Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Felsefe > Felsefik Tartışmalar

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 03-12-2009, 12:32
gematria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
gematria gematria isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Apr 2007
Mesajlar: 643
Exclamation Ruh Kavramı ....

Öncelikle ruhun gelişimsel tarihine göz atmak günümüz inançlarının kökeni hakkında fikir yürütmek için çok yararlı olacaktır ..ruh en eski inançlardandır... çünkü öldükten sonra kaybolma her şeyi bu dünyada bırakma korkusu insan zihnini hep meşgul etmişti bu düşünce ruh inancının başlamasına ve yaygınlaşmasına yardımcı oldu …bu inanç önce ruhun bedenden sonra gideceği bir mekana (ahiret) sonrada ruhu yargılayıp cezalandıracak veya ödüllendirecek bir sisteme ihtiyaç duyulmasına sebep oldu…ruh inancı sürekli sabit bir tanımda değildi tarih sürecinde çoğu kez şekil değiştirmiştir..bu değişimler farklı dallarda farklı yorumlanmasına neden olmuştur …ben felsefedeki ruh inancından çok teolojide ki ruh inancına değinmek isterim…bu alanda ruh kişinin ilahîliğe iştirak eden kısmı olarak tanımlanır ve genellikle bedeni ölümden sonra kişinin varlığını sürdüren kısmı olarak ele alınır….ruh inancı gereği ölünün yanına bazı yiyecekler eşyaları ve silahları konulurdu (geç neolitik - erken bronz devri).. yazının icadıyla bize en eski tarihsel bilgileri veren sümerlerde de ruh inancı mevcuttu …ruha ölünün gölgesi denirdi kişi öldükten sonra ruhlar yer altı tanrısı Kur'a götürüldü … oraya gidebilmek için özel bir sandalcının sürdüğü bir sandal ile ve insanı yutan bir nehirden geçmek gerekiyordu … (bu nehir Kuran ‘da ki sırat köprüsünün benzeri) …. Yunanca ‘da bu nehrin adı "styx", kayıkcı da "charon" idi )… Mezopotamyalılar ölülerin ruhlarından kötü olanların yaşayanlara musallat olduğu ve onlara zarar verdikleri inancına sahiptiler… Ölülerin ruhları görülebilir ve işitilebilirdi….. Bunun yanı sıra hami varlık adıyla bilinen yardımcı-koruyucu ruhlar da vardı. Babil'de her insanın bir koruyucu ruhu bulunduğuna inanılırdı…Eski Mısır geleneğine göre, ölen kimseyi bir yargılanma beklerdi…İyonya okulunun kurucusu Tales,ruhu bedene hayat veren bir güç olarak tanımlıyor ama onu su gibi bir sıvı olarak nitelendiriyordu.. Aneksimenes ruhu sıcak hava gibi bir şey olarak düşünüyor…Herakleitos da bedenden ayrı bir ruha inanıyor onu ateşten bir madde olarak canlı,akıllı ve ilahi olarak tanımlıyordu.. İlkçağ felsefesinde ruhu maddeden ayrı bir güç olarak ve ince,latif bir nesne olarak düşünen ilk filozof Anaxagoras'tır…

Pisagor görüşünü M.Ö. 583 doğumlu Syros'lu Pherekydes'den ya da Mısır'da aldığı eğitimden edindiği ruh göçü kavramını ileri sürdü…Pisagor,ruhun ölümsüzlüğünü , bedenin ruh için bir hapishane gibi olduğunu söylüyor ve reankarnasyon inancını dile getiriyordu…aristo ruh ve beden ikilemine karşı çıkmış, ruh ve bedenin madde evreninde asla ayrıştırılamayacağını, ikisinin de aynı varlığın değişik veçheleri olduğu fikrini savunmuştur…

Ona göre ruh meni yoluyla baba tarafından yavruya aktarılmakta anne ise bebeğin bedenini oluşturmaktaydı…



İslam filozoflarının ilki olan Kindi'ye göre , güneş ışıklarının güneş kaynaklı olması gibi , ruhlar da tanrı kaynaklıdır.Beden öldükten sonra ruh tanrıya geri döner.

