Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 09-08-2010, 16:59
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Ulusal Ümmet

Merhaba arkadaslar, ana sayfada köse yazisi olarak yayinlanan yazilarimi forumlarda da tartismaya acmak istiyorum.

"Ulusal Ümmet" baslikli yaziyi görüslerinize sunuyorum.

Ulusal Ümmet



Ulusal kimlik ile dinsel kimlik arasındaki bağıntı konusu şu anda akademik dünyada büyük ölçüde -muhtemelen- açıklığa kavuşturulmuş olsa da kitlesel düzeyde bir belirsizlik halâ çok güçlü... Bu iki kimlik arasındaki sınırlar o kadar kalın kabul edilmektedir ki bu yüzden "Benedict Anderson’un bu hayali cemaatleri arasında süren çatışma ülkemizin son yüz elli yılına damgasını vurmuş ve her iki kavram bugün bile kalın bir kutsallık zırhı ile korunmaya çalışılmakta" denebilir.

Eğer benim gibi yurtdışında yaşayan biriyseniz bu iki kimliğin nasıl kolayca birbirinin yerine geçebildiğini gözlemleme şansınız daha da büyük olacaktır. Resmi düzeyde birbirinden ayrılmış iki kimliğin aslında kültürel ve davranışsal düzeyde adeta bir yumak haline geldiğini, ironik bir şekilde domuz eti yememenin ve Hıristiyanlığa karşı çıkmanın bir Türk özelliği, yurtseverliğin ve milli birlik duygusunun ise bir Müslüman özelliği olabildiğini yurtdışında yaşayan Türkiye kökenli insanların davranışsal reflekslerinden görme olanağı çok daha fazla oluyor.

Teorik olarak birbirinden farklı ve zıt olduğu düşünülen bu kimliklerin bu şekilde karışması ilk anda bende şu düşünceye yol açmıştı: Ümmet düşüncesi ile ulus düşüncesi geniş kitlelere ulaştığında bir biçimde içiçe geçmişti. Zaten 13. yüzyıldan beri Anadolu’da resmi İslam anlayışından farklı bir tür halk İslamı oluştuğunu, İslam'ın hurafe kabul ettiği adak adamak, yatırlar ve türbelere tapınmak, nazara karşı ve istenilen şeyler için büyüler yaptırmak gibi birçok şeyin bu halk İslamının parçaları olduğu, buna karşın İslam'ın haram saydığı içki içme ve zina gibi şeylerin ise (tabii ki sadece erkekler için) geleneksel olarak kabul edildiği bir tür halk İslamı olduğunu biliyoruz. Bu halk İslamının ulus düşüncesini de içine alarak dinsel ve ulusal kimliklerin karmaşık şekilde içiçe geçtiği bir yapı ortaya çıkmış olmalı idi.


Müslüman kime denir?



Bu düşünceler henüz olgunlaşmamışken İlter Turan’ın “Türkiye’de Din ve Siyasal Kültür” makalesi ile karşılaştım. İlter Turan bu makalesinde “Müslüman” teriminin davranışsal düzeyde ne anlama geldiğini açıklamaya çalışıyor. Turan’ın davranışsal düzeyde “Müslüman” terimine getirmeye çalıştığı açıklamayı aktarmadan önce “siyasal topluluk” ile ne kastettiğinden söz etmem gerekiyor. İslam düşüncesinde bütün Müslümanlar bir ümmet oluşturur ve siyasal topluluk, dinsel topluluk ile eşanlamlıdır; devlet de onun siyasal örgütüdür. Bir İslam toplumunda gayrimüslimler de olabilir.. Bunlara kendilerini koruyan özel bir statü verilir (zimmi); ama ümmet üyeleri ile eşit hakları ve görevleri yoktur. Örneğin 19. yüzyıl ortalarına kadar devlet memuru ve asker olacak kişilerin Müslüman olması gerekiyordu. Ulusun ilanından sonra ise yurttaşlardan bir Türk kimliği geliştirmeleri beklenmekteydi. Yeni siyasal topluluğa üye olmak için ulusal devletin yurttaşı olmak gerekiyordu. Bu, siyasal topluluğun dinsel topluluktan ayrılması ve yeni ulusal devlete ‘vatandaşlık’ bağı ile bağlanmak anlamına gelmeliydi. Hâlbuki toplumsal davranış düzeyindeki tablo bu duruma pek uymamakta. Turan, davranışsal düzeydeki gözlemlerinden yola çıkarak yeni çağdaş siyasal topluluğun dinsel temelli nitelikleri olup olmadığını sorguluyor. Simdi alıntıyı verebilirim:

