Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 08-08-2009, 08:52
Mutezile - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Mutezile Mutezile isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 19 May 2005
Mesajlar: 2.806
Standart Cemel Savaşı-Abdullah b. Sebe Masalı

Taberi tarihinde ve Buharinin e’s-Sahihlerinde İslam aleminde derin yaralar açan Cemel savaşı çok ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Cemel (deve) savaşı Muhammed’in damadı Ali, karısı Aişe ve her ikisinin onbinlerce taraftarı arasında cereyan etmiştir. Ehlibeyt (Muhammed'in ev halkı diye kısaca özetlenebilir);ile Aşere-i Mübeşşere (sağlıklarında cennetle müjdelenmiş -cennete girecekleri Allah tarafından vaat edilmiş on kişi için kullanılan ifadedir) savaş içindedir Cemelde aslında.
Muhammed’in vefatından sonra Ebü Bekir’in kızı Aişe, müslümanların büyük bir ekseriyeti tarafından kudsi bir şahsiyet olarak tanındı. Bir çok siyasi işlere müdahale etti. Aişe halife Osman b. Affan’a muhalif olduğu biliniyor.

Halife Osman kendi evinde kuşatıldığı zaman, Aişe Medine’de değildi; bir ihtiyat tedbiri olarak, Mekke’ye gitmişti. M. 628 senesinde Mustalikoğulları seferinden gerdanlık (ifk) hadisesinde hakkında takındığı tavır dolayısıyla kin duyduğu Ali b. Ebü Talib'in halife olduğunu öğrenince, öldürülen Osman b. Affan’ın intikamını almak bahanesi ile, müslümanları halife Ali b. Ebü Talib'e karşı ayaklandırmak için, bütün gayretini sarfetti.

Talha b. Ubeydullah ve Zübeyr b. Avm, halife Ali b. Ebü Talib'e olan biatını bozup, Medine’den Mekke’ye giderek, Aişe ile ittifak ettiler. Talha b. Ubeydullah, Zübeyr ve Aişe’nin Mekke halkı ile birlikte başka bir gurup oluşturdukları ve Ali b. Ebü Talib'e karşı muhalefet içinde oldukları haberi yayıldı. Üç müttefik beraberce, Mekke’de büyük bir ordu ve mühimmat toplıyarak, bilhassa Talha b. Ubeydullah'in pek çok taraftara sahip olduğ Basra’ya giderler. Bunlar mesuliyetini tamamiyle reddettikleri Osman’ın ölümünün intikamını Ali'den alacaklarını açıkça beyan ettiler. Basra da çok cana kıyıp, şehre de tamamen hakim olup, hazine ve emniyet kuvvetlerini ele geçirirler.

Bu isyana dair haber alan halife Ali , M. 656 yılı ekim ayı sonlarına doğru ordusuyla birlikte isyancıları ıslah etmek üzere Basra’ya doğru yola çıktı . Cemel savaşı 4 aralık 656 günü Hurayba denilen yerde vuku buldu. Bu savaşta halife Ali 'in ordusu galip gelir. Savaşın en hararetli safhası Aişe'nin devesi etrafında cereyan etti. Bani Zabba'den 70 kişi onu korumak uğrundan öldükten sonra, deve de öldürüldü. Bu savaş da Aişe bir deve üzerinde hareket ettiğinden Cemel savaşı diye anılmıştır.

Halife Ali, Aişe'nin Safiye'nin evine götürülmesini emreder. Daha sonra da Medine’ye dönmesi için gerekli olan her türlü hazırlıkları yapmış olarak kardeşi Muhammed b. Ebu Bekir'i de onunla birlikte Medine’ye gitmesi emrini verdi.

Cemel adıyla anılan bu kanlı isyanda, 5 bini Ali taraftarı ve 5 bini de Aişe taraftarı olmak üzere 10 bin kişi katlolunduğunu tarih kitapları kaydeder. Cemel savaşı, Zübeyr ve Talha'nın hayatlarına mal olarak halife Ali'ye Irak üzerinde bir hakimiyet sağladı.

Fakat bu hakimiyet uzun sürmeyecekti.

İslam tarihine baktığımızda bir çok olayların hurafe ve destanlarla örülmüş olduğunu görürüz.
İslam Tarihçilerinin önemli bir eksikliği ise, olayların çoğunu şahıslara indirgemeye çalışmışlar, hadiselerin ardındaki toplumsal örgüyü gözardı etmişlerdir.