İslâm felsefesi kadrosu içinde ruh problemini bütün yönleriyle araştırıp inceleyen ve bunu bağımsız bir bilim (ilmü'n-nefs) haline getiren İbn Sînâ'dır…Ruh bedenden ayrı bir manevi cevherdir, bedeni bir alet olarak kullanır der…gelmiş geçmiş en önemli ve parlak bilimadamlarından biri olan ibni sina ruh kavramını kanıtlamak için ünlü uçan adam kanıtını fikrini ileri sürmüştür… şöyle der ;

Bir insan düşünelim ki bütün organları mükemmel, aklî melekeleri tam teşekkül etmiş olarak uzayda dünyaya gelmiş, aynı zamanda duyu güçleri dış dünyaya kapalı ve dış dünyadan da her hangi bir etki almayacak şekilde korunmuş olsun… (Duymuyor,görmüyor,tadamıyor,koklayamıyor,dokunamı yor.. Bu insan kendi organlarının ve dış dünyanın varlığından haberdar değildir, ama bir şeyin farkında ve bilincindedir ki o kendi varlığıdır. Demek oluyor ki insandaki varlık bilincini yapan ne duyu organları ne de dış dünyadan gelen izlenimlerdir. Öyleyse varlık şuurunu uyandıran bu ilke maddeden farklı, ona zıt bir şey olmalıdır. O da manevi bir cevher olan ruhtan başkası olamaz…



Kuran'da

(Sana ruh hakkında sorarlar. De ki: Ruh Rabbimin işlerindendir size az bir bilgi verilmiştir.) isra 85

(Allah öleceklerin ölümleri anında ölmeyeceklerin de uykuları esnasında ruhlarını alır. Ölmelerine hükmettiği kimselerinkini tutar diğerlerini bir süreye kadar salıverir. Elbette düşünenler için bunda alınacak ibretler vardır) Zümer 42

(Yukarıdakiler ile beraber kuran da 24 yer de geçen ruh kelimesi o zamanın müslümanları tarafından peygambere sorulduğunda bu konuda pek bilgisi olmayan peygamber isra 85 teki ayet ile soruyu geçiştirmiştir…)

Eski mezopotamya da ki koruyucu ruh inancı kuran a şöyle geçmiştir …Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, babaları, oğulları, kardeşleri yahut kendi soy-sopları olsalar bile, Allah'a ve peygamberine düşman olan kimselere sevgi beslediğini göremezsin. İşte Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendi katından bir ruh ile desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan ve içlerinde ebedi kalacakları cennetlere sokacaktır. Mücadele suresi 22. ayet…

İnsanoğlu her zaman bilemediği bulamadığı cevaplara hayal gücü ile doğa üstü bir cevap aramıştır… yıldırımı tanrıların öfkesi veya silahı … yağmuru tanrının gözyaşları … yıldızları da gece yolumuzu aydınlatsın diye tanrıların koyduğu kandiller sandılar …bunun gibi yüzlerce örnekte de olduğu gibi her zaman anıldılar çünkü doğal süreçleri doğa üstü şekilde açıklayamazlardı.. maalesef günümüz insanı hala bunu öğrenememiştir.. bilim yoluyla henüz öğrendiklerimiz öğrenemediklerimizle kıyaslanamayacak kadar küçüktür …Henüz çözüm bulunamamış bir çok soru vardır… fakat hala günümüz çoğu kimse bilimsel araştırmalarda cevabı aramak yerine evinde oturarak ve sadece düşünerek (hayal gücü) kendisine bol tanrılı doğa üstü sebepler bulmaktadır …

Yukarda okuduğumuz gibi ruh tarihin belli evrelerinde farklı bilinmezlere cevap olmuştur … zaman geçtikçe bilimsel (gerçek) cevaplarla sürekli ruh kavramı değişmiş başka bilinmezleri açıklamakta kullanılmıştır …bu yüzdendir ki birbirinden tutarsız ruh fikirleri tarih boyu hep ileri sürülmüş bulunmakta… günümüzde ruhun sıkıştığı cevap ise bilinç denilen zeka ürününün aslında ruh olduğu fikridir … bunun cevabı için evrimsel süreçte bilinçlenmenin nasıl gerçekleştiğine kısaca göz atmak gerekir …

