Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 20-01-2011, 23:30
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart Süreklilik Mi Kopuş Mu?

Ülkemizde siyaset hep sistem içi taraflaşmalara sıkışıyor ve devrimci bir alternatif bir türlü yeterli düzeyde görünürlük kazanamıyor. Bunu aşmanın yolu, sistem içi çatışmadaki tarafların aslında aynı tarafta olduğunu, aralarında bir kopuş değil süreklilik bulunduğunu göstermekten geçiyor. Liberal/Osmanlıcı cephe ile kemalist/cumhuriyetçi cephe arasında sanıldığı ve sunulduğu gibi bir zıtlık mı var yoksa paralellik mi? Osmanlı ile cumhuriyet arasında bir kopuş mu var yoksa süreklilik mi? Bence sosyalistlerin savunması gereken tez, arada bir süreklilik olduğudur. Bunu açık eden bir tartışma yürütülürse düzen içi sahte taraflaşmaların aldatıcılığından kitlelerin bilincini kurtarma olanağı doğabilir.

Kemalist cumhuriyeti nasıl tanımlıyoruz? Tepedenci, despotik, militarist, tek tipçi, dayatmacı, merkezci, devletçi, kontrolcü, insan haklarına ve özgürlüklere saygısız v.s... Peki tüm bu karakteristik başlıklar Osmanlı'nın da en temel özelliklerinden değil mi? Kemalizm kendi ''devrimleri'' ile neyi köklü biçimde değiştirdi 'allah aşkına'? Eskinin devlet-i alasının eski zihniyetle devam edemeyeceği, daha modernize edilmiş bir biçimle, ümmet vurgusu yerine uluslaşma vurgusuyla ayakta kalınabileceği politikası ve bunun ürünü olan -çoğu sadece biçimi hedef alan- değişimler gerçekten de bir kopuşa ya da devrime işaret ediyor mu? Hilafet yerine diyanetin kurulması çok mu büyük bir devrim örneğin? Sultan yerine 'ebedi şef' ve sonrasında da 'milli şefin' geçmesi mi büyük değişim? Özellikle de 'alttakiler', emekçiler açısından bakarsak; ezilmek konusunda, sömürülmek konusunda, farklılıkların tanınmaması konusunda Cumhuriyetin öncesi ve sonrası arasında süreklilik mi var kopuş mu?

Ulusalcısı, darbecisi, muhafazakarı, liberali, Osmanlıcısı, Cumhuriyetçisi... Hepsi aynı gemide değil mi? Kapitalizme, emperyalizme, hakkını arayan emekçilere, aydınlanma devrimi isteyenlere tutumları -küçük nüans farkları dışında- aynı paralelde değil mi? Bugün ülkemizde süren it dalaşı da eskinin milliyetçi faşizminin mi yoksa daha islam vurgulu bir yeni faşizmin mi geleceği konusunda değil mi? TÜSİAD yerine MÜSİAD sömürüde aslan payını almaya başlasa, emekçiler açısından ne değişecektir?

Artık bize zerk edilen yanılsamalardan sıyrılmamız gerekiyor. Kemalistler ile islamcıların çok da farklı olmadıklarını, Osmanlı ile cumhuriyet arasında bir kopuş değil süreklilik olduğunu hatırımızda tutmamız ve ülkeye dayatılan sahte cephelerin aslında aynı cephenin siperleri olduğunu teşhir etmemiz gerekiyor. Zira gerçek bir alternatifin önü ancak bu şekilde açılacak, kitlelerin aldatılması ancak bu şekilde durdurulabilecektir.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 20-01-2011, 23:54
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart

Osmanli ile Cumhuriyet arasinda elbette ki bir süreklilik var. Osmanli'da yenilesme hareketleri daha III. Selim zamaninda baslar, II.Mahmut bircok islahat yapar. Sonrasinda Tanzimat ve Mesrutiyet sürecleri yasanir. Osmanli'da yenilesme hareketinin Cumhuriyete gelene kadar 150 yillik bir süreci var. Bu sürecte özellikle devlet siniflarinda ciddi bir zihniyet degisimi görülüyor. Cumhuriyet bu birikimin üstüne gelmistir. Cumhuriyet döneminde yapilanlar da yeni islahatlardir, farki cok hizli ve daha despotik sekilde yapilmalari olsa da yönleri ayniydi.

