
10-03-2006, 16:23
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 21 Sep 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.149
|
|
Bir ateistin içindeki özlem
Çocukluktan gençliğe geçmeye çalıştığım dönemlerde yazarlık hayalleriyle dolu olduğumu gören babam, ‘Yanağını cama yapıştırıp, evin çaprazındaki caminin şerefesinde iftar zamanını haber veren ışıkların yanmasını, ışıklar yanar yanmaz bunu bağırarak haber verdiğinde büyüklerin aferinini almak için heyecanla bekleyen bir çocuğu anlatabilir misin’ demişti.
Yaklaşık kırk yıldan beri o çocuk aklımdadır.
Hálá o sahneyi ve o çocuğu en iyi biçimde nasıl anlatacağımı bulamadım.
Ama bu görüntü benim yazarlık temrinlerimden biri oldu.
Babamın kendi çocukluğunun anılarının arasından çıkartıp bana yazı ödevi olarak verdiği sahneye kendi çocukluğumun anıları da eklendi.
Evimizin hemen karşısındaki küçük cami.
Ramazan geceleri mahallenin çocuklarıyla birlikte gittiğimiz teravih namazları, camideki büyüklerin bize başka zamanlarda pek de göstermedikleri bir şefkati göstermeleri, hálá çocuk aklımla ezberlediğim biçimde söylediğim ‘allah umme salli ala’nın muhteşem melodisiyle dalgalar gibi kabaran o tuhaf coşku, namaz çıkışında hissettiğimiz o ağırbaşlı memnuniyet...
Sahur vakti sıcak yataktan gözlerim yarı kapalı kalkıp sobası yakılmış salonda hazırlanmış sofraya oturuşum, galiba sadece ramazanlarda yapılan o yumurtaya bulanmış ekmek kızartmaları, demli çay, beni sevgiyle ve gururla bağrına bastığını düşündüğüm büyük bir kalabalığın parçası olmanın güveni ve sonsuz bir huzur.
Allah’ı çok sevmiştim.
Ondan benim anlamadığım kelimelerle söz ediyorlardı ama o benim için, beni sevmesini istediğim temiz yüzlü yaşlı bir dedeydi, oruç tuttuğum zamanlarda bana gülümsediğini düşünürdüm.
Doğrusu ya ondan pek korkmazdım.
Ama beni sevmesini isterdim.
İlk kez okulda din hocası cehennemi uzun uzadıya bütün korkunçluğuyla anlattığında dehşete düşmüştüm, benim teravih namazlarında, iftarlarda, sahurlarda hissettiklerimle hocanın anlattıkları hiç birbirine benzemiyordu.
O, beni çok korkutan, bana çok uzak, çok mesafeli, çok gazaplı, benim çocuk aklımın kavrayamayacağı çok ürkütücü bir güçten bahsediyordu.
Biz dede-torun değildik.
Beni sevmiyordu.
Kötü bir şey yaparsam beni ateşlerin içine atacak, beni yakacak, bana acılar çektirecekti.
Ben ona hiç böyle şeyler yapmazdım ki, ben onun için hiç böyle cezalar düşünmezdim ki, ben onu seviyordum, o niye beni ateşlerin içine atmak istiyordu.
Çok korktuğumu, çok üzüldüğümü hatırlıyorum.
Bir daha uzun yıllar camiye gitmedim.
Din hocası benim çocukluk dünyamın en huzurlu hayalini, o soğuk yatakhanelerde uyumadan önce dua edip kendisine gülümsediğim, herkes bana yaramazlık yaptım diye kızdığında kendisine sığındığım ‘yakınımı’ benden koparmıştı.
Sonra büyüdüm.
İnanmanın huzurundan aklın huzursuzluğuna geçtim.
O çocukluk dönemimden sonra bir daha hiç dindar olmadım, oruç tutmadım, dua etmedim, namaz kılmadım.
Lise yıllarında karşımdakinin inançlarına hiç aldırmaz, herkesin korktuğu bir güçten korkmamanın tuhaf lezzetiyle diğer çocuklarla kıyasıya tartışırdım, onlar Tanrı’nın varlığını kanıtlamaya çalışırlardı ben yokluğunu.
