Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika > Tarih

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 24-05-2010, 19:32
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Ulusun İcat Edilişi

Shlomo Sand’un 2008’de yayinladigi „Invention of the Jewish People“ (Yahudi halkinin uydurulmasi) adli kitabi 2010 yilinda Almanca’ya cevrildi ve Almanya’da genis tartismalara yolacti. Shlomo Sand, 1946’da Linz’de (Avusturya) Polonya asilli Yahudi bir ailenin cocugu olarak dogmus. 1949 yilinda ailesi yerlesmek icin Israil’e gitmis. Paris’te sosyal bilimler okuyan Sand, Tel Aviv üniversitesinde tarih dersleri veriyor. Israil’in ileri gelen entellektüellerinden biri sayilan Sand Israil’in Filistinlilere karsi uyguladigi politikayi siddetli sekilde elestirmesiyle taniniyor.

Sand’in kitabi, Yahudi tarihi ile ilgili actigi tartismalar dolayisiyla ilginc oldugu kadar, ulus ve ulusallasma sürecine iliskin yaklasimiyla da ilgi cekici. Sand, Yadudi toplumunun gercekte bir etnik topluluk olmadigini, bir dinsel topluluk oldugunu anlatiyor. Filistinlilerin ve Yahudilerin ayni etnik kökene sahip oldugunu biliyoruz. Filistinlilerin, aslinda etnik acidan 2. dünya savasi sonrasi Avrupa’dan Israil’e dönen Yahudilerden daha fazla oranda kutsal kitapta anlatilan Israillilerin torunlari oldugunu söylüyor.

Sand’in kitabinin ilk bölümü halk, etni, irk, ulus/millet gibi kavramlari, milliyetciligin cözümlenmesine iliskin tartismalari ve ulus anlayisinin yerlesmesinde etkin olan entellektüellerin rollerini acikliyor. Bu tartismalar aslinda bizim icin de ilginc olabilecegi icin bu bölümün bir özetini yapmaya calisacagim. Bu arada kitabi okumak icin Almanca’min cok yeterli olmadigini, biraz da Almanca’mi gelistirmek icin okudugumu, bu yüzden yanlis anladigim yerlerin olabilecegini belirtmem gerekiyor.

Sand, kitabinin girisine bir bilimsel metinde sik rastlanmayan bir bölüm koymus. 3 ayri öyküde 7 kisinin hayat öyküsünü anlatmis bize. Her biri birbirinden ilginc bu kisilerin hepsi de Sand’in tanimis oldugu yada akrabalari olan kisiler ve bizi daha kitabin basinda Israil vatandasliginin nasil olustugu konusunda afallatiyor. Lodz’dan gelen komünist Scholek’in oglundan Barcelona’dan gelen anarsist Bernardo’ya, Filistinli Mahmud ve Mahmut Darwish’e, Tel Aviv üniveristesinden Larissa’ya deginen öykülerde, aslinda Israilli kimliginin nasil bir anlasilmazlik tasidigini hissediyorsunuz.

Sand, kitabin ilk bölümünde „halk“ ve „etni“ kavramlari üzerinde duruyor. Ibranice halk anlamina gelen sözcük olan „Am“ kutsal kitap kaynakli bir sözcük ve diger dillerdeki narod, people, peuple anlaminda kullaniliyor. Bati dillerinde „insan“a daha yakin görünen bir anlam tasiyor. Sözcügün gecmisteki özensiz ideolojik kullanimlarindan dolayi ciddi tartismalarda pek tercih edilmedigini, bu yüzden en iyisinin tarihsel olarak nasil kullanilmis olduguna bakmayi öneriyor Sand.

Avrupa’da oldugu gibi bircok tarimsal toplulukta 18. yüzyila kadar, bu sözcügün kralliklarin, prensliklerin yada imparatorluklarin egemenlik sahasindaki insanlar icin tebaa, uyruk anlaminda kullanildi, hicbir zaman bir ortak üst kültür anlaminda kullanildi. Egemenler icin uyruklarinin onlari sevmesi önemli degildi, egemenliklerini onlara „halk“ degil tanri bagisliyordu. Bunun icin uyruklarini ikna etmeleri yada bir konsensüse varmalari gerekli degildi.

