
02-01-2011, 16:29
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 14 Sep 2010
Mesajlar: 160
|
|
Pek özgür ve pek liberal yeni yargı
Aşağıdaki haberi Milliyet Cumhuriyet ve Hürriyet gazetelerinden derledim. Belki bazılarımız bu habere “muttali” olamamıştır. Zira yandaş ve dindaş gazetelerin pek işine gelmez de …
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı olduğu dönemde, İsmailağa Cemaati ile ilgili soruşturma başlatan ancak “işlenen suç, izinsiz eğitim kurumu açma ve bu konudaki soruşturma görevi benim” ısrarına rağmen, önce dosyası elinden alınarak Erzurum Özel Yetkili Başsavcıvekilliği’ne devredilen, daha sonra bu nedenle soruşturulan, İsmailağa dosyası gerekçe gösterilerek tutuklanan ve son olarak Adana’ya düz savcı olarak atanan İlhan Cihaner’in haklı olduğu anlaşıldı.
İsmailağa Cemaati davasının görüldüğü Erzurum’daki özel yetkili mahkemede esas hakkındaki görüşünü açıklayan özel yetkili savcılık, cemaatin anayasal düzene karşı suç işlemediğini, sanıkların sadece izinsiz eğitim kurumu açma suçuyla cezalandırılmasının gerektiğini belirtti.
Böylece, Cihaner’in baştan beri savunduğu, “Soruşturmayı yürütme görevi Erzincan’ın” tezi, gelişmelerin yaşandığı dönemde ısrarla, “Örgütlü suç var, görev Erzurum Özel Yetkili Savcılığı’nın” görüşünü savunan Erzurum Savcılığı’nca da kabul edilmiş oldu.
Cihaner’in Türkiye gündemine oturmasına yol açan süreç, Erzincan Başsavcısı olduğu dönemde, İsmailağa Cemaati ile ilgili başlattığı soruşturmayla başladı. Soruşturma ilerledikçe cemaatin kirli çamaşırları da ortalığa dökülür. Cihaner’e Ankara’dan “Bu işin üzerine gitme” diye uyarılar gelir.
Başsavcı aldırmaz, işini yürütür. Bunun üzerine Erzurum Özel Yetkili Savcılığı’na imzasız bir ihbar mektubu gönderilir. Mektupta İsmailağa cemaatinin silahlı suç örgütü oluşturduğu bildirilir. Böylece cemaati kurtaracak, İlhan Cihaner’i ise kodese tıkacak tezgâh başlatılmıştır. Erzurum’daki Özel Yetkili Başsavcıvekilliği olaya el koyar ve Savcı Osman Şanal, “Cemaat silahlı örgüt yapısında” yönündeki bir ihbarı gerekçe göstererek, dosyayı Cihaner’den ister.
Cihaner dirense de eninde sonunda dosya alınır ve anında 238 şüpheli, savcılık tarafından 16’ya indirilir.Bakanlığın hazırladığı soruşturma raporu kapsamında, Cihaner hakkında dava açılır. Cemaatin silahsız olduğunu belirtmesine rağmen, Cihaner, bu soruşturmayı İrtica ile Mücadele Eylem Planı kapsamında yürüttüğü, cemaati silahlı bir yapıda göstermeye çalışacağı iddiasıyla ve Ergenekon şüphelisi olmakla, iftira ve tehditle suçlanır ve makamı basılarak CD ve evraklara el konur ve gözaltına alınır, Erzurum’a götürülür, sorgulandıktan sonra tutuklanıp cezaevine kapatılır.
Ancak Cihaner başsavcı olduğu için yasalara göre yargılama Yargıtay’a alınır ve savcı tahliye edilir. Yargılanması tutuksuz olarak sürdürülür. Dosyayı alan Şanal ise cemaat üyelerini, anayasal düzene karşı suç işlemekle suçlar.
