Herkese yeniden merhaba. Epeydir fırsat bulup siteye giremedim. Ama bu arada karaladığım bir iki yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. (Eee, bu site bende bağımlılık yapıyor) Gerçi "bu kadar uzun yazıyı kim okuyacak be kardeşim" deyip birçok kişi okumayacaktır. Ama yine de eminim sabredip okuyanlar ilginç şeyler okumuş olacaklar.
İskender'in Atı
Boukephalos. Bu bir atın adı. Pek önemli bir at. Neden mi? Çünkü İskender'in atı. Atı ölünce İskender bu atın adında bir şehir kurmuş. Zaten adamcağızın ömrü şehir kurmakla geçmiş. 33 yıl yaşamış ama 70'den fazla şehir kurmuş. Çoğunun adı da İskenderiye benzeri şeyler.
Bu atı merak ettim. Biraz bilgi aradım internetten. Ama pek ilginç bişey bulamadım. En güzel bilgiler yine bizim ekşi sözlükte var. (Ne varsa onda var zaten!)
Bu sözlüğün aleksandraki adlı yazarı *

* şöyle yazmış:
babası kral filip'in ogluna hediye ettigi atın adıdır. efsaneye göre kendi golgesinden korkan at huysuzluk yaratir, bu nedenle iskender atı gunese dogru surer. ve de bu olay iskender'in doguya gitmesini simgeleyen bir durum olmustur. bircok iskender freskinde ve heykelinde bukefalos adlı atı görmek mümkündür. iskender'in dogu seferinden geri donme karari atın ölümünden sonra olmustur.
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp...&pt=bukephalos
Bu atın resmi paraya bile basılmış:
http://www.boukephalos.com/
İskender konusunu yabana atmayın. Atından başladık. Gerçi atı ile henüz fazla bişey yok ama, bakın daha neler gelecek. İskender'in atını *bırakıp ben İskender'in aşklarına geçiyim en iyisi. Hem daha ilgi çekici.
İskender'n Aşkları
Yıl M.Ö. 356. Makedon Kralı Filip'le karısı Olimpia'nın bir oğlu olur. Adını İskender (Alexander) koyarlar. Derken oğlan büyür. Aslında daha ufak yaşında epey şaşılacak işler yapar. Ancak babası ile annesinin bir üzüntüsü vardır. Bizim İskender kadınlara ilgi duymamaktadır. Tarihçiler, sonradan İskender'in en büyük duygusal ilişkisinin beraber Aristo'dan ders aldığı arkadaşı Hephaestion olduğunu yazacaklardır.
Tabii sadece Hephaestion ile yetinmez İskender. Bir diğer önemli ilişkisi ise hadım olan Bagoas'dır. Tarihçi Curtius, bu ilişkiyi epey bir ayrıntıya varana kadar anlatmış. İskender, hareminde 365 kadın olmasına karşın yıllarca bunlara hiç yüz vermez, varsa yoksa harem ağaları, hadımlar, genç oğlanlarla gönül eğlendirirmiş. Hatta gençliğinde bu duruma üzülen anne-babası çok yüksek paralar ödeyip taa Teselya'dan Callixena adında usta bir fahişe getirmişler. Ama hiçbişey fayda etmemiş İskender'e.
Neyse gel zaman git zaman İskender epey bir yer fethetmiş. Avrupa'dan kalkıp İran'in içlerine kadar gelmiş. Bugünkü Özbekistan'da Derbent civarında bir kaleyi ele geçirmiş. Burdaki esirler arasında güzelliği ile dikkat çeken bir kadın varmış. Roxane. İskender Roxane'ye vurulmuş. Aslında çekingen bir tabiata sahip olan İskender büyük bir tutku ile tutuşmuş. Roxane ile muhteşem bir düğün yapılmış. Bazı tarihçilere göre İskender, İranlılar ile Makedonların evlenmesinin gücünü artırdığına inanırmış. Hatta bunu teşvik etmek için 30 bin Makedon erkeği ile 30 bin İranlı kızı evlendirmiş. Bu düğünler tarihe Susa düğünleri olarak geçer.
Laf aramızda aslında Roxane, Baktralı soylu bir ailenin kızıdır ve o zamanki siyasi evliliklere benzer bir durum da vardır ortada. Ama biz havayı bozmayalım. Zaten İskender diğer İran krallarının kızlarıyla da evlilikler yapar ama Roxane'nin yeri ayrıdır.
