Benzer sorunla aradan geçen yaklaşık iki bin üç yüz yıl sonra çağdaş siyaset felsefesinin önemli simalarından John Rawls karşılaşır. Ancak Rawls'un ne bir kral dostu vardı, ne de kuramını herhangi bir ülkede uygulama macerasına tutulmuştu. Onu Platon'la benzer kılan, Sidgwick ve Mill'den sonra Anglo-Sakson siyaset felsefesi geleneğinin en önemli yapıtı olarak nitelendirilen Bir Adalet Kuramı (1971) adlı kitabında temellendirdiği kuramı uygulanabilirlik bakımından savunulamaz görerek Siyasi Liberalizm (1993) adlı kitabında değiştirmesidir. Ancak, Platon'un aksine, Rawls her zaman kuramsal temellendirmenin uygulanabilirlik niteliğini de içermesi gerektiğini savunmuştur.
Bu yazının amacı John Rawls'un adalet anlayışına ilişkin her iki kitapta savunduğu görüşleri kısaca özetleyerek ikinci kitabında ileri sürmüş oîduğu liberal siyaset kuramının hiç bir felsefi, metafiziksel yada bilgibilimsel "doğru(luk)" kavramına başvurmadan savunulması gerektiğine ilişkin görüşünü tartışmaktır. Bir liberal siyasi kuramı, kendisinin "doğru", aynı zamanda onunla çelişen görüşlerin de "yanlış" olduğunu ileri sürmeden temellendirmek olanaklı mıdır? Rawls'un "sakınma yöntemi" diye adlandırdığı bu görüş savunulabilir mi? Böyle bir yaklasim-Rawls'a göre, çağdaş liberal demokratik toplumların bir olgusu olan, her zaman da olgusu olacak olan- birbirleriyle uzlaşmaz felsefi, dini ve moral doktrinler arasında liberal siyasi adalet ilkeleri üzerinde ortak-uzlaşma sağlamaya yönelik pratik bir katkı sağlar mı?
Makalenin tamamı için;
http://dusundurensozler.blogspot.com...ksel-veya.html