
14-02-2011, 00:14
|
|
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Usa
Mesajlar: 3.977
|
|
Çakma Peygamber
Konunun fazla detayına girecek değilim; yalnızca The Origin of The Inheritance Culture in Mesopotamia: From Babylonia to Arabia tartışmasındaki dikkat çeken bir hususu aktarmak istiyorum.
M.Ö. 1800-1700 tarihlerine ait Larsa tabletlerinden AO 6424 ve 6401 no'lu tabletlerdeki TCL X. ve XI. 141 bölümlerinde
TCL X. 141: En yaşlı kardeş, 3.5 İku 3 Sar, genci yalnızca 1.5 İku 26 Sar’lık bölümünü almış bahçenin. Ağabey, 1/3 Sar’lık fazla payına karşılık kardeşine 1 Gin (Şekel) para ödeyerek karşılamış, eşitlemiştir.
uygulamasıyla
(1) E=2e (E: Büyük Oğul, e: Küçük oğul)
eşitliğinin ortaya konmuş olduğunu biliyoruz.
Bu eşitlik daha sonra Yahudiler tarafından M.Ö. 8.-7. yüzyılda
Tesniye 21-17: Erkek çocukların büyüğü, diğerlerinkinin iki katı miras alır.
uygulamasıyla hiç değiştirilmeden kullanıldı.
Bu eşitlik Araplar tarafından M.S. 625'teki Uhud Savaşı bitiminde geldiğine inanılan (!),
Nisa Suresi, Ayet 11: Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda, erkeğe iki kadın payı kadar , eğer hepsi kadın olmak üzere ikiden de fazla iseler, bunlara mirasın üçte ikisi ve eğer bir tek kadın ise o zaman ona malın yarısı vardır. Eğer ölen, ana ve baba ile birlikte çocuklar da bırakmışsa ana babanın her birine ölenin terekesinden altıda bir; şâyet ölenin çocuğu yok da, mirasçı olarak ana ve babası kalmışsa, ananın payı üçte birdir. Eğer ölenin kardeşleri varsa terekenin altıda biri ananındır. Bu paylar, ölenin borçları ödenip, vasiyeti de yerine getirildikten sonra hak sahiplerine verilir. Baba ve çocuklardan, hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu, siz bilmezsiniz. Bütün bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah alîmdir, hakîmdir.
sözde ayetine dayanılarak,
(2) E=2K (E: Erkek, K: Kadın)
şeklinde yalnızca uygulaması değiştirilerek kullanıldı.
Evet, arkadaşlar gerçekler ortada. Bu bilgilere göre hiç kıvırtmadan, 17.06.2009'da Turan Dursun'a Vatan gazetesindeki kendi köşesinde militanca saldıran Süleyman Ateş gibi hakaret etmeden tartışabilirsiniz (Bkz. Süleyman Ateş'i protesto edelim!)
Bakalım sizde ne güller açacak?
Konu upuaut tarafından (14-02-2011 Saat 00:26 ) değiştirilmiştir.
|

14-02-2011, 00:58
|
|
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Usa
Mesajlar: 3.977
|
|
İstatiski Sonuçlar
Yukarıdaki mesajıma ek olarak şu sonuçları da eklememe müsade ediniz.
1) Araplar M.S. 625'te Kuran'daki Nisa suresi, Ayet 11 ile Babilliler ve Yahudilerle aynı özelliği kullandılar.
2) Nisa suresindeki 11, 12 ve 176 no'lu miras ayetleri İFK olayındaki gibi 1 ayda değil, 625-632 arasında 8 yılda geldi.
3) Bu ayetlerdeki oranlar toplamı 1'i aşan miras problemleri ilk defa Ömer'in halifeliği zamanında, "Avl" denilen aldatıcı bir yöntemle geçiştirilerek çözüldü. Bu aldatıcı yöntem İslam hukukunda hala kullanılmaktadır.
|

14-02-2011, 01:19
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 20 Jan 2011
Mesajlar: 141
|
|
Öncelikle ben müslüman değilim ama bir konuda size bir kaç şey söylemek istiyorum. Başlığınızdaki 'çakma peygamber' hitabına muhatap olan herhalde Muhammed'dir. Muhammed bana göre gerçek bir peygamber olmasa da Ona 'çakma' demek yaraşır bir üslup değildir. Özellikle de bir hakaretten sıkıntı duyan ve bunu protesto edelim başlığını taşıyan sizin gibi duyarlı biri için bu hiç hoş olmaz. Eminim sizde bunun müslümanları kıracağını düşünmeden yazmışsınızdır. Ama ben müslüman olmadığım halde üzüldüm. Bence bunu değiştirip bu emek harcanmış güzel konuyla daha alakalı bir isme soksanız çok güzel olur. Tabi siz bilirsiniz.