Küçük bir çocukken inanmayı ne kadar sevdiysem, ilk gençliğimde de inanmamayı o kadar sevdim.
Başkaldırmanın müthiş cazibesine kapılmıştım.
Hayatın zıpkınlı acılarından beni koruyacak bir güç yoktu artık, her acı doğrudan tenime yapışıyor, o acıları taşımakta ilahi bir güç bana yardımcı olmuyordu.
Yirmili yaşlarımda Ankara’da bir işçi kooperatifinde karımla birlikte epeyce sıkıntılar çekerek yaşarken komşularımız olan bir ‘inançlı insanlar’ grubuyla karşılaşmıştık.
Gerçekten çok hoş insanlardı, yumuşaktılar, hoşgörülüydüler, benim gençlik saygısızlıklarımı kibar bir sabırla karşılıyorlardı.
Aralarından bir tanesi eski bir kabadayıydı, iriyarı, güçlü kuvvetli bir adamdı, epey kavgaya karışmış, günahın her türlüsüne batıp çıkmıştı, sonra ‘inancı’ bulmuştu.
Beni sessizce dinler, ben sözümü bitirince ‘Ahmet, kardeşim’ diye başlardı lafa, beni ‘doğru yola’ getirmek için uğraşırdı.
Dini korkuyla değil sevgiyle anlatırdı.
Zor günlerdi, babam hapisteydi, kız kardeşim hastaydı, karım hamileydi, beş kuruş para yoktu, bir yayınevinin zemin katında düzeltmen olarak çalışıyor, kazandığım paranın çoğunu kiraya veriyordum.
O sırada hayatımdaki en iyi şey o dindar insanlardı.
Dindarları sevdim.
İnançlarını paylaşmadım ama onlara ve inançlarına imrendim.
Bana çocukluğumu, teravih namazlarını, sahurları, iftar sofralarını, huzuru hatırlatıyorlardı.
Öfkeli değillerdi, çıkarcı değillerdi, haramdan ölesiye korkuyorlardı, muhtaçlara yardım ediyorlardı, inançlarıyla böbürlenmiyorlar, dini bir gösterişe döndürmüyorlardı.
Onlara saygı göstermeyi öğrendim.
Kendi inançsızlığımla onları kırmamaya özen gösterdim.
Zor günlerde bir ‘inançsıza’ bağışladıkları dostluğu hiç unutmadım.
Din hakkında düşünmeye başladım, ‘din bir afyondur’ ezberinden ‘din nedir’ sorusuna geçtim, insanların ve toplumların hayatında dinin yerini merak ettim.
Gerçek bir dindarla, bir müminle, dini gösterişli bir rozet gibi yakasına takanlar arasındaki farkı gördüm.
İçinde bir vahşetle, bencillikle hatta kötülükle doğan ve ölüm gibi karanlık bir yok oluşla varlıkları sona eren insanların gelişiminde, yaşama gücü buluşunda, ahlakı yaratışında, vahşetini sınırlayışında dinin çok önemli kültürel bir değer olduğunu fark ettim.
Dindar olmadım, inançlı olmadım.
Hálá da değilim.
Hiçbir zaman da olmayacağım herhalde.
Ama din fikrini, gerçek dindarları seviyorum.
Tanrı’yla ilişkim ise anlatılması çok zor çelişkilerle dolu.
Varlığına inanmıyorum ama o varmış gibi hissetmekten hoşlanıyorum, annemin mezarına gittiğimde dua etmiyorum ama annemi ‘ona’ emanet ediyorum.
Artık ne ölümden ne de ölümden sonrasından korkuyorum ama öldükten sonra sevecen bir ışıkla karşılaşıp yaramazlık yapmış küçük bir çocuk gibi ona sığınıp gülümseyeceğimi aklımdan geçiriyorum.
Din hocası cehennemi anlatana kadar süren kuvvetli bir inanca dayalı ‘ilişkim’ şimdi bir başka biçimde sürüyor, onun adına yeryüzünde cehennemi yaratanları, onun adıyla gösteriş yapanları, onun adına benim gibi ‘inançsızlara’ öfkelenenleri, onun adını sadece insanları korkutmak için kullananları ‘onunla’ arama sokmuyorum.