Bir türün canlılığının ortaya çıkışından zamanımıza kadar evrimsel olarak gösterdiği tüm gelişmeler(iç güdüler) DNA sın da genler şeklinde bağlanır ve korunur .. buna türün belleği denir …bunun yanı sıra bir tür içerisindeki her birey yaşam süreci içinde öğrendiklerini özel bileşikler şeklinde(RNA molekülleri ve ardından onun kodladığı proteinlerle) bağlayarak saklar …(bu uzun bir konudur kısa almaya çalıştım ama eğer merak ederseniz daha ayrıntılı bir şekilde başka bir yazımda açıklayabilirim istemeniz yeterli…)bu gen eklenmesi ve ona bağlı olarak reflekslerin birikmesi sonunda bugün her türün kendine özgü davranış şekillerinin ortaya çıkmasına (içgüdüler) neden olmuştur…bir hücreli canlılardaki stoplazmik lifler , süngerlerdeki ve bazı ilkel yassısolucanlardaki diffüz sinir liflerini , onlarda ilk olarak sırt ipi şeklinde toplanıp daha sonrada ön kısmı gelişerek beynin kökeni olan koku lobunu yapmıştır...evrimsel süreçte sıcakkanlılığa geçişle davranışlar özellikle beyin işlevleri çevre koşullarına tam bağımlı olmadan yürütülmeye başlanmıştır..bunun sonucunda soyut düşünme yetisi kazanılmıştır … soyut düşünce gerçek benliğin ve etkili bir iletişimin meydana gelmesini sağlamıştır ..iletişim bilgilerin hızla birikimine buda bilgi birikiminin ilkel yeri olan koku lobunun gelişerek büyük beyni yapmasına neden olmuştur… türün kazanmış olduğu içgüdüsel davranışlar büyük beyni gelişmiş canlılarda denetim altına alınabilir hale gelmiştir..fakat çok kuvvetli uyarılarda bu denetim anlık olarak yitirilebilir…örneğin eşeysel (cinsel) olarak yada beslenme ile (kan kokusu) veya kızdırılan insanlar çok defa bu denetimi yitirerek eski temel hareketlerine dönebilirler… bazı durumlarda da refleksler(iç güdüler) tam anlamıyla büyük beynin denetimine alınabilir … örneğin tüm vücudumuzu kurtarmak için kızgın demiri elimizle tutmak zorunda kalındığı zaman…evrimsel süreçte zeka merkezi olan frontal lobu en gelişmiş olan canlı olarak diğer hayvan türlerinden ayrılmaktayız …

Organik evrim sürecinde tüm ataların kazanmış olduğu bu deneyimlerin büyük beyin tarafından eşgüdümü benliğin ve işte ruh sanılan duygunun ortaya çıkmasını sağlamıştır … yeni doğan bir bebek sadece iç güdüleriyle hareket eder …yemek istemek amacıyla değil açlık merkezinin ağlama merkezini uyarması sonucu ağlar … ama zamanla kazandığı deneyimler onun ilerde yemek yemek için ağlamayı planlamasını sağlar … yani genlerimizde kayıtlı olan gelişmiş bilinç düzeyini ancak ve ancak öğrenerek tecrübelenerek kullanıma sokuyoruz …



Ruh inancını ileri sürmede bir önemli faktörde rüyalardı … rüyalarda görülen görüntülerin eski medeniyerler de gece bedenden ayrılıp gezintiye çıkan ruh tarafından görüldüğüne inanılırdı… hatta yeni zellanda yerlileri üzerinde yapılan gözlemlerde bu inançla gece rüyasında komşusu ile karısının ilişki yaşadığını gören bir yerlinin komşunu öldürüp ceza almaması doğal bir olaydı …birçok japon ise aniden uyanmanın ruhun vücuda girmesi için yeterli zaman bulamayacağı için çok tehlikeli olduğu inancındadırlar… zümer 42 deki ayette bu yersiz inancı anlatmaktadır … oysa gece uyku halinin gün içinde harcanmış proteinlerin yerine koyulması için hormonlar(melatonin vb..) sayesinde düzenlendiği bilinmektedir…uyku esnasında beyinsel çoğu aktivite devam etmektedir …

