
12-02-2006, 15:10
|
|
|
Allah'ın Bizim İbadetimize İhtiyacı varmı ki...
Allah'ın Bizim İbadetimize İhtiyacı varmı ki Kur'an'da Şiddetli ve Israrla Terk Edeni Cehennem Gibi Dehşetli Bir Cezayla Tehdit Ediyor?
Sual: Çok tenbellerden ve târik-üs salâtlardan işitiyoruz; diyorlar ki: Cenab-ı Hakk'ın bizim ibadetimize ne ihtiyacı var ki, Kur'anda çok şiddet ve ısrar ile ibadeti terkedeni zecredip Cehennem gibi dehşetli bir ceza ile tehdid ediyor. İtidalli ve istikametli ve adaletli olan ifade-i Kur'aniyeye nasıl yakışıyor ki, ehemmiyetsiz bir cüz'î hataya karşı, nihayet şiddeti gösteriyor?
Elcevab: Evet Cenab-ı Hak senin ibadetine, belki hiçbir şeye muhtaç değil. Fakat sen ibadete muhtaçsın, manen hastasın. İbadet ise, manevî yaralarına tiryaklar hükmünde olduğunu çok risalelerde isbat etmişiz. Acaba bir hasta, o hastalık hakkında, şefkatli bir hekimin ona nâfi' ilâçları içirmek hususunda ettiği ısrara mukabil, hekime dese: 'Senin ne ihtiyacın var, bana böyle ısrar ediyorsun?' Ne kadar manasız olduğunu anlarsın.
Amma Kur'anın, terk-i ibadet hakkında şiddetli tehdidatı ve dehşetli cezaları ise; nasılki bir padişah, raiyetinin hukukunu muhafaza etmek için; âdi bir adamın, raiyetinin hukukuna zarar veren bir hatasına göre, şiddetli cezaya çarpar. Öyle de; ibadeti ve namazı terk eden adam, Sultan-ı Ezel ve Ebed'in raiyeti hükmünde olan mevcudatın hukukuna ehemmiyetli bir tecavüz ve manevî bir zulüm eder. Çünki mevcudatın kemalleri, Sâni'a müteveccih yüzlerinde tesbih ve ibadet ile tezahür eder. İbadeti terkeden, mevcudatın ibadetini görmez ve göremez, belki de inkâr eder. O vakit ibadet ve tesbih noktasında yüksek makamda bulunan ve herbiri birer mektub-u Samedanî ve birer âyine-i esma-i Rabbaniye olan mevcudatı; âlî makamlarından tenzil ettiğinden ve ehemmiyetsiz, vazifesiz, camid, perişan bir vaziyette telakki ettiğinden, mevcudatı tahkir eder; kemalâtını inkâr ve tecavüz eder. Evet herkes, kâinatı kendi âyinesiyle görür. Cenab-ı Hak insanı kâinat için bir mikyas, bir mizan suretinde yaratmıştır. Her insan için, bu âlemden hususî bir âlem vermiş. O âlemin rengini, o insanın itikad-ı kalbîsine göre gösteriyor. Meselâ; gayet me'yus ve matemli olarak ağlayan bir insan, mevcudatı ağlar ve me'yus suretinde görür; gayet sürurlu ve neş'eli, müjdeli ve kemal-i neş'esinden gülen bir adam, kâinatı neş'eli, güler gördüğü gibi; mütefekkirane ve ciddî bir surette ibadet ve tesbih eden adam, mevcudatın hakikaten mevcud ve muhakkak olan ibadet ve tesbihatlarını bir derece keşfeder ve görür. Gafletle veya inkârla ibadeti terkeden adam; mevcudatı, hakikat-ı kemalâtına tamamıyla zıd ve muhalif ve hata bir surette tevehhüm eder ve manen onların hukukuna tecavüz eder. Hem o târik-üs salât, kendi kendine mâlik olmadığı için, kendi mâlikinin bir abdi olan kendi nefsine zulmeder. Onun mâliki, o abdinin hakkını, onun nefs-i emmaresinden almak için, dehşetli tehdid eder. Hem netice-i hilkatı ve gaye-i fıtratı olan ibadeti terkettiğinden, hikmet-i İlahiye ve meşiet-i Rabbaniyeye karşı bir tecavüz hükmüne geçer. Onun için cezaya çarpılır.
Elhasıl: İbadeti terkeden, hem kendi nefsine zulmeder; -nefsi ise, Cenab-ı Hakk'ın abdi ve memluküdür- hem kâinatın hukuk-u kemalâtına karşı bir tecavüz, bir zulümdür. Evet nasılki küfür, mevcudata karşı bir tahkirdir; terk-i ibadet dahi, kâinatın kemalâtını bir inkârdır. Hem hikmet-i İlahiyeye karşı bir tecavüz olduğundan, dehşetli tehdide, şiddetli cezaya müstehak olur.
İşte bu istihkakı ve mezkûr hakikatı ifade etmek için, Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan mu'cizane bir surette o şiddetli tarz-ı ifadeyi ihtiyar ederek, tam tamına hakikat-ı belâgat olan mutabık-ı mukteza-yı hale mutabakat ediyor.
|