Bence bu sürec bugünkü toplumsal yapimizi da belirlemistir. Ayni zamanda bircok kamplasmanin nüveleri de bu yenilesme sürecinde ortaya cikti. Bu degisim süreci yakin tarihimizin en büyük degisimleri yasadigi sürec olmus. Elbette ki hepsi yukaridan yapilan reformlar olmasina karsin, bu reformlar toplumsal yasami, iliskileri, ekonomik iliski bicimlerini, insanlarin düsünce yapisini, bilimsel yaklasimlari ciddi sekilde degistirmisler. Bu yüzden ben bu süreci cok önemsiyorum. Bu süreci dikkatle incelemek gerekiyor.

Not: Kemalistlerin cumhuriyetci olduklari acik, ama liberaller neden Osmanlici oluyorlar, bunu anlamiyorum. Türkiye'de liberal denilebilecek bir aydin kesimi nerdeyse 150 yildir falan var ve hicbiri Osmanlici degil. Bu yorum asiri zorlama olmus.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 21-01-2011, 01:08
ulpian - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ulpian ulpian isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 22 Jul 2009
Mesajlar: 4.880

Başarı Ödülü 

Standart

Freddie´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

Ulusalcısı, darbecisi, muhafazakarı, liberali, Osmanlıcısı, Cumhuriyetçisi... Hepsi aynı gemide değil mi?
Bu gibi tasniflerin aşırı derecede indirgemeci, tek taraflı olduğunu düşünüyorum.

Özel mülkiyetin kalkmasını savunan bir komünist olarak baktığında, özel mülkiyet hakkını savunan herkes 'aynı gemide' görünebilir.

Bir İslam şeriatçısı için de, devlet düzeni olarak İslam şeriatını istemeyen herkes, liberali, komünisti, milliyetçisi, muhafazakarı, hıristiyan teokratı, 'aynı gemidedir'. Hepsi bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde tartışmasız Doğru Yol İslam'a karşı muhalefet eden büyük oyunun birer parçalarıdır.

Dogmatik ve indirgemeci ideolojilerin ortak niteliklerinden biridir bu bakış. Sadece bir kıstası esas ve mutlak ölçüt olarak alırsın, herşeyi bu kıstasla yorumlar, bu kıstasın şablonuna sıkıştırırsın ve bu kıstasla hiçbir şekilde açıklanamayan ayrışmaları, hemfikirlilikleri önemsizleştirirsin.


Mesela azınlık hakları, Ermenilerin kendi patriklerini seçebilmeleri, Kürtlerin dillerini etkin bir şekilde yaşatabilmeleri, eşcinsellerin hukuken eşit haklara sahip olması, kadın erkek eşitliği vs. gibi bir ton konuda ''liberal''ler ile ''sosyalist/komünist'' kesimin en azından özgürlükçü kanadı hemfikirdir. Emperyalizm, emek, sınıf gibi terimlerle her ortaklığı ve ayrışmayı doğru okuyamayız. ''Asıl ve mutlak'' ölçütümüzle tam olarak açıklayamadığımız hususları ehemmiyetsiz göremeyiz, görmemeliyiz.

Her alanda olduğu gibi siyasi alanda da net, kesin, katı, tüm konular için geçerliliği olan kalıplar değil, geniş, geçişkenliği olan, renki bir pozisyonlar yelpazesi mevcut. Seçtiğin konuya göre, A ile B kesimleri aynı pozisyonda yer alır, diğer konuda ayrışır. Bu konular içerisinde elbette herkes kendi siyasi görüşüne göre bir ehemmiyet sırası da tayin edebilir. Ama bunlardan birisini, diğer herşeyi de açıklayan, asıl ve değişmez ölçüt konumuna koyarsak, dogmatik ve indirgemeci ideoloji tuzağına düşmüş oluruz.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 21-01-2011, 22:40
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart

ulpian´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bu gibi tasniflerin aşırı derecede indirgemeci, tek taraflı olduğunu düşünüyorum.

Dogmatik ve indirgemeci ideolojilerin ortak niteliklerinden biridir bu bakış. Sadece bir kıstası esas ve mutlak ölçüt olarak alırsın, herşeyi bu kıstasla yorumlar, bu kıstasın şablonuna sıkıştırırsın ve bu kıstasla hiçbir şekilde açıklanamayan ayrışmaları, hemfikirlilikleri önemsizleştirirsin.