“Bu bağlamda, ‘Müslüman’ın ne anlama geldiğine açıklık kazandırmak gerekmektedir. Benim kendi gözlemlerime göre terim dindarlığı, hatta muhtemelen inancı değil, ‘İslami kimlik belgeleri’ diyebileceğimiz şeylere sahip olmayı ifade etmektedir. Eğer kişinin adi kulağa Türkçe yada İslami geliyorsa, ana babasının Müslüman olduğu düşünülüyorsa ve eğer başka bir dine, özellikle tek tanrılı bir dine inancı olduğunu ifade etmemişse, ona Müslüman muamelesi yapılmaktadır. Ironik bir bicimde, İslami kökeni olan bir agnostik yada ateist, ‘Müslüman’ olarak kabul görmektedir. Öyleyse, bir inanç sistemiyle değil bir kültürel gelenekle, İsrail ve Yunanistan gibi başka ülkelerde de bulunan bir olguyla uğraştığımız açıktır.”

Turan iki örnekle tanımlamasını destekliyor: Birincisinde cumhurbaşkanları da dahil siyasal liderlerin yeri geldiğinde “dinimiz”den söz etmesini, siyasal topluluğun resmi hukuksal biçimde kabul görmeyen bir niteliğini tanımlamanın zimni yolu olduğunu ileri sürüyor. İkinci olarak misyonerlik faaliyetinin ve başka bir dine geçmenin Türkiye’de nasıl karşılandığını örnekliyor.

Kişisel olarak ben de bir ateist Türk olmanın Hıristiyanlığa geçmiş bir Türk olmaktan daha kabul edilir olduğunu, İslamiyet'ten başka bir dine geçmenin, sadece Müslümanlıktan değil ayni zamanda Türklükten de çıkmak gibi bir muamele ile karşılaşmaya neden olduğunu çevremdeki bazı örneklerden biliyorum.


Ulusal ümmet nasıl oluştu?



İlter Turan’ın referans olarak vermiş olduğu Şerif Mardin’in “Din ve İdeoloji” adli kitabında ise ümmet ile ulus arasındaki bağıntının teorik ve tarihsel planı hakkında daha fazla bilgiye ulaşabiliyoruz. Mardin’in açıklamalarına girmeden önce millet kavramı hakkında -bilinen konular olmasına karşın- bazı kısa açıklamalar yapmak istiyorum.

Bilindiği gibi Osmanlı’da “millet” kavramı bugünkü anladığımız şekilde ulus yerine değil din yerine kullanılırdı (İslam milleti, Hıristiyan milleti, Yahudi milleti gibi). Türk kavramı ise yine bugünkü gibi bir ulus anlamı ifade etmez; merkezin yüksek kültürünün karşısında yerel ve ilkel sayılan kültürü sürdüren, göçebe ve aşiret ilişkileri içinde yasayan, sarayın dilinden yani Osmanlıca'dan anlamayan insanlar için aşağılayıcı bir tabir olarak kullanılırdı.

Millet ile Türk terimlerinin bir araya getirilmesi ancak Avrupa’da 19. yüzyılda gelişen milliyetçilik akımının Osmanlı aydınları arasında yayılması ile gerçekleşti. Bu küçük aydın kesiminin etkisine girenler ise daha çok öğrenciler ve aydınlardı ki, bunların sayısı da bugünkü ile kıyas bile kabul etmeyecek kadar azdı. 1921 yılında Osmanlı meclisi Ankara’ya taşındığında çıkarılan kısa anayasal metinde geçen “Hakimiyet bilâ kaydü şart milletindir” cümlesindeki “millet”in ise İslam milleti olarak mı yoksa bugünkü anlamda Türk milleti olarak mı anlaşıldığı pek açık değildir. Din adamlarının kurtuluş savaşı sırasında yaygın şekilde direnişe hizmet etmeleri, halifeliğin 1924’e kadar kaldırılmaması ve hatta Atatürk’e halifelik teklif edilmesi gibi olaylar buradaki “millet” terimine halâ geleneksel şekilde din anlamı veren geniş bir kitle olduğunu düşündürüyor.