12-02-2006, 17:48
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Arkadaşım;
Türkçe yazarsan anlayabiliriz ama ,
yazının 1. paragrafında kesmek zorunda kaldım..
Alıntı yaparken hiç olmazsa , okuyanlara işkence çektirmemek için ,
anlaşılmaz kelimeleri günümüz Türkçesine çevirin..
Hala kurtulamadınız Arapça-Farsça sevdasından!!
|

12-02-2006, 18:49
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 24 Jan 2006
Mesajlar: 109
|
|
|
panteidar Diyor ki
Arkadaşım;
Türkçe yazarsan anlayabiliriz ama ,
yazının 1. paragrafında kesmek zorunda kaldım..
Alıntı yaparken hiç olmazsa , okuyanlara işkence çektirmemek için ,
anlaşılmaz kelimeleri günümüz Türkçesine çevirin..
Hala kurtulamadınız Arapça-Farsça sevdasından!!
|
Evet ben de katılıyorum yarım yamalak bir şeyler anladım sadece, heralde böyle tuhaf kelimelerle yazınca daha üstünlük kazandıklarını sanıyorlar, yanımda Osmanlıca-Türkçe lügat mı bulundurcam her dakka?
Gün gelir rüzgar, fırtına olur
Dertleri gönül kendisi arar da bulur
Her gülüş cevap, her cevap günah
Olmuyor ne yapsan, içinde kopar bir isyan
Tanrı unutmuş olsa da
Vur durma vur yüreğim vur
Olan olmuş ne olur
Hayata bir daha vur
|

12-02-2006, 19:14
|
|
|
Bunlar avama yazmıyor 
Sağdan soldan copy yaparak birşey yazdıklarını sanıyorlar.
Okumaya bile değmez.
Bu konudaki anlayışımı zaten foruma yazmıştım.
Topık açacağına okusun orada cevap versin, özgür tabi düşünmeye cesareti varsa.
Sağdan soldan alıntı yapacaksa ona da gerek yok.
|

12-02-2006, 19:27
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 04 Jan 2006
Mesajlar: 709
|
|
Mamuli,Xander85...
Böyle saçma sapan yazıları okuyup cevap yazarak öne çıkarmayın.
Bu yazdığım son olsun..
Kürt çalsın..çingen oynasın..
Kendi kendilerine...
İtibara gerek yok..
Bu yine efendice yazıyor..
Ama yazdıkları bu site ile uyumlu değil..
Saf saf..imanlarının çok doğru olduğu inancıyla..
seni beni imana getirir de ,cehennemden kurtarır(..!!!  ..???) diye uğraşıyorlar..
Boşuna gayret..Kendi sitelerine gidip,hem baş ağrıtmasalar..
hem de komik olmasalar iyi olacak..
|

