Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Sanat > Edebiyat

 
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
  #1  
Alt 03-10-2010, 12:59
kemalistcan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
kemalistcan kemalistcan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Jul 2010
Mesajlar: 337
Standart Ah istanbul ah

Obüs için en uygun açı seçildi. Birazdan saat 12 yönünde 10 km ötedekilerin kıyameti gelecekti. Obüs mermisi yaklaşık 1 km uzaklarına düştü. Arkasından başka bir obüs mermisi 2 km ötelerine düştü. 40–50 saniye arayla obüs mermileri düşüyordu çevrelerine. Eğer üzerlerine ya da yakınlarına bir obüs mermisi düşerse bu üç yüz kişinin sonu olurdu. Ayrılmalıydılar ama kimse buna cesaret edemiyordu. Komutanları dirayet gösterip bir türlü emir veremiyordu. Atılan bombaların onlardan epey uzağa düşüyor olması onlarda yarım yamalak bir güven hissi oluşturmuş, oranın güvenli olduğunu düşünmelerine ama bir türlü emin olamamalarına neden olmuştu. Acaba askerler onların yerini tespit etmişte, kedinin fareyle oynadığı gibi onlarla mı oynuyorlardı? Acaba bu bir tatbikat mıydı? Eğer öyleyse kımıldamamaları daha iyiydi. Eğer hareket ederlerse yerlerini belli etmiş olurlardı. Ama ya es kaza bulundukları yere düşerse tam bir facia olurdu.

Ayrılsalar da yerlerinde kalsalar da öleceklerdi bir ihtimal; ama hangisi daha olasıydı? Komutan bir karar vermeliydi. Böyle zamanlarda belli olurdu komutanlık, büyük adamlık, liderlik, deha. Onda var mıydı acaba bu tür meziyetler; hiç sanmıyordu. Böyle ölmeyi kabul edemiyordu; hele onunla ölecek üç yüz kişiyi düşündükçe kahroluyordu. Nerden girmişti bu işe; ya yanında sürüklediklerine ne demeli? Sevişmek bir yana hiç kadın eli tutmamıştı birçoğu, hiç denize girmemişlerdi, amele yanığını ve doğuştan koyu tenlerini saymazsak hiç bronzlaşmamışlardı, hiç İstanbul’a gitmemişlerdi.

Komutan İstanbul’u öğrencilik yıllarından biliyordu. Annesini, babasını, yarini, arkadaşlarını, memleketi Diyarbakır’ı değil İstanbul’u görmemek koyacaktı ona. Türklerle, Kürtlerin bir arada aynı acılarla canlarının yandığı; canlarını yakan aynı ateşle devrim ateşini yaktıkları, çorba kaynattıkları şehirdi orası; orası İstanbul cumhuriyeti idi. Ama bu dava onu ailesinden, yarinden, arkadaşlarından, sosyal yaşamdan, asgari bir konfordan uzak tuttuğundan daha çok uzak tutuyordu İstanbul’dan; ama ona İstanbul’da eriyip gitmek bir tür ihanet gibi gelmiş ve zoraki iki ucu pis değneğin bir ucunu tutmuştu. İstanbul, Galata, Beyoğlu diye mırıldanıp, anılarla karışık hayaller kurarken bomba bu kez daha yakınlarına 500 m ileriye düşüverdi. Ardından gelen bomba yine aynı uzaklıkta ama ters istikamette bir yere düştü. Şarapneller bulundukları yere kadar gelmişti. Bu kadar tesadüf olamazdı; sinir harbi son safhadaydı.