Şimdide rüyayı açıklayalım …teknik bir konu olduğu için basitleştirerek aktarabilceğimi sanmıyorum ama deneyeceğim…Üst beyin sapı; Retiküler Formasyon da ki

Asetilkolin salgılayan nöronlar sayesinde günlük hayatta kontrollü bir şekilde beynin birçok kısmını aktive eder. Bu kontrolü seratonin denilen bir madde ile yapmaktadır… seratonin beyin sapının üstünden gelen bu uyarıları süzmektedir …Ancak bu uyarım

uyanıklık durumu için geçerlidir… uykunun rem evresinde(5 evreden biri) bu sistem aksaklıklar yaşar ve azalan seratonin etkinliği beyin sapından 90 dakikada bir amaçsız elektriksel sinyallerin beyindeki merkezlere gitmesine sebep olur…beyinde görsel hafıza merkezi vardır …günlük hayatta gördüklerimizi resimler halinde kaydeder ve bunları depolar… bu sinyallerden herhangi biri bu merkeze uğradığında rüya görme işlemi başlar … uykunun bu evresinde görsel mantık bölümü kapalı olduğu için gördüklerimizi mantık sürecinden geçiremeyiz…bu yüzdendir ki gece uyku esnasında görülen rüyalar o esnada çok mantıklı gibi görünüyorken uyanıp düşündüğümüzde ne kadar da saçmaymış deriz …sinyaller etkisi ile resim dolu bir havuzdan rastgele alınan resimlerin sıralanması misali rüya görme işlemi sürmektedir … tabi ki o günlerde çok sık düşündüğümüz veya karşılaştığımız öğeler havuzun üst kısımlarında yer alacağından seçilme olasılıkları daha fazladır … ara sıra rüyalarımızda hiç görmediğimiz yerleri kişileri gördüğümüz olur bunun nedeni de iki ayrı resimdeki bazı parçaları bazen birleştirerek algılamamızdır yani bir zamanlar yolda gördüğümüz kırmızı bir arabanın rengini alıp günlük hayatta gördüğümüz mavi bir şemsiyenin rengiyle değiştirmiş oluyoruz … böylece ortaya aslında daha önce görmediğimiz mavi bir şemsiye çıkmakta …

LSD kullananlarda yine bu seratonin sistemi etkilendiğinden halüsilasyonlar görülebilmektedir günlük hayatta…

Ölüm ve yaşam konusu ise ; yaşam (can) manevi soyut bir şey değildir … kuralları olan somut bir kavramdır … bu kuralları yerine getiren organik maddelere yaşıyor denilmektedir.. yani ruhun girmesiyle ne yaşam başlıyor nede onun çıkmasıyla ölünüyor … nedir bu kurallar ? öncelikle madde dna veya rna ya sahip olmalıdır …ayrıca kendi içerisinde kararlılığını koruyan bir sisteme sahip olmalıdır ama aynı zamanda dışarıda ki uyaranlarla ilişki içinde olmalıdır …hareket edebilmelidir ve kendini çoğaltabilmelidir… bu basit şartların sağlandığı her yapıya canlı denir .. örneğin virüsler sadece protein bir kılıf ve içinde dna veya rna sıyla canlı ile cansızlık arası geçişi temsil eder… bir virüs canlı ortamda canlı özellikleri gösterebilirken cansız ortamda kristal halindedir (cansız)…watson un 1968 yılında yaptığı yapay virüs canlılığın cansızlıktan organize olduğunun en büyük kanıtıdır…canlılığı oluşturan maddeler basittir ve tüm canlılarda ortaktır … dna artık günümüzde yapay olarak üretilebilmektedir …insanoğlunun büyük bir kısmının düştüğü hata canlılardaki kompleks yapıları görüp bu kompleksliğin nasıl olurda kendiliğinden aniden geliştiğini düşünürler .. oysa bu hatalı bir düşüncedir … yıllar süren evrimsel süreç bugünkü yüksek organizmaların oluşumunu sağlamıştır aniden ortaya çıkmış değilizdir …virüs gibi en basit canlıları gözlemleyen bir insan canlılığın aslında o kadar da karmaşık olmayan bir sistem olduğunu anlar …Ölüm ise herhangi bir sebepten dolayı bu sartlardan birinin veya birkaçının yerine getirebilme yetisinin kaybolmasıdır.bitkisel hayatta olan hastalar yaşamakta olduğu halde bilinçleri yerinde değildir ..(ölümü evrimsel süreçte daha ayrıntılı açıklayabilirim başka bir yazıda)Bu da bilinci ve yaşama gücünü barındıran bir ruh anlayışını kökünden çürütmektedir… Veya yeni doğmuş bir bebek henüz bilişsel yeteneklerini kullanamayacak şekildedir … Bu durumda bebeğe de ruhsuz diyemeyiz …



