8 kasım günü, Küçükçekmece Kanarya mahallesinde durakta yolcu almayı bekleyen İETT otobüsüne PKK'lı eylemcilerin attığı molotof kokteylin patlaması sonucu henüz 17 yaşında bulunan Serap ESER ağır yaralanarak Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yanık ve Kronik Yara Tedavi Merkezi yoğun bakım servisine kaldırıldı.
Geçen onlarca günde Serap'ın durumunda düzelme görüldü ve otobüste dersanesine gitmeye hazırlanan Serap yaşayacak diye çok sevindik.
Kahreden haber bu sabah saatlerinde geldi.
Serap ölmüştü... Üzerindeki yanık enfeksiyon kapmıştı...
17 yaşındaki Serap dersaneye yolunda, hayatında daha önce hiç görmediği, görse tanımayacağı, yolda kazara çarpışsalar özür dileyeceği tanımadığı insanlar tarafından ve tanımadığı bir nedenden dolayı öldürüldü.
Onun öldürülüşünün rezilliğini, şerefsizliğini, alçaklığını, kanıbeşkuruşetmezliğini tanımlayacak sözcük arıyorum ama bulamıyorum.
Serap'ın yanmış yüzüne bakıp, insanlığımdan utanıyorum sadece!
Ve siz katiller!
Hangi Allah'ın cezası sorunuzun cevabı Serap'ın üzerinde patlaması gereken bir molotofun içindeydi?
Serap'ın yanmış vücudundan sağlayacağınız ne tür bir politik beklentiniz vardı?
Özel taksi tutamadıkları için belediye otobüsüyle işine, evine, dersanesine, okuluna gitmek zorunda olan Serap'ın ve bu fakir insanların üzerine ateş fırlatmak, onlara metal yığınından kaçma fırsatını bile çok görmek, insanların emekli ikramiyeleriyle, kredilerle, borçla harçla aldığı arabalarını yakmayı hangi aşağılık savaş ilkesiyle açıklayabilirsiniz?
Serap'ın anne-babasını, kardeşlerini, evleneceği adamı, sahibi olacağı çocukları bir daha hiç görmeyecek olmasına hangi molotoflar düşesi karargahta karar verdiniz?
O genç kız savaş stratejinizin çökertilmesi gereken hangi kritik safhasını oluşturuyordu?
.....
Özür dilerim Serap!
Ne seni, ne 12 yaşındaki Uğur'u, ne 13 yaşındaki Ceylan'ı koruyamadık.
Bu haysiyetsiz savaşın en/tek masumları...
Çocuk ellerinizden öpüyorum.
Affedin bizi...