Cumhuriyet aydınlarının sık sık bize kabul ettirmeye çalıştıkları gibi ulusal bir devrimle ümmet zihniyeti yıkılıp ulus düşüncesine mi geçilmiştir yoksa -Mardin’in de belirttiği gibi bütün bir ülkenin 28 Ekim 1923 gecesi saat 12’de ümmet zihniyetini bırakıp yeni ulus fikrini kabul etmesi mümkün olmadığına göre- yeni olan ulus düşüncesi eski ümmet düşüncesinin üstüne mi inşa edilmiştir? Mardin’in açıklamaları bana son derece anlaşılır ve bilimsel görünüyor. Mardin’in bazı argümanlarina kısaca bakalım:

İslamiyette bir ruhbanlar sınıfının olmaması tanrı ile kul arasına bir sınıfsal katmanın yerleşmemesi sonucunu doğurdu. Osmanlı’nın son döneminde böyle bir sınıfın ortaya çıkmış olması bu açıdan tartışmamızın eksenini değiştirmiyor. Buna göre tanrının önünde bütün Müslümanlar eşitti. Ümmet fikri bu açıdan birleştirici bir fonksiyon işlevi görüyordu. Allah, bütün toplum ayrıntılarının üzerinde, onların ötesinde bir varlıktı. İnsanlar camiye gelip beraberce namaz kıldıklarında üzerlerinden emir, kul, fakir, zengin kisvesini atmış ve Allah karşısına aynı katta çıkmış oluyorlardı. İslamiyetteki dini merasimlerin çoğunda bu özellik doğrulanıyordu. Böylelikle insanlar arasındaki farklılıklar kapatılmış ve sınıf, millet, ırk ayrılıkları yok edilmiş oluyordu.

Yeni cumhuriyetin Türklerin imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitle olduğu seklindeki ideolojik argümanı İslamiyetteki bu ideolojik niteliklerle kolayca örtüşüyordu. Mardin bu sınıfsız-kaynaşmış kitle argümanını Rusya’da komünist rejime geçişle birlikte Ortodoksluğun birlik özlemlerine bağlayan bir çalışmayı (Berdyaev) da başka bir örnek olarak gösteriyor.

Bu kaynaşmış birliğe karşı çıkanlara alınan tutum konusu da büyük önem taşıyor. Politikayı eleştirmek ve “nifak”a ve “fitne”ye karşı alınan tutum Osmanlı’da iç bünyeyi sarsan savaşlara ve ayaklanmalara bağlansa da altında ümmet anlayışının benimsenmesi yatmaktadır. Hem din hem toplumsal ideoloji hem de bir devlet olan İslamiyet'in kendinden ayrılma eğilimi gösterenlere karşı aldığı saldırgan tutum öylesine çarpıcıdır ki “münkir” ya da “zındık” sayılanlar için ölüme kadar değişik cezalar uygun gören mezhepler oluşmuştur.

Benzer şekilde Cumhuriyet dönemindeki yeni birleştirici ideolojinin tartışılmasına iyi gözle bakmayan tek parti dönemini hatırlayalım. Tek parti olan partinin eylemlerini tartışmak isteyenlere “karıştırıcı” denildiğinde bunun “haram” olarak algılanan bir ümmet mirasına dayandığını düşünebiliriz.

Mardin’in açıklamalarını son bir alıntı ile bitirelim:

“Cumhuriyet bir diğer yönden de ümmet strüktürünün devamını sağlamıştır. Vatanperverlik, beraber olma ve başkalarına karşı koyma ümmet hissini devam ettirici bir unsurdu. Okullarda bütünlük, birlik, beraberliğe verilen önem pek o kadar da ümmet fikrinden uzaklaştırıcı bir anlam taşımamıştır. Bayrak ve kahramanlık değerleri ise Battal Gazi menkıbelerinden uzak değildi. Cumhuriyetin kitapları kahramanlık ve tesanüt (dayanışma) üzerinde durdukları oranda bir yanlış anlamaya yol açacak bir temel kuruyorlardı. Köysel bir çevrede Mehmetçik kolayca yeniden Battal Gazi ve Gazi, Ali olabiliyordu. Çok muhtemeldir ki burada da Türk milliyetçiliğinin temellerini kurmuş olanlar -ve bu arada Ziya Gökalp- ümmet strüktüründen ayrıldıklarını sandıkları kadar uzaklaşmamışlardı.”