Soruya gelelim. Buradaki sıkıntı nedir?
Kısaca Kutsal olduğuna inanılan Kitaplarda Tanrı'nın daha önceden uygulanan adetleri, inanırlarının kullanımına aynen açmış olması...
Şimdi düşündüğümüzü yazabiliriz;
Ben Hristiyanım. Ve inanıyorum ki (bu giriş önemli, biz iman ediyoruz), Tanrı'nın insanlar için bir tasarısı vardır ve herşey bu mutlak gayeye dayanır. Hayırda şerde bu gayenin etrafında döner. Herşey bilerek yada bilmeyerek bu tasarıya hizmet eder. Tanrı tasarısı yeryüzündeki insanı, hayvanı, aleti, adeti amacı uğruna kullanır. Mesela düşünelim Tanrı'nın tasarısı gereği Nuh'a bir gemi inşa etmesi buyuruldu. Nuh çağında bulunan alet ve adet ile Tanrı'nın tarifi doğrultusunda gemiyi inşa etti. Nuh, ilahi tasarının vekili edildiği halkasını yerine getirirken, halihazırdaki bilgiden faydalanmak konusunda çekince yaşamadı. Nuhtan önce gemi yapılmadığını düşünmemiz için bir sebep yok. Yaratılış Kitabı 6. bölüm 15. ayette Tanrı, Nuh'a tasarısının gerçekleşmesi için yapması gereken gemiyi tarif ederken bir takım uzunluk ölçüleri kullanıyor. Bu ölçüleri daha önce Tanrı mı koymuştu? Hayır. Peki Tanrı kendi tasarısı için başkalarının ortaya attığı bir adeti nasıl kullandı? Kullanır. Bunda da bir sorun yoktur. Peki 16. ayette güverteler yapılması buyurulduğunda Nuh 'acaba güverte nedir ki?' diye sordu mu? Hayır, çünkü buna gerek yok. Tanrı istediğini yaptırmak için, diğer insanların önceden yaparak adetleştirdikleri inşa tekniklerini kullandı. Güverte de bunlardan biriydi. Nuh'a güverte yapması buyurulduğunda o bunun ne demek olduğunu anladı.
Bunun gibi pek çok örnek verilebilir. Sizin yazdığınız da aynısıdır. Tanrı tasarısı için uygun görürse herhangi bir adeti kullanabilir. Bu gemi yapımında, miras paylaşımında aklınıza gelecek herşeyde olabilir. Eğer her tasarısı için her ilkeyi sıfırdan verseydi bu bizim için imkansız olurdu.
Ben böyle düşünüyorum ve ayetlerle tabletler konusunda bir sıkıntı görmediğim gibi, bu tablet çevirinizin, dönemle Kutsal Kitap'ın paralel bilgiler vermesi yani ayetlerin tarihi açıdan doğruluğuna kuvvetli bir delil olarak görüyorum. Böylece sizde tasarıya yaptıklarınızla bilmeden hizmet etmiş oluyorsunuz.
Vazifenizi hakkıyla yaptığınız için teşekkür ederim...
|

14-02-2011, 06:37
|
|
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 01 Apr 2010
Mesajlar: 59
|
|
Nede güzel anlatmışsınız.Hiç anlatılan nuh'un gemisinin fiziksel özelliklerini inceledinizmi?Herşeyi maddenin fiziksel direncine,akışkanlar mekaniğine ,zamanın imkanlarına aykırı.Ama siz yinede işin içine tanrının gücünü katarak mümkün görürsünüz.Kutsal kitaplarda denilse idi bu gemi"karpuz kabuğundan",onada inanırdınız.