İsmailağa soruşturması şüphelilerinin, telefon konuşmalarında, dosyanın Erzurum’a gitmesini “müjde” olarak birbirlerine bildirdikleri anlaşıldı. Erzincan’da sadece 1 yıla kadar hapis öngören “izinsiz eğitim kurumu açmakla” soruşturulan cemaat üyelerinin, ağırlaştırılmış müebbet hapsi gerektiren “anayasal düzeni yıkmak” suçundan soruşturulacakları Erzurum’a dosyalarının gönderilmesini neden “Müjde” olarak niteledikleri o dönem anlaşılamamıştı (Halbuki ne var bunda, şüphelilere, İsmailağa dosyasının kapatılacağı fısıldandığı belli değil mi?).
Anayasa değişikliğiyle yeniden oluşturulan – hani yeni anayasa değişikliği sayesinde pek özgür hale gelen - Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu da bu komedide yerini alır ve Başsavcı Cihaner’i Adana’ya düz savcı olarak atar.
Komedinin son perdesinde ise Özel Yetkili Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davanın, 26 Ekim’deki gizli duruşmasında savcının esas hakkındaki mütalaası bir hukuk devleti adına yüz kızartacak vahamettedir. Dosyayı sahte bir ihbar mektubuyla Erzincan Savcılığı’nın elinden alan Erzurum Savcılığı, şüphelilerin terör örgütü oluşturduklarına dair bir delil bulunmadığını belirterek hepsinin beraatlarına karar verilmesini ister. Yani İsmailağa cemaatini kurtarmak için Cihaner’e atılan iftiralar böylece açığa çıkar. Karar ocak ayı içinde yapılacak davada verilecek.
İşte size artık bir hukuk devleti olmayan Türkiye’de oynanan bir hukuk komedisinin öyküsü. Böylelikle Türk hukuk tarihine muhteşem bir sayfa ekleniyor.
İki savcılığın İsmailağa cemaatinin “silahlı mı silahsız mı olduğu” tartışmasıyla hükümet, polis, asker, MİT ve yargıyı karşı karşıya getiren cemaat davasında, özel yetkili savcının “sürpriz” mütalaası, kurumlar arasında iki yıldır süren “kavgayı boşa” çıkardı. Savcılığın esas hakkındaki görüşünde, İsmailağa cemaatinin “cebir ve şiddet kullanarak, anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs ettiği” yönünde hiçbir delil olmadığı gerekçesiyle tüm sanıkların beraatını istedi.
Hükümetten yakınlık gören İsmailağa cemaatine yönelik soruşturmayla, Türkiye’de kurumların karşı karşıya geldiği dava dosyasındaki ilginç görüşe giden süreç şöyle yaşandı:
Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner, 2 Kasım 2007’de İsmailağa cemaatinin okulöncesi çocuklara eğitim verdiği ihbarı üzerine harekete geçti. Yapılan çalışma sonucunda, İsmailağa cemaatinin lideri Mahmut Ustaosmanoğlu ile Ahmet Mahmut Ünlü (Cüppeli Ahmet Hoca) ve İstanbul Anakent Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın da aralarında bulunduğu 235 şüpheliye yönelik operasyon hazırlığı başladı. Erzincan’daki ilk gözaltıların ardından Ankara’nın olayı öğrenmesi üzerine Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, kendi deyimiyle Cihaner’i arayarak yalnızca “merak üzerine” bilgi aldı.
Biraz tekrar olacak ama, bu sırada, Erzurum Özel Yetkili Savcılığı, kendisine gelen “cemaatin silahlı olduğu, cebir ve şiddet kullandığı” iddiasını taşıyan imzasız bir ihbar üzerine devreye girerek silahlı örgütleri soruşturma yetkisinin kendinde olduğu gerekçesiyle Erzincan’dan cemaat dosyanın tamamını istedi.
Erzincan Başsavcılığı ise cemaatin “silah ve şiddete başvurmadığı bu nedenle yetkinin kendisinde” olduğu gerekçesiyle isteme karşı çıktı. Buna karşın Cihaner’in başlattığı soruşturmaya “cemaatin silahlı örgüt olduğu, bu nedenle özel yetkili savcılığın görev alanına girdiği” iddiasıyla Mart 2009’da Erzurum Özel Yetkili Savcısı Osman Şanal tarafından el kondu.
