Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Sanat > Müzik

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 16-11-2009, 00:04
ozgur_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ozgur_ ozgur_ isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Jun 2009
Mesajlar: 524
Standart Ahmet Kaya

Ahmet Kaya'nın Kısa Hayat Öyküsü

Ahmet Kaya’nın 1957 sonbaharında doğduğu şartlar düşünüldüğünde,
ömrünün çoğunu sonbaharlarla geçireceğini tahmin etmek pek de güç değildi aslında.
Ne kumaş fabrikasında işçi olarak çalışan babasının dünyayı değiştirmek gibi bir iddiası vardı
ne de doğduğu şehir Malatya’nın ve ailenin kırk metrekarelik evinin dünyanın güzelliklerini
rahatça görebilecekleri bir penceresi. Belki doğanın her türlü nimetiyle onurlandırdığı topraklardı
doğduğu topraklar; ama dünyanın o yöresinde görülebilecek pek bir güzellik yoktu o yıllarda.
İkinci Dünya Savaşı’nın iyiden iyiye yoksullaştırdığı Türkiye, küçük Ahmet’in doğumundan üç yıl
sonra cumhuriyetin ilk büyük askerî darbesine şahit olacak, idam sehpalarında başbakanlarını,
bakanlarını görecekti. Otuz dört yıllık genç cumhuriyet, çok büyük acılara gebeydi. Binlerce
yıldır din uğruna, altın uğruna ve hatta bazen bir kadın uğruna onlarca ırktan milyonlarca
insanın kanının döküldüğü Anadolu topraklarının acısı dinmeyecekti kim bilir kaç yıl daha.

Devami:

http://www.ahmetkaya.com/hayat

Konu 3.yol tarafından (16-11-2009 Saat 04:22 ) değiştirilmiştir. Sebep: yorumsuz ve uzun c/p lere izin vermiyoruz ....
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 16-11-2009, 00:12
ozgur_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ozgur_ ozgur_ isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Jun 2009
Mesajlar: 524
Standart



saygıyla anıyoruz.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 16-11-2009, 00:28
ozgur_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ozgur_ ozgur_ isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Jun 2009
Mesajlar: 524
Standart

Ahmet kayanın aramızdan ayrılışının 9. yıl dönümünde, saygıyla anıyoruz...

Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 16-11-2009, 04:17
hilal21 hilal21 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 04 Apr 2009
Mesajlar: 23
Standart

Kaynak belirtmediğniz yazınızdaki belgeleri eklemek gerek:

Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 16-11-2009, 04:51
3.yol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
3.yol 3.yol isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Jul 2007
Mesajlar: 1.165
Standart

Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 16-11-2009, 20:57
ozgur_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ozgur_ ozgur_ isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Jun 2009
Mesajlar: 524
Standart

KAYA'NIN ÖLÜMÜNÜN 9. YILI
Melis Kaya, Babası Ahmet Kaya'yı Yazdı

Ahmet Kaya'nın Paris'te sürgünde ölümünün dokuncu yılında babasını yazan Melis Kaya, "Eğer kaldıysa, bu yazıyı lütfen siz de en çocuk yanlarınızla bir kez daha okuyun ki beni anlayasınız" diyor.

http://bianet.org/bianet/ifade-ozgur...t-kayayi-yazdi
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 17-11-2009, 01:37
Squall - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Squall Squall isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 11 Apr 2008
Mesajlar: 338
Standart

Yıllarca fikirlerine saygı duyup parçalarını keyifle dinlediğimiz büyük bi sanatçıydı...sonrasında kürt faşistlerinin gazına gelip acınası durumlara düştü...
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 17-11-2009, 17:06
matillda - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
matillda matillda isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 07 Sep 2009
Bulunduğu yer: isvicre
Mesajlar: 583
Standart