ibni sina'nın kanıtına gelirsek;

O zamanlar insan duyusunun 5 duyu olduğu sanılırdı oysa yapılan bilimsel araştırmalar en az 9 duyuya sahip olduğumuzu göstermiştir…bu fazladan duyulardan bir bölümü ısı duyusu,denge duyusu,ağrı duyusu,ve iç algı duyusudur….iç algı duyusu (kinestetik) vücudumuzdaki bileşenleri görmediğimizde veya hissetmediğimizde bunların nerede olduğunu bilmemizi sağlar … örneğin gözlerinizi kapatın ve ayağınızı havada sallayın..ayağınızın vücudunuza göre nerede olduğunu yinede bilirsiniz …

işte bu duyu ibni sina nın bilemediği bu duyu kişinin bu 5 duyudan yoksun kendi varlığını hissetmesini sağlayan duyudur … kısacası ruh denilen sözde doğa üstü bir parçamızla değil de kendimize ait bir parçayla bunu kavramaktayız …



Son sözlerimde şunu belirtmek isterim … ruh diye bir şeyin olmadığını söylemek insan organizmasını basite almak değil ona saygı duymaktır…Türlerin milyarlarca yıl süren evrimiyle oluşan bugünkü beyin yapımız ve bilinçlilik düzeyimiz doğanın bize en büyük hediyesidir … insan denen varlık hakkında bildiklerimiz bilmediklerimizle kıyaslanamayacak kadar az… tüm doğa öğrenilmeyi keşfedilmeyi bekleyen gizemlerle dolu …

Lütfen doğaya olan hayranlığımızı ve merakımızı onu doğa üstü bir şekilde açıklamaya çalışarak törpülemeyelim...

"Gerçek, inanmayı bıraktığında, çekip gitmeyendir."
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 03-12-2009, 13:19
güneşinzaptıyakın güneşinzaptıyakın isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 30 Aug 2009
Mesajlar: 2.219
Standart

''Allah öleceklerin ölümleri anında ölmeyeceklerin de uykuları esnasında ruhlarını alır.'' Zümer/42

Okyanusya adalarındaki bazı kültürlerde uyurken ruhun kaçmak isteyeceği yada kötü ruhlar tarafından çalınabileceği inancı vardı, bunu önlemek için evin girişine bir rüzgar çanı asılırdı, yada koruyucu bir totem konulurdu, Afrika ve Latin Amerika'daki bazı kabilelerde büyücünün yaptığı koruyucu muska kullanılırdı bu durumlar için. Kabardey, Balkar topluluklarında uykuya dalan insanı yan çevirmek yasaklanmıştır, uyandığında dolaşmaya çıktığına inanılan ruhu bedenini rahatça bulabilsin diye. Genel olarak bir çok kültürde uyku esnasında ruhu çalan bir kötü tanrı yada iblisin olduğuna inanılırdı. Gene bir çok topluluk uyku esnasında ruhun dolaşmaya çıktığına inanır. Bilindiği gibi birde ruhun astral seyahat yaptığına inanan topluluklar vardır.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 03-12-2009, 16:22
ozgurrr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ozgurrr ozgurrr isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 17 Sep 2009
Mesajlar: 369
Standart

gematria çok güzel bir yazı olmuş zevkle okudum teşekkürler.