Yukarıda anlattığım olay, şahıs kurgusuna uyan en güzel örnek “Abdullah b. Sebe’dir.” Abdullah b. Sebe kimdir? ve nasıl olur da bu kadar etkili olabilmiştir.

Abdullah b. Sebe
Bu şahsın adına kaynaklarda ilk kez Taberi de rastlıyoruz. Taberi’nin Şeybe, Seyf, Atiye, Yezid Fakasi rivayet zincirine dayanarak verdiği habere göre, Abdullah b. Sebe Sana’lı olup zenci bir Yahudi anneden olup (Annesi zenci olduğundan zenci oğlu anlamına gelen ibnuls Sevda lakabı da kendisine verilmiştir) Hz. Osman döneminde müslüman olmuş, daha sonra islam beldelerini gezmeye başlamıştır. Hicaz, Basra, Şam, Mısır gibi dönemin önde gelen önemli şehirleri ziyaret eder. O bölgelerde fitne kaynağı olarak görülmeye başladığıdan Şamdan kovulur. Daha sonra Mısır’a gelir. Orada da insanlara “İsa’nın döneceğine inanıp da Muhammed ‘in döneceğine inanmayan kişiye hayret ederim. Halbuki Allah Kur’anda “Ey Muhammed; Kurana uymayı sana farz kılan Allah seni döneceğin yere dönderecektir. (Kasas, 78/85) ayetini kendine delil getirerek peygamberimizin tekrar döneceğini iddia eder.” Bu görüşünü kabul ettirdikten sonra iddialarını şöyle sürdürmüştür. “Binlerce peygamber gelmiştir. Bütün bu peygamberlerin varisi vardır. Ali’de Muhammed’in varisidir. Muhammed son peygamberdir. Ali de son vasidir.” Sonra da “Osman halifeliği haksız olarak almıştır. Bu Ali’nin hakkıdır.” İddiasında bulunmuştur.
Sünni islam inancıyla temelde zıt olan bu görüşlerini yaymaya çalışmıştır. Muhammedin yeniden döneceğini, vasi ilkesini, Hz. Ali’nin hilafete diğerlerinden daha fazla hak sahibi olduğunu ve onların haksız olarak bu makamı ele geçirdiklerini iddia etmiştir. Daha sonra yandaşları vasıtasıyla islam şehirlerine mektuplar göndererek, islam dünyasını karıştırmaya başlamıştır. ‘’Hz. Osman’ın öldürülme olayını tertiplemiş, cemel vakasındaki anlaşmayı baltalamıştır’’. Sebe'ye atfedilen İddialar arasında bu da vardır. Kısacası islam dünyasını karıştıran, binlerce kişinin birbirini öldürdüğü, müslümanların çeşitli mezheplere bölündüğü bütün bu olayların-Cemel Savaşının da- yegane sorumlusu kabul edilmektedir, Sebe. Aynı zamanda şii gulat fırkalarından olan sebeiye mezhebinin de kurucusudur.
Bu olayları tek bir şahsa indirgemek tarihi, sosyal olayları bilmemek anlamına geldiği gibi kolaycılık ve her olaya fitnevari bir izah getirme mantığının bir eseridir. Ayrıca, olayları yapan kişilerin birer sahabi olmaları da müslümanların olayları nasıl ele alacağı noktasında şaşkınlığa düşürmüş; ulema da bu kadar kargaşayı, katliamı sahabilerin yaptıkları düşüncesine girip de hata ve doğruyu aramak yerine; bir kişiye -Sebe'ye- bütün suçu yükleyerek sahabileri temize çıkarmaya çalışmıştır. Onların hiçbir iradeleri, kabahatleri yokmuş da bir Yahudinin fitnesi peşinde koşmuşlar gibi bir izlenim yaratmanın peşine düşmüşlerdir.

