çıktı

Hocagil, Hz. Davut`un Sarayı`nda bulunan İncili de tercüme ettiğini söylüyor: `Bu tercümeyi Almanca ve İngilizce olarak Yunanistan`daki Markos Yayıncılık için yaptım. Genelkurmay`daki İncil`le İsrail`de bulduğumuzun tek farkı tefsirli oluşuydu. Barnabas, Uludere`de bulunan İncil`e bazı şerhler düşmüştü. Tercüme parası olarak 15 bin dolara anlaşmıştım.` Hocagil, Markos Yayıncılık`la aracı olanın ise ismini söylüyor. Bu isim, son günlerde adını sıkça duyduğumuz Ergenekon Soruşturması`nın bir numaralı sanıklarından: `Aracı, Adem Taşdemir`di. Taşdemir, Ergenekon`un kilit ismi Tuncay Güney`le birlikte `cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak` iddiasıyla gözaltına alınmış, daha sonra serbest bırakılmıştı. Taşdemir`in bir özelliği de Emekli Tuğgeneral Veli Küçük`ün yaveri olmasıydı!` Hamza Hocagil`in bir başka iddiası ise Barnabas İncili`nin hâlâ Genelkurmay Özel Harp Dairesi`nde olduğu yönünde...

kendimi kaybettim hükümsüzdür...
Alıntı ile Cevapla
  #40  
Alt 04-06-2009, 14:31
phantom
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

2000 yıllık Yahudi-Hristiyan kavgası..

1-Hristiyanlık ortaya ilk çıktığı andan ititbaren Yahudiler bu dinle savaştılar.Hatta Kuranın bir ayetine de açık açık bu kavgalarını geçirmişlerdir.
"Biz onların arasına kıyamete dek sürecek bir kin ve nefret koyduk".
2-Hristiyanlık başarılı olunca İslam adıyla yeni bir din vahy ettiler.
3-Hristiyanlığa karşı hem ideoloik hem de askeri anlamda İslamı ve inandırdıklarını kullandılar.
4-Tarihin çeşitli zamanlarında Hristiyanlığa karşı mücadelelerinde düzmece belgeler hazırladılar.
5-Bunlardan bir tanesi Barnabas İncili'dir.Hristiyanlar bu İncili sonradan müslüman olan bir hristiyanın yazdığını sanırlar.
6-İsa'nın Barnabas diye bir takipçisi hiç bir zaman olmadı.İsa Hristiyanlığı çıkaran ve aslında Yahudi olupta Yahudiliğin değişmesine inananlarca peygammber edilen bir semboldür.
7-Ancak Hristiyanlık Roma'da kabul görüp Bizansla Orta doğu'ya yayılıp Yahudiliği ve Kudüs'ü tehdit edince aslında daha önceden hazırlanmaya başlanan yeni dini ve kitabını Tanrı katındandır diye ortaya çıkardılar.Yeni dinin tarihini marihini de İbn İshak adıyla dünyaya duyurdular.
8-Biraz hızlanalım.Soğuk savaş döneminde Yahudilerle - Hristiyanlar işbirliği yapmışlardı.
9-1970'lerde yeni bir tehdit algılanmaya başladı.Bütün Yahudi ve Hristiyan fikir adamları 2000'li, yıllarda ortaya çıkacak Çin,Hint ve Rus Tehlikesine karşı batı alemini uyarmaya başladı.
10-1980'li yıllardan itibaren şu proje uygulanmaya başlandı.Nasıl ki müslümanlar bilhassa Türkler 15000 yıl Hristiyanlığa karşı savaştırıldı Viyana'ya miyana'ya Türkler gönderildi ve nasıl ki Afganistan'da İslam gazı mile müslümanlar Amerikan kumandası altında Ruslarla savaştırıldı..O halde Çin'e ve Hindistan'a karşı da bu yöntem uygulanabilirdi.Hindistan Pakistan sınırındaki askerlerin birbirlerine efelenişi dinden.Yoksa aynı ırkın çocukları.
11-Ve o yıllardan beri bütün Orta doğu halklarına ve şimdi de Avrupa'ya din şırınga ediliyor.
12-Amerikan bilim adamları 1980'lerin sonunda Çin'le kağıt üzerinde yani gerçek verilerle sanal bir savaş yapmışlardı.20020 yılında yapıldığı var sayılan.Neticede savaş onlar için yenilgi ile sonuçlanmıştı..
13-Sevgili Tariik,
Yukarıda Vatan Gazetesi'nden alıntıladığın habere gelince..
Üçüncü sınıf bir Holiwood senaryosu bile değil.Bu senaryoyu her hangi bir yönetmene götürseler alacakları yanıt şu olur:Neyse yanıt biraz edebsiz.Yazmıyayım.

Benim artık son sözümde şu olsun.

Bu politikalar bir işe yarasa idi;Yahudiler iki defa yurtlarından kovulmazdı.Ya da Moğollar Bağdat'ı ele geçirip Abbasileri yok etmezlerdi.Veya Osmanlı devleti Almanyanın yenilmesini engellerdi Birinci Dünya savaşı'nda.

Oysa bütün Orta doğu halkları akıl ve vahiy ikileminde birbirine düşürüldü.Hatta Amerika'da bile..
Yine Orta doğu insanı dünyanın en bencil en bireyci ve en kapitalist insanına dönüştürüldü izlenen o ortaçağ efendilerine mahsus politikalarla..
Örnek mi? İnsanlar nedensiz tutuklanıyor kimseden "tııısss" yok.Bu tam bir Ortaçağ insanı tepkisizliğidir.Ortaçağ insanı bencilliğidir.

Son söz dedim ama..

Şunu da ekleyeyim.

DEVEYE DİKEN İNSANA ÖPEN.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:47 .