12-02-2006, 19:30
|
|
|
panteidarbu yazılar Türkçe. Bu yazılar bana ait değil, Risale-i Nur'lardan alıntıdıur. Eski Türkçe bu. Ne yapalım malesef zamanla Türkçe'nin birçok özelliği değiştirildi. Bunu sadece ben söylemiyorum bir kaç ay önce muhtemelen Risale-i Nur yazılarından haberinin olmadığını sandığım bir bayan açıklama yapmıştı. Aynı şeyleri savunuyordu. Bunun için anlamakta biraz zorluk çekmeniz normaldir. Bence tüm yazılanları anlamamış olamazsınız. Eğer anlamadığınız paragraf veya kelimeler varsa açıklayabilirim.
|

12-02-2006, 19:39
|
|
|
aldostu kardeşim veya arkadaşım,
Bizlerin seni cehennemden kurtarmak haddimiz olmadığı gibi senin de forumda yazdığımız yazılara laf atman HADDİN DEĞİLDİR. Lütfen biraz daha hoşgörülü ol. Veya bi daha bu yazılanlara HAKARET ETME. Bu yazılar senin düşüncene, felsefene ters gelebilir belki ama, hakaret etmeni gerektirmez.
|

12-02-2006, 20:42
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
asdf kardeşim;
Risale-i Nur üzerine en yoğun eleştiriler , anlaşılmaz olan Türkçe'sinden dolayıdır..
Tabi eleştirilen taraflar çoktur da..
Özellikle , sanki böylesi daha müslümanca imiş gibi , eski dilde diretilmektedir..
Dolayısıyla , süslü (!) Arapça kelimelerle risalelere nurlu bir hava verilme gayesi vardır..
Ayrıca , dil devrimine olan bir muhalefet anlayışından kaynaklanır..
Ben bir Nurcu görmedim ki bugüne kadar , dil devrimini , latin harflere geçişi eleştirmiş olmasın..
Risalelerin hangisini okumaya kalktıysam , hep daha başlarda bırakmışımdır..
Üstadın (!) talebeleri , bir zahmet emek verse de , bu kitapları halkın anlayacağı dile çevirse , bizler anlıyamıyorsak , halk ne yapsın?
Derseniz ki , "anlaşılması beklenmiyor zaten , anlıyanlar halka anlatır"
O zaman yazmanıza da gerek yok..
Yazdığınız takdirde de , çevirip öyle yazmalısınız..
|