Mesela azınlık hakları, Ermenilerin kendi patriklerini seçebilmeleri, Kürtlerin dillerini etkin bir şekilde yaşatabilmeleri, eşcinsellerin hukuken eşit haklara sahip olması, kadın erkek eşitliği vs. gibi bir ton konuda ''liberal''ler ile ''sosyalist/komünist'' kesimin en azından özgürlükçü kanadı hemfikirdir. Emperyalizm, emek, sınıf gibi terimlerle her ortaklığı ve ayrışmayı doğru okuyamayız. ''Asıl ve mutlak'' ölçütümüzle tam olarak açıklayamadığımız hususları ehemmiyetsiz göremeyiz, görmemeliyiz.
Bu yorumun tümüyle marksizm dışı, burjuva-liberal bir bakış açısının klasik örneğini sunuyor. Bu yüzden biraz üzerinde durmak gerekiyor.

Materyalizm dışı bakış açısıyla hareket ederek, önce ekonomik/maddi koşullar ve ilişkilerden kaynaklanan ve diğer ilişki ve çelişkilere temel sağlayan altyapı ile bu temel üzerinde yükselen ve nihai olarak bu temel tarafından belirlenen özgürlük, demokrasi, haklar v.b. üstyapı öğelerini bir tutuyor; aralarındaki belirlenimi kabaca eşitlemeye kalkıyorsun. Böylece bendeki ''indirgemeci bakış açısını'' değil, meseleleri değerlendirirken belli bir bakış açısına sahip olmamı hedef alıyorsun aslında. Bunun pratikteki sonucu, kimseye konuşacak ya da düşünecek bir sistematik bırakmamak, kitleleri apolitize etmektir.

Senin örneğin üzerinden açıklayayaım; azınlıkların, Kürtlerin, eşcinsellerin hakları, kadın-erkek eşitliği v.b. pek çok konuda sosyalistlerle liberaller aynı fikirde falan değildir. Çünkü bu konuların hangi zeminde hayat bulabileceği konusunda birbirlerine zıt pozisyondadırlar. Biri bu hedeflerin gerçekleşmesi için kapitalizmi, diğeri de kapitalizmin aşılmasını şart görmektedir. Aslında biri açıkça(marksist olanı) diğeri ise gizlice(liberal olanı) tüm meseleleri bal gibi de ekonomik/maddi koşullara indirgemektedir. Her ideolojinin ya da politik kesimin kendi dünya görüşünün sunduğu kerteriz noktaları olur. Meseleleri bu noktalardan hareketle açıklarlar. Bu onların ''mutlakçı'' ya da ''dogmatik'' olduklarını değil, apolitik ya da ''alık'' olmadıklarını gösterir yalnızca. Azınlıkların, eşcinsellerin, Kürtlerin, kadınların v.b.'nin hak mücadeleleri kapitalizme karşı mücadeleden soyutlanarak düşünülemez. Tam da bu yüzden marksistler ile liberaller uyuşamazlar. Ve yine tam da bu yüzden, kapitalizme o veya bu gerekçeyle -bu gerekçeler yer yer birbiriyle zıtlaşıyor gibi görünse de- taraftar olanlar aslında aynı gemidedir. Bu bir nesnel gerçekliktir ve bunu inkar etmek -bilerek ya da bilmeyerek- metafizik düşünceye sapmak ve burjuva-liberal düzene hizmet etmektir.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 21-01-2011, 22:55
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart

sargon´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Not: Kemalistlerin cumhuriyetci olduklari acik, ama liberaller neden Osmanlici oluyorlar, bunu anlamiyorum. Türkiye'de liberal denilebilecek bir aydin kesimi nerdeyse 150 yildir falan var ve hicbiri Osmanlici degil. Bu yorum asiri zorlama olmus.
Bu yorumun ''aşırı zorlama'' görülmesi, bende, böyle görenlerin dünyadan haberi olmadığı izlenimi uyandırıyor.