Şanal, Erzincan’da 235 şüpheli bulunan dosyayla ilgili olarak Erzurum’da 16 kişi hakkında “Anayasal düzeni kaldırmaya teşebbüs ve kanuna aykırı eğitim kurumu açma” suçlarından dava açtı. 22 Haziran 2009’da hazırladığı iddianamede Şanal “... ‘İsmailağa cemaati’ olarak bilinen bu yapının eylem ve yöntemlerinde esas amacın Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal düzenine karşı kalkışma olduğu...” değerlendirmesini yaptı.
Bu dava, Cihaner’in yargılamasını da yapan Eruzurum 2 No’lu Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı. Davada, verilen süre sonunda Erzurum Özel Yetkili Savcısı Ender Karadeniz, esas hakkındaki mütalaasını mahkemeye sundu.
Savcının mütalaasında, Cihaner ile Şanal arasında aylarca süren “örgüt silahlı/silahsız” tartışmasına ilişkin şu değerlendirme dikkat çekti: “Sanıkların cebir ve şiddet kullanarak anayasal düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye teşebbüs ettiklerine dair yapılan yargılama neticesinde cezalandırılmalarına yeterli her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı deliller elde edilemediğinden sanıkların sabit olmayan atılı suç yönünden ayrı ayrı beraatlarına...” Mütalaada, 11 sanık hakkında hem Erzincan hem de Erzurum’da faaliyet gösteren “Medine ve Vuslat Vakıfları adı altında ” açılmış olan kurslarda yasaya aykırı olarak “öğrenci eğitimi yaptıkları” gerekçesiyle 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmaları istendi. Duruşma 18 Ocak 2011 tarihine ertelendi.
Erzincan Adliyesi basılarak, Cihaner’in gözaltına alınmasının ardından HSYK tarafından Osman Şanal ile birlikte 4 savcının özel yetkileri kaldırılmış, Ender Karadeniz de özel savcı olarak yetkilendirilmişti. Cihaner, yaklaşık 4 ay tutukluluktan sonra Erzincan Başsavcısı olarak görevini sürdürmüştü. Ancak yeni HSYK’nin ilk kararnamesiyle geçen ay Adana’ya düz savcı olarak atanmıştı.
Cihaner bu olaylar üzerine, “Şu karşılaştırma yapılırsa her şey daha iyi anlaşılır. Erzurum’a soruşturmayı bağlayan unsur ya silah ya da şiddet kullanılacak. Ben baştan beri diyorum ki, ‘bu cemaat silahlı değil, şiddet kullanmıyor, bunların da delili yok’. Daha az ceza gerektiren TCY’nin 220. maddesi (6 yıla kadar hapis) ile yargılanmalılar. Erzurum Başsavcılığı ise tam tersi... Anayasal düzeni zorla değiştirmeye çalıştıkları savında. Bu suçun cezası ağırlaştırılmış müebbet hapis. Zaten bu nokta da çelişkilerini ortaya koyuyor” değerlendirmesini yapmıştı.
İsmailağa cemaati yeni yıla şen şakrak giriyor, Cihaner ise pek sık rastlandığı gibi dikkat çeken her muhalif veya çekememezlik sonucu hakkında ihbar yapılanlar gibi Ergenekon hesabı verecek…
Pek liberal Akepe’nin pek özgürlükçü yeni Anayasa’sı sağolsun artık hakim ve savcılar Adalet Bakanlığınca fişleniyorlar (kumar mı oynuyor, içki mi içiyor diyeymiş). Bu arada belgelerle yolsuzluk savı ayyuka çıkan Kayseri Belediye Başkanı da – herhalde bütün ilgisizlik gösterilerine karşın durumu geme de kuşkulu göründüğünden – yeni dönemde milletvekili yapılarak özgürlüğü sağlanacak. Doğal olarak pek liberal ve şefaflık açıklık yandaşı Akepe nedense hala sözverdiği milletvekili dokunulmazlığını kaldırmamış durumda. AB ise nedense bunun peşini bıraktı. Nabza göre şerbet vermek mi? O da ne?