Tanrı’dan bir beklentim yok.
Ona duyduğum sevginin, eğer o varsa, bir beklentiden ya da bir korkudan kaynaklanmadığını o biliyor.
Günahkar olduğumu da, babasının sevgisine sığınan biraz şımarık bir evlat gibi bu günahları işlemeye devam edeceğimi de.
Din adına dehşet salanlar ne derlerse desinler, başkaları için kötülük düşünmeyenleri onun affedeceğine inancım tam, benim tanrım her şeyden önce ‘başkaları için kötülük düşündün mü’ diye soracak bir tanrı.
Başkaları için kötülük düşünmezsem, onun varlığına inanmasam bile beni affedeceğini sanıyorum.
Affetmezse de gücenmeyeceğim.
Çocukluğumda tuttuğum oruçların, oturduğum iftar sofralarının huzurunu hiç unutmadım.
Bugün, bir tek kez öyle bir huzurla iftar yapabilmek isterdim.
O huzuru hissedenler, dilerim, o huzuru gereksiz öfkelerle bozmazlar.
Ben bir daha o huzuru bulamayacağım.
Ama, ‘yanağını dışarının soğuğunu hissederek cama dayayıp, evin çaprazındaki caminin ışıklarının yanmasını bekleyen’ çocuğu anlatmayı hep deneyeceğim.
Sanırım bunu hiçbir zaman tam da beceremeyeceğim.
Ahmet ALTAN
|

10-03-2006, 17:04
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Jan 2005
Mesajlar: 110
|
|
Re: Bir ateistin içindeki özlem
Her zaman haksizliklara,adaletsizlige karsi oldum.Insanlara,hayvanlara yardim etmekten cok buyuk lezzet aldim.Yanagimi cama dayayip disarida annesinin elini tutarak yuruyen 4 yasindaki iki gozu gormeyen cocugun talihsizligine icerledim bir nevi hinc duydum..
Yumurtaya bulanmis ekmegimi cayla yerken,bu ekmegi bulamayan afrikada acliktan olen insanlari , 55 yasinda bir adamin 5 yasinda kiz cocuguyla evlenmesini kabullenemedim..
Mucizelerden bahseden din kitaplarinin yaraticinin kizildenizi acip yahudileri kurtardigini,isanin oluyu dirilttigini,muhammedin ayi ikiye bolup dagin iki tarafina dusurusunu,allahin muhammedin gogsunu acip kabini yikadiktan sonra onu gokyuzune cikarmasini dusunurken 5 yasindaki kiza tecavuz edenlere birsey yapamadigini gordum..
Ortacagda *afaroz edilen fransa kralinin karli daglara tirmanip cennete girebilmek icin papazdan ozur diledigini okudum..
Bir tek ceketinden baska bir seyi olmadigini soyleyen nurcu tarikatinin lideri fetullahi okudum..Seriati getirmek icin timsah gozyaslari dokmesini amerikaya kacip ilimli islam-seriat icin orada tutuldugunu gordum..
Dindar iyi insanlar dinsiz kotu insanlar dindar gecinen kotu insanlar dinsiz iyi insanlar olabilecegini insanlarin siniflandirilmamasi lazim geldigini gordum.
Insanlarin din adina ucaklari binaya cakip 3000 kisiyi oldurdugunu,irakta masum insanlarin bogazlarini kestiklerini,fallujada binlerce insani oldurduklerini gordum..
Dinlerin zararli oldugu insanlarin arasini actigini anladim..
Ama insanlari sevin..dinli,dinsiz,hristiyan,musluman ,yahudi diye degil..ayni havayi soludugunuz biribirinize muhtac olabileceginiz icinde degil..sadece sevmek icin sevin..dindar mindar kindar bunlar sadece laf..
neymis iyi huzurlu dindar insanlar varmis..onlar sadece iyi insandir yoksa musluman diye degil..Ahmet altanin mutsuzlugunu ve kelimeleri yaziya iyi dokusunude gordum..
Insan insan olmali herseyden once..insan gibi insan..dimdik,korkusuz,durust..
kac tane dindar goruyorsunuz boyle?
tayyipmi?fetullahmi?unakitanmi?hizbullahmi?hamasmi ?bushmu?
evvela insan olmak sonrada guclu olmak..gucunu iyi seyler icin kullanmak lazim..yazilarda bile..