Haa, bir de İskender'in amazonlarla ilgili öyküleri var. Amazonların kraliçesi Thalestris ile arasında bir aşk söylentisi var ama biraz şüpheli bir durum.
İskender'in bu Asya seferinden bahsedince bunu İskender'in dünyayı fethetme hevesini anlatmadan atlamak da olmaz.
İskender'in Fetihleri
İskender'imiz tarihin gördüğü en büyük komutan sayılabilir. 12 yılda o zamanki dünyanın nerdeyse tamamını fethetmiş bir büyük askerden bahsediyoruz. Büyük bir askeri deha ve hırslı bir fatih. Başlangıçta Makedonya çevresindeki sorunları çözüyor. Tabii askerleriyle. Çevredeki isyancıları vs. bastırdıktan sonra Anadoluya geçiyor. Anadolu'da birkaç defa yeneceği Pers ordularına karşı ilk galibiyetini aldıktan sonra gidip meşhur Gordion düğümünü de çözüyor. Yönetimini biliyorsunuz.
İskender'in önemi sadece kendisinden önceki yenilmez sayılan güçlü Pers uygarlığını yenip İran'ı ezip geçmek ve Hindistan'a kadar uzanmayı başarmış olmasından gelmiyor. Kuşkusuz bu, tarihte bir kez daha başarılmamış birşeydir. Ancak İskender oralara Yunan uygarlığını götürüyor ve doğu ve batı uygarlıklarının birbirine karışmasını, içiçe geçmesini sağlıyor. Asıl önemi bu kaynaşmayı sağlamasında yatıyor.
İskender'in çok sayıda şehir kurduğunu söylemiştik. Bu şehirlere batıdan çok sayıda zanaatkar, asker, bilimadamı getiriyor. Taa Afganistan'da bulunan şehirlerde Yunan mimarisi görülüyor örneğin. 30 bin İranlı genci askeri eğitim almak üzere Makedonyaya gönderiyor. İskender döneminde bütün Anadolu, Yunan, İran ve Hindistan içiçe geçiyor. Kültürel ürünler de müthiş bir etkileşim yaşıyorlar. İskender Mısır'ı fethettiğinde onu firavun ve Tanrı'nın oğlu ilan ediyorlar. İran'da yaptırdığı şehirlerde ise karşımıza Zeus ile eski İran tanrılarının karışımı tanrı heykelleri çıkıyor. Hatta öyleki Mezopotamya kültüründen gelen yerlere kapanarak (namaz kılarken yapılan şekilde) tapınma geleneği İskender ile Yunan'lı komutanlar arasında sorunlar yaşanmasına neden oluyor. Yunanlar barbarlar gibi yerlere kapanmak istemiyorlar.
http://en.wikipedia.org/wiki/Proskynesis
Ancak İskender, kendine tapılmasından hoşlanması nedeniyle midir, gerçekten bu Doğu/Batı karışımın gerekliliğine inandığı için midir, tutumunda ısrar ediyor. Belki de İskender, gerçekten çok uluslu bir yapıyı, farklı kültürleri kabul etmeden emperyal bir güç olunamayacağını biliyordu. Nitekim kendisinden ölümünden sonra ülkenin kısa zamanda parçalanmasına yol açıyor bu. Bvuna karşın, Pers ülkesinin başkenti, Doğu'nun en büyük, en önemli kenti Persepolis'i yakmakta hiç tereddüt etmiyor. Adeta bunu tamir etmeye çalışır bir tarzda kuzeyde dikilen şehirlerde Pers mimarisi kullanılıyor. Bazı tarihçiler İskender'in kendi ülkesinde despotizm, doğuda demokrasi uyguladığını söylüyorlar.
İskender'in hiç kuşkusuz dünyayı fethetmek gibi bir amacı var. Birçok kişi o zamanlar dünyanın sonunda Hindistan'ın olduğunu düşünür, bazı şüpheciler olmasına karşın. Oraya ulaşmak, koca dağları ve geçidi olmayan yerleri geçmek demektir. Kimsenin yapamadığı birşeydir bu. İskender bunu başarır. Hindikuş'u geçer, çok zaman harcasa da Hindistan'a ulaşmayı ve fethetmeyi başarır. Yorulmuş bir ordu ile gerçekleştirir bu düşü. Ancak İndüs'ün dünyanın sonu olmadığını öğrendiğinde korkunç bir düş kırıklığı yaşar. Üç gün çadırından çıkmaz ve geri dönmeye karar verir.
