
06-10-2009, 13:08
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 23 Sep 2004
Mesajlar: 2.478
|
|
İslam laik/seküler düzene aykırıdır
Davetçi: ulpian
Davetli: nogada
"İslam laik/seküler düzene aykırıdır" isimli başlığı açıp iyi bir tartışma diliyorum.
|

06-10-2009, 13:33
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 May 2009
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 2.318
|
|
Teşekkür ederim davetiniz için sayın ulpian.İlk olarak sizin görüşleriniz tam oalrak nedir bunu merak ediyorum bu konu başlığı altında?
Saygılarımla...
Görmeyipte Korktuklarımız Sevmediklerimiz,Görmeyipte Sevdiklerimiz İnandıklarımızdır...!!!
|

06-10-2009, 22:37
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 22 Jul 2009
Mesajlar: 4.880
|
|
nogada´isimli üyeden Alıntı
Teşekkür ederim davetiniz için sayın ulpian.İlk olarak sizin görüşleriniz tam oalrak nedir bunu merak ediyorum bu konu başlığı altında?
Saygılarımla...
|
Davetimi kabul ettiğiniz için ben de size teşekkür ederim sevgili nogada,
ilk olarak tartışma isteğimin somut vesilesini teşkil eden mesajınızı tekrar alıntılamak istiyorum:
nogada´isimli üyeden Alıntı
Birde şunu eklemek istiyorum.Ben islamı ve inançları savunurken sakın olaki islamla yönetilen bir devlet istediğim izlenimi ortaya çıkmasın.Bu ebnim din anlayışım değil.Benim din anlayışım şudur.İnsan inancını kendi içinde tutmalıdır.Tanrı ile kul arasına kimse girmemelidir.Bu aynı zamanda tüm bireyler içinde geçerlidir.Batı bunu yapmıştır,burda din korunarak modern bir uygarlık seviyesine çıkmaktan kastım budur.İsteyen ateist olsun,isteyen yahudi,isteyen hristiyan,isteyen müslüman.İsteyen ibadet etsin,istemeyen etmesin,isteyen başını kapatsın,istemeyen kapatmasın,bunlar kişisel hak ve özgürlüklerin ana maddeleridir.Kimse kimseye özgür bir toplumda yaşarken sen neden müslümansın sen neden hristiyansın sen eden ateistsin diyemez.İSteyen kendi koyduğu kurallar ile istediği hayatı yaşamakta sebestir.Bunlar kitlelerin baskısına sebebiyet vermeden,herkez kendi istediğini yaşamalıdır.
|
=> Davet mesajımda da belirttiğim gibi, bu görüşlerinize gönülden katılıyor, fakat mensubu bulunduğunuz İslam Dini'nin bu görüşlere aykırı olduğunu iddia ediyorum.
Konunun fazlaca dağılmasını en baştan önlemek için, bir noktayı vurgulamak istiyorum.
Sizin gibi düşünen (yani İslam Dini ile laik/seküler düzeni bağdaştıran) çok sayıda müslüman olduğunu biliyorum. Bu düşünceyi kendi içerisinde tutarsız, çünkü İslam'la çelişkili olarak görüyorum. Ama sizlerin bu düşüncede dışa karşı samimi olduğunuza inanıyorum.
Yani '' Bunu iddia eden Müslümanların hepsi aslında takiyye yapıyorlar. Bizi enayi yerine koyup yavaş yavaş şeriat düzenini ikame etmeye çalışıyorlar. Bunlar yalancı kişiler.'' şeklinde bir görüşe sahip değilim.
Görüşüm daha çok şu şekilde:
Bu seküler/özgürlükçü görüşler İslam'a açık-seçik aykırı ve böyle düşünen müslümanların çoğu bu gerçeğin üstünü örtüyorlar, zorlama yorum ve tevil yolları ile seküler/özgürlükçü görüşlerinin dini inançları ile bağdaştığına kendilerini inandırıyorlar. Ama entelektüel anlamda kendi kendilerine karşı sonuna kadar dürüst bir şekilde, dinin kaynaklarını bu yönde incelese ve sorgulasalar, ya İslam'dan ya da seküler/özgürlükçü fikirlerinden vazgeçmek zorunda olduklarını anlarlar.
Somut tartışmamıza gelince:
Yukarda alıntıladığım mesajınızdaki şu ifadeyle başlayalım isterseniz:
nogada´isimli üyeden Alıntı
Ben islamı ve inançları savunurken sakın olaki islamla yönetilen bir devlet istediğim izlenimi ortaya çıkmasın.Bu ebnim din anlayışım değil.
|
Ben de diyorum ki:
Kuran ve Sünnet hiçbir şüphe bırakmayacak bir şekilde, sadece bireysel yaşamla ilgili değil, toplumsal düzen, devlet ve hukuk yapısı ile de ilgili somut kurallar getirmiştir. Şu durumda bir Müslüman ''Ben İslamla yönetilen bir devlet istemiyorum'' demekle İslam'ın kendisine ters düşmektedir.
Somut örneklemelere ve örnekler hakkındaki tartışmalara girdemen önce sözü tekrar size bırakmak istiyorum.
saygılarımla
|

07-10-2009, 14:42
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 May 2009
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 2.318
|
|
Sayın ulpian...
Bildiğiniz üzere Batı hristiyanlığıda kendi kabuğu içindeyken ve dışarı ile bağlantısını koparmıken şimdiki bazı dinsel toplumlar gibi bağnaz ve karanlık içinde idiler.Bu sırsıyla imparatorlukların çoğalması,merkezi idarelerina artması,ronesans ve fransız ihtilali gibi entelektüel,siyasal kimi nedenler ile beraber yavaş yavaş aşılmaya ve yeni bir dünya düzeni getirilmeye başlandı.
Ben bu bakımdan bunu her toplumun başarabileceğini asıl olan önemli şeyin ise eğitim sürecinden geçtiğini her zaman vurgulamış bulunmaktayım.
Günümüzden 1400 yıl önceki Toplumsa oluşum ve örf adetler elbetteki,günümüz şartlarına kesinlikle çok uzaktır.Burda vurgulamak istediğimim şey bizim Kuranın ana temasını bozmadan da,modern bir medeniyete dönüştürebiliriz.
Kaldıki islamda şeriat diye bize söylenen uygulamaların bir çoğu SAMİ ırkı uygulamalarıdır ki,bu aslında Hz.Peygamberin ölümünden hemen sonra başlamıştır.
Bildiğiniz gibi bize Emevi ve Abbasi devirleri çok net bir şekilde yükseliş devri gibi anlatılmıştır,okul kitaplarımızda,oyas gerçek bundan çok daha farklıdır.Bu ekol şimdiki suudi arabistan ekolünü andırmaktadır.O zaman başa geçen halifeler din adına bir şey yapmayıp,saltanat içinde bulunmuşlardır,bunu gizlemek içinde topluma ağır baskılar dayatmışlar,bunları yaparkende dini kurallar adı altında ŞERİAT uygulamışlardır.
Bu yönetimin her zaman üstte olmasını,halkın bir çok şeyde tepki verememesini,cahil kalmasını ve korku-baskı ikileminde yaşamasını sağlamıştır.
Bu arabic kabile reisliği adetleri şeriat adı altında 1000 yıldan fazla bir süre hem o toprakları hemde İslamın can damarını kurutmaktadır.
Fakat bunları çözümü sağlıklı ve kaliteli bir eğitimdir,insanların dünya ile irtibatlı bir şekilde her şeyden haberi olması,günümüz şartlarında yaşamayı öğrenmesi ve huzurlu bir toplum oluşturması burda ana amaç olmalıdır.
Bildiğiniz gibi Hristiyanlar dinelrine bağlı olmakla beraber,günlük işelerini Dİn adına yapmamaktadırlar,ama dini görevlerinide güzelcene yerine getirmektedirler.Onlar bu konuma büyük devrimlerle gelmişlerdir,özelliklede Papaz yani RUHBAN sınıfını ait oldukları yere yani kiliseye göndererek.