1800’lerde Nasyonalizm tarih sahnesine cikti. Bircok toplulugu saran bu ideoloji ve mentalitede „halk“ sözcügü tereddüt edilmeden, yeni insa edilen „ulus“ sözcügünü gecmisini ve devamliligini iddia edebilmek icin kullanilmaya baslandi. Cok eski dönemlerden beri olagelen bir takim kültürel, dilsel ve dinsel elementleri „halk tarihi“ni yazmak ve „ulus“u insa icin gerekli idi. „Halk“ kavrami gecmis ve gelecek arasindaki catlagi dolduracak bir köprü islevi görecekti. Yeni ulusal devletlerin profesyonel tarihcileri bu kavrami hic cekinmeden kullandilar. Bu sürec 19. yüzyilin sonunda uyarici bir sonuca yol acacakti: Sik sik kullanilan ve yumusak bir kavram olan „halk“ kolay bir sekilde problemli bir kavram olan „irk“ kavrami ile birlestirildi. Bu iki kavram birbirinin destekcisi, tamamlayicisi yapildilar.

20. yüzyilin basinda yasanan kanli bir sürecin sonrasinda tarihciler ve bilimadamlari „irk“ terimini defterden silip, yerine „etni“ (Yunanca ethnos) terimini kullanmaya basladilar. „Etni“ eski „irk“ ve „halk“ sözcüklerinin arasinda bir yerde, ikisinden bir birlesim sayildi ve bilim dünyasinda yaygin kabul gördü. Bu sözcük de cok kolayca kullaniliyordu, ama aslinda anlam muglakligi sürüyordu. Bir kisim bilim adami icin, degisik bicimler alarak cözülmesine ragmen varligini halen sürdüren antik bir topluluk bicimi idi. Bir diger kismi ise „halk“ terimine „irk“ anlami verilmesine benzer sekilde, „etni“ terimine de ayni anlami yüklüyordu. Tarihsel ve kültürel birliklerin gelisim süreci üzerine bircok arastirma yapildi ve sonuclar bizi daha da belirsiz noktalara götürdü. Nasyonalizm arastirmacilarindan Anthony D. Smith, „etno-sembolik“ yaklasim tarzi diye bir aciklama yapti. Smith’e göre etnik topluluk „belli bir isim ve bir ortak baba mitosu olan, ortak bir tarih hafizasi olan, bir veya daha fazla kültürel temelleri bulunan, bir ortak ülkesi olan ve belli bir ortak dayanisma anlayisa sahip insanlar toplulugudur.“ Ingiliz arastirmaciya göre „etni“ gercek bir tarihe ihtiyac duymaz, bir mit bu ihtiyaci karsilamaya yeterli olur. Smith’in „etni“ formülasyonu Siyonistlerin Yahudilerin tarihsel rolleri konusundaki anlayislarini, gecmisteki „Panslavizm“ akimini, Hint-Avrupa veya „Aryan“ligi, hatta ABD’de yasayan zenci Yahudilerin durumunu bile acikliyordu.

21, yüzyilin dönümünde Fransiz filozofu Etienne Balibar („Irk Ulus Sinif: Belirsiz Kimlikler“ kitabina bakin) bu kavramin tamamen kurgusal (fiktiv) bir kimlik oldugunu ortaya koydu. Balibar uluslarin etnik olmadigini, „etnik köken“ diye birsey olmadigini, bunun kanitlanamadigini ileri sürdü. Balibar’a göre uluslar zaten var olan, kökenleri olan seyler degildi, bizzat nasyonalizm sayesinde yaratilmis bir kavramdi. 18. yüzyila kadar belli bir egemenlik alaninda yasayan insanlara daha cok yönetici elitlerin taktigi bir isim olan „halk“ kavrami ayni Arsimed’in kaldiracindaki kritik nokta gibi, yeni bir „ulus“ formu üretmek icin kullanilmisti. Modern kültür düzenli sekilde "halk"i yokedip, „ulus“u yaratiyordu, buna da „Ulusal insa“ deniliyordu.

„Ulusal insalar“ o belli bölgelerde yasamakta olan diger dilsel-kültürel azinliklarda da bir reaksiyon ve yeni bir kimlik bilinci olusmasina yol aciyor ve bu gruplarin entellektüel elitleri de belirsiz olan farklari daha kalin cizgilerle anlamlandirmaya yöneliyordu. Bir sonraki adim ise kendi kaderini belirlemek icin verilen mücadele yada ulusal ayrilik oluyordu.