Bir anda havan mermileri ve top mermileri sağnak sağnak gelmeye başladı. Çok iyi siper almışlardı ama devamlı kayıp veriyorlardı. Anlaşılan obüsler gök gürültüsü ve şimşekti; şimdi yağmur ve yıldırım zamanıydı. Ancak dikkat edilince üzerlerine düşenlerden daha çok çevrelerine bomba yağdığını fark etmişti komutan; demek ki hala yerlerini bilmiyorlardı. O yüzden saldırmazlık emri verdi. On beş dakika sonra bu sağnak sona erdi. Birazdan doğu ve batı kanatlarına birkaç kilometre öteye uçaklardan paraşütlü birlikler indi. Güneye helikopterlerle asker bırakıldı. Tam cepheden yani kuzeyden her iki yandan piyadeler ilerliyor, ortadansa zırhlı birlikler tam üzerlerine doğru geliyordu. Savaş uçakları bir anda sortiler düzenlemeye başladılar. Bombalar çoğunlukla onlardan uzağa düşüyordu. Bu bir tatbikat olmalıydı. Çünkü oralarda bir yerlerde olduklarını bilselerdi çok geçmeden onları bulup, yok etmiş olmalıydılar.

Öylece sessizce durup, saklanarak fark edilmemeyi umarak bu işten sıyrılmayı düşünebilirdi ama sonunu düşünen kahraman olamazdı. 300 kişinin hayatına yazı tura atmaktansa tarihi bir zafer kazanmasa bile tarihi bir iz bırakmak içten bile değildi. 300 Spartalı gibi bir direniş sergileyebilirlerdi; üstelik onları gafil avlayıp çok kayıp verdirebilirlerdi.

Elli keskin nişancı, yirmi kadar roket atar kullanıcı, 5 havan topu, üç uçaksavar ve yüzün üzerinde piyade emrindeydi ve emirleri gereği organize olmuşlardı. Havanlar direk cepheden, roketatarlar ise yanlardan vuracaklardı zırhlı araçları. Piyadeleri ise hem keskin nişancılar hem el bombası yağmuru hem de mayınlar ve pusular bekliyor olacaktı. Yardıma gelen uçak ve helikopterleri uçaksavarlarla avlamak içten bile değildi. Ama birden bunu yapmak istemediğini düşündü. Oysa bu hesapta olmayan tatbikat olmasaydı şimdi karargahı bomba manyağı yapacaklardı. Peki, ne yapacaklardı: Kaçamazlardı, hatta saklanamazlardı ve savaşamazlardı eğer intihar etmek istemiyorlarsa. Bir Japon kamikaze savaşçısı kadar onurlu ve milliyetçi değil miydi yoksa? Bu tür bir cephe savaşını yönetecek kadar yetkin değil miydi? Mustafa Kemal’i düşündü bir anda; o olsa ne yapardı?

Çaresizlik mi yoksa bunları kendine itiraf edecek bundan iyi bir zamanının olması mıdır nedir durmuş kendini sorguluyor, eleştiriyordu. Kafasında planladığını yaparsa tüm askerlerini kaybedeceğini biliyordu ama en az kendi kayıplarının birkaç katı kadar düşmanı da yanında götüreceğinden emindi. Bu bir başarı mıydı sahi, uzun vadede götürüleri daha çok olacak gibi görünüyordu. Sahi neye hizmet ediyordu, kime hizmet ediyordu. Askeri bir başarının siyasi bir başarıyı getireceği garanti değildi hatta tam terside olabilirdi. Kuzey ırak iyice diken üstünde olabilirdi bugünden sonra, hatta bir işgal kaçınılmaz olurdu belkide. Ayrıca anadoludaki Kürtleri de zor duruma sokardı bu durum. Ama ya diğer dominoları harekete geçirecek ilk domino olursa bu hareket diye düşündü. Sonra yine Mustafa Kemal’i düşündü. Nicedir çatık kaşlarıyla ona bakıyordu. Eline silahı aldığından beri ne emperyalizme ne de kapitalizme bir fiske atabilmişti. Verdikleri mücadelede esasen ne bir kurtuluş savaşıydı ne benzer başka bir şey. Sigarasından öyle bir fırt çekti ki sigarasının yarısı tükendi bir anda. Daha dumanı geri vermemiştiki bir anda karnından içeri bir mermi girdi.

Yaralı olarak tedavi edilmek üzere İstanbul’a götürüldü yakalandıktan sonra. Kimseye söyleyemedi ama mutluydu…
Alıntı ile Cevapla
 

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
istanbul un fethindeki bilinmeyenler yusuf yılmaz Tarih 6 27-12-2008 22:30

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:29 .