.
Tanrının tek mazereti var olmamasıdır – Stendhal
|

03-01-2011, 17:17
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 14 Sep 2010
Mesajlar: 160
|
|
Hukuk mu, guguk mu?
Daha önce de iletmiştim. TBMM’de sırasını bekleyen “Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanun Tasarısı” var. Bu yasa taslağına göre özel hukuk anlaşmazlıklarını arabulucular çözecek. Arabulucu olmak için ise yüksekokul mezunu olmak ve 100 saat eğitim almak yetecek! Peki yurdumuzda en fazla bulunan yüksekokul mezunları kimler? Elbette imamlar ve hatipler! Yani onlar “arabulucu” olarak işe alınacaklar.
Bunun bir yanında işsiz genç avukatlar açlığa mahkûm edilmesi ve hukuk okumanın, avukat olmanın gereğinin kalmaması. Ama öbür yanda da boşanma, nafaka, mal paylaşımı, miras konularında “kadılık” sistemine dönülmesi var. Müthiş bir liberal sol Akepe açılımı.
Akepe devlrinde imamlar zaten hep gözde oldular. Kadın ve Aile Bakanı da 2011’den başlayarak karılarını döven kocalara, kızlarına dayak atan babalara imamların müdahale edecek, vaaz vereceğini söylemiyor mu? Müslümanları dayaktan caydırmak için dört yılda 100 bin imam,yani düpedüz “molla” eğitilecek. Bundan önceki dört yılda konuya eğitilen 40 bin 500 polisle kadına yönelik şiddetin yüzde 1400 artmış. Ama artık aile içi şiddeti molla imamların bitireceğine emin olabiliriz. Çok basit bir soru: Dayağa karşı neden imamlar kullanılacak da öğretmenler kullanılıp okulda, eğitim sürecinde bu oluşturulmuyor? Neyse ben de kalkmış ne soruyorum yahu. Akepe’nin liberal açılımlarından sual olunur mu!
Peki, 2011 yılında imamların tahtından ettiği hukukçuları neler bekliyor? Hay aksi yine acayip soru sordum! Bu da AB’nin standartlarına uyma pahasına çiftçi nüfusun %45’ten AB standardı %15’e indirilmesi için tarım ve hayvancılığın yok edilmesine benziyor. Bu cins arabulucular Avrupa’da da var canım…
Ama bu yıllarda o hukukçulara bayağı iş olacak. Başta Ergenekon, Balyoz vs gibi bitmemek üzere başlamış ve başlatılacak davalarda tutukluluk sürecinin 10 yıla kadar uzatılabileceğine karar verecek ulemaya hukukçu denecek ve tercihen HSYK ve Yargıtay üyesi atanacaklar.
Panik atak hastası genci “cin çıkarmak için” döverek öldürmekten sanıkİsa Şahin ve Yusuf Gülmez’in tahliye kararında olduğu gibi, bundan böyle katiller, caniler tutuksuz yargılanacak. Ama gazeteciler kimseyi öldürmedikleri, dövmedikleri, kısaca şiddete başvurmadıkları ve zaten ne suç işledikleri de belli olmadığından, mümkünse ömür boyu, değilse 10 yıla kadar tutuklu yargılanacaklar. Pankart asan, yumurta atanlar, adam öldürmedikleri ve dövmedikleri, üstelik darbe falan da yapmaya kalkışmadıkları için, 2 yıl hapis cezasıyla yargılanacak mahkemelere teslim edilecekler. Ama önce polis bunları ODTÜ’deki gibi bir güzel sopadan geçirecek, sonra bakan çıkıp “bunlar kendilerini darp etmiş, yalancılar” diye beyanat verecek. Bunun adına da hukuk denecek…
.
