Tanrıya inanan insanlar , tanrının kendilerinden beklentilerinin ne olduğunu ,ne olabileceğini düşünmeli ve yaşam amaçlarını ve tarzlarını buna göre şekillendirmelidirler..
Bir taraftan tanrının ibadete ihtiyacı olmadığını söyleyip diğer taraftan "tanrı kendisine ibadet etsinler diye insanları yarattı" söylemi arasındaki çelişkiyi görmelidir..
Tanrının insanoğlundan beklentisinin ; sevgi,saygı,dayanışma,yardımlaşma,dostluk,barış gibi insani duygular içinde hareket eden,egolarını ve zaaflarını dizginleyen,kötülükten uzak duran ve kötülere karşı tavır koyan,dünyada barışın,huzurun ve adaletin sağlanması için katkıda bulunan,her türlü zulme,işkenceye,şiddete tepki veren,çevresine faydalı,üretken,çalışkan,dürüst bir kişi olmasıdır..
Kişi bu isteneni yerine getirecek şekilde bir irade ortaya koymalı ve yapacağı ibadeti de bu vasıflara,bu yapıya ulaşma için , çabalarının sürekliliğini sağlayacak konsantrasyon amacıyla ibadet etmelidir..
Bu bilince varan insan , dinlerin-peygamberlerin ve kitapların sadece Tanrının insanlardan beklentisini iletmek,duyurmak,uyarmak amaçlı bir araç olduklarını düşünecek ve tüm dinlere daha objektif bakabilecektir..
Yine bu bilinçteki insan , birgün inandığı dinin uydurma olduğu bilgisine-bilincine ulaştığında Tanrı inancı pek fazla bir sarsıntıya uğramıyacaktır..
|
Mutezile Diyor ki
"Peki; Bu Ehl-i Kitaba bir önerin var mıdır?
Sadece ''Allahın İpine''mi sarılsınlar sence?"
|
Bu forumu takip eden kitapehli arkadaşlarıma ;
Tanrının insanlardan beklentilerinin ve insanın mükemmel insan seviyesine ulaşabilme amacının öncelikli hedef olması gerektiğini belirtir, İnsanlara "İnanmayanlar cehennemliktir" söylemiyle tebliğ yerine;
"Ne olursan ol yeter ki insan-ı kamil olma yolunda ol" tebliğini tercih etmelerini öneririm..
Benim anlayışıma göre " Allah'ın ipine sarılmak" da budur zaten...