İskender, Orta Asya'da kaldığı kısa süreye karşın, efsaneleri binlerce yıl bu topraklarda yaşamaya devam eder. Dilden dile anlatılan öyküler ve Yunan dünyasında yazılanlar dışında, Firdevsi'nin onunla ilgili bir roman yazması, XV. yy.da Herat'ın büyük sanatçısı Behzat'ın resmini yapması (İskenderin Bir Çileciyi Ziyareti, 1494), Nizami'nin İskendernamesi diğer önemli örnekler İskender'e doğuda verilen büyük önemi gösterir.
Ancak hiç kuşkusuz en kalıcı örneklerden biri Kuran'da yeralır. İskender'in öyküsüne Zülkarneyn peygamber ile devam edeceğiz.
Zülkarneyn, İskender midir?
Kuran'da Zülkarneyn adıyla anlatılan bir tarihi kişilik var. Zülkarneyn'in bir peygamber olup olmadığı pek açık değil. Zulkarneyn Arapça bir sözcük. Çift boynuzlu anlamına geliyor. Zülkarneyn Kuran'da övgüyle sözedilen biridir. Kehf Suresinde adı geçer. Önce bazı linkler vereyim.
http://www.enfal.de/zulkarne.htm
http://www.hakyolislam.5u.com/p27.htm
http://www.kayip.com/peygamberler/Pe...zulkarneyn.htm
http://tr.wikipedia.org/wiki/Z%C3%BClkarneyn
Kurandaki Zulkarneyn büyük bir fatihtir. Önce batıya doğru gider ve güneşin battığı yere ulaşır. Orda güneşi bir çamurun içine batarken görür. Sonra doğuya yönelir. Güneşin doğduğu yere kadar gider. Orda da güneşin, elbise nedir bilmeyen insanların üstüne doğduğunu görür. *Kehf Suresinde nasıl geçtiğine bakalım.
[83] (Resulüm!) Sana Zülkarneyn hakkında soru sorarlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım.
[84] Gerçekten biz onu yeryüzünde iktidar ve kudret sahibi kıldık, ona (muhtaç olduğu) her şey için bir sebep (bir vasıta ve yol) verdik.
[85] O da bir yol tutup gitti.
[86] Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. Onun yanında (orada) bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz: Ey Zülkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin, dedik.
[87] O, şöyle dedi: "Haksızlık edeni cezalandıracağız; sonra o, Rabbine gönderilecek; sonra Allah da ona korkunç bir azap uygulayacak."
[88] "İman edip de iyi davranan kimseye gelince, onun için de en güzel bir karşılık vardır. Ve buyruğumuzdan, ona kolay olanını söyleyeceğiz."
[89] Sonra yine bir yol tuttu.
[90] Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu öyle bir kavim üzerine doğar buldu ki, onlar için güneşe karşı bir örtü yapmamıştık.
[91] İşte böylece onunla ilgili her şeyden haberdardık.
Bundan sonra öykünün ikinci kısmı geliyor. Kuran'ın Türkçe'deki en iyi tefsiri bildiğim kadarıyla Elmalı'nınki. Zülkarneyn konusunu nasıl yorumluyor Elmalı:
http://www.biriz.biz/kuran/kehf/kehf83.htm
Elmalı önce Zülkarneynin İskender olabileceğine dair değerlendirmeleri sıralıyor. Tarihçilerin İskender şöyleydi, İskender böyleydi demelerinden bıkan bazı tefsircilerin "yeter kardeşim, tamam İskender olsun" *deyip kurtulduklarını bir sitemle ima ediyor.