Bu masalın uydurulduğu çevrede hayvan çeşidide pek fazla bilinmiyordu.Bilinen hayvanlara göre 170x50x13 ebatlarında bir gemi fazlasıyla yeterdi.Fakat şimdi bu sayının çok fazla olduğunu biliyoruz.Her birinden birer çift.Birde bunların yemleri.Ayrıcada pek çok bitki(Ör.kaktüsler)sulu ortam veya su altında ölürler.Yani birde koca bitkiler aleminden her bir tür bitkiyi hesap edin.Tohum bile olsalar bayağı yer tutarlar.Sular çekilince hadi hayvanlar bir şekilde uygun ortamlarına gittiler.Peki bitkileri kim tek tek götürüp uygun topraklara iklimlere dikti.
İddianıza göre,tanrının tasarılardan esinlendiği mevzu var.Mutlaka zaman kavramı olmıyan tanrı zaman içinde gezerek kuşları yaparken uçaklardan,balıklarıda yaparken denizaltılardan esinlenmiştir.Tanrı insan fikirlerinden esinlendi diyerek inandığınız tanrınızıda küçük düşürüyorsunuz.
Çakma peygamber konusuna gelince,sizinkini anlatalım.Bir kere yaşadığı bile kesin değil.Ama yaşadıysada ait olduğu kabilesi ve kendisi gayet inançlı ve tutucu yahudilerdi.Varsa isa,yahudi doğdu,yahudi öldü.Hristiyanlık isanın ölümünden 3 yüz,4 yüz yıl sonra şekillendi.Otoriteye ihtiyacı olan Roma imparatorları,bu dini tasarlayıp,iyi ve tutulan bir şöhreti olan isayı üstüne oturttular.Hızlarını alamayıp,tanrı da yaptılar.Hemde üç tane.Kutsal kitabı bile 1000 sene sonra yapılan yarışmada seçildi.Ben bunları aslında boşa anlatıyorum.Çünki siz daha iyi ve teferruatlı biliyorsunuzdur bu konuları.Saygısızlık olmasın diye isaya çakma peygamber demiyorum.Hayali de demiyorum,sanal da.Siz anladınız.
Saygılar.
|

14-02-2011, 12:10
|
 |
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 19 Aug 2008
Mesajlar: 1.186
|
|
Hangisi dogru babil mi ayetler mi...hadi ikiside dogru ee koz nedir ? birbirini taklit etme mi...yahu koz bu mu şimdi..taaa adem devrine git niye babile gidiyorsun...ademde aynı Allaha inanıyordu muhammed taklit etti gibi bir şey...geçin bu işleri yaa...
|

14-02-2011, 15:19
|
|
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Jan 2010
Mesajlar: 892
|
|
kenos´isimli üyeden Alıntı
Öncelikle ben müslüman değilim ama bir konuda size bir kaç şey söylemek istiyorum. Başlığınızdaki 'çakma peygamber' hitabına muhatap olan herhalde Muhammed'dir. Muhammed bana göre gerçek bir peygamber olmasa da Ona 'çakma' demek yaraşır bir üslup değildir. Özellikle de bir hakaretten sıkıntı duyan ve bunu protesto edelim başlığını taşıyan sizin gibi duyarlı biri için bu hiç hoş olmaz. Eminim sizde bunun müslümanları kıracağını düşünmeden yazmışsınızdır. Ama ben müslüman olmadığım halde üzüldüm. Bence bunu değiştirip bu emek harcanmış güzel konuyla daha alakalı bir isme soksanız çok güzel olur. Tabi siz bilirsiniz.
Soruya gelelim. Buradaki sıkıntı nedir?
Kısaca Kutsal olduğuna inanılan Kitaplarda Tanrı'nın daha önceden uygulanan adetleri, inanırlarının kullanımına aynen açmış olması...