Tanrının tek mazereti var olmamasıdır – Stendhal
|

03-01-2011, 17:49
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Aug 2010
Mesajlar: 70
|
|
İşte size artık bir hukuk devleti olmayan Türkiye’de oynanan bir hukuk komedisinin öyküsü. Böylelikle Türk hukuk tarihine muhteşem bir sayfa ekleniyor.
Sayın burlap
Türkiyede hukukun üstünlügü lafı her zaman duydugumuz bir laftır.
Sanki eskiden Türkiye hukuk devletiydi de artık degilmiş gibi yazmışsınız.
Hukukta degil,hukuksuzlugun ibresinde bir kayma olmuş,ibre laik cumhuriyet anlayışından dinci cumhuriyet anlayışına kaymış.
|

03-01-2011, 19:48
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 29 Sep 2007
Mesajlar: 428
|
|
Eh, dincilerin egemen olduğu çarpık adalet düzeni, laiklerin egemen olduğu çarpık adalet düzeninden evladır, değil mi?
Dincilerin çarpık adalet düzenini yeğlemek/yağlamak da bu sitenin inançsız (ama özgürlükçü) bazı üyelerine nasıl da yakışıyor.
Daha düne kadar sokaklarda ırkçı faşistlerle birlikte "gomonist" avına çıkan dinci faşistleri ve çöp kutularına, otobüslere molotof kokteyli atarak suçsuz insanları katleden öteki ırkçı faşistleri bu gün "demokrasi öncüleri" diye yutturmaya çalışanlara buradan "ennnn deriiiiin saygılarımı" sunuyorum.
|

03-01-2011, 20:43
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Aug 2010
Mesajlar: 70
|
|
asinar´isimli üyeden Alıntı
Eh, dincilerin egemen olduğu çarpık adalet düzeni, laiklerin egemen olduğu çarpık adalet düzeninden evladır, değil mi?
Dincilerin çarpık adalet düzenini yeğlemek/yağlamak da bu sitenin inançsız (ama özgürlükçü) bazı üyelerine nasıl da yakışıyor.
|
Nedense bu sitede herkes haddinden fazla alıngan olmuş.Müslüman kardeşlerime gösterdigim hassasiyeti sizlerede gösterek size şunu söyleyeyim.
Muhterem,
Hukukta degil,hukuksuzlugun ibresinde bir kayma olmuş,ibre laik cumhuriyet anlayışından dinci cumhuriyet anlayışına kaymış. Sözlerimde, dogru ve ya yanlış bir durum tespiti yapılmaktadır.Orda bir tarafı tuttugum söylenemez.
|

04-01-2011, 00:27
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 14 Sep 2010
Mesajlar: 160
|
|
Hukuk bilinci
Yaşlanmak zor şey. Belki de Türkiye’de zor. Ama, zor işte. Seneler oldu, unutmadığım bir anım var annemle. Kalçasını kırdıktan ve ameliyatından sonra iyileştiğinde, artık normal yürümesi gerekiyordu. Ama sokağa çıkmaktan korkuyor, bastonuna yapışıp büzülüyordu. Ben yürümesinin yaşlılığı açısından, her bakımdan iyi olduğu görüşüyle üsteledikçe direniyordu. Sonunda anlaşıldı ki sokakta üstüne gelenlerden korkarmış!
Bunun üzerine kendim de gözlemledim. Gerçekten kimse yaşlı-genç veya normal–sakat düşünmeden önce kendini öne sürüyor. Karşıdan saldırgan bir şekilde hatta tükürerek gelenler var. Bu sadece yaya olmakla da bitmiyor. Toplumun her kesiminde ve her alanda böyle.
Şimdi bu siteyi aklıma getirdim. Bu site kadar öteki hakkında ileti yapılan başkası az bulunur. Belki belli bir yandaşlıkla, bazen de at gözlüğü ile bunu yazabiliriz, ama olsun, gene de ötekinin gözetilmesi, karşılıklı saygı gösterilmesi gerekli. Bu insanlığın gelmiş olduğu noktadır. Dinlerin ahlakı buna yetmemiş. Her ne kadar İsa için, Muhammet için ve kutsal kitapların aktardıkları yazılsa, anlatılsa da bütün dinlerin kendi seçkinlerine olduğu su götürmez.