Vaktiyle Yemen'de Tebâbia denilen Himyer hükümdarlarından bazı büyük fatihler, bu cümleden olarak Mekke'nin yapımında Hz. İbrahim ile görüşüp ondan feyiz aldığı rivayet edilen, Sa'b ve Semerkand isminin adına nisbeti nakledilen Şemmer Yer'aş, Zülkarneyn olarak anılmış oldukları gibi, Afrîdun ve İskender gibi Arap olmayan fatihlere de bu lakab verilmiş ve bunların en son yaşayanı, İskender olması dolayısıyla tarih bilginleri arasında "Zülkarneyn" şöhreti İskender'in olmuştur. Yahudilerin kitaplarında, Zülkarneyn Rum'dan çıkan bir genç idi ki, Mısır'ı ve İskenderiye'yi kurdu ve şöyle yükseldi, böyle yükseldi diye anılmış olduğu hakkında bir rivayetinde görülmesinden dolayı, bu konuda tarihî tartışmayı ortadan kaldırmak isteyen bazı tefsir bilginleri de Büyük Zülkarneyn'in İskender olduğunu kabul etmek istemişlerdir. Nitekim Alûsî de bu görüştedir.(3) (Elmalı Tefsiri)
Sonra da Zülkarneyn lakabı verilen çok tarihi kişi olduğunu ve İskender'in bu kişilerden biri olduğunu söylüyor.
Allah'ın birliğine inanan bir hükümdar olan ve olağanüstü fetihleriyle dünyada özel bir tarih açmış bulunan İskender'in, Zülkarneyn'lerden birisi olduğunu inkar etmeye yer yoksa da, Kur'ân'da zikredilen büyük zatların peygamberlik makamına da sahip bulunduğuna göre İskenderin bu derece yükseltilmesi kabul edilebilir görülmemiş ve İskenderin bir set yaptığı bile tarih olarak belli olamamıştır.(Elmalı Tefsiri)
Bu set konusunda Elmalı yanılıyor. İskender'in yaptırdığı set var. Hatta adı bile Sedd-i İskender olarak geçiyor. Ama buraya kadar olan kısımla ilgili şunu söyleyebiliriz. Önce güneşin battığı, sonra da güneşin doğduğu yere giden çok sayıda kişi yok tarihte. Dünya üstünde *İskender dönemine kadar (o zamanki dünyayı kastediyorum) bu kadar geniş bir egemenliğe ulaşan bir Persler vardır, bir de İskender. Pers kralı Hüsrev, Darius gibi iddialar olsa da bundan sonra anlatacağım nedenlerden dolayı Zülkarneyn'in İskender olması daha mantıklı geliyor.
Bundan sonraki konumuz Zülkarneynin Yecüc-Mecüc'e karşı yaptığı set ve boynuzları...
Sedd-i İskender (Yecüc Mecüc, Türkler, vb)
Önce Kuran'daki ilgili bölümü aktarayım.
[92] Sonra yine bir yol tuttu.
[93] Nihayet iki dağ arasına ulaştığında onların önünde, hemen hiçbir sözü anlamayan bir kavim buldu.
[94] Dediler ki: Ey Zülkarneyn! Bu memlekette Ye'cüc ve Me'cüc bozgunculuk yapmaktadırlar. Bizimle onlar arasında bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi?
[95] Dedi ki: "Rabbimin beni içinde bulundurduğu nimet ve kudret daha hayırlıdır. Siz bana kuvvetinizle destek olun da, sizinle onlar arasına aşılmaz bir engel yapayım."
[96] "Bana, demir kütleleri getirin." Nihayet dağın iki yanı arasını aynı seviyeye getirince (vadiyi doldurunca): "Üfleyin (körükleyin)!" dedi. Artık onu kor haline sokunca: "Getirin bana, üzerine bir miktar erimiş bakır dökeyim" dedi.
[97] Bu sebeple onu ne aşmaya muktedir oldular ne de onu delebildiler.
[98] Zülkarneyn: Bu, Rabbimden bir rahmettir. Fakat Rabbimin vadi gelince, O, bunu yerle bir eder. Rabbimin vadi haktır, dedi.
Evet, Kuran'daki Zülkarneyn bahsi burda sona eriyor. Zülkarneyn dünyanın en doğusuna kadar gidiyor ve orda elbise ve ev yapmayı bilmeyen insanlarla karşılaşıyor. Bu insanların kim olduğu pek anlaşılır değil. Elmalı tefsirinden bakalım:
Kısaca iki sed arasına vardığında onların ötesinde bir kavim buldu ki neredeyse söz anlayamayacak bir durumdaydılar. Yani başka dil bilmedikleri gibi zihinleri basit, anlayışları kıt idi.
Dilleri tuhaf, ifadeleri yetersizdi. Zülkarneyn'e her şeyden bir sebeb (vasıta) verilmemiş olsaydı bunlara söz anlatamayacak, onlar da dertlerini anlatamayacaklardı. Bununla beraber bunlar, şimdi anlaşılacağı üzere ehlini bulunca güç oluşturabilecek işe yarayacak bir kavimdi. (Elmalı Tefsiri)
Bu insanlar Zülkarneyn'den yardım isterler. Yecüc ve Mecüc'ün saldırılarından korunabilmeleri için kendilerine bir set yapmasını isterler Zülkarneynden. Zülkarneyn neredeyse dertlerini bile anlatmaktan aciz bu insanları Allah'ın verdiği hikmetle anlar. Hatta bu kavim ona bu setti yapması için vergi ödemeyi teklif ettiğinde paranızı istemem ama bana insan gücü ile destek verin, gelin çalışın settin yapımında der.
Burda biraz durmak gerekiyor. Bu dil bilmez, giyinmek nedir bilmez, ev yapmak nedir bilmez, anlayışı kıt kavim kimdir? Elmalı'dan okumaya devam edelim:
Kur'ân bunun hangi kavim olduğunu açıkça anlatmamıştır. Fakat tefsir bilginleri, Türk kavmidir denilmiş olduğunu öteden beri nakletmişlerdir. (Elmalı Tefsiri)
Evet, yanlış duymadınız, Elmalı'ya göre bu kavim Türkler. İşte Zülkarneyn, Türkleri Yecüc Mecüc'e karşı yaptığı set ile koruyor. İki dağı birleştirecek kadar demir döküp, üstüne de bakır döküyor. Peki bu Yecüc Mecüc kimdir?
Elmalı'ya göre:
YE'CÛC ve ME'CÛC; Yahut Yacûc ve Macûc isimleri Arapçaya başka bir dilden nakledilmiş Arapça olmayan kelimeler olduğu anlaşılıyor. Avrupalılar da bunlara Yagug ve Magug demişler ve onları şeytan soyundan sayarlarmış. Nitekim orta çağları açan kavimler göçünde Batı Roma İmparatorluğunu istila eden Hunlara böyle demişlerdir ki, Barbar deyiminden daha şiddetli demek oluyor.
Kısaca Ye'cûc ve Me'cûc vaktiyle bir veya iki kavmin özel ismi olsa da doğrusu İslâm dilinde herkesin bildiği mânâ şudur: Aslı ve soyu belirsiz, din ve millet tanımaz karma bir insan topluluğudur ki, çıkmaları kıyamet alâmetlerindendir. Yeryüzünü bozacaklardır. (Elmalı Tefsiri)
Burda durum biraz karışıyor gibi. Önce Araplar için Arap olmayanlar Yecüc ve Mecüc'tür. Avrupalılar için Yagug ve Magug (yada Gog ve Magog) Hunlardır. Barbar demektir. Burdan Türkler ve Moğollar konusunda otorite sayılabilecek bir isme, Jean-Paul Roux'a geçelim. O ne diyor Yecüc ve Mecüc için:
"Aslında duvarlar maddi sınırlar oldukları kadar manevi sınırlardır. Bir tarafta iyiler, uygar insanlar, öteki tarafta kötüler, barbarlar. Müslümanlar, İskender ve onun savunma duvarıyla da bağlantılı olarak Avrasya bozkırlarının göçebe halklarını Yecüc ve Mecüc olarak adlandırdıklarında Gog ve Magog'a gönderme yaparlar." (Jean-Paul Roux, Orta Asya, s.43)
Burada enteresan bir durumla karşı karşıya kalıyoruz. Bana göre Elmalı bir tefsirin yapması gereken her şeyi yapmış. Kuran'ı okuyup anlamak isteyen bir kişiye gerekli olan bütün açıklamaları yapmış, farklı eğilimleri tartışmaları sunmuş. Ancak bir Türkçe tefsirde ortaya çıkan bu güçlüğü yenebilmek için Yecüv ve Mecüc ile Zülkarneyn'den yardım isteyen kavmin yerini değiştirmek zorunda kalmış. Gerçi her iki durumda da Türk okuru açısından berbat bir durum ortaya çıkıyor. Atalarımız ya aklı kıt, dil bilmez, örtünmek bile bilmez bir kavimdir (En doğudaki zavallı halk), ya da din ve millet tanımaz,aslı ve soyu belirsiz, ortaya çıkmaları kıyamet alameti sayılan bir kavimdir (Yecüc ve Mecüc)
Tefsirde bir satır özellikle koyu basılmış.
http://www.biriz.biz/kuran/kehf/kehf94_5.htm
Bu duvar hangi duvardır peki. İskender'in yaptırdığı Hazar Denizi'nden başlayıp Hirkanya'yı geçen 180 km. uzunluğundaki bir duvardır. Geriye sadece bazı kalıntılar kalmıştır. Sedd-i İskender, İskender Duvarı yada Kızıl Yılan adıyla anılır. Araplar ve İranlılar bu duvarı anlatıp dururlar, hatta gizemci teolojilerde bu duvarın adı soyut, tamamen manevi bir engel olarak geçer. Ressamlar bu duvarı büyük bir saflık ve coşkuyla resmederler. Fransa Ulusal Kütüphanesinde bulunan 1582 tarihli bir Osmanlı minyatüründe de bu duvarın bir tasviri bulunmaktadır. (Roux)
http://www.livius.org/a/iran/wall/alexander.html
Yukardaki linkte duvarın resimleri varmış. Ben ortada bir duvar falan göremedim ama, adamlar o kadar uğraşmışlar, demek ki, bi duvar var resimlerde

Siz de bir bakın.
Bu arada, aslında bu duvar konusui de ilginç bir konu. Meşhur Çin Seddi'ni herkes bilir. Göçebe, barbar Hun akınlarına karşı yerleşik, medeni Çin'lilerin yaptığı duvardır! Aslında bu duvar sanıldığı gibi o dönemler yapılmış tek duvar değil. Birbirlerinden korunmak için birçok yerde birçok uygarlık böyle duvarlar yapmış. Hatta öyle ki, kimin kime karşı duvar diktiği bile karışmış. Sonuçta hiçbir duvar işe yaramış değil. Hepsi de yıkılmış yada aşılmış. Kuran'da anlatıldığı şekliyle arası demirle doldurulmuş iki dağdan oluşan bir duvar da tabii ki bugün yok.
İskender'in boynuzlarına geçmeden son sözü söyleyebiliriz aslında: Hep dediğim şeyi tekrarlamış oluyorum gerçi. Her ne kadar savaşlar, acılar, birbirinden nefretle sözetmiş metinler, dinler, efsaneler olsa da, biz bir büyük insanlık ailesinin çocuklarıyız. Kendi hikayemizi anlatıyoruz. Yaşadığımız, ürettiğimiz, inandığımız şeyler bunlar belki ama hepsi aslında gerçekte kültürel değerlerimiz.
İskender'in Boynuzları
Bulmacalarda bir soru çıkar hep. Eski Mısır'da bir tanrı, yada eski Mısır'da güneş tanrısı. Ne yazarız: Ra. Sonraki adıyla Amon-Ra'dır. *Amon adı Amen, Amun, Amoun şeklinde de söyleniyor. Greklerde Ammon yada Hammon biçimini almış. *(dualardan sonra söylenen amen, amin acaba burdan mı geliyor?)
http://en.wikipedia.org/wiki/Amun
Amon; eski Mısır'ın hava tanrısı, yaratıcı tanrısı, bereket tanrısı, güneş tanrısı. Ra ise Mısır'ın bir başka tanrısı. Bu iki tanrı birleştiriliyor ve ortaya Amon-Ra çıkıyor.
http://en.wikipedia.org/wiki/Ra
Mısır'dan hızla kurtulup İskender'e gelmemiz gerek. Bunun için izleyeceğimiz linki vereyim hemen. Ammon'un bizi ilgilendiren öyküsü bu linkin izleğinde çünkü.
http://www.livius.org/am-ao/ammon/ammon.htm
Ana tapınağı Libya çölünde Siwa'da olan eski Mısır tanrısı Amun, Ammon adı ile Grek dünyasına giriyor. Ancak asıl ünü İskender'in bu tanrının oğlu olarak anılmasıyla oluşuyor. (yani Yunan dünyasında, yoksa eski Mısır'da zaten adamların tanrısıymış

) Peki nasıl oluyor da eski bir Mısır tanrısı Yunan'a, ordan İskender'e ordan da Kuran'ın içine kadar giriyor?
Grekler Libya sahillerinde İ.Ö. 630 yıllarında Sirene diye bildiğimiz şehri kuruyorlar.
http://www.livius.org/ct-cz/cyrenaica/cyrenaica.html
The first Greeks to visit the shrine were people from Cyrenaica. They called the god Zeus Ammon. Actually, Ammon is a bad rendering of Amun, but the name was nonetheless very fitting: ammos was the Greek word for 'sand' - in other words, the Greeks called the god Sandy Zeus. His cult spread to the Greek world, and was especially propagated by the poet Pindar (522-445), who was the first Greek to dedicate an ode to the god and one of the first Greeks to erect a statue to the god.
İşte ilk olarak bu şehrin sakinleri tanrı Zeus'a Ammon diyorlar. Ama asıl Yunan dünyasına Ammon'u yayan şair Pindar oluyor. O zamanların geleneği tanrılar için tapınaklar kurmak. Bir süre sonra Atina'da da Ammon'a tapınak kuruluyor. Ama asıl olarak Ammon'u zirveye taşıyan şey İskender'in Siwa'yı, yani Ammon'un tapınağını ziyaret etmesi. İskender kendisine isyan eden Thebes'i ezdiğinde taş üstünde taş bırakmıyor ama şair Pindar'ın evine dokunmuyor. Burdan da anlıyoruz ki İskender Ammon'a tapmaktadır.
Resimlerde görüldüğü gibi, Ammon hep boynuzları ile birlikte resmedilmiştir. İskender de çıkardığı pekçok paranın üstüne kendi resmini boynuzlu olarak resmettiriyor.
Kuran'daki Zülkarneyne dönelim şimdi. *Elmalı tefsirine bakalım:
ZÜLKARNEYN, deyimi, zü'l-yedeyn (iki el sahibi) gibi bir lakabdır ki zü'l-cenaheyn (çifte kanatlı) niteliğine benzer. Kamus'ta ayrıntılarıyla anlatıldığı üzere "karn" bir çok mânâlara gelir. Bunlardan bazıları; boynuz, asır, bir zamanda beraber yaşamış olan topluluk mânâlarına geldiği gibi insanın tepesine ve özellikle başının yanlarına, yani şakaklarına ki hayvanda boynuzunun yeridir ve erkeklerin perçemine, kadınların zülüflerine, güneşin çemberinin kenarına ve bir toplumun başında olan efendisine... denilir. (Elmalı Tefsiri)
Arapça sözcük, birçok başka kaynakta da açıkca çift boynuzlu olarak belirtilmiş. Elmalı bugüne kadar ortaya atılmış olan hemen hemen bütün iddiaları bir bir anlatmış. Aslında Zülkarneyn'in İskender olmadığına inandırmaya çalışıyor bizi. Gerçekten de bir putperest ve üstelik eşcinsel bir putperest olan İskender'in Zülkarneyn olduğu düşüncesi birçok İslam tefsircisine ters gelmiş, kabul etmek istememişler. Ama Zülkarneyn'i ararken dönüp dolaşıp hep İskender'e geliyoruz.
Evet İskender'in (Zülkarneyn'in) boynuzları bahsini şu sözlerle kapatalım:
However this may be, the result was important: Alexander was greeted as Ammon's son, and started to believe that he was a demi-god indeed. According to an admittedly hostile source, Ephippus of Olynthus, Alexander sometimes wore the horns of his divine father Ammon on public occasions. We can not establish the truth of this story, but it is certain that immediately after his death, he was depicted in this fashion.
İskender, çeşitli vesilelerle halkın önüne aslında babası ilah Ammona ait olan bu boynuzları takarak çıkıyor ve bir efsanenin doğmasına kaynaklık etmiş oluyor. Sonuç olarak İskender bir yarı tanrı seviyesine yükseltiliyor. İslam'da yarı tanrı diye bir kavram olmadığı için efsanemizin kahramanı peygamber mi veli mi olduğu tam anlaşılmayan, ama Allah'ın sevdiği bir tarihi kişilik olarak Kuran'a giriyor.
İskender serimiz burda bitti. Sabırla beni okuyan herkese teşekkür ederim. Şimdi eleştirileri almak isterim.[align=center]