Bir Şarkı Söylerim

Kırk yaşını daha yeni aşmıştı ve “içkisini bile sevmediği” bir diyarda hoşlanmadığı bir hayat kurmaya mahkum edilmişti. “Evimi özledim” diyordu “balkonumda bacağı kırık mangalımı yakıp, dostlarımla rakı içmeyi özledim.” Ama ona evine dönmek yasaktı. “Kürtçe şarkı söylemek istiyorum” demişti çünkü. Sonra o dönüş yolunu biraz daha kesecek duraklarda aramıştı sevgiyi, öfkeyle aramıştı. Biraz daha güçlü, biraz daha kendine güvenen bir toplumun çocuğu olsaydı, onun o sert konuşmalarında, yumruğunu havaya kaldırarak söylediği şarkılarda açıkça hissedilen o çocuksu yalnızlığı ve kızgınlığı o toplum görür ve onu yeniden koynuna alırdı.
“Ben öldüğümde,” diye başlayan cümleleri hepimiz duymuşuzdur, dinler geçeriz, böyle cümleler ancak onu söyleyen öldüğünde bir mana kazanır çünkü.
Geçen akşam Ahmet Kaya’ nın o asi yüzü televizyonun ekranında belirdiğinde, “ben öldüğümde” diyordu, “kimse arkamdan memleketini sevmiyordu demesin, ben bu memleketi Ardahan’dan Edirne’ye kadar severim.”
Ölmüş bir adam konuşuyordu karşımda.
“Ben öldüğümde…” diyordu.
“Ben öldüğümde kimse memleketini sevmiyordu demesin.”
Öldüğü günün akşamında hiç büyümeyen şişman ve öfkeli çocuk yüzüyle karşıma çıkan adamın şarkılarını dinleyen milyonlarca insana vasiyeti bu acıklı cümleydi, “memleketimi sevmediğimi söylemeyin.”
Bu memleketin şarkılarını söyleyen bir insan niye arkasından, “memleketini sevmiyordu” deneceğinden kuşkulanıyordu ki…
Bir gece mikrofonu alıp, “Ben Kürtçe şarkı söyleyeceğim” demiş, bu masum cümle yüzünden “hain” ilan edilip sürgüne yollanmış, hakaretlere uğramış ve genç yaşında ölmüştü.
Onu ölüme götüren yolun ilk taşı o cümleyle konmuştu. “Kürtçe şarkı söyleyeceğim.”
Kürtçe bile bilmiyordu ama öfkeliydi, çocuksuydu, hesapsızdı.
Besteler yapmayı, şarkılar söylemeyi, içmeyi, dostlarıyla sohbet etmeyi, çocuklara tanınan sevimli bir özgürlüğün içinde aldırmazca konuşmayı seviyordu, “ben berbere gitmem, giden de hoşlanmam” bile diyebiliyordu.
Sanatla uğraşanların çoğu gibi kocaman bir çocuktu işte ve bu ülkede yaşayan çoğu insan gibi çocukluğundan ve gençliğinden yaralar taşıyordu içinde, onu zaman zaman bütün topluma meydan okumaya kadar götüren acılı yaralar.
Coşmuş, “Kürtçe şarkı söyleyeceğim” demişti.
Bunu söyledi diye onu sürgünlere yolladık.
“Yağmurlarını bile tanımadığı” şehirlerin sokaklarında yapayalnız dolaşmaya mahkum ettik.
Tanıdığı bir yüzle karşılaşmadığı, bildik bir kokuyu duymadığı yabancı sokaklarda dolaştı.
Aylarca yalnızlığın içinde savrulup durdu.
Şarkılarını sevenlerin sevgisine alışılmıştı, sevgisiz kaldı.
O sevgiyi aradı.
Her seferinde biraz daha öfkelenip her seferinde onu sevdiği topraklardan biraz daha kopartan konuşmalar yaptı.
İnsanlar onun coşkulu bir şarkıcı olduğunu unutmuş, sanki bir politik lidermiş gibi söylediği her kelimenin altını çizerek ona başka kimlik giydirmeye koyulmuşlardı.
“Kürtçe şarkı söyleyeceğim” cümlesiyle başlayan macera gittikçe daha keskin bir hale gelmişti.
Yüzlerce şarkı yazmış, söylemiş, milyonlarca insan tarafından dinlenmiş, bu ülkenin insanlarına sesiyle acılar ve sevinçler bağışlamış biri “Kürtçe şarkı söylemek” istediği için “hain” olmuştu, yaptığı her harekette, söylediği her sözde, attığı her adımda onun “hainliğini” kanıtlayan yeni izler bulmak için peşine düşmüşlerdi.
O, geri dönüşü olmayan bir yola itildiğini görüyor, öfkesinden o yolda daha hızlı koşuyordu.
Her seferinde doğduğu topraklardan biraz daha kopartıldığını hissederek.
Her seferinde biraz daha yaralı ve biraz daha yalnız.
Öfkeli konuşmalar ve şarkıların ardından yağmurları bile yabancı sokaklarda yaşanan hüzünlü yürüyüşler geliyordu.
Evini özlüyordu.
Memleketini özlüyordu.
Özlediği yerlere dönemeyeceğini anlıyordu.
Acıyla anlıyordu bunu.
Kırk yaşını daha yeni aşmıştı ve “içkisini bile sevmediği” bir diyarda hoşlanmadığı bir hayat kurmaya mahkum edilmişti.
“Evimi özledim” diyordu “balkonumda bacağı kırık mangalımı yakıp, dostlarımla rakı içmeyi özledim.” Ama ona evine dönmek yasaktı.
“Kürtçe şarkı söylemek istiyorum” demişti çünkü.
Sonra o dönüş yolunu biraz daha kesecek duraklarda aramıştı sevgiyi, öfkeyle aramıştı.
Biraz daha güçlü, biraz daha kendine güvenen bir toplumun çocuğu olsaydı, onun o sert konuşmalarında, yumruğunu havaya kaldırarak söylediği şarkılarda açıkça hissedilen o çocuksu yalnızlığı ve kızgınlığı o toplum görür ve onu yeniden koynuna alırdı.
Ama onun içinde doğduğu toplum o kadar güvenli ve güçlü değildi.
Kelimelerden ve şarkılardan korkan insanların yaşadığı topraklarda doğmuştu.
O insanlara şarkılar, acılar, sevinçler bağışlamıştı ama o insanlar şimdi onu affetmiyordu.
O, "Kürtçe şarkı söyleyeceğim" demişti.
Ve, sürgünlere gönderilmişti.
Ülkesinin yöneticileri onu hain ilan ederken, o da kendisini bir zamanlar sevmiş olanların, dinleyicilerinin, dostlarının, toprakdaşlarının ihanetine uğradığını düşünüyordu herhalde. Gidip politik toplantılara katılıyordu.
Yumruğunu havaya kaldırarak şarkılar söylüyordu.
Her sözüyle dönüş yolunu biraz daha kestiği halde, öfkesine sahip olamıyordu.O bir şarkıcıydı.
Çocuksuydu.
Öfkeliydi.
Yaralıydı.
Ve, hayatının son döneminde yağmurlarını tanımadığı şehirlerde yalnızdı.
Dilini bilmediği bir şehirde, karısının ve kızının kolları arasında öldü.
Çabucak öldü. Bir çocuk gibi öldü.
Daha önce sürgünde ölenler gibi yalnızlığıyla parçalanarak öldü.
Tanımadığı bir ülkenin topraklarına gömüldü.
Kürtçe bir şarkı söylemek istediğini söylediği için terkedilmiş olarak öldü.
Kürtçe bile bilmiyordu.
Artık bacağı kırık mangalını yakamayacak, dostlarıyla rakı içemeyecek, doğduğu toprakları bir daha göremeyecek.
Bir daha şarkı söyleyemeyecek.
Onun Kürtçe şarkı söylemesi gibi bir tehlike kalmadı.
Ah keşke şarkı söyleyebilseydim.
Kürtçe bir şarkı söylerdim onun için.
Yalnızlık üzerine bir şarkı, ölüm üzerine bir şarkı.
"Şarkı söyleyen çocukları sevin" diye bir şarkı.
"Ben öldüğümde kimse memleketimi sevmediğimi söylemesin" diye vasiyet eden birini anlatan bir şarkı.
Kürtçe bir şarkı söylerdim onun için.
Eğer şarkı söylemeyi bilseydim.
O şarkı söylemeyi biliyordu.
Ama benim söyleyemediğim şarkıyı o da söyleyemedi.
Yağmurlarını tanımadığı bir şehirde yalnız, öfkeli ve mahzun öldü.
Söylenmeyen ve söylenmeyi bekleyen bir şarkı kaldı.
Belki bir gün, o şarkı söylendiğinde, belki o da bizi affeder.
Ahmet Altan
Aktüel Dergisi/18 Kasım 2000