Dinler afyondur, allah zayif insanlarin kafasinda yarattigi varolmayan birseydir..
|

10-03-2006, 17:50
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 15 Nov 2004
Mesajlar: 147
|
|
Re: Bir ateistin içindeki özlem
Dinlerin yalan oldugunu gordum. Insanlari miskinlestirip edilgenlestirdigini gordum. Insanlik icin yararli isler yapacaklarina, sabah aksam tapindiklarini, yararli hic bir sey yapmadiklarini gordum. Somurene somurucuye bakip, "allah ote tarafta cezalarini verecek" dediklerini gordum. Somurenin tokatcinin ise bundan faydalanip kirallar gibi yasadigini gordum.
Din deyip insanlarin birbirini kestigini gordum. Birbirlerine din yuzunden zulmettiklerini gordum. Inanc deyip hayvanlari girtlakladiklarini gordum.
Ikiyuzlulugu, alcakligi sahtekarligi gordum. Birbirlerini nasil duduklediklerini, yardim parasi diye toplayip ceplerine nasil attiklarini gordum. Adet yerini bulsun dye cumalari camileri nasil tika basa doldurduklarini, oysa butun bir hafta din kardeslerini kucaga oturttuklarini gordum.
O yuzden bu ilkelliklere asla meyletmedim.. Ne tapindim, ne miskinlestim. Okudum ogrendim hepsinin yalan dolan uc kagit oldugunu.. Lanetledim ve insanlarin baslarina gelen en buyuk bela oldugunu soyledim...
Soylemeye devam edecegim.. Nefesim yettikce...
|

10-03-2006, 17:57
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 05 Feb 2006
Mesajlar: 59
|
|
Re: Bir ateistin içindeki özlem
aspartam paylaşımın için tşk ederim.gerçekten böyle hisseden çok insan var .tanıdıklarımızdan da böyle huzuru yaşama adına dilekler barındıranlar var. bu arada eğer mümkünse ahmet altanın bunu nerede yazdığını söyleyebilirmisin. şimdiden tşkler
" kalbinde merhamet adlı çınardan bir dal bile *olanlardan asla insanlık adına ümidimizi kesmiyoruz"
Zamanın Çağdaş firavunlarına,yine zamanın çağdaş kılıcları yetecektir.Ve Hak yola konulan dikenlerle zalimler kendilerini kendileri yenecektir...
|

10-03-2006, 21:07
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 21 Sep 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.149
|
|
Re: Bir ateistin içindeki özlem
Rica ederim diriliş kardeş.Yazı 23 Ekim 2005 tarihli Hürriyet gazetesinden.
|

11-03-2006, 03:42
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 04 Jan 2006
Mesajlar: 709
|
|
Re: Bir ateistin içindeki özlem
Aspartam,
Sağol, güzel bir yazı okuttun bize.
Ahmet Altan okuduğum bir yazar değil.
Gençlik yıllarımda İstanbul Basınköyde dibimizde otururlardı.
Çok az bir merhabamız olmuştu.
Kardeşi Mehmet Altanı ,günlük yazıları ile biraz daha çok okurum.
Ekonomik ve siyasi görüşlerinde zaman zaman beraberliklerimiz olur.
Çetin Amcayı,ayrı sever ve takdir ederim.
Bana göre yazım abidelerimizdendir.
Laf nereden nerelere uzadı..
Ahmet kardeşimiz ne kadar güzel açıklamış duygularını..
Babadan komünist olmasına rağmen,bir yerde tanrı özlemini anlatmış.
" İçinde bir vahşetle, bencillikle hatta kötülükle doğan
ve ölüm gibi karanlık bir yok oluşla varlıkları
sona eren insanların gelişiminde, yaşama gücü buluşunda,
ahlakı yaratışında, vahşetini sınırlayışında
dinin çok önemli kültürel bir değer olduğunu fark ettim.
Dindar olmadım, inançlı olmadım.
Hálá da değilim.
Hiçbir zaman da olmayacağım herhalde.
Ama din fikrini, gerçek dindarları seviyorum.