Tarihçiler bütün olayların müsebbibi olarak gösterdikleri İbni Sebe hakkında da aslında tam bir ittifak içerisinde değildirler. Bu kadar sorunlara yol açan bir şahsiyet hakkında rivayetlerin ve kaynakların çok olması gerekirken, kendisiyle ilgili sadece bir kaynağa ulaşabiliyoruz. Bütün diğer raviler de bu kaynaktan nakiller yapmışlardır.
İbni Sebe’den haber veren kaynak Taberi’dir. Taberi’de Seyf b. Süfyan zincirine dayanmaktadır. Kaynaklar; Seyf b. Süfyan'ı yalancılıkla, hadis uydurmakla suçlamaktadırlar. Seyf b. Süfyan’ın sahte senetlerle rivayet zinciri oluşturup hadis uydurduğunu söyleyen alimler içerisinde hadis alimlerinden ibni Hacer’de el-Askalani de bulunmaktadır.


Abdullah b. Sebe’nin ortaya atılmasının nedeni, büyük bir olasılıkla islam ulemasının olaylara karşı duydukları şoktur. Onlar, ''büyük sahabilerin'' birbirlerine kılıç çekmelerini anlayamamışlardır. Bir tarafta Peygamberin damadı Hz. Ali ve diğer tarafta Ayşe; ayrıca, Muaviye ve diğer sahabiler ve Aşere-i Mübeşşere. Bütün bu olaylara gerçekçi ve akılcı bir çözüm getirememişlerdir. Çünkü akılcı bir çözüm, bir tarafın haklı diğerinin haksız olduğu sonucuna bizi ulaştıracak veya iktidar uğruna sahabelerin birbirlerine nasıl girdiğini göreceklerdi. Bu noktaya da girmek istemiyorlardı. İbni Sebe rivayeti işte bu sırada alimlerin imdadına yetişmiş ve onları ikilemden kurtardığı gibi olaylara da bir cevap vermelerini sağlamıştır. Ayrıca, basit halk kitlelerinin sorularına da duygusal bir cevap ve senaryoyla cevap verilmiş olundu. Müslüman halkın zihninde zaten var olan Yahudi paranoyası da bu cevapla tatmin olmuş oldu. Artık müslüman halklar her taşın altında bir Yahudi parmağı aramaya başladılar.

Seyf b. Ömer’in Abdullah b. Sebe efsanesini ortaya atması üzerine hadislerini kabul etmeyenler, bu sefer onun bu iddialarını hemen kabul etmişlerdir. Böylelikle sahabilerin masum, yani suçsuz olduklarını kendilerince ispat etmiş olacaklardı. Fakat asıl tehlike de burada ortaya çıkmaktadır. Sahabileri koruyacağız diye onları aslında düşüncesiz ve iradesiz bir insan topluluğu haline getirmiş oldukları gerçeğini es geçiyorlardı.Ayşe, Ali ve Muaviye çarpışırken sadece kandırılmışlarmıydı? Onların hiç mi bir düşünce ve planı yoktu? Bir Yahudi dedikodusuna kapılabilecek kadar feraset sahibi değillermiydi. İşte asıl tehlike Abdullah b. Sebe’yi herşeyin başı kabul etmekti. Bu bakış açısı da sağlıklı bir tarih düşüncesinin oluşmasını engellemekteydi. İslam alimleri, tarih boyunca fitne dönemiyle ilgili konuşmayı ve olayı bir tek şahsın üzerine atarak; “Sahabiler ne yapsın. Fitne çıkmıştı.” mazeretine sığınmakta veya “Ali’de, Muaviye’de haklıdır. Bu konuda konuşmak doğru değildir, diyerek bu konuyu da sevgili Turan Dursun'un terminolojisiyle ''Mesail-i Müstetire'' ;yani islamda üstü örtülmesi, fazla deşilmemesi gereken konular sınıfına sokmuşlardır. Konuyu fazlaca merak edenlere de ''Sebe'' argümanı kenarda bekletiliyordu.

Aslında Abdullah b. Sebe diye bir şahıs gerçekte de yaşamıştır. Hatta adıyla da bir mezhep bulunmaktadır. Şehristani’nin ''Elmilel vennihel'' isimli eserinin seb’iye maddesinde Abdullah b. Sebe’den bahs etmekte ve onun Ali’ye Allah dediğini aktarmaktadır. Ali bu söz üzerine onun ateşe atılmasını emreder. İbni Sebe; bu cezayı bile ididasının haklı olduğunu ispat için kullanır ve ancak Allah insanları yakarak cezalandırabilir. Ali, benim yanmamı emretiğine göre o bir tanrıdır demiştir.
Nedense islam alimleri, tarihsel olayların ve fitnenin tek bir nedeni olarak böyle bir şahsı gösterirken, böyle son derece önemli ve tarihte derin sonuçlar doğurmuş olan bir olayın tek bir şahsın altından kalkamayacağı kadar büyük olduğunu, bunu oluşturan, besleyen çok yönlü çıkar çatışmalarını ve nedenlerini göz ardı ediyorlardı. Tabiki olayda ehlibeytin, Aşere-i Mübeşşere'nin birinci derecede rol alması onların konu hakkında konuşmaktan ürkütüyordu.. Bu savaş, bilinçli ve planlıydı. Bir amaç ve hedefi de bulunmaktaydı.