Şimdi düşündüğümüzü yazabiliriz;
Ben Hristiyanım. Ve inanıyorum ki (bu giriş önemli, biz iman ediyoruz), Tanrı'nın insanlar için bir tasarısı vardır ve herşey bu mutlak gayeye dayanır. Hayırda şerde bu gayenin etrafında döner. Herşey bilerek yada bilmeyerek bu tasarıya hizmet eder. Tanrı tasarısı yeryüzündeki insanı, hayvanı, aleti, adeti amacı uğruna kullanır. Mesela düşünelim Tanrı'nın tasarısı gereği Nuh'a bir gemi inşa etmesi buyuruldu. Nuh çağında bulunan alet ve adet ile Tanrı'nın tarifi doğrultusunda gemiyi inşa etti. Nuh, ilahi tasarının vekili edildiği halkasını yerine getirirken, halihazırdaki bilgiden faydalanmak konusunda çekince yaşamadı. Nuhtan önce gemi yapılmadığını düşünmemiz için bir sebep yok. Yaratılış Kitabı 6. bölüm 15. ayette Tanrı, Nuh'a tasarısının gerçekleşmesi için yapması gereken gemiyi tarif ederken bir takım uzunluk ölçüleri kullanıyor. Bu ölçüleri daha önce Tanrı mı koymuştu? Hayır. Peki Tanrı kendi tasarısı için başkalarının ortaya attığı bir adeti nasıl kullandı? Kullanır. Bunda da bir sorun yoktur. Peki 16. ayette güverteler yapılması buyurulduğunda Nuh 'acaba güverte nedir ki?' diye sordu mu? Hayır, çünkü buna gerek yok. Tanrı istediğini yaptırmak için, diğer insanların önceden yaparak adetleştirdikleri inşa tekniklerini kullandı. Güverte de bunlardan biriydi. Nuh'a güverte yapması buyurulduğunda o bunun ne demek olduğunu anladı.
Bunun gibi pek çok örnek verilebilir. Sizin yazdığınız da aynısıdır. Tanrı tasarısı için uygun görürse herhangi bir adeti kullanabilir. Bu gemi yapımında, miras paylaşımında aklınıza gelecek herşeyde olabilir. Eğer her tasarısı için her ilkeyi sıfırdan verseydi bu bizim için imkansız olurdu.
Ben böyle düşünüyorum ve ayetlerle tabletler konusunda bir sıkıntı görmediğim gibi, bu tablet çevirinizin, dönemle Kutsal Kitap'ın paralel bilgiler vermesi yani ayetlerin tarihi açıdan doğruluğuna kuvvetli bir delil olarak görüyorum. Böylece sizde tasarıya yaptıklarınızla bilmeden hizmet etmiş oluyorsunuz.
Vazifenizi hakkıyla yaptığınız için teşekkür ederim...
|
Bu kadar takılacak birşey yok, Çakma sözcüğpünü günlük dilde de sahte anlamında kullanıyoruz, Siz de Muhammed'in:Çakma ya da sahte peygamber olduğunu düşünmüyormusunuz (Eğer söylediğiniz gibi Hristiyansanız)?
Hakaret arıyorsanız, Organize dinler zaten insanlığa karşı en büyük hakarettir ve Bu Dinler yüzünden de insanlar sadece kırılmamış, işkence görmüş, öldürülmüşlerdir, Sizin dininizde En az islam kadar bu konuda sabıkalıdır.
Onun için boş verelim bunları.
|

14-02-2011, 16:41
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 20 Jan 2011
Mesajlar: 141
|
|
postal´isimli üyeden Alıntı
Nede güzel anlatmışsınız.Hiç anlatılan nuh'un gemisinin fiziksel özelliklerini inceledinizmi?Herşeyi maddenin fiziksel direncine,akışkanlar mekaniğine ,zamanın imkanlarına aykırı.Ama siz yinede işin içine tanrının gücünü katarak mümkün görürsünüz.Kutsal kitaplarda denilse idi bu gemi"karpuz kabuğundan",onada inanırdınız.
Bu masalın uydurulduğu çevrede hayvan çeşidide pek fazla bilinmiyordu.Bilinen hayvanlara göre 170x50x13 ebatlarında bir gemi fazlasıyla yeterdi.Fakat şimdi bu sayının çok fazla olduğunu biliyoruz.Her birinden birer çift.Birde bunların yemleri.Ayrıcada pek çok bitki(Ör.kaktüsler)sulu ortam veya su altında ölürler.Yani birde koca bitkiler aleminden her bir tür bitkiyi hesap edin.Tohum bile olsalar bayağı yer tutarlar.Sular çekilince hadi hayvanlar bir şekilde uygun ortamlarına gittiler.Peki bitkileri kim tek tek götürüp uygun topraklara iklimlere dikti.
İddianıza göre,tanrının tasarılardan esinlendiği mevzu var.Mutlaka zaman kavramı olmıyan tanrı zaman içinde gezerek kuşları yaparken uçaklardan,balıklarıda yaparken denizaltılardan esinlenmiştir.Tanrı insan fikirlerinden esinlendi diyerek inandığınız tanrınızıda küçük düşürüyorsunuz.