kuşku aramızda bir dil oldukça, her sözcük ayrı çoğalacak beyin kıvrımlarımızda. kuşku aramızda bir dil.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 27-05-2010, 03:33
LifeOwneR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
LifeOwneR LifeOwneR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 15 Apr 2007
Mesajlar: 250
Standart

karanfil yürekli bir çocuk'tu yüreği.. söz gümüşse sükut altındır dedi ve gitti. sana mesken sana sebep oldu ya yabancı topraklar ; seni her rakı sofrasında yad ediyor bu insanlar..

Bu maskenin altında bir fikir var! ve fikirler kurşun geçirmez! "V"
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 27-05-2010, 03:38
prometheus4517 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
prometheus4517 prometheus4517 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 20 Oct 2007
Mesajlar: 406
prometheus4517 - İCQ üzeri Mesaj gönder prometheus4517 - MSN üzeri Mesaj gönder prometheus4517 - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart

sanatçı. tek kelimeyle böyle ifade edilir herhalde. yıllardır dinlenir, yıllarca da dinlenir.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ahmet Kaya.. gerilla İslam 65 16-11-2009 21:40
AHMET KAYA dersimmm Konu-dışı 15 18-11-2006 16:17
AHMET KAYA SEVER MİSİNİZ? aspartam Konu-dışı 25 10-12-2005 00:37
Yazar Hasan Kaya ile söyleşi Juliet İslam 0 01-01-1970 23:44

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:05 .