Yaradılış savunucuları yaşamın oluşma ihtimalinin çok zor bir olasılık olduğunu iddia edip yaşamın kaynağını ilahi bir güce, allaha bağlamaktadırlar. Onların iddiasına göre allah "ol" demeseydi yaşamın oluşması mümkün olamazdı.
Yapay ortamlarda gerçekleştirilen pek çok başarılı deney ise adeta allahın pabucunu dama atar niteliktedir.
Bu deneylerden ilki Miller Deneyi olarak da bilinen deneydir ve 1953 yılında gerçekleştirilmiştir. Stanley Miller kurdugu bir düzenekle, metan, amonyak, hidrojen ve sudan oluşan bir karışıma 150-200 bin voltluk bir elektrik akımı verdi ve organizmanın temeli olan proteinin yapı taşları olan aminoasitleri elde etmeyi başardı. Aminoasitlerin çeşitli dizilimlerle çok farklı proteinler meydana getirmeye yeterli olacağı ise zaten bilinen bir gerçekti.
Deney Pavlovskaia ve Peynskii tarafindan Rusya'da; Heyns, Walter, Meyer tarafindan Almanya'da; Abelson tarafindan ABD'de, cok farkli bilesikler ve gaz ortamlarinda tekrarlandi; oksidasyonun engellendigi ve metan, amonyak ve su buharinin oldugu kosullarda hep amino asitler ve organik maddeler olustu; Gabel ve Ponnamperuma, cok farkli enerji ortamlarinda (isi, radyasyon, lineer akseleratorden cikan parcaciklar, mikrodalgalar vb) benzer sonuclar buldular, ayrica bazi seker molekullerini de primordial ortamda (yani dünyanın ilk hallerine benzeyen ortamda) sentezlemeyi basardilar.
Genetik materyeli tasiyan DNA ve RNA'nin temel taslari olan nukleik asitlerin bazilari da ilk atmosfer sartlarinin farkli bicimlerde ele alindigi kosullarda kimyasal olarak sentezlendi ve nukleik asitlerin temel yapi taslarinin primordial ortamda yeterli temel madde ve enerji sonucunda kendiliginden olusabilecegi gosterildi.
Bu deneylerin önemi, nasıl ki suyun buharlaşması için ilahi bir gücün "buharlaş" demesi gerekmiyorsa ve 100 derecede kaynatılan suyun buharlaşmaktan başka şansı yoksa, aynı şekilde, elverişli koşullar oluştuğunda inorganik maddelerin tepkimeye girerek organik maddeler oluşturacağını, hatta aynı koşullar ne zaman tekrarlanırsa tekrarlansın her defasında organik maddeler oluşacağını kanıtlamasıdır.
Yaratiliscilar, ilk dunya kosullarinda amonyak olmadigini, Miller'in ise soguk tuzak denilen bir yontemle amino asitleri elde ettigini (Miller elde ettiği aminoasitleri hemen soğutmadığı takdirde ortamda bulunan diğer asitler yüzünden bozulduklarını görmüş ve deneye soğuk tuzak düzeneği ekleyerek bozulmamış aminoasitler elde etmişti), ancak yaradılışçılara göre bu soğuk tuzak düzeneği tam bir sahtekarlıktı çünkü dünyanın ilk dönemlerinde oluşacak aminoasitleri bu şekilde hemen oluşum sonrasında soğutarak bozulmalarını engelleyen bir unsur bulunmamaktaydı. Yaratılışçılar Miller'in kosullarinin bilincli olarak cok yapay hazirlandigini ve sonuclarin bilimsel bir sahtekarlik oldugunu söylediler.
Öncelikle Miller'in duzenegi tabii ki yapaydir; ama biyokimya'da yapay olmayan kosullarda kontrollu deney yapilamaz ki; soguk tuzak denilen ve reaksiyon urunlerini sogutan bir duzenek kullanilmis olabilir; ama doga'da bunun bir benzerinin var olmadigini soylemek, ustelik de 3.5-4.5 milyar yil oncesinde gelisen olaylardan cok emin ifadelerle bahsetmek ancak, Yaratiliscilar gibi bilimi ayaklar altina alan, cikaracaklari sonuclara onceden fikse olmus insanlarda gorulebilen bir dusunce hatasidir. Ornegin okyanuslarin tabanlarindaki sicak su kaynaklarinin birden soguyarak okyanusa karismasi bahsedilen "soguk tuzagi" dogal kosullarda olusturabilir; dogadaki bugun tahmin edilemeyen pek cok yapi bunu meydana getirebilir.
Yaratılışçıların Amonyak eleştirisi hakkında ise, otamda amonyakin cok az olmasi kosullarini Miller tekrar irdelemistir. Primordial kosullarda, atmosferin redukleyici (elektron kazandirma) ozellikte oldugu dusunulmektedir, ama kesinlesmis bir bulgu yoktur. Atmosferde varolan amonyak'in bir kisminin amonyum (NH4) iyonu olarak okyanuslarda cozunecegi bilinmektedir. atmosferde cok az miktarda amonyak olmasi kosullarinda bile, su ortamlarinda ya da sicak su kaynaklarinin oldugu, okyanusun sig ve atmosferle bulustugu sahillerde amonyum iyonu, atmosferde cok az miktarda bulunan amonyak, metan gazi ve karbon dioksitle reaksiyona girecek ve organik bilesikleri olusturacaktir. Miller, az miktarda amonyakin bulundugu ortamlarda yaptigi deneylerde bile organik maddelerin ve amino asitlerin sentezlenebildigini görmüştür.
alıntıdır:
http://bilimkulubu.boun.edu.tr/evrim/organik.html
Bu deneylere yaratılışçıların neden bu kadar tepki duyduğunu anlamak mümkün değil, neredeyse tüm Türkçe kaynaklarda Miller Deneyinin ne büyük bir sahtekarlık olduğunun iddia edildiğini gördüm(gerçi bu sitelerin yarısından çoğu harun yahya ve müridleri tarafından hazırlanmış). Bilimsel kurumların ve üniversitelerin kaynakları ise olaya çok farklı yaklaşıyor ve bu deneyleri çok önemli bulgular sağlayan son derece başarılı deneyler olarak nitelendiriyorlar.
Yaradılış iddiasını savunanlar neden bu bilim adamlarının yaptıkları deneyleri irdeleyip yalanlamak yerine cinlerin ya da ruhun varlığını kanıtlamaya çalışan deneyler yapmıyorlar acaba?
İlki daha ancak 52 yıl önce gerçekleştirilmiş bu deneylerin halen devam ettiği düşünüldüğünde yaratılış düşüncesini savunanların neden hertürlü kitle iletişim aracını kullanarak örgütlü bir karalama kampanyası başlattığını, neden sokaklarda ücretsiz harun yahya kitapları dağıtıldığını anlamak zor olmasa gerek. Dinin can çekişirken çırpınması şaşılacak bir davranış değildir. Bilim adamları bir bir dünyanın yuvarlak olduğunu ve kilisenin jeosantrik(dünya merkezcil) düşüncesinin asılsız olduğunu ilan etmeye başladığında da benzeri çırpınışlar yaşanmıştı ancak güneş o zaman da balçıkla sıvanamadı, gelecekte de sıvanamayacaktır.