Bir din adamının görevi sadece din cemaatlerinin içinde,o konularda olmalıdır ve halk üzerinde başka bir yetkisi olmamalıdır.Tabi bu din adamlarıda felsefe,sosyoloji,psikoloji gibi ilim dallarında da eğitim görmüş,eğitimli modern bireyler olmalıdır(İLAHİYAT FAKÜLTESİ).
Toplum olarak hem dinimizi koruyarak,aynı zamanda kişisel hak ve özgürlüklere,tüm düşüncelere de saygılı olarak,iyi bir eğitimle modern dünya içinde,çağdaş bir medeniyat kurulabilir.Biz bunu gerçekletirmeye yakın bir İslam ülkesiyiz.Eğer hep birlikte bunu gerçekleştirebilirsek,sıra diğerlerinede gelecektir ve belkide bu büyük devrim bundan sonraki yıllarda İslamın Ronesansı Devrimi oalrak yerini alacaktır.
Saygılarımla...
Görmeyipte Korktuklarımız Sevmediklerimiz,Görmeyipte Sevdiklerimiz İnandıklarımızdır...!!!
|

07-10-2009, 22:54
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 22 Jul 2009
Mesajlar: 4.880
|
|
sayın nogada,
doğrudan İslam'ın seküler/özgürlükçü bir düzenle bağdaşıp bağdaşmadığı konusuna girmeden önce, son mesajınızda ortaya atmış olduğunuz iki noktaya değinmek istiyorum.
(1) Hıristiyan Dini'nin Modernleşmesi
(2) ''Şeriat'' terimi
Eğer sakıncası yoksa, bu mesajda bu iki noktaya kısaca değinip, sonra yeni bir mesajla asıl konumuza döneceğim.
(1) Hıristiyan Dini'nin Modernleşmesi
Hıristiyanlığın modernleşme sürecini öyle bir anlatmışsınız ki, sanki aslında Hıristiyanlık sadece bireysel/inançsal dünya ile ilgiliymiş de, papazlar salt güç ve menfaat kaygıları ile, asli alanlarının dışına çıkarak siyasi/hukuki/toplumsal hayata müdahale etmişler.
Durum böyle değil. Hıristiyanların kutsal kaynaklarında da (gerek eski gerekse yeni ahitte), tonlarca doğrudan siyasi, hukuki düzenle ilgili hükümler var. Yani ortaçağ papazları, dini hükümlerle toplumsal hayatı düzenliyor iken, dinlerine aykırı bir davranış içinde değildiler, aksine dinlerinin kendilerine emrettiklerini yapıyorlardı. Yüzyıllar süren (ve hala da tam anlamıyla bitmemiş olan) bir süreç içerisinde, dine ve kiliseye karşı verilen siyasi, hukuki ve entelektüel mücadele ile Batı'da din ''geri tepildi''.
Ve bu mücadeleyi verenlerin büyük çoğunluğu dinlerden özgür şahıslar idi, ama daha da önemlisi dindar olsun dinlerden özgür olsun, bütün bu aydınlar, siyaset ve devlet adamları Din'in toplumsal/siyasi hayattaki egemenliğini eleştirirken, dini argümanlar değil, hümanist/rasyonel argümanlar kullandılar.
=> Yani Batı'da dinin modernleşmesi, ''Hıristiyanlığın özüne/aslına dönüşü'' ile olmadı, bilakis Hıristiyanlığın öz kaynaklarına rağmen gerçekleşti.
Nisbeten yeni bir örnek vermek gerekirse, Avrupa'nın ağırlıklı olarak katolik olan ülkelerinde, medeni kanunlara boşanma ile ilgili düzenlemeler koymak, Vatikan'ın yoğun direncine rağmen ve de çok güç tartışmalar/mücadeleler sonucunda gerçekleşebildi. Çünkü katoliklerde boşanma her halükarda yasak ve beşeri hukuka göre de yasak olmalı!
İtalya'da boşanma ilk defa 1970 (!) yılında Vatikan'ın yoğun direncine karşı mücadele sonucu meclis tarafından yasa yoluyla mümkün kılındı! İrlanda'da boşanma henüz 1994 yılında (!) yine Kilise'nin yoğun direncini kırarak -ve bir anayasa değişikliği ile- legalleşebildi. Ondan önce bu ülkelerde boşanmak kanunen mümkün değildi! Çünkü din buna müsaade etmiyordu. Ve bugün bile Vatikan, medeni kanun'un değişmesi, boşanmanın yasaklanması taleplerinden vazgeçmiş değil. Sadece siyaseten bu taleplerini yerine getirebilme olanağı şu an için muhtemel gözükmediğinden, konuyu çok fazla gündemde tutmuyor, o kadar.
Eski ve Yeni Ahitten verilebilecek onlarca ayetten de apaçık anlaşılabileceği üzere, Hıristiyan Dini'nin modernleşmesi, Hıristiyanlığın kutsal kaynaklarına rağmen, ayıkırı olarak, ters düşerek, mücadele vererek gerçekleşmiştir.
Fakat -bir sonraki mesajımda ayrıntılı olarak ele almaya çalışacağım üzere- İslam ve İslam'ın kaynağı Kuran bu konuda çok daha açık-seçiktir. Bahsettiğiniz bir modernleşme İslam'da Kuran ile değil, ancak Kuran'ın apaçık ayetlerine ters düşerek mümkün olur.
(2) ''Şeriat'' terimi
Aslında ben, kavram kargaşasına yol açmamak için, bilinçli olarak tartışmamızda ''şeriat'' kelimesini kullanmaktan uzak durma niyetindeydim. Ama siz mesajınızda buna değindiğiniz için, bu noktaya da biraz değinmeyi uygun gördüm (bunları muhtemelen siz de biliyorsunuz, niyetim ''öğretmek'' değil, sadece tartışmamızda kavram kargaşasını önlemek.)
Kelime anlamı olarak ''yol, yöntem'' manalarına gelen, ''şeriat'' kelimesi İslam terminolojisinde ''Dini Hükümlerin Bütünü'' anlamında kullanılır (bu arada ''şeriat'' kelimesi Kuran'da da geçer, örn Maide/48, Casiye/18, Şura/13)
Bu terminolojik (ıstılahi) anlama göre ŞERİAT üç ana bölüme ayrılır: (1) İtikad, (2) İbadat ve (3) Muamelat
İtikad bölümü, imanın esasları ve şartları ile ilgilidir, İbadat bölümü de namaz, oruç vs. gibi daha çok bireyle Allah arasında olan konularla ilgili. Muamelat bölümü ise - ki tartışmamız için burası önemlidir- İslam Hukuku ile ilgilidir, nikahın ve boşanmanın şartları, ceza hükümleri, miras hukuku, anayasa hukuku vs. gibi konular ''muamelat''a girer (bazı fıkh eserlerinde kendi başına ele alınmasını gerektirecek kadar çaplı olan bölümler -örn. ceza hukuku veya feraiz/miras hukuku- muamelat dışında ele alınmış).
Şimdi bu noktaya değinmem iki açıdan önemli:
Birincisi: ''Şeriat'' deyince, akla sadece devlet/hukuk ile ilgili hükümlerin gelmesi yanlış bir algının sonucudur. Orucu bozan fiiller de, namazın şartları da, Allah'a iman etmenin esasları da aslında ''şeriat'' üstbaşlığına girmektedir.
İkincisi: Tartıştığımız konu ile ilgili olan şeriat'ın ''muamelat'' bölümü, yani toplumsal, siyasi ve hukuki düzenle ilgili olan hükümleri işleyen bölüm, İslam alimlerinin kendi uydurması değildir. Bizzat Kuran tarafından konulmuş hükümlerdir.
Ve tartışmamızın özünü teşkil eden bu konuyu bir sonraki mesajımda (birazdan) ele almaya çalışacağım. Bütünlüğü bozmamak için, müsaadeniz olursa, bir sonraki mesajımdan sonra sözü tekrar size bırakacağım.
saygılarımla
|

08-10-2009, 01:05
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 22 Jul 2009
Mesajlar: 4.880
|
|
=> İkinci Bölüm
sayın nogada,
Kuran sadece birey ile Allah arasında olan inançsal hayatı değil, toplumsal, siyasi ve hukuki hayatı da düzenleyen, apaçık anlamı olan birçok ayet içermektedir.
