saroz´isimli üyeden Alıntı
Piyasa ile devleti ayırmak oldukça ilginç bir çaba. Bu ifadeyi okuyunca aklıma 1990 lı yıllardaki iç borçlanma yöntemi geldi.
TC. Merkez bankası iç borçlanma için (rakamları atıyorum), %70 faizle 6 aylık para satın alıyor. Bizim piyasa denilen özel besleme sektörümüz hiç sevmediği devletin bankasından (ziraat bankası) % 50 faiz ile 6 aylık kredi alıyor.
Bu krediyi nerede kullanıyor dersiniz. Fabrika kurup dünyayla rekabet edecek değilmi
Yok canım, devletin bankasından %50 faizle aldığı parayı, devletin hazinesine %70 ile satıyor. Devletin sol cebindeki para sağ cebine giderken %20'yi piyasaya pardon özel girişimciye emziriyor.
Devlet ve piyasa farklı demek ha, sayın Sangre kitaplardan başınızı kaldırıp biraz hayata bakın.
|
Eğer piyasa ve devlet ayrımını bilmiyorsan, kusura bakma ama ekonomi hakkında hiçbir şey bilmiyorsun demektir.. Çünkü tüm ekonomi teorisi, piyasa ve devletin ne kadar etkin olması gerektiği üzerine inşa edilmiştir..
'Parz arzını arttırmak' olarak verdiğim örneğin yukarıdaki örnekle alakası yok.. Ama yukarıdaki iddianı da ayrıca kanıtlarsan, memnun olurum.. Çünkü bu haliyle sadece bir iddia olarak kalmakla birlikte, benim için bir şey ifade etmiyor.
Benim söylemek istediğim konuya gelirsek; Friedman'ın 29 krizini analiz ettiği 'Birleşik Devletlerin Parasal Tarihi' eserinde söylediği gibi; Kriz piyasanın değil, devletin uyguladığı (aslında uygulamadığı) para politikasıyla doğrudan ilgilidir.. Söylediğine göre 'Eğer Merkez Bankası (FED), nakit sıkıntısına girerek batan bankalara yönelik (panik halindeki bireylerin paralarını çekmesinden dolayı), yüksek faiz ve sıkı (arzı azaltıcı) para politikası uygulamasaydı, kriz bu kadar büyümeyecek ve zamanında piyasaya nakit sürüldüğü için atlatılacaktı'
29 Krizinden önce para arzının 3'te bir daraldığını, Friedman istatistiki bilgilerle kanıtlamıştır.. Ve devletin buna karşın hiçbir şey yapmaması, tarih sayfalarında yerini almıştır..
Friedman'ın da nobel ödüllü bir ekonomist olduğunu ve bugün en saygın ekonomistler arasında kabul edildiğini belirtmem gerekir.. Hatta günümüzde FED'in başında olan Bernanke, Friedman'ın Buhran dönemindeki analizinde haklı olduğunu, hatalı olanın sıkı para politikası uygulayan FED olduğunu belirtmiştir.
Benim de bir Liberal olarak kabul ettiğim, Friedman'ın 'Devlet ve Piyasaya müdahalesi' hakkında görüşleri şu şekilde;
19. yüzyılın Neo-Klasik anlayışında Dikotomi adını verdikleri, piyasada iki kısım vardır.. Parasal ve reel kısımlar.. 19. yüzyıldaki Neo-Klasik akım olan Marjinalistlere göre, bu iki kısımın birbirine etki etme durumu yoktur.. Parasal değişkenler, reel değişkenleri etkilemez..
Ama Friedman'ın 'Paranın Miktar teorisi'ne göre, enflasyonun ve bununla birlikte piyasadaki bozulmanın ana sebebi parasal değişkenlerin reel değişkenleri etkilemesidir.. Piyasadaki istikrarsızlığın sebebi, devletin uyguladığı para politikasıdır.. Bu yüzden merkez bankaları, iktidarların siyasi eğilimlerinin etkisi altında kalmamalıdır.. Merkez bankaların bağımsızlığı istikrar için önemlidir.
saroz´isimli üyeden Alıntı
Sayın sangre, 100 liraya satılan bir mal üretmek için 60 lira harcıyorsanız, ve bu 60 liranın 30 lirası işçilik gideri ise bu 30 lirayı 20 liraya düşürdüğünüzde fabrika sahibinin karı 40 liradan 50 liraya çıkar. Bunun ispata ihtiyacı varmı yahu?
İstatistiklere baktığınızda çalışan sayısı+işsiz sayısı üretilen ürünlerin tüketici müşterileridi de aynı zamanda. Uzaylılar satın almadığına göre bu insanlar alıyor.
Kira geliri veya faizle geçinen insanların tüketimi belirleyecek sayıda olduklarını düşünmüyorsundur umarım?
|
Bunun ispata ihtiyacı var mı demişsin.. Söylememe gerek var mı?.. Elbette temellendirmeye ihtiyacı var.. Bu haliyle benim için her hangi bir şey ifade etmiyor.