Tanrı;yla ilişkim ise anlatılması çok zor çelişkilerle dolu.
Varlığına inanmıyorum ama
o varmış gibi hissetmekten hoşlanıyorum,
annemin mezarına gittiğimde
dua etmiyorum ama annemi; emanet ediyorum.
Artık ne ölümden ne de ölümden sonrasından korkuyorum
ama öldükten sonra sevecen bir ışıkla karşılaşıp
yaramazlık yapmış küçük bir çocuk gibi
ona sığınıp gülümseyeceğimi aklımdan geçiriyorum.
Tanrı;dan bir beklentim yok.
Ona duyduğum sevginin, eğer o varsa,
bir beklentiden ya da bir korkudan kaynaklanmadığını o biliyor.
Günahkar olduğumu da, babasının sevgisine sığınan
biraz şımarık bir evlat gibi bu günahları işlemeye devam edeceğimi de.
Din adına dehşet salanlar ne derlerse desinler,
başkaları için kötülük düşünmeyenleri onun affedeceğine inancım tam,
benim tanrım her şeyden önce ;
başkaları için kötülük düşündün mü; diye soracak bir tanrı.
Başkaları için kötülük düşünmezsem,
onun varlığına inanmasam bile beni affedeceğini sanıyorum.
Affetmezse de gücenmeyeceğim.
Çocukluğumda tuttuğum oruçların,
oturduğum iftar sofralarının huzurunu hiç unutmadım.
Bugün, bir tek kez öyle bir huzurla iftar yapabilmek isterdim.
O huzuru hissedenler, dilerim, o huzuru gereksiz öfkelerle bozmazlar.
Ben bir daha o huzuru bulamayacağım.
Sanırım bunu hiçbir zaman tam da beceremeyeceğim. "
Sağol Ahmet ALTAN..
Ne güzel yazmışsın..
Hüseyin dostumuz da,
dinli dinsiz hepimizin lanetlediği ,
muhakkak Yaradan'ında lanetlediği olaylarda,
hemen onu suçlamasa..
O'nu sınıfında yaşanan her olayın,anında cezasını veren
eski günlerin,kara cübbeli,kara sakallı ,kuran kursunu okutan
mahalle cami hocası olmadığını kabul edebilse..
Neyse..Herkesin inancı kendine...
İyi insan olmak ne dindarlıkla kaim..ne dinsizlikle..
Yargıları tüme şamil etmek doğru değil..
Hacı tecavüzcü de vardır, ateist üçkağıtçı da..
İnsanlık abidesi ateistde olur,hacı da..
İnanmak,inanmamak başka şey iyi insan olmak.
İyiliklerde görüşmek üzere..hoşça kalın..
***********….*************….***********….********* ****….*********
Her şey Tanrı 'dan sudur etmiştir (oluşmuştur). Ruhun tek amacı, oluştuğu Tanrı 'ya dönmektir. Bunun da yolu tek evrensel yasa olan evrim/tekamül den geçmektir.
|

11-03-2006, 18:15
|
|
|
Re: Bir ateistin içindeki özlem
Aspartam yazı için teşekkürler. Ben bir Ahmet Altan hayranı sayılırım. *Onun beş romanını okudum bugüne kadar. Sonuncusu da iki hafta evvel bitmişti. Bazen pazar günleri sırf onu okumak için Hürriyet alırım ama bu yazıyı kaçırmışım.
Bu yazısının pek çok yerinde kendimi de gördüm. Güzel ifade etmiş duygularını. İyi dindarlar ayrımına önem vermesi de beni şaşırtmadı çünkü "İsyan Günlerinde Aşk" romanındaki şeyh tiplemesi ile belli etmişti bu görüşünü. Bu romanın şimdiye dek okuduğum tüm romanlar içinde (diğer yazarlar dahil) en beğendiğim roman olduğunu da belirteyim bu arada.
|

11-03-2006, 22:38
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 21 Sep 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.149
|
|
Re: Bir ateistin içindeki özlem
Sevgili Diriliş,Allahdostu ve Cem sizlerde sağolun.Böyle duygu dolu cevaplar vereceğinizi bilseydim,daha önce alıntılardım.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:06 .
|