Bu bir iktidar savaşıydı.

Timeo Hominis Unis Libri : "Tek Kitaplı İnsanlardan Sakınınız" anlamındaki bu cümle: Çoğulcu düşüncenin simgesi olan üniversiteyi tanımlıyor.
__________________
Primus inter pares

‘Barışı sabote etmek için Türklerle savaştık. Öldük ve öldürdük… Sevr Antlaşması ve ‘büyük Ermenistan’ hayali gözlerimizi kör etti. Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık… Tehcir doğruydu ve gerekliydi…’

''Askerî operasyonlara katıldık. Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin millî mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. ''
Ovanes Kaçaznuni (Ermenistan'ın 1. Başbakanı)
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 08-08-2009, 09:45
Psiko Psiko isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 16 May 2008
Mesajlar: 2.222
Standart

Mutezile´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Abdullah b. Sebe’nin ortaya atılmasının nedeni, büyük bir olasılıkla islam ulemasının olaylara karşı duydukları şoktur.
Onlar, ''büyük sahabilerin'' birbirlerine kılıç çekmelerini anlayamamışlardır.*
Bir tarafta Peygamberin damadı Hz. Ali ve diğer tarafta Ayşe; ayrıca, Muaviye ve diğer sahabiler ve Aşere-i Mübeşşere.
Bütün bu olaylara gerçekçi ve akılcı bir çözüm getirememişlerdir.
Ortada güneş kadar açık ve yalın şu :

*Nisa 92 :Bir müminin bir mümini öldürmesi olacak şey değildir.
Ancak yanlışlıkla olması başka
.
Kim bir mümini yanlışlıkla öldürürse bir mü’min köleyi azad etmesi ve bağışlamadıkları sürece ailesine diyet ödemesi gerekir. (Öldürülen kimse) mü’min olur ve düşmanınız olan bir topluluktan bulunursa, mü’min bir köle azad etmek gerekir. Eğer sizinle kendileri arasında antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine verilecek bir diyet ve mü’min bir köle azad etmek gerekir. Bunlara imkan bulamayanın, Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay ardarda oruç tutması gerekir. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

*Nisa 93 :Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedi kalacağı cehennemdir.
Allah ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır
.

ayetler var iken İbni Sebe gibi birinin varlığının
ve
tüm bunların onun başının altından çıktığı gibi bir "Ümmetsel riyakarlık" elbette olmalı idi.


Mutezile´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Çünkü akılcı bir çözüm, bir tarafın haklı diğerinin haksız olduğu sonucuna bizi ulaştıracak**veya iktidar uğruna sahabelerin birbirlerine nasıl girdiğini göreceklerdi.

Bu noktaya da girmek istemiyorlardı.
İbni Sebe rivayeti işte bu sırada alimlerin imdadına yetişmiş ve onları ikilemden kurtardığı gibi olaylara da bir cevap vermelerini sağlamıştır.
Ayrıca, basit halk kitlelerinin sorularına da duygusal bir cevap ve senaryoyla cevap verilmiş olundu.
Müslüman halkın zihninde zaten var olan Yahudi paranoyası da bu cevapla tatmin olmuş oldu.
Artık müslüman halklar her taşın altında bir Yahudi parmağı aramaya başladılar.(Bakınız Neferkamin Aru vb leri.)
**Tevbe 119 : Ey iman edenler!
Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun
.

Bu ayette güneş kadar açık ve yalın iken
Benim Ashabım yıldızlar gibidir.Hangisine uyarsanız !!!! hidayete erersiniz
Hadisi nasıl yedirilecekti insanlara ?