Antik dönemlerin gruplandirmalarinda dinsel özellikler (Ritüeller, Kültler, Ibadetlerm Dualar, Semboller vb.) önemli bir rol oynuyordu. Aralarindaki detay farklarina karsin, Belcika, Pakistan, Irlanda ve Israil gibi örneklerde bu özellikler bir ulusu insa etmek icin gereken hammaddeyi saglayan dinsel inanislar oldular. Buna karsin, dinsel elementlerin „ulusal insa“da kullanilis bicimlerinin farklilik gösterdigini unutmamak gerekir. Politik ve entellektüel elitler artik antik dönemlerin dinsel felaketciligini birakilmis, insanlara kaderlerinin kendi ellerinde oldugu vaaz edilip, ulusal tarihler „olusturuluyordu“.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/

Konu sargon tarafından (24-05-2010 Saat 20:13 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 24-05-2010, 20:12
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart

"Invention of Jewish People" yada "Die Erfindung des Jüdishen Volkes" basliginin "ulusul kesfi" yada "ulusun icad edilmesi" seklinde degil de "ulusun uydurulmasi" seklinde cevirmenin daha dogru olduguna karar verdim, o yüzden basligi da "ulusun uydurulmasi" seklinde degistirdim.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 24-05-2010, 21:49
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger sargon

Bence "invention" a en uygun, Turkce karsiti, bu baglamda "icat" tir. Yani, "Yahudi halkinin icad edilisi"

(When and How was the Jewish People Invented?), verdigin linkteki tercume gerektiren kisim bu. "Yahudi halki/toplumu, nasil ve ne zaman icad edildi?

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 24-05-2010, 22:54
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart

Tesekkürler evrensel insan. Ben de bir türlü karar verememistim. Ulusun icat edilisi olarak degistiriyorum.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 24-05-2010, 22:59
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger sargon;

Birsey degil, yalniz; ulus cok genel bir kavram. Basligi gorenler, tarihte ulusun icad edilisi olarak algilayabilirler. Eger mesajin, belirli bir ulusa ait ise, ki oyle; o zaman basligin basina da "yahudi" yi eklemen ve "Yahudi Ulusu' nun Icad Edilisi" demen, daha mantikli, uygun ve tutarli olmaz mi?

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 25-05-2010, 00:23
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart

Ulus - Sinirlama ve Dislama

19. yüzyilda cok sey yazilmis olmasina karsin, ulus fenomeninin ardinda yatan mantigi aciklamak icin ne Tocqueville veya Marx, ne Weber veya Durkheim pek birsey yazmadi. "Sinif", "demokrasi", "kapitalizm", "devlet" gibi kavramlar arastirilan kategoriler iken "ulus" cok az teorik ilgi gördü. Bunun nedenlerinden birisi "ulus"un "halk"in esanlamlissi bir sözcük olarak ve cok eski zamanlardan beri varolan dogal bir ürün olarak kabul edilmesiydi.

Marx, tarihin temel itici gücünün siniflar savasi oldugunu ilan ederken, digerleri, özellikle tarihciler, tarihi uluslarin yükselisi ve düsüsü olarak görüyorlar ve bunu aciklayan tarih yazimlari üretiyorlardi. Tabii ki, bu caba yeni ulusal devletlerin finansal destegini görüyor ve yeni ulusal kimliklerin cercevesini kalinlastirmaya hizmet ediyordu.

Ingiliz yazar John Stuat Mill veya Fransiz Ernest Renan cagdaslarindan farkli seyler yaziyorlardi. 1861'de Mill söyle diyordu:

"Bir insan toplulugu birbirlerine baskalarina karsi olmayan sempati duygulariyla bagli ise ve bu duygu sayesinde baskalari ile oldugundan daha fazla isbirligi yapmayi ve ortak bir yönetimi istiyorlar ise, bu yönetim onlarin kendilerini yönetmeleri yada onlardan bir bölümünün üzerinden gerceklesecek bir yönetim olacak ise, bu topluluga ulus denebilir."

Renan da 1882'de "Bir ulus olmak - benzetmeyi hos görün- günübirlik yapilan bir halkoylamasidir. Uluslar ezeli ve ebedi degildir. Bir baslangiclari ve bir sonlari vardir. Avrupa Konfederasyonu belki de uluslari bitirecektir." diyordu.

