Yazı oldukça eski, 2006'ya yazılmış, ancak Arap dini mensuplarının düşünceleri hâlâ aynı olduğundan yanıt yazmak için geç değil
Nazif Gürdoğan, tümüyle kendi ideolojik ve dini hislerinden doğan şahsî görüşlerini sanki bilimsel gerçeklermiş gibi yazmış. Özellikle şu sözü tam gülmelik
|
Kabe üniversitelerin, Mekke şehirlerin ve Arapça da dillerin anasıdır.
|
Kabe'nin neresi üniversite acaba? Mekke'nin şehirlerin anası olduğu iddiası da bir ayete dayanır, ancak bu ayette
şehir değil
köy sözcüğü geçer.
İlgili ayet, Diyanet İşleri Meali'nden
Şûrâ-7
"Böylece biz sana Arapça bir Kur’an vahyettik ki,
şehirlerin anası olan Mekke’de ve
çevresinde bulunanları uyarasın. Hakkında asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları uyarasın. Bir grup cennette, bir grup ise cehennemdedir".
Ayetin Arapçasında
umme'l kurâ tanımı geçer, buradaki
kurâ /
قُرٰى/ sözü <
karye "
köy" /
قرية/ sözünün çoğuludur. Yani,
umme'l kurâ "
köylerin anası" demektir. Bu ayetten açıkça, Arap dininin ne denli yerel bir din olduğunu anlıyoruz. "
Arapça inmiş ki köylerin anası ve çevresindekileri uyarmak içinmiş"... Demek ki köylerin anası ve çevresi dışındakileri ilgilendirmiyor bu Arap kitabı ve dini.
Arapçanın dillerin anası olduğu iddiasında bulunabilmek için de aşırı derecede Arapçı olmak gerekir, aksi mümkün değildir. Bu saçma iddiaya yanıt vermeye dahi gerek yoktur.
Aslında Arapça diye "
bir" dil bile yoktur. Bugün, tüm Arap dünyasında yazı dili, eski Arapçaya dayanır, yani insanlar günlük yaşamda konuşurken kendi yerel lehçelerini/dillerini kullanırlar ancak bu lehçe/dil ile yazmazlar, tüm yazı dili eski Arapçadır. Buna şöyle bir örnek verelim, tüm Türk dilleri konuşan halkların, günlük yaşamlarında kendi dillerini kullandıklarını ancak bu dili yazı dili olarak kullanmadıklarını düşünün. Yazı dili, eski Türkçe diye düşünün ve eski Türk alfabesi kullanılıyor... İşte Arap dünyasındaki durum budur. Yapay ve zorlama bir durum söz konusu.
Oysa doğal olan, her Arap dili konuşan halkın kendi yerel diliyle yazmasıdır, eğer bu yapılacak olsa hiçbir Arap birbirini anlayamaz. Fas'taki yerel Arapça ile Yemen'deki yerel Arapça iki ayrı dildir.
Bu yapaylık uygulanınca, kaçınılmaz olarak "
tüm" yerel Arap dillerindeki "
tüm" sözcükler hoppalak Arapçaya aktarılıyor ve "
Arabca çoh zengün dil" deniyor

"
tüm" Türk Dillerindeki "
tüm" sözcükleri, bir dile aktardığınızı düşünün... Böyle bir durumda, söz gelimi bu "Ortak Türkçede" (
Arapçadaki örneği Fusha, eski Arapçaya dayalı yazı dili, ortak dil) "
nehir" için bile birden çok sözcük olacaktır:
akarsu,
özen,
ırmak,
yılga,
sala,
akkansu vb. İşte Arapçada, bu şekilde, tüm Arap dil ve lehçelerindeki sözcükler bir araya toplanmıştır. Bu yapaylığı da bize "
Arabca çoh zengün" diye yutturmaya kalkıyorlar. Oysa Ummanca ayrı, Yemence ayrı, Fasça ayrı, Suriyece ayrı dillerdir... Hepsinin söz dağarcığını bir araya toplayıp, yazı dilini de eski Arapçada sabitlemek, yapay bir uygulamadır. Aynısını biz yapsak "
uyduruhcacı" derler
Bir de şu var, Arapçanın söz varlığındaki sözlerin büyük bir çoğunluğu "
çeviri-türetim"dir. Özellikle Yunancadan, ikincil olarak da Aramca, İbranca gibi dillerden aktarımlardır. Ancak, ülkemizdeki Ottomancı-İslamcılar, bu sözcükleri, sanki binlerce yıldır Arapçada bulunan sözcükler sanırlar
Araplar, eski Yunan kültürüyle karşılaşınca, eski Yunan metinlerinden çeviri yapmak için özel ocaklar kurdular. Bu çeviriler esnasında da, "
ilk kez" karşılaştıkları kavramların/sözcüklerin de neredeyse tümünü paldır küldür Arapçaya çevirdiler. Çevirdikleri sözcüklerin Arapçada bir geçmişi, bir altyapısı yoktu üstelik.