''Ben İslamla yönetilen bir devlet istemiyorum'' demek, ben ''İslam'a inanmıyorum, Müslüman değilim'' demekle eşdeğerdir.
Konuyu şu başlıklar altında ele almaya çalışacağım.
(1) Kuran'da devlet/hukuk düzeni ile ilgili Ayetlere Örnekler
(a) Kuran'da Miras bölüşümü
(b) Kuran'da Adam Öldürmenin Cezası
(c) Kuran'da Zanilerin ve Zina Müfterilerinin cezası
(d) Diğer Örnekler ve Toplu Değerlendirme
(2) Bizzat Peygamberin Uygulaması
(3) ''Ayet Seçiciliğindeki'' Çarpıklık
(4) Sonuç
(1) Kuran'da devlet/hukuk düzeni ile ilgili Ayetlere Örnekler
(a) Kuran'da Miras bölüşümü
Nisa Suresi'nin 11., 12. ve 176. ayetlerinde, Kuran ölen bir müslümanın bıraktığı malın aile efradı arasında nasıl bölüştürülmesi gerektiğini ayrıntılı bir şekilde düzenlemiştir.
Burada önemli olan, bu miras bölüşümünün bizce adil olup olmadığı değil. Ayrıca üzerine çok tartışılan ''hesap sorunu''nu da konu dışı bırakabiliriz.
Bu ayetlerin adil ve pürüzsüz olduğunu kabul etsek bile, şu gerçeğe gözümüzü yumamayız: Bu ayetler miras bölüşümünü düzenlemiştir! Ayetlerin yorumu hakkında farklı görüşlere sahip olunabilir. Ama Müslüman birinin, bu ayetlerden tamamen bağımsız olarak miras bölüşümünün yapılması gerektiğini savunması, Kuran'a ters düşmektedir.
Seküler ve demokratik bir ülkede, halkın seçtiği vekiller parlamentoda tartışır, konuyla ilgili bir komisyon kurar, uzmanlardan görüş alır ve neticede oylama ile mirasın devlet tarafından nasıl bölüştürülmesi gerektiğini yasa ile karara bağlar. Fakat Kuran'ın bu ayetleri işte böylesi bir tartışma/oylamanın -müslümanlar için- çerçevesini çizmiştir. Müslüman bir toplum, bu ayetlere ters düşen, bir miras yasası çıkartırsa, İlahi emir olduğuna inandıkları Kuran'a ters düşmüş olur.
(Bu arada seküler bir ülkede de, müslüman bir aile kendi arasında anlaşarak, kalan malı Kuran'a göre bölüşebilir elbette. Eğer varislerin hepsi buna razı ise, devlet zaten karışmaz, karışamaz. Ama buradaki konumuz bu değil. Konu, varisler arasında anlaşma olmadığında, devlet erkinin mirası nasıl bölüştürmesi gerektiği. İşte yukardaki ayetlerle bu düzenlenmiştir. Ve bu seküler bir düzene aykırıdır.)
(b) Kuran'da Adam Öldürmenin Cezası
- Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın kısas edilir. Ancak öldüren kimse, kardeşi (öldürülenin vârisi, velisi) tarafından affedilirse, aklın ve dinin gereklerine uygun yol izlemek ve güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecavüzde bulunana elem dolu bir azap vardır. => Bakara/178
- Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki (bu hükme uyarak) korunursunuz. => Bakara/179
- Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın, öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir. Ancak o da (kısas yoluyla) öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü kendisine yardım edilmiştir. => İsra/33
- Bir kötülüğün karşılığı, onun gibi bir kötülüktür (ona denk bir cezadır). Ama kim affeder ve arayı düzeltirse, onun mükâfatı Allah’a aittir. => Şura/40
- Eğer ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle cezalandırın. Eğer sabrederseniz, elbette bu, sabredenler için daha hayırlıdır. => Nahl/126
Yukardaki ayetler, bir müslümanın başka bir müslümanı kasten/bilerek ve haksız yere (yani örneğin nefs-i müdaafa durumu yokken) öldürmesinin bu dünyada nasıl cezalandırılması gerektiğini düzenliyor (bir müslümanın kasıt olmadan, yanlışlıkla başka bir müslümanı öldürmesi durumu Nisa/92'de düzenleniyor).
Ayetlerdeki düzenleme şu şekilde: Bir müslüman başka bir müslümanı kasten ve haksız yere öldürürse, öldürülen kişinin sahipleri/varisleri iki seçenekli bir hakka sahipler: İsterlerse ''cana can'' hükmünü uygulatabilirler, isterlerse katili ''affedebilirler'' ve bu durumda katil sadece bir diyet (tazminat) ödemek zorunda kalır. Kuran, müslüman aileler/kavimler arasında husumeti önlemek için, affetmeyi ve diyetle yetinmeyi tavsiye etmekte, fakat bunu zorunlu kılmamakta. Yani öldürülenin sahipleri/varisleri isterlerse ''cana can'' hükmünü işletebilirler, bu bir haktır.
Şimdi: Buradaki tartışma konumuz, bu hükümlerin ''adil'', ''uygun'' olup olmadığı değil. Tartışmamızla tek ilgili olan nokta şu gerçektir ki, Kuran ''kasten ve haksız yere adam öldürme''nin cezasını bir hükme bağlamıştır. Birçok manası apaçık olan ayetle, ''bu suçun cezası budur'', ''bunu uygulamakla yükümlüsünüz'' demiştir Müslümanlara. Müslüman birisinin ''Ben bu hükümleri yanlış buluyorum, uygulanmasın'' demesi, ''Ben aslında müslüman değilim'' demesi ile eşdeğerdir.
(c) Kuran'da Zanilerin ve Zina Müfterilerinin cezası
- Bu, bizim indirdiğimiz ve (hükümlerini) farz kıldığımız bir sûredir. Düşünüp öğüt almanız için onda apaçık âyetler indirdik. => Nur/1
- Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun. => Nur/2
- Namuslu kadınlara zina isnat edip sonra da dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun. Artık onların şahitliğini asla kabul etmeyin. İşte bunlar fâsık kimselerdir. => Nur/4
Burada da apaçık bir şekilde zina suçu işyelenlere (Nur/2) ve ispatlayamadan zina isnatında bulunanlara (Nur/4) BU DÜNYADA verilmesi gereken ceza emredilmiştir. Bazı ''hümanist'' müslümanlar, Nur/2'de zaniler için öngörülen cezanın sadece sembolik olduğunu, çünkü bunun için 4 şahit gerektiğini ve bunun da pratikte mümkün olmayacağını savunurlar. Bu iddiayı doğru kabul etsek bile, gözden kaçan nokta Nur/4'tür. Çünkü bu ayette de, 4 şahit getiremeden bir kadına zina isnatında bulunanın cezası belirlenmiştir. Bu pratikte çokça olabilen bir durumdur ve nitekim Hulefai Raşidin döneminde de bu durumlar vuku bulmuş, ve ''müfteri''ler Nur/4 uyarınca 80 değnekle cezalandırılmıştır.
Burada önemli olan, bunun adil/uygun olup olmaması değil. İspatlayamadığı halde, bir kadına zina isnatında bulunmak ''iftira ve hakaret''e girebileceğinden, modern ülkelerde de cezanlandırılabilir. Hatta 80 değnek vurmayı uygun ve adil bir ceza olarak da görebiliriz. Ama mesele şu: Bu suçun cezasının bu olması gerektiği bizzat Kuran tarafından belirlenmiştir. Kuran'ın Allah kelamı olduğuna inanan müslüman bir toplum, beşeri ceza hukukuna bu ceza hükmünü almak ve uygulamakla yükümlüdür. ''Bu hüküm uygulanmasın'' demek, ''Ben Kuran'a inanmıyorum'' demekle eşdeğerdir. Yukarda da okuyabileceğiniz üzere, Surenin henüz birinci ayetinde, bu suredeki hükümlerin müslümanlar üzerine kesin farz kılındığı ve ayetlerin apaçık olduğu yine bizzat Kuran tarafından bildirilmiştir.