Yazının özü ile ilgili olarak şunu söyleyebilirim Ruh'un varlığı ile ilgili bir delil yok aynı Tanrı gibi. Ama yokluğu ile ilgili bir kanıtda yok. Mevcut ve geçmiş düşünce sistemlerini baz alarak o sistemleri çürütmek kolay aslında. Çünkü zaten Doğa ile ilgili bilmedikleri şeyleri Tanrı kavramına insan ile ilgili bilmedikleri şeyleri Ruh kavramına havale etmişler. Biz bugün çoğu şeyi bilim ile açıklayabiliyoruz bu da Ruh ve Tanrı kavramlarını fiziksel dünya'dan giderek uzaklaştırıyor. Bugün Tanrı yeri göğü insanı sineği tek tek yaratan konumundan Büyük Patlama öncesine kadar bilim sayesinde uzaklaştırıldı. Bugün bilime saygısı olan birinin mantıklı olarak ileri sürebileceği tek tez Büyük Patlamanın Tanrı tarafından yapıldığı olabilir. Ruh içinde aynı süreç devam ediyor ve artık biliyoruz ki varsa Ruh'un fiziksel yaşamda hiçbir rolü ve etkisi yok.

Ben tabi bu noktada agnostik düşünce sahibi olarak şunu söyleyebilirim Tanrı kavramı gibi Ruh kavramı da şuanda belirsizliğini koruyor.

The Greatest Story Ever Sold
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 03-12-2009, 19:06
gematria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
gematria gematria isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Apr 2007
Mesajlar: 643
Standart

beğendiğine sevindim özgürrr ... ayrıca analizin çok yerinde ... dediğin gibi her zaman içgüdülerimiz gereği bilinmeyeni kutsal sayacağız ...
bilinmezliğin kutsallığı herzaman tanrı ve ruh inancını besleyecektir ...

fakat şunada dikkat etmeliyiz ... birşeyin yokluğunun değilde varlığının kanıtı aranmalıdır... çünkü yokluğunun tek kanıtı var olan herşeyin bulunması ve izah edilmesidir...... . ki bu da teknik olarak mümkün değildir(kısacası yokluk ispatlanamaz) ... dolayısıyla evrendeki her soru cevaplanmadığı sürece herşeyin (periler ,marslılar,kırmızı başlıklı kız ...vb) olabileceğine inanmamız büyük bir yanılgıya itecektir bizi ... tıpkı yokluğunu kanıtlayamadığımızdan tanrının olduğuna inanmak gibi...
Ama dediğin gibi tanrının ve hatta ruhun varlığı çok düşükte olsa ihtimal dahilindedir ... hepte öyle kalacaktır ....

not: senin tanrının olduğuna değil olabileceğine inandığını biliyorum bu yüzden uyarım senin gibi düşünmeyenler içindir ...


GUNESINZAPTIYAKIN benim kısa olarak geçtiğim noktayı birazdaha ayrıntılandırdığın için teşekkürler kurana geçen bu ilkel inanışları kantlamak için çok önemli bir nokta ...

"Gerçek, inanmayı bıraktığında, çekip gitmeyendir."
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 03-12-2009, 19:18
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger gematria;

Eger bir yansinin algisi kavramlasmis ve yansitilmissa; bunun bilinemezligi soz konusu degildir. Yani, ruh diye bir kavram ortaya atilmis sa; demekki, birileri bir yerde, bu kavrami kavramlastirabildigi bir yansitmayi, algi olarak yansisini almis. Gerci, bu konu tum soyutlar icin ve soyut yaraticisi insanoglu icindir. Ama, kavramlasmis bir soyutun, bilinmemesi olmaz. Sadece soyut oldugundan ve algi temelli oldugundan, bir cesit algilayan icin var olacaktir. O zaman konu, algilayanin, ruhu nasil algiladiginda yatmaktadir. Sonucta, tum soyutlar inancsal da olsa; mutlaka bir somutla ozdeslesmelidirki algilayan icin var olsun.

