Kuran'ın tevatür yolu ile bugüne ulaştığı, islam aleminde tavatüren kabul edilmiştir. *
Eğer nakledicilerden birinin hain olduğunu kabul ederseniz, size gelenin o hainin elinden geçtiği için saf olmadığını da kabul etmelisniz.
Kaldı ki burada hainlik değil güç ve gücün kullanılması meselesi vardır.
Yani iş kellenin korunması meselesidir.
Şahsen ben, bugün ister sünni olsun, isterse şii olsun eğer bir alimin yaşadığı dönemde halifenin emrinde olduğunu okursam ve okuduğumun doğru olduğuna kanaat getirisem o alimin kitaplarına mecbur kalmadıkça hiç bakmıyorum.
(Alimin Din adına söylem yetkisi olan olduğunu özellikle belirtmek isterim ki , bu güne yansıyan bir yanlış anlaşılması olmasın.)
Çünkü halifenin hükmünü hem kabul edip hem de halife adına toplumsal düzenlemeler yapan günümüzde de o kadar yalaka ve intihal yapan kendisini pazarlayan *şahsiyetler *var ki , bunların özellikle devlet tarafından desteklenerek yazdıkları ve tarihe aktardıkları paçavralar, resmi tarih olarak gelecek nesillere kalacak gibi görünmektedir. *
Güç, bu aşamada o belgenin saklanmasından başlamak üzere en ince detaya kadar tarihi kendi için kullanmaktan çekinmemektedir.
İşte bir araştırmacının önünde ki en büyük engellerden birisi budur. Önce bu tarihi resmi olarak öğrenmek ve ardından bunun içersine girip eleştirsel bir yaklaşım ile yaşamak ardından da o zamanda gücün söyletmediği kelimeleri gerçek için kendi zaman diliminde haykırmaktır bir araştırmacının asıl görevi.
Gerçek denilen kavram yoksa ne anlama gelir ki !
Gerçek, yaşadığınız an dilimi ile kesişen bir vakıadan başka bir anlam ifade etmez kelime olarak o zaman.
İşte, Sahih-i Buhari gibi veya buhari merkezli müslim , tırmizi , veya ebu davut gibi bir çırpıda aklıma gelenler,aslında bir F I K I H kitaplarının,
Bu asra vahyin ne olduğunu anlamak veya Peygamberi tanımak veya cahilliye arap dönemini taramak için lokomotif kaynak olarak kullanılmasının ve kullandırılmasının altında yatan temel budur.
Güç, tarihi öyle bir yerden yakalamıştır ki bundan kurtulmak mümkün değildir.
Silsile ile toplumların bilgiyi aktarmaları sürecinde gücün isteği dışında bir bilginin geçmesi çok zordur. Geçen bilgi ise çok cılız kalacağı için kabul edilmesi de toplumsal olarak güce karşı bir tehdit oluşturmaz.
İşte zayıf sened, sahih sened, ravi zinciri ile arka planda anlatılan mesele de budur.
Öyleyse; Kuran’ı bu güne aktararak getiren bir resmi güçtür. Bu resmi gücü kabul ederseniz o gücün kitap halinde Kuran ile aktardığı hadisleri de kabul etmiş olursunuz.
Kabul *etmez iseniz belki siz kendi inancınız dahilinde Tanrıya en yakın olan olabilirsiniz, ama toplumsal bakış olarak iyi bir Müslüman sayılamazsınız. *
Düşünceleriniz anlamsız ve zayıf senedli olarak kabul edilerek, doğruluğunuz, gücün aktardığına uygunluk ile sınıflandırılır.
Bu güç ne, nereden çıktı, islami bir yazı da bu ne gücü gibi soruları sorduğunuz buradan görünüyor
İşte asıl mesele zaten o sevgili *HiramUsta; *
Kuran’ı tek bir harf ile size aktaranların sıdkına inanırsanız, o kişilerin şahıslarında ortaya çıkan güç ve onların insani olarak yaptıkları bütün hatalar ve sonuçları bu asrı direkt etkileyen muamelelerini de kabul etmek zorunda kalırsınız.
Size hiç garip gelmiyor mu?
1400 küsur yıl boyunca Kuran’a bu kadar sadık devletler kuruldu ve bunlar dünyaya nam saldılar da; birinin bile mi aklına gelmedi, yav şu bizim imparatorluğun adına bir de İSLAM kelimesi ekleyelim demek!
Hadi diyelim ki EMEVİ ler yapmadı ABBASİ ler niye yapmadı; *Allah için savaşmak adı altında bu toprakların insanını toplayıp dünyaya nam salan OSMANLI’DA *Süveyş kanalı *yapacak kadar öngörülü sadrazamlar var iken, bunu düşünemediler mi sizce?
Soru basit; Dini bana aktaran bu resmi devletler madem bu kadar Kuran için Allah için Ahret için mücadele ettilerdi de; Neden Güçlerinin simgesi olan adlarının hiç birisinde islam kelimesi yok.?
İşte eğer Kuran’ın *tek bir harfi bile değişmedi derseniz bu soruya *muhatap olursunuz. *Tevatür kelimesine sıkıştırılmış olan açılım da zaten budur.
Ben Kuran’ın inmediğini veya Kuran’ın olmadığını veya o zamanlar da peygamberin hiç yaşamadığını söylemiyorum. Bu konuları araştırıyorum. Deliller toplamaya çalışıyorum. Topladığım deliller ise Mantık sorularından başka bir şey değildir.
İşte anlamadığım şey de bu zaten; bu kadar açık olarak, aktarılan dinin üzerinde ihtilaf varken, bunu nasıl şeriat olarak alıp toplumsal yaşayışa dayatılmasına insanlar razı olsunlar denebilir ki. *
Bu olmaz, olamaz da.
Tanrı’nın varlığını kabul ettiğiniz mektubun, sahtekâr tarafından size getirildiği ile ilgili bir kuşkunuz var ise bu direkt olarak Tanrıya olan şüpheden başka bir şey değildir. Gerisi kendini kandırma sanatı meşgalesine girer.
Zira Tanrı’nın varlığını kabul edecek materyal ve bunları tartacak bilinç ile sonuca gitti iseniz bu zaman gelen mektubun karar mekanizması için önemi kalmaz.
Daha açık hali ile;
Mektupla gelen bilgiyle kabul değil, mektubu tasdik etmiş olursunuz.
Bu zamanda mucizeler adı altında uçurulan balonların da nedenleri ile ilgili bir kapı bıraktım sizin için.
Soracağınız başka bir şey olursa konuyu daha da açabilirim. İsterseniz ikinci *cümleyle devam edebiliriz.
Siz nasıl isterseniz vesselam
Selamlar.