(d) Diğer Örnekler ve Toplu Değerlendirme
Kuran'daki siyasi, toplumsal ve hukuki düzenle ilgili hükümler tek tek saymakla bu tartışmanın çerçevesine sığmayacak kadar çoktur.
Kuran sadece ''Allah'a ve ahirete inanın. Namaz kılın, oruç tutun. İyi ve ahlaklı olun. Adaletli olun, kimsenin hakkını yemeyin.'' gibi soyut ve genel öğütlerden ibaret DEĞİLDİR.
Kuran içtimai ve hukuki nizamı düzenleyen somut hükümlerle DOLUDUR!
Yukarda bunların sadece üçü örneklendi.
Kuran'da nikahın şartları ve sorumlulukları, boşanmanın şartları ve sonuçları, nafaka yükümlülüğü, boşanma durumunda çocukların velayeti, ticaret hukuku, savaş hukuku, ganimet hukuku, esir hukuku gibi daha bir çok doğrudan ''devlet düzeni''ni ilgilendiren açık ve somut hükümler vardır.
Bunların hepsi ''muhkem'' ve kesin ayetlerdir. Bunları reddetmek, Kuran'ı reddetmek demektir.
(2) Bizzat Peygamberin Uygulaması
Kuran'daki bunca apaçık ve somut hükmün -Kuran'a göre- mutlaka uygulanması gerektiğini gösteren diğer bir delil de, bizzat Peygamberin uygulamasıdır.
Biliyorum sevgili nogada,
siz de forumdaki diğer birkaç müslüman arkadaşlarımız gibi, ''hadis ekolü''nden ziyade ''salt Kuran ekolü''ne yakınsınız. Bu yüzden tartışmada Hadis kaynaklarından bahsetmiyorum. Ama ne kadar Hadis'leri kaynak olarak kabul etmeseniz de, şu gerçeği inkar edemezsiniz ki, Peygamber bizzat peygamber vasfı ile, devlet kurmuş ve hüküm uygulamıştır.
Yani ne Kuran ne de bizzat Peygamber'in uygulaması ''Allah'a inanın, ibadetlerinizi yapın, dürüst ve adaletli olun.'' öğretisinden ibaret DEĞİLDİR. Kuran'da yer alan, doğrudan içtimai ve hukuki devlet düzeni ile ilgili onca somut hükmü, bizzat Muhammed uygulamaya geçirmiştir. Miras bölüşümünü devlet erki olarak Kuran'a göre yapmıştır, Kuran'da belirtilen cezaları uygulamıştır, evlilik-boşanma gibi konulardaki anlaşmazlıklara devlet erki olarak Kuran'daki hükümler uyarınca karar vermiştir.
(3) ''Ayet Seçiciliğindeki'' Çarpıklık
Bütün bu apaçık Kuran ayetleri ve Peygamberin devlet erki olarak bu ayetleri uyguladığı gerçeği önümüzde durur iken, ''Ben İslam'la yönetilen bir devlet istemiyorum'' demek, ''Ben İslam'ı istemiyorum'' anlamına gelir.
Çünkü devletin nasıl yönetilmesi, hukukun hangi hükümler içermesi gerektiğini yine bizzat Kuran belirlemektedir. Hoşumuza giden/adil bulduğumuz ayetleri uygulayacak, hoşumuza gitmeyen/adaletsiz bulduğumuz ayetleri de reddedeceksek eğer, demek ki, zaten buna karar verebilecek KURAN'DAN BAĞIMSIZ bir melekemiz var, bu da demek olur ki, zaten hiçbir alanda hiçbir şekilde Kuran'a ihtiyacımız yok. Çünkü zaten neyin adil olup olmadığına Kuran'dan bağımsız olarak karar veriyoruz.
Ama şu aşikar ki, Kuran'ın bazı hükümlerini reddetmek, ''bugün artık uygulanmasın'' demek, bizzat Kuran'ın kendisine ters düşmektir. Çünkü hem Kuran'ın ilgili ayetleri apaçık ve somut hükümler getirmiştir, hem Peygamberin uygulaması ortadadır, hem de yine Kuran birçok yerde bu ''ayet seçiciliği''ni yasaklamış ve lanetlemiştir.
=> Örneğin Yahudilerin kutsal kitaplarında yazmasına rağmen, bazı hükümleri zamanla uygulama dışında bırakmaları, Kuran'da çok ağır bir dille eleştirişmiştir:
- Doğrusu Biz yol gösterici olarak Tevrat'ı indirdik. Kendisini Allah'a teslim etmiş peygamberler, yahudi olanlara onunla ve Rabbe kul olanlar, bilginler de Allah'ın Kitap'ından elde mahfuz kalanla hükmederlerdi. Tevrat'a şahiddiler. O halde insanlardan korkmayın, benden korkun, ayetlerimi hiçbir değerle değiştirmeyin; Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerdir. Maide/44
- Onda (Tevrat’ta) üzerlerine şunu da yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş kısas edilir. Yaralar da kısasa tabidir. Kim de bu hakkını bağışlar, sadakasına sayarsa o, kendisi için keffaret olur. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir. Maide/45
=> ''Kuran'ın şu hükmü sadece o zamanla sınırlıdır, evrensel değildir. Artık uygulanması istenmemelidir'' gibi görüşler Kuran'la çelişmektedir.
- Rabbinin kelimesi (Kur’an) doğruluk ve adalet bakımından tamdır. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. => Enam/115
- Daha önce gelip geçenler hakkında da Allah’ın kanunu böyledir. Allah’ın kanununda asla değişme bulamazsın. => Ahzab/62
- Allah’ın öteden beri işleyip duran kanunu (budur). Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın. => Fetih/23
=> Kuran'daki bu dünyayla ilgili hükümlerin mutlaka uygulanması gerektiğine dair apaçık ayetler
- O halde, Allah'ın indirdiği Kitap ile aralarında hükmet, Allah'ın sana indirdiği Kuran'ın bir kısmından seni vazgeçirmelerinden sakın, heveslerine uyma; eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah bir kısım günahları yüzünden onları cezalandırmak istiyor. İnsanların çoğu gerçekten fasıktırlar. => Maide/49
- Kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin hükmü Allah’ınkinden daha güzeldir? => Maide/50
- Allah'ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana Kitab'ı hak ile indirdik; hainlerden taraf olma! => Nisa/105
- Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar. => Nisa/65
(4) Sonuç
Bütün bu ayetlerin apaçık anlamları karşısında ''Ben İslamla yönetilen bir devlet istemiyorum'' demek aslında ''Ben İslam'ı istemiyorum'' demektir. Çünkü yukarda gösterildiği gibi bizzat Kuran, devletin nasıl yönetilmesi, medeni hukukta, ceza hukukunda hangi hükümlerin olması gerektiği gibi konularda açık ve somut hükümler getirmiştir. Ve birçok ayetinde de ''bunları mutlaka uygulayın'', ''sakın ha bir kısmından vazgeçmeyin'' şeklinde de pekiştirmiştir.
Yani, bazı modernist, sözüm ona hümanist hocaların iddia ettiği gibi, Kuran'ın öğretisi sadece ''Allah'a inanın, ibadetlerinizi yerine getirin, dürüst ve adaletli olun'' gibi genel ve soyut ifadelerden ibaret değildir. Aksine: Daha çok devlet ve hukuk düzeni ile ilgili somut hükümlerle doludur ve de bunların tamamının uygulanması gerektiği, bir kısmından vazgeçilemeyeceği emredilmiştir.
Şu durumda bir Müslüman ''Müslümanlığımın gereği olarak İslam'la yönetilen bir devlet istiyorum. Fakat şu anki Türkiye koşulları buna müsait değil. Şimdiki şartlar elverişli olmadığından ve bu isteği sürekli gündemde tutmak, İslam'a zarar vereceğinden, bu talebimi siyasi gündeme taşımıyorum. Ama müslümanlığımın gereği olarak, Allah hükmüne göre yönetilen bir devlet düzeni arzulamaktayım.'' diyebilir.
Bu arzusunu yerine getirmek için şiddetsiz, silahsız, barışçıl bir mücadele ve tebliğ metodunu da savunabilir.
