ankyra´isimli üyeden Alıntı
Ancak Marx, insanın yabancılaşmasına yol açan tek, hatta birincil kaynağın din olmadığını da söyler. Başka bir deyişle, bütünlüklü sistem geliştirme gibi özel uğraşlar dışında din, insan aklının özgürleşmesinin ve iyiyi aramasının önündeki birincil engel değildir. Dolayısıyla, insanlığın kurtuluşu için mücadele edenlerin öncelikle ve özellikle dinin üzerine gitmesinin anlamlı olacağı söylenemez.
Bir de, Marx’ın sıkça çarpıtılan veya yanlış aktarılan “afyon” meselesini hatırlamak gerekir. Marx, dinin insanları uyutmak ve mütevekkil kılmak için onlara dışarıdan dayatıldığını söylemez; çektikleri acılar ve yaşadıkları çaresizlikler nedeniyle insanların kendilerinin dine sarıldıklarını söyler.
sevgili güneşinzaptıyakın arkadasım sızce bırıncı neden nedir ? yazardan anladığım kadarıyla dın değil birinci neden
|
Sevgili ankyra:
Marks'ın tahlili elbet doğrudur ve İnsanlık tarihi aynı zamanda dinlerin iki yönlü çıkarlar ve erke sahip olma tarihidir. Kitleler yaşadıkları kötü şartların içerisinde bir dayanak noktası olarak dini kullanırlar doğrudur fakat yukardaki çıkarsamaya bakacak olursak bu İnsanlar aynı zamanda samimidirlerde inançlarında, yani inanma olayı psikolojik bir kaçış noktası değildir, bizzat yaşamın kendisidir onlar için. Soyut bir kavram değilde bizzati gerçeğin kendisidir, doğal olarakta siyaset ve kendi kazanımlarından da daha önemlidir bu kitle için.
Salt din bir kitleyi yönlendirme adına elbet yetersizdir, onu etkin bir güç haline getiren hem içinde barındırdığı bu Dünya'yı şekillendirme yetisi hemde gene içinde bulunan siyasi yapılanması nedeniyle mevcut siyasi sistem ve rejimlere rakip olması yada onlarla müttefik olabilmesidir. Mevcut siyaseti kendi lehine kullanabilme yetisine sahip olması, kitleleride kendi lehine hareket ettirebilme ve kullanabilme gücünede sahip olmasını doğurur. Bu haliyle din kitlelerin içinde ve kendi çıkarları doğrultusunda yönlendiren bir kurum olarak yaşar, Marks'ın tanımlaması ise bu noktada yaşayan bir hale bürünür.
Tüm bu özetle bahsettiğim nedenler ve sonuçlar neticesinde, birincil bir sebep aramak doğru olmaz kanaatime göre, bir çok etken neticesinde mevcut sonuca ulaşılır.
Bu konu sık sık tartışılan bir konudur, yani dinler afyonmudur? değilmidir? benim dikkat çekmek istediğim ise; yaklaşık 80-90 yıldır aktif bir şekilde örgütlenme ve mücadele içinde olan sosyalizm'in, gelinen noktada kendini hala kitlelere ve özellikle kendi tabanı olması gereken proleterya'ya anlatamamış olmasıdır. Ülkedeki en örgütlü ve bilinçli kitle olan Tekel işçileri bile bu kadar seneden sonra yukardaki olayı yaşıyorsa eğer, sosyalistlerin şapkalarını önüne koyup düşünmeleri gerekir bence. Eğer kendi tabanına anlatamıyorsan bir şeyleri tüm topluma nasıl anlatabilirsin? Elbette din salt kurum olarak bile toplumun yönetimini üstlenip sermaye yönünde bir çok şeyi dayatırken, salt kurum olarak statükocu yapısı ile bile kitlelerin aleyhine çalıştığını düşünecek olursak, sosyalizm'in geldiği nokta oldukça vahim görünmektedir.