Nasıl yani Cem? Şimdi çöl sıcağında yolculuk yapanlar düşünülerek o çöl sıcağında seyahat edenlerin oruçlarını kazaya bırakabilecekleri ruhsatı Kuran'da geçiyor diye mi bu kadar tantana?
Şu tavırlar arasındaki benzerliğe dikkat edin.
Bir akşam yemeğinde yeni evli karı-koca yemek yiyorlar. Kadın güzel bir mercimek çorbası yapmış. Adam çorbadan bir kaşık alıyor ve
"Eline sağlık ama Tuzu biraz az olmuş sanki" gibi bir laf ediyor.
Kadın diyor ki;
"Nee, demek tuzu az olmuş öyle mi? Git annen doyursun seni o zaman, demek artık yaptığımız yemekler de beğenilmiyor, bunu da mı yapacaktın bana Seyfettin? Lanet olsun sana! Yarın birgün beni aldatırsın da sen!Siz erkekler hepiniz aynı haltsınız zaten. Lanet olsun size, laneeeeeetttt!"
Adam garibim, içtiği çorba boğazına dizili bir vaziyette "Ne dedim ben şimdi yaa?" diyedursun, kadın kocasına saldırmak için en alakasız, en uyduruk bir fırsatı bile kaçırmamaktadır.
Bu hikayeyi ya da masalı artık her neyse kadınlarla erkekler arasındaki algı farklılığının ya da insanlar arası iletişimsizliğin temel sebeplerinin bahsedildiği bi yerde okudum. Cem'in yazdıklarını okuyunca aklıma geldi.
Cem, bunları düşünürken "Yaşasııın, işte gene bir açığını buldum İslam'ın, ne zeki adamım ben, yüzyıllardır gözlerden kaçmış en ince ayrıntıları bile bulup çıkarıyorum ve yerin dibine batırıyorum bu Batıl dini" triplerine giredursun, meseleyi akl-ı selimle ele almaya çalışalım.
1) Seyahat edenlere tanınan kolaylık, emir değil ruhsattır. Bu serbestiyetteki illet zorluk halidir. Zahmetli bir durumda orucun kazaya bırakılabileceği serbestisi tanınmıştır. Emir değil izin verme. Buraya dikkat.
2) Limuzindeki veya transatlantikteki bir Müslüman o kadar rahatlığa ve imkana rağmen evet yine oruç tutmayabilir gene de kazaya bırakabilir. Bunda dahi serbestiyet vardır ancak tutmaması bu ayetteki ruhsatı (verilen izni) su-i istimal etmektir.
3) "içinde havuzundan tutun da klimasına, lüx restoranlarına ve fitness salonlarına kadar her türlü lüxün bulunduğu bir transatlantikte yolculuk edene hitap ediyor mu ayet" . Elcevap; Elbette ediyor, çünkü onlar da yolcu.
4) Mealler, ayetler hakkındaki tam ve tamamlanmış bilgileri vermekten uzaktır. Bu yüzden her zaman tefsirlere müracaat etmek esastır. Bunu basbas bağırıyoruz ama bizim tefsir dehası, pozitivist materyalist kardeşlerimiz akıllarına o kadar çok güveniyorlar ki Elifi görseler mertek zannedecekken Kuran'ı tefsir etmeye kalkıyorlar. Cem, keşke Elmalı Hoca'nın bu mealini aktarırken tefsirine de müracaat etseydi. Bakınız bu ayetin tefsirinde neler diyor Elmalı Hoca;
"SEFER: Esasen keşif, açmak mânâsı taşımaktadır. Bunun için "isfâr", yüzünü açmak ve parçalamak mânâsınadır. Uzak bir yere gitmek de yolcunun her türlü hal ve ahlâkını meydana çıkardığı için, ona da sefer denmiştir. Bu ise bir gün, iki gün gibi az bir zamanda ortaya çıkamaz. Gerçekten âdet olarak da yakın mesafeye sefer denmez. Ancak üç günlük yolun, şer'î bakımdan sahih sefer olduğunda ittifak edilmiştir. Her gün için normal bir yürüyüşle altı saatlik mesafe ölçü alınmıştır. Öyle ise bundan daha az yolculukta sefer ismi kesinlikle sabit değildir. Kara ve deniz binitleri gibi vasıta ile gidenler için de âdet olarak umumî ve orta halli olan vasıtaların tabiî ve normal seyri ölçüdür.
Çok süratli ve çok yavaş olan özel vasıtalara itibar yoktur. Çünkü hüküm ve hikmet fertte değil, cinste muteber sayılır. Bunun için karada yaya veya deve yürüyüşü, denizde de mûtedil rüzgarla giden gemi yürüyüşü ölçü olmuştur.
Bu sebeple sonradan tren ve vapur süratleri de çok süratli vasıtalardan sayılmıştır. Gerçekten eski atlar ve bugünkü uçaklar gibi bunların fevkalade vasıtalardan olduğu zamanlar olmuştur. Fakat zamanımızda birçok yerlerde bunlar çoğalıp yerleşerek toplum için normal vasıtalar haline gelmiş ve diğerlerini bastırmış olduğunda da şüphe yoktur."
Aynen aktardım, daha fazlası da var aslında da fazla sıkıcı olmasın diye. Merak edenler, internette Elmalı Hocanın tefsirinin kayıtlı olduğu birsürü site var.
http://www.enfal.de/telmalili/bakara2.htm bunlardan biri mesela.
Cem, keşke tefsiri de okusaydın.