Liberaller de Osmanlıcılar da kapitalist maddi temeli kendi kerteriz noktaları olarak almakta, kendi 'değerlerini' bu temel üzerinde kurmayı hedeflemektedirler. Oysa söz konusu temel, ülke içindeki sınıf mücadelelerinin ve üretici güçlerin gelişimi ile emperyalist güç neyi gerektiriyorsa ona uymak durumundadır. Ülkemizdeki güncel kapitalist yönelimin ve ihtiyaçların biçimi Osmanlıcılığı çağırmakta, daha muhafazakar, hakların sadece piyasanın tahammül edebildiği kadarıyla sunulduğu, emeğin dinsel tevekkülle daha fazla boyun eğmesinin gereksinildiği bir düzeni getirmekte, hatta günden güne kurmaktadır. Sürecin bilincindeki önde gelen liberal 'aydınlar' da Osmanlıcılarla baştan beri ittifak halindedir ve hatta 'muhafazakar demokrat' denen karikatürün icadında ve ülkenin neo-Osmanlıcı dönüşümünde entelektüel destek sunmuşlardır. Bu durum ortadayken liberaller ile neo-Osmanlıcı perspektif arasında bağ kuramamak, liberal demokrasi denen şeyin kapitalizmle, emperyalizmin güncel gereksinimleri ve projeleriyle, sınıf mücadelesiyle bağını kuramamaktır aslında. Yani ABD bölgede kendi çıkarı için yeni ve daha işbirlikçi bir Osmanlı'yı istiyor ve destekliyorken, yeni yükselen 'Anadolu-islamcı burjuvazisi'nin kültürü ortadayken, herşeyden evvel piyasanın yeni aktörlerine ve emperyalizme dayanarak iktidarını sürdüren AKP'nin ülkeyi dönüştürüğü yön ve kendi muhafazakarlığı ile tarihsel referansları ortadayken tüm bunlara rağmen yine de bunlardan hiç etkilenmeden kendini varedebilecek bir liberal demokrasinin, bireysel özgürlüklerin ve insan haklarının, azınlık haklarının, kadın haklarının v.s. gelişiminin gerçekleşebileceğini düşünmek, bırakın marksizm dışı düşünmeyi, en genel anlamıyla gerçekçi düşünmeyi bile becerememeyi ortaya sermiyor mu?

Sen de 'özgürlükçü sosyalist' olduğunu söylüyorsun, ben de. Ama politik tutum alışlar noktasında aramızda büyük farklılıklar oluyor. Neden? Sanırım artık daha iyi anlaşılmıştır ki biz hala marksistiz de ondan.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 21-01-2011, 23:25
ulpian - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ulpian ulpian isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 22 Jul 2009
Mesajlar: 4.880

Başarı Ödülü 

Standart

Freddie´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bu yorumun tümüyle marksizm dışı
Doğaldır, marksist olmadığımdan kaynaklanıyor olsa gerek.


Freddie´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

Materyalizm dışı bakış açısıyla hareket ederek, .
Konunun materyalizmle ne ilgisi var kozmos aşkına. Yoksa siz de (benim de sahip olduğum) materyalist bir dünya görüşünden neredeyse matematiksel bir kesinlikle marksizm ideolojisinin çıktığını sananlardan mısınız? Marksist olmayan, ama tam, eksiksiz materyalist felsefe akımlarını nereye koyuyorsunuz?


Freddie´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Aslında biri açıkça(marksist olanı) diğeri ise gizlice(liberal olanı) tüm meseleleri bal gibi de ekonomik/maddi koşullara indirgemektedir. Her ideolojinin ya da politik kesimin kendi dünya görüşünün sunduğu kerteriz noktaları olur. Meseleleri bu noktalardan hareketle açıklarlar. Bu onların ''mutlakçı'' ya da ''dogmatik'' olduklarını değil, apolitik ya da ''alık'' olmadıklarını gösterir yalnızca.
Tüm toplumsal, siyasi olayları, süreçleri, tartışmaları, ayrışmaları, hemfikirlilikleri tek bir esas kıstas ışığında değerlendirmeyip, gerçekliğin karmaşıklığına uygun olarak daha fazla açıyı, kıstası gözetmek, teksebepçi yerine çoksebepçi açıklamalara değer vermek demek 'apolitik' ve 'alık' olmanın göstergeleri!?

Freddie´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bu bir nesnel gerçekliktir ve bunu inkar etmek -bilerek ya da bilmeyerek- metafizik düşünceye sapmak ve burjuva-liberal düzene hizmet etmektir.
Kusura bakmayın ama, çok alışmışsınız hepiniz bu gibi aslen mesnetsiz, ifadede kesin, kati hüküm ve çıkarsamalara. ''Bu bir nesnel gerçekliktir ve bunu inkar etmek metafizik düşünceye sapmaktır'' cümlesini ben de sizin için kurarım rahatlıkla. Ama bu gibi apodiktik cümleler kurmakla herhangi bir argüman sunmuş olmuyoruz.