Ama ''Allah hükmüne göre yönetilen bir devlet düzeni arzulamıyorum bile'' derse, zaten Kuran'ı reddetmiş olmaktadır.
saygılarımla
|

08-10-2009, 15:49
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 May 2009
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 2.318
|
|
ulpian´isimli üyeden Alıntı
=> İkinci Bölüm
sayın nogada,
Kuran sadece birey ile Allah arasında olan inançsal hayatı değil, toplumsal, siyasi ve hukuki hayatı da düzenleyen, apaçık anlamı olan birçok ayet içermektedir.
''Ben İslamla yönetilen bir devlet istemiyorum'' demek, ben ''İslam'a inanmıyorum, Müslüman değilim'' demekle eşdeğerdir.
Konuyu şu başlıklar altında ele almaya çalışacağım.
(1) Kuran'da devlet/hukuk düzeni ile ilgili Ayetlere Örnekler
(a) Kuran'da Miras bölüşümü
(b) Kuran'da Adam Öldürmenin Cezası
(c) Kuran'da Zanilerin ve Zina Müfterilerinin cezası
(d) Diğer Örnekler ve Toplu Değerlendirme
(2) Bizzat Peygamberin Uygulaması
(3) ''Ayet Seçiciliğindeki'' Çarpıklık
(4) Sonuç
(1) Kuran'da devlet/hukuk düzeni ile ilgili Ayetlere Örnekler
(a) Kuran'da Miras bölüşümü
Nisa Suresi'nin 11., 12. ve 176. ayetlerinde, Kuran ölen bir müslümanın bıraktığı malın aile efradı arasında nasıl bölüştürülmesi gerektiğini ayrıntılı bir şekilde düzenlemiştir.
Burada önemli olan, bu miras bölüşümünün bizce adil olup olmadığı değil. Ayrıca üzerine çok tartışılan ''hesap sorunu''nu da konu dışı bırakabiliriz.
Bu ayetlerin adil ve pürüzsüz olduğunu kabul etsek bile, şu gerçeğe gözümüzü yumamayız: Bu ayetler miras bölüşümünü düzenlemiştir! Ayetlerin yorumu hakkında farklı görüşlere sahip olunabilir. Ama Müslüman birinin, bu ayetlerden tamamen bağımsız olarak miras bölüşümünün yapılması gerektiğini savunması, Kuran'a ters düşmektedir.
Seküler ve demokratik bir ülkede, halkın seçtiği vekiller parlamentoda tartışır, konuyla ilgili bir komisyon kurar, uzmanlardan görüş alır ve neticede oylama ile mirasın devlet tarafından nasıl bölüştürülmesi gerektiğini yasa ile karara bağlar. Fakat Kuran'ın bu ayetleri işte böylesi bir tartışma/oylamanın -müslümanlar için- çerçevesini çizmiştir. Müslüman bir toplum, bu ayetlere ters düşen, bir miras yasası çıkartırsa, İlahi emir olduğuna inandıkları Kuran'a ters düşmüş olur.
(Bu arada seküler bir ülkede de, müslüman bir aile kendi arasında anlaşarak, kalan malı Kuran'a göre bölüşebilir elbette. Eğer varislerin hepsi buna razı ise, devlet zaten karışmaz, karışamaz. Ama buradaki konumuz bu değil. Konu, varisler arasında anlaşma olmadığında, devlet erkinin mirası nasıl bölüştürmesi gerektiği. İşte yukardaki ayetlerle bu düzenlenmiştir. Ve bu seküler bir düzene aykırıdır.)
(b) Kuran'da Adam Öldürmenin Cezası
- Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın kısas edilir. Ancak öldüren kimse, kardeşi (öldürülenin vârisi, velisi) tarafından affedilirse, aklın ve dinin gereklerine uygun yol izlemek ve güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecavüzde bulunana elem dolu bir azap vardır. => Bakara/178
- Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki (bu hükme uyarak) korunursunuz. => Bakara/179
- Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın, öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir. Ancak o da (kısas yoluyla) öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü kendisine yardım edilmiştir. => İsra/33
- Bir kötülüğün karşılığı, onun gibi bir kötülüktür (ona denk bir cezadır). Ama kim affeder ve arayı düzeltirse, onun mükâfatı Allah’a aittir. => Şura/40
- Eğer ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle cezalandırın. Eğer sabrederseniz, elbette bu, sabredenler için daha hayırlıdır. => Nahl/126
Yukardaki ayetler, bir müslümanın başka bir müslümanı kasten/bilerek ve haksız yere (yani örneğin nefs-i müdaafa durumu yokken) öldürmesinin bu dünyada nasıl cezalandırılması gerektiğini düzenliyor (bir müslümanın kasıt olmadan, yanlışlıkla başka bir müslümanı öldürmesi durumu Nisa/92'de düzenleniyor).
Ayetlerdeki düzenleme şu şekilde: Bir müslüman başka bir müslümanı kasten ve haksız yere öldürürse, öldürülen kişinin sahipleri/varisleri iki seçenekli bir hakka sahipler: İsterlerse ''cana can'' hükmünü uygulatabilirler, isterlerse katili ''affedebilirler'' ve bu durumda katil sadece bir diyet (tazminat) ödemek zorunda kalır. Kuran, müslüman aileler/kavimler arasında husumeti önlemek için, affetmeyi ve diyetle yetinmeyi tavsiye etmekte, fakat bunu zorunlu kılmamakta. Yani öldürülenin sahipleri/varisleri isterlerse ''cana can'' hükmünü işletebilirler, bu bir haktır.
Şimdi: Buradaki tartışma konumuz, bu hükümlerin ''adil'', ''uygun'' olup olmadığı değil. Tartışmamızla tek ilgili olan nokta şu gerçektir ki, Kuran ''kasten ve haksız yere adam öldürme''nin cezasını bir hükme bağlamıştır. Birçok manası apaçık olan ayetle, ''bu suçun cezası budur'', ''bunu uygulamakla yükümlüsünüz'' demiştir Müslümanlara. Müslüman birisinin ''Ben bu hükümleri yanlış buluyorum, uygulanmasın'' demesi, ''Ben aslında müslüman değilim'' demesi ile eşdeğerdir.
(c) Kuran'da Zanilerin ve Zina Müfterilerinin cezası
- Bu, bizim indirdiğimiz ve (hükümlerini) farz kıldığımız bir sûredir. Düşünüp öğüt almanız için onda apaçık âyetler indirdik. => Nur/1
- Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun. => Nur/2
- Namuslu kadınlara zina isnat edip sonra da dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun. Artık onların şahitliğini asla kabul etmeyin. İşte bunlar fâsık kimselerdir. => Nur/4
Burada da apaçık bir şekilde zina suçu işyelenlere (Nur/2) ve ispatlayamadan zina isnatında bulunanlara (Nur/4) BU DÜNYADA verilmesi gereken ceza emredilmiştir. Bazı ''hümanist'' müslümanlar, Nur/2'de zaniler için öngörülen cezanın sadece sembolik olduğunu, çünkü bunun için 4 şahit gerektiğini ve bunun da pratikte mümkün olmayacağını savunurlar. Bu iddiayı doğru kabul etsek bile, gözden kaçan nokta Nur/4'tür. Çünkü bu ayette de, 4 şahit getiremeden bir kadına zina isnatında bulunanın cezası belirlenmiştir. Bu pratikte çokça olabilen bir durumdur ve nitekim Hulefai Raşidin döneminde de bu durumlar vuku bulmuş, ve ''müfteri''ler Nur/4 uyarınca 80 değnekle cezalandırılmıştır.
Burada önemli olan, bunun adil/uygun olup olmaması değil. İspatlayamadığı halde, bir kadına zina isnatında bulunmak ''iftira ve hakaret''e girebileceğinden, modern ülkelerde de cezanlandırılabilir. Hatta 80 değnek vurmayı uygun ve adil bir ceza olarak da görebiliriz. Ama mesele şu: Bu suçun cezasının bu olması gerektiği bizzat Kuran tarafından belirlenmiştir. Kuran'ın Allah kelamı olduğuna inanan müslüman bir toplum, beşeri ceza hukukuna bu ceza hükmünü almak ve uygulamakla yükümlüdür. ''Bu hüküm uygulanmasın'' demek, ''Ben Kuran'a inanmıyorum'' demekle eşdeğerdir. Yukarda da okuyabileceğiniz üzere, Surenin henüz birinci ayetinde, bu suredeki hükümlerin müslümanlar üzerine kesin farz kılındığı ve ayetlerin apaçık olduğu yine bizzat Kuran tarafından bildirilmiştir.