Nereden başlayıp nereye geldim. Neyse, söylemek istediğim trafikte de anamın başına gelenlerin aynen geçerli olduğunu söyleyecektim. Türkiye’de yaşamayanların bunun tam anlamıyla ayırdında olamayacaklarını da biliyorum. Yayaların öncelikli olmadığı ender ülkelerdendir Türkiye. Yasak yönden gelenlerin, trafik ışıklarına uymayanların, aşırı hızlı gidenlerin, kaldırımlarda motosiklet sürenlerin, alkollü sürücülerin cirit attığı bir ortamdayız. “Trafik canavarı olmayın” uyarılarındaki canavar nedense hep görevdedir. Peki neden bizde böyle, dışarıda değil? Neden hırsızlık, kıya, yeğinlik gibi ötekine saldırganız? Cezalar mı az, ya da bunların izlenmesi mi yok? Yapısal, genetik bir noksanlığımız mı var?
Bir ölçüde belki bunların hepsinin etkisi vardır ama ben bunları aslında hukuk bilincimizin olmayışına bağlıyorum. Yani yürürlükteki yasalara - hoşumuza gitsin, gitmesin ya da yararımıza olsun, olmasın - uymak bilincini demek istiyorum. Yasalara hep birlikte uymanın gelecekte hepimize yararlı olacağı, bizi uygar bir toplum yaşamına götüreceğine değin bir inançtan söz ediyorum. Bu bilincin olmamasının düşünce dahil her şeyi bozduğu, karşılıklı saygıyı da yok ettiği kanısındayım.
Böyle bir bilinç olmayınca istediğimiz kadar iyi yasa yapalım, her ayrıntı için yasa yapalım, yararsız olmaz mı? Bilinçsizlikte yasalardan umar beklemek boşunadır. Yasalara uymayı, yani hukuk bilincini elbette en önce yöneticilerin gözetmesi gerekir. Ama anayasayı korumakla görevli en üst düzeydeki makam sahibi “Anayasa bir defa delinmekle bir şey olmaz” diyebilmişse veya başbakan, cumhurbaşkanını yasaları titizlikle uygulamak istediği için eleştirmişse, ya da çok büyük ölçüde yolsuzlukların hasıraltı edileceği kuşkusu içindeysek, adaletin yerine gelip gelmediği her olayda tartışılıyorsa, yurttaştan ne bekleyebiliriz? Hukuka güven duygusunun kalmadığı bir ortamdır böylesi. Bu durumda önce yasaların değil hukuk güvenliğinin, adalet duygusunun kurumlaşması için uğraşmak gerekir.
İşte bunun için hukuk bilinci, adalet duygusu var. Her anılmasında hukukun üstünlüğü ilkesine inandığınızı belirtip arkasından bildiğinizi okumakla kendi yararınıza, maddi çıkarınıza yasa çıkarmakla uğraşırsanız, hukuk devletini yadsımış olursunuz. Söylentilerin üzerine gidip gereğini yapmak yerine “olmayan şeyin belgesi mi olur” demeçleri verirseniz hukuka aykırılığı normalmiş gibi saymak durumunu yerleştiriyorsunuz demektir.
Hukuk, sadece hukuksal çekişmeyle karşılaşınca hukukla ilgilenilmesi gereken bir alan olmanın çok ötesindedir. Kimseden yasaları, anayasayı bir hukukçu gibi bilmesi beklenmez. Ama herkesin hukuk bilinci taşıması gerekir. Bu da herkesten çok yöneticilerin başta gelen görevidir.
,.
Tanrının tek mazereti var olmamasıdır – Stendhal
|

04-01-2011, 18:40
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 14 Sep 2010
Mesajlar: 160
|
|
ferda´isimli üyeden Alıntı
Türkiyede hukukun üstünlügü lafı her zaman duydugumuz bir laftır.