Kendi toplum/sınıf/siyaset anlayışınızla evren/doğa anlayışınızı o denli sıkı sıkıya bağlamışsınız ki birbirine, birinin reddinin diğerinin de reddi anlamına geldiği gibi yanlış bir zan içerisindesiniz. Ama sadece sizlerin ezberinde olan bir bağ bu. Tarihte ve günümüzde marksist olmayan, mesela diyalektik metodu filan savunmayan komünist akımlar var. Tartihte ve günümüzde özel mülkiyeti savunan tam anlamıyla materyalist, metafiziğin m'sini bulundurmayan düşünür ve akımlar var.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 22-01-2011, 00:28
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart

ulpian´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Konunun materyalizmle ne ilgisi var kozmos aşkına. Marksist olmayan, ama tam, eksiksiz materyalist felsefe akımlarını nereye koyuyorsunuz?
Konunun materyalizmle çok ilgisi var. Ekonomik/maddi sistem(örneğimizde kapitalizm) ve bunun üzerinde yükselen yapıları(değerler, ideoloji, haklar, hukuk v.s.) aynı karşılıklı belirlenim içerisinde görmek materyalizmi çiğnemektir. Materyalizmin en temel önermesi, maddi varoluşun bilinci belirlemesidir. Ekonomik sistem, diğerleri üzerinde belirleyicidir. Bu durum, sandığınız gibi diğerlerinin hiçbir karşı etkisi olmadığını savunmak anlamına gelmez.

''Eksiksiz materyalistlik'', sadece fen bilimlerine değil, tarih, sosyoloji ve siyaset gibi sosyal bilimlere de materyalist yaklaşmayı gerektirir. Bu da ekonomik altyapının belirleyiciliğinin altını çizmeyi beraberinde getirir. Bunu görebilmek çok da zor olmasa gerek. Sizin maddeciliğini övdüğünüz nice ismin maddeciliği sadece laboratuvarda geçerlidir, ki pek çoğu da maddeci değil pozitivist ya da agnostik ateist olsa gerektir.

Tüm toplumsal, siyasi olayları, süreçleri, tartışmaları, ayrışmaları, hemfikirlilikleri tek bir esas kıstas ışığında değerlendirmeyip, gerçekliğin karmaşıklığına uygun olarak daha fazla açıyı, kıstası gözetmek, teksebepçi yerine çoksebepçi açıklamalara değer vermek demek 'apolitik' ve 'alık' olmanın göstergeleri!?
Maddi temele daha çok vurgu yapmak diğer sebeplerin etkisini yadsımayı gerektirmiyor. Böyle sunarak beni karikatürize ediyorsun. Materyalizm gereği ekonomik ilişkilere indirgemek ile indirgemecilik birbirinden farklı şeylerdir. İndirgemecilikte ekonomi ile 'diğerleri' arasında tek yönlü bir bağ gözetilir. Oysa elbette karşılıklı bir etki vardır ama temel olan her zaman için ekonomik ilişkiselliktir. Bunu reddederek materyalist olunamaz.

Ama bu gibi apodiktik cümleler kurmakla herhangi bir argüman sunmuş olmuyoruz.
Sana yönelik bir önceki yanıtımda argümanımı sunmuş ve hatta örnekle açıklamıştım. Görmezden gelmen, sunmadığım anlamına gelmiyor.

Kendi toplum/sınıf/siyaset anlayışınızla evren/doğa anlayışınızı o denli sıkı sıkıya bağlamışsınız ki birbirine, birinin reddinin diğerinin de reddi anlamına geldiği gibi yanlış bir zan içerisindesiniz.
Toplum, sınıf ve siyaset anlayışımla doğa/evren anlayışımı ilişkilendiririm çünkü hem bu mantıksal ve felsefi tutarlılığın gereğidir hem de toplum/sınıf/siyaset dediğimiz şeyler doğanın dışında/üstünde olan, soyut kategoriler değildir. Siyaset, toplum ve sınıf analizin ile evren-doğa felsefen uyumsuzsa, materyalizmini sadece laboratuvarda kullanıyorsun demektir. Oysa bilim, fen bilimlerinden ibaret değil. Sosyal bilimler diye bir dal da var.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 22-01-2011, 20:14
ulpian - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ulpian ulpian isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 22 Jul 2009
Mesajlar: 4.880