12-02-2006, 20:48
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Allah'ın Bizim İbadetimize İhtiyacı varmı ki Kur'an'da Şiddetli ve Israrla Terk Edeni Cehennem Gibi Dehşetli Bir Cezayla Tehdit Ediyor?
Sual: Çok tenbellerden ve târik-üs salâtlardan işitiyoruz; diyorlar ki: Cenab-ı Hakk'ın bizim ibadetimize ne ihtiyacı var ki, Kur'anda çok şiddet ve ısrar ile ibadeti terkedeni zecredip Cehennem gibi dehşetli bir ceza ile tehdid ediyor. İtidalli ve istikametli ve adaletli olan ifade-i Kur'aniyeye nasıl yakışıyor ki, ehemmiyetsiz bir cüz'î hataya karşı, nihayet şiddeti gösteriyor?
Elcevab: Evet Cenab-ı Hak senin ibadetine, belki hiçbir şeye muhtaç değil. Fakat sen ibadete muhtaçsın, manen hastasın. İbadet ise, manevî yaralarına tiryaklar hükmünde olduğunu çok risalelerde isbat etmişiz. Acaba bir hasta, o hastalık hakkında, şefkatli bir hekimin ona nâfi' ilâçları içirmek hususunda ettiği ısrara mukabil, hekime dese: 'Senin ne ihtiyacın var, bana böyle ısrar ediyorsun?' Ne kadar manasız olduğunu anlarsın.
Amma Kur'anın, terk-i ibadet hakkında şiddetli tehdidatı ve dehşetli cezaları ise; nasılki bir padişah, raiyetinin hukukunu muhafaza etmek için; âdi bir adamın, raiyetinin hukukuna zarar veren bir hatasına göre, şiddetli cezaya çarpar. Öyle de; ibadeti ve namazı terk eden adam, Sultan-ı Ezel ve Ebed'in raiyeti hükmünde olan mevcudatın hukukuna ehemmiyetli bir tecavüz ve manevî bir zulüm eder. Çünki mevcudatın kemalleri, Sâni'a müteveccih yüzlerinde tesbih ve ibadet ile tezahür eder. İbadeti terkeden, mevcudatın ibadetini görmez ve göremez, belki de inkâr eder. O vakit ibadet ve tesbih noktasında yüksek makamda bulunan ve herbiri birer mektub-u Samedanî ve birer âyine-i esma-i Rabbaniye olan mevcudatı; âlî makamlarından tenzil ettiğinden ve ehemmiyetsiz, vazifesiz, camid, perişan bir vaziyette telakki ettiğinden, mevcudatı tahkir eder; kemalâtını inkâr ve tecavüz eder. Evet herkes, kâinatı kendi âyinesiyle görür. Cenab-ı Hak insanı kâinat için bir mikyas, bir mizan suretinde yaratmıştır. Her insan için, bu âlemden hususî bir âlem vermiş. O âlemin rengini, o insanın itikad-ı kalbîsine göre gösteriyor. Meselâ; gayet me'yus ve matemli olarak ağlayan bir insan, mevcudatı ağlar ve me'yus suretinde görür; gayet sürurlu ve neş'eli, müjdeli ve kemal-i neş'esinden gülen bir adam, kâinatı neş'eli, güler gördüğü gibi; mütefekkirane ve ciddî bir surette ibadet ve tesbih eden adam, mevcudatın hakikaten mevcud ve muhakkak olan ibadet ve tesbihatlarını bir derece keşfeder ve görür. Gafletle veya inkârla ibadeti terkeden adam; mevcudatı, hakikat-ı kemalâtına tamamıyla zıd ve muhalif ve hata bir surette tevehhüm eder ve manen onların hukukuna tecavüz eder. Hem o târik-üs salât, kendi kendine mâlik olmadığı için, kendi mâlikinin bir abdi olan kendi nefsine zulmeder. Onun mâliki, o abdinin hakkını, onun nefs-i emmaresinden almak için, dehşetli tehdid eder. Hem netice-i hilkatı ve gaye-i fıtratı olan ibadeti terkettiğinden, hikmet-i İlahiye ve meşiet-i Rabbaniyeye karşı bir tecavüz hükmüne geçer. Onun için cezaya çarpılır.
Elhasıl: İbadeti terkeden, hem kendi nefsine zulmeder; -nefsi ise, Cenab-ı Hakk'ın abdi ve memluküdür- hem kâinatın hukuk-u kemalâtına karşı bir tecavüz, bir zulümdür. Evet nasılki küfür, mevcudata karşı bir tahkirdir; terk-i ibadet dahi, kâinatın kemalâtını bir inkârdır. Hem hikmet-i İlahiyeye karşı bir tecavüz olduğundan, dehşetli tehdide, şiddetli cezaya müstehak olur.
İşte bu istihkakı ve mezkûr hakikatı ifade etmek için, Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan mu'cizane bir surette o şiddetli tarz-ı ifadeyi ihtiyar ederek, tam tamına hakikat-ı belâgat olan mutabık-ı mukteza-yı hale mutabakat ediyor.
|

12-02-2006, 21:57
|
|
|
panteidar bu soruları sorduğunuz için teşekkürler. Bu konu hakkında link verirsem daha iyi olacak galiba. Risale-i Nur'ların dilinin neden böyle olduğu hakkında. İnş. merak eden buyursun baksın. Yazı çok uzun olduğu için yazmadım.
http://www.koprudergisi.com/index.as...azi&YaziNo=547
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:36 .
|