Sanki eskiden Türkiye hukuk devletiydi de artık degilmiş gibi yazmışsınız.
Hukukta degil,hukuksuzlugun ibresinde bir kayma olmuş,ibre laik cumhuriyet anlayışından dinci cumhuriyet anlayışına kaymış.
|
Benim de özellikle vurgulamak istediğim yukarıdaki içerikti.
Önce Sn. Ferda’nın iletisi benimle aynı düşünde olduğunu gösteriyor. Yani hukuksuzluk var, hukuk bilinci yok. Bir de, hukukun üstünlüğü, hukuk devleti falan gibi laflar kanıksanmış…
Ancak ne kadar da aynı koşutlukta olsak ayrıldığım bazı noktalar var. Bir kere hukuksuzluk eskiden de bulunduğu için sanki şimdi de olmasında bir sakınca yokmuş gibi bir dokundurma olmasına karşıyım. Hatanın daha önce de yapılmış olması, hatayı ortadan kaldırmaz, kusuru bağışlatmaz. Hukuksuzluğun kanıksanması ise çok beter bir şeydir. Bunu kanıksayanlar birey olmaktan da umutlarını yitirmişler demektir.
Ayrıldığım bir nokta da saf, ötesinden berisinden çekilmemiş kavramlarla ilgili. Burada konu “dinci cumhuriyet” belirtmesi. Cumhuriyet isminin dinci sıfatı alması normal değil. İnsanlar ve yöneticiler vs dinci olabilir, dincilik yapabilir ama Cumhuriyetlerin dincilik yapması herhalde olmaz. Belki “din cumhuriyeti” diye belirtmek daha uygun olabilir ama o da – her ne kadar İslam Cumhuriyeti kullanılmakta ise de - mantıklı kaçmıyor. Çünkü adı üstünde, Cumhuriyet, halk idaresi demektir. En azından cumhurbaşkanı halk tarafından seçilir. Dini yüceltmek için bu şekilde - … İslam Cumhuriyeti - yapılmış tanımlamalar artık bayat ve anlamsız kaçıyor. Din Cumhuriyeti tanımlaması bana göre halkın idaresi değil de dinin idaresidir. Yani ilkesiz - din dışında - bir idare. Davranışlar, diyelim ki Kuran’a göre belirlenir. Yani laik cumhuriyete karşılık bir din cumhuriyeti saçma geliyor. Laikliğin getirdiği bağımsız düşünme ve davranışın karşıtlığı cumhuriyet olamaz gibime geliyor. Dolayısıyla din ve dinciliğin getirdiği, getireceği hukuksuzluğu anlıyorum. Ancak laikliğin nasıl bir hukuksuzluğu olduğunu veya hukuksuzluğa yol açtığını bilmiyorum. Çünkü hukuk bilincinin laik bir temele oturduğunu düşünüyorum.
.
Tanrının tek mazereti var olmamasıdır – Stendhal
|

05-01-2011, 16:36
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 14 Sep 2010
Mesajlar: 160
|
|
Etİk kurumundan etİk ayar
Bir süre önce pek Liberal Akepe’nin pek açılımcı bir kararla – bir zamanlar ortadan kaldıracağını belirtip sonra nedense sıkı sıkıya yapıştığı – YÖK’unun başkanlığına getirdiği Yusuf Ziya Özcan, her nedense durup dururken Danıştay 8. Dairesi üyelerine saat hediye etmişti. Yusuf Ziya Özcan başkanlığa geldiği andan yetkinliğini kanıtlamış durumdaydı. Bu yetkinliğinin rastlantı olmadığı da bir Akepe milletvekili ile eski bakanının önlerindeki mikrofonun açık olduğunu unutarak konuşmaları ile açığa çıkmıştı (Bakan yeni başkanın istendiği gibi davranmazsa halinin duman olacağını “hele yapmasın” söylemiyle aktarıyordu).