Çakma peygamber konusuna gelince,sizinkini anlatalım.Bir kere yaşadığı bile kesin değil.Ama yaşadıysada ait olduğu kabilesi ve kendisi gayet inançlı ve tutucu yahudilerdi.Varsa isa,yahudi doğdu,yahudi öldü.Hristiyanlık isanın ölümünden 3 yüz,4 yüz yıl sonra şekillendi.Otoriteye ihtiyacı olan Roma imparatorları,bu dini tasarlayıp,iyi ve tutulan bir şöhreti olan isayı üstüne oturttular.Hızlarını alamayıp,tanrı da yaptılar.Hemde üç tane.Kutsal kitabı bile 1000 sene sonra yapılan yarışmada seçildi.Ben bunları aslında boşa anlatıyorum.Çünki siz daha iyi ve teferruatlı biliyorsunuzdur bu konuları.Saygısızlık olmasın diye isaya çakma peygamber demiyorum.Hayali de demiyorum,sanal da.Siz anladınız.
Saygılar.
|
Sevgili kardeşim
Mesele sizinki bizim ki olayı değil. Sen bizimkinin (bu nasıl bir lafsa) yaşamadığını kabul et. Ben karışmam. Ama hakaret etmeyin. Muhammede'de de, İsa'ya da, Bahaullah'a da kim olursa olsun bari bu forumda hakaret etmeyin. Bana göre Muhammed gerçek bir peygamber değildir. Ama bu durum ona çakma dememizi gerektirir mi? Biz Muhammed için çakma filan demeyiz. Öyle ise Turan Dursun için aklına gelenleri söyleyen Süleyman Ateşi neden protesto ediyoruz? İkiyüzlülük yapmak kötüdür. Kurallar herkes için geçerlidir.
Kutsal Kitap yarışma ile filan seçilmedi ancak bu başlıkta konumuz bu değil. Başlık sahibine saygı ile bu konuya girmiyorum.
Bak şimdi ben yazımın en başında ne söyledim? 'Biz inanıyoruz ki' dedim. Sevgili kardeşim ben bir inanırım. Bilimadamı değilim ve bu söylediklerimi bulduğum tabletlere, formüllere dayandırmıyorum
Tanrı esinlendi demiyorum. Tanrı uygun gördüğü alet (alet derken illa çekiç vb. değil) ve adeti tasarısını gerçekleştirmek üzere istediği şekilde kullanır. Kimi zaman insanları da kullanır. O zamanda 'yahu bu insanı bilmem kim doğurmuştu Tanrı birini kullanacaksa en baştan yaratsın öle kullansın' mı demek lazım. Yaptığınızla diğerinin arasında fark yok. Zaten Tanrı insanlara konuşuyorsa, insanların anlayacağı ifadelerden, onların bildikleri şeylerden yola çıkar. Bilmedikleri ifadelerle nasıl yapacak? Yani Tanrı bir adeti ve aleti tasarısı için kullanmayı uygun görmüşse bunda hiçbir sakınca yoktur.
Bu durum aslında çok faydalı olmuş. Artık Tevrat'ın sahiden çok eskiye dayanan bir geçmişi olduğunu biliyoruz. Ne kadar güzel, hamdolsun. Ben gereken cevabı verdim. O cevapta amacım Nuh'un gemisini tartışmak değildi ki bu konuda konuşalım. Orada anlatılmak isteneni, anlamak isteyenler anlayacaktır.
Teşekkürler...
|

14-02-2011, 22:32
|
|
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Usa
Mesajlar: 3.977
|
|
Orada görüp görebileceğiniz tek şey var: Güneştanrısı Şamaş
Siz bir şeyi gerçekten yanlı anlıyorsunuz. Çünkü ölülere saygım var. Ama ölü üzerinden soygunculuk ya da sömürücülük asla doğru bir şey değildir.
Evet, size bu tartışmada anlatmak istediğim şey, kısaca bu idi. Bu nedenle "çakma" tabirini kimse için söylemedim. Yalnızca bu durumu (ölü üzerinden soygunculuk ve sömürgecilik) hatırlatmak istedim. Ayrıca makalemize bakarsanız, orada da peygemberden Hz. Muhammed olarak söz edildiğini görürsünüz. Fakat kimse kusura bakmasın; iş bu duruma geldiğinde, herhalde herkes benimle aynı fikirdedir, kimse kimseyi tanımaz. Yani siz, bu yolla sömürgecilik yapacaksınız ve karşı taraf da bunu seyredecek. Öyle mi? Yok öyle bir şey!