Mutezile´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Nedense islam alimleri, tarihsel olayların ve fitnenin tek bir nedeni olarak böyle bir şahsı gösterirken, böyle son derece önemli ve tarihte derin sonuçlar doğurmuş olan bir olayın tek bir şahsın altından kalkamayacağı kadar büyük olduğunu, bunu oluşturan, besleyen çok yönlü çıkar çatışmalarını ve nedenlerini göz ardı ediyorlardı.
Tabiki olayda ehlibeytin, Aşere-i Mübeşşere'nin birinci derecede rol alması onları konu hakkında konuşmaktan ürkütüyordu..
Bu savaş, bilinçli ve planlıydı.
Bir amaç ve hedefi de bulunmaktaydı.

Bu bir iktidar savaşıydı.
Nisa 135 : Ey iman edenler!
Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun.
zengin veya fakir de olsalar.
Çünkü Allah ikisine de daha yakındır.
Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın.
Eğer çarpıtırsanız veya çekinirseniz şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır
.

Küfr : Gerçeğin üstünün örtülmesi
Kafir :Küfr işlemini yapan kişi.

Konu Psiko tarafından (08-08-2009 Saat 09:52 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 08-08-2009, 10:42
Mutezile - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Mutezile Mutezile isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 19 May 2005
Mesajlar: 2.806
Standart

Sayın psiko kıssadan hisse nedir?

‘Barışı sabote etmek için Türklerle savaştık. Öldük ve öldürdük… Sevr Antlaşması ve ‘büyük Ermenistan’ hayali gözlerimizi kör etti. Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık… Tehcir doğruydu ve gerekliydi…’

''Askerî operasyonlara katıldık. Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin millî mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. ''
Ovanes Kaçaznuni (Ermenistan'ın 1. Başbakanı)
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 08-08-2009, 10:58
Psiko Psiko isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 16 May 2008
Mesajlar: 2.222
Standart

Sayın mutezile ;

Kıssadan hisse :
Allaha inanıyorum diyen kişi-kurum ve toplumların,
bu inançlarının
"ÖZ" de değil,
"SÖZ"de olduğu.

Kendin için istemediğini,başkaları için de isteme.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 08-08-2009, 11:53
Mutezile - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Mutezile Mutezile isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 19 May 2005
Mesajlar: 2.806
Standart

Alıntılarla sizin yorumlarınız iç içe geçmişte ondan sordum. Allah'a inanıyorum diyen kurumlar değil de kişiler gerçekten 'ihlas & takva' sahibi de olabilirler İslam'a göre..

Ama İnandıkları şeyleri akıl süzgecinden geçirmemek bana eksiklik gibi geliyor.

Hem akıl süzgecinden geçirip, hem iman etmekte ısrar ediyorlarsa söyleyecek bir şey kalmıyor:Allah selamet versin demekten başka

‘Barışı sabote etmek için Türklerle savaştık. Öldük ve öldürdük… Sevr Antlaşması ve ‘büyük Ermenistan’ hayali gözlerimizi kör etti. Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık… Tehcir doğruydu ve gerekliydi…’

''Askerî operasyonlara katıldık. Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin millî mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. ''
Ovanes Kaçaznuni (Ermenistan'ın 1. Başbakanı)
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 08-08-2009, 12:59
Psiko Psiko isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 16 May 2008
Mesajlar: 2.222
Standart

Sayın mutezile ;

Birey-kurum-toplum üçlemesinin,
merkezinde "Birey" vardır.
Ancak
Birey ne kurumun,
ne de toplumun yerine geçemez.

Elbetteki 'İhlas & takva' sahibi bireyler de vardır.
Onları tenzih etmek gerekliliği de var.

Ama "Geçmişe göz,geleceğe ışık olabilmek" için,
tenzih edilen bu bireylerin azlığını,
"Amansız yargıç" olan tarih,
bize göstermiyor mu ?

"Oku" sözcüğünü salt yazılı bir metini okumak gibi algılamanın yanısıra,
"İnsan"ın bizatihi "Kendini okuma"sı olarak ta algılamak sizce de mümkün mü ?

Çünkü denilir ki ;
"Ben insanın sırrıyım,İnsan da Benim sırrım."
"Nefsini tanıyan Rabbini tanır."