Rakip ideolojiler: Tarikatlar



Mardin, Müslüman toplumlarda rakip ideolojilerin hemen hemen hiç olmadığını belirtiyor. Burada istisna sayılabilecek iki durumdan söz edilebilir: Birincisi devletin korunması temelinde gelişen ve bir derece bağımsız ve seküler sayılabilecek, Sasanilerden bugüne örneklerini gördüğümüz bürokrasinin ve çıkarlarının savunulması şeklindeki devlet ideolojisi; ikincisi ise dinin içinde olduğu izlenimi veren sufiliktir. Kemalizm, toplumun ihtiyacı olan kişisel, kültürel ve ideolojik ihtiyaçları yeterince karşılayamadığı için ümmet anlayışına güçlü bir alternatif olamamıştır. Mardin’e göre eğer Kemalizm başka ideolojilerin gelişmesine izin vermiş, örneğin liberalizmin gelişmesine olanak tanımış olsaydı, bireyin ve bireysel girişimin öne çıkarılması ümmet anlayışına güçlü bir cevap olabilirdi. Aydınlanma döneminin temel tartışması olan tanrısal kutsallığının mı yoksa bireyin mi merkeze alınması gerektiği konusuna bir sonraki yazımda değineceğim.

Ulus düşüncesinin fazla çatışma yaşamaksızın ümmet düşüncesinin yerine geçebilir olması bize ilk bakışta şaşırtıcı gibi görünebilir. Yine de geriye açıklanması gereken bir başka sorun kalıyor. Cumhuriyet döneminde yeni kurulan Cumhuriyet’in sınırları içinde yasayan herkesin Türk olduğu ileri sürüldüğünde aslında bunu kabul etmek için hazır bir zemin olduğunu düşünebiliriz. Cumhuriyet öncesindeki süreçte Çerkezler, Boşnaklar, Müslüman Gürcüler gibi çeşitli kesimler zaten muhtemelen gönüllü şekilde bir asimilasyon süreci yaşamışlardı. Peki, Kürtlerin bunu kabul etmekte direnmesini nasıl açıklayabiliriz? Bunun açıklamasının tarikatlarda olduğu şeklinde bir ipucunu ele alalım.

Yukarda Mardin’in İslam toplumlarında olası rakip ideolojiler olarak bahsettiği Sufizm, Osmanlı’da iddia edildiği gibi bir ahlâksal öğreti şeklinde değil son derece siyasal bir biçimde gelişmişti. Tasavvufu benimseyen çeşitli tarikatlar devlete karşı bir direniş yeri, bir tür sığınma kapısı olmuştu. Bu açıdan resmi dinsel topluluktan ve devletten bir kaçış işlevi de görüyordu. Anadolu’da özellikle de doğu bölgelerinde gelişen Nakşibendilik, içinde yaşadığı siyasal süreçlere göre biçimler aldı.

Osmanlı’nın son döneminde 31 Mart vakasında öne çıkan Derviş Vahdetin'in ve Cumhuriyete bir ayaklanma ile direnen Şeyh Sait’in birer Nakşibendi şeyhi olması çok şaşırtıcı değil. Birincisi Osmanlı askeri bürokrasisinin iktidara el koyması için, ikincisi ise iktidarı ele geçiren Cumhuriyet bürokrasisinin muhaliflerini temizlemek için birer fırsat olarak değerlendirildi. Nakşibendi tarikatının Kürt nüfusun yaşadığı bölgelerde derin bir etkisinin olması Kürtlerin resmi ümmet anlayışından resmi ulus anlayışına geçmesini engelleyen önemli bir faktör olduğu düşünülebilir. Kısacası devamlılığı olan bir resmi düşünceye karşı devamlılığı olan bir direniş düşüncesinin izlerine bakarak olası bir ulusal asimilasyonu engelleyen etkenlerin önemlilerinden biri olarak tarikatların etkisini teslim edebiliriz.


Sonuç



Türkiye’de dinsel anlayışların halâ çok derinlerde duruyor olmasının nedeni çoğu kez iddia edildiği gibi ümmet düşüncesi ile ulus düşüncesi arasında büyük bir ayrım olması ve cahil halkın bu ayrımı anlayamıyor olması değil tam tersine bu iki düşünce arasında fazla bir ayrım olmaması ve ulus düşüncesinin altında halâ derinde bir ümmet düşüncesinin yatıyor olmasıdır.