Şimdi, Süleyman Ateş'in, 17.06.2009'da Vatan gazetesindeki köşesinde, Turan Dursun'u 3 gündür dur durak bilmeden kötülemesi, hele hele Turan Dursun’un katledilmesi karşısında, “..öldürülmesine gerçekten üzüldüm...” ama “Allahın düşmanları tepelenecektir” demesi ve bunu yaparken Kuran'ı kullanması, onun kullandığı şey ne ise, onun kötüleneceğini bilmesi gerekiyordu.
Bunlar zannediyor ki, Kuran ile dünyayı anlamayı bırakın, evrende varolan herşey bunlardan sorulacak. Yapma yahu!
Hodri Meydan!
Makalemizdeki bulgular nedeniyle şüpheye düşen bazı arkadaşlarımız var. Bu arkadaşlarımızın karşı görüşleri özetle şöyledir:
kenos dedi ki: "Ben böyle düşünüyorum ve ayetlerle tabletler konusunda bir sıkıntı görmediğim gibi, bu tablet çevirinizin, dönemle Kutsal Kitap'ın paralel bilgiler vermesi yani ayetlerin tarihi açıdan doğruluğuna kuvvetli bir delil olarak görüyorum. Böylece sizde tasarıya yaptıklarınızla bilmeden hizmet etmiş oluyorsunuz."
toyya dedi ki: "Hangisi dogru babil mi ayetler mi...hadi ikiside dogru ee koz nedir ? birbirini taklit etme mi...yahu koz bu mu şimdi..taaa adem devrine git niye babile gidiyorsun...ademde aynı Allaha inanıyordu muhammed taklit etti gibi bir şey...geçin bu işleri yaa..."
kenos dedi ki: "Bu durum aslında çok faydalı olmuş. Artık Tevrat'ın sahiden çok eskiye dayanan bir geçmişi olduğunu biliyoruz. Ne kadar güzel, hamdolsun. Ben gereken cevabı verdim. O cevapta amacım Nuh'un gemisini tartışmak değildi ki bu konuda konuşalım. Orada anlatılmak isteneni, anlamak isteyenler anlayacaktır."
İşte hendek, işte deve... Eğer yok arkadaş, makalede söyledikleriniz yalan-yanlış diyen birisi varsa (ki müslümanların bunun üzerine mal bulmuş bir mağribi gibi atlayacaklarından emin olunuz) ya da makaledeki bulguları kendi tarafına yontan varsa (ki örneğin troyya şunu demişti: "yahu koz bu mu şimdi..taaa adem devrine git niye babile gidiyorsun...ademde aynı Allaha inanıyordu muhammed taklit etti gibi bir şey"), Medine'ye varan Hz. Dıhye'nin, Resûl-i Ekrem Efendimizin huzuruna çıkıp, olup bitenleri ve yolda başından geçenleri anlattıktan sonra Bizans İmparatoru Heraklius'un cevap mektubunda
"Ben, senin yanında bulunup, sana hizmet etmeyi, senin ayaklarını yıkamayı, ne kadar arzu ederdim."
dediği gibi artık bazı şeyleri göze alacağımızı vaat ediyoruz. Ayak yıkarız değil mi, arkadaşlar?
Fakat bu meydan okumaya karşı gelemiyorsanız, o zaman herkes kendi yoluna gider. Şahsen, ben bir zamanlar Mısır'da yaşanan ve İslam öncesinde de Arabistan'ın güneyinde yaşayan "Şemsoğulları (anlamı, Güneş'in oğulları)" gibi "Güneş Kültü"ne duhul edeceğim. Pardon, zaten avatarımın altındaki görüş bölümünde "Güneş Kültü" demişim.
Şimdi aşağıda bakın bakalım, orada Adem diye bir şey görünüyor mu? Peki orada Allah ya da peygamber var mı?
Unutmayın; bu sorulara aşağıdaki makaleyi okuduktan sonra yanıt vereceksiniz.
Hadi bakalım kolay gelsin!
Hammurabi stelasındaki Kral Hammurabi ve Güneş Tanrısı Şamaş
Babil sülâlesi içinde tarih bakımdan büyük önemi olan ilk kişi Hamurabi’dir. Onun kanunlarını belirten ünlü dikili taş da bugüne kalmıştır. Dikili taşın en üstünde, tahta oturmuş güneş tanrısının önünde dua eden bir kral vardır. Bu motif bir Sümer konusudur. Kral, tanrıdan aldığı esinle taşın üzerinde yazılı kanunu meydana getirmektedir.