Ustelik, konu bilimsel olmadigindan da, evrensel bir dogruluk soz konusu degildir. Algilatyan icin, ruh vardir ve dogrudur.

Sonucta ruh bir soyut kavram olarak bir bilgi ve turevdir. Bu temelde de bilinmemesinden ziyade, tarif edilemez, aciklanamaz v.s. demek daha uygun olur.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 03-12-2009, 21:49
gematria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
gematria gematria isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Apr 2007
Mesajlar: 643
Standart

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Saygideger gematria;

Eger bir yansinin algisi kavramlasmis ve yansitilmissa; bunun bilinemezligi soz konusu degildir. Yani, ruh diye bir kavram ortaya atilmis sa; demekki, birileri bir yerde, bu kavrami kavramlastirabildigi bir yansitmayi, algi olarak yansisini almis. Gerci, bu konu tum soyutlar icin ve soyut yaraticisi insanoglu icindir. Ama, kavramlasmis bir soyutun, bilinmemesi olmaz. Sadece soyut oldugundan ve algi temelli oldugundan, bir cesit algilayan icin var olacaktir. O zaman konu, algilayanin, ruhu nasil algiladiginda yatmaktadir. Sonucta, tum soyutlar inancsal da olsa; mutlaka bir somutla ozdeslesmelidirki algilayan icin var olsun.

Ustelik, konu bilimsel olmadigindan da, evrensel bir dogruluk soz konusu degildir. Algilatyan icin, ruh vardir ve dogrudur.

Sonucta ruh bir soyut kavram olarak bir bilgi ve turevdir. Bu temelde de bilinmemesinden ziyade, tarif edilemez, aciklanamaz v.s. demek daha uygun olur.

Saygilarimla;
evrensel-insan
evet haklısın ... fakat bilinmezlik derken kastettiğim milyonlarca yıllık evrimsel süreç sonucu kazanmış olduğumuz bilişsel yeteneklerimizdir.. yapılan çalışmalarla hergün bu konuda biraz daha bilgi sahibi oluyoruz ... bir bakıma kendimizi yine aynı aracı kullanarak keşfediyoruz ... günümüzde bir çok insan bu yetilere ruh demektedir ...kendi ruh kavramlarını bu yeteneklerle sınırlamaktadırlar .... yoksa dinlerin dediği gibi öldükten sonra veya uykuda bizden ayrılan vb ruh tanımlamaları bir muamma değil tamamen bir hikaye efsane ürünüdür ...

"Gerçek, inanmayı bıraktığında, çekip gitmeyendir."
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 03-12-2009, 22:26
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger gematria;

Dedigim gibi; bir kisi, insanoglunun yarattigi soyut ruh kavrami ile bir bag kurmak istiyorsa, ister istemez ona bir icerik verecek, hatta somut bir temel verecek, yasam ve iliskisine dahil edecektir. Tanri da, bu katagoridedir. Ama; tum bu soyutlarin guncel/diri kalmasi icin de, insanoglu olumlu/olumsuz elinden geleni yapmaktadir. Aslinda o kadar basittir ki "soyut kavramlar vardir ve evrenseldir. Ama; onemli olan o kavrama verilecek icerik ve onunla kurulacak bagdir. Kimse kusura bakmasin, benim boyle bir icerige ve baga ihtiyacim yok. Ustelik bu kavramlarin guncel tutulmasi da nesillerden nesillere aktarimdir. Ben bu kavramlari bos kiliyor vebenden sonraki nesile aktarmamayi, insanligin insansal/evrensel gelecegi adina, gerekli goruyorum" diyecek bilince sahip olmak herseyi en azindan, soyleyen icin cozer.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 04-12-2009, 01:34
gematria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
gematria gematria isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Apr 2007
Mesajlar: 643
Standart

sanırım özgürrr ün
''Ben tabi bu noktada agnostik düşünce sahibi olarak şunu söyleyebilirim Tanrı kavramı gibi Ruh kavramı da şuanda belirsizliğini koruyor.''