Osmanlı'da güçlü bir aydınlanma dönemi yaşanmadan milliyetçi akımlar gelişti ve aynı zamanda aydınlanmanın işlevini gördüğü ileri sürüldü. 17. ve 18. yüzyılların insan aklını ön plana koyan aydınlanma fikirleri atlanılıp direkt 19. yüzyılın milliyetçilik akımları ile buluşuldu. Hâlbuki Avrupa’dan alınan milliyetçilik düşüncesi, aydınlanma düşüncesinin temel argümanlarından farklı bir kurguya dayanıyordu ve zaten aydınlanma ile pek tanışamamış bir toplumda kolaylıkla bir kutsallıktan bir başka kutsallığa geçiş biçimine dönüştü.

http://www.turandursun.com/nevzat-altintas/ulusal-ummet

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 21-09-2010, 16:05
Engse Hohol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Engse Hohol Engse Hohol isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Feb 2010
Mesajlar: 1.879
Standart

Muhammetin amacı, yerel örgütlenmeyle Yahudiliği Arabistan'dan söküp atmaktı. Din kuruculuğuna soyunması aslında birazda, yahudiliği ulayu (ve) hıristiyanlığı bertaraf edebilecek etmenleri toplumunda bulamamasındandır bence. İthal dinleri Arap yarımadasından uzaklaştırabilmesinin altyapısında hiçbir ortak payda bulamadığı için dinlerin üstesinden yeni bir din kurarak geleceğini tasarladı ulayu bu tasarıyı yoldaş edindiği arkadaşları ile uyguladı.

Bu uğurda yeri geldi inananlarına "kullarım" diye aytım (hitap) etti.
Şöyleki; Arapça sözcüklerin sonuna gelen (ي) tamgası, Arapçanın iyelik eklentisidir.
Yusuf 23 ayetinde Yusuf'un, kendisini para ile köle olarak satın alan Potifar'a,
"O benim Rabbi'mdir" (rabbim/رَبِّي) demesindeki sav, Arapçanın iyelik kuralına bir örnektir.

inne-hü rabbiy ahsene mesvaye...
(إِنَّهُ رَبِّي أَحْسَنَ مَثْوَايَ)
Çünkü-o rabb'imdir, engüzel yerleşke'mi (...donatmıştır. "Benim yaşantım ile çokiyi ilgilenmektedir" diyor).

Aynı iyelik eklentisi zümer 53ncü ayette muhammetin, yalnıklar (nas) ile aralarındaki konuşuklarda da görülmektedir.
Muhammet, müslüman yaptığı kişilere, ibadiye/kullarım savıyla aytım (hitap) etmektedir.

Zümer 53
Qul ya ibadiye ellezine esrefü ala enfusi-him. La taknetü min rahmeti allahi.
(قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَىٰ أَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ)
Söyle; ey kullarım ki o israftalar kendi özlerine karşı. Umutsuzlanmayın eLLah'ın rahmetinden.

Kısacası müslümanlık, yalnığa/insana kölelik ile biçimlenmiş ulusal bir derebeylik düzenidir.

islamın yıkıma uğraması karşısında müslümanların, el-lah'ı ayakta tutundurabilmek için yalanlar söylemeleri kaçınılmazdır. hohol : aesir
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 22-09-2010, 00:43
kemalistcan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
kemalistcan kemalistcan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Jul 2010
Mesajlar: 337
Standart

Bu hataya Amerika'daki zencilerde düşmüştü. Malcomx ve birçoğu islamın zenci ve köle dini olduğuna o kadar inanmışlardı ki: Hacca gittiklerinde beyazları gördüklerinde çok şaşırmışlardı; oysa müslümanların ezici çoğunluğu beyazdır.

İslamla Türklüğü harmanlayıp, hatta eşitleyip, hiçbir gerçekliği olmayan osmanlı imgesinden yola çıkarak türk-islam sentezini yarım yüzyıldır bizde dikte edildikleri düşünülürse bu ucube ulus anlayışının yaygın olmasına şaşmamak gerek.

Milliyetçilik kültürel mirasa sahip çıkmak ve antiemperyalizm çizgisinden çıktığı anda ciddi anlamda bir dogmaya ve faşizme dönüşür; aslında bu haliyle milliyetçilik bir tür ata tapıcılığına ve seviciliğine, kimi değerleri haddinden fazla kutsamaya, geleneğe ve milleti öne çıkaran şeylere aşırı derece sorgulamaksızın bağlılığa neden olduğundan kesinlikle bir dindir. Bu anlamda sana katılırım.