(d) Diğer Örnekler ve Toplu Değerlendirme
Kuran'daki siyasi, toplumsal ve hukuki düzenle ilgili hükümler tek tek saymakla bu tartışmanın çerçevesine sığmayacak kadar çoktur.
Kuran sadece ''Allah'a ve ahirete inanın. Namaz kılın, oruç tutun. İyi ve ahlaklı olun. Adaletli olun, kimsenin hakkını yemeyin.'' gibi soyut ve genel öğütlerden ibaret DEĞİLDİR.
Kuran içtimai ve hukuki nizamı düzenleyen somut hükümlerle DOLUDUR!
Yukarda bunların sadece üçü örneklendi.
Kuran'da nikahın şartları ve sorumlulukları, boşanmanın şartları ve sonuçları, nafaka yükümlülüğü, boşanma durumunda çocukların velayeti, ticaret hukuku, savaş hukuku, ganimet hukuku, esir hukuku gibi daha bir çok doğrudan ''devlet düzeni''ni ilgilendiren açık ve somut hükümler vardır.
Bunların hepsi ''muhkem'' ve kesin ayetlerdir. Bunları reddetmek, Kuran'ı reddetmek demektir.
(2) Bizzat Peygamberin Uygulaması
Kuran'daki bunca apaçık ve somut hükmün -Kuran'a göre- mutlaka uygulanması gerektiğini gösteren diğer bir delil de, bizzat Peygamberin uygulamasıdır.
Biliyorum sevgili nogada,
siz de forumdaki diğer birkaç müslüman arkadaşlarımız gibi, ''hadis ekolü''nden ziyade ''salt Kuran ekolü''ne yakınsınız. Bu yüzden tartışmada Hadis kaynaklarından bahsetmiyorum. Ama ne kadar Hadis'leri kaynak olarak kabul etmeseniz de, şu gerçeği inkar edemezsiniz ki, Peygamber bizzat peygamber vasfı ile, devlet kurmuş ve hüküm uygulamıştır.
Yani ne Kuran ne de bizzat Peygamber'in uygulaması ''Allah'a inanın, ibadetlerinizi yapın, dürüst ve adaletli olun.'' öğretisinden ibaret DEĞİLDİR. Kuran'da yer alan, doğrudan içtimai ve hukuki devlet düzeni ile ilgili onca somut hükmü, bizzat Muhammed uygulamaya geçirmiştir. Miras bölüşümünü devlet erki olarak Kuran'a göre yapmıştır, Kuran'da belirtilen cezaları uygulamıştır, evlilik-boşanma gibi konulardaki anlaşmazlıklara devlet erki olarak Kuran'daki hükümler uyarınca karar vermiştir.
(3) ''Ayet Seçiciliğindeki'' Çarpıklık
Bütün bu apaçık Kuran ayetleri ve Peygamberin devlet erki olarak bu ayetleri uyguladığı gerçeği önümüzde durur iken, ''Ben İslam'la yönetilen bir devlet istemiyorum'' demek, ''Ben İslam'ı istemiyorum'' anlamına gelir.
Çünkü devletin nasıl yönetilmesi, hukukun hangi hükümler içermesi gerektiğini yine bizzat Kuran belirlemektedir. Hoşumuza giden/adil bulduğumuz ayetleri uygulayacak, hoşumuza gitmeyen/adaletsiz bulduğumuz ayetleri de reddedeceksek eğer, demek ki, zaten buna karar verebilecek KURAN'DAN BAĞIMSIZ bir melekemiz var, bu da demek olur ki, zaten hiçbir alanda hiçbir şekilde Kuran'a ihtiyacımız yok. Çünkü zaten neyin adil olup olmadığına Kuran'dan bağımsız olarak karar veriyoruz.
Ama şu aşikar ki, Kuran'ın bazı hükümlerini reddetmek, ''bugün artık uygulanmasın'' demek, bizzat Kuran'ın kendisine ters düşmektir. Çünkü hem Kuran'ın ilgili ayetleri apaçık ve somut hükümler getirmiştir, hem Peygamberin uygulaması ortadadır, hem de yine Kuran birçok yerde bu ''ayet seçiciliği''ni yasaklamış ve lanetlemiştir.
=> Örneğin Yahudilerin kutsal kitaplarında yazmasına rağmen, bazı hükümleri zamanla uygulama dışında bırakmaları, Kuran'da çok ağır bir dille eleştirişmiştir:
- Doğrusu Biz yol gösterici olarak Tevrat'ı indirdik. Kendisini Allah'a teslim etmiş peygamberler, yahudi olanlara onunla ve Rabbe kul olanlar, bilginler de Allah'ın Kitap'ından elde mahfuz kalanla hükmederlerdi. Tevrat'a şahiddiler. O halde insanlardan korkmayın, benden korkun, ayetlerimi hiçbir değerle değiştirmeyin; Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerdir. Maide/44
- Onda (Tevrat’ta) üzerlerine şunu da yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş kısas edilir. Yaralar da kısasa tabidir. Kim de bu hakkını bağışlar, sadakasına sayarsa o, kendisi için keffaret olur. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir. Maide/45
=> ''Kuran'ın şu hükmü sadece o zamanla sınırlıdır, evrensel değildir. Artık uygulanması istenmemelidir'' gibi görüşler Kuran'la çelişmektedir.
- Rabbinin kelimesi (Kur’an) doğruluk ve adalet bakımından tamdır. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. => Enam/115
- Daha önce gelip geçenler hakkında da Allah’ın kanunu böyledir. Allah’ın kanununda asla değişme bulamazsın. => Ahzab/62
- Allah’ın öteden beri işleyip duran kanunu (budur). Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın. => Fetih/23
=> Kuran'daki bu dünyayla ilgili hükümlerin mutlaka uygulanması gerektiğine dair apaçık ayetler
- O halde, Allah'ın indirdiği Kitap ile aralarında hükmet, Allah'ın sana indirdiği Kuran'ın bir kısmından seni vazgeçirmelerinden sakın, heveslerine uyma; eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah bir kısım günahları yüzünden onları cezalandırmak istiyor. İnsanların çoğu gerçekten fasıktırlar. => Maide/49
- Kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin hükmü Allah’ınkinden daha güzeldir? => Maide/50
- Allah'ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana Kitab'ı hak ile indirdik; hainlerden taraf olma! => Nisa/105
- Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar. => Nisa/65
(4) Sonuç
Bütün bu ayetlerin apaçık anlamları karşısında ''Ben İslamla yönetilen bir devlet istemiyorum'' demek aslında ''Ben İslam'ı istemiyorum'' demektir. Çünkü yukarda gösterildiği gibi bizzat Kuran, devletin nasıl yönetilmesi, medeni hukukta, ceza hukukunda hangi hükümlerin olması gerektiği gibi konularda açık ve somut hükümler getirmiştir. Ve birçok ayetinde de ''bunları mutlaka uygulayın'', ''sakın ha bir kısmından vazgeçmeyin'' şeklinde de pekiştirmiştir.
Yani, bazı modernist, sözüm ona hümanist hocaların iddia ettiği gibi, Kuran'ın öğretisi sadece ''Allah'a inanın, ibadetlerinizi yerine getirin, dürüst ve adaletli olun'' gibi genel ve soyut ifadelerden ibaret değildir. Aksine: Daha çok devlet ve hukuk düzeni ile ilgili somut hükümlerle doludur ve de bunların tamamının uygulanması gerektiği, bir kısmından vazgeçilemeyeceği emredilmiştir.
Şu durumda bir Müslüman ''Müslümanlığımın gereği olarak İslam'la yönetilen bir devlet istiyorum. Fakat şu anki Türkiye koşulları buna müsait değil. Şimdiki şartlar elverişli olmadığından ve bu isteği sürekli gündemde tutmak, İslam'a zarar vereceğinden, bu talebimi siyasi gündeme taşımıyorum. Ama müslümanlığımın gereği olarak, Allah hükmüne göre yönetilen bir devlet düzeni arzulamaktayım.'' diyebilir.