Başarı Ödülü 

Standart

Freddie´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
''Eksiksiz materyalistlik'', sadece fen bilimlerine değil, tarih, sosyoloji ve siyaset gibi sosyal bilimlere de materyalist yaklaşmayı gerektirir. Bu da ekonomik altyapının belirleyiciliğinin altını çizmeyi beraberinde getirir. Bunu görebilmek çok da zor olmasa gerek. Sizin maddeciliğini övdüğünüz nice ismin maddeciliği sadece laboratuvarda geçerlidir, ki pek çoğu da maddeci değil pozitivist ya da agnostik ateist olsa gerektir.
Sadece fen bilimlerinde değil elbette, tarih, sosyoloji, siyaset gibi alanlarda da gizli veya açık hiçbir idealist, metafizik, doğaüstü varsayım kullanmadan, hatta bu alanlardaki araştırmalarını da evrim bilimi, nöroloji gibi bilimlerin verileriyle ilişkilendiren bir sürü düşünür ve akım var marksist olmayan. Bunlara katılmak zorunda değilsiniz, fakat marksist olmayan her akımı idealizmle suçlamak gibi oturmuş, fakat mesnetsiz bir alışkanlığınız var.


Freddie´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Maddi temele daha çok vurgu yapmak diğer sebeplerin etkisini yadsımayı gerektirmiyor. Böyle sunarak beni karikatürize ediyorsun. Materyalizm gereği ekonomik ilişkilere indirgemek ile indirgemecilik birbirinden farklı şeylerdir. İndirgemecilikte ekonomi ile 'diğerleri' arasında tek yönlü bir bağ gözetilir. Oysa elbette karşılıklı bir etki vardır ama temel olan her zaman için ekonomik ilişkiselliktir. Bunu reddederek materyalist olunamaz.
Bu söyledikleriniz günümüz bilimleriyle de uyuşmuyor.

Şöyle bir ''indirgeme'' eylemini bir materyalist olarak ben de doğru görüyorum: Bilinç veya kültür, haddizatında (yani ontolojik olarak) maddesel boyuta indirgenebilir. Biz şu anki bilgi ve verilerimizle örneğin bilinci, tamamen maddesel boyuta (mesela beynin ve sinir sisteminin yapısına) indirgeyerek bilince dair herşeyi açıklayamıyor olsak da, ontolojik olarak bilincin oluşması için maddesel boyuta doğaüstü bir takım güç, ivme vs. gibi idealist varsayımlar eklememeliyiz. Nasıl fiziki boyuttan kimyasal boyuta, kimyasal boyuttan biyolojik boyuta 'geçerken', eski metafizikçilerin yaptığı gibi 'vis vitalis' gibi doğaüstü bir takım varsayımlar kabul etmiyorsak, aynı şekilde bilinç ve kültür boyutuna geçerken de salt maddi boyutta kalmalıyız.

Yani ekonominin kendisi de dahil en geniş anlamıyla insan kültürüne dair herşeyi (ontolojik olarak) salt maddesel/doğal boyutta değerlendirmek, (yani maddesel/doğal boyutun işlevi, sonucu olarak görmek) zaten her materyalist/natüralist ekolün ortak savıdır.

Fakat siz bundan öteye bir iddia sahibisiniz. Ekonomiyi bilinç ve kültürün ''her zaman'', yani her açısı için temeli olarak görüyorsunuz. Bu ise yanlış bir indirgemeciliktir. Ekonominin kültüre dair birçok şeyi etkilediğini, hatta belirlediğini inkar eden yok elbette. Ama bilinç ve kültüre dair herşey, tamamiyle ekonomik ilişkilere indirgenemez. Bu cümlemden ise idealizm kesinlikle çıkmaz. Çünkü ben zaten, ekonomik altyapı da dahil olmak üzere, bilinç ve kültüre dair herşeyin ontolojik olarak tamamiyle maddesel/doğal temele dayandığını savunuyorum. Ama örneğin bir toplumda yaygın olan belli bir davranış biçimi tamamiyle ve sadece ekonomik ilişkilere indirgenemez. Ekonomik ilişkilerin de doğrudan veya dolaylı olarak belli bir, hatta gayet büyük bir etkisi olabilir. Fakat o toplumdaki genetik özellikler, iklim şartları vs. gibi ekonomik ilişkeselliği olmayan faktörler ve doğrudan bu faktörlerin belirlediği 'üst' veya 'ara'-yapısal ikincil faktörler söz konusu davranış biçimi için aynı şekilde etkili olabilir.