Hammurabi stelası. Kral Hammurabi güneş tanrısı Şamaş'ın tahtının önünde. "Hammurabi Kanunları, M.Ö. 1760 civarı" Babil'in koruyucu tanrısı Marduk adına yapılan Esagila Tapınağı'na dikilen bir taş üzerine Akatça dilinde yazılmıştı. Hammurabi, kendisine bu kanunları yazdıranın güneş tanrısı Şamaş'ın olduğunu söylemiştir. Dolayısıyla kanunlar da tanrı sözü sayılıyordu!
Güneş Tanrısı Şamaş’ın önünde bulunan Hamurabi, başı üstünde kenarları köşeli bir başlık ya da peruka taşımakta, üstünde de bir omzunu açıkta bırakan bir elbise bulunmaktadır. Tanrının üstünde enlemesine pileli bir eteklik, belden yukarısında gene bir omzunu açıkta bırakan bir elbise vardır. Başında da bir külah üzerine sucuk biçiminde sargısı bulunan kavuk görülüyor. Hamurabi Dikili Taş’ı üzerinde görülen bu sahne, heykel icrası bakımından ifadeli ve yumuşak bir modleye sahiptir. Ancak bu rölyefte biz savaş ya da zafer sahnesi görmüyoruz. Fakat Hammurabi, Tanrı önünde tapınma hareketinde bulunan bir kral da değildir. Burada Hamurabi’nin Tanrı önündeki hali, krala bilgi veren bir başbakanın duruşu gibidir. Her iki figürün üzerindeki elbise, vücutlarına toplu bir bütünlük ifadesi veriyor. Kralın elbisesi, enerjik bir hareketin hatlarını kuvvetlendirmektedir. Yüzdeki ifade arkaik değil, ayrıntılara gidilmiş kişisel bir portre incelemesidir. Rölyefin bir çerçeve içine yerleştirilmemesi ve figürlerin serbest olarak düzenlenmesi, aynen Naramsin’in Dikili Taş’ındaki düzen ile Cemdet-Nasr’ın yüksek çıkıntılı anlatımını yansıtır. Hamurabi kanununun yazılı olduğu taşın üzerindeki bu rölyef, derinlik duygusuna, doğa gözlemine dayanılarak yapılmış bir çalışmadır ve kişisel bir anlatım içindedir. Sami-istil anlatımı dışında kalan bu çalışma tarzı, gelenek ile bağlantılı görülmektedir. Bu gelenek yani arkaik olmayan çehre modlesi, bilhassa gözlerde, burunda ve aşağı doğru uzanan sakaldadır.
Kaynak: Adnan Turani, Dünya Sanat Tarihi.
Peki, size göre, Me and Hammurabi Stele resminde gördüğünüz gibi (yani bu resimdeki çocuk da bizim gibi Hammurabi ve Şamaş'ın kim olduğunu anlamaya çalışıyor ya da bunların kim olduklarını biliyor da, ötesindeki şeyleri araştırıyor), Hammurabi ve Şamaş kimdir: Kral, Peygamber, Allah, Tanrı,...?
|

14-02-2011, 23:48
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 24 Aug 2006
Bulunduğu yer: Ben anadolunun her karış topragindan, suyundan, güneşinden ve havasından doğdum, ben anadoluyum...
Mesajlar: 1.692
|
|
Heh he, hangi peygamberi, zaten olmayan Allah göndermiştir ki? Bence gelmiş geçmiş Ben Peygamberim diyen peygamber sürüsünün tamamı sahte, hatta SAHTE-KAR dır.
Bedenimin her zerresi Anadoludur. Ben anadolunun her karış topragindan, suyundan, güneşinden ve havasından doğdum, ben anadoluyum...
|

14-02-2011, 23:50
|
 |
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 19 Aug 2008
Mesajlar: 1.186
|
|
walla´isimli üyeden Alıntı
Heh he, hangi peygamberi, zaten olmayan Allah göndermiştir ki? Bence gelmiş geçmiş Ben Peygamberim diyen peygamber sürüsünün tamamı sahte, hatta SAHTE-KAR dır.
|
tarih sahtekar o zaman...babil neye göre doğru...bana göre sana göre...oldu böyle bilgi mi olur ?
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:30 .
|