Söz gelimi, eski Yunanlar pergelin sabit duran ayağına
kentron "
batan, saplanan" demişlerdi. Bu sözü de <
kenteo- "
saplamak, batırmak" kökünden türetmişlerdi. Zaman içinde bu sözcük ikincil bir anlam daha kazandı ve "
orta 2. merkez" anlamında da kullanılır oldu. Sözcük, Latinceye
centrum olarak alındı, tüm batı dillerine de Latinceden aktarıldı (
centre, center vb.). Şimdi, görüldüğü gibi bu sözcüğün Yunancada bir geçmişi var. Oysa Arapçada yok, Araplar bu sözcükle/kavramla ilk karşılaştıkları an, ne demek olduğuna, sözün kökenine baktılar ve paldır küldür aynı kökten Arapçasını türettiler (Ottomancı-İslamcı zihniyetine göre
uydurdular) >
rqz "
sokmak, batırmak" kökünden >
markaz "
sokulan, batırılan"
İşte bugün Arapçada kullanılan sözcüklerin neredeyse %65'i, bu gibi çeviri-türetimlerdir, özellikle de eski Yunancadan yapılan çeviriler. Ottomancı-İslamcılar ise bu sözleri binlerce yıllık sözcükler sanırlar
Bir diğer örnek, eski Yunancada
logos "
söz 2. kelam 3. söz söyleme yetisi 4. anlatı 5. sayı" sözcüğünü kullanırlardı. Bu sözü de <
log- "
söylemek 2. seçmek 3. ayırmak" kökünden türetmişlerdi. Araplar, bu kavramla da ilk kez Yunan kaynaklarında karşılaştılar. O güne dek Arapçada böyle bir sözcük ve kavram yoktu, aynı kökten ve aynı yapıdaki Arapçasını türettiler >
ntq "
söylemek" kökünden >
mantiq "
söyleme 2. söz söyleme yetisi"
Bizim Ottomanlar ise çeviri dahi yapmamış, Arapçadan hazıra almışlar. Bu nedenle bugün
merkez ve
mantık diyoruz örneğin. Bu sözcükler görünüm olarak Arapçadır ancak kökleri eski Yunancaya dayanır, Arap çevirisidirler.
Araplar da Ottomanlar gibi yapsalardı, bugün Arapçanın yarısından fazlası Yunanca kökenli sözlerden oluşacaktı. Gerçi yine öyle, ancak hiç değilse görünümleri Arapça. Arapların çevirmeyip doğrudan aldıkları sözler azınlıktadır, birkaç örnek verelim,
cûgrâfiya <
geo-
graphia "yer-yazımı",
falsafa <
philo-
sophia "bilgelik-sevim/sevme",
faylasûf <
philo-
sophos "bilgelik-sever",
baladî/
baladiyye <
politeia "
él, il" vb.
Özetle Arapça, Ottomancı-İslamcıların iddia ettikleri ya da sandıkları gibi öyle çok da matah bir dil değildir, çünkü sahip olduğu sözcüklerin/kavramların büyük çoğunluğu eski Yunancadan çeviridir, bu sözcükler/kavramlar, kendilerine ait, özgün türetimler değildir. Oysa, söz gelimi eski Yunancadaki sözcükler/kavramlar, o dile özgüdür, eski Yunanların emek, bilim fikir ve türetimlerinin ürünüdür. Araplarsa hazıra, cumburlop, köksüz, geçmişsiz, masabaşı çeviri-türetimler yapmışlardır. Bizim Ottomanlar onu da yapmayıp cumburlop sözcüğün kendisini almışlar

Bu arada olan Türkçeye olmuştur. Bu nedenle binlerce eski Türkçe söz, eylem ve ek unutulup gitmiştir. Tümü, bir biçimde diriltilmelidir...
Bir iki örnekle bitirelim. Eski Türkçede
orta "
merkez" anlamına da gelirdi, bir de halk dilinde yaşamakta olan
özek "
merkez" sözcüğü vardır. Arap uydurması, Yunancadan çeviri
merkez "
sokulan, batırılan" yerine, kendi öz sözcüklerimiz kullanılabilir. Örneğin, diğer Türk dillerinde bizim
Orta Asya dediğimiz gibi,
Ortalık Asiya derler, çünkü İngilizcesi
Central Asia "
Merkezî Asya". Sondaki +
lık eki, Arapça -
î, Latince -
alis'ten kısaltma Fransızca -
al ekinin Türkçesidir. Günlük dilde kullandığımız
ortalık yer de zaten "
merkezî yer" anlamına gelir.
Yani bizim Araplar gibi sıfırdan sözcük uydurup "
batırılan, sokulan" dememize gerek yok "
merkez" için
orta ile
özek sözlerimiz var.