Bu iki parlak teorisyen her ulus insasinin bir demokratik ilkeyi icerdigini görmüslerdi. Her iki teorisyenin de liberal yazarlar olmasi tesadüf sayilmamali. Ulus ile "halk egemenligi" kavramini iliskilendiriyorlardi. Maalesef ulusu belli bir dönemde olusan/olusturulan bir varlik gibi görmek ulusalciligin ön düsünürleri sayilan Johann Gottfried Herder, Guiseppe Mazzini ve Jules Michelet gibi kisiler icin gecerli degildir. Bunlara göre ulus ya ezeli ve ebedi birseydir yada oldukca arkaiktir.

Bu teorik ihmalkarligi gidereck olanlar 20. yüzyilin marksist düsünürleri oldu. Karl Kautsky, Karl Renner, Otto Bauer, Wladimir Ilyic Lenin ve Josef Stalin ulusalciligin suratina bir ideolojik samar indirdiler. Koca Marx’in tahminlerinde atlamis oldugu bu garip fenomeni ortaya cikardilar. Gerci politik kaygilarin, parti politikalarinin öne cikmasindan dolayi acele tespitler yapmis olsalar da önemli katkilarda bulundular.

Marksistlerin ulusalcilik arastirmalarina en büyük katkisi pazar ekonomisinin yükselmesi ve ulusal devletlerin konsolidasyonu (ulusal devlet halinde birlesip güclenme) arasindaki iliskiyi kurmalari idi. Buna göre tarihsel olarak ilerletici olan kapitalizm, eski, geleneksel olarak sadece kendine yeterli olan pazarlari yikiyor ve modern sosyal iliskilerin ihtiyaci olan yeni türden iliskiler yaratiyordu. „Laissez faire, laissez aller“ erken evresinde globallesmeyi getirmiyor, bunun yerine devlet yapilarini degistirerek pazar ekonomisi icin gerekli yolu düzlüyordu. Bu ekonomi, ortak dil ve kültürü ile ulusal devletlerin yükselisinin temelini olusturuyordu. Kapitalizm, mülkiyetin elinde tuttugu baski gücünün soyut bir hali olarak, özel mülkiyetin kutsanmasini saglayan yasalara , dogal olarak gücünü gecirebilecegi bir devlet yapisina ihtiyac duyuyordu.

Ilginc bir sekilde, marksistler ulusal degisimin psikolojik yanlarini da büyük bir aciklikla ortaya koymuslardi. Otto Bauer ve Stalin bun yanlari sematik bicimlerde olsa basarili sekilde ortaya koydular. Ornegin Stalin ulusu meydana getiren ögelerden biri olarak bunu sayiyordu: (Staline göre ulusu meydana getiren ögeler sunlardi: Dil birligi, toprak birligi, ekonomik yasam birligi ve ruhi sekillenme birligi.)

Marksistlerin yaklasimlarinin ilginc yani uluslarin ortaya cikisini objektif tarihsel bir sürec olarak görebilmeleriydi. Ancak ulusal birligin elementlerinden biri eksik miydi acaba? Bu tanimlarda bu birligi olusturan ve sürece eslik eden dinamik politik bir öge yer almiyordu. Marksistler icin tarihsel iliskilerin anahtari sinif savasimi idi. Bu kabullenis ve orta ve dogu Avrupa’da yaygin sekilde süren ulusal hareketleri etki alanina alma cabasi ulusal kimlik sorunu ile ilgili tartismalari engelledi ve ulusal kimlik taraftarlari ile karsitlarini ayni zemine getirdi.

Ulusal birlesmenin halkci-demokratik karakterini cok etkileyici ve umut verici gören bazi sosyalistler bile vardi. Ayni sekilde nasyonalizm ile sosyalizm arasinda cazip bir sentez dahi kesfedildi. Siyonist politikaci Ber Borochow’dan polonyali ulusalci Josef Pilsudski’ye, kizil yurtsever Mao Zedung ve Ho Chi Minh’e kadar bir cok ulusalci sosyalizm cesidi 20. yüzyilda ortaya cikti.

Akademik alanda birkac erken cikis olsa bile, asil olarak 50’li yillardan itibaren „ulusal insa“ yeniden ilgi konusu olmaya basladi.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 26-05-2010, 07:49
ulpian - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ulpian ulpian isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 22 Jul 2009
Mesajlar: 4.880

Başarı Ödülü 

Standart

çok teşekkürler sargon... diğer bütün başlıkların gibi çok akıcı ve faydalı idi...