6 ok bağlamında ulusçuluğun bu katagoriye girmesi ise imkansızdır. Laiktir öncelikle, halkçıdır, devletçidir, devrimcidir, cumhuriyetçidir.


Saygılar, sevgiler,
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 22-09-2010, 01:15
naper - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
naper naper isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 02 Dec 2009
Mesajlar: 1.013
Standart

"Liboş ümmet" der, çekilirim...
Evrimini tamamlamışlar ya da bu işten para kazanmayanlar anlar...

bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak,sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 22-09-2010, 01:23
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger arkadaslar;

Bir toplumda, sadece tek temelli ve kaynakli bir yonlendirim ve yaptirim varsa, ve toplum bu yonlendirim ve yaptirimi sorgusuz/sualsiz, kayitsiz/sartsiz uyguluyorsa; o toplum bir ummet, tek temel iman, yonlendirim ve yaptirim da inanctir. Bunun bir dini, milli, ya da politik bir ideolojik icerigi olmasi farketmez. Cunku o toplumda,her yonuyle anlayis; dogrunun sadece tek temel oldugu anlayisidir. Bu da dogrunun imanina inanci getirir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 22-09-2010, 01:25
Sheik Galib Sheik Galib isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 29 Aug 2009
Mesajlar: 118
Standart

Muhammetin amacı, yerel örgütlenmeyle Yahudiliği Arabistan'dan söküp atmaktı. Din kuruculuğuna soyunması aslında birazda, yahudiliği ulayu (ve) hıristiyanlığı bertaraf edebilecek etmenleri toplumunda bulamamasındandır bence. İthal dinleri Arap yarımadasından uzaklaştırabilmesinin altyapısında hiçbir ortak payda bulamadığı için dinlerin üstesinden yeni bir din kurarak geleceğini tasarladı ulayu bu tasarıyı yoldaş edindiği arkadaşları ile uyguladı.

sn. Engse hohol,
Yukarıda beyan ettiğiniz görüşlerin türkçü-kemalist perspektifinden yansıdığı belli oluyor. bu görüşlerede muhtemelen Kaynak Yayınlarından Doğu perinçek öncülüğünde hazırlanan"Atatürk din ve laiklik üzerine adlı kitaptan esinlenmişsiniz. Orada İslam'ın aslında bir Arap milliyetçiliği projesi olduğu dile getiriliyor.

Kısacası müslümanlık, yalnığa/insana kölelik ile biçimlenmiş ulusal bir derebeylik düzenidir

Kusura bakmayın ama hayatımda okuduğum en saçma İslam karşıtı görüş. Yapmayın iki üç kitap okuyun, bilim dünyası Atsız, özakman vb. kimselerden ibaret değil. araya birkaç tane de öztürkçe kelime sıkıştırmak yetmiyor.

İslam inancının yıkıma uğraması karşısında müslümanların eLLahı ayakta tutundurabilmek için yalanlar söylemeleri kaçınılmazdır.

İslam yıkılsaydı şimdiye kadar çoktan yıkılırdı. bunun için kimsenin yalan söylemesine de gerek olmazdı. Bu kadar basit. 2 milyar insan bu kadar bilinçsiz değil.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 22-09-2010, 01:30
Fight - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Fight Fight isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Aug 2010
Mesajlar: 93
Standart

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Saygideger arkadaslar;

Bir toplumda, sadece tek temelli ve kaynakli bir yonlendirim ve yaptirim varsa, ve toplum bu yonlendirim ve yaptirimi sorgusuz/sualsiz, kayitsiz/sartsiz uyguluyorsa; o toplum bir ummet, tek temel iman, yonlendirim ve yaptirim da inanctir. Bunun bir dini, milli, ya da politik bir ideolojik icerigi olmasi farketmez. Cunku o toplumda,her yonuyle anlayis; dogrunun sadece tek temel oldugu anlayisidir. Bu da dogrunun imanina inanci getirir.

Saygilarimla;
evrensel-insan
Olayı çözmüşsünüz... alkışlıyorum

"Oysa O sizi EVRİM ile yarattı." Nuh-14
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 22-09-2010, 01:44
Sheik Galib Sheik Galib isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 29 Aug 2009
Mesajlar: 118
Standart

İslamla Türklüğü harmanlayıp, hatta eşitleyip, hiçbir gerçekliği olmayan osmanlı imgesinden yola çıkarak türk-islam sentezini yarım yüzyıldır bizde dikte edildikleri düşünülürse bu ucube ulus anlayışının yaygın olmasına şaşmamak gerek


türk-İslam ülküsü Amerikan projesidir. bir Müslüman olarak ben bu fikre taraftar değilim. zira Emperyalist hedefler çerçevesinde ortaya atılmış ve uygulamaya konulmuştur. Yeşil kuşak projesinin sac-ayaklarından birisidir.