Sen kendi iddianı kanıtlayana kadar, ben farklı ekonomistlerin adlarını vererek aksini kanıtlayayım o zaman;
Günümüzde ağırlıklı olarak iki ücret teorisi kabul ediliyor.. Biri
'Marjinal verimlilik', diğeri
'Etkin Ücret Teorisi'..
Etkin ücret teorisini Neo-Keynesyenler geliştirmiştir.. Bu teori, ücretlerin aşağıya doğru katı olmasını (sendikalardan dolayı) varsayım olarak almıştır.. Bu katılığın doğal sonucu olarak da, emek piyasasında gayri-iradi işsizliğin var olduğunu kanıtlamışlardır..
Ücret katılığının ortaya çıkmasının sebeplerini ise, Keynesyenler şöyle sıralamışlardır;
toplu pazarlık, tekelci birlikler (birliktelikler), piyasa yanılsamaları, işlerin kesintiye uğraması (hold-up) problemleri, çoklu denge koşulları, ikili emek piyasaları, ters seçimler, işsizliğin kötü algılanması (the stigma of unemployment), işten kaçınma, sektörlerarası yeniden dağıtım (dağılım), personel araştırması ve yeni personel alımı ile ilgili maliyetler, adaleti sağlama çabaları, içerdekiler dışardakiler meselesi, menu maliyetleri ve daha fazlası gibi faktörleri içeren çeşitli alternatif açıklamaları söz konusudur.
Truman F. Bewley’in 1990-91 yıllarındaki resesyon boyunca ücretlerin neden düşmediğini araştırdığı araştırmasında,
ücret indirimlerini engelleyen temel faktörün psikolojik moral faktörü olduğunu tespit ettiğini belirtmektedir.
Bewley’e göre, bir firmanın işgücünü oluşturanlarda moral düzeyinin iyi olması, işçilerin verimliliğini, çabalarını, yaratıcılıklarını ve ortaklıklarını artırmak ve devamsızlık ile turnover’ı azaltmak yoluyla firmanın karlılığını pozitif yönde etkilemektedir. İyi motive edilmiş işçiler iyi müşteri hizmeti sağlama eğilimindedirler ve bu özellikleriyle firmanın iyi bir nam sağlamasına katkıları olur. Aksine moraller güçsüz olursa, işçiler firmalarının amaçlarına karşı duyarsız olacaklardır.
Bu teoriye göre, işçiler, parasal ücretlerde yapılacak bir indirimi düşmanca bir eylem olarak nitelendirmektedirler. Ücret indirimleri, işçilerin yaşam standartlarının düşmesine dolayısıyla da morallerinin ve ardından da firmanın karlılığının düşmesine neden olacaktır. Bu nedenle firmalar, sonuçları itibariyle, ücret indiriminin, işsizliğin artmasından çok daha kötü bir fikir olduğunu düşünürler. Buna yolaçmamak için firmalar, talep yetersizliği ile karşılaştıklarında, uğradıkları mali güçlük karşısında, ücret indirimini değil de işçi çıkartmayı tercih ederler.
-----------
Howitt, Robert M. Solow’un <<‘Another Possible Source of Wage Stickiness’, J. Macroecon. 1:1, 1979, pp. 79-82>> isimli eserinde, etkin ücret teorisine temel oluşturmak üzere, işçilerin çabasının sadece maddi teşviklere değil aynı zamanda moral teşviklere de bağlı olduğunu yazdığını, belirtmektedir.
Howitt, nominal ücret katılığının aşağı doğru olduğunu, yukarı doğru nominal ücret katılığının olmadığını belirtmektedir. Nominal ücret katılığına olan duyarlılığın reel ücret katılığına olan duyarlılıktan fazla olduğunu ve bunun da, parasal yanılsamanın güçlü bir şekilde var olmasından kaynaklandığını ve aşağı doğru nominal ücret katılığı nedeniyle fiyat sisteminin düşük enflasyonun olduğu ekonomilerde daha iyi işlediğini söylemektedir (Howitt, 2002, 125-130, 136-137).
--------
Yukarıda Etkin Ücret teorisine ait ifadelerde, aşağıdaki doktora tezinden yararlanılmıştır;
http://library.cu.edu.tr/tezler/6797.pdf
Sonuç olarak diyebiliriz ki, senin ifade ettiğin gibi firma sahibi reel ücretleri azaltmamakta, aksine daha verimli olabilmeleri için reel ücretlerde artışlar yapmaktadır.. Ama resesyon dönemlerinde, reel ücretleri azaltmak yerine işçi çıkarmayı tercih etmektedir.. Yukarıdaki tezde de, Türkiye'de belli dönemler için imalat sanayiinde bu teorilerin ne kadar etkili olup olmadığı çeşitli istatistiki verilerle analiz ediliyor.. Merak edenler, daha ayrıntılı inceleyebilirler.
Ayrıca Türkiye dahil çeşitli piyasa ekonomisi ülkelerini incelersen, reel ücretlerde artışlar yaşandığının, daha doğru ifadeyle insanların satın alma güçlerinin, hayat standartlarının yükseldiğini görebilirsin.. Yani firmaların daha fazla kar sağlamak için ücret düşürmesi gibi bir şey söz konusu değildir.. Bunu ancak ekonomiyi bilmeyen biri söyleyebilir.