Freddie´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Toplum, sınıf ve siyaset anlayışımla doğa/evren anlayışımı ilişkilendiririm çünkü hem bu mantıksal ve felsefi tutarlılığın gereğidir hem de toplum/sınıf/siyaset dediğimiz şeyler doğanın dışında/üstünde olan, soyut kategoriler değildir.
İlişkilendirmene karşı çıkmadım zaten. Ama materyalist bir evren anlayışından matematiksel bir zorunlukla marksist bir toplum anlayışı çıkmaz.

Toplum/sınıf/siyaset dediğimiz şeylerin doğanın dışında veya üstünde değerlendirilmesine bir tek marksistler karşı değil.

Konu ulpian tarafından (22-01-2011 Saat 20:20 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 23-01-2011, 19:08
TurkceRap TurkceRap isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Jan 2010
Mesajlar: 892
Standart

Freddie´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Ülkemizde siyaset hep sistem içi taraflaşmalara sıkışıyor ve devrimci bir alternatif bir türlü yeterli düzeyde görünürlük kazanamıyor. Bunu aşmanın yolu, sistem içi çatışmadaki tarafların aslında aynı tarafta olduğunu, aralarında bir kopuş değil süreklilik bulunduğunu göstermekten geçiyor. Liberal/Osmanlıcı cephe ile kemalist/cumhuriyetçi cephe arasında sanıldığı ve sunulduğu gibi bir zıtlık mı var yoksa paralellik mi? Osmanlı ile cumhuriyet arasında bir kopuş mu var yoksa süreklilik mi? Bence sosyalistlerin savunması gereken tez, arada bir süreklilik olduğudur. Bunu açık eden bir tartışma yürütülürse düzen içi sahte taraflaşmaların aldatıcılığından kitlelerin bilincini kurtarma olanağı doğabilir.

Kemalist cumhuriyeti nasıl tanımlıyoruz? Tepedenci, despotik, militarist, tek tipçi, dayatmacı, merkezci, devletçi, kontrolcü, insan haklarına ve özgürlüklere saygısız v.s... Peki tüm bu karakteristik başlıklar Osmanlı'nın da en temel özelliklerinden değil mi? Kemalizm kendi ''devrimleri'' ile neyi köklü biçimde değiştirdi 'allah aşkına'? Eskinin devlet-i alasının eski zihniyetle devam edemeyeceği, daha modernize edilmiş bir biçimle, ümmet vurgusu yerine uluslaşma vurgusuyla ayakta kalınabileceği politikası ve bunun ürünü olan -çoğu sadece biçimi hedef alan- değişimler gerçekten de bir kopuşa ya da devrime işaret ediyor mu? Hilafet yerine diyanetin kurulması çok mu büyük bir devrim örneğin? Sultan yerine 'ebedi şef' ve sonrasında da 'milli şefin' geçmesi mi büyük değişim? Özellikle de 'alttakiler', emekçiler açısından bakarsak; ezilmek konusunda, sömürülmek konusunda, farklılıkların tanınmaması konusunda Cumhuriyetin öncesi ve sonrası arasında süreklilik mi var kopuş mu?

Ulusalcısı, darbecisi, muhafazakarı, liberali, Osmanlıcısı, Cumhuriyetçisi... Hepsi aynı gemide değil mi? Kapitalizme, emperyalizme, hakkını arayan emekçilere, aydınlanma devrimi isteyenlere tutumları -küçük nüans farkları dışında- aynı paralelde değil mi? Bugün ülkemizde süren it dalaşı da eskinin milliyetçi faşizminin mi yoksa daha islam vurgulu bir yeni faşizmin mi geleceği konusunda değil mi? TÜSİAD yerine MÜSİAD sömürüde aslan payını almaya başlasa, emekçiler açısından ne değişecektir?