Bakın siz kemalist olduğunu iddia edenler bir türlü anlamıyorsunuz. Bu ülkede öyle bir sistem var ki kimsenin aşırılığına müsaade etmiyor. bir örnek vereyim.

Turan Dursun'un Kur'an ansiklopedisi nin bazı ciltleri polisler tarafından alınmış ve oğlunun söylediğine göre birdaha da bulunamamış daha basılmayan bu nüshalar. Turan Dursun'u öldürenler de belkide kasıtlı olarak aydınlatılmadı.
Ülkemizde ki sistem bilhassa 12 eylül'den sonra kimsenin ateist olmasını istemiyor. zira ateist olan kişi Marksist olur ve buda başta Abd olmak üzere bir çok odağın işine gelmez.
fakat türkiye'de koyu müslümanlık ta istenmiyor. zira amerika ve israil karşıtlığı artıyor bu şekilde. en iyisi yine kendi uydurdukları ılımlı islam teranesi. barışçı, ve itaatkar.

türkiye'de ki sistem ve sosyo-ekonomik yapı çok ilginç,
Taikat ve camaatler kanunen yasak ama, sırf fener rum partikanesini baskı altında tutmak için İsmailağa cemaatine yani en tavizsiz ve koyu müslümanlara izin veriliyor, faaliyetleri görmezden geliniyor. Patrikanenin karşısına istanbul'un her yönünden görülebilen kuran kursu yaptırdılar. Cübbeli hoca her gün televizyonlarda, peki nerede devrim kanunları???

ancak işler tersine gidince 28 şubatta olduğu gibi balans ayarı yapılıyor. herşey rayına oturuyor. aşırı uçlar temizleniyor. sarıklı ve cübbeli kimseler göz nönünden kayboluveriyorlar bir anda. ama şu anda akp iktidarından beri her yerdeler. türban eylemleri durdu.
fakat korkmayın şeriat gelmez. türkiye iran olmaz, zira pragmatik hesaplarla bu ülkeyi yönetenler bunu istemezler, hatta laki düzen zındık düzenidir diyenler bile. yoksa oy alamazlar.

ateist te istemezler. tıpkı köy enstitülerinde olduğu gibi bağımsız ve geleneksel kimliklerden kopmuş bireyler istenmez. istenen birey tipi şudur: islamla bağlarını minimum seviyeye indirmiş, en fazla cuma ve bayram namazlarına giden, sünni ve normal bir yaşam tarzı olan, kahveye giden tuttuğu takım yenilince dünyalar başına yıkılıan ama % 2 lik memur zammından etin kilosunun neden 40 milyon olduğundan haberi olmayan vatandaşlar...

güney kore de hükümet sağlıksız et getirtiyor diye seul de 500 bin kişi eylem yaptı ve hükümet düştü. bir de buaraya bakın 8 yıldır milletin anasına bile sövüldü ananı da al git diye.. ne oldu peki hiç bir şey....

o yüzden bırakın artık bu türkçü zırvaları, ulusalcı martavalları, atilla ilhan sayıklamalarını 6 ok bilmem ne edebiyatını. kendi yaşamınızla ilgilenin...

bu ülkede sizin istediğiniz gibi bireyler hiç bir zaman olmayacak, hep azınlıkta kalacaksınız. Sarıklı da olacak, karısını kızını alıp plaja giden de
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 22-09-2010, 01:58
Sheik Galib Sheik Galib isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 29 Aug 2009
Mesajlar: 118
Standart

Milliyetçilik kültürel mirasa sahip çıkmak ve antiemperyalizm çizgisinden çıktığı anda ciddi anlamda bir dogmaya ve faşizme dönüşür;

kardeşim.... allah aşkına biraz makul olun be ya HU
milliyetçilik antiemperyalist çizgiye girerse faşit olurmuş. siz hep böyle ZIRCAHİL misiniz........