Tarih bilimi Cemel vakasında oluşan olayları anlatırken,
"Ey iman edenler" seslenişine muhatap olanların,
Bir başka iman etmiş kişiyi bilerek-isteyerek-kasten öldüremeyeceği,
çünkü cezasının ebediyyen kalınacak cehennem olduğu "Gerçek"ine rağmen,
-Hem de Peygamber ahlakı ile ahlaklandığı iddia edilen kişilerin-
O'nun sözüne itibar etmeyip,
bu fiili işledikleri,
Yine "Ey iman edenler" seslenişine muhatap olanların,
O'ndan korkmayıp "Sıddık"-doğru" yerine "Eğri"lerle beraber oldukları
ve
işin hazin kısmı ise
Nisa 135 : Ey iman edenler!
Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun.
zengin veya fakir de olsalar.
Çünkü Allah ikisine de daha yakındır.
Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın.
Eğer çarpıtırsanız veya çekinirseniz şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır
.
vb ayetlerin varlığına rağmen,
"Şahitliğin doğru yapılmadığı"
Gerçeğin üstünün örtüldüğü
ve
bunu yapanların ise "Kafir" damgasını,
bizatihi kendileri yerine,
trajikomik olarak başkalarına ettiği gerçeği de işin bir başka yönüdür.

Kendin için istemediğini,başkaları için de isteme.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 08-08-2009, 17:09
-InVi- -InVi- isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Denetimdeki Üye
 
Üyelik tarihi: 28 Jun 2008
Bulunduğu yer: Gavuristan
Mesajlar: 1.359
-InVi- - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Uzun kopyalamalar yerine genelikle link veriyoruz.. bu sitede yerden tasarruf açısından da izlediğimiz bir yoldur.
http://www.turandursun.com/forumlar/...&postcount=383
Sn Mutzile,
bu bahsi gecen iletiyi, kopyalayip buraya yapistirken, bir kismini unutmusunuz
konunun tümlügü acisindan onu da ben asayim....

Hz. Muhammed’in vefatından sonra Ebü Bekir’in kızı Aişe, müslümanların büyük bir ekseriyeti tarafından kudsi bir şahsiyet olarak tanındı. Bir çok siyasi işlere müdahale etti. Kendisi halife Osman b. Affan’a muhalif idi ve ona, her vesile ile, islahı hal etmesi veya işten çekilmesi icap ettiğini söylerdi; bu halife Osman b. Affan, Aişe'nin kardeşi Muhammed b. Ebü Bekir'in kumandası altında asiler tarafından öldürülmesinde, Aişe’nin de bir rolu olduğu katiyetle söylenebilir.

Kaynak göstermeyi de gerekli görmemisinz....
Emege Saygi !
http://www.aleviweb.com/forum/showthread.php?t=4146
http://www.aleviweb.com/forum/archiv...hp?t-4146.html

Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 08-08-2009, 17:21
Psiko Psiko isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 16 May 2008
Mesajlar: 2.222
Standart

Sevgili İnvİ ;

"Hanım etti hayrola.Halayık etti iki gözü körola" durumlarına olan tepkiye EyvAllah.

Cemel vakası ve İbni Sebe'nin bu vakaya olan katkısı konusunda senin görüşün nedir ?

Kendin için istemediğini,başkaları için de isteme.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 08-08-2009, 17:43
-InVi- -InVi- isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Denetimdeki Üye
 
Üyelik tarihi: 28 Jun 2008
Bulunduğu yer: Gavuristan
Mesajlar: 1.359
-InVi- - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Degerli Abim,
benim görüsüm, site kurallarina herkez uyacak !
Kaldiki biz daha sahid oldugumuz dün'ün savaslarinin tahlilini dogru dürüst yapamiyoruz, elde bir sürü "güvenli" veri olmasina ragmen, bundan bin yil önceki savaslar hakkinda ahkam kesip, hesabini bugünün müslümanlarina kesmek istemeyi de gayri ciddi bir yaklasim olarak buluyorum.....
Kaldiki bu dinsiz-arkdaslar , kadinin islamda hic yerinin olmadigini bize diyecekleri baska sözü olmadikca söylenip dururlar, bu nasil istir ki bu vesile ile, islamda sözüm ona yeri olmayan kadinin, bir deve üstünde bir komutan edasi ile savas"yönettigi" gercegini bize paylasma geregi duyuyorlar......
buradan bakinca yapilan bir iktidar kavgasi oldugu görülüyor, savasanlarin "dini hassasiyetler'den dolayi degil, onlarin iktidar hirsinin ne boyutlara geldigini görmek acisindan degerlendiriyorum.....