Artık bize zerk edilen yanılsamalardan sıyrılmamız gerekiyor. Kemalistler ile islamcıların çok da farklı olmadıklarını, Osmanlı ile cumhuriyet arasında bir kopuş değil süreklilik olduğunu hatırımızda tutmamız ve ülkeye dayatılan sahte cephelerin aslında aynı cephenin siperleri olduğunu teşhir etmemiz gerekiyor. Zira gerçek bir alternatifin önü ancak bu şekilde açılacak, kitlelerin aldatılması ancak bu şekilde durdurulabilecektir.



Hocam gönder butonuna basmadan önce ne yazdığını okumuyormusun?

Ya ne söylediğini bilmiyorsun ya / işaretinin ne anlama geldiğini, Ne demek Liberal/Osmanlıcı?
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 23-01-2011, 19:25
TurkceRap TurkceRap isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Jan 2010
Mesajlar: 892
Standart

Freddie´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bu yorumun tümüyle marksizm dışı, burjuva-liberal bir bakış açısının klasik örneğini sunuyor. Bu yüzden biraz üzerinde durmak gerekiyor.

Materyalizm dışı bakış açısıyla hareket ederek, önce ekonomik/maddi koşullar ve ilişkilerden kaynaklanan ve diğer ilişki ve çelişkilere temel sağlayan altyapı ile bu temel üzerinde yükselen ve nihai olarak bu temel tarafından belirlenen özgürlük, demokrasi, haklar v.b. üstyapı öğelerini bir tutuyor; aralarındaki belirlenimi kabaca eşitlemeye kalkıyorsun. Böylece bendeki ''indirgemeci bakış açısını'' değil, meseleleri değerlendirirken belli bir bakış açısına sahip olmamı hedef alıyorsun aslında. Bunun pratikteki sonucu, kimseye konuşacak ya da düşünecek bir sistematik bırakmamak, kitleleri apolitize etmektir.

Senin örneğin üzerinden açıklayayaım; azınlıkların, Kürtlerin, eşcinsellerin hakları, kadın-erkek eşitliği v.b. pek çok konuda sosyalistlerle liberaller aynı fikirde falan değildir. Çünkü bu konuların hangi zeminde hayat bulabileceği konusunda birbirlerine zıt pozisyondadırlar. Biri bu hedeflerin gerçekleşmesi için kapitalizmi, diğeri de kapitalizmin aşılmasını şart görmektedir. Aslında biri açıkça(marksist olanı) diğeri ise gizlice(liberal olanı) tüm meseleleri bal gibi de ekonomik/maddi koşullara indirgemektedir. Her ideolojinin ya da politik kesimin kendi dünya görüşünün sunduğu kerteriz noktaları olur. Meseleleri bu noktalardan hareketle açıklarlar. Bu onların ''mutlakçı'' ya da ''dogmatik'' olduklarını değil, apolitik ya da ''alık'' olmadıklarını gösterir yalnızca. Azınlıkların, eşcinsellerin, Kürtlerin, kadınların v.b.'nin hak mücadeleleri kapitalizme karşı mücadeleden soyutlanarak düşünülemez. Tam da bu yüzden marksistler ile liberaller uyuşamazlar. Ve yine tam da bu yüzden, kapitalizme o veya bu gerekçeyle -bu gerekçeler yer yer birbiriyle zıtlaşıyor gibi görünse de- taraftar olanlar aslında aynı gemidedir. Bu bir nesnel gerçekliktir ve bunu inkar etmek -bilerek ya da bilmeyerek- metafizik düşünceye sapmak ve burjuva-liberal düzene hizmet etmektir.


Her iletini okuyuşumda "Oha oluyorum"


Kadın hakları, Eşcinsel hkları, Azınlık hakları vs, Bu alanda istenilen amaca ulaştıktan sonra nasıl ulaşıldığının ne önemi var?

Bugün bazı Sosyalistler ve Liberaller Senin bağnazca bakış açının aksine Özellikle kişisel hak ve özgürlükler konusunda uzlaşmışlardır.

Hatta öyle ki, kimse Örneğin; Sosyal Demokratları sosyalist cenahta görmemeye başlamış, Sosyal Demokratlar Liberalleşmiştir.

Bu sebepledir ki, Hiç bir Liberal Sosyal Demokrat bir partiye oy vermekten çekinmez.

Neyse bu örneği genişletebilirim, fakat, Esas değinmek istediğim, konulara uç noktalara çekmek, bunu Marxizm cenderesine sıkıştırmak, Sorunlara çözüm getirmez.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:32 .