Kemalistcan, sen cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan uygulamaları, güneş dil teorisini,türk tarih tezini, belleten in çalışmalarını, kemik ve kafatası ölçüm faaliyetlerini bilmiyorsun galiba. Mahmut Esat Bozkurt'un olaylı demecinden de haberin yok anlaşılan cumhuriyet gazetesinin eski sayılarını bir okursan anlarsın... özellikle 1945 tarihindeki Alman yanlısı yayınlara bak.
Bunlara Muhafazakar kesimler kızıyorlar. fakat özellike 1926-38 arasındaki bu türkçülük fırtınasının tek bir amacı vardı. ulus inşa etmek, bazı aşırılıklar yaşandı, toplumsal projelerde böyle şeyler yaşanır. Vali ye ilbay dendi tutmadı, Meclise Kamutay dendi tumadı. ama yargıtay ve Danıştay, Sayıştay tuttu. Bunlar girişilen bir toplumsal değişim projesinin ara hedefleri olan denemelerdir. olursa kabul görür olmazsa unutulur. toplum işine geleni alır, işine gelmeyeni benimsemez, sen ve senin gibiler gibi Altay dağlarında yaşamaz. tıpkı, türkçe ezan'a gösterilen tepkinin Türkçe hutbeye gösterilmemesi gibi. İlk türkçe hutbeye sadece bir arap tepki göstermiş onu da tutuklayıp götürmüşler.
Bu işler böyledir. millet sembolik ve kendisini ilgilendiren şeylerle ilgilenir. Ne yarpsan yap bazı şeyleri değiştiremezsin orta asya da beri ölen bir insanın gömülmesinden itibaren 40 gün geçince yani 40 ı çıkınca sagu aşı dağıtmanın mevlit okumaya ve helva dağıtmaya dönüşmesi gibi.
Hedeflerini gerçekleştirmek için bir lider "ihtimal bazı kafalar kesilecektir" diyebilir. zira devrim tavizsizdir. yoksa devrim olmaz. II Mahmud Vaka-i Hayriye sırasında 20 bin kişi öldürdü. kendisini Osmanlı diyerek tanımlayan birisi olarak meseleye bu yönden bakıyorum, her ne kadar tepki alsamda.

Siz böylesiniz işte, bir şey bilmezsiniz... tek bildiğiniz elinzde şarap kadehleri cumhuriyet balolarında laiklik elden gidiyor diye iç geçirmektir. türkiyenin sorunu sizsiniz..
siz ve sizin gibi sahte kemalist müsveddeleri, başarısız olunca da müslümanlar ve İslamiyete tüm kininiz kusarsınız.

aslında bu haliyle milliyetçilik bir tür ata tapıcılığına ve seviciliğine, kimi değerleri haddinden fazla kutsamaya, geleneğe ve milleti öne çıkaran şeylere aşırı derece sorgulamaksızın bağlılığa neden olduğundan kesinlikle bir dindir.


allah aşkına zırvalayıp bu forumun sayfaların boş şeylerle doldurmayın.
kemalistcan mısın, mihman mısın, sevgili kardeşim....
git önce Aka gündüz oku, Enis Behiç koryürek oku, behçet kemal çağlar oku. ( bilhassa yeni mevlid'i) ruşeni barkur oku, yakup kadri oku, osman nuri çermanını dinde reform projesini oku..
Nurettin Atram'ın şiirini oku, salih bozok'un anılarını oku.(bilmiyorsan söyleyeyim yazarı Cemil salih Bozok (oğlu) Salih bozok'un anıları)
behçet kemal'in millete can veren vatan yaratan diye başlayan şiirini oku.


Forumdan uzun süre uzak kalmıştım. ama eski havası kalmamış, nerde, placebo, theatre, pante, mehmed salih, imotep, frodo, mutezile.. galiba artık burada kalmanın ve birşeyler öğrenmeye çalışmanın hiçbir anlamı yok.

Konu Sheik Galib tarafından (22-09-2010 Saat 02:12 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 18-12-2012, 00:06
Neva - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Neva Neva isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 03 Aug 2010
Mesajlar: 14.706

Başarı Ödülü 

Standart

Guncelleme.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Bilin bakalım bu ulusal karakter öğeleri kimlere ait... Konu-dışı 2 20-05-2018 11:33
En Büyük Allah'a Kul Rasulune Ümmet Olmaktır!!! Zihin Harmanı Konu-dışı 67 20-01-2010 01:15
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı.. prozac Konu-dışı 17 28-04-2009 08:30
Ulusal Sorun Onur Çağlar Politika 10 03-03-2009 20:36
Ulusal Bölücülük volkania Politika 12 13-08-2008 01:42

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:00 .