Allah tüm vefaat edenlerin niyetlerine göre versin......

ama benim asil anlamdigim,
mutezilenin bir yerden kaynak göstermeksizin kopyala / yapistirmasi degil,
böyle bir konuyu daha önce acilmisken niye tekrar acmasindaki amac / gaye....
nitekim müslümanlar arasinda kavga / savas / catismalar günümüzde de olabilmekte, iran-irak savasi, filistin özerk bölgesindeki son gelismeler, suudi arabistandaki sia'nin ufak tefek baskaldirilari.......
buyursun müdahil olabilecegi savaslar'da kendi dogrularini bizim ile paylasin....

Konu -InVi- tarafından (08-08-2009 Saat 17:51 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 09-08-2009, 10:12
Mutezile - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Mutezile Mutezile isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 19 May 2005
Mesajlar: 2.806
Standart

Sn İnvi;

Bu 3-4 yıl evvel bir çok kaynaktan derlediğim bir yazıdır. Mesela Oral Çalışların ''kerbela ve Ali'' adlı kitabından da yararladım, onu da siz sorunca hatırladım şimdi. Hiç yoksa 5 ayrı kaynağa ayrı ayrı bakmışımdır.

Alevi, Hanifler vb siteleri arada baktığım sitelerdendir. Ama bu yazıya kaynaklık etmemiştir.

Yazının tümünü biryerden bütünüyle almış olsaydım dediğiniz doğruydu. Altına alındığı yeri ve yazarı yazmamak olmazdı. Ama yazı bir tür kolaj'dır, hatta patchwork de diyor ingilizler; dolayısıyla..

..link vererek sizleri o kaynağa yönlendirme gibi bir durum yok.

Öte yandan şurada baltayı taşa vurmuşsunuz sevgili İnvi:

bu nasil istir ki bu vesile ile, islamda sözüm ona yeri olmayan kadinin, bir deve üstünde bir komutan edasi ile savas"yönettigi" gercegini bize paylasma geregi duyuyorlar......
islam'da kadından kadına da -en azından Asr-ı saadet ve Tabiuun devirlerinde- fark ve itibar dereceleri var:

O islamda sözüm ona yeri olayan kadın dediğiniz Aişe; Sahih hadislerden en az bir kaç bin tanesinin (4000-5000 civarı olmalı) kaynağı olarak gösterilir. Muhammedin bakire olarak aldığı ilk eşi olmasıyla övülür. İslam ilimlerinde vukfiyeti vurgulanır; Kendisinden Aişe validemiz,-Aişe-anamız diye bahsedilir. Ona bakarsanız Muhammedin ilk karısı da gelip Muhammedi seçmiştir; Muhammed onu seçmiş ve evliliğe davet etmiş değil. Sonuçta iki kocadan ayrılmış dul ve zengin bir kadındı.. Kadın konusu İslamda gerçekten netamelidir.

Aişe çok muteber bir hadis intikalcisidir demitim; zaten bilinen bir şey. Buhari ve Müslim'de Kütub-u Sittede binlerce kaynaklık ettiği hadis, mütevatır hadis mevcut. Hatta özel hayatına dair hadisler de vardır: Cinsi münasebet konularının açımlandığı:


http://www.incemeseleler.com/izdivac...cevab-ra-.html

buradan bakinca yapilan bir iktidar kavgasi oldugu görülüyor, savasanlarin "dini hassasiyetler'den dolayi degil, onlarin iktidar hirsinin ne boyutlara geldigini görmek acisindan degerlendiriyorum.....
Benim yazımı bağladığım sonuca sizinde vardığınızı görmek anormal değil. aklın yolu bir.

Sayın İnvi; yazıdan, yazılmasından dolayı alınganlık yapacaksanız; daha ilk başta başlık sizi uyarmalı idi. Huzursuzluk duyacağınız başlıkları bana kalırsa - bu hassas ruh halinizle- hiç okuyup site gezinmelerinizi kendinize zehir etmeyiniz derim, naçizane tavsiye.

‘Barışı sabote etmek için Türklerle savaştık. Öldük ve öldürdük… Sevr Antlaşması ve ‘büyük Ermenistan’ hayali gözlerimizi kör etti. Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık… Tehcir doğruydu ve gerekliydi…’

''Askerî operasyonlara katıldık. Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin millî mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. ''
Ovanes Kaçaznuni (Ermenistan'ın 1. Başbakanı)
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:49 .