(bu arada: bloguna da tekrar bir el atmalısın bence)


Söz konusu kitap hakkında 3Sat'ta bir yayın buldum, yazarla söyleşi de var.

(forum yazılımı, linki otomatik olarak videoya çeviriyor)

!
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 28-05-2010, 00:39
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart

Ben de sana tesekkür ederim ulpian. Ama spiker beni cok sasirtti, sanirim ben Sternstunde'nin (SF1'de pazar günleri yayinlaniyor) spikerlerinin her tür tartismayi büyük bir rahatlik icinde sürdürmelerinden dolayi, bu spikerin büyük bir saskinlik icinde sorular sormasini acayip garipsedim.

Halbuki Israil'de bile bu kadar garipsenmemis olsa gerek ki, 19 hafta liste basi olmus. Baslangictaki film güzeldi, daha uzun filmler de yapilir umarim.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 28-05-2010, 00:40
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart

1953 yilinda Karl Deutsch’un „Ulusal Insa, Ulusal Devlet, Entegrasyon“ kitabi „ulus“ tanimini netlestirme acisindan önemli bir köse tasi oldu. Deutsch, ulusun yaratilmasini sosyoekonomik bir modernlesme süreci olarak görüyor ve tarihsel süreci iletisim formlari üzerinden inceliyordu. Buna göre tarimsal toplumlardan itibaren cesitli iletisim formlari ortaya cikmisti. Deutsch’a göre, demokrasilerde kitleleri politize etme (ulusal akim) yeni toplumsal formda birlesmeyi tamamlayan bir öge idi. Deutsch daha sonra cikan eserlerinde tezlerini gelistirdi, bu sürecin toplumsal, politik ve kültürel bicimlerini ortaya koydu ve tüm bu süreci „ulusallastirma“ olarak niteledi.

1983 yilinda Ingiltere’de iki yeni calisma yayinlandi. Benedict Anderson’un „Imagined Communities: Reflections on the Origin and Spread of Nationalism “ (Kitap Hayali Cemaatler. Milliyetciligin Kökeni ve Yayilmasi adi ile Türkceye cevrilmis) ve Ernest Gellner’in „Ulusalcilik ve Modernlik“ adli calismalari. Artik bilim dünyasinda „ulus“a sosyokültürel gözlüklerle bakilmaya baslanmisti. Tarihin cilvesine bakin ki, bu süreci aciklayanlarin hepsi birer göcmendi.

Anderson, Irlandali bir baba ile Ingiliz bir annenin cocugu olarak Cin’de dünyaya geldi. Uluslararasi iliskiler profesörü oldu. Anderson „ulus“un sinirlayici ve hükümran bir kavram olarak tamamen hayali ve düssel bir kavram oldugunu ileri sürdü. Gercekte bir kabileden yada bir köyden daha büyük olan ve birbirlerini tanimayan insanlardan olusan her topluluk, örnegin modern cag öncesi büyük dinler de hayali birer varlikti. Ulus’ta yeni olan sey, daha önceki aidiyet düsüncelerinden cok daha güclü araclara ulasabilme olanagindan yararlanmasi idi.

Anderson, sik sik matbaanin gelisimine ve 15. yüzyildan sonra kitap ticaretinin önceki uzun tarihsel dönemden temel ayirici özelligine vurgu yapar. Matbaa’dan önce din adamlarinin ve aristokratlarin dili ile yerel konusma dilleri arasinda büyük bir ucurum vardir. Matbaa ile birlikte Avrupa devletlerinde kullanilan yönetim dili diger diyalektleri yok eder. Romanlar ve gazeteler yeni bir iletisim dünyasi yaratir. Bu iletisim dünyasi ulusun cercevesini olusturacaktir. Daha sonra haritalar cizilir, müzeler insa edilir, kültürel anmalar düzenlenerek ulusal insa gerceklestirilir.