Saat hediyesinden ne olacak değil mi? Ama hediye pek durup dururken olmamış. Her nedense o sıralarda pek acı çeken binlerce mezununu üniversiteye sokamayan imam hatip liseleri ile ilgili olan bir katsayı düzenlemesi vardı ve bir türlü YÖK’ün yani Özcan’ın istediği sonuç alınamıyordu. Ama her ne olduysa Danıştay’dan işe gelen karar çıktı. (Biliyorsunuz herhangi yargı kararı işe gelirse yargı tasarrufu olur, yok işe gelmezse o yargı makamı hukuku ihlal etmiştir, ya da anayasayı çiğnemiştir!). Her neyse, bu işe gelen karar sonrası pek açılımcı yeni başkan, Danıştay üyelerine saat hediye etmesin mi! Tabii faşist, kafatasçı, ulusalcı medyada kıyamet koptu (Pek muhterem mazbut medyada bu haber nedense pek çıkmadı). Bunun üzerine Başbakanlık Kamu Etik Kurulu olayı incelemeye aldı. İşte şimdi incelemenin sonucu alınmış bulunuyor. Haber şöyle: “Başbakanlık Kamu Etik Kurulu, YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan’ın, katsayı kararını veren Danıştay 8’inci Dairesi üyelerine özel yapım pahalı saat hediye etmesinde, “Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri Yönetmeliği”ne aykırılık bulmadı. Kararda, “YÖK Başkanı’nın, Danıştay 8’inci Dairesi Başkan ve üyelerine, saatleri, kamu imkanlarıyla göndermediği anlaşıldığından, hakkında işlem yapılmasına yer olmadığını karar verilmiştir” denildi”.
Yani kamu parasından saatlerin bedelini ödeseydi, Özcan’dan hesap sorulacaktı. Ama parasını Özcan kendi cebinden ödeyince hiçbir beis yoktur. Bir eylem ki parayı ödeyene göre ahlaklı veya değil. Bu ahlak ne acayip bir kavrammış böyle, özneye göre değer değiştiriyor mübarek!
Aslında bu ne demek? Bu demektir ki, parası olan, istediği işin yapılması için, gerekli kişilere, hediye (etik adı bu) verebilir. Bu durumu halkımıza duyurmamız gerekir. Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanlık Kamu Etik Kurulu tarafından, bu konuda ahlaka karşıt bir durum olmadığı karara bağlanmıştır. Yani böyle bir şey rüşvet kapsamına girmeyecektir. Olsa olsa, hatırşinaslık göstergesi olarak yapılmış bir nazik davranış olabilir. Başka ne olacaktı ki yani. Zaten alan mutlu, veren mutlu. Kime ne? Başbakanlık kurumunun bu olağanüstü hukuk bilinci herkese parmak ısırtırken hukuk olur guguk. Böylelikle yeni bir liberal sol açılım daha görmüş oluruz, bilgimize bilgi katarız.
12 yaşındaki kızın evlendirilmesini ahlaka karşıt bulmayan zihniyetin buna farklı bir şey söylemesi zaten beklenmemeli.
.
Tanrının tek mazereti var olmamasıdır – Stendhal
|

05-01-2011, 22:28
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 29 Sep 2007
Mesajlar: 428
|
|
İyi ya işte.
Ne var bunda?
İlerde Turan Dursun Sitesinin kapatılması için dava açılırsa ve bu davaya AKP'nin (Adaletin Katli Partisi) kuyruğuna takılmış bir yargıç bakacak olursa, biz de çam sakızı çoban armağanı bir hediyecik bulup buluşturur sayın yargıca iletir, davanın lehimize sonuçlanmasını sağlarız.
Kimse de bizi etik davranmamakla suçlayamaz.
Değil mi ama?
"Laissez faire, laissez passer, ...."
|

05-01-2011, 23:08
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614
|
|
Insan haklarina saygisizlik gosteren tum hukuk gorevlerine benden de bir kol saati.
Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:46 .
|