Bu arzusunu yerine getirmek için şiddetsiz, silahsız, barışçıl bir mücadele ve tebliğ metodunu da savunabilir.
Ama ''Allah hükmüne göre yönetilen bir devlet düzeni arzulamıyorum bile'' derse, zaten Kuran'ı reddetmiş olmaktadır.
saygılarımla
|
Sayın ulpian...
Kurannın geldiği çağların sanırım farkındasınız bundan 1400 sene önce indirilmiş bir HAK kitaptır.
İçindeki düzenlemelerin bir çoğu eski cahilliye adetlerinin kaldırılması ve çok daha özgür bir sosyal yapıa kavuşturulması için indirilmiştir.Kuran açık olarak her zaman orta yol görüşünü örneklemiştir ve özü bozulmadan çağın şartlarına göre tekrardan ele alınabilir bir yapıyada sahiptir.
Peygamberimiz eski adetleri bırakıp,o günün şartlarında bir düzen olmasını Hem Kuran'dan aldığı öğütlerle,hemde kendi şahsi fikirleriyle her zaman savunmuştur.(yani kendine toplumsal bir düzen ve gelişme arzu etmiş ve bunun oluşumu için insanalrı bilinçlendirmiştir)
Gelelim Miras konusuna;
Miras konusunda Kuran insanalra Hak olarak paylaşım hakkı vermiştir.Bundan önce hiçbir değeri olmayan Kadınlara hak vermiş ve bir çok düzenlemeyide ihtiyaca göre vermiştir.Bu o zamanlar için büyük bir demokratik ve özgürlükçü hareket olmakla beraber o çağı,ondan önceki çağlardan ayıran gelişmesini sağlayan bir olgu haline getirmiştir.
Bakın burada verdiğiniz örnek;
Doğrusu Biz yol gösterici olarak Tevrat'ı indirdik. Kendisini Allah'a teslim etmiş peygamberler, yahudi olanlara onunla ve Rabbe kul olanlar, bilginler de Allah'ın Kitap'ından elde mahfuz kalanla hükmederlerdi. Tevrat'a şahiddiler. O halde insanlardan korkmayın, benden korkun, ayetlerimi hiçbir değerle değiştirmeyin; Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerdir. Maide/44
Haklı bir örnektir,çünkü yahudiler burda yazan ayetlerin hükümlerini tamamen değiştirmiş,eskisi ile hiçbir alakası olmayan ayetler koydurmuş yada ayetleri sildirmişlerdir.
Zaten ayetlerimi hiç bir değere değiştirmeyin demesinin sebebi budur.
Yahudi ileri gelenleri(varlıklı zengin) bizzat yüksel paralar vererek Hamamlardan ayetlerin kaldırılamsını yada kendilerine uygun hale çevrilmesini dilemişler,ve Tevratın ana hükümlerini yok etmişlerdir.Burda uygulamasal bir değişiklik değil,tamamen farklı bir değişiklik söz konusudur.
''Kuran'ın şu hükmü sadece o zamanla sınırlıdır, evrensel değildir. Artık uygulanması istenmemelidir'' gibi görüşler Kuran'la çelişmektedir.
Hayır burda benmi anlatmaya çalıştığım nokta bu değildir.Kuran'yer alan ayetlerin snuçları yani hükümlerinin sonucu değişmeden,günün şartlarında uygulanabilir.
Mesela Miras konusunda kadına bir hak düşmektedir,bu hak şimdiki kanunlarla daha başka bir şekilde verilebilir.Burda Kuranın amacı Kadınında mirastan bir pay almasıdır.Amaç budur.Fakat o zaman verilen,değerle şimdi verilen değerin farklı olması sadece kişinin alacağı miktarı değiştirir,fakat hükmün Kadını gözetmesini değiştirmez.Amaçta zaten eskiden adaletsizlik olan şeyleri değiştirmek olduğuna göre,ortada adalet olsun yeter,bu kuranın mesajını değiştirmek değildir.
Zina konusundada zina eden kişilerin 4 tane(oda sözüne sadık olacak zümrelerden seçmek koşulu ile)şahit gerektirmektedir.Bunun olması ise neredeyse imkansızdır,afedersiniz ama bu işi yapanların bunu o 4 kişinin önünde yapmaları gibi bir husustur burda söylenen şey.
Her şeyden önce toplumsal ve ahlaksal olarak heleki o zamanlarda olan uygulamaya göre ters bir işlem değildir.Kaldıki recm cezası islami bir ceza değil SAMİ örf ve adeti ile alakalı bir cezadır.Ve daha eski çağlarda şahit bile bulunmadan iki tarafta recm edilerek öldürülüyordu.Bu bağlamda buda hafifletici ve uyarıcı bir ceza oalrak,o yıllara göre oldukça modern bir karardır.
Tüm bunalrdan sonra o zaman için söyleyebileceğimiz bir şey var.O yıllarda insanlık tarihi özgürlük,demokrasi hatta monarşiden çok uzak bir halde idi ve insanların hak,hukuk,eşitlik,demokrasi,cumhuriyet,laiklik gibi terimler yada oluşumlar yada kanuni esasları bulunan başka alternatif bir yolları yoktu.Bu bağlamda Kuran tüm düzene bir adalet ve modernlik getirmiştir.Fakat 1400 sene önceki gini olmayan bu dünyamızda varılan sonuç değiştirilmeden,hükümler günü şartlarına göre uygulanabilinir.
Sizin dediğiniz şu bağlamda doğrudur;
EĞER 1400 SENE ÖNCE YAŞASAYDIK BUNLAR GÖZETİLMEDEN BİR İSLAM DEVLETİ OLAMAZDI...
Fakat kaldıki devir o devir değil ve dünya çok daha değişik bir yerde ve İSLAM gelişimin habercisi olmuş ve onu desteklemiş bir HAK dindir...
Saygılarımla...
Görmeyipte Korktuklarımız Sevmediklerimiz,Görmeyipte Sevdiklerimiz İnandıklarımızdır...!!!
|

08-10-2009, 16:07
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 May 2009
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 2.318
|
|
İSLAM HUKUKU İLAHİ HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ Ahlak ve İtikat , hukuk ile bütünleşir , dolayısı ile hukuka olan saygı ve güven artar:Polis olmasa da rüşvet alınmaz...!
Nefisin arzuları,partizanlık..ortadan kalkar:Allah için iş yapanla partisi için yapan aynı düşünce temel ve sağlamlığına sahip olmaz !
Aşırılık engellenir : Allah aşırı gidenleri sevmez (Kur'an-ı Kerim),Adalet ,şahidlik...tam sağlanır ( Tüm bu konular ayet desteklidir !)
İnsan , insana kulluktan kurtulur.
İLAHİ HUKUKUN ÖZELLİKLERİ A-ESNEKTİR
1-İslam hukuku değişime açık bir hukuktur.öz aynen kalsa da , tezahürler İslam hukukunda farklılaşabilir.
İslam hukukunda " kolaylık,ruhsat,zaruret halleri ..." gibi kavramlar ilahi hukuku daima katı-değişmez olma özelliklerinden uzak tutmuştur.
2-Ayetlerin kelimeleri ve anlamları kadar gayesi ve maksadı daima göz önünde bulundurulur.belli maksatlar vardır ( adaletin tesisi , zulmün def'i ,ahlaklı bir toplumun oluşturulması...) Ve bunlar asla değişmez ama bu maksadı destekleyecek ve hedefleyecek değişiklikler yapılabilir .İslam hukukunda öz değişmez ama farklı şartların farklı şekiller aldırmasına da izin verir
3-Başta Kur'an olmak üzere sünnet, istihsan,kıyas...bir çok kaynağı vardır . İslam hukuku ne beşeri hukuk gibi her an değişken , ne de diğer dinler gibi asla değişmez kurallara sahiptir.islam hukuku değişmeyen temel kuralları ( iman esasları ...gibi ) yanında esnek olan kuralları da bünyesinde barındırır.