Anderson’in Deutsch’u tamamlamasina benzer sekilde, Gellner’in „Ulusalcilik ve Modernlik“ kitabi da Anderson’u tamamlar. Gellner de uzun yillar dilbilim üzerine calisir. Sonradan calismalarini ulus konusunda yogunlastirir. Gellner’e göre tarim toplumlarinda insanlar binlerce yil sayisiz farkli kültürle birlikte icice yasamislardir. Hizla gelisen isbölümü – insan emegi sürekli daha sembolik hale gelir ve mesleki esneklik artar- geleneksel kategorileri dagitir. Uretim dünyasi islevini sürdürebilmek icin daha homojen kültürel kodlar yaratmak zorunda kalir. Genel okul egitimi, ürettigi her bir okur yazari, yüksek egitimli, dinamik endüstri toplumuna sunar. Gellner’e göre politik bir fenomen olarak „ulus“u anlamanin anahtari tam da burda yatmaktadir. Politik bir grubun varligi, ayni zamanda sosyokültürel bir varlik olarak ulusun varligi, yönetim aparatinin varligina baglidir. Bu aparatin kurdugu sistem, „ulusal bilinc“ edinen bireyleri ulusal kültürün devamliligini saglayabilir.

Gellner’in tezleri fazla foksiyonist oldugu gerekcesiyle elestirilmistir. Hakli olarak su soru sorulabilir. Ulusalcilik, bayraklarini ve sembollerini havaya kaldirmak icin endüstrilesmeyi bekledi mi gercekten? Kapitalizmin erken asamalarinda, henüz isbölümünün cok kopleks hale gelmedigi dönemlerde de ulusal duygularin olusmaya basladigini görüyoruz. Gellner’in tezlerine güclü elestiriler yapilmis olmasina ragmen, yönetim aparatinin önemine dair yaptigi vurgu, Gellner’in teorik bir katkisi olarak durmakta.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 29-05-2010, 13:05
Khaos Khaos isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 12 Jun 2009
Mesajlar: 5.575
Standart

bütün bu teoriler son derece ciddi.
olumlu ya da olumsuz eleştiri koyabilmek için bilimsel çalışma gerektiriyor.

ancak sadece akılyürütmeye dayalı küçük bir katkı.

ben ulus fikrinin sosyal evrimle bağlantılı olabileceğini düşünüyorum.
ilkel insan klanlar halinde yaşıyordu.
çünkü toplumsal zekası (bunu en geniş anlamda kullanıyorum) ancak klan düzeyinde örgütlenmeyi sağlayabilecek kadar gelişmişti.
bu evrimin kendiliğinden yönü uluslaşmayı mümkün kılmış hatta gerektirmiştir diye düşünüyorum.
ancak bu mantığın doğal sonucu burda da durmayacağını ve ulusculuğun evrenselliğe dönüşeceğini öngörebiliriz.
250 yıl önce ulusçuluk ilericilik iken bu gün bu nedenle gericiliğe dönüşmüştür.
ben ulusculuğun kapitalizmin sonucu olduğunu sanmıyorum.
her ikisinin birden bilimin bir sonucu olduğunu;
üretim ilişkilerinin de bilimin yani toplumsal zekanın gelişmesinin bir sonucu olduğunu düşünüyorum.
yani ulusçuluk insanın evriminin bir aşamasıdır.
ancak zamanını doldurmak üzeredir.
sürecin ucu enternasyonal anlayışa doğru gitmektedir.

tabi bunlar ciddi çalışmalar olmadan bir çırpıda ortaya konulabilecek tezler değil.

feodalizmi serfler yıkmadı.
burjuva yıktı.
yani bir sonraki üretim biçiminin egemenleri yıktı.

ben marksın aksine burdan yola çıkarak, kapitalizmi işçi sınıfının yıkamayacağını öngörüyorum.
kapitalizmi kapitalizm sonrası üretim biçiminin muhtemel egemenleri yıkacak.
ben yeni egemenlerin bilimadamları olacağını düşünüyorum.
nasıl ki feodalizmi bir sonraki üretim biçimi olan sanayi toplumunun kurucusu ve egemeni burjuvazi yıktıysa kapitalizmi de bir sonraki üretim biçimi olan bilim toplumunun egemenleri yıkacaktır.

Konu Khaos tarafından (29-05-2010 Saat 13:11 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Etiket
balibar, etni, halk, nasyonalizm, smith, ulus, yahudiler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Roma Kilisesinin Hakimiyet Çabası ve Bina Edilişi digeri_1 Hristiyanlık 13 06-06-2009 16:11

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:12 .