yazısına bir eleştiri olarak yazdın mesajlarını ?

bu noktada şunu belirtmek isterim ...ruh gibi hiçbir bilimsel kanıtı olmayan bir efsane kahramanının gerçekten var olduğuna inanmak yanlış olur... ama şunuda göz ardı etmemek lazımki birşeye kesinlikle yok diyebilmen için yokluğunu kanıtlaman lazımdır ... yokluğunu kanıtlamak içinde ne yapmamız gerektiği ve bununda imkansız olduğunu yazdım yukarda ... bu bakış açısı bilimselliğin bana kazandırdığı ve her insanın düşünce yapısında olması gereken bir açıdır ... aksi takdirde ruhun veya tanrının olmadığına inanmış olursun okadar (çünkü kanıtın yok) ... özgürrr ün yazısında katıldığım noktada buydu evrendeki her inanç (sadece tanrı veya ruh değil ) bilinmezliğini bu anlamda sürdürecek demek istedim ...yani ruh inancı kalkmalı diyemez kimse ama ruhun tanımı değişmeli diyebiliriz ... çünkü ruha atfedilen özelliklerin başka sistemlerle başka açıklamalarla meydana geldiği öğrenilmekte her geçen gün....

Pek değerli Carl Sagan ın dediği gibi : İnanmak istemiyorum,bilmek istiyorum......

birşeyin yokluğuna inanmakla varlığına inanmak arasında hiçbir fark göremiyorum ben ...

"Gerçek, inanmayı bıraktığında, çekip gitmeyendir."
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 04-12-2009, 01:41
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger gematria;

Ama, ruh; soyut kavram olarak VARDIR/EVRENSELDIR. Olmasa zaten konusu da olmaz, tartismasida.

Ama asil onemli olan bu degildir. Onemli olan, ruha olumlu/olumsuz bir icerik vermek ve ruh ile bag kurmak ve yasam ve iliskilerde bu bag temelinde ruha yer vermektir. Zaten, var diyen acisindan, kendini inandiracagi, somut bir veri mutlaka vardir. Aksi mumkun degildir. Inanmayanin ise, ruhu gundeme getirmesinin bir anlami yoktur. Sonucta bu bir inancsal yanasimdir. Ne dogrulanabilir, ne de yanlislanabilir. Sadece dogrusu inanan acisindandir. Yanlislanabilir olamamasi da zaten, ruhu bilimsel degil, inancsal yapar.

Asalinda su var/yok teke indirgemeli ve karsitli tartismasindan arinmak ve ruhun ne oldugunu ve insanligin onunde nasil bir engel oldugunu ortaya koymak gerekiyor. Bu da kritik bir dusunce uretimini gerektirir.

Cunku birseyin var/yok tartismasi varsa; o mutlaka kavram olarak ve evrensel olarak vardir. Dolayisiyle, kavramin kisi ile olan baginin onemini ortaya koymadan, yapilan var/yok tartismasi mantiksal degildir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 04-12-2009, 04:44
vartor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
vartor vartor isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614

Onur Üyeliği 

Standart

Guzel yazin icin tesekkurler gematria;
Ruh'un, beyinin korteks tabakasindaki kivrimlar neticesi ortaya cikan ahlaki degerlerimiz olarak karistirilmasindan baska birsey olmadigina ben eminim. Alkolle ,uyusturucularla etkilenen, beyin hasar gordugunda, sahis canli kaldigi halde, ruhsal ozellik gostermemesini baska turlu aciklamanin imkani yok. Maddeden etkilenen sey, yine maddeden baska birsey olamaz..

Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Yedi Gök kavramı frodo Önerdiğimiz Başlıklar 73 03-08-2015 04:45
Noel Kavramı Değişiyor mu ? digeri_1 Hristiyanlık 44 04-07-2009 16:39
'Mülkiyet' kavramı İslam 25 04-03-2008 15:23
Zaman Kavramı FutureX Kur'an'da Mucize Yoktur 15 01-09-2006 21:14
şeytan kavramı quixsoul İslam 3 09-12-2004 12:41

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:07 .