4-Kur'an her konu ile aynı oranda ilgilenmemiştir:ibadet,ahlaka ..daha fazla önem vermiştir .
5-Muamelat-toplum- kurallarında aile hukukuna daha fazla önem verilmiştir.
6-Genel kurallar verilir ,içlerinin doldurulması ,genel kurallar içinde ulemaya bırakılır.İnsan aklına havale edilen alanlar da İslam hukukunda yer alır.
7-Hüküm ayetleri azdır ama delaletleri çoktur.
8-Bazı hükümler zaman - mekan unsuruna göre indirilmiştir .
B-EVRENSELDİR
" Seni alemlere ( hem insan hem cinlere:hem dünyaya hem uzaya ) sadece rahmet,sevgi için gönderdik." ( Enbiya :107)
C-KOLAYLIK PRENSİBİ HUKUKA HAKİMDİR
Rahmet , hoşgörü ,takati aşan hükümlerin olamaması ... gibi
D-ZARURET PRENSİBİ VARDIR
Yeni olaylar karşısında yeni tavırlar belirleme,bazı değişikliklere izin verme,zor durumlarda geçici çıkış yollarına izin verme...
E-ORTAM VE ŞARTLARA GÖRE HÜKÜM VERİLİR
F-KELİMELER KADAR MAKSAT VE MASLAHATA DA ÖNEM VERİLİR.
1-Maksada götürecek - helal olan - vasıtalar değiştirilebilir.
2-Vahiy tartışılmaz ama fetvalar,fıkıh,içtihad tartışılabilir .
3-Genel hüküm koyan kurallar değişmez . Özele has olan hükümler ( Çoğu sünnettedir ) değişir.
4-İllet - sebep- ortadan kalkınca hükümde değişir.
İslam hukuku ;
1-katı bir anayasa değildir.
2-Mutlak egemenlik Allah'ındır : Herkes emir alır.
3-Amaç ; Can-mal-namus-akıl ve dinin korunmasıdır.
4-Özgürlükçüdür: Üstünlük yoktur.Anayasa karşısında herkes eşittir.Anadilde eğitim-öğretim serbesttir.Herkes dinine uymak ve uygulamakta serbesttir.Irk - mezhep düşmanlığı yasaktır .
5-Kuvvetler birliği esastır .Yönetim-yasama-yargı-denetleme paraleldir.
Görmeyipte Korktuklarımız Sevmediklerimiz,Görmeyipte Sevdiklerimiz İnandıklarımızdır...!!!
|

08-10-2009, 17:42
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 May 2009
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 2.318
|
|
Not:Yukarındaki mesajımda Haham yerine yanlışlıkla hamam yazmışım.Bunu belirtmek istedim
Saygılarımla...
Görmeyipte Korktuklarımız Sevmediklerimiz,Görmeyipte Sevdiklerimiz İnandıklarımızdır...!!!
|

09-10-2009, 14:04
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 22 Jul 2009
Mesajlar: 4.880
|
|
sayın nogada,
lütfen yukardaki mesajımda alıntılamış olduğum onca ayeti tekrar okuyunuz.
Kuran'da hem açık-seçik hükümler geçiyor, hem de birçok ayette ''Bunları mutlaka uygulayın'', ''sakın ha bazılarından vazgeçmeyin'', ''kendi aklınıza uyup da apaçık hükümleri gözardı etmeyin'', ''inananlar için Allah'ın hükümlerinden daha güzel/uygun olanı düşünülebilir mi'' şeklinde ayetler var.
Bunların hepsini reddettiğinizin farkında değilsiniz.
Bu arada bariz bir de hata da yapmışsınız.
nogada´isimli üyeden Alıntı
Bakın burada verdiğiniz örnek;
Doğrusu Biz yol gösterici olarak Tevrat'ı indirdik. Kendisini Allah'a teslim etmiş peygamberler, yahudi olanlara onunla ve Rabbe kul olanlar, bilginler de Allah'ın Kitap'ından elde mahfuz kalanla hükmederlerdi. Tevrat'a şahiddiler. O halde insanlardan korkmayın, benden korkun, ayetlerimi hiçbir değerle değiştirmeyin; Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerdir. Maide/44
Haklı bir örnektir,çünkü yahudiler burda yazan ayetlerin hükümlerini tamamen değiştirmiş,eskisi ile hiçbir alakası olmayan ayetler koydurmuş yada ayetleri sildirmişlerdir.
Zaten ayetlerimi hiç bir değere değiştirmeyin demesinin sebebi budur.
Yahudi ileri gelenleri(varlıklı zengin) bizzat yüksel paralar vererek Hamamlardan ayetlerin kaldırılamsını yada kendilerine uygun hale çevrilmesini dilemişler,ve Tevratın ana hükümlerini yok etmişlerdir.Burda uygulamasal bir değişiklik değil,tamamen farklı bir değişiklik söz konusudur.
|
Maide/44'le ilgili yapmış olduğunuz bu yorum yanlıştır. Bu ayette Yahudilerin Tevratlarında hala bulunan (tesniye/22/22) zanilere ölüm cezası hükmünün bizzat Yahudiler tarafından uygulanmayışı eleştirilmektedir.
Bunu bir önceki ayeti okuyarak da anlayabiliriz:
Allah'ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarında iken, ne yüzle seni hakem tayin ediyorlar da sonra bundan yüz çeviriyorlar? İşte onlar inanmış değillerdir. Maide/43
Ayrıca bu ayetlerin manasının benim vermiş olduğum şekilde olduğunu, dilediğiniz herhangi bir tefsirin Maide/43-46 açıklamalarına bakarak da teyid edebilirsiniz.
=> Bu ayetlerde, Tevrat'ta zina yapanlara ölüm cezası olmasına rağmen, Yahudilerin bu hükmü uygulamayışı eleştirilmektedir. Yahudilerin ayetleri lafzen değiştirdiği veya Tevrat'tan çıkarttığı değil, hala Tevrat'ta var olan hükmü uygulamadıkları lanetlenmektedir. Zaten söz konusu ölüm cezası hükmü bugün dahi Tevrat'ta mevcuttur (tesniye/22/22).
Ve Kuran bu eleştirisinden sonra çok açık bir dille '' O halde insanlardan korkmayın, benden korkun, ayetlerimi hiçbir değerle değiştirmeyin; Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerdir.'' demiştir.
Tevrat, Muhammed'den (en az) 1400 yıl önce ''gelmiştir'' (doğrusu: oluşmuştur). Buna rağmen Kuran, ''Tevrat'taki ölüm cezası, artık eskilerde kaldı, o dönem için geçerliydi'' dememiş, aradan (en az) 1400 yıl geçmiş olmasına rağmen Tevrat'ta yazılı olan hükmü uygulamadıklarından dolayı Yahudileri çok ağır bir dille tenkid etmiştir.
Buradan hareketle, ''Kura'daki somut hükümler 1400 yıl önce geldi. O dönem için geçerliydi. Artık uygulanamaz/uygulanmasın'' demek, Kuran'a aykırıdır.
Kuran'daki hükümlerin birçoğunun o dönem için bir ''gelişme'' olduğu konusunda sizinle hemfikirim. Artık bu somut hükümlerin bugün Kuran'daki yazdığı şekliyle uygulamanın yanlış olacağı konusunda zaten sizinle hemfikirim.
Ama sizin bu görüşünüz Kuran'a aykırıdır. Kuran'ın hiçbir yerinde ''Bu hükümlerimiz bugün için bir gelişmedir. Ama müminler bununla sınırlı kalmasın. Aslolan getirdiğimiz somut hükümler değil, getirdiğimiz gelişmedir. Müminler de zamanla, geliştikçe bu hükümleri yenilesin, geliştirsin, düzeltsin'' anlamının çıkacağı hiçbir ayet bulamazsınız.
Ama aksine ''Bu hükümlerimizi mutlaka uygulayın'', ''sakın ha bir kısmından vazgeçmeyin'', ''Bunlar Allah hükümleridir. Siz daha mı iyi bileceksiniz'' şeklinde birçok ayet vardır (ki bir kısmını da bir önceki mesajımda vermiştim).
saygılarımla
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:27 .
|