Neredeyse doğayı yok edecek durumda olmamıza bakarak, haksız olduğunuzu söyleyemiyorum. Gerçekten de düşünülmesi ve tartışılması gereken bir bakış açısı.
Peki alternatifi nedir bu rahatsız olduğunuz durumun? Bilmemek mi? Akıl'ı kullanmamak mı? Aynı aklı kullanarak eleştiriyoruz yine aklın etkilerini. Yine bilim'i kullanarak farkediyoruz bilim'in ya da uygulamalarının verdiği / vermiş olabileceği zararları. Akıl'ın bilim'in putlaştırılmasını yine aklımız eleştirmiyor mu?
Birşeyin zararlı olduğunu aklımız farkediyor, duygularımız buna aldırmasa da (sigarayı bırakamadım hala örneğin).
Oldukça enteresan bir durum. Bir yerde daha önce bişey okumuştum. Sistemlerin kendini koruma mekanizması üzerine. İnsan topluluklarında da böyle birşey var. Bir dönem çok gerici bir gelişme oluyor. Ona tepki gelişiyor. Toplam sistem yeni bir dengeye varıyor yine. Doğanın da böyle bir yapısı var değil mi? İnsanı üretti. Kendine zarar verebilecek bir canlı.. Ama onun verdiği zarar sayesinde de yeniden kendine dönüyor ve belki de daha ileri bir denge durumuna geçiyor. Adeta diyalektik yasalarının işlemesi gibi.
Ukraynalı bilim adamı'nın fantezisi de filmlik konuymuş. Mesela göktaşı düştü. Dinazorlar yokoldu. Yoksa belki de insan egemenliğini kuramayacaktı. Bir nükleer savaş çıkacak mesela. İnsanoğlu yokolacak. Yeni türler, yeni canlılar çıkıp egemen olacaklar dünyaya. Bir milyon yıl sonra falan. Hem de radyoaktiviteye daha dayanıklı. Acaba nasıl dinler olurdu o zaman?
Ya da, bu nükleer tehlikeden kurtulan bir Amerikalı Nuh ve onun güzel karısı olabilir. Bir de gemilerine yeteri kadar değişik ırklardan insan alırlar. Maceraların ardından uzay gemilerini Amerika'da bir dağa park ederler ve film burda biter. Asıl macera şimdi başlıyordur, böylece 2., 3. bölümleri de yapılıp, iyi para kazanılır.
"Ukraynalı bilim adamı'nın fantezisi de filmlik konuymuş. Mesela göktaşı düştü. Dinazorlar yokoldu. Yoksa belki de insan egemenliğini kuramayacaktı. Bir nükleer savaş çıkacak mesela. İnsanoğlu yokolacak. Yeni türler, yeni canlılar çıkıp egemen olacaklar dünyaya. Bir milyon yıl sonra falan. Hem de radyoaktiviteye daha dayanıklı. Acaba nasıl dinler olurdu o zaman? "
Fantazi aslında oldukça makul bir gerekçeye dayanıyor. Çernobil bölgesi insandan arındırıldığı için doğal yaşamı etkileyebilecek insan etkinlikleri kalmadı. Bataklıklar kurutulmuyor, tarım ilaçları kullanılmıyor, hayvanlar avlanmıyor gibi. Belli bir süreden sonra mutasyonlara rağmen canlılık devam edip geliştiğine göre biz yağmur ormanlarına da nükleer atıkları götürüp bırakalım, bu sayede insan yaklaşamasın, bari oraları korumuş oluruz diyor. İlginç bir haberdi aslında, çeviri işinden hiç hoşlanmadığım için çevirmedim, biryerlerde türkçesini bulursam ya da gözümü karartıp çevirmeye çalışırsam tekrar gönderebilirim Türkçe olarak.
Nükleer savaş ile ilgili bol miktarda senaryo var, bu durumda örneğin karafatmaların birçok canlı türüne göre daha dayanıklı olacağı söyleniyor.
Bildiğim kadarıyla DNA radyoaktiviteye karşı çok zayıf değil, kendini tamir edebiliyor. Üstelik mutasyon oluşturmada kimyasallar, virusler çok daha tehlikeli ve etkili olabiliyorlar. Burada da aslında doğal seçilim'in çalışmasını görüyoruz. Üreyemeyecek kadar etkilenen canlılar yok oldu, sağlıklı olamayacak kadar ağır mutasyon geçiren embriyolar düşüklerle yok oldu, sadece bu mutasyonlardan daha az etkilenen, üremesine engel olmayacak kadar mutasyona maruz kalanlar yaşadı.
Aslında radyasyon ve mutasyon hakkındaki genel fikirler bazı ucuz bilim-kurgu filmlerinden kaynaklanıyor. 8 başlı çocuklar, örümcek adamlar vs. Gerçekte pek öyle olmuyor ama.
Doğada çok karşılaşılan bir duruma da dikkat çekmişsiniz. Dinamik sistemler dalgalanmalar yaşayıp dengeye ulaşırlar. Bir etki durumunda tekrar dalgalanma olup farklı bir noktada tekrar denge yakalanabilir. Doğa da